+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD
 Son Mesajlar

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
 21 
 : Şubat 17, 2015, 01:44:31 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

CİHAD VE KURAN-I KERİM

http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-cihad-ile-ilgili-ayetler.html


Kuranda cihad ile alakali tahmini 60 ayet geçiyor

2:190 -   Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanla rı sevmez.

2:194 -   Hürmetli ay hürmetli aya ve bütün hürmetler birbirine karşılıktır. O halde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyle saldırın da ileri gitmeye Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahipleri yle beraberdi r.

2:216 -   Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversini z, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsin iz.

2:218 -   Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

2:246 -   Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenleri ne! Hani onlar, bir peygamber lerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendileri ne farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.

3:157 -   Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.

3:195 -   Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirini zdensiniz . Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetler e de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır".

3:200 -   Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

4:71 -   Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirini zi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz.

4:74 -   O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.

4:75 -   Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memlekett en çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

4:76 -   İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarl arına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

4:77 -   Kendileri ne, "Elleriniz i savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenle ri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlard an, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."

4:84 -   (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusu n. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.

4:89 -   Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileri yle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin . Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin .

4:95 -   Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar la Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar . Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyl e, oturanlar dan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.

4:101 -   Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

4:102 -   Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunl ar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

4:104 -   Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsa nız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyece kleri şeyleri umuyorsun uz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir .

8:15 -   Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

8:16 -   Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenm ek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemd ir, orası da ne kötü bir akıbettir.

8:39 -   Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür.

8:45 -   Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.

8:60 -   Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktiri n ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah'ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.

8:65 -   Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredece k yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirl er.

8:66 -   Şimdi Allah sizden yükü hafiflett i ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredece k yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenl erle beraberdi r.

8:67 -   Hiçbir peygamber in, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersini z, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.

9:14 -   Onlarla savaşın ki Allah, sizin elleriniz le onların cezasını versin ve ...onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.

9:16 -   Yoksa siz hep kendi halinize terk olunacağınızı mı sandınız? Allah'ın, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Resulü'nden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer aramayanl arı görmediğini mi (zannediyo rsunuz)? Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

9:19 -   Siz hacılara su dağıtma ve Mescid-i Haram'ı imar etme işiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsu nuz? Bunlar Allah katında eşit olamazlar . Allah zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez.

9:20 -   İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirl er. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.

9:24 -   Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.

9:25 -   İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.

9:26 -   Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetin i (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budur.

9:29 -   Kendileri ne kitap verilenle rden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekle ri hale gelinceye kadar savaş yapın.

9:38 -   Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydir.

9:39 -   Eğer topluca savaşa katılmazsanız, O sizi acı bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O'na zerrece bir zarar veremezsi niz. Allah'ın herşeye gücü yeter.

9:41 -   Ey müminler! İster hafif techizatl a, ister ağırlıklı olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseni z böylesi sizin için daha hayırlıdır.

9:42 -   Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerd i. Fakat o meşakkatli yolculuk kendileri ne uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, "Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık." diyerek Allah'a yemin edecekler, nefisleri ni helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice yalancıdırlar.

9:46 -   Eğer sizinle beraber cihada çıkmak isteseler di, elbette onunla ilgili olarak bir takım hazırlıklar yaparlardı. Fakat Allah davranmal arını istemedi de onları yoldan alıkoydu ve (kendileri ne): "oturun oturanlar la beraber" denildi.

9:47 -   Eğer içinizde sizinle beraber cihada çıkmış olsalardı, bozguncul uk etmekten başka şeye yaramayac aklardı ve aranıza fitne sokmak için uğraşacaklardı. İçinizde onların laflarına kanacakla r da vardı. Allah, o zalimleri iyi bilir.

22:39 -   Kendileri ne savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.

22:40 -   Onlar "Rabbimiz Allah'tır" demelerin den başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmese ydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir . Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir).

22:78 -   Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamber in size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibiniz dir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!

29:69 -   Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananl arla beraberdi r.

47:4 -   Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirini zle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerin i asla boşa çıkarmaz.

47:7 -   Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.

47:20 -   İman edenler: "Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse ." derlerdi. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredili nce kalplerin de hastalık olanların ölüm korkusuyl a baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.

47:35 -   Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdi r. O sizin amellerin izi eksiltmey ecektir.

48:16 -   A'rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.

48:17 -   Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah'a ve peygamber ine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetler e sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.

48:22 -   Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazla rdı.

48:25 -   Onlar inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretin izi ve bekletile n kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdi r. Eğer kendileri ni henüz tanımadığınız mümin erkeklerl e, mümin kadınları bilmeyere k ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Diledikle rine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirind en ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

49:9 -   Eğer müminlerden iki grup birbirler iyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananl arı sever.

60:8 -   Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmak tan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.

60:9 -   Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.

60:11 -   Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimette n, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

61:4 -   Allah, kendi yolunda kenetlenm iş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

61:11 -   Allah'a ve Resulüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseni z sizin için en iyisi budur.

66:9 -   Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemd ir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!

.

 22 
 : Şubat 17, 2015, 09:58:24 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
HILFÜL FÜDUL CEMİYETİ

AHMET HÜSEYİN FIRATOĞLU

FORUM YENİGÜNEŞİSLAM 2010 İSTANBUL


PEYGAMBERİMİZ HİLFUL FÜDUL CEMİYETİNDE

SALİH SÜRUÇ

http://www.resulullah.org/peygamberimiz-hilful-fudul-cemiyetinde

Peygamber Efendimiz, yirmi yaşında.

Son Ficar Harbi’nde, çok kimse hayatını kaybetmiş, oluk oluk kan akmıştı. Bununla, Arap kabileler i arasındaki düş­manlık duygusu daha da bilenmişti. Her an basit sebepler yüzünden büyük hadiseler çıkabilir, adam öldürülebilir, kabileler birbirine saldırabilir durumuna gelinmişti.

Mekke’de, dışarıdan gelen yabancılar için can, mal ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı. İsteyen, istediği yabancının malını alıyor, karşılığında tek kuruş ödemiyordu. Âciz ve güçsüzler her türlü zulme maruz kalıyor ve bun­lara karşı koyma cesaretin i gösteremiyorlardı.

Bu vahşet saçan manzaraya bir çare bulunması gerekiyor du. İnsanlık haysi­yetine yakışmayan bu hareketle rin önüne geçilmeliydi. Fakat ne yapılmalıydı? Ne yapılabilirdi?

Namus ehlinin, haksızlık karşısında vicdanı ızdırap duyanların, cemiyetin emniyet ve âsâyişini düşünüp duranların halletmek istedikle ri meseleler di bunlar!

Zebidlini n Gasp Edilen Malı!
Bardağı taşıran son damla, Yemen’in Zebid kabilesin den birinin bir deve yükü malının, şehrin ileri gelenleri nden Âs. b. Vâil tarafından gasp edilmesi hadisesi oldu.

Zebidlini n yardım istemek maksadıyla çaldığı her kapı, yüzüne kapatılı­yor­du. Sonunda, Ebû Kubeys dağına çıkarak, uğ­radığı zulüm ve hakareti Ku­reyş­li­lere yüksek sesle bildirmey i denedi ve bu yüksek tepeden şehir halkını yar­dı­ma çağırdı.[1]

Bu davet, cemiyetin perişan halini düşünen kafaları uyandırdı. Derhal bir araya toplanara k, bu yolsuzluk lara, bu gayri­meşru davranışlara çare aramaya koyuldula r. Bu konuda başı çeken ve Mekke’nin hatırı sayılır büyüklerini bir araya getirmeye teşebbüs eden ilk şahıs, Peygamber imizin amcası Zübeyr ol­du.[2]

Hâşim, Muttalib, Zühre, Esed, Hâris, Teymoğullarının ileri gelenleri nden bir­çoğunun iştirakıyla, Mekke’nin zengin, itibarlı ve en yaşlısı sayılan Abdul­lah b. Cüd’a’nın evin­de toplanıldı ve “Hılfu’l-Fudûl” cemiyeti kuruldu.

Uzun uzadıya konuşup tartışıktan sonra, şu maddeleri karar altına aldılar:

1. Mekke’de —ister ehlinden, ister dışından olsun— zulme uğramış kimse bırakılmayacaktır.

2. Bundan böyle Mekke’de zulme asla meydan verilmeye cek, zâlime asla müsamaha ve fırsat tanınmayacaktır.

3. Mazlumlar zâlimlerden haklarını alıncaya kadar, mazlumlar la beraber hareket edilecekt ir.[3]

Cemiyet üyeleri, bu ahitleri üzerinde sebat edecekler ine dair de şöylece ye­minde bulundula r:

“Denizleri n bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hira ve Sebir dağı yerlerind en silinip gidinceye, Kâbe’de istîlâm ibadeti [Kâbe’nin tavafı sı­ra­sında Hacerü’l-Esved’e el sürülmesi ve izdiham dolayısıyla bizzat el sürü­lemiyorsa uzaktan selamlama işaretinin ya­pılması] ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz.”[4]

Kurulan bu cemiyete “Hılfu’l-Fudûl” adı verildi.

Sebebi şöyle izah ediliyor:

“Hilf” yemin, “Fudûl” ise fâzıllar demek.

Mekke’de bulundukl arı bir sırada Cürhümî kabilesin den Fazl isminde iki ki­şi ile Katüra kabilesin den Fudayl adında biri, “şehirde, zulme ve tecavüze mey­dan vermemek” hususunda yeminde bulunmuşlardı.

Ku­reyş ileri gelenleri de, bunlara benzer sebeplerd en dolayı bir araya gelip karar aldıklarından, “Fâzıllar” hadisesin i hatırlama babında bu cemiyete “Hılfu’l-Fudûl” denildi.[5]

Cemiyetin ifa ettiği ilk iş, Yemenli Zebidlini n, ticaret mak­sadıyla getirdiği malın Âs b. Vâil’den geri alınması oldu.

Sevgili Peygamber imiz de, henüz yirmi yaşında bir genç olmasına rağmen, yaşlılardan teşekkül eden bu cemiyete amcalarıyla birlikte katılmış ve zulme karşı birleşmede oyunu müspet olarak kullanmıştır.

Bu, Efendimiz in genç yaşından beri derin düşünceye sahip olduğunun, zulme karşı nefret duyduğunun ve henüz o zamandan be­ri kavmi ve kabilesi arasında büyük bir itibara sahip bulunduğunun ifadesidi r.

Şefkat ve merhamet timsâli zât, elbette peygamber likle vazifelen dirilmede n evvel de mazlumun imdadına koşacak, bu hu­susta gösterilen gayretler e yar­dımcı olacaktır. Çünkü o, “güzel ahlâkı tamamlama k” maksadıyla gönderil­mişti. Öyle ise, güzel ahlâka vasıta olan her gayrete ken­di­si de katılacaktı.

Nitekim kendileri ne İlâhî risâlet vazifesi verildikt en son­ra da, mezkûr ce­miyete katılmış olmaktan duyduğu mem­nuniyeti şu ifadelerl e beyan buyura­caktır:

“Abdullah b. Cüd’a’nın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum. Bence o yemin, kırmızı tüylü develere sa­hip olmaktan daha sevimlidi r! Ben, ona İslamiyet devrinde bile çağrılsam icabet ederim.”[6]

Resûl-i Ekrem Efendimiz in bu sözü, günümüz Müslümanları için de bir öl­çüdür: Zulme ve ahlâksızlığın her tür­lüsüne karşı, isim ve şekli ne olursa ol­sun, mücadele ve­ren teşekkül ve cemiyetle re yardımcı olmak...


_________ _________ _________ _________ _________ _________ _________ __

[1] Süheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 1, s. 91.
[2] İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 128; Süheylî, a.g.e., c. 1, s. 91.
[3] İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 141; İbn Sa’d, a.g.e., c. 1, s. 129; Süheylî, a.g.e., c. 1, s. 93.
[4] İbn Sa’d, a.g.e., c. 1, s. 129; Süheylî, a.g.e., c. 1, s. 93.
[5] İbn Hişam, a.g.e., c. 1, s. 142; İbn Sa’d, a.g.e., c. 1, s. 129.
[6] İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 141-142; İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 129; Süheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 1, s. 94; İbn Kesir, Sîre, c. 1, s. 261.

Yazar:
Salih Suruç



Hılful Fudul
Vikipedi, özgür ansiklope di
 
Atla: kullan, ara
Hılful Fudul veya Hilful fudul, (Arapça: حلف الفضول‎ Türkçesi: Erdemlile r ittifakı ). 580'li yıllarda Arap kabileler i arasında süregelen savaşlar sonucunda ortaya çıkan anarşi ortamında, can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi gibi amaçlarla, toplumda sözü geçen, saygın ve iyi niyetli kişilerin önderliğinde kurulan ve Muhammed'in de bir ara toplantılarına katıldığı barış cemiyeti.

Erdemlile r ittifakı sadece tarihsel bir kurum değil, aynı zamanda, farklı dünya görüşlerine sahip olsalar da, temel ahlâkî ilkelerde anlaşan insanların zulmü engelleme k için uzlaşmalarının bir toplumsal zorunlulu k olduğunun ifadesi olarak değerlendirilmektedir.[1]

Antlaşma yemini şöyledir.

1-Mekke’de, ister oranın halkından olsun isterse dışarıdan gelen insanlard an olsun, bir kişinin zulme uğradığını gördükleri zaman onunla birlikte olacaklar dı.

2-Mazlumun hakkı zalimden alınıncaya kadar zalimin karşısında olacaklar dı.Başka bir ifadeyle mazluma hakkı iade edilincey e kadar mazlumla bir tek el gibi –yekvücut- olacaklar dı.

3-Deniz, bir tek tüyü ıslatıncaya kadar, Sebir ve Hıra dağları yerlerind e kaldığı müddetçe ve maişette(mali durumda) tam bir eşitlik sağlanana dek bu maddeler geçerli olacaktı.[kaynak belirtilm eli

]




Önderimiz Örneğimizdir Sadullah Ergün

http://www.enfal.de/itarih45.htm

Hılfu'l-Fudul Antlaşması

 

İbnu Hişam, İbnu İshak'tan naklen şöyle diyor: "... Bir antlaşma yapmak üzere Kureyş kabileler i birbirler ini davet ettiler ve Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde toplandılar. Şerefine ve yaşına hürmeten toplantı onun yanında yapıldı. Haşimoğulları, Muttaliboğulları, Esed ibnu Abdiluzza, Zühre ibnu Kilab ve Teym ibnu Mürre gerek Mekke halkından, gerek Mekke dışından oraya gelen biri zulme uğradığında onun yanında yer alacakları konusunda yemin ettiler. Zulmü defedince ye kadar zalimin karşısında dikilecek lerdi. İşte bu antlaşmaya Kureyşliler, Hılfu'l-Fudul adını verdiler." (1) İbnu İshak diyor ki: "Muhammed ibnu Zeyd ibni Muhacir'in Talha ibnu Ubeydilla h ibni Avf'tan onun da Zühri'den rivayet ettiğine göre Zühri, Resululla h (s.a. s.)'in şöyle dediğini duymuştur: "Ben Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde yapılan bir antlaşmada hazır bulundum. Böyle bir toplantıda hazır bulunmam benim için kırmızı develere sahip olmamdan daha sevimlidi r. İslam'da da böyle bir antlaşmaya davet edilsem yine icabet ederim." (2)

Süheyli diyor ki: "Humeydi'nin Süfyan'dan, onun Abdullah'tan, onun da Hz. Ebu Bekir'in Muhammed ve Abdurrahm an isimli iki oğlundan rivayet ettiği şu hadisi şerif yukarıdakinden daha kuvvetli ve evladır: "Ben Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde yapılan bir antlaşmada hazır bulundum. Eğer İslam'da böyle bir antlaşmaya davet edilseydi m kabul ederdim. Orada, hakları alıp sahipleri ne iade etmek ve zalimin mazlumu ezmesine engel olmak üzere ahitleştiler."

Hılfu'l-Fudul antlaşması Ficar savaşından sonradır. Çünkü tercih edilen rivayete göre Ficar Savaşı, Resululla h (s.a.s.)'ın on yaşlarında olduğu sırada Şaban ayında gerçekleşmişti. Hılfu'l-Fudul ise, peygamber likten yirmi yıl önce Zilkade ayında meydana gelmiştir.

Arap kavmi arasında en şerefli antlaşma olarak kabul edilen antlaşma işte bu antlaşmadır. Bu fikri ilk defa ortaya atan ve insanları böyle bir antlaşmaya ilk davet eden Zübeyr ibnu Abdilmutt alib'dir.

 

Hılfu'l-Fudul Antlaşmasının Sebebi

Hılfu'l-Fudul antlaşmasını hazırlayan gelişme şu olay oldu: Zübeyd oğullarından bir kişi Mekke'ye ticaret malı getirmişti. As ibnu Vail onu satın aldı. Fakat hakkını vermedi. Bunun üzerine Zübeyd oğullarından olan kişi daha önce anlaşmalı olduğu kabileler in ileri gelenleri ne müracaat etti. Fakat onlar kendisine yardım etmekten çekindiler ve onu kovdular.

Zübeydi başına gelen bu bela üzerine Ebu Kubeys dağının tepesine çıktı. O sırada Kureyşliler Kabe'nin çevresinde kendileri ne ait localarında bulunuyor lardı. Zübeydi yüksek sesle şöyle bağırdı:

"Ey Fihroğulları! Bir mazluma yetişin.

Mekke'nin ortasında malı elinden gitti.

Ey toplananl ar! Kabe'de grup grup

Umresini yapamayan perişan bir ziyaretçi var.

Ey Hicr ile Haceru'l-Esved arasında toplananl ar!

Bu mukaddes yer, keremini tamamlaya nlarındır.

Günahkar ve zalim kişinin elbisesi,

Ona saygı ve asalet vermez."

Bu çağrı üzerine Zübeyr ibnu Abdilmutt alib ayağa kalkarak: "Bu işin peşi bırakılmaz" dedi. Sonra Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde toplandılar. Ev sahibi onlara yemek hazırladı. Haram aylardan olan Zulkade ayında antlaşma yaptılar. Zalime karşı mazlumun yanında birlik halinde bulunacak ları ve zalimden hakkını alıp mazluma iade edinceye kadar mücadele edecekler i üzere Allah'a söz verdiler. Sonra yürüyüp As ibnu Vail'in yanına gittiler. Satılan malın karşılığını kendisind en çekip aldılar ve sahibine verdiler." (3)

Abdurrahm an ibnu Avf (r.a.) Resululla h (s.a.s:) efendimiz in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Amcalarımla birlikte İyi Kişiler Antlaşması'nda bulundum. O zaman daha genç yaştaydım. Bu anlaşmayı bozmam karşılığında kırmızı develerim in olmasını istemem (yani karşılığında kırmızı develer verilse de yine bu anlaşmayı bozmak istemem.)." (4)

 

Hılfu'l-Fudul Antlaşmasından Çıkarılacak Önemli Bazı Dersler

1. Zulüm ve şirkin insanları kuşattığı zamanlard a Allah (c.c.) o zulüm ve şirki kaldırmak için peygamber ler göndermiştir. Peygamber ler ve onlara iman edenler, yeryüzünde zulüm ve şirk kalmayıncaya kadar zulüm yuvaları ve şirk müesseseleriyle mücadele etmeyi kendileri ne prensip edinmişlerdir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) daha peygamber likle görevlendirilmeden "mazlumun yanında durmak ve zalimin karşısında direnmek" maddesind en ibaret olan dolayısıyla hem cahiliye devrinde hem de İslam'da büyük önem taşıyan Hılfu'l-Fudul antlaşmasına katılmıştır. Resululla h (s.a.s.) peygamber likle görevlendirildikten sonra da hep mazlumun yanında yer almış zalimin karşısına çıkmıştır. Nitekim Resululla h (s.a.s.) henüz zayıf durumda olduğu Mekke döneminde Ebu Cehil tarafından malı gasp edilerek zulme uğrayan ve baş vurduğu her kapının yüzüne kapatılması sonucunda çaresiz duruma düşen bir yabancının hakkını ondan almıştır. Ayrıca Resululla h (s.a.s.)'ın zulme uğrayan sahabiler ine ilk hicret mekanı olarak Habeşistan'ı tercih etmesinin sebebi orada zulmün olmamasıydı. Kısacası Resululla h (s.a.s.) hayatı boyunca mazlumun yanında zalimin karşısında olmuştur. Resululla h (s.a.s.)'den sonra yeni bir peygamber gelmeyeceğine göre peygamber lerin varisleri olan gerçek alimlerin zulme karşı mücadelede halka önderlik ve rehberlik yapmaları ve halkı zulüm hakkında yeteri kadar bilgi sahibi kılmaları gerekmekt edir. Resululla h (s.a.s.)'in zulümle mücadele metodu Kitap ve sahih sünnet kaynaklarımızda mevcuttur . Şu asrımızda zulmün karanlığının her tarafı kapladığı herkes tarafından bilinmekt edir. Zulmün karanlığını dağıtabilmek için Müslümanların mutlaka tekrar Kitap ve sünnetin etrafında toplanmal arı ve diğer meseleler de olduğu gibi zulme karşı mücadele etmede de Resululla h (s.a.s.)'in Kur'an ve sünnette belirtile n mücadele metoduna göre hareket etmeleri gerekmekt edir.

 

2. Resululla h (s.a.s.)'in kendi kavmi içindeki olaylara karıştığını görmekteyiz. Resululla h (s.a.s.) Hılfu'l-Fudul antlaşmasına katıldığı gibi ondan yaklaşık on yıl önce de kabileler arasında vuku bulan meşhur Ficar savaşına katılmıştır. Resululla h (s.a.s.)'in daha gencecik yaşta kavmiyle haşir neşir olması ve olayların içinde bulunması onun dürüst ve "emin" lakabını kazanmasına vesile oldu. Kitap ve sünnetin ihyası için gece gündüz demeden çalışan günümüz davetçilerinin de mutlaka halkla kaynaşmaları, onlarla haşir neşir olmaları, onların dertleriy le dertlenme leri ve yararlı gördükleri her türlü etkinliğe katılmaları gerekmekt edir. İnsanların arasına inmeyen bir davetçi halkın dert ve sorunlarını bilemeyec eği gibi onlara hiçbir yarar da sağlayamaz.

 

3. Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyurmakt adır: "Zulmedenl ere meyletmey in. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz." (Hud, 11/113) Mealini verdiğimiz bu ayetten anlaşıldığı üzere değil zulme iştirak etmek, zulme meyletmek dahi çetin bir azaba yakalanma nın alametidi r. Ayrıca yukarıda mealini verdiğimiz ayetin, hakkında "Hud suresi beni kocalttı" anlamındaki hadisi şerif bulunan "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" mealindek i ayetten hemen sonra gelmesi ayrı bir anlam taşımaktadır. Kur'an-ı Kerim'de zulüm manasına gelen kelimeler in dışında sadece zulüm kelimesi ve ondan türeyen kelimeler yaklaşık 300, Kütübi Tis'a'da ise tekrarlar la birlikte yaklaşık 467 kere geçmektedir ki, bu da İslam'ın zulme ne kadar karşı olduğunu göstermektedir. Ayrıca bilindiği üzere İslam'da bir halifenin bulunması farzdır. Bunun da iki ana sebebi vardır: Biri, dini muhafaza etmek; diğeri, mazlumlar a yardımcı olmak ve onların haklarını korumak. Bütün bunlar zulmün ne kadar menfur ve çirkin olduğunu göstermektedir.

 

4. Resululla h (s.a.s.) "Mazlumun yanında zalimin karşısında olmak" maddesini içeren daha doğrusu sadece bu maddeden ibaret olan Hılfu'l-Fudul gibi bir antlaşma hakkında "şimdi de davet edilsem icabet ederim" buyurarak o antlaşmayı övmüştür. Günümüz Müslümanlarının Resululla h (s.a.s.)'in o sözlerine kulak vermeleri ve o sözler ışığında benzer meseleler e yaklaşmaları gerekir. Çünkü mazlumun yanında durmak ve zalimin karşısına dikilmek ancak gerçek müminlerin kârıdır. Dolayısıyla kimden sadır olursa olsun ve kime yapılırsa yapılsın zulüm zulümdür. Başka bir adı da yoktur. Müslümanlara düşen görev zulme dur deyip zalimin zulmüne engel olmaktır. Şayet olamıyorlarsa en azından dile getirmele ri ve yazmaları gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, zalimin zulmüne karşı sessiz kalmak zulmü dolaylı bir şekilde benimseme k demektir.

Şunu da unutmamak gerekir ki mazlumun dini sorulmaz. Her şeyden önce ona yapılan zulme engel olmak lazımdır. Binaenale yh, mazlumun yanında olmak, onun hakkını aramak ve korumak ve zalimin zulmüne engel olabilmek amacıyla atılan her adımı desteklem ek ve bu doğrultuda yapılan ciddi davetlere icabet etmek, bunu yaparken de şahsi çıkarları ve ırki saikleri hiçbir zaman ön plana çıkarmamak gerekmekt edir. Zulme uğrayan Kürt ,Türk, Arap ya da başka bir ırktan olabilir. Zulüm oklarının düştüğü yer Irak Kürdistan'ı veya Bosna-Hersek, Çeçenistan, Cezayir, Filistin ya da Keşmir olabilir. Gerçek Müslümanların görevleri hakkı haykırmak, yapılan zulmü dile getirmek ve bir ırka veya bir bölgeye karşı gösterdikleri hassasiye ti diğer bölgelere karşı da göstermektir. Zira Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de mealen: "Mü'minler ancak kardeştirler." (Hucurat, 49/10) buyuruyor . "Ancak Kürtler veya Türkler ya da Araplar kardeştir" demiyor. Resululla h (s.a.s.) bir hadisi şerifte mealen: "Müminler, birbiriyl e kenetlenm iş bir duvarın kerpiçleri gibidirle r" diyor. "Kürtler veya Araplar ya da Türkler birbirler iyle kenetlenm iş bir duvarın kerpiçleri gibidirle r" demiyor. Şu halde kamil bir Müslüman, insanlar ve bölgeler arasında asla ayırım yapamaz ve herhangi bir halka veya bir bölgeye yapılan zulmü kendi halkına ve kendi bölgesine yapılmış gibi kabul eder. Şu hakikati dile getirmede n geçemeyeceğim: Şuurlu Müslümanların kamuoyunu n hakimiyet ini ellerinde tutan ve yıllardır kendimin de abone olduğu İslami bazı gazeteler ve bu gazeteler de yazılar yazan kamuoyund a ün yapmış bazı köşe yazarları Bosna'ya, Keşmir'e, Çeçenya'ya vb. yerlere karşı duydukları ilgi ve gösterdikleri hassasiye ti (ki, bunu takdirle karşılıyorum) bugüne kadar Müslüman Irak Kürdistanı'na daha doğrusu Müslüman Kürt halkına karşı göstermemişlerdir. Irak Kürdistanı'ndaki İslami çalışmalar hususunda dahi buradaki halkı aydınlatmamışlardır. Söz konusu gazete ve yazarların orada yaşayanların dertlerin i dile getirmele ri ve o dertlere çare aramaları gerekirke n maalesef: "Aman dikkat! Kuzey Irak'ta Amerika ve İsrail güdümünde bir Kürt devleti kuruluyor" veya: "İsrail'in Kürt kartı" başlığı altında sayfalar dolusu dizi yazılar yazdılar ve o yazılarda -doğru da olabilir yanlış da- bazı şahsiyetleri itham altında bıraktılar. Kerkük ve çevresinde Amerikan ve İsrail güdümlü bir Türkmen devleti kurulsaydı acaba aynı alerjiyi duyacakla r mıydı? Doğrusu merak ediyorum ve yine daha önce kurulmuş olan bazı bölge ülkeleri Amerika ve İsrail güdümünde değiller mi? Ve sabah akşam İsrail'i tesbih ederek kalkıp oturmuyor lar mı? Ama sıra Kürtlere gelince kıyametler koparılıyor. Evet. Amerika ve İsrail'in ajanları bölgede cirit atıyor ve ciddi bir oluşumun peşindeler ama buna sebep olan nedir? Bana kalırsa Müslümanların bölgeye karşı ilgisizliği ve oraya kardeş elini uzatmamal arıdır. Tabii ki bölge ülkelerinin izledikle ri siyaset de büyük rol oynamakta dır. Ben ister Irak Kürdistanı'nda ister başka yerde olsun Amerika ve İsrail'in destekled iği herhangi bir oluşuma karşı olduğumu ve ister Kürt ister Arap ister Türk olsun zulme uğrayan herkesin yanında ve zalimin karşısında olduğumu ve zulmü kaldıracak Hılfu'l-Fudul gibi antlaşmaları destekled iğimi bir Müslüman olarak burada ilan ediyorum.

 

Dipnotlar:

1. İbnu Hişam Sireti

2. A.g.e.

3. Bkz. Münir Gadban, Resululla h'ın Hayatı ve Metodu, Risale, İst., C. 1, sh. 93-95,

4. Buhari, el-Edebu'l-Mufred, 567 (el-Edebu'l-Mufred, Buhari'nin el-Cami'u's-Sahih'ten ayrı müstakil bir kitabıdır); İbnu Hibban, el-Mevârid, 2062; Hakim, 2/220, Tefsir. Hakim: "İsnâdı sahihtir, ancak Buhari ve Müslim Sahih'lerine almamışlardır" demiş Zehebi de ona muvafakat etmiştir. Ahmed ibnu Hanbel, 1/190-193; İbnu Hacer el-Heysemi, Mecmeu'z-Ze-vaid, 8/172

 

 

Kaynak: http://www.davetci.com/

 23 
 : Ocak 23, 2015, 05:20:43 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin



AKIL VE İSLAMİYETİN KURTULUŞU

FORUM MAVİSİYAHLIK İSTANBUL 2010

SALİH MEHMET REMZİOĞLU


http://www.hatice-kubra.tr.gg


Selamün aleyküm kardeşlerim
Akıl ve İslamiyetin kurtuluşu isimli yazıyı
İslamiyetin yeniden parlak devirleri ne geri dönmesine özlem
Ve müslümanların çilelerden kurtulmasına duyduğumuz hasret için
Kaleme alma ve aklın öneminden bahsetme gereğini duydum
Osmanlıdan sonra aklın bazı müslümanlar tarafından reddedilm esiyle birlikte
Aklın hakimiyet inin müslümanların dışındaki güçlere devredilm esiyle birlikte
Yine Allahın verdiği aklı kullanara k dünyaya hakim olmayı başaranların
İslamiyete ve müslümanlara daha fazla zarar vermesind en korktuğum için 
Daha doğrusu yine müslümanların iyiliği için kaleme aldım
Varsa bir hatamız şimdiden bağışlayınız
Bizde hatalıyızdır elbette affediniz kardeşlerim
İslamiyetin yücelmesi için çalışan Müslümanları tenzih ederim
Amacımız müslümanları eleştirmek değildir
Bizlerde müslümanız ve tüm müslümanların çilesini
Bizlerde müslüman olduğumuz için birlikte çekiyoruz
Bazı önemli anektodla rı yazmak istiyorum
Müslümanlar ve islamiyet için yükseliş devirleri ni bilirsini z
Bu dönemler aslında mğslümanların Allahın verdiği aklı
Kullandıkları dönemlerdir
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz in
Devlet adamı olduğu Asr-ı Saadet dönemi bir yükseliş dönemidir
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Uhud Hendek Bedir Hayber Mute ve Mekkenin fethi savaşlarında
Allahın verdiği aklını kullanmıştır ve İslam için savaşmıştır
Yani Allahın verdiği aklı reddedere k
Sadece dua ederek ve herşeyi Allahtan dileyerek
Allahın yapmasını isteyerek beklememiştir
İslamiyetin yayılması için
Bilakis hem dua etmiş hemde kendisi çalışmıştır
Emek harcamıştır ve savaşmıştır 
Asrı saadet dönemi işte böyle bir yükseliş dönemidir
Endüsüs Emevi dönemi yine bir yükseliş dönemidir
Osmanlı Devletini n hakim olduğu dönem yine bir yükseliş dönemidir
Kanuni devriyle birlikte yükseliş durmuştur
Abdülhamitin devrilmes iyle ise Osmanlı düşüşe geçmiştir
Ve Osmanlıdan sonra Müslümanlar ve islamiyet için
Karanlık çağlar yaşanmaya başlanmıştır yükseliş tamamıyla durmuştur
Bunun sebepleri nden biride elbette sudurki
Bazı müslümanların Allahın verdiği aklın gücünü reddetmel eridir
Allahın verdiği aklın önemiyle ilgili bir kaç örnek vermek istiyorum 
Osmanlı aklı sayesinde göçebe bir toplumdan
Büyük bir İmparatorluğa ulaşmıştır
Oğuzların kayı boyundan Orta-asya bozkırlarından gelerek
Büyük bir şehir medeniyet i ve dünya devleti kurmuştur
Bu sadece inanç ile değil aklın gücününde büyük etkisi vardır
Bu konuyla ilgili başka bir örnek vermek gerekirse eğer
Şu örneği vererek Allahın verdiği aklın gücünün önemini anlatalım
Örneğin Hak Din ile batılın mücadelesinin olduğu dönemde 
Hz.İbrahim as Mekkede Kabede putları kırdığında
Allahın verdiği aklı kullanara k müşriklere haykırmıştır
Kabedeki o dönemdeki putlara inanan gafiller
Putları ilahları yapan ve putları güçlü sayan acizler
Putları kimin kırdığını Hz.İbrahim as'a sorduğunda
Hz.İbrahim as büyük putu göstermiştir
Putları teker teker kıran Hz.İbrahim as putun birini kırmamıştır
Hz.İbrahim as elindeki baltayı kırmadan bıraktığı
Büyük putun boynuna asmıştır ve putları bu büyük putun kırdığını
Ve putları kırarken kullandığı baltanında
Putları kıran büyük putun boynunda asılı kaldığını
Müşriklere göstermiştir
Müşrikler ise putların cansız varlıklar olduğunu
Ve büyük putun diğer putları kıracak gücünün var olmadığını
Putun bunu yapamayac ağını söylemişlerdir
Hz.İbrahim as ise bunun üzerine müşriklere
Putların cansız olduğuna ve güçlerinin olmadığına göre
Niye bu cansız ve güçsüz putlara tapındıklarını sormuştur
Müşriklerin verecek mantıklı bir cevabı olmadığı için
Hz.İbrahim as'ın yanından uzaklaşmışlardır
Ve Hz.İbrahim as' dan putları kırmasının sözde hesabını soramamışlardır
Hz.İbrahim as işte burada Allahın verdiği aklını kullanmıştır
Akıl hem Hz.İbrahim as'ın hayatını kurtarmıştır
Hemde Allahın yüce dininin yayılmasını kolaylaştırmıştır
Aklın kullanılmasının önemiyle ilgili
Milyonlar ca örnek verilebil ir
Örneğin Fatih Sultan Mehned Han İstanbulu fethederk en
Yine Allahın verdiği aklını kullanmıştır ve Şahin toplarını döktürmüştür
O dönemdeki Bizansın kalelerin i bu Şahin toplarıyla yıkmıştır
Allahın verdiği aklını kullanmay an bir müslümanın
Dünyada varlığını koruyabil mesi ve dinini yaşayabilmesi
Ve islamiyet e sahip çıkabilmesi ve dinini yüceltebilmesi bazen zordur
Allahın verdiği akıl olmadan vahyinde anlaşılması mümkün değildir
Akıl baliğ olmayan kişiye namazın farz olmamasının nedenide budur
Bazı müslümanların dünya ile bağlantısı sadece yemek içmektir
Ve kılıyorsa namazını kılmak ve evliyse eşiyle cinsel yönden ilgilenme ktir
Kısacası bazı müslümanların dünyası sadece bunlardan ibarettir
Ancak bu doneleri ormandaki ağaçlar veya hayvanlar
Daha genel olarak düşünülürse yaradanın yarattığı tüm canlılar kullanıyor
Her türlü bitki veya hayvan türü bütün yaradılan mahlukat
Zaten kendi lisanlarıyla Allahı zikrederl er ve yerler içerler elbette
Ve onlarında kendileri ne göre elbette çoğalmaları için eşleride vardır
Fakat çiçeklerin aklından ve çiçeklerdeki aklın tezahürü bilimden söz edemeyiz
Çiçek veya hayvanın yaşayışını aklına fikrine bağlayamayız
Çiçek veya hayvanın aklı ile ürettiği bilim ile teknoloji ile hayattadır diyemeyiz
O halde demekki akıl denilen meleke
Yaradılanların en şereflisi eşref-i mahluk olan insanlara kullanması için verilmiştir
Ve gerektiğinde insan Allahın kendisine verdiği aklı kullanara k
Çiçeklere veya hayvanlar a veya tüm dünyanın geneline hükmetmektedirler
Fakat malesef akıl ve onun tezahürü bilim ve teknoloji ile bazı müslümanlar ilgilenme mektedirl er
Aklı ile bazı yapabilec ekleri şeyleri yapmaktan vaz geçmişlerdir
Yapanlard an hazır ürün olarak satın almaktadırlar
Veya parçalar halinde satın alıp monte etmeye çalışmaktadırlar
Yaşantılarını idame ettirmekt e kullandıkları her türlü ürünü satın aldıkları içinde
Elbette herşeyi satın aldıkları gibi 
Aklınıda eşyayı üretenlerden mecburen satın almak zorunda kalmaktadırlar
Elbette Allahın verdiği aklı kullanara k üretenler çalışanlar emek harcayanl ar
Yine Allahın verdiği aklı kullanara k bilim ve teknoloji de ilerleyen ler
Dünyaya Allahın verdiği akıl ile hükmetmektedirler
Bunun sonucu olarakta müslümanlar aklı reddettiği için
Aklını kullananl ara mağlup olmaktadırlar
Ve müslümanlar hiç bir konuda çaba ve emek sarf etmeden
Herşeyi kendileri nin değil , sadece Allahın yapmasını istemekte dirler
Dua ederek Allahtan kendileri ne hazır halde indirilme sini istemekte dirler
Zereden kürreye herşeyde bazı müslümanlar bu beklenti içindedirler
Aklını kullananl arın insanlara verdiği zararlard anda
Akıl kullanılarak kurtulmak yerine sadece dua ile kurtulmay a çalışmaktadırlar
Fakat Allah neticede insanlara aklı kullanılması için vermiştir
Ve Allah verdiği aklı kullanara k çalışana üretene ve emek harcayana yardım eder
Ve insanlara her türlü doneyi ancak vesileler le teslim eder
Bu vesileler de nesneler veya verdiği aklın tezahürü olarak bilim ve teknoloji iledir
Bunuda yine insanın eliyle yine insanların vesilesiy le ulaştırır
Allah yukarıdan elini uzatarak mamul halde maddeyi insanlara teslim etmez
Allah c.c insanlarl a direkt muhatap olmaz
Mutlaka arada aracılar ve vesileler vardır
Bu inanç sahasındada böyledir veya nazariyat tada böyledir
Peygamber imize Kuranı kerim vahiy yoluyla Cebrail as vasıtasıyla gelmiştir
Kuran burada bir vesile olduğu gibi
Aynı şekilde Cebrail as 'da bir vesiledir
Kuran-ı kerim bir kitap olarak matbaada basılmış olarak gökten gelmemiştir
Bu hakikatle rin algılanabilmesi içinde
Mutlaka Allahın verdiği aklın kullanılması gerekmekt edir
İslamiyete ait bir hükmün elde edilmesi içinde akıl gerekmekt edir
Hüküm dört temel üzerine kuruluyor Kuran - Sünnet - İcma ve Kıyas
Burada hakikate ulaşmak için
Yine Allahın verdiği aklın kullanılması gerekmekt edir
Nazariyat ta aynı şey gereklidi r yine Allahın verdiği aklın kullanılması gerekmekt edir
Allahın verdiği aklı kullananl ar dünyada söz sahibi olmuşlardır
Ve dünyaya insanlara ve müslümanlara hükmetmektedirler
Bazı müslümanlar ise şiddetle aklın varlığını reddedere k
Allahın verdiği aklı kullanmayı reddedere k
Bu sarmaldan çıkmak için akıl dışında yollar keşfetmeyi deneyerek
Çalışmadan üretmeden emek harcamada n
Batıla galip gelmesi için Allahın yukarıdan elini uzatarak
Ve Allahın vesileler kullanmad an bu sarmalı çözmesini beklemekt edirler
Allah c.c mutlaka bu sarmalı çözer ve herşeyi çözecek kudreti vardır
Ancak Allah c.c bunu çözerkende nasıl çözdüğünü
Yine insanların anlayabil mesini nasip edecekse eğer
Yine insanlar Allahın verdiği aklı kullanmal arıyla anlayabil irler
Çünkü insan aklı cüzzidir ve cüzzi aklını kullanara k
Külli aklın tezahürlerini yine Allahın verdiği akıl sayesinde anlayabil ir
Fakat bazı müslümanlar Allahın verdiği aklı kullanmayı reddettiği için
Ne islamiyet i anlayabil iyor ve yaşayabiliyor nede dünyayı anlayabil iyor
Nede yaşadığı dünyadaki olumsuzlu kların sebebini ve çaresini anlayabil iyor
Hiç bir emeği çabası olmadan herşeyin Allah tarafından üretilmesini istiyor
Allahın verdiği aklı kullanmak yerine
Sürekli Allahın mucizeler inin tezahürünü bekliyor
Mucizeler i algılamak için ise yine Allahın verdiği aklın kullanılması gerektiğini bilmiyor
Her ne sürci-lisan ettikse affola
Herşeyi bilen yalnızca Allahtır ve duamız şudurki
Rabbim bazı müslümanlara Allahın bildirdik lerini anlayacak akıl nasip eyle
Allahın verdiği akılla bunu çözmek için ise
Allahın verdiği aklı kullanmayı nasip eyle
Selamün aleyküm 


AKIL VE İSLAMİYETİN KURTULUŞU

FORUM MAVİSİYAHLIK İSTANBUL 2010

SALİH MEHMET REMZİOĞLU



FİLLERİN EĞİTİM TEKNİĞİ

FORUM ALACAKARA NLIKLAR İSTANBUL 2010

MEHMET NECATİ

http://www.hatice-kubra.tr.gg


FİLLERİN EĞİTİM TEKNİĞİ

Fil avcıları tropik ormanlard a kamp kurarlar
Filleri uzaktan önce sürekli takip ederler
Fillerin geçtikleri yada geçmek zorunda oldukları yolları
Önceden takip ederek belirlerl er
Ve o yolların üzerinde çok derin çukurlar kazarlar
Kazdıkları çukurların üzerlerini yaprak ve dallarla örterek
Çukurları kamufle ederek görünmemesini sağlarlar
Filler bu yol üzerindeki çukurları uzaktan göremezler
Kamufle edildiği için yol üzerinde yaprak ve dal olarak görürler
Ve üzerine basarak geçmeye çalıştıklarında
Fil ağırlığıyla birlikte dalların üstüne bastığında
Dallar kırılarak aşağısı çukur olduğu için
Çukurun içine düşerler ve orada kalırlar
Çukurun genişliği Filin çapı kadar olduğu için
Fil ileriye veya geriye hareket edemez
Sağa sola dönemez ve hareketsi z şekilde orada kalır
Çukur derin olduğu içinde Fil yukarıya zıplayıp çıkamaz
Fil kendisini n tuzağa düştüğünüde anlayamaz
Dalların kırılmasının sebebini ise
Dalların güçsüzlüğüne
Kendi hacminin büyüklüğüne ve ağırlığına bağlayabilir
Fil hatayı kendinde arar ve başına geleni bir türlü anlayamaz
Bir kaç gün aç ve susuz kalan Fil güçsüzleşir
Daha sonra Fil avcıları siyah elbise giyerek gelirler
Ellerinde ki sopalarla Fili döverler ve giderler
Ertesi gün yine siyah elbiseler iyle gelip tekrar Fili döverler
İşkencede yaparlar ve Filin vücudunda yaralar oluşur
Artık Fil siyah elbiseli insan gördüğünde dövüleceğini anlar
Fakat çukurdan çıkamadığı için kendini koruyamaz
Fil aç kalmıştır ve çaresizdir güçsüzdür
Bir kaç gün boyunca siyah elbiseli adamlar Fili dövmeye devam ederler
Daha sonra bu Fili döven siyah elbiseli adamlar
Beyaz elbise giyerek tekrar Filin yanına gelirler
Fil kendine yardım elini uzatacak birilerin i beklemekt edir
Beyaz elbiseli adamlar yardım elini uzatırlar File
Fili severler ve ona yiyecek verirler
Filin yaralarını tedavi ederler
Fil ise bu beyaz elbiseli insanlar kendine yiyecek verdiği için
Ve fili severek yaralarını iyileştrdiği için
Beyaz elbiseli insanların iyi insanlar olduğunu düşünür
Beyaz elbiseli adamlar Fili açlıktan ve yaralarda n kurtardıktan sonra
Fili çukurdan kurtardıkları zaman Fil onların dediğini yapar
Fil beyaz adamların emrindedi r ve onların istekleri ni yerine getirir
Beyaz adamlar eğer File bir insana saldırmasını istediğinde emir verir
Beyaz adamın emrini duyan Fil
Beyaza adamın saldırılmasını istediği insana emir gereği saldırır
Fil saldırdığı insanın masum olduğunu düşünemez
Beyaz adam saldır dediği için saldırmaktadır
Çünkü Fil kendini döven Siyah elbiseli adamların
Beyaz elbiseli adamlarla aynı kişler olduğunu bilemez
Fil avcıları işte bu şekilde siyah elbise ile dövdükleri Fili
Beyaz elbise giyerek iyileştirdiği için
Fil beyaz elbiseli insanları sürekli kendi dostu olarak görür
Ve File gerçeği anlatmanız mümkün değildir
Ne yaparsanız yapın bir türlü anlatamaz sınız
Beyaz elbiseli insanlarl a siyah elbiseli insanların aynı kişiler olduğunu
Fil asla bilemeyec ektir
Ve beyaz adamın emrini ve anlattıklarını dinleyece ktir
Fil beyaz adamlara inanacaktır
Çünkü Fil bir insan kadar zeki ve akıllı değildir
Fili beyaz adamın emrini dinliyor diyerek
Suçlayamayız
Çünkü beyaz elbiseli adamlar Filin acılarını paylaşmışlardır
Fil ile birlikte onun iyileşmesi için çabalamışlardır
Fil elbette acılarını paylaşanlara minettardır
Fil elbette acılarının yok olması için
Kendiyle birlikyte iyi yönde mücadele eden beyaz adamları korur
Fil hiç bir zaman beyaz adamlara saldırmaz
Beyaz adamların emirlerin i dinler
Beyaz adamların saldırdığı insanlara
Fillerde beyaz adamları korumak için saldırır
Filler eğer kendileri ne işkence edenlerin
Beyaz elbiseli adamlar olduğunu anlayabil irse
Fil avcılarının kimler olduğunu anlayabil irse
İşte o zaman Fil avcıları yeni tuzakları Fillere kuramazla r
Fakat Fillerin insanlar kadar aklı ve fikri yokturki
Nereden bilecekle r ve anlayacak lar gerçekleri
 
 

FİLLERİN EĞİTİM TEKNİĞİ

FORUM ALACAKARA NLIKLAR İSTANBUL 2010

MEHMET NECATİ

http://www.hatice-kubra.tr.gg






 24 
 : Ocak 09, 2015, 04:43:53 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin



İSLAM VE DÜNYA

http://ifsa.blogcu.com/acaba-neden-hep-muslumanlar-aci-cekiyor/3485201

Daha çekilmeden kıyamet kopartan bir film; Arap İsa (as)!
Şu sıralarda mısır, Ürdün ve Suriye Hıristiyanları hop oturup hop kalkıyor. Yeri göğü birbirine katıyorlar… Efendim Muhammed Aziziye adlı Ürdünlü bir Yönetmen, Kuran’ın anlattığı İsa’yı filme çekiyormuş şu sıralar. Hiçbir hakaret, hiçbir saygısızlık falan da içermiyor… Ama bölge Hıristiyanları ‘aydını’ ile ‘dindarı’ ile birlik olmuş kıyamet koparıyorlar. Ortadoğulu Hıristiyanlar Birliği ile Mısırlı kiptiler ‘Sen bu filmi çekemesin” diyorlar “Çünkü İsa’nın çarmıha gerilmediği film akidemize saldırı amacı taşır”  Muhammet Aziziye, “elbette bir çarmıh sahnesi olacak” diyor ama Hıristiyanları ikna edemiyor. Onlar “illa da Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini izleyici anlamalı. Sen bunu muğlâk bırakamazsın. Kuran’ın,  ‘İsa asılmadı, onu astıklarını sandılar ama onlar da emin değiller. Aksine Allah Onu göğe çekti’ demesi bizi ilgilendi rmiyor”  diyorlar…
 
Mısır, filmi göstermeyeceğini açıkladı bile. Bahane de hazır. Mısır’da dini hususlar içeren filmlerin gösterime girip girmeyeceğine karar veren İslami Araştırmalar Birliği Genel Sekreterl iği’nin ‘senaryosunda peygamber lerin geçtiği filmlere izin vermeme’ yetkisi var. Onu kullanacağını deklare etmiş…. Aziziye de filmi çekmekte kararlı ama nerede nasıl çekeceği, filmi tamamlayıp tamamlaya mayacağı meçhul.
 
Ortadoğulu Hıristiyanlar Birliği Mısır ve Ürdün’e baskı yapmakla kalmamış, filmin bir kısım sahneleri nin çekileceği Suriye’nin devlet Başkanına da ulaşmışlar. Beşar Esad’a yazdıkları mektupta filmin Suriye topraklarında çekimine izin verilmeme sini istemişler…
 
Sizce dertleri ne bu Hıristiyanların? Çünkü Muhammed Aziziye’nin senaryosu Hz. İsa’ya hakaret içermiyor. Avrupalıların Hz. Muhammed (asv)’e yaptıkları gibi kötüleme veya ırz namus ve haysiyeti ne dil uzatma gibi bir kasıt taşımıyor.
 
Sadece çarmıha geriliş sahnesind e, izleyicid e bir ‘istifham” yaratacak bur durum söz konusu.. Evet gerçekten biri asılıyor ama bu asılanan gerçekten Hz. İsa olup olmadığı muğlak kalıyor. Hepsi bu! Ama kopardıkları kıyamete bakılırsa zanneders iniz ki, Muhammed Aziziye, tanrılarının yetkisini elinden alıyor.
 
Biliyorsu nuz, şurada burada, özellikle de Batı’da İslam’a, ve Özellikle Hz. Peygamber e yönelik, son derece adice, ahlaksızca ve insafsızca yakıştırmalar ve saldırılar olur. Ya sesimiz çıkmaz, ya da cahil cühela takımımız çıkıp ortalığı kırar döker. Yani maalesef hakkımızı savunmayı bile bilmiyoru z Müslümanlar olarak. Daha doğrusu, mukaddesl erimiz o kadar sahipsiz kalmış ki, ağlayanımız yok. Aydınımız kültür ve tarihimiz i, ulemamız dinimizi çekiştirip duruyorla
 
İslam yurtları başsız! Ümmetin şirazesi dağılmış. Her kavim kendi ölüsüne ağlar durma gelmiş. Bir baş yok. Hilafet güya TBMM’nin manası altında ‘mündemiç’tir ama Türkiye devleti, İslam’a sahip çıkma fikrinden vebadan kaçar gibi uzak duruyor! Oysa Hz. Peygamber, İslam’ı bir binaya benzetmiş Müslümanları da onun tuğlaları gibi vasfetmiş. Her biri diğerini güçlendiren tuğlalar. Şimdi tarumar olmuşuz. Her bir halk, yine kendisind en olan zalimleri n zünnar ipiyle bağlanmış. Diğerine ileni uzatamıyor. Yarsına merhem, derdine çare olamıyor.
 
Bu nasıl bir ilahi kahırdır ki, bir tek İslam yurdunda adil bir idare yok. Hiç birinin halkına ve insanlara saygısı yok. Girin Afganista n’dan ta Mağribe kadar, halkının gönül hoşluğu içinde yaşadığı bir yurt bulamazsınız. İslam beldeleri, mazlumların sığınabileceği yerler olmaktan çıkmış, zalimleri n cirit attığı eşkıyalık yurdu olmuş…Bizim zalimleri mizin yetmediği yerlerde ise İlahi kader, ta uzak diyarlard an ısmarlama zalimler getirip başımıza musallat etmiş… İşte Irak, İşte Afganista n, İşte Filistin. .
 
Biz oturup İsrail’e kahır Amerika’ya beddua okuyoruz. Hiç birimiz şu hadiseler in altındaki ilahi maksadı düşünmüyoruz… Neden kader bizi bu zalimler eliyle cezalandırıyor diye merak etmiyoruz . İşte şu film etrafında kopartılan kavgayı öğrenince neden Cenab-ı Hakk’ın Hıristiyan ümmetine nusret ve hayat verdiğini bir kere daha anladım…
 
Ve tabii Ali İmran suresi’nin 55. ayetini de…  Ne diyordu ayette: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerde n temizleye ceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim”
 
Ayetin manası açık.. ‘Ey İsa, sana uyanları inkâra sapanların üzerine geçireceğim’ diyor. ‘İnkara sapanlar’ tabirine dikkat edin. Hz. İsa’nın salikleri bizim üstümüzde hükümran olmuşlarsa, inkâra sapanlar da biz oluyoruz demektir. Biz iyiyiz, Müslümanız demek, bizi kurtarmıyor. Adınızın Müslüman olması yetmiyor, vasıflarınızın ve sıfatlarınızın ‘kâfir’ olması halinde!
 
Bugün kendi topraklarında zulme uğrayan herkes Batıya veya Amerika’ya sığınıyor. Neden? Çünkü yine varsa, hâlâ insanlık oralarda var. Bizde değil.
 
Bizde, Taliban zulmü var, molla baskısı var, Vehhabi şeraiti var, Baas rejimleri var, Kemalist despotizm var ve müstemleke laikçiliği var ve bol miktarda gözyaşı var, ihtilaf var kahır var. Ve tabii cehalet, fukaralık ve tefrika var.… Neden mi? İşte bir hadis (mealen):
 
Peygamber efendimiz şöyle buyurur:
-“Bir gün gelir, diğer milletler benim ümmetimin üstüne, sinekleri n leşlere üşüştüğü gibi üşüşürler…”  yanında oturan sahabe sorar:
 
-Neden ya Rasulalla h. Senin ümmetin o gün çok mu az olacak? Cevap verir:
 
-Hayır!
 
-Peki nasıl olur ya Rasulalla h. (Yani ümmetin bu kadar çokken nasıl bu zilleti kabul edebilirl er?). Gül yüzlü gül peygamber cevap verer:
 
- Onların yüreklerini vehen kaplamış olacak!
 
-Vehen nedir ey Allahın elçisi?
 
Vehen yüreklere çöreklenmiş hayat ve dünya hırsıdır. (O, onlardan izzeti yok etmiştir…)
 
 
Bir anekdot daha aktararak yazıma son vereyim: İzak Şamir’e derler ki, “Kur’an’ın İsra Suresi’nde İsrailoğullarının uğrayacağı feci akibet haber veriliyor . Biliyor musun?”
 
Şamir “evet” der ve ekler:
-Ama ne siz o Müslümanlarısınız, ne de henüz biz o Yahudiler iz!
 
Ne güzel cevap! Şu anekdot, uydurma bile olsa halimizi ne güzel anlatıyor değil mi? Biz o Müslümanlar değiliz! Yoksa her yerde acı çeken biz mi olurduk!
/M. Ali BULUT
 
d=142699" target="_blank">http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_i d=142699


.

 25 
 : Ocak 09, 2015, 04:41:51 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


ANTİSİYONİZM

http://www.haber10.com/makale/5741
 
Haber10 yazarlarından Peren Birsaygılı, Merkezler i Amerika Brooklyn de olan [ http://www.jewsagainstzionism.com] anti-siyonist Yahudiler in öndegelen isimlerin den Y. Cohen'le 07.01.200 7 tarihinde Siyonizm, Yahudilik ve kendi amaçlarına dair bir söyleşi yapmıştı. Politik bir algı ile değil de dini inanışları gereği siyonist İsrail devletini n tüm politikal arına ve aslında bölgede bir devlet fikrine tamamen karşı çıkan bu grubun zaman zaman protesto gösterileri ekranlara yansıyor, ancak tahmin edileceği üzere medya destekler i hiç yok . Filistin'e olan saldırılarda bir çok kereler müslümanlarla kol kola yürüyüşler yaptılar .
 

Uluslarar ası Yahudi topluluğu içindeki çelişkileri de ortaya koyan bu ilginç söyleşiyi Gazze katliamı vesilesiy le, tekrar ilginize sunuyoruz:

haber10
 
 

 

 

İSRAİL DEVLETİNE KARŞIYIZ ÇÜNKÜ ; BİZLER GERÇEK YAHUDİLERİZ …

 

 

Bay Cohen , öncelikle, bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

 

İnanıyoruz ki, bu röportaj Türk halkının ilgisini çekecek ve ayrıca bizim içinde yararlı olacaktır.

 

 

Peren Birsaygılı

 

Faaliyetl eriniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Organizas yonunuzun temel amacı nedir?

 

 

Y.Cohen:

 

Organizas yonumuz adı “Siyonizm’e Muhalif Gerçek Tevrat Yahudiler i” ve bizler iki temel amaç güdüyoruz:

 

1) Hedefimiz Diaspora’ya ilişkin Gerçek Tevrat görüşünü, kefareti ve İsrail Devleti’ni bundan bihaber olan Yahudiler e tebliğ etmek olmakla beraber inancımız, Sabatikal Milad’ın 69. yılında (Shemittah’a göre yaratılıştan 3829 yıl sonra) Kudüs’teki--420 yıl boyunca ayakta kalmış—(ikinci) tapınağın yıkılmasından bu yana çeşitli uluslar içinde sürgünde olan Yahudiler in Tanrı, Mesih’i gönderene kadar sürgünde yaşamaya devam etmekle mükellef olduklarıdır. Sürgün (Diaspora), Kutsal (Vaad Edilmiş) Topraklar’a ilişkin herhangi bir hak iddia etmememiz ya da (o topraklar üzerinde) herhangi bir siyasi egemenliğe kalkışmamamız inancımızın en önemli gereğidir. Bizim inancımızda Yahudiler in herhangi bir ulus ile savaşa kalkışması haramdır. Mesih, mucizeler ortaya koyan, tüm Yahudiler i Tevrat’a sadık kalmaya davet eden ve bir Mesih olarak meşruiyeti tüm insanlar tarafından kabul edilecek bir peygamber olacaktır. Üstelik, Mesih geldiğinde, diğer milletler in (topraklarının) fethedilm esi ve (topraklarından) sürülmesi diye bir şey de olmayacak tır. Tüm milletler birbirler iyle ve Yahudi milletiyl e barış içinde yaşayacaklar; Yahudi milleti kendi atalarından yadigar topraklar a kavuşturulacak ve Mesih onların kralı olacaktır. Yahudiler e düşen görev, yalnızca beklemek ve hiçbir siyasi ya da askeri faaliyet içinde bulunmama ktır. Bu, sırf bize ait olan bir inanç değidir; her yer ( ve zamandaki) Yahudiler in daimi inancı olagelmiştir. Sadece son zamanlard a, Siyonistl erin girişimleri vasıtasıyla, Yahudiler e bu inançları unutturul maya başlamıştır.

 

Biz, sitemiz (jewsagain stzionism .com), dağıttığımız basılı kitapçık, broşür ve yayınladığımız kitaplar ile Yahudiler e ulaşıyoruz. Halihazırda sitemizde bulundurd uğumuz Siyonizm’e ilişkin varolan kitaplara ilaveten, bize ait olan bazı kitapları da yayınlamaktayız. Siyonistl erin nerede yanlış yaptıklarına odaklanan ve hakiki manada ortaya koyan Tevrat üzerine İngilizce bir tefsir çok yakın bir zamanda çıkacak. Ayrıca, Siyonistl erin neden hatalı olduklarını ortaya koyan İncil, Talmud ve Haham öğretilerini muhteva eden yazmalar içindeki kaynakları ayrıntılı olarak ele alan 500 sayfalık İbranice bir kitabı da tamamladık. Umuyoruz ki, bu kitabı ingilizce ye de çevireceğiz.

 

Umudumuz ve hedefimiz, tüm Yahudiler in, Siyonizm’in Tevrat ve öğretilerine muhalif olduğunun farkına varıp pişman olmaları ve neticesin de, İsrail Devleti’ni hükümsüz kılıp barış içinde sürgünde yaşamalarıdır. Bu, sadece Yahudi ve Yahudi olmayan hayatları korumakla kalmayaca k, bununla beraber bizim için fevkalade önemi haiz Tevrat hükümlerine riayet etmek demek olacak. Yahudi milleti birdir.He pimiz birbirimi ze karşı sorumlulu k hissediyo ruz ve bu yüzden, sadece bizim Tevrat’a sadık kalmamız bizi memnun etmez; biz, her yerdeki Yahudiler in bunu yapmasını arzu ediyoruz.

 

Organizas yonumuz Yahudi olmayan dünyaya da ulaşmaya da gayret ediyor. Siyonist devlet (İsrail) tüm dünya Yahudiliğini temsil ettiğini iddia ettiği ve bu Siyonist devlete karşı olan bir çok insan netice olarak müştereken Yahudiler den nefret etmeye başladığı için, biz, Siyonizm’in Yahudilik (Judaizm) demek olmadığını dünyaya izah etmeye çalışıyoruz. Siyonizm, Yahudilik inancından kökten bir kopuş hareketid ir. Biz, kimsenin Yahudiler i, özellikle dindar Yahudiler i İsrail Devleti’nin yaptıkları yüzünden suçlamasını istemiyor uz.

 

 

Siyonist politikal ar ve İsrail Devleti’ne muhalif Yahudiler tarafından kurulan kaç organizas yon var ve sözü geçen organizas yon ya da gruplar ne zamandan beri faaliyetl erini sürdürmektedirler?

 

Y.Cohen:

 

Anti-siyonist ornanizas yonlar hakkında konuşmadan önce, bazı demografi k göstergeler vermeme müsaade edin; çünkü bir çok anti-siyonist Yahudi herhangi bir organize grubun parçası değildir. Bu gün, İsrail Devleti’nde yaklaşık 5 000.000 yahudi yaşıyor, ki bu nüfusun yaklaşık %20’si Tevrat hükümlerine sadıktır. Oysa, bunların çoğu biraz cahillerd ir ve Tevrat hükümlerinin tahrif edilmiş yorumlarına bağlıdırlar. Bu sebeple, (İsrail Devleti) sınırlarının her parçasına elde tutmayı ve bunun için savaşmayı savunan “dindar” Yahudiler olduğunu duyabiliy orsunuz. (İsrail) nüfusunun yaklaşık %10’u “hareidim”; yani Tevrat hükümlerinin gerçek tefsirini takip eden daha sağlam dindarlar dır. Bu insanlar, ‘Mesih gelmeden önce herhangi bir Yahudi devletini n kurulmasının bir günah ve vahim bir hata olduğu’na ilişkin inançlarımızı paylaşıyorlar.

 

Amerika, İngiltere, Belçika ve başka toplulukl arda muhtemele n 500.000 hareidim daha var. Nitekim, genel olarak dünyada yaklaşık 1.000.000 siyonist olmayan Yahudi var. Bunlar arasında, Siyonist ideolojiy e karşı açık muhalefet ve mücadeleyi savunan yaklaşık 150.000 kişilik daha küçük bir grup vardır. Bu, Satmar, Munkacz, Stolin, the Brisker schools of Talmudic study ve Siyonist kolonizas yon başlamadan önce 1800’lerde ‘Eski Şehir’ (Kudüs)’de yaşamış toplulukt an gelen dindar Kudüs Yahudiler i olan the Eidah Haredis toplulukl arını ihtiva ediyor. Bu son 150.000 grup, daha genel bakımdan tüm Siyonist olmayan Yahudiler i temsil etmemize rağmen, bizim organizas yonumuzun görüşlerini temsil ediyor.

 

Çok yakın işbirliği içinde olduğumuz Satmar hakkında bir kaç söz etmek gerekirse: “Satmar” adı, bizim muhterem önderimiz Haham Yoel Teitelbau m’un (1887-1979) II.Dünya Savaşı’ndan önce haham olduğu Macarista n’daki bir şehirden geliyor. II.Dünya Savaşı’ndan sonra Newyork’a yerleşti ve etrafında kendi okul ağı ve sinagogla rı ile geniş bir taraftar topluluğu kurdu. O, büyük bir bilge, yazar ve karizmati k bir kişilik idi ve tüm gayretini Siyonizm ile savaşa vakfetti. O’nun yazdığı her kitapta dinleyici lerine bir devlet kurmanın Yahudi kanunlarının korkunç bir ihlali olduğunu ve Yahudi halkına hiçbir fayda getirmeye ceğini; sadece onların durumlarını psikoloji k ve ruhsal olarak daha kötüleştireceğini göstermeye gayret etmiştir.

 

Ayrıntılı bir Siyonizm tanımı verebilir misiniz? Kökleri neye dayanıyor? Kabul edersiniz ki, Masonluk ya da Siyonizm’i, Yahudilik ile özdeşleştiren bir çok insan var. Bunun hakkında, Tevrat ve Talmud’a referansl a neler söylemek istersini z?

 

Y.Cohen:

 

Örgütlü anti-siyonizm’e gelince, zaten T.Herlz zamanında Avrupa Hahamları Siyonist plana karşı net bir duruş sergilemişlerdi. Siyonizme muhalif Hahamlar’dan Ohr Layeshari m adlı mektuplar derlemesi 1900 yılında basılmıştı ve daha sonra, Daas Harabanim ve Tikun Olam adlı bunlarla emsal iki kitap daha çıktı.

 

Ortodoks Yahudi organizas yon Agudath İsrail 1909’da kuruldu ve amaçlarından biri Siyonizm ile savaş idi. Bununla birlikte, Agudath İsrail daha sonra o kadar büyüdü ve çok geniş bir Yahudi yelpazesi ni o derece kuşatıcı oldu ki, git gide –Filistin’in kolonileştirilmesi vb. ile --Siyonist plana meyletmey e başladılar ve bu yüzden dindar Yahudiler Agudath’tan uzak durdular. The Eidah Chareidis of Jerusalem üyelerinin bir çoğu 1930 ve 40’lar da--1945’teki belirleyi ci oy ile-- Agudath’tan ayrıldılar. 1949’da İsrail Devleti ilk seçimini düzenlediğinde, Agudaht’ın müsaade etmesine rağmen, Eidah’ın üyelerine seçime katılmayı yasaklayınca bölünme derinleşmiş oldu. Eidah’ın anti-siyonist ideologla rı,”Şehir Muhafızları” anlamında gelen Neturei Karta olarak tanınmaya başladılar. Karta’nın bu gün Birleşik Devletler ve İngiltere’de şubeleri vardır ve kendi web sitesi (nkusa.org) ile faaliyet sürdürmektedir.

 

Aynı zamanda, Amerika’da 50, 60, ve 70’li yıllar süresince Haham Teitelbau m vaaz verdi ve Siyonisle r ve onların devleti (İsrail) karşı yazılar yazdı. 1979’da ölümünden sonra, bu iş devam ettirilem dei; ama O, takipçileri üzerinde iz bıraktı. O, Newyork’ta siyonistl ere karşı toplantılar düzenlemeye devam eden Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Hahamlar Konseyi’ni kurdu. Ayrıca, Satmar topluluğu, İsrail hükümetinden para kabul etmeyi reddetmel eri için kutsal topraklar daki okulları desteklem ek için milyonlar ca dolar göndermeye devam etti. Halihazırdaki yeni teknoloji’den faydalana rak son 10 yıl içinde Satmar aktivistl eri, kamuoyuna ulaşmak ve eğitme vasıtası olarak, “Siyonizm’e Muhalif Gerçek Tevrat Yahudiler i” ni kurdular.

 

Siyonizm, Judaizm’i geri plana iten Yahudiler tarafından kurulmuş bir hareket idi. Herzl gibi onların bazıları, çeşitli ülkelerde yaşayan Yahudiler in maruz kaldığı zulme bir çözüm bulmayı amaç ediniyord u. Rus Yahudiler i “aydınlanma” hareketi üyeleri gibi başkaları, eski dini terk edip yeni bir vatanda yeni bir dil konuşan yeni bir ulus kurarak, Yahudi halkını ıslah etmekle daha fazla ilgili idiler. Buna karşın, diğerleri Marks ve onun sosyalist prensiple rinin takipçileri idi.

 

Her halükarda, Yahudiler in eski vatanı Filistin üzerine ırkçı hevesleri ni odakladıkları gerçeğinin farkında olamadıkları sürece, tüm bu gruplar muhtemele n halihazırdaki Yahudi halkının şevk ve heyecanını kazanmayı başaramayacaklardır. Yahudi dini kutsal topraklar daki eski zamanlar üzerine bir çok vurgu yapar: Biz, dualarımızda tapınak adaklarını anarız; Tevrat’ın bir çok emri sadece orada ifa edilebili r ve biz sürekli olarak, o zaman geldiğinde Yahudiler in yine kutsal topraklar da yaşayacağı Mesih’in gelişi için umut besliyor ve dua ediyoruz. Bunun için, Siyonizm’in Yahudi halkın en hassas noktasından vurmasına ve bir çoğunun, dindar olanlarının bile, Siyonistl ere katılmasına şaşırtıcı değildir. Bu Yahudiler cahildile r ve beklentis i içinde olduğumuz şeyin, tanrı ve Mesih’in kefareti-- ki o zaman tüm insanlık huzur ve barış içinde olacak-- olduğunu idrak edemedile r. Biz, herhangi bir ülkenin fethedilm esi beklentis i içinde değiliz ;zira Yahudiler e başka halklarla savaşa kalkışmak kesin bir şekilde yasaklanmıştır.

 

Sorunun parçası, --ve burada’ siyonistl erin hedefleri ve fiilen varılan nokta arasındaki farka ilişkin sorunuzu atlıyorum-- Siyonistl erin ilk yıllarda projeleri hakkında çok toy oldukları idi. Onlar, Filistin’e göç edip bir devlet kurarlars a hiç kimsenin aldırış etmeyeceğini sanıyorlardı. Orada öteden beri yaşayan başka bir halk olduğunu idrak edemedile r. Bu toyluk, dindar Yahudi dünyası için de geçerli idi ve bu yüzden Filistin’ yerleşen bazı dindar Yahudiler kendileri ni Filistin’e karşı bir savaş açmış olarak görmediler. Seküler Siyonistl er nihayetin de şiddetli bir başkaldırı ile yüzleşecekleri gerçeğinin farkına vardıklarında, zaten iş işten geçmişti ve silahlanm aya başlayıp savaşa hazırlandılar. Bu, bazı dindar anti-siyonist toplulukl arı şaşırttı; çünkü onlardan bazıları topraklar a yerleşmeyi desteklem elerine rağmen, hiçbiri savaşa teşebbüs etmeyi desteklem iyorlardı.

 

Fakat, şu gerçektir ki, İsrail Devleti’nin kurulması ve onun kanlı tarihi boyunca bazı “dindar Siyonistl er” olmuştur. Bu insanlar Judaizm ile Siyonizm’i nasıl bağdaştırabilir? Bu sorunun iki parçalı bir cevabı vardır ve insan ve gruba bağlı olarak muhtelif dereceler de ikisi de gerçektir.

 

1) Biz, bu gün Tevrat’a inanan ve amel eden bununla birlikte, farklı bir ideolojiy i de desteklem ek isteyen bir çok Ortodoks Yahudi grup gözlemliyoruz. Bu insanlar, Tevrat’ı alacak ve kendi ajandalarına uydurana dek çarpıtacaklar. Örneğin, Evrim Teorisine inanan Yahudiler Genesis Kitabı’nı açacak ve onu kendi görüşlerine uyacak şekilde yorumlaya caklar. Yahudi feministl er, Yahudi kanunlarına riayet edecek ve aynı zamanda modern zamana uymak için değişiklikler yapacakla r: Sinagogda ibadetler i yürütmeleri gibi… Burada da dindar Siyonizm, melez bir ideolojid ir: Seküler düşüncelerde kaynak bulan ve aynı zamanda Tevrat’a itaati muhafaza eden Siyonizm doktrinin e inanma teşebbüsü. Ajandaları bu olduğu için, klasik metinlere bu zihin dünyası ile yaklaşırlar (yararlı bir doz cahillik). Talmud’a aşina olan bir kimse bilir ki, hemen hemen her alanda sözleri yanlış yorumlama yolları ve vasıtaları vardır. Talmud’un kendisi (Eiruvin13 b) der ki: Bir bilge vardı, ki ölmüş bir kertenkel e’nin (Gerçekte Tevrat açıkça temiz olmadığını söylerken) ritüel olarak temiz olduğuna ilişkin 150 sebep öne sürebiliyordu.

Bu dindar Siyonist liderleri n gerçeğidir. Bununla birlikte, takipçileri genel olarak metin ve kaynaklar hakkında hiçbir şey bilmez ve sadece onların açtığı yolda ilerlerle r.

2) Cevabın ikinci parçası, siyonizmi n, Judaizm açısından önemli olan belli konulara darbe vurmasıdır ve dikkatli düşünmeksizin bir kimse onu gerçek Judaizm ile karıştırabilir. Yahudiler, gerçekte, bir gün sürgünden dönmeyi ve Filistin’e yerleşme beklentis i içindedirler. Bununla birlikte, bu, siyasi ya da askeri bir hareket ile değil, tanrı’nın inayetiyl e olacaktır. Judaizm, tarihin şekillenmesinde tanrının iradesini görmeye önem atfetmekt edir. Nitekim, Siyonistl er, devletin (İsrail) kurulmasına vesile olan tüm olayların aslında tanrının tarihe yön vermesi olduğunu söyleyeceklerdir. Bununla birlikte, biliyoruz ki tanrı bazen günahkarlara başarı ihsan eder, ama böyle bir başarı haklılıklarına bir delili değildir. Tevrat ve Talmud’ta İsrail topraklarını öven, gerçekte bizi sürgünde olmaya yükümlü kıldığı halde, bir devlet kurmaya yönelik yanlış yol gösterecek bir çok malzeme vardır.

Web sitemizde, ziyaretçi yorumları, sorular ve cevaplar başlıklarından teşkil ‘hakkımızda’ denen bir bölüm vardır. Orada, insanların Siyonizm’i müdafaa etmek için yazdıkları bazı yazıları ve bizim onlara verdiğimiz cevapları görebilirsiniz.

 

 

Anti-Semitizm nedir? Sizce bu Yahudi düşmanı mı olmaktır ? Peki Madem ki Arap ulusları da Nuh Peygamber’in en büyük torunu Şem (Shem)’in soyundan gelmektel er, onlar da Semitik değil midir ?

 

Y.Cohen:

 

Anti-Semitizm nispeten son zamanlard a--son 200 yıl içinde—Yahudi düşmanlığı ve zulmüne ilişkin eski bir fenomen dolayısıyla uydurulmuş bir terimdir. Exodus kitabı’nı okursanız, Yahudiler in zulme maruz kaldıklarını ve Mısır’da köleleştirildiklerini göreceksiniz. Pers imparator u Ahasuerus’un danışmanı Haman, tüm Yahudiler i öldürmeyi planlıyordu. Suriyeli Grek kral Antiochus Epiphanes Yahudi hükümlerini gözetenlere karşı emirler çıkardı. Hristiyan lık muktedir bir dünya gücü olduktan sonra, anti-semitizm için yeni bir gerekçe yaratıldı; Yahudiler onların Mesihleri ni reddetmek le ve O’nu öldürmekle suçlandılar. Avrupa Yahudiler i Haçlı Seferleri’nden çok zarar gördüler; Engizisyo n ve başka bir çok katliam Hristiyan liderler tarafından tahrik edildi. Yahudi nefretini n en vahim ve en yakın zamandaki tezahürü, elbette Nazilerin Polonya, Rusya, Macarista n ve tüm doğu Avrupa ülkelerindeki yaklaşık 6.000.000 yahudiyi katletmes i idi.

 

Terim’in makul olmadığı konusunda haklısınız; çünkü Semitler hakikatte Şem (Shem) soyundan gelen tüm insanları ihtiva ediyor. Aynı manada, İbrani (Hebrew) terimi de hatalıdır; çünkü bu, Şem’in büyük torunu Eber’in bütün soyunu ima eder. Dil’in tabiatı böyledir; sözler gelişir ve yeni anlamlar kazanır.

 

Son zamanlard a Siyonistl er anti-semitizm suçlamasını muhalifle rini bastırmaya çalışmak için istismar ediyor ve biz bunun yanlış olduğuna inanıyoruz. Siyonistl er ve Filistinl iler arasındaki çatışma, din ya da ırklara ilişkin bir çatışma değil, siyasi ya da askeri bir çatışmadır ve bir insan sırf Filistinl iler yanında saf tutması yüzünden Yahudiler e karşı olmaz.

 

Anti-Semitizm, İsrail Devleti’ne muhalefet nedeni değildir; fakat kesinlikl e bir sonuçtur. Yani, devlete muhalefet leri yüzünden bir çok insan kesin olarak anti-semitik olmuştur. Bu, onların hatalı bir şekilde devlet, onun hedefleri ve faaliyetl erini Yahudi halkı ile özdeşleştirmeleri yüzündendir. Fakat bu hal, hakikat’ten daha fazla uzak olamazdı. Tevrat ve Talmud’u tetkik eden ve emirlerin e riayet eden Asli Yahudiler devlete karşıdır ve onun faaliyetl erinde hiçbir şekilde yer almamışlardır. Bu yüzden, bu zamanda bizim organizas yonumuzun çalışmaları çok önemlidir. Biz, Judaizm ve Siyonizm arasındaki farklar hakkında insanları eğiterek, anti-semitizm’in tehlikeli gelişimini önlemekteyiz.

 

 

Modern siyasi siyonizm’in 19.yüzyılın sonlarında ortaya çıkışını bir başlagıç olarak kabul edersek-- ki İlk Siyonist Kongre Theodor Hersl tarafından 1897’de Basel’de düzenlendi—ulaşılan arzu edilmiş hedef ve sonuçları arasında ne gibi farklar vardır? İsrail Devleti’nin, kimilerin in dediği gibi, “demir duvar arkasında” bir devlet olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Y.Cohen:

 

Siyonizm’in asli hedefleri ve sonuçları arasındaki farkı soruyorsu nuz. Farklar çok çarpıcıdır. Gerçek Siyonistl er Yahudiliği zulüm ve tehlikede n korumayı amaç edinmişlerdi; fakat yarattıkları ülke bu gün Yahudiler in yaşaması için çok tehlikeli bir yere dönüşmüştür. Onlar Yahudi hayatlarını kurtarmayı istediler, fakat devleti ayakta tutmak onlara 28.000’i aşkın Yahudi hayatına mal oldu. Bu, hiç kimsenin tanrı’ya aklı ile üstün gelemeyec eğine olan inancımıza ilişkin bir kanıttır ve tanrı bizden sürgünde kalmamızı istiyorsa, biz kendi faaliyetl erimizle sürgünü sona erdirerek halihazırdaki durumumuz u iyileştirme çabasına giremeyiz ve girmemeli yiz. Biz tanrı’nın hükmünü beklemek zorundayız.

 

Diğer önemli fark, gerçek Siyonistl erin, yahudiler için seküler bir vekalet yaratmayı istemeler idir. Tevrat’a uymak yerine, Yahudiler şimdi kendi topraklarında yaşıyor, İbranice konuşuyorlar ve bu, kendileri ni Yahudi olarak farz etmeleri için kafi geliyor. Onlar, bir vatana ve dile sahip olduklarından bu yana, dünyada her günahı işlediler. Bu, onların vizyonu idi ve maalesef onu uygulamay a sokmak için bir çok şeyi seferber ettiler. Fakat, Yahudi tarihinde ki hüküm, Tevrat’a muhalif ideolojil erin tükenip ortadan kalktığına yöneliktir. Dindar bir Yahudi, çocuklarının ve torunlarının hepsinin dindar Yahudiler olmalarını gözetir; fakat seküler Yahudi bunu önemsemez ve bu sebeple, onun torunları çoğu kez yahu olamayaca ktır, ya da olsalar bile, onun ideolojis ini taşımayacaklardır. Nitekim, seküler bir ideoloji olarak Siyonizm hükmünü yitirmekt edir. Tevrat’a inanan Yahudiler, onlara Tevrat tarafından vaad edilmiş bir vatan için savaşmaktan bıkmışlardır. Adeta bundan vazgeçmeye hazırdırlar. Bu gün, haklarında endişe etmemiz gereken dindar Siyonistl erdir. Ulaşmaya ve eğitmeye gayret sarf ettiğimiz kişiler onlardır. Onlar zaten Tevrat’a inanıyorlar ve bu sadece Tevrat’ın gerçekte ne dediğini onlara gösterme meselesid ir.

 

 

Biz Müslümanlar , 2.Dünya Savaşı esnasında Naziler tarafından öldürülen insanları saygıyla anıyoruz. 2.Dünya Savaşı süresince, Nazilerin” Yahudi Sorununun Nihayi Çözümü” olarak adlandırdığı bir çok soykırım kurbanı olduğunu ve başka azınlık üyelerininde soykırımda can verdikler ini çok iyi biliyoruz . Peki sizce soykırımdan kim sorumludu r? Trajik sonuçlara yol açan soykırım hadisesin deki Siyonistl erin oynadığı anahtar rolü açıklayabilir misiniz? Sizin araştırmalarınıza göre, Siyonist planın bir parçası olarak kaç Yahudi kurban edildi?

 

Y.Cohen:

 

Soykırım’dan kim sorumlu idi? Hitler ve Nazi’ler. Hitler, herhangi bir bedel ya da rüşvet karşılığında, Yahudi soykırımından vazgeçmeye razı değildi. O’nun, önemli kaynakları ve insan gücünü Yahudiler i katletmek için dağıtması ve Rus Yahudiler ini katletme amacıyla zamanından önce Rusya’ya saldırması yüzünden, savaşı kaybetmes i dahi tartışılabilir. Generalle ri, o’na tren ve ikmal malzemele rini cephede kullanmak için yalvarmışlardı; fakat o, trenlerin Yahudiler i ölüm kampına taşınması için kullanılması emretmişti. Diğer Nazi subayları da programla mutabık idi, fakat program hakkında pek de iradeli sayılmazlardı ve rüşvetle ayartılabiliyorlardı. Örneğin; SS subayı Wisliceny, Slovakyalı Yahudiler den sorumlu idi ve Haham Michael Weissmand el, savaş boyunca Yahudiler i dışlamaması için ona sürekli olarak rüşvet verebiliy ordu. Nihayet, 1944 sonbaharında rüşvet vermeye devam etmeye muktedir olamadı ve Slovak Yahudiler inin hepsi Auschwitz’e götürüldü. O’nun diğer subaylara rüşvet verme ve daha bir çok insanı kurtarma planları vardı; fakat Siyonistl er o’na para göndermeyi reddettil er. Macar Yahudiler i sorumluluğuna atanan Eichman, siyonistl erden alacağı bir rüşvet için onların tümünü ( yaklaşık 800.000 ) öldürmemeye karar verdi. Eichman, Joel Brand adlı bir yahudiyi temsilci olarak İstanbul’daki Siyonist liderliğe onlardan “ kan karşılığı kamyonlar” istemesi için gönderdi. Macar Yahudiler i bin ton çay, bin ton kahve ve on bin kamyon karşılığında öldürülmeyeceklerdi. Fakat Moshe Sharet, Yitzchok Greenbaum ve Siyonist ajansın diğer liderleri, bu Yahudiler i kurtarmak için herhangi bir çabaya destek vermenin arzu edilir olmayacağına karar verdiler; çünkü bu, onların İngiliz müttefiklerini gücendirebilir ve kutsal topraklar da bir Yahudi devleti kurma planlarına engel olabilirl erdi. Bu yüzden, Brand’ın misyonunu saklamaya karar verdiler; onu Türkiye Suriye sınırı boyunca ayarttılar; İngilizler, onu Mısır’da hapse attılar ve orada elindeki teslim edilmemiş mesajı ile üç ay süresince, tüm Macar Yahudiler i yakılıncaya kadar, kederden bitip tükendi.

 

Genel olarak, Siyonistl er, başka yerlere götürerek Yahudiler in hayatını kurtarabi lecekken, esas olarak Filistin’e göç ile ilgili idiler. O zamanın büyük Yahudi organizas yonlarını kontrol ediyorlar dı ve büyük miktarlar da paralar emirlerin e amade idi.

 

Siyonistl er, bir devlet için çalışarak, Yahudiler i korumaya gayret ettikleri ni ve II.Dünya Savaşı’ndan önce bir devletler i olsaydı, hepsini kurtarabi lecekleri ni iddia ediyorlar . Fakat, hakikat bunun aksidir: Bir devlet için çalışarak, yerel Filistin halkını çileden çıkardılar. Filistinl ilerin öfkelenmesini istemeyen İngilizler, Yahudi göçüne sert bir şekilde sınırlama getirdile r. Eğer Yahudiler in ırkçı hevesleri olmasaydı, ayaklanma ve şiddet olmayacak tı ve İngilizler, kesinlikl e daha fazla yahudinin Filistin’e göç etmesine müsaade edecekler di.

 

Peki siz Bay Cohen İsrail’deki genç Yahudi neslin, İsrail hükümetinin uyguladığı politikal ar yüzünden, Tevrat prensiple rinden uzak büyüdüğünü düşünüyor musunuz?

 

Y.Cohen:

 

Genç nesil Tevrat’tan uzak mı yetişiyor? Bunun, çok daha uzun bir zaman önce, İsrail Devleti’nin kuruluşunun ilk yıllarında olduğunu düşünüyorum. Avrupalı Yahudi Siyonistl er İsrail Devleti’nin kurulmasından çok önce sırtlarını zaten Tevrat’a dönmüşlerdi ve İsrail devleti Sifardik (Sephardic; İspanya, Portekiz ve Kuzey Afrika’dan gelen) Yahudiler’e kapılarını açtığında, bu Yahudi evladın Tevrat eğitimi almamış ve mümkün olduğu ölçüde seküler yetişmiş olmalarını temin ediyorlar dı.

 

Günümüzde, bu mücadele bitmiştir; seküler Siyonizm çöküş içindedir ve İsrail devleti’ndeki bir çok Yahudi Tevrat’a dönmektedir. Şu an, Tevrat Yahudiler ini eğitmek ve onlara Siyonizm’in Tevrat’a muhalif olduğunu göstermek bir zorunlulu k olmuştur.

 

 

Bu gün, biliyoruz ki İsrail Devleti’nin uygulamak ta olduğu soykırımdan endişe duyuyorsu nuz. Filistinl i dini temsilcil er ve Filistin hükümet temsilcil eri ile ilişkileriniz nasıl? Filistin, acımasız batı emperyali zmi ve Siyonizm ile olan mücadelesinde yalnız mıdır?

 

Y.Cohen:

 

Filistin hükümeti ile ilişkilerimizi soruyorsu nuz. Aslında biz, siyasi değil, dini bir organizas yonuz ve hiçbir siyasi ilişki içinde değiliz. Biz, Filistinl ilere ulaşmaya, onlara sempatiyl e baktığımızı ve şiddetle İsrail’in onları maruz bıraktığı zulme karşı olduğumuzu bilmeleri ni temine çalışıyoruz. Daha çok müslümana ulaşmayı ve her iki tarafın, Judaizm ve İslamiyet’in güzel ve barışçıl doktrinle r olduğunu, bunun yanı sıra şiddet ve savaşın, kendi dinlerini suistimal eden ya da yanlış yorumlaya n insanlar yüzünden ortaya çıktığını idrak etmeleri için bir tür diyalog sürdürmeyi arzu ediyoruz. Bu yüzden bize, İslam dünyası’nda bunu ifade etme fırsatı verdiğiniz için memnunuz.

 

Bu, bizi Amerika’nın Ortadoğu’yu özgürleştirme arzusuna ilişkin olan sonraki sorunuza götürüyor. Böyle bir arzu, İslam’a karşı şiddetli bir önyargıya dayanıyor ve aslen, kendi önyargılarınız sebebiyle, başka halkların inanç ve kanunlarını değiştirmeye çalışmak yanlıştır. Biz Yahudiler bunu çok iyi anlıyoruz; çünkü tarihimiz de çok defalar prensiple rimizi terk etmemiz için zorlama çabasına girişen liderler yüzünden çok acılar çektik. Bu önyargının bir parçası, tıpkı Yahudi karşıtı algılara neden olan anti-siyonist algı gibi, Amerikalıların askeri çatışması ve belirli Ortadoğu ülkeleriyle (kısmen İsrail meselesi üzerine) alakalı menfaat çatışması da onların, İslam’ın bir şiddet doktrini olduğunu düşünmelerine sebep oluyor. Ayrıca, Amerika kadın ve erkek eşitliği bakımından çok müsamahakar ve liberal bir toplumdur ve onların çarpık bakış açılarından İslam, aşırı derecede kısıtlayıcı görünmektedir. Fakat yine de, herhangi bir ulusun başka bir ulusun kültür ve dini üzerine etkide bulunması yanlıştır.

 

 

Irak işgali’ne dair görüşlerinizi sormak isteriz. Amerika’nın asli hedefi nedir?

 

Y.Cohen:

 

Irak Savaşı hakkında, yorum yapamam; çünkü organizas yonumuzun bu meseleye ilişkin resmi bir duruşu yoktur. Yapacağım herhangi bir yorum, kendi görüşümle sınırlı olacak ve Tevrat’ı ya da organizas yonumuzu temsil etmeyecek tir. Barış aktivistl eri bazı takipçileri vardır, fakat Amerika’nın Vietnam Savaşı’ndaki kadar çok değildirler. Bu aktivistl erin, 2004’te Bush’a karşı galip gelememel eri size bir fikir verecekti r. Amerika’daki kamuoyu geniş ölçüde bilgisizl ikdir. Çok az insan, doğru bir görüş edinmek için gerçekleri yakından takip etmektedi r.

 

 

Dinler arası diyalog üzerine olan uluslar arası toplantılar son zamanlard a Türkiye’de gündem işgal etmekte. Sizin , siyonist kuruluş ADL tarafından desteklen en bu proje hakkındaki görüşünüz nedir?

 

Y.Cohen:

 

Dinler arası diyalog ilginç geliyor; fakat bunun hakkında şu ana kadar çok bilgi edinmedik . Eğer bize bilgi yollarsanız , belki yorum yapabilir im.

 

 

Elbette bu konudaki görüşlerimizi, bununla amaçlanan dair olan fikrimizi sizlerle paylaşmak bizi memnun eder , peki Bay Cohen Türkiye’ye son olarak ne iletmek istersini z?

 

Y.Cohen:

 

Bizler , bizimle ilişki kurarak röportaj yaptığınız ve mesajımızı Müslüman kamuoyuna ulaştırmaya olanak sağladığınız için size teşekkür ederim.

 

 

Bizler de tüm anti-siyonist Yahudiler in mücadelesinde başarılar diler , siyonist işgal karşısında cesurca durduğunuz için tüm Filistinl i kardeşlerimiz adına sizlere teşekkür ederiz.

 

Y.Cohen:

 

Bizler teşekkür ederiz

.

 26 
 : Kasım 16, 2014, 10:24:43 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

 EY MÜSLÜMANLAR BİR HAMSİ SÜRÜSÜ OLAMADINI ZMI

 HÜSEYİN  RAFET  ALTINOĞLU
 
 FORUM İSLAMAKDENİZ DÜNYA MARMARA 2008



 Müslümanların Batı ile mücadele edecek planlar geliştirememesinin
 Ve Batının tuzaklarına düşerek
 Batının oyunlarına alet olmasının
 Birçok sebepleri var ve bir kaç önemli sebebi şöyle sıralayabiliriz
 Müslümanların yüzyıllardır nazari ilimleri ( Bilim ve teknoloji k gelişmeleri ) hiçe sayıp
 sadece islami ilimlerle meşguliyeti sonucu
  birçok alanda eğitimsizliği ( cehaleti ) yüzünden
 Batının yaptığı algı operasyon ları ile gerçeği göremeyip
 endişe ( panik ve korku ) ile kaosa düşerek
 Aklını ve mantığını kullanama ması yüzünden
 Ve müslümanların kendi aralarındaki
 gereksiz ve bazen yıkıcı tarzda Mezhep tarikat cemaat gibi bölünmüşlükler yüzünden
 Ve bir araya gelerek fikir ve düşünce alışverişi yapamaması
Ve olayları birlikte değerlendirme yetisinin olmaması
( istişare yoksunluğu ) yüzünden
 Müslümanların kendi aralarındaki yüzyıllardır devam eden
 bilinçsizce söylentiler ( tefrika )
 ile birlikte öz güven eksikliği ve ekonomik yetersizl ikler ( fakirlik )
 yüzünden
 Müslümanların birbirler inden kopuk ve ferdi hareketle rle
 sosyal kitleler oluşturamayarak
 dayanışma içinde olamaması yüzünden
 Teker teker savunmasız kalışıyla birlikte
 Batının tuzaklarına düşerek oyuncak haline gelmiştir
 Ey Müslümanlar bir hamsi kadarda olamadınızmı
Sürü ile hareket ederek birbirler ini koruyan hamsiden ibret almak gerekir
 Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
 Bir hadis-i şerifinde
 " Düşmanın silahıyla silahlanınız " buyurmuştur
 Batıyı savaştan vazgeçirmenin yolu
 Batının silahından daha etikilisi ni imal etmektir
 Batıdan satın alınan herşey
 Eşyanın  tabiatı gereği
 Er yada geç üreticisi olan Batıya hizmet eder
 Artık müslümanlarında sadece silah satın almadığını
Ve silah üretecek teknoloji ye sahip olduğunu Batıya gösterebilmeliyiz
 Silah sadece tüfek değildir kalemdir veya resimdir
 Birde güzel sanatlar ve müzik ile ilgili bir anektod aktarayım
 Yılan zehrine karşı en etkili panzehir yılan kanıdır
 Bu yüzden Gitar ve Rock'roll ile zehirlenm iş gençliğin
 Mehter marşları ve zurna ile tedavisi mümkün değildir
 Ney ve def ile yapılan klasik tasavvuf müziğini gençlere dinletmek le
 Enerjiler ini islami boyuta dönüştüremezsiniz
 Bu tür müziğin belirli bir yaştan sonra dinlenilm esi faydalıdır
 Ve faydasını görmek içinde Müziğin bir bilim dalı olduğunu kabul ederek
 Sadece eğlence aracı olarak görmekten vaz geçilmesi gerekmekt edir
 Müslümanların Batının oyuncağı olmasının asıl sebebleri nden biride
 Her türlü bilim dalı ve her türlü sanat dalıyla dalga geçmesi ve alaya almasıdır
 Bu sanat dallarınıda müzik resim ve tiyatro gibi çeşitlendirebilirsiniz
 Batı kendi insanını sadece Dini ilimlerle geliştirmemiştir
 Her türlü ilim dalında araştırma yaparak geliştirmiştir
 Müslümanlar ise nazari ilimleri dışlayarak
 Sadece İslami ilimlerle insanları geliştirmeye çalışmaktadır
 Ve başarılı olamamakt adır
İslamiyetin gelişmesi için günümüzde
 her türlü ilim dalına ihtiyaç vardır
 Osmanlı döneminde her ne kadar Bilim ve teknoloji olmasa bile
 Batı bilim ve teknoloji yle müslümanları şimdiki gibi sömüremiyordu
 Çünkü Osmanlı güçlü bir devletti
 Ve işin gerçeği şudurki Osmanlı var olduğu için
 Müslümanların mezhep tarikat ve cemaatle meşgul olmasının
 Dervişlerin tekkelerd e medresele rde tesbihat çekmesinin
 Müslümanlara bir zararı yoktu
 Osmanlı devleti ayakta olduğu için tesbihat ile meşguliyet olabilird i
 Fakat günümüzde Osmanlı ayakta olmadığı için
 Artık medrese ve tesbihat ile zaman geçirmekle
 Günümüz dünyasında Batının karşısında gücümüzü koruyamıyoruz
 Abdülhamit sanayi mektebini açarken
 Medresede tesbihatl a meşgul olan bazı şeyhler
 " Abdülhamit dergahla ve tesbihle meşgul olmak yerine
 Sanayi denilen gavur güruhu ile meşguldür " diyerek
 Sanayi mektebini n açılmasına ve Abdülhamitin çabalarına karşı çıkmışlardır
 Ve Abdülhamit ile Osmanlının yok olmasına
 işte bu tesbih çeken bazı medrese şeyhleri sebep olmuştur
 Dolayısıyla işin aslı
Müslümanların ve İslamiyetin gelişmesine
İşte bu tür müslümanlar engeldir
 Müslümanların sömürüye açık olmalarının
 Ve kan ve gözyaşı içinde kalmalarının asıl sebebi
İşte bu tür müslümanların hiç bir şey üretmeyip
 Batıdan satın almaları ve sadece satın alıp kullanmak la meşguliyetleridir
 Bu tür Müslümanlar sadece mideleriy le ve tesbihler iyle meşgul oldukları için
 Ve Osmanlı gibi bir devlette artık olmadığı için
 Müslümanlar kan ve gözyaşı içinde kalmaya mahkumdur




 EY MÜSLÜMANLAR BİR HAMSİ SÜRÜSÜ OLAMADINI ZMI


 Sahile vurmuş ve ölmüş bir Balinayı gördü bir deniz adamı
Balina nefessiz kalarak ölmüş solungaçlarında Hamsi balıkları
Sürüden ayrılan Balina aç kalmış saldırmış Hamsi sürüsüne
 Hamsiler tek tek dolaşmazlar onlar dolaşırlar sürü halinde


 Hamsi sürüsüne saldıran Balinaya top yekün saldırır Hamsi balıkları
Önce pullarını döker ve anında denizin rengini bozar Balinanın görüş açısını
Sonra üç beş Hamsi kendini feda eder koca sürü için tıkar solungaçları
Solungaçları tıkanan Balina nefes alamaz kaçar hızla karaya doğru


 Ey Müslümanlar Küffar tek milettir Ümmet tek millet siz hangi mllettens iniz
 Hamsi kadarda birlikte olmaya gücünüz yetmiyorm u siz nasıl Ümmetsiniz
 Bir duvarın tuğlaları gibidir Ümmet yıkılır duvar alırsanız içinden br tuğlayı
Ey Müslümanlar bir Hamsi balığı sürüsü kadarda olamadınızmı


 27 
 : Kasım 16, 2014, 10:21:54 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
İSLAM VE TEBLİGİ

YENİDÜNYA-İSLAMA BAKIŞ FORUM 2012

CENGİZ HÜSEYİN DİYAROĞLU

 

Selamün aleyküm kardeşlerim Allahın rahmeti bereketi üzerinize olsun
YeniDünya İslama Bakış Forumda , İslam ve tebliği ile ilgili
İslamiyeti tebliğ için Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav
Efendimiz in tebliğ metodu yazıldığı için
Ayrıca Peygamber i metodun açıklanandan farklı bir şekline gerek olduğunu sanmıyorum
Ancak bu konudaki yazıya ek olsun diyerek bir iki şey hatırlatmak istiyorum
Evet islami tebliğ önce Peygamber i metodla yapılmalıdır
Bu metodun içerikleride  önce ailede kavranması gerekmekt edir
 sonra Okulda devam etmelidir sonra çevrede örneklendirilmelidir
Ancak bazı aileler bu konuda eğitimsizdir ve çocuğunu eğitememektedir
Okulda genel bir eğitim söz konusudur
Ayrıca ve özellikle islami bir eğitim yapılmasıda
Şartlar gereği okullarda mümkün olamamakt adır
Bizler Japonlar gibi okuyan inceleyen bir toplumda değiliz
Gazete yada kitap okuma kültürü olmadığı içinde
Aile ve okul ile çevre dışında
Kendimizi eğitememekteyiz
Medrese türü eğitim Osmanlı döneminde kaldığı içinde
Günümüzde en cahilimiz in en az 2 yıllık fakülte mezunu olması gerekirke n
Hala okuma yazma dahi bilmeyenl erimizin olduğu bu toplum
İslamiyeti nasıl özümseyecek ve nasıl yaşayacak
Ve nasıl İslamiyeti tebliğ edecektir
Örf ve adetlerle yada Anadan babadan görme şekillerle
Gelenekle rle ve mahalle baskısıyla İslamiyet öğrenilemez ve yaşanamaz
Müslümanların iki şeye ihtiyacı vardır birincisi eğitim ikincisi bilim ve teknoloji
Bu ikisi olmadığı sürece Peygamber i Metodun algılanması mümkün değildir
Bilimle uğraşan müslüman islami ilimlerid e bilmedikçe
islami ilimleri bilen müslüman ise en az bir nazari bilimde eğitimli olmadıkça
Müslümanların felaha ermeside mümkün değildir 
Kardeşlerim bizler hala  müslümanların kıyafetleriyle uğraşıyoruz
Hanefiler e göre bayanlar için kıyafet el ve yüzleri görünür cinsten olmalı
Ve vücut hatlarını örten ve insanları tahrik etmeyecek cinsten
Kıyafet olması gerektiği belirtilm ektedir
Bunun dışında kalan ise yöreye veya kültür ile iklime göre değişmektedir
Bayanların pantolon giyip giymemesi ile ilgili ayrıca detaylı bir yazı vardır
bu konuyada girmeyeceğiz
Bayanların okuması veya fabrikada çalışıp çalışmaması ile ilgilide
Kısaca şunu diyebilir iz
İlim bayan erkek her Müslümana farzdır
Sağlık ve güvenlik önlemleri mevcut olan her yerde
Kadının eğitim gördüğü branşa ait işlerde
Elbette çalışacaktır
Bizim söylemek istedikle rimiz bunlar değil
Müslüman ülkelerde kadınların kıyafetleri kadar eğitimleri ile meşgul olundumu acaba
Peki müslümanlar kılık kıyafetle meşgulken
Suriyede veya Irakta binlerce müslüman kadına tecavüz edildi
Ve tecavüz edenlerin çoğu müslümanlardan oluşuyordu
O zamanlar kimse kıyafetine bakmadı kadının değilmi
Varmıydı kıyafetinin bir önemi tecavüze uğradıktan sonra
Ama içimizdeki bazı müslümanlar , dış görünüş ve kıyafet ile meşgul olduğu kadar
İnsanların veya kadınların beyniyle aklıyla ve toplumdak i yeriyle
Ruhundaki yetenek ve geliştirilmesi gereken eksik yönüyle meşgul değildi
Konteynırlara atıldı katledile n tecavüz edilen kadınların cesetleri
Peki ne işe yaradı yıllardır kadınlar için verilen fetvaların değeri
Kadınları tecavüzden ve katliamla rdan koruyamadıktan sonra fetvaların kaldımı bir değeri 
Bazı kadınlara gereken eğitim verilmedi ve sürekli baskı yapıldı veya zorla kapatıldı
Bazı kadınlara hiç değer verilmedi toplumdan tecrit edildi
Veya robot gibi isteklere cevap veren bir köle olarak algılandı
Köle oldu ama yinede bazen canını kurtarama dı kadın
Çünkü bazı Müslüman erkeklere eğitim verilmediği için
Bayanlara tecavüz edip oyuncak bebeği parçalar gibi parçalayıp attılar kadın cesetleri ni
Bunun sebebide bazı erkeklere eğitim verilmeyişi
Bazı Müslümanlar ise erkekleri n bol pantolon giymesi veya sakalını çevirip çevirmemesi ile meşgul oldu
Eğitim denilince algılananda , bazen , sadece islami eğitimtir
Peki nazari eğitim olmadan sadece islami eğitimle insan yetiştirilebilirmi
Alman Matematik bilgini Gauss modern matematiği tavsiye ederken
Tımarhanelerdeki ve Hapishane lerdeki insanların algılarını geliştirdiğini 
Davranışlarında mantıksallığı ve aklını fikir ve düşüncelerini geliştirdiğini belirtere k
Uzaya çıkışında temelinde modern matematik olduğunu belirtirk en
Gauss yazısında müzikten anlamsız bir bilim diyerekte bahsetmem işti
Okullarda müzik eğitiminin önemsiz ders olarak görülmesini tavsiye etmemişti
Bazı okullarımızda müzik eğitimi dersleri bazen boş geçti öğretmen bulunamadı
Müzik dersinde nota öğretmek yerine şarkı ezberleti ldi yada müzik yerine matematik dersi yapıldı
Netice ortada uzaya biz çıkamadık , demekki sadece matematik ile uzaya çıkılmıyormuş
Çocuklarımız  Almanyada ki gibi yeteneği veya ruh yapısına göre okullarda sınıflandırılamadı
Bir çocuk mühendis olabilir , diğer çocuk ise müzisyen olabilir ,bunu sınıflandıracak öğretmen gerekir
Bizde müzik ve edebiyat ile meşgul olan çocuğa neredeyse haylaz ve işe yaramaz gözüyle bakldı 
Müzik helalmidi r harammıdır diye sorgulark en bile , her insanın müzikle meşguliyeti göz ardı edildi
Ama müzik hiç dinlemeye n insan varmıdır  veya insanların içinde hiç müzikten nefret eden varmıdır
Bu hiç sorgulanm adı veya hangi insan ne çeşit müziği neden dinler , bu hiç araştırılmadı
Yehova şahitlerini duymuşsunuzdur , onların çalışma sistemi nasıldır aşağıdaki videoda izleyin
Sonra konumuza kaldığımız yeren devam edelim isterseni

http://www.jw.org/tr/yay%C4%B1nlar/videolar/yehovan%C4%B1n-%C5%9Fahitleri-te%C5%9Fkilatlanm%C4%B1%C5%9F-bir-toplum/

Evet kardeşlerim videoyu izlediniz ve görüyorsunuz değilmi
İlmin ve çalışmanın erkeği bayanı olmaz değilmi kardeşlerim
Videda İzlediniz ortada büyük bir emek var
Ve bir inanılmış hedef için ortaklaşa çalışma var değilmi
Ve Allah c.c emek harcayıp çalışana yardım eder biliyorsu nuz
Allah c.c herkese emeklerin in karşılığını mutlak verir ve emeklerin i zayi etmez
Bu kim olursa olsun , neticede insan , Allaha inansada inanmasad a Allahın yarattığı mahlukattır
Ve Allah c.c Müslüman olsada olmasada bütün alemlerin ve mahlukatın Rabbidir
Peki bazı müslümanlarda eksik olan eğitim ve bilim ne zaman tamamlana cak acaba
Ne zaman müslümanlar bayan kıyafetleriyle meşgul olmak yerine
Bu kıyafetlerin dizayn ve şekillerini , müslüman stilist ve modelistl ere bırakacak 
Böyle yazıldığı zaman sanırım bayanların çuval giyeceğini düşünmüyorsunuz değilmi
Helena Rubistein kozmetik ile şunu söylüyordu " kozmetiğin
Bayanlara faydalı olduğunu düşünmüyorum,ancak ben devletim için bunu üretiyorum " diyordu
Müslümanlar ise bayanlar için yararlı kozmetik ürünler üretmeliydi
Müslüman bir alim ise , bayanlard a rastık ve sürme haram değildir derken
Müslüman kimyagerl er bu rastık ve sürmenin hammaddes iyle ilgili araştırmalar yapmalıydı
Gerçekten bayanların cildine faydalı ürünler üreten ,dünya çapında kaç müslüman firma vardır
Bir yabancı firma misvak ağacı köklerinden diş macunu üretti
Peki bunu neden ilk olarak bir müslüman firma üreterek patentini alamadı acaba
Sebebi gayet basit , bazı müslümanlar bilimsel konularla ilgilenmi yor , Ar-ge yapmıyor
Veya kolay para kazandıran ticari olaylarla meşguller , gerisiyle uğraşmıyorlar
Dünyadaki gelişmelerle meşgul olmak yerine , bazıları sadece nefsleri ve keseleriy le meşguller
Nihayetin de eğitim ve kültürsüz binlerce müslümanın karşısında , bir avuç siyonist 
Dünyayı yönetmekle ve müslümanları kategoril ere ayırıp , birbirler ine düşman etmekle meşgul
Hani hatırlayınız bir dönem tarihte anlatılır şu vaka vardır
Mecliste halifeliğin kaldırılması için oylama yapılırken
Bazı müslüman milletvek illlerini n , meclisin mescidind e sivri sinekle meşgul olduğunu
Mescitte namaz kılıyorken ,Secdeye eğilen milletvek ilinin alnına , seccadede ki sivrisineğin yapışmasıyla
Secdede ezilen sivrisineğin kanının ,milletvekilinin alnına bulaşmasıyla birlikte
Abdestin bozulup bozulmama sı ve Namazın kabul olup olmamasıyla ilgili tartışmayı
Kardeşlerim halifelik oylaması bu sivrisine kten daha önemli değilse 
Bizim yukarıdaki yazdıklarımızında sanırım Müslümanlar için bir önemi olmayacak tır
 Müslümanlar açısından bakıldığında boşuna yazı yazıyoruz diye düşünülebilir
Ancak verilen emeği Rabbimizi n ziyan etmeyeceğini biliyoruz artık
Bunuda müslümanlardan öğrenmedik merak etmeyiniz
Josef Cat Ctevens bir yazısında diyorki
" Eğer kaynağından değilde Müslümanlardan islamiyet i öğrenmeye çalışsaydım
Müslüman olmam mümkün değildi " diyor
İş o hale geldiki neredeyse İslamın yayılması Avrupalılarla olacak
Müslüman coğrafyanın İslamiyeti yayması çok zor
Çünkü müslümanlar henüz kendi kaoslarından çıkamamışlar
Elbette bu müslüman coğrafya bunun bedelinid e bir şekilde ödeyecek
Müslüman çünkü bu dünyaya yiyip içip tesbih çekmeye gelmedi
İslami ilimlere vakıf olmakla veya tesbih çekmeklede bu bedel ödenemez
Gitarın Endülüs-Emevi ve islam çalgısı olduğunu bilmeyen imam efendi
Kültür ve sanat müdürlüğünde sanat yerine müziğin haram oluşunu anlatmaya çalışırsa
Ve Sanat merkezind e müdür olan İmam efendi
Konservat uar mezunu Müslüman gitariste " sen inşaat işçisi değilsinki
Sen ne bilirsin çalışmayı " diyerek , müzik nazariyatı yerine Dini vaaz vermeye çalışırsa
Elbette bu bedel ödenemez
Konservat uvara İmam veya müezzinden müdür atayamazs nız
İlahiyat fakültesinede Konservat uar mezunu gitaristt en rektör yapamazsınız
Herkesin ehil olduğu konuda çalışması gerekiyor
Ve emanetin ehline verilmesi gerekiyor
Yoksa verimli iş bekleneme z
Endülüs hep örnek gösterilir
Ama Endülüste gitar çalan imamlar vardı
Gitar çalmak deyince Müslümanlar eğlenceden bahsediyo r
Biz eğlenceden değil sanattan bahsediyo ruz
O halde çözüm Rodrigonu n gitar konçertosunu çalan imam efendiler in
Konservat uvarda musiki eğitimi almış gitaristl erin imamlık yaptığı bir merkezden bahsediyo ruz
Bu örneği mühendis doktor avukat v.s gibi ilim sahalarındada çoğaltabilirsiniz
İslami tebliğde elbette realite Kuran sünnet icma kıyas başta gelir
Mevlana Celaledin-i Rumi Hazretler i gibi kalp kırmadan
Gönül yıkmadan ve empati yaparak
Bilim ve teknoloji yi kullanara k
Akıl ve vahiy süzgecinden geçirerek
Ve insanların ruh hallerini ve psikoloji k yapılarınıda inceleyer ek
 Yaşadıklarını ve çevresindeki sosyal etkileşimleride göz ardı etmeden
Giydiği pantolonl a ceketle şalvarlada uğraşmadan
Hakikatle ri ve dünya gerçeklerinide göz önüne alarak
İslamiyeti anlatmaya çalışırsanız
Rabbimiz emekleri boşa çıkarmayacaktır  İnşallah 

Hakkınızı helal ediniz , Allah c.c müslümanların yardımcısı olsun İnşallah





İSLAM VE TEBLİGİ

YENİDÜNYA-İSLAMA BAKIŞ FORUM 2012

CENGİZ HÜSEYİN DİYAROĞLU

 28 
 : Kasım 16, 2014, 10:20:50 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
SİSMOLOJİ VE İSLAM

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2012

MUHARREM AYKUT AYDINOĞLU



Selamün aleyküm kardeşlerim
Müslüman coğrafyanın kan ve gözyaşı dinmedi
Osmanlının yıkılışıyla birlikte sahipsiz kaldılar
Toparlana mıyorlar ve güçlerini birleştiremiyorlar
Her Müslüman ülkede bir diğerinden farklı İslam Dini yorumları var
Durum böyle olunca mezhep tarikat ve cemaat farklılıkları var
Ve her Müslüman ülke " Benim dediğim İslam doğru ve ben Müslümanım "
Diyerek diğer Müslüman ülke ile aralarındaki fikir ve görüş ayrılığından dolayı
Dostluk kuramıyor ve sürekli düşmanlık içinde hareket ediyor
Bu fikir ayrılıkları bir müslüman ülkenin içindeki Müslüman gruplarda da var
Örneğin Filistind e El-Fetih ile Hamas nasıl farklı fikir ve akımlarındaysa
Türkiyemizde bilimsel ve teknoloji k yönden faydasız , tarikat mezhep cemaat ayrımları var
Kadiri - Nakşi veya bunlar gibi bir yığın tarikatle r ile
Cemaat olarak Nurcu - Süleymancı veya bunlar gibi bazı cemaatler in ayrımlarıda var
Bu ayrımlar bizlere ne kazandırıyor diye düşündüğümüzde
İslamın renkliliği veya Bilimsel ve teknoloji k konularda bir çeşitlilik kazandırmıyor
Kadiriler uçak üretsin , Nakşiler otomobil üretsin
Nurcular TV üretsin , Süleymancılar Cep telefonu üretsin
Onlarda böyle bir bilimsel ve teknoloji k çaba zaten yok
Bilim olmayan Din zaten kördür ve hakikatte n yoksundur
Dinsiz Bilimde topaldır ve kendi beldesine faydası olmaz , küffarın oyuncağıdır
Müslümanların yaptığı şey sadece laf salatasından ibarettti r
Sıcak sulu şadırvanlarda abdest al  ve lületaşından tesbih çek
Ve sonra yabancı yapımı otomobil satın al
Veya yarı yabancı , yarı yerli montaj otomobile bin ve yabancıya dolarları ver
Ve camına " Huzur İslamdadır " yaz ve dolarlar küffarın cebine girsin
Birde Türk-Kürt veya Alevi-Sünni veya Sağcı-solcu
Milliyetçi-sosyalist veya Laik-Antilaik düşünce akımları var
Bunlarında birbirler i arasında bir bilim ve teknoloji yarışı yok
Sadece gereksiz ve lüzumsuz bir üstünlük ve düşmanlık yarışı var
Bu tür fikir ve düşünce akımları Siyonistl er tarafından sürekli üretiliyor
Peki Türkiyeye bilim ve teknoloji olarak bu akımların getirisi nedir
Ve bu akımların yaydığı düşmanlığın ülkemize verdiği fayda varmıdır
Ve bu tür fikir akımlarıyla ve düşmanlıklarla ülkemizin meşgul olmasının
Birbirimi zi yok etmekten başka hiç bir şeye faydası olmayacağını ne zaman anlayacağız
Ve bu fikir ve akımların aslında tümü Siyonistl er tarafından geliştirilen oyundur
Milliyetçilik veya Sosyalizm akımı güya birbirini n tam tersi akımlardır
Peki bu akımları Türklerin veya Müslümanların üretmediğini zaten biliyoruz
Siyonistl erin ürettiği bu akımlar bölücülükten başka ülkemize ne kazandırmıştır
Kin ve nefret ile kan ve gözyaşından başka hiç bir şey kazandırmamıştır
Müslümanların en fazla ihtiyaç duydukları şey birlik ve beraberli ktir
Ancak dünyada küffarın ürettiği fikir ve düşünce akımları o kadar fazlaki
İslamiyetin içine girip mezhep ve tarikatle rin içindeki fikir akımlarını bile etkiliyor lar 
Müslümanlar bu fikir ve düşünce trafiği içinde yönlerini bulamıyorlar
Okyanusta kaybolan gemiler gibi nereye gidecekle rini bilmiyorl ar
Başlarında bir kaptan-ı deryalarıda yok,gidilecek yöne kararda veremiyor lar
Yüzme bilmeyen insanlar gibi dalgalara yenik düşüyorlar
Nefes almak için denizin üstünde durmaya mecalleri yok
Ve boğuluyorlar ve neden boğulduklarındanda habersizl er
İslamın kendileri ne bahşettiği ortak paydalard ada buluşamıyorlar
Kendileri ne düşmanlık eden Küffara karşı , alacakları tedbirler ide yok
Kendileri ni savunmak için güçleri takatleri de yok
Ve sadece Dua ederek kendileri ni Allah c.c ın korumasını bekliyorl ar
Bazı Müslüman ülkelerin kendi aralarında birliği var
Örneğin Arap Birliği diye bir birlik var ancak etkisi yok
Bilimsel ve teknoloji k olarak bu tür birlikler in katkısıda yok
Asıl önemli olan konu ise birlikten ziyade şudurki
Müslümanların kendileri ni koruyacak , kendileri ne ait bir savunma sistemler i yok
Bu savunma sistemind en kasıt , ben roket yada uçak gemisinde n bahsetmiy orum
Kaldıki biz Uçak gemisi ve füzeden örneklendirmeye başlasak bile
Netice hep aynı olacaktır , yine temcit pilavı gibi aynı örneği vereceğiz , şöyleki :
Küffarın Müslümanlara atacağı , Uçak gemisinde n fırlatacağı rokete karşılık
Müslümanların elinde Küffarın atacağı rokete karşılık verecek roketi zaten yok
Bunu imal edecek bilim ve teknoloji k bilgisi ve sanayisi olmadığından
Küffara karşı atacağı roketi , yine Küffardan satın alması gerekecek
Küffarda Müslümana sattığı uçağın yada roketin elektroni k yazılımını bildiği için
Sattığı uçak yada füzenin savaş anında atılacak hedefi saptırması yine Küffarın elinde
Küffarın attığı roketin tahribatından kurtulmak için
Roket hedefe ulaşmadan etkisiz hale getirilme si gerekecek
Bunun içinde elektroni k yazılımının Müslümanlar tarafından geliştirilen
Atılan roketten daha hızlı bir roketin fırlatılarak
Küffarın roketi menzile ulaşmadan , havada başka bir roketin onu vurup durdurması gerekecek
Bunun içinde atılan roketin imal edildiği madenden , daha hafif olan bir madenle imal edilmiş
ve havada sürtünme oranı daha düşük olduğu için
Daha hızlı hareket ederek , hedefe gelecek roketi havada karşılayıp
Etkisizleştirecek karşıt roket imal edecek teknoloji gerekiyor
Bu teknoloji eğer Müslümanlarda var olsa
Zaten Küffar hakkı üstün tutmayıp kuvveti üstün tuttuğu için
Kendinden daha kuvvetli roketi olan ile savaşmayacaktır
Ve Küffarı savaştan vaz geçirmenin tek yolu Bilim ve teknoloji dir
Fakat Müslümanlar bilim ve teknoloji ye değer vermediği için
Bu teknoloji Müslümanların elinde olamaz , çünkü üretmiyor
Müslümanlar  ancak roket satın alır veya parça satın alıp montaj yapar
Küffar roket atarkende müslümanların bir kısmı ağıt yakar ,birazıda tesbih çeker
Bu örneği vermemdek i amaç konu roket değil
Hangi alan olursa olsun her alanda Müslümanları sömürenler daha üstün
Bunun sebebide Müslümanların Bilim ve teknoloji ye önem vermemele ridir
ve Müslümanların anlayamadıkları konu şu
Müslümanlara atılacak roketin hedefe vardığında , insanların bedenleri ni parçalamasının
Yine Allahın kurallarına göre gerçekleştiğini bilmemele rindendir
Müslümanlara fırlatılan roketleri n imal edilmesin de kullanılan
Bilimsel ve teknoloji ksel kurallarında hesaplama larında
Allahın yarattığı kural ve ilkeler olduğunu bilmemele rindendir
Yani roket gelecek ama müslümanları yok etmeyecek sanıyorlar
Roket gelecek ama Müslümanlar Allaha dua ederek
Roketi Allah cc ın durduracağını düşündükleri için
Roket imal etmeyede gerek olmadığını düşünüyorlar 
Muharref tevrata inanan bazı kabalistl er ise
Tanrının kendileri ni seçilmiş ırk olarak gördüğü için
Kendileri ni diğer ırklardan üstün görüyorlar
Ve her zaman tanrının kendileri nden yana olduğunu düşünüyorlar
Müslümanlar ise kabalistl erin kendileri ni üstün gördükleri için suçluyorlar
Müslümanlar siyonistl eri suçlarken , Müslümanlar Allaha inandıkları için
Üstünlüğün Müslümanlarda olduğunu ve zarar görmeyeceklerini düşünüyorlar
Ve bilim ve teknoloji ile uğraşmıyorlar ve rokete karşı tedbir almıyorlar
Fakat Kabalistl erin Müslümanlardan farkı şudur
Kabalaist ler hem üstün olduklarına inanıyorlar , hemde tedbir alıyorlar
Fakat Müslümanlar tebdir almadıkları gibi , tedbir alan siyonistl eri suçluyorlar
Allah c.c tedbir alan yada emek harcayan siyonistt e olsa insan olduğu için
Ve Allah adaletli olduğu için ve tüm insanların Rabbi Allah olduğu için
Mutlak siyonistl erde insan olduğu için , siyonistl erin emekleri ve çabalarını zayi etmiyor
Değerli müslüman kardeşlerim , ben başka bir örnek vereceğim sizlere bakın
Sismoloji bir deprem bilim dalıdır , ve deprem olduğu zaman şiddetini ölçer
Deprem olmadan önde , olabilece k bölgelerin zemininin dayanıklılığını hesaplar
Veya deprem olmasını sağlayacak zeminin altında nasıl bir yapının olduğunu araştırır
Depremi oluşturacak olan fay hatlarının olup olmadığını inceler
Fay hatları varsa faal olup olmadığını ve ne kadar enerji birikimi olduğunu hesaplar
Bu enerjinin daha önce ne kadar fasılalarla açığa çıktığını hesaplar
Ve ne kadar zaman sonra geriye kalan enerjinin açığa çıkabileceğini hesaplar
Ve fay hatları harekete geçtiğinde ne kadarlık bir kuvvetle
Ne kadarlık bir bölgeye ve ne kadarlık bir şiddetle etki edeceğini hesaplar
Ve buna karşılık ne kadarlık dirence sahip güçte binanın
Nasıl imal edilirse bu depremde ayakta kalıp kalamayac ağınıda
ilk etapta hesaplaya bilmek için , yine sismoloji k bilgilere ihtiyaç vardır
Depremler de yine Allahın yaratma kudreti ve tabiattak i dengeleri ile açıklanır
Bu hesaplama larda yine Allahın tabiattak i kurallarıyla ilgilidir
Kader- i kebir elbette Allah c.c tarafından bilinebil ir
Ama baştan tedbir alınmazsa ve bina sağlıksız zemine yapılırsa
Binanın altında enerjisi yüksek faal fay hatları varsa
Binanın statik hesaplama ları depremin şiddetine direnç gösterecek şekilde değilse
O zaman ölümden kurtuluş için geriye kalan sadece dua etmektir
Ve aslında tedbiride takdiride Allah c.c tan beklemekt ir
Fakat tedbir alınmazsa , bile bile ölüme gitmek aslında intihar değilmidir
Müslümanlar siyonistl ere kendileri ni üstün gördükleri için hatalı olduklarını söylüyor
Aynı şeyi Müslümanlar yaparak kendileri ni üstün görüyor ve tedbir almıyor
Ama siyonistl er aynı zamanda tedbir alıyor
Kimin üstün olduğunu Allah c.c biliyor ve aslında Allah Müslümanlardan yanadır
Ancak tedbir alan ve emek veren ile bilim ve teknoloji ile uğraşanın
Allah c.c emeklerin i asla zayi etmeyeceği için
Müslümanlar yerine siyonistl er şu an üstün konumdadırlar
İslami düstur " üzülmeyiniz ve gevşemeyiniz , inanıyorsanız üstünsünüz " şeklindedir
Siyonistl er ne üzülüyor nede gevşiyor , gevşememek için bilim ve teknoloji ye sarılmışlar
Ve gece gündüz çalışıyorlar ve Ar-ge çalışmaları yaparak teknoloji lerini geliştiriyorlar
Müslümanlar ise hem üzülüyorlar hemde zaten bilim ve teknoloji ye sırtını dönüp gevşemişler
Nasıl olsa Müslümanlar üstünüz diyerek , bilim ve teknoloji yerine tesbih çekmekle meşguller
Gerçi belki bin kere aynı konular yazıldı çizildi , ama hiç bir faydası olmadı
Müslümanlar kendileri ni şöyle avutuyorl ar
" Zamanında İbn-i Rüşd , Farabi , İbn-i Sina vardı ve Müslümanlarda bilim ve teknoloji vardı
Endülüste Müslümanlar bilim ve teknoloji nin temelleri ni attılar ve Batıya bilim buradan geçti "
Fakat bunları yazmanın çizmenin övünmenin hiç bir Müslümana faydası olmadı
Çünkü Endülüs geride kaldı ve Küffarın roketine karşılık verecek roketimiz yok bizim
Küffarın roketine karşılık sağlam bir imanımız var deniliyor
Mehmet Akifin dediği gibi " İman dolu göğsümüz var " deniliyor
Peki Fatih Sultan Mehmedin İstanbulu fethederk en iman dolu göğsü yokmuydud a Şahin toplarını imal etti
Kaldıki şimdiki Müslüman nesilde korkarızki böyle iman dolu göğüste yok anlaşılan
Olsaydı Fatih gibi iman top döktürürdü ve Avrupadan füze satın almazdı
Son söz olarak şunu söyleyeceğim Müslümanlara ağır olacak ama bağışlayın
Türk-Kürt veya Alevi-Sünni veya Sağcı-solcu
Milliyetçi-sosyalist veya Laik-Antilaik düşünce akımlarını Avrupadan satın aldınız
İsterseniz islam dininide Avrupadan Amerikada n Rusyadan Almanyada n Fransadan alınız
Müslümanlar Filistind e Suriyede Suudi Arabistan da Mısırda Libyada İranda mutsusuz diyerek
Almanyaya Amerikaya Fransaya İtalyaya ve Avrupaya gidip yaşamaya çalıştılar
Ama şimdi yine mutsuzlar ve geldikler i ülkelerin düzenlerini
Göç ettikleri Avrupa ülkelerine getirmeye çalışıyorlar
Çünkü eğitim ve bilim ile teknoloji Avrupada , kaos ve kargaşa Müslüman ülkelerde
Batı kalbini belki kaybetti ama aklı ve bilimi yerli yerinde
Müslümanlar ise ezile ezile Allaha ve maneviyat a belki çok daha fazla sarılacak
Ama korkarızki Müslümanlar Batının tersine aklını mantığını ve bilim ile teknoloji yi kaybetti
Şimdi ise hükmeden güç Bilim ve teknoloji olduğu için , Müslümanlar çaresiz kaldı
Ve dünyayı bırakıp ahirete çalışmayı seçti , ve dünyanın idaresini siyonistl ere bıraktı galiba
Allah yardımcımız olsun , selamün aleyküm


SİSMOLOJİ VE İSLAM

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2012

MUHARREM AYKUT AYDINOĞLU


 29 
 : Kasım 16, 2014, 10:19:45 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

TENGRAYA İNANMIYORUZ ARTIK

İSTANBULİZM YEŞİL BAHÇE FORUM THEMA 2012

ALPARSLAN MEHMET TÜRKALİOĞLU
 

Selamün aleyküm kardeşlerim
Forum istanbuli zm Yeşil Bahçelerde
Tanrı ile ilgili bizimde bir yazımızın olmasını istediğimiz için
aşağıdaki alıntıları paylaşmak istiyorum
Tanrı ile ilgili düşüncelerini Üstad Necip Fazıl Kısaküreğe sorunca
Üstad şu cevabı vermiş
" Allah c.c tanrının belasını versin İnşallah "
diye cevap vermiş ve sanırım gereken cevap latifede olsa budur
Ancak bu İslamiyette yer almayan TANRI kelimesin in
ve Müslümanların hiç bir zaman inanmadıkları TANRI isimli Putun
ne zamandır mevcut olduğunu biraz İrdeleyelim İnşallah
TANRI kelimesi aslında Öztürkçe bir kelimedir
Orjinali olarak bu isim TANRI değil TENG-RA olarak yazılıdır
TENG : Gök Kubbe ve RA : Kutsal
kısaca Tanrı kelimesi kutsal gök kubbe anlamına gelmekted ir
Bu TANRI ise gök kubbe olduğu gibi
Deniz ateş dağ veya nehir olarakta tanrı olarak karşımıza çıkar
Neticede TANRI gözle görülen elle tutulan maddesel bir boyutu olduğundan
tanrı PUT hükümündedir ve ALLAH c.c ile tanrının bir bağlantısı ilgisi alakası yoktur
Türkler müslüman olmadan önce , Karahanlılar devletine kadar tanrı kelimesi kullanıldı
Çünkü zaten tanrıya inanıyorlardı ve Şamanistlerdi ve Allaha inanmıyorlardı 
Karahanlılarla birlikte Müslüman oldular ve tanrı yerine Allaha inanmaya başladılar
Allaha inanmaya balşayınca zaten tanrı kelimesi kullanılmadı
Osmanlıda bu kelime kullanılmadığı gibi
zaten Müslümanlar dışındaki ahaliye , tanrıya inandıkları için küffar denilirdi
Osmanlının yıkılışıyla birlikte bu kelime yine gündeme geldi
O halde tanrı kelimesin i kim ne amaçla yazmaya başladı bunun araştırılması lazım
Allah c.c  kendini ism-i zülcelalleriyle tanıtır
Allah c.c ın 99 ismi içinde tanrı kelimesi zaten yoktur
Ve Allahın isimlerin in bir oluş eylem bildiren bir sıfat karşılığı vardır
Örneğin RAHMAN : Bağışlayan
RAHİM : Esirgeyen şeklindedir 
Allah c.c ın 99 ismi içinde yer almayan tanrı kelimesin in
Allahın zati veya subuti sıfat karşılıklarında tanrı kelimesi zaten sıfat değildir
Amerikan Müslüman derneği Türkiyeden İngilizce Kuran-ı kerim istemiş
Türkiye yollamış ve Amerikalılar bu İngilizce Kuranı incelemiş
ve geri yollamıştır
Amerikan Müslüman derneği yetkilisi açıklamasında
GOD kelimesi tanrı anlamına geldiği için
ve GOD yani tanrıya inananlarında kafir hükmünde oldukları için
kendileri nin Müslüman olduklarını ve Allaha inandıklarını belirtere k
Bu İngilizce Kuranların tahrip edilmesi gerektiğini bildirmişlerdir
Tanrılı din Türklerin Şamanizm Dinidir
Aslında İslamiyet dışında kalan herhangi bir inanç sistemine
DİN demekte hatadır
ve DİN demek zaten İslam demektir
Kuran-ı kerimde geçen 25 Peygamber zaten İslam peygamber idir
Yani Dİn peygamber lerle İslam ismiyle tebliğ edilmiştir
Kuran-ı kerim Al-i İmran suresi 19.ayet-i kerimede
" İnned dinel indallahi l İslam " buyurulma ktadır
Yani mealen " Şüphesizki Allah c.c katında Hak Din İslamdır "
Dolayısıyla Allahın kabul ettiği inanç sistemi yani Din İslamdır
Allah kendisine inanma biçimine DİN dediğinden
ve DİN : İSLAM olduğundan dolayı
Allahın kendisine farklı şekilde inanılmaya çalışılmasınıda
Allah kabul etmeyeceğinide bu ayet-i kerime ile zaten belirtmiştir
Bizler Hristyanlık ve Yahudilk veya Şamanizm veya Konfiçyüzim gibi
binlerce DİN uydursak bile bunun adı DİN değildir
Allah katında kabul edilmeyen uydurma Dinlerin bir geçerliliğide yoktur
Yahudiler ve Hristyanl arın Kafir oluşlarının sebebi ise
Allah c.c a inanmayıp Tanrıya inanmalarından kaynaklan maktadır
Tanrının tek olması veya çift olması bir şey ifade etmez
Neticede tanrıya inanılıyorsa zaten Kafir ve küffar hükmündedir
Yunan tanrıları örneğin çok fazladır
Zeus bir tanrıdır Apollo bir tanrıdır Afrodit bir tanrıdır
İncilde ise 3 adet tanrı kudretind e materyal vardır
1.tanrı : Hz.Meryem in eşi ( Haşa ! ) Kutsal ruh
2.tanrı İsa as ın babası Tanrı vardır ve insanlaştırılmıştır
3.tanrı Tanrının oğlu İsa as vardır ve tanrılaştırılmıştır
Buna teslis inancı denir ve 3 kudretin toplamı tanrıyı oluşturur
Yani Hristyanl arın temelde 3 adet tanrıları vardır
3 adet tanrı ile Allah c.c arasında bağlantı kurulamaz
Dolayısıyla bu ŞİRK tir ve Allaha ortak koşmaktır
Allah c.c ise tekdir ve eşi ortağı yoktur
Yahudiler de ise tanrı muharref  tevratta geçen yehovadır
Hz.Yakup as tanrıyı güreşte yenmiştir ve mağlup etmiştir
Kısacası Yahudiler in tanrısı greko-romen güreşten anlamayan
cahil bir tanrıdır ve insana yenilen güçsüz kudretsiz bir tanrıdır
Tevratta geçen " tanrı dünyayı 6 günde yarattı ve yoruldu dinlenmey e çekildi "
yar suresinde geçen bu tanrı ise
İnşaat işçisi bir tanrıdır ve çalışıp yorulup arada sigara molası veren bir tanrıdır
Allah c.c bir demir parçasını yaratırken bu anlıktır
FE atomlarına " KUN FE YEKUN " emrini verir
ve atomlar bu emirle bir araya gelip anında demir parçasını oluşturur
Bunun dakikası saniyesi günü ayı yoktur Rabbimiz " OL " emrini verir ve olur
kardeşlerim o halde hem Müslümanın deyip
hemde bu tanrı kelimesin i kullnanla rın amacı nedir
Affınıza sığınarak ben bu konuda bir kaç latife edeceğim sadece
ve latifedir ve kulaktan dolma ve gerçek değildir ama
yinede paylaşayım ve konumuza devam edelim inşallah
anlatılan bir hikaye vardır hani
Kilisenin çanı tıpkı ezan gibi çağrıdır
ibadet vakti ve saatine göre çan çalınır
karga kilisenin çanını gerekli gereksiz çalıyormuş
Rahip kargayı uyutmak ve çan çalmasını engelleme k için
sarhoş etmeyi düşünmüş ve çanın yanına şarap koymuş
karga şarabı içmiş ve çana idrarını boşaltınca rahip sormuş
" müslüman olsan şarabı içmezsin
Hristyan olsan çana işemezsin.Sen nesin " demiş
kardeşlerim Allahın 99 ismi var ve bu isimlerin içinde tanrı yoksa
Kuran-ı kerimde Allah sıfatlarının karşılığında tanrı yoksa 
İlla tanrı ismini kullanmay a çalışmanın mantığı nedir
Bir latifedir kulaktan kulağa yayılan bir şey vardır hani
Ezan Türkçe okunduğu bir dönemde
İlla Türkçe ezan okunmaya devam etsin diye
direten birine soruluyor " tanrı uludur " şekilnde okunmaya devam etse
siz camiye gidip namaz kılacakmısınız " diye soruyorla r
Ezan Türkçe okunsun diye diretende diyorki " ben camiye hiç gitmedimk i
namazda kılmıyorum benim camide ne işim var "diye cevap veriyor
Diğeride diyorki " iyide ezan müslümanlar içindir
namaza ve camiye çağrıdır
sen camiye ve namaza çağrıya gitmeyeceğine göre
ya yahudisin yada hristyansın demekki 
ezan müslümanlara ait bir çağrıdır
ezan seni camiye çağırmıyorki
niye dinliyors un ezanı
ezan Türkçe okunsa sanane
Arapça okunsa sanane "diye cevap veriyor
kısacası kardeşlerim tanrı kelimesin i kullananl ar
neye kime inandıklarını bilmeyenl erdir
aşağıya bazı alıntılar ekledim onlarıda okuyunuz
ve daha sonra helalleşip konumuzu bitirelim inşallah




AYNI TANRIYA İNANMIYORUZ

http://www.hristiyangazete.com/2010/04/ayni-tanriya-ve-allaha-inanmiyoruz/

Almanya’nın ilk Türk kökenli eyalet bakanı olarak göreve başlayan Aygül Özkan’ın törende bir Müslüman olarak Tanrı üzerine yemin etmesi tartışma yarattı. Bazı kiliseler, “Müslüman ve Hıristiyanlığın Tanrıları aynı değil” diye tepki gösterdi. Sonra bu açıklamalar yumuşadı.

Almanya’nın ilk Türk kökenli eyalet bakanı olarak göreve başlayan Aygül Özkan’ın törende bir Müslüman olarak Tanrı üzerine yemin etmesi tartışma yarattı. Bazı kiliseler, “Müslüman ve Hıristiyanlığın Tanrıları aynı değil” diye tepki gösterdi. Sonra bu açıklamalar yumuşadı.

AYGÜL Özkan (37), önceki gün yemin ederek Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletind e Sosyal İşler, Kadın, Aile ve Sağlık Bakanı olarak göreve başladı ama tartışma bitmedi. Okullarda haç gibi dini semboller e karşı çıktığını söyleyerek polemik yaratan Aygül Özkan’ın yerel parlament odaki törende “Tanrı bana yardım ettiği sürece” diye yemin etmesi de tartışmaya neden oldu.

Aygül Özkan, bir Müslüman olarak Hıristiyan, Müslüman ve Yahudiler in ‘tek ve bir saydığı Tanrı’ üzerine yemin ettiği için bir sakınca görmediğini belirtti. Ancak kiliseler, Özkan’ın Tanrı üzerine yemin etmesine tepki gösterdi. Hannover Bölge Kilisesi’nin Sözcüsü Johannes Neukirch, Bild Gazetesi’ne, “Biz Hıristiyanlar, Tanrı ile Allah arasında belirgin bir ayrım görüyoruz” dedi. Essen Katolik Piskoposl uğu’nun Sözcüsü Ulrich Lota, “Teolojik olarak Hıristiyan Tanrı ile İslam’ın Tanrısı aynı değildir” dedi.

Hamburg’tan Piskopos Jaschke, Welt Online’a yaptığı açıklamada, Özkan’ın Tanrı’ya gönderme yapmasını ‘selamladığı’nı söyledi.

Anayasada ki Tanrı

Almanya Protestan Kilisesi’nin Başkanı Hermann Barth, önemli olan Hıristiyan ve Müslümanların, azami ortak paydada buluşması olduğunu söyleyerek bu durumun hassasiye tle ele alınması gerektiğini belirtti. Tanrı tasviri ve Hz.İsa’nın algılanması açısından iki din arasında farklılıklar bulunduğunu ifade eden Hermann Barth, ancak Alman Anayasası’nın girişinde yer alan Tanrı ifadesini n özellikle de Hıristiyan Tanrı’yla ilişkilendirilmediğini kaydetti.

Bilgi notu

Hıristiyanların Tanrı algılamasında teslis inancı hakimdir. Tanrı kavramı, Baba, Oğul (İsa) ve Kutsal Ruh’tan oluşur



TANRIYA İNANMIYORUZ

http://www.milligazete.com.tr/haber/Ayni_Allah39a_inanmiyoruz/98149#.U2vjiE2KCM8
 

Bütün İslam dünyasından beşi Türk 138 kişi bir araya gelmişler ve Papaya bir mektup yazarak "İkimiz de aynı Tanrı'ya karşı sonsuz bir sevgi duyuyoruz, gelin barışalım" demişler.

Demişler ama Papa bu oyuna gelmemiş ve onlara "Buraya kadar gelmişken gelin hepiniz Hıristiyan olun" demiş.

Bütün hahamlar, papa ve papazlar "yorulan" bir tanrıya inanırlar. Buyurun okuyun:

"Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim . Bu yüzden Şabat Günü'nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledi m." (Tevrat, Yar, 2/1-3; Çık, 31/7)

Yorgun tanrı o sinirle Şabat/Cumartesi günü çalışanların öldürülmesini istemiş. Buyurun okuyun:

 "Şabat Günü çalışan herkes kesinlikl e öldürülmelidir." (Tevrat, Çık.31:14)

Bütün hahamlar, papa ve papazlar, Yakup aleyhisse lama güreşte yenilen bir tanrıya inanırlar.

Buyurun muharref Tevrat'tan okuyun:

yar.32:22 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesin i, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti.

yar.32:23 Onları geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de karşıya geçirdi.

yar.32:24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti.

yar.32:25 Yakup'u yenemeyec eğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı. yar.32:26 Adam, «Bırak beni, gün ağarıyor» dedi.

Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" diye yanıtladı.

yar.32:27 Adam, "Adın ne?" diye sordu.

"Yakup."

yar.32:28 yar.35:  Adam, «Artık sana Yakup değil, İsrail denecek» dedi, "Çünkü Tanrı'yla, insanlarl a güreşip yendin."

yar.32:29 Yakup, "Lütfen adını söyler misin?" diye sordu.

Ama adam, "Neden adımı soruyorsu n?" dedi. Sonra Yakup'u kutsadı.

yar.32:30 Yakup, "Tanrı'yla yüzyüze görüştüm ama canım bağışlandı" diyerek oraya Peniel  adını verdi.

yar.32:31 Yakup Peniel'den ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu. yar.32:32 Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı."

Yahudi ve Hıristiyanlarca kabul edilen Tevrata göre Yakub aleyhisse lamla güreşe tutuşan ve sonunda Yakub aleyhisse lama yenilen tanrı ile yerin göğün hakimi Allah aynı değildir.

Bizim iman ettiğimiz Allah, "Allah'ın size verdiği rızklardan helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'ın nimetleri için Allah'a teşekkür edin" (Kur'an-ı Kerim Nahl suresi 114) derken onların uydurdukl arı tanrı:

"Ve milletler in sütünü emeceksin ve kralların memesini emeceksin?" (İşaya 60/16) diyor ve bunlar da milletler in kanını ve ülkelerin yeraltı ve yerüstü servetler ini emiyorsa onların tanrısı ile bizim iman ettiğimiz Allah aynı değildir.

Oryantali stlerin makaleler inden İslam dinini öğrenen biri bana "Bizim ilahımızla sizin ilahınız tektir" (Kur'an-ı Kerim Ankebut suresi 46) ayetini delil getirmede n ayetin tamamını okusun.

Bu ayet "Bizi ve sizi yaratan, yaşatan, yöneten Allah birdir. Siz, tutuyorsu nuz Hz. İsa'yı "Allahın oğlu yaparak kafir oluyorsun uz" anlamınadır.

İsterlerse şu ayetin tefsirine bir baksınlar: "And olsun ki "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler kâfir oldular. Bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerine bir son vermezler se onlardan kâfir olanlara acıklı azap şüphesiz dokunur."  (Kur'an-ı Kerim Maide suresi 73)

Kur'an-ı Kerim'in davetine uygun hareket etmek istiyorsa nız buyurun mektubunu za Allah'ın davet ayetini yazınız:

"De ki: "Ey kitap ehli, Allah'tan başkasına kulluk yapmamak, hiçbir şeyi Ona ortak koşmamak, Allah'tan başka ba'zımız ba'zımızı Rab edinmemek için, bizimle sizin aranızdaki ortak bir kelimeye geliniz. -Eğer yüz çevirirlerse- "Şahit olun biz Müslüman'ız" deyin." (Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmran 64)

Örnek olarak sevgili peygamber imizi alırsanız o takdirde Vatikan'da para yönetiminden başka hiçbir şeye gücü yetmeyen, makama değil, sevgili peygamber imizin Bizans, İran, Habeşistan imparator larına yazdığı gibi siz de mektubunu zu Amerika cumhurbaşkanına yazınız ve mektubunu zu mutlaka bu son ayetle sonlandırınız.


TANRI KAVRAMI

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=4707.0;wap2


1940'larda yazılmış en kapsamlı ve detaylı Kur'ân tefsiri olan Elmalılı Hamdi Yazır'ın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bastırılmış “Hak Dini Kur'ân Dili” isimli eserinde bakın bu konuda ne deniyor:

“Gerek ismi özel olsun gerek ismi genel, “ALLAH” ismi celâli ile, yine “ALLAH” tan maâda hiçbir mâbud anılmamıştır...

Mesela “TANRI”, “HUDA” isimleri, “ALLAH” gibi özel isim değidir!. “İLÂH”, “RAB”, “MÂBUD” gibi genel mana ifade eden kelimeler dir...

Arapça'da “İLÂH”ın çoğuluna “ÂLİHE”; “RAB”bın çoğuluna “ERBÂB” denildiği gibi; Farsça'da da “HUD”nın çoğuluna “HUDÂYAN” ve lisanımızda dahi TANRILAR, MÂBUDLAR, İLÂHLAR, RABLAR denmiştir; çünkü bunlar haklıya ve haksıza ıtlak edilmiştir...

Halbuki hiç “ALLAH”LAR denilmemiştir ve denemez!.

Böyle bir tabir işitirsek, söyleyenin cehline veya gafletine hamlederi z!..

“TANRI” adı böyle değildir; mâbud, ilâh gibidir.. . Bâtıl mâbudlara dahi “TANRI” ismi verilir.. . Müşrikler birçok tanrılara taparlardı. Filanların tanrıları şöyle, falanların tanrıları şöyledir denilir.. .

Demek ki, “TANRI” genel ismi, “ALLAH” ismi özelinin eş anlamlısı değildir, en genel bir tâbirdir...

Binâenaleyh, “ALLAH” ismi, “TANRI” adı ile tercüme olunamaz!” (c:1/24-25)



 Türkiye’deki en değerli Kur’ân tefsirini yazan kişiye göre, yukarıda okuduğunuz üzere, “ALLAH”a kesinlikl e “tanrı” denemez!..

Burada ayrıca şu çok önemli farklara dikkat etmeliyiz ..

“Tanrı” kelimesi, sıfatları anlatan genel bir kelimedir; “ALLAH” ise kendisind en gayrı hiç bir şeyin mutlak vücudu olmayan Tek Zât’ın ismidir!.

Yani olay, yalnızca kelime, telaffuz olayı değildir!. Kelimeler, isimler arasındaki son derece büyük anlam farkıdır!.

“Tanrı” ve “tanrılık” kavramına dayalı din anlayışı bâtıldır!.

“ALLAH” isminin işaret ettiği anlama dayalı, yürürlükte olan “İSLÂM Dini”dir !.

“La ilahe illALLAH” cümlesinin anlamı “tanrı yoktur sadece ALLAH vardır” şeklindedir. Ve iyi bir müslüman olmak için, önce bu farkı çok iyi anlamalıyız!.

Zirâ, “tanrı” kelimesin in anlamı ile sınırlarsak anlayışımızı, “ALLAH” isminin işaret ettiği manadan mahrum kalırız; bu da sonunda, bizi “hilâfet” sırrından mahrum bırakır!..

“Tanrı”, tapınılacak ötendeki bir varlıktır...

“ALLAH” kulluk edilegelm ekte olan özündeki Hakikat'tır!..

“Tanrı”, korkulası umacıdır!.

“ALLAH” ise, ilim sahipleri nde, sonsuz-sınırsızlığın yanındaki hiçliklerini kavrayış nedeniyle oluşan “haşyet”in kaynağıdır!..

“Tanrı”, yeterli olmayanla rın kendi kafalarında hayâl edip varsandıkları ötelerindeki yönetici ve yargılayıcıdır !.

“ALLAH”, âlemleri kendi varlığından meydana getirmiş ve her zerresind e esmâsıyla algılanır olmuş “TEK mutlak varlık”tır; hiç bir şekilde ortağı yoktur!

“Tanrı”, her devirde ve toplumda anlayış seviyesin e göre sayısız özelliklerle bezenip süslenen; hayalleri n karşılığının kendisind e olduğu varsayılan, beşer anlayışına göre şekillenen bir balondur!

“ALLAH” ise “Ahad”, “Samed”, “Lemyelid ve lem yûled”dir!..

DİN"İN TEMEL GERÇEKLERİ - Ahmed Hulûsi



Evet kardeşlerim yukarıdaki alıntıları okudunuz
artık sanırım tanrı ile Allah c.c arasında bir bağlantı olmadığını
tanrının insanların ürettiği bir put olduğunu anlamışsınızdır umarım
Allaha emanet olun selamün aleyküm

TENGRAYA İNANMIYORUZ ARTIK

İSTANBULİZM YEŞİL BAHÇE FORUM THEMA 2012

ALPARSLAN MEHMET TÜRKALİOĞLU


 30 
 : Kasım 16, 2014, 10:17:12 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


MÜSLÜMANLAR VE DÜNYA

FORUM İSLAMİ DÜŞÜNCE VE FORMASYON 2013

HALİT AHMET ÖNCÜGİL


Selamün aleyküm kardeşlerim
Forum islami  Düşünce ve Formasyon 2013
İçinde çok çarpıcı bilgilere ulaştım
Ancak Dünyadaki Müslümanların çıkmazları
ve Dünyadaki akan Müslüman kanının durdurulm ası için
Müslümanların nasıl bir formasyon içinde olmalarına dair
Açıklayıcı bir özet yazı bulamadığım için
Ben bir kaç  Anektod paylaşmak istedim
Konuya şuradan giriş yapmak istiyorum
Siyonizm dünyadaki müslümanları yok etmekle
yok edemediği insanları veya müslümanları etkisizleştirmekle
veya çeşitli yöntemlerle kendi safına çekmekle meşguldür
daha doğrusu
Bazı teorisyen lerin ifadesiyl
Dünyadaki Devletler i
tek bir merkezden yönetmeye çalışan güç odakları
Egemen gücün planları ve proğramları gereği
Dünya tarihinde ki en büyük savaşları sevk ve idare etmeye
ve savaşlar sonucunda kurulacak devletler in
Yönetim biçimlerine ve şekillerine göre dizayn etmeye 
Kiminde diktatörlük kiminde demokrasi
Kiminde monarşi kiminde ise Sosyalizm olarak
yönetilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar
Bunu sağlamak içinde   
1.Dünya ve 2. Dünya savaşları ile
NATO ve Varşova Paktlarının kuruluşunu
organize etmişlerdir
veya Kapitaliz m ve Sosyalizm ile
SSCB nin kuruluşu veya dağılışını
organize etmişlerdir
Ortadoğu ve İslam Dünyası ile
farklı ülkelerde hegamonya sal bölgelerin
oluşmasını sağlamaya çalışmışlardır
Ve bilhassa Osmanlının yıkılışı ile
Ortadoğu ve İslam coğrafyasındaki
Müslüman dünyanın bölünüp parçalanması
ve yeni kurulan devletler in sevk ve idaresini n
Yine tek bir merkezden kontrol edilmesi için
her türlü bilimsel veya inançsal
ekonomik veya siyasal
ve bazende askeri operasyon ları sevk ve idare eden
güç odaklarının arka planında
siyonizm hep idare merkezi olarak  mevcut olmuştur
siyonizm ise inançsal gücünü kabalaist muharref tevrattan almaktadır
Ancak bu muharref tevrat Allahın hakiki tevratı değildir
Hakiki tevrat yok edildiği için
Allah cc tarafından yeni kitaplar vahiyle gönderilmiştir
Ve Allah katında islam dışında Hak Din yoktur
Bunuda hatırlatalım
" İnned Dinel İndallahil İslam
 Şüphesizki  Allah c.c katında Hak Din İslam'dır  "
Al-i İmran suresi 19. ayet-i kerime
Fakat muharref tevrattan önceki hakiki tevrat 
özünde mutlak Allah c.c tarafından
İnsanlara gönderilmiş bir kutsal kitaptı
Ancak Firavunun Yahudiler i
Mısır piramitle rinin imarıda dahil
bazı köleleştirmelerde kullanırken
Yahudiler in yok olması hadisesin de
O zaman mevcut hakiki tevratın
bu yokoluş karşısında
Allahın hakiki tevrattak i ayetlerle
 insanlara
 Allahın ayetlerin i yalanlama maları gerektiğini
buyurmuş
Yahudiler e ümit ışığını yakarak
sabrı tavsiye etmesi ve sabır ile barış sayesinde
sevgi ve merhametl e felaha erecekler ini
müjdelemesini tasvip etmeyen Kabala" nın
köleleştirilen yahudiler i özgürleştirmek
ve ayakta kalmaları için motive ederek
Tevrattak i sevgi ve merhamet ile
sabır ve barış ayetlerin i kaldırıp
hakiki tevratı tahrip etmesiyle birlikte
Kabalanın yazdığı yeni muharref tevratın hükümlerinin
Yahudiler in genelince kabul edilmesiy le başlayan süreçle
Ve yeni muharref tevrattak i ayetlerin hükümlerinde yazan
Yahudiler in tanrı tarafından  seçilmiş ırk olduğunu
ve Yahudi ırkının diğer ırklardan üstün olduğunu
Ve Yahudi ırkının diğer dünyadaki tüm ırkların
ve insanların efendisi olduğunu
ve diğer ırkların ve insanların Yahudi ırkının kölesi olduğunu
ve kölelerin ise Yahudi olan efendiler ine itaat etmeleri gerektiğini
eğer itaat etmezlers e katledilm eleri gerektiği doktrinin i
benimsetm işler ve doktrinle rin uygulanma sına  devam etmişlerdir
Muharref Tevrat mezmurlar bölümü 2/8 " Onları çömlekçi kabı gibi
onları demir çomaklarla kıracaksın "
v.b gibi benzeri ayetlerle Muharref Tevratın emriyle
bu planlar ve uygulamal ar günümüzdede artarak devam etmektedi r
Ve yine muharref tevratın emriyle
Yahudiler e verilen Kenan diyarının Yahudi toprakları oluşu ile
Bu toprak parçalarının idaresini n
ve diğer dünyadaki toprak parçalarınında
bir ana merkezden Kabalaist lerce idare edilmesin in
Bu idare şekillerinin ve idarecile rininde seçiminin
Yine Muharref tevratın emriyle Yadudiler e verilmesi yle birlikte
Kabalaist lerin dinleri gereği ve tanrının kabalaist lere verdiği emir gereği
Müslümanlar insan sınıfında bile değildir ve köledir
ve katledilm esi gerekmekt edir
Dolayısıyla İslam veya Müslümanlar ile siyonistl er arasında barış olamaz
Müslümanlar ile barış yapan eğer yahudiyse
Müslümanlar ile birlikte katledime si bu dokttrini n gereğidir
Bu emir yahudiler e tanrı tarafından verildiği için
Ve kabalaist muharref tevrat ile iman eden 
tanrıya inanan her yahudi bu emri yerine getireceği için
siyonistl er güçlerini inançsal olarak
Muharref tevrattan aldıkları için
ekonomik siyasal ve askeri güçleri mevcut olduğu için
Bu gücün devamınıda bilim ve teknoloji deki üstünlükleriyle
muhafaza ettikleri için
Müslümanlar açısından günümüzde barışçıl bir dünya mevcut olamamakt adır
Müslümanların Dünyada varlıklarını sürdürebilmeleri için
ve yaşama hak ve hürriyetini elde edebilmel eri için
Ayakta kalabilme leri için ekonomik siyasal askeri inançsal ve bilimsel
güç dengesine ihtiyaç vardır
Bilim ve teknoloji ise Alahın nimetleri ve kurallarıdır
Allah c.c nimetleri ne ve kurallarına itaat edenlere 
Ve Allah c.c çalışana üretene ve emek harcayana
 Ve batılda olsa inancına göre yaşayana elbet destek olacaktır
Bilim ve teknoloji akıl ile sabittir
Ve akıl Allah c.c tarafından sadece siyonistl ere verilmemiş
Müslümanlara ve bütün insanlığa verilmiştir
Müslümanlar ise bilim ve teknoloji üretemediği takdirde
Ve müslümanlar bilim ve teknoloji yerine
Mezhep tarikat ve cemaat ile meşgul olup
birbirler iyle mücadele ettiği sürece
Siyonistl er balistik füze üretirken
Müslümanlar kendi füzelerini üretmeyip
küffardan daha kalitelis ini ürettiğini belgeleye meyip
küffarın elindeki füzenin etkisisiz liğini ispat edemeyip
Küffarı füze atmaktan vaz geçiremediği sürece
her türlü bilimsel ve teknoloji k gelişmeye karşı
Müslümanlar çay kahve içip sohbet ederek
ve tesbih çekerek " Kuran- ı kerimde bu zaten vardır " deyip
üretmeyip laf ile peynir gemisi yürütmeye çalıştıkça
Kuran-ı kerim matbaasındaki makinenin parçası arızalanınca
Almanyada n parça gelmesini bekleyere k
Tifdruk matbaada basıma ara verdikçe
Ve Suudi Arabistan gibi İngiliz-İsrailiyat uzmanlarınca desteklen en
Vehhabile rin Amerika ile müttefik olup
Amerikada n satın aldığı yazılımı kendileri ne ait olmayan
uçak ve füzeler satın alarak kendini koruyabil eceğini sandıkça
herhangi bir savaş esnasında bu uçakların ve füzelerin
kullanılamayacağını bile bile satın almaya devam ettikçe
Bazı Selefiler in Kuran-ı kerimde muhkem ayetler içinde
Radyo ve televizyo nun yer almadığını söylemeye
devam ederek
müteşabih ayetleri görmezden geldikçe
Bilişim teknoloji sinden bir haber olup
yahudiler in kurduğu web sitelerin de
islamiyet i anlatmakl a müslümanlığın yayıldığını düşündükçe
Bazı müslümanların " En büyük cihad nefs ile cihattır " diyerek
Dünya ve bilimle uğraşmayıp
Satın alıp bindiği otomobili n parasını
kendisine mermi sıkan siyonistl ere veya onların destekçilerine
bilmeden
mermi parası olarak ödedikçe
Din alimlerin in aynı zamanda fizikçi veya matematikçi olmadığı sürece
Tarikat mezhep ve cemaat ile meşgul olan
Müslüman kardeşlerimizin kendileri çalışmayıp
üretmeyip
Bilim ve teknoloji yi hafife alarak
dolayısıyla Bilim ve teknoloji denilen Allahın nimet ve kurallarını bilmeden
" Şeyhim halı uçurur " demekle yetindiği sürece
Ve hiç bir şeye tedbir almayıp
tedbiride takdiride Allah c.c tan beklediği sürece
Türk-Kürt veya Alevi-Sünni
Sağcı-solcu
Milliyetçi-sosyalist
Laik-Antilaik
Nakşi-Kadiri
Nurcu-Süleymancı
gibi ayrılıklar ve bölünmüşlüklerle uğraştıkça
gereksiz yere aynı ülkede
bilim ve teknoloji dışında
gereksiz düşmanlıklarla
birbirler ine karşı üstünlük taslama yarışlarıyla
Allahın dini islamı ve bilim ve teknoloji yi dışlayıp
çatışmasal fikirlerl e
kişisel egolar ve iktidar hırsıyla
fanatizm ve kin ile nefretle meşgul olmaya çalıştıkça
Müslümanların üzerinden zulm eksik olmayacak tır
Ve aynı ülkede kardeş kardeşin kanını akıtmaya devam edecektir
ve arka planda yine siyonizmi n planları işlemeye devam edecektir
ne olursa olsun zerreden kürreye
herhangi bir konuda hüküm elde edileceks e
İslami reailte dörttür
Kuran - Kütüb-i sitte sünnet
İcma ve kıyastır
Kıyas içinde ise akıl ve bilim vardır
Hz. Ali r.a buyurduğu gibi
" Hayatta en hakiki mürşid ilimdir "
Ancak mürşid kelimesin in ne anlama geldiğini bilmeyen
Ve arapça sözlükte karşılık arayan
veya Türkçe lugatta bu kelime varmı diye düşünen
cahilleri n ne akılla ne bilimle
nede dinle imanla nede islamla ilgileri vardır
Allahın kitabı Kuran-ı kerimi yıllardır okuyupta
Türkçe mealini okumakla
anlayabil eceğini düşünen
ve yaşanmayan bir islamın
okumakla bir yere varılamayacağını anlayamay an
cahiller var olduğu sürece
Siyonizm değil Müslümanlar birbirine
düşmanlık yaparak birbirler ine saadet hakkı tanımayacaklardır







MÜSLÜMANLAR VE DÜNYA

FORUM İSLAMİ DÜŞÜNCE VE FORMASYON 2013

HALİT AHMET ÖNCÜGİL

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes