+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD
 Son Mesajlar

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
 21 
 : Temmuz 18, 2015, 05:15:57 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


ROCKEFELL ER VE İSLAM

AHMET HÜSEYİN YILMAZOĞLU

FORUM GÜNEŞLİBAHÇELER İSTANBUL 2011

Selamün aleyküm değerli kardeşlerim
Bu yazıyı kaleme almaktaki maksadımız
Ortadoğuda ve dünyada akan müslüman kanının
Sebepleri nden birsi olan ırkçılık hezeyanının
Ve Türk Kürt gibi aslında temelinde müslüman olan
Fakat ırkçılık hezeyanıyla birlikte
Birbirine düşman edilen iki milletin
Kimler tarafından birbirler ine düşman edildiğine dair
Bir tesbit yazısıdır
Malumunuz dünyayı siyonistl er yönetmektedirler
Dünyayı medyatik güçleriyle idare etmektedi rler
Onlardan biriside Yahudi Rockefell er ailesidir
Bu ailenin yeryüzündeki amaçları ve yaşam tarzıyla ilgili
Tarihi bir belgesel tarzındaki filmi
Amerikan Holywood sektörünede hizmet eden
Yahudi yönetmen Aaron Russonun
Aktarım tarzıyla birlikte 22 Eylül 2010 tarihinde
" UYAN TÜRK UYAN KÜRT " başlığıyla
Bu yazı bir dergide yayınlandı
Ve elimize küpürü geçti sadece
Tarih var fakat alıntı yapılan kaynak adı yok
Ancak yazının doğruluğuna şüphemiz olmadığı için
Kaynağa ihtiyaç duymadan burada alıntılıyoruz

YAHUDİ YÖNETMEN AARON RUSSONUN
NİCHOLAS ROCKEFELL ER BELGESELİNDEN ALINTI

22 EYLÜL 2010

NİCHOLAS ROCKEFELL ER

 " Dünyanın sahipleri bizleriz
Yeryüzü Muhammede ( Hz.Muhamm ed sav ) iman edenlerin
Kanıyla sulanmalı
Çiçekler müslüman kanıyla sulanıp tomurcukl anmalı
Yüzyıllardır Türklerin
Muhammedi n dinine inananları
Bir insanın vücudu gibi
Bir arada tutmalarını engelleye medik evet
Bu vücudu Kürtlere özbenliklerini unutturup
Onları Türklere düşman ederek
İkiye bölebiliriz
Türklerin ve Kürtlerin elinde
Muhammedi n ( Hz.Muhamm ed sav ) uydurma kitabı
Kuran olmalı
Ancak zihinlerd e ( Kuran ) olmamalı
Yayın organlarımız bunun için  çalışmalı
Dünyanın her yerinde müslüman kanı akmalı
Tevrat bize bunu emrediyor "

NİCHOLAS ROCKEFELL ER

 22 
 : Temmuz 08, 2015, 09:28:01 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin



AHMET HÜSEYİN YILDIZOĞLU

FORUM YILDIZLI SEMALAR İSTANBUL 2010

MEVLANANI N TORUNU AYSBERG  



Mevlananın torunu Aysberg nasıl biridir
Aysberg ahlaklıdır ve seviyelid ir
Sıradan ve basit birisi değildir
Siz onu tanıdığınızı düşünürsünüz
Ancak tanıdığınız aysbergin su istündeki parçasıdır
Çünkü Aysberg derinliği olan birisidir
Yazdıklarına ve konuştuklarına dikkat eder Aysberg


Yüreğinde sevgi ve merhamet her zaman vardır
İntikam duygusu yoktur ve vefalıdır
Aysberg kalbinin sesini dinler ve duygusaldır
Bazen çocuk gibidir bazende sert bir kaya gibidir


Sevdiğine her şeyini şartsız verir
Sevdiği insanı ölümüne sever ve onu savunur
Kimseyi gözü görmez
Kesinlikl e ahlaksızca konuşmaz
Her zaman konuşması ahlaklıdır


Kalp kırmayı sevmez ve çok sabırlıdır
Kolay kolay kızmaz ve herkese kendini ifade hakkı tanır
Adaletlid ir ve maneviyatı çok yüksektir
Aysberg aslında ender bulunan bir yeryüzü meleğidir


Onun eşi benzeri yoktur o kimseye benzemez
" İşte bu Aysberge benziyor " diyemezsi niz
Kendinden başka bir örneği henüz yoktur


Kalabalıklar içinde aslında tek başınadır
Onu gerçek manada anlamak bazen zordur
Çünkü duyguları kalbinde gizlidir
Herkese herşeyi anlatmaz
Sır tutar ve dedikodu yapmaz


İnsanların arkasından konuşmaz
İnsanların kötülüğünü düşünmez
Bazen abladır sizi teselli eder
Bazen arkadaştır derdinizi paylaşır
Akılıdır
Ancak kalp söz konusu olduğunda
Aklını ikinci plana iter


Değerlidir ve değeri paha biçilmezdir
Henüz onun değerini ölçecek bir terazi mevcut değildir
Şahsına münhasırdır ve kimseye benzemez
Manevi anlamda gerçekten Mevlananın torunudur
Mübarek babasının genlerini taşır ve harika biridir


Daha doğrusu iki kelimeyle özetlenecek birisi değildir
Aysberg bir okyanustu r ve biz onun ancak damlasıyızdır
Ancak sizi yanınızda mütevazidir
Ve Aysberg zirvededi r
Siz ne yaparsanız yapın ona ulaşamazsınız

 
Kendinizi büyük görürsünüz
Ancak Aysbergin yanında küçülürsünüz
Aysbergi anlatmaya ne kelime yeter nede lugat
Anlatmaya kalktığınız zaman gözleriniz dolar
Ağlarsınız ve kelimeler boğazınızda düğümlenir



AHMET HÜSEYİN YILDIZOĞLU

FORUM YILDIZLI SEMALAR İSTANBUL 2010

MEVLANANI N TORUNU AYSBERG






AHMET FERİT YANÇINOĞLU

FORUM MEDİNİSTANBUIL 2010

SENİ BÖYLESİNE SEVEN HİÇ  OLDUMU


Seni ben karşılıksız seviyorum
Senin beni sevmediğini görerek
Hiç bir zaman bana gelmeyeceğini bilerek seviyorum
Koskocama n bir sensizliği yüreğimde hissedere k
Yüreğimde acılarla sana sürekli dualar ederek
Beni ateşlere atıp yakıp yıksanda
Hiç bir beklentim olmadan seviyorum


AHMET FERİT YANÇINOĞLU

FORUM MEDİNİSTANBUIL 2010

SENİ BÖYLESİNE SEVEN HİÇ  OLDUMU


 



 23 
 : Temmuz 08, 2015, 07:41:38 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
TARİKAT HARİTASI

https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=TAR%C4%B0KAT+HAR%C4%B0TASI

XYJ:www.hurri yet.com.t r/pazar/5097892.asp+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr" target="_blank">http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:5pBdHlG_4 XYJ:www.hurri yet.com.t r/pazar/5097892.asp+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr


Okan KONURALP - HÜRRıYET

ıstanbul’da ısmailağa Camii’ndeki cinayet ve linç olayının ardından tarikatla r yine tartışılmaya başladı. Çoğunlukla kapalı bir ilişki ağı kuran ve içe dönük yaşayan tarikatla r, bunlardan doğan cemaatler neredeyse tüm şehirlerde faaliyett e. Kökleri çok eskiye dayanan tarikatla rın çizgisinden geldiğini iddia eden birden fazla cemaat var. Sık sık kendi içlerinde bölünüyor, aralarında mücadele ediyorlar .

Çoğunlukla kurdukları vakıflar aracılığıyla hareket ediyorlar . Kimileri de neredeyse holdingleşmiş durumda. Postluk bazen babadan oğula, bazen kardeşlere geçiyor. Cemaatler in bazılarının siyasetle çok yakın bağları var, bazıları politikay la ilgilenmi yor. Ancak tüm Türkiye’nin her bölgesinde günlük hayatı ve insan ilişkilerini etkiliyor lar. Tarikatla rı, kurucularını, etkili oldukları bölgeleri, yaklaşımlarını araştırdık, haritasını çıkardık.


İSTANBUL-KAYSERİ-DÜZCE-ANKARA

Kadiri Muhammedi ye

Kadiri tarikatı kökenli Muhammedi ye kolu İstanbul, Ankara, Kayseri ve Düzce’de güçlü. Lideri Şeyh Seyyid lakabını kullanan Muhammed Ustaoğlu. 1987’de imamlıktan emekliye ayrılan Ustaoğlu, İstanbul’da yaşıyor. Kendisind en sonra yerine geçmesine kesin gözüyle bakılan oğlu Muhittin Ustaoğlu da Diyanet İşleri’nde görevli, Düzce’de imamlık yapıyor. Cemaatin Kayseri vekili Muammer E. Almanya vekili Şükrü Oral. Muhammedi ye, tarikat şeceresini Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani’ye dayandırmakla birlikte kendisini Nakşibendi ve Mevlevi geleneğinin parçası kabul ediyor. Zikir törenlerinde zaman zaman yaklaşık bin kişiyi buluşturmayı başarıyor.

KÜTAHYA

Halveti tarikatının Şabaniye Kolu

Şeyhlik postunda Mehmet Dumlu oturuyor. Türkiye’nin en aktif Halveti tarikatı olarak biliniyor . Düzenli yaptıkları zikir törenlerine kadın ve erkeğin bir arada katılmasıyla tanınıyorlar. Kütahya merkezli cemaatin zikir törenlerine İstanbul’un yanı sıra, Bursa, Uşak, Eskişehir, Ankara ve Afyon’dan da geniş katılımlar oluyor.

ANKARA-VAN-Ş.URFA-İSTANBUL

Hizb-ut Tahrir

Grup kendisini "İdeolojisi İslam olan parti" olarak tanımlıyor. Adlarını Hizb-ut Tahrir Türkiye sözcüsü Yılmaz Çelik’in İstanbul Fatih Camii’ndeki basın açıklamasıyla duyurdula r. Ankara ve İstanbul’un yanı sıra Şanlıurfa ve Van’da da güçlü oldukları biliniyor . Örgüt çalışmalarını Ankara merkezli Köklü Değişim adlı dergi çevresinde sürdürüyor.

ANKARA- ANTALYA

Galibiler

Kadiri-Rufai tarikat geleneğinden gelen cemaatler arasında tarikatlığını ilan eden tek kol. Şeyhleri Hacı Galip Hasan Kuşçuoğlu. Zikirde şiş çekmeleriyle tanınıyorlar. Her perşembe akşamı Ankara’nın Hüseyingazi semtindek i Tevhid Camii’nde yaptıkları zikre yaklaşık 3 bin kişi katılıyor. Müritlerin çoğu çevredeki sitelerin esnafı. Şeyh Kuşçuoğlu kendisini şöyle tanımlıyor: "Mezhep olarak Hanefi; meşrep olarak Alevi; yol olarak Kadiri-Rufai Galibiyiz ." Faaliyetl erini, şeyhin adını taşıyan eğitim vakfı kanalıyla sürdürüyor. Cemaat Antalya’da da faaliyett e.

ERZURUM

Nurcu Kırkıncı Hoca Grubu

Said Nursi’nin ölümünden bu yana Nurcular 10’dan fazla gruba bölündü. En etkin grup Fethullah Gülen cemaati. Ancak, Nurcular içinde bir isim var ki, Said Nursi’nin ölümünden bu yana "talebeler" içindeki saygın önder konumunu hiç kaybetmiy or. Bu isim, Nurcular arasında Kırkıncı Hoca olarak tanınan Mehmet Kırkıncı. Said-i Nursi’nin, "Evleriniz i medrese yapın" çağrısına uyup Erzurum Karanlık Kümbet Medresesi’ni kuran Kırkıncı, yaşamını burada sürdürüyor. 12 Eylül darbesind en iki yıl sonra MGK Başkanı Genelkurm ay Başkanı Kenan Evren’e mektup yazan Kırkıncı Hoca, "Dini güçlendirmek, milleti güçlendirmektir" demiş, ima yoluyla da olsa anayasa referandu munda cemaat desteğine karşılık, cemaate destek arzusunu dile getirmişti. Bu tavrı nedeniyle Nurcular arasında eleştirilse de, müridleri ve Gülen’i Nurcu yapan hocası olduğu için, Gülen Cemaati taraftarl arı arasında özel bir otoriteye sahip.

TRABZON

İcmalciler

Kadiri Tarikatı’nın İcmal Kolu’nun lideri Haydar Baş son dönemde çalışmalarını Bağımsız Türkiye Partisi adıyla sürdürüyor. Parti, 3 Kasım 2002 seçimlerden büyük bir yenilgiyl e çıktı. Ulusal televizyo n ve günlük bir gazetenin sahibi Haydar Baş’ın Türkiye’nin en zengin cemaat liderleri arasında olduğu iddia ediliyor. Trabzon ve çevresinde güçlü. Baş’ın ismi Trabzon’daki rahip cinayeti sonrasındaki tartışmalarda geçmişti.

İSTANBUL-BURSA

Cerrahile r

Halveti tarikatına dayanıyor. Dergahları, İstanbul’da Fatih-Karagümrük’teki Kethüda Canfeda Hatun Camii bitişiğinde. Zikirleri nde, müzik ve ibadet dışında hiçbir şey konuşulmuyor. Müritleri arasında çok sayıda tanımış ses sanatçısı bulunuyor . Tarikatın Tophane’deki Kadiriler yokuşundaki Kadirhane’sinde düzenlenen zikir törenleri neredeyse turistikl eşmiş durumda. Kadirhane’nin şeyhi Ahmet Misbah Erkmenkul . Celvetiye tarikatına bağlı İsmail Hakkı Bursevi tarafından kurulan Hakkıye kolunun müritleri ise en çok Bursa’da yaşıyor. Kurucularının adını taşıyan bir vakıfları var.

İSTANBUL-ANKARA-ÇORUM-BOLU

Uşşakiler

Halveti Tarikatı’nın bir kolu Uşşakiye. Merkezi İstanbul Kasımpaşa. Kurucusu Pir Hüsameddin’in türbesi de bu semtteki aynı isimli camide. Tarikatı kamuoyuyl a tanıştıran isim İbrahim İpek. Uzun yıllar sessiz faaliyet gösteren tarikat onunla birlikte ün kazandı, İpek Yolu adlı yeni bir cemaat oluştu. İpek’in 2000 yılında ölümünün ardından posta 44 yaşındaki eski milli güreşçi Fatih Nurullah oturdu. Nurullah tarikat nüfusunu artırmak için herkese açık kutlamala r, piknikler düzenliyor; zikirleri tarikat üyesi olmayanla ra da açıyor. Tarikatın Kasımpaşa’daki merkezi her sene Bolu’da ve Çorum’da düzenlediği "Devran" adlı zikir törenleriyle tanınıyor. Bolu’daki son devrana 2 bin kişi katılmıştı.

ADIYAMAN-ANKARA-AFYON-SAKARYA-İSTANBUL

Menzilcil er

Nakşibendi Tarikatı’nın Menzil Kolu adını Adıyaman’ın Menzil köyünden alıyor. Cemaatin en ünlü ismi, uğradığı zehirli iğne saldırısından bir süre sonra hayatını kaybeden Raşit Erol. Şeyh postunda şimdi kardeşi Abdülbaki Erol oturuyor. Şeyh adaylarından Fevzettin Erol ise şimdilik cemaatin Ankara ve Afyon örgütlenmesini yönetiyor. Menzilcil erin Ankara çevresi "Semerkant Grubu" olarak da adlandırılıyor. Fevzettin Erol, yılın bir bölümünü de Afyon’daki merkezde geçiriyor. Cemaat ekonomik gücünü özellikle kendileri ne derviş adını veren müritlerin kurduğu şirketlerin belediyel erden aldığı ihalelerl e arttırıyor. Raşit Erol’un "İmanı kurtarmanın ve pekiştirmenin kafi olduğu bir devir yaşıyoruz" anlayışıyla hareket eden cemaatin Adıyaman Menzil ve Ankara merkezler i özellikle alkol bağımlılığından kurtulmak isteyen kişilerin ilgi odağı.

SİİRT- ANKARA- İSTANBUL- ELAZIĞ

Tillocula r

Kurucuları Sultan Memduh Hazretler i’nin türbesinin bulunduğu Siirt’in Tillo beldesi manevi merkezler i. Süryanice "Yüksek Ruh" anlamına gelen Tillo geleneği Kadiri Tarikatı’nın en güçlü kollarından. Siyasete uzak durmaları nedeniyle İcmalcilerden, Kadiri-Rufai geleneğinde faaliyet sürdürmesi nedeniyle de Galibiler den ayrılıyor.

HATAY-GAZİANTEP-ŞANLIURFA-KİLİS-MARDİN-BATMAN

Haznevile r

Türkiye Kürtleri arasında en güçlü Nakşibendi cemaatler inden biri. Merkezi Suriye’de. Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Batman ’da örgütlüler. Cemaatin şeyhi Muhammed Haznevi yılda en az bir kez Türkiye’ye gelip, zikir törenlerini yönetirdi. Geçen yıl öldüğünde, binlerce Türk müridinin cenaze töreni için Suriye’ye geçmek istemesi haber bültenlerine konu olmuştu. Şeyhliği Muhammed Haznevi’nin oğlu Muhammed Muta Haznevi üstlendi.

SAKARYA-DÜZCE-BURSA

Hakikatçılar

Hemen hemen tüm cemaatler e karşı yürüttüğü mücadeyle tanınan Hakikatçılar’ın şeyhi Ömer Öngüt. Adapazarı’nda yaşıyan Öngüt, Cemaletti n Kaplan, Fethullah Gülen, Necmettin Erbakan, Süleymancılar, İsmailağa Cemaati ve Diyanet’e yönelik ağır eleştiri içeren kitaplarıyla tanınıyor. Sakarya başta olmak üzere Düzce, Bursa ve Ankara’da önemli sayıda müride sahip. Tarikat, şeyhe mutlak itaat ilkesiyle yaşıyor.

KAYSERİ

NakşibendiYahyalı Cemaati

Kayseri’de Gülen Cemaati’yle birlikte en güçlü dini grup. Nakşibendi tarikatının Anadolu’daki en önemli kolları arasında. Yahyalı Hacı Hasan Efendi’den alıyor adını. Şimdi şeyh postunda oturan kişi Ramazan Dinç. Cemaat, Kayseri’deki sanayi gelişimine paralel olarak hızla büyüdü. Müritleri arasında Kayseri’nin önde gelen işadamları bulunuyor .

İSTANBUL

Işıkçılar

Seyit Abdülhalim Arvasi’ye bağlı Hüseyin Hilmi Işık’ın kurduğu cemaat günümüzde İhlas Holding şemsiyesi altında büyüdü. Cemaatin lideri Enver Ören’in rahatsızlığı ve İhlas Finans’a el konulması cemaatin güç kaybetmes ine neden oldu.

TÜRKİYE’NİN EN YAYGIN İKİ CEMAATİ

Gülen Cemaati ve Nurcular

Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritasında Nurcular ağırlıklı yer işgal ediyor. Tarikatın en ünlü ismi Fethullah Gülen’in etkinlik alanı Türkiye’nin tüm illerini kuşatıp, tarikat okulları kanalıyla Afrika’dan Uzakdoğu’ya uzanıyor. 1941 doğumlu Gülen, 1970’lerden itibaren Nur hareketi içinde gözyaşı eşliğindeki vaazlarıyla kendi yolunu çizdi. Akyazılılar ve Türkiye Öğretmen Vakfı gibi kuruluşlarla başlayan örgütlenmesi bugün büyük bir ekonomik ve siyasi güce dönüşmüş durumda. Cemaatin medyadan eğitime, finansa, sağlık sektörüne kadar pek çok alanda yatırımı bulunuyor . Gülen uzun süredir ABD’de yaşaması, olası vefatı sonrasında bu büyük ekonomik gücün nasıl paylaşılacağı belli değil. Nur cemaatini n içinde adı sık geçen diğer gruplar şunlar: Liderliğini Mehmet Kutlular’ın yaptığı Yeni Asyacılar (İstanbul), liderleri İzzet Yıldırım, Hizbullah tarafından kaçırılıp öldürülen Med-Zehra Vakfı çevresi (Doğu-Güneydoğu Anadolu), Müslüm Gündüz liderliğindeki Aczmendil er (Elazığ-İstanbul), Yeni Nesilcile r, Yazıcılar

Süleymancılar

Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan, soyunu Nakşibendi Şeyhi Selahaddi n İbni Seracetti n ’e dayandırıyor. Zamanla bağımsız bir yol izledi. Kurduğu Kuran kurslarından yetişen öğrenciler, hocalarının mehdiliğine iman edip, Süleymancılar cemaatini oluşturdu. Ege ve Akdeniz bölgelerinde güçlenen Süleymancılar zamanla tüm yurda yayıldı. Faaliyetl erini "kurs ve okul talebeler ine Yardım Dernekler i" adı altında yürütüyor. Hakikatçılar’ın şeyhi Ömer Öngüt, Süleymancılar’ı "Dinleri Süleymancılık, imanları para, huyları gasp, meslekler i de dilencili k olan bir cemaat" olarak adlandırıyor. Türkiye’nin her ilinde en az bir Kuran kursuna sahip cemaatin, kurs ve öğrenci yurtlarının toplam sayısının 1500’ü bulduğu söyleniyor. Tunahan ’ın ölümünün ardından cemaat liderliğine Kemal Kaçar geçti. Onun vefatı sonrasında ise cemaat her ne kadar reddedils e de iki kardeş Ahmet Denizolgu n ile Beyazıt Denizolgu n arasında bölündü.

İSTANBUL-ANKARA

İskenderpaşa Cemaati

Geçmişi 1800’lü yıllara, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’ne uzanıyor. Uzun süre, Gümüşhanevi tekkesi cemaate ismini verdi. Mehmet Zahit Kotku şeyhlik postuna oturdukta n sonra, görev yaptığı İskenderpaşa Camii tarikata ismini verdi. Kotku’nun ölümünden sonra liderliğe geçen damadı Prof. Esad Coşan da 2001 Şubat’ında Avustraly a’da trafik kazasında öldü. Post oğlu Nurettin Coşan’a kaldı. Esat Coşan, tarikatı kurduğu vakıflar sayesinde büyüttü. Bunların en etkini Hakyol Vakfı. Koşan, İlim Kültür ve Sanat Vakfı ile Sağlık Vakfı’nı da kurarak örgütlenmeyi genişletti. "Hanım Dernekler i"yle kadın örgütlenmesine yöneldi. Şu andaki lider Nurettin Coşan, dini eğitiminin yanı sıra New York’ta işletme öğrenimi gördü. Babasının isteğiyle 1996’da aile şirketi Server Holding’in yöneticiliğini üstlendi. Ticari faaliyetl eri ve seyahatle ri nedeniyle liderlik görevini yerine getiremed iğini iddia eden bir grubun muhalefet başlattığı ve tarikatta n koptuğu söyleniyor. Siyasetin birçok önemli ismi cemaatle gönül birliği içinde: Eski cumhurbaşkanı Turgut Özal, başbakana Recep Tayyip Erdoğan, Korkut Özal, maliye bakanı Kemal Unakıtan, bir dönem için dahi olsa Necmettin Erbakan. İskenderpaşa Tarikatı’nın bir de siyasi partisi var: "Sağduyu Partisi." Recep Tayyip Erdoğan’ın, 3 Kasım 2002 Seçimleri sonrasındaki ilk cuma namazını Ankara’nın Dikmen semtindek i Mehmet Zait Kotku Camii’nde kılması bu gönül bağının sembolik işareti olarak değerlendiriliyor.

İZMİR-MANİSA-AYDIN

Melamiler

Melami Tarikatı’nın kamuoyu önüne çıkan en önemli ismi Ahmet Arslan. Emekli astsubay Arslan, Şeyh Hasan Özlem’in 1996’da ölümünün ardından posta oturdu. 66 yaşındaki Arslan, Manisa’nın Salihli ilçesinde yaşıyor. Cemaatin Aydın, Adana, Uşak ve İzmir’de mürit grupları bulunuyor . Tarikatın diğer önemli ismi Davud Yılmaz. 73 yaşında, İzmir’de yaşıyor ve küçük bir cemaati kontrol ediyor. İstanbul’da da takipçileri var. "İbadet gizli, gösterişsiz olmalı" yaklaşımını savunan Melamiler genellikl e ev toplantılarında bir araya geliyor.

İSTANBUL-KONYA-ANKARA

Erenköy Cemaati

Kökleri Kelami Dergahı’na ve şeyhi Erbilli Mehmet Esat’a dayanıyor. Mehmet Esat, tekkeler kapatılınca Erbil’deki arazileri ni satıp, İstanbul’a yerleşti. Erenköy’de bir köşk aldı, cemaatin temelleri ni attı. Menemen Ayaklanma sı’na karıştığı iddiasıyla gözaltındayken rahatsızlanıp hayatını kaybetti. Erenköy Cemaati, Mehmet Esat’ın halifesi Mahmud Sami Ramazanoğlu’nca kuruldu. Nakşibendi geleneği içinde, esnaf ve işadamlarının kolu olarak biliniyor . Ramazanoğlu’nun ardından cemaatin dini sorumluluğunu Musa Topbaş üstlendi. Onun ölümüyle üç isim ön plana çıktı: Yeni Şafak’ın eski başyazarı Ahmet Taşgetiren, Eymen Topbaş ve Konya’da yaşayan Tahir Büyükkörükçü. Şeyh postuna Büyükkörükçü’nün oturduğu ileri sürülüyor. Konya’da Erenköy Mahallesi’nde yaşayan Büyükkörükçü bir dönem Milli Selamet Partisi milletvek illiği de yapmıştı. Erenköy Cemaati’nin Ankara örgütlenmesini ise Muradiye Vakfı yürütüyor.

İSTANBUL

İsmailağa Cemaati

Kurucusu Ebuishak İsmail Efendi, 1723’te Fatih’te adını taşıyan camiyi inşa ettirdi. Ölümünden sonra cemaati tarikat yoluna girdi. Şeyh Batumlu Ali Haydar Efendi, 1960’da ölene kadar liderliği yürüttü. Görevi İsmail Ağa Camii imamı Mahmut Ustaosman oğlu devraldı. Cemaat İstanbul’un merkezi Fatih’te, Türkiye’nin en dikkat çeken İslami gettosunu oluşturdu. Sarık, şalvar ve cübbeli giyimleri yle diğer Nakşibendi gruplarından ayrılıyorlar. İsmailağa Cemaati, Ustaosman oğlu’nun kökeni nedeniyle İslami gruplar içinde "Oflular" olarak da tanınıyor. Cemaatin önde gelen bazı isimlerin in Salih Mirzabeyoğlu liderliğindeki İBDA-C ile birlikte hareket etmesi, grubun radikalleşme potansiye linin bir kanıtı gösteriliyor.

 24 
 : Haziran 26, 2015, 01:06:44 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


İSLAM VE TESBİHAT İLE AFYON

FORUM GÜNEŞLİ İSTANBUL 2013

AYHAN RIFAT ŞAHİNOĞLU


Selamün Aleyküm değerli kardeşlerim
İslam ve tesbihat ile afyon isimli konuyu sizlere aktarmada n önce
Şunu özellikle ifade etmek istiyoruz ki
İslam ve tesbihat ile afyon isimli konuyu
Yazmaktak i asıl maksadımız tesbihat değildir
Kimseyi üzmek kırmak veya suçlayıp yargılamak değildir
Bizimde hatalarımız vardır elbet Rabbim affetsin
Sadece bazı fikir ve düşüncelerimizi aktarmak istiyoruz
Amacımız tesbihatı övmek veya yermekte değildir
Herhangi bir cemaati veya tarikati hedef almakta değildir
Allah rızası için çalışan tarikat ve cemaat ehli olanlarda n
Allah rızası için tesbihat yapanlard an Rabbim razı olsun
Bizim serzenişimiz bazı tarikat ehli veya bazı cemaat ehli olan
Bazı kardeşlerimizi uyarmak ve gerçeği görmesini sağlamak içindir
Lütfen aşağıdaki konuyu okuyunuz


İSLAM VE TESBİHAT İLE AFYON

FORUM GÜNEŞLİ İSTANBUL 2013

AYHAN RIFAT ŞAHİNOĞLU

İslam ve tesbihat ile afyon isimli konuya şuradan başlamak istiyorum
İman kalptedir ve İslam yaşanmak üzere gelmiş son dindir
İslam dini kulun kalbi ile Allah c.c arasında yaşanır
Yaşanılanı yaşayan kul ile Allah c.c bilir ve başkası bilemez
Bilemediği şeyin başkası hesabınıda soramaz
Kul ile Allah arasında kesinlikl e başka aracı kabul edilemez
Allah c.c elbette kuluyla irtibat kurarken
Karşı karşıya gelerek direkt irtibat kurmadığı için
İrtibat amaçlı aracılar veya vesileler kullanmak tadır
Bu aracılarda Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz ve Kuran-ı kerimdir
Fakat asrımızda Kuran sünnet icma ve kıyas dışındada ayrıca başka aracılar vardır
Günümüzde bir yığın aracı tarikat ve aracı cemaat ile aracı şeyh efendiler mevcuttur

Yaşanılan bazı olaylarda n anlıyoruzki
Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü tehdit etmek için
İç veya dış mihraklar ca eğitilerek bazı tarikat veya cemaatler e sokulan
Müslümanların birlik ve beraberliğini bozmak için çaba sarf eden  
Bazı tarikat veya bazı cemaatler de yuvalanmış vaziyette bulunan
Bazı şeyh efendiler in mevcut olduğunu görüyoruz
 
Bunların dışındada cahil kültürsüz medeniyet ten yoksun
Eğitimsiz ve İslami konularda bilgisiz bazı şeyh efendiler in
Dünyadaki ve ülkelerdeki adaletsiz liğe ve hukuksuzl uğa karşı
Umursamaz ve islamın verdiği sorumluluğu reddeder cinsten
Davranışlarda bulundukl arını görüyoruz

Bazı tarikat ehli kişilerin kendi çıkar ve menfaatle ri için
Tesbihat çekerek veya zikirden duadan bahsedere k
Bazı kanunsuz ve hukuksuz şeyleri kamufle etmeye çalıştıklarını
Tesbihatl a ve zikirle afyonlana n bazı müslümanlarında
Afyonun etkisinde kalarak hakikatle ri göremediğini biliyoruz


Bazı tarikat ehli kişilerin kendi çıkar ve menfaatle ri için
İslamiyeti kullanan ve zikirle tesbihatl a müslümanları afyonlaya n
Bazı kişilerin müritlerine tavsiyesi şudur
" Sen cahilsin ve hakikati göremezsin
Senin şeyhin ise hakikati görüyor
Şeyhine itiraz etme ve bir şey sorma sakın
İnceleme ve araştırma yapma
Ve hiç bir şeyi sorgulama ya kalkışma
Ve sadece denileni yap ve şeyhine itaat et
Duanı et zikrini yap ve tesbihini çek
Nefs ile cihadını yap ve şeyhinin inayetiyl e cennete gir " denilmekt edir
Öncelikle şunu söylemeliyizki
Cennet kimsenin tapulu malı değildir
Ve şeyh efendi öyle istediği zaman istediği kişiyi cennete alır sözüne
Kargalar bile gülerler
Cennetin kapısı öncelikle Allah c.c ın mağfireti ile
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav efendimiz in şefaati ile açılıyor

Kimse bu devirde öyle bazı şeyhlerin inayetiyl e cennete giremez
Bu içinde bulunduğuımuz asır
Osmanlıdan sonraki darül-harp devridir
Ve Allahın hükümleriyle idare olunamaya n beldelerd e
İslami kuralların ve hükümlerin geçerliliği olmadığından dolayı
Bu kuralların uygulamay a geçilmesini sağlayacak olan
Küçük cihad devri sona ermeden
Dünyadaki akan müslüman kanı durdurulm adan
Asıl büyük cihad olan nefsle cihad devrine geçilemeyeceğinden dolayı
Bu asırda temcit pilavı gibi
Nefs ile cihadtan bahsedilm esinin egoistlik
Vurdumduy mazlık nemelazımcılık bencillik olduğundan
Nefs ile cihadtan bahsedenl erin ise
Aslında nefs ile cihad etmek gibi bir dertlerin in olmadığını
İslam coğrafyasına ve müslümanlara zerre kadar faydası olmadığını  
Ve bilerek yada bilmeyere k siyonistl erin emrinde hareket ettikleri ni
Sürekli nefs ile cihadtan bahsedenl erden uzak durulması gerektiğini
Sizlere özelllikle ifade etmek istiyoruz

Bazı şeyhlerin telkinler i yüzünden
Bazı kadınların kocalarıyla aynı yatakta yatmadıklarını
Kadın ve erkek başka tarikat ve cemaatler den oldukları için
Şeyhlerinin telkinler inin etkisiyle de geçinemeyip ayrıldıklarını
Bu tür bazı şeyhlerin ailelere musallat  olduklarını duyuyoruz

Bazı şeyh efendiler in sürekli tesbihatt en ve zikirden bahsettik lerini
Bunun dışında bilim ve teknoloji ye karşı olduklarını biliyoruz
Elbette şu varki müslüman tesbih çekmekle meşgulken
Dünyanın neresine bakarsanız bakın
Heryerde müslümanlar öldürülüyor
Ve işte bu tesbih taneleri teker teker çekilirken
Filistind ede tesbih taneleri gibi teker teker müslümanlar öldürülüyor
Tesbih çekmenin bu bazda müslümanlara bir faydasının olamayacağı açıktır

Ve illa tesbihatl e meşgul olunuz başka bir şeyle meşgul olmayınız diyenleri n
Bu şekilde gerçekleri umursamaz ca davranmal arının amacı ne olabilir diye düşününce
Bir kaç önemli anektod orata çıkıyor şöyleki ;
Bazı tarikat ve cemaat ehli kişilerin
Yaptıkları kanunsuz ve hukuksuz ve islamiyet e sığmayan işleri kamufle etmek için
Müslümanların akıllarını kullanmal arını engelleme k için
Gerçekleri göremeyecek ve efor sarfedeme yecek kadar
Hareketsi zliğini sağlamak için ve pasifleştirmek için
Dünyadan gerçeklerden ve çevresinden soyutlama k için
Ve kendi amaçlarına uygun davranan
Sormayan veya sorgulaya mayan bir yapıya büründürülmesi için
Müslümanları afyonladıklarını düşünüyoruz
Fakat ne yaparsanız yapınız Allah c.c herkesi ve herşeyi görüyor ve biliyor
Ve Allah c.c elbet bir gün bu dünyada veya ahirette
Yapılanların hesabını mutlaka soracaktır

Peki bazı tarikat veya bazı cemaatler de
Bazı şeyh efendiler e tabi olan cemaat veya tarikat ehli kişilerin
Ne amaçla tabi oldukları hakında düşüncemiz şudurki :
Müslümanlar içinde yuvalanan bazı tarikat veya bazı cemaat ehli kişiler
Gerçekten tarikat ehli veya cemaat ehli kişiler olabilir veya olmayabil ir
Bunu biz bilemeyiz ve bunu bilecek olan asıl güç Allah c.c tır
Ancak bazı müslümanlar herhangi bir konuda çalışmayıp
Emek harcamayıp ve bir şey üretmeden yan gelip yatıyorsa
Ve morali bozulduğu zaman
Moral bulmak için yani kendi keyfi için tarikate geliyorsa
Emek harcamada n bozuk olan moralini düzeltmeyi amaç edinmişse
Ve içki içip sarhoş olan ve bu şekilde deşarj olan insanlar gibi yapamadığından
İçkinin haram olduğunu bildiğinden
İçmeden sarhoş olup hakikatle rden soyutlanm anın bir yolununda
Bir tarikat veya cemaate bağlanıp
Zikir veya tesbihat gibi donelerle kendini afyonlama ya çalışması
Aslında islamiyet le veya ibadetle ilgi ve alakasının olmadığını ispatlar
Çünkü dünyada müslümanların kanı dökülürken
Diğer müslümanların zikirle tesbihatl e meşgul olmalarının başka açıklaması yoktur
Dünyayı yöneten güç işte müslümanları böylesine din temelli donelerle afyonluyo r
Bu konuyla ilgili Karl Marx'ın yazılarıda mevcuttur okuyunuz
  



İSLAM VE TESBİHAT İLE AFYON

FORUM GÜNEŞLİ İSTANBUL 2013

AYHAN RIFAT ŞAHİNOĞLU




DİN KİTLELERİN AFYONUDUR

KARL MARX

https://tr.wikipedia.org/wiki/Din_halk%C4%B1n_afyonudur

Marx'ın henüz Genç Hegelcile r çevresine yakınlık duyduğu
ve özellikle Ludwig Feuerbach'ın doğrudan etkisi altında yazılan
yazının ilgili bölümü şöyledir:

"Din-dışı eleştirinin temelini şu oluşturuyor: insanı insan yapan din değil, dini yapan insandır. Yani din, henüz kendine erişmemiş ya da çoktan yitirmiş bulunulan insanın sahip olduğu kendinin bilinci ve kendinin duygusunu oluşturuyor. Ama insan, dünyanın dışında herhangi bir yere çekilmiş soyut bir öz değil. İnsan, insanın dünyası, devlet, toplum anlamına geliyor. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine çevrilmiş bilinci olan dini üretiyor, çünkü kendileri alt-üst olmuş bir dünya oluşturuyor. Din bu dünyanın genel teorisini, onun ansiklope dik özetleme kitabını, onun halksal biçimdeki mantığını, onun tinselci point d'honneur'ünü (onur sorununu), kendinden geçmesini, ahlaksal onaylanma sını, görkemli tamamlayıcısını, teselli ve aklanmasının evrensel temelini oluşturuyor. Din insanal özün doğaüstü gerçekleşmesini oluşturuyor, çünkü insanal öz gerçek gerçekliğe sahip bulunmuyo r. Öyleyse dine karşı savaşım vermek, dolaylı olarak dinin tinsel aromasını oluşturduğu dünyaya karşı savaşım vermek anlamına geliyor.
Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor.
Halkın aldatıcı mutluluğunu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemek anlamına geliyor. Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini isteme, halkın yanılsamalara gereksini m duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor. Öyleyse dinin eleştirisi, dinin aylasını oluşturduğu bu gözyaşları vadisinin tohum halindeki eleştirisi anlamına geliyor

http://www.fibiler.com/Inanc-Mitoloji-Felsefe_Din_Karl-Marx'in-Din-Kitelelerin-Afyonudur-Sozunun-Gectigi-Paragraf_Veri_12383

Karl Max'ın "Din kiteleler in afyonudur" sözünün geçtiği paragraf aşağıdaki gibidir  


"Din bu dünyanın genel kuramı, geniş kapsamlı özeti, yaygın mantığı, manevi yüceliği, coşkusu, ahlakça onaylanma sı, görkemli bütünlüğü, avuntu sağlamaya ve haklı kılmaya yarayan evrensel temelidir . İnsanın özünün hayali olarak gerçekleşmesidir, çünkü insanın sahici bir gerçekliği yoktur. Bu nedenle dine karşı savaşım, manevi kokusu din olan bu dünyaya karşı da dolaylı olarak savaşımdır. Din baskı altındaki yaratığın iç geçirmesi, taş yürekli bir dünyanın duygusu ve ruhsuz koşulların ruhudur. Halkın afyonudur . Bu nedenlerl e de, halkın hayali mutluluğu olarak dinin kaldırılması, halkın gerçek mutluluğunu istemekti r"




DİN HALKLARIN AFYONUDUR
 
KARL MARX


http://blog.milliyet.com.tr/din-halklarin-afyonudur-karl-marx/Blog/?BlogNo=401105



KARL MARX ‘ın (1818 – 1883) Kapitaliz m, Sosyalizm ve Ekonomi hakkındaki kuramlarında ciddi derecede yanıldığı kanısındayım ama dinle ilgili bu vecizesin de yüzde yüz haklı olduğunu düşünüyorum.  Karl Marx'in dini Afyon'a benzetmes i çok doğrudur. Çünkü küçük yaştan itibaren dini öğretiler insanları kendileri ne ilahi diye yutturula n bilgi ve emirleri sorgulama dan kabul etmelerin i ve papağan gibi sürekli tekrarlam alarını sağlar. Gerçekten Afyon gibi zihinleri uyuşturur düşünmeyi ve sorgulama yı engeller itaati sağlar. İdeolojiler de aynı şeyi yaparlar. Tarih boyunca bütün dinler insanları düşünmeye, araştırmaya ve sorgulama ya değil tersine kendileri ne dayatılan ilahi olduğu iddia edilen bilgi ve emirlere sorgulama dan itaat etmeye zorlamışlardır. Bu dayatmala ra karşı çıkan ve gerçekten düşünmeye dayanan açıklamalar getirenle r çoğu zaman bazen şiddetle cezalandırılmışlardır. Bu sadece dinlerde değil totaliter rejimleri n dayandığı ideolojil erde de olmuştur. Keşifler, icatlar, gerçeğe dayanan bilgi gelişmesi dinler sayesinde değil dinlere rağmen dinlere ve ideolojil ere kafa tutanlar sayesinde olmuştur. "Oku" emri samimi değildir. Din günümüzde hala büyük ve çoğu eğitimsiz kitleleri siyasi olarak yönetmek icin kullanılmaktadır. Karl Marx'in bu vecizesi günümüzde hala geçerlidir. Umarım birçok düşünürün dediği gibi önümüzdeki yüzyıllarda din ve ideolojin in toplum hayatını ve özgür düşünmesini kısıtlayıcı etkisi gittikçe azalır hatta yok olur. Atatürk bu gerçeği görmüş ve “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, ilimden başka mürşit ( yol gösterici ) aramak gaflet ve delaletti r” demiştir.

 İnsanlara küçük yaştan itibaren cennet, cehennem, melekleri n ve şeytanın varlığından bahsedili yor Peygamber lere Allah tarafından vahiy indirildiği söyleniyor insanlar bunlardan hangileri ni sorgulayıp araştırıp kanıtını ispatını gördükten sonra inanıyorlar ? İspat diye gösterilen şeyler saçma : " melekleri göremeyiz ama bu melekler yok demek değildir. Atomları da göremiyoruz ama atomların varlığı biliniyor" deniyor. Affedersi niz ama bu benzetmey e inanıp ispat olarak kabul etmek için hakikaten akıl tutulması gerekiyor . Aynı konuya dinin ve bilimsel yöntemlerin yaklaşım tarzları arasındaki fark için çok sayıda örnek verilebil ir. Bir tanesi psikiyatr ik rahatsızlığı olan birisini bilim psikiyatr ik ve/ veya klinik psikoloji k yöntemlerle tedavi etmeye çalışır. Din ise psikiyatr ik bozukluk değil ruhuna şeytan girmiş der ve din adamına şeytan çıkarma ayini düzenleterek tedavi etmeye çalışır. Çok kimse de dini yöntemin doğruluğuna inandırılmıştır.

İNANÇLARIMIZ NASIL OLUŞUR ?

Sık sık duyduğumuz bir ifade dini konuların ve inançların tartışılmaması gerektiği herkesin dini inancını kendi içinde bulduğudur. Bu ifade doğru değildir. Her türlü konu tartışılabilirken dini inançların tartışılmaması tartışılmadan kabul edilmesi gerektiğine katılmıyorum.  İnsanlar dini olsun başka konuda olsun hiçbir inancı içlerinde hazır bulmazlar . Her türlü inançlarımız çevremizle etkileşimle ve eğitimle beynimizd e bilinç üstümüzde ve bilincaltımızda oluşur. Bu inançların bazıları irrasyone l bazıları mantıklıdır. Dünyaya inançlarımız beynimize yüklenmiş olarak gelmeyiz. Doğarken yüklü olduğumuz tek tür bilgiler hücre çekirdeklerimizdeki DNAlarımızda olangenet ik kodlardır. Bu bilgiler de inanç değil vücudumuzun fiziksel özellikleri, organlarımızın ve sistemler imizin çalışmalarını yöneten biçimlendiren kodlardır. DNAlardak i bu tür kodlar hayvanlar da da vardır. Örneğin bir örümcek dünyaya geldiğinde ağ örme becerisi DNA’sında kodlanmış olarak gelir, ağ örmeyi sonradan öğrenmez. İnsanlar olarak bizlerin fikirsel bilgileri miz ve inançlarımız DNAlarımızda bulunmazl ar, beynimizd e doğumdan hatta anne karnındaykenden itibaren çevremizle etkileşim ve eğitim sonucu oluşurlar. İçimizde bulduğumuzu sandığımız dini ve diğer tür bilgiler ve inançlar da yanlış ta olsalar doğru da olsalar bu şekilde çevre ile etkileşimle oluşurlar. İman ( faith ) dediğimiz inanç türü de bu şekilde oluşur. Özellikle dini inançlar bu yönde eğitimle beynimize kaydedili r. Yoksa biz farkında olsak ta olmasak ta kendiliğinden içimizde oluşmuş ve bulduğumuz inançlar değillerdir.Aksini iddia edenler lütfen inançlarımızın da DNAlarımıza kodlandığına dair bilimsel bir çalışma göstersinler.

Rasih Bensan 7 Şubat 2013

 25 
 : Mayıs 28, 2015, 06:23:25 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

KADIN VE EVLİLİK KONUSUNDA Kİ İSLAMİ PERSPEKTİF

EVLİLİK

http://www.sevde.de/kadin/12.htm

Kadın ve erkekleri n bir araya gelmesind en kendileri nin ve içerisinde yaşadıkları cemaatin çıkarlarını ilgilendi ren birtakım ilişkiler meydana gelir. Bunlar; toplumda alış-veriş, icare ve vekalet gibi işleri yerine getirmek için bir araya gelişlerden kaynaklan an problemle rin dışındaki işlerdir. Bu ilişkilerin sadece evlilikte n ibaret olduğu akla gelebilir . Hakikatte evlilik, bu ilişkilerin bir tanesidir . İlişkiler sadece evliliği değil, daha birçok şeyleri de kapsamına alır. Bunun için nevi içgüdüsünün tek görüntüsü sadece cinsi birleşme değildir. Analık, babalık, kardeşlik, oğulluk, dayılık, amcalık gibi hususların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürleridir. Bundan dolayı erkek ve kadınların bir araya gelmeleri nden meydana gelen ilişkiler, analık, babalık ve diğer hususları da içine alır. İctimai nizam, evliliği kapsadığı gibi bu hususları da kapsar. Şeriat; oğul olma, ana ve baba olma ile ilgili hükümler getirdiği gibi evlilikle ilgili hükümler de getirmiştir.

Ancak bu ilişkilerin aslı evlilikti r. Diğer hususlar bu aslın dalları konumunda dır. Evlilik olmadığı zaman babalık, oğulluk, analık ve diğer müesseseler meydana gelmez. Bundan dolayı evlilik bütün bu hususların aslını teşkil eder. Düzenleme açısından diğer hususlar bu temelden kaynaklanır. İhtiyacı hissetmek, insanı doğal olarak bu ihtiyacı doyurmaya sürüklediği gibi bu duygu aynı zamanda insanı cinsi birleşmeye de sürükler. Analık ve evlatlık duyguları da aynen cinsi duygular gibi tatmin olmak isteyen duygulardır. Hepsi karşılanmak ister. Evlilik, analık, babalık ve evlatlık gibi duyguların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürlerindendir. Bu türden duyguların tümü nevi içgüdüsünden kaynaklan an duygulardır. Cinslerin birbirler i hakkındaki düşünceleri ile birbirler ine karşı yöneliş olur.

Evlilik; erkeklik ve kadınlık ilişkilerinin düzenlenmesidir. Diğer bir ifade ile erkek ve kadın arasındaki cinsi birleşmenin özel bir nizam ile düzenlenmesidir. Bu özel düzen; erkek ve kadın arasındaki cinsi ilişkilerin muayyen bir şekilde düzenlenmesini ve nesilleri n yalnızca bu özel düzenlemenin ürünü olmasını gerektirm ektedir. İnsan türünün çoğalması bu nizam ile gerçekleşir. Yuva, bu nizama göre kurulur. Özel hayatın tanzimi, bu esasa göre cereyan eder.

Bu nedenledi r ki İslâm, evliliği teşvik etmiş ve emretmiştir. İbni Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu; sizden kim evlenmeye güç yetirirse evlensin. Zira evlenmek, gözü ve mahrem yeri en çok koruyandır. Kim de evlenmeye güç yetiremez se oruç tutsun. Zira oruç şehvetten uzaklaştırır, şehveti kırar." Katede'nin Hasan'dan, onun da Semure'den rivayet ettiğine göre:

 

"Nebi (s.a.v.) evlenmeme yi yasaklamıştır."   Katede: "Şüphesiz biz, sizden önce peygamber gönderdik ve onlara zevce ve çocuklar verdik" mealindek i ayeti okudu. Hadiste yer alan  kelimesi, nikâhlanmamak yani evlenmeme k anlamına gelmekted ir. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)'den şunu rivayet etmektedi r:

"Üç kişiye yardım etmek Allah'ın üzerindeki bir haktır: Allah yolunda cihad eden kimse, namuslu olmayı arzu ederek nikahlana n (evlenen) kimse, borcunu ödemek isteyen sözleşmeli köle."  Yine Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmakt adır:

"İslamda ruhbanlık yoktur." Ruhbanlık ve evlenmeme k; kadınlarla cinsi ilişkiyi koparmak, Allah'a ibadetle meşgul olmak amacıyla nikâhı yani evlenmeyi terk etmek demektir. Oysa Kur'an'da evlenmeyi emreden sarih ayetler vardır. Yüce Allah şöyle byurmakta dır:

"Kadınlardan; ikişer, üçer ve dörder evleniniz ."

"İçinizden bekarları ve kölelerinizden, cariyeler inizden salih olanları evlendiri n."

İslâm; bâkire, doğuran ve dindar olan kadın ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Enes (r.a.), Nebi (s.a.v.)'in evlenmeyi emrettiğini, evlenmeyi p bekar yaşamayı şiddetle yasakladığını rivayet eder ve şöyle der:

"Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) diğer nebilere karşı sizin çokluğunuz ile övüneceğim."   Ma’kıl b. Yesar'dan: Dedi ki:

"Bir adam Nebi (s.a.v.)'e geldi ve şöyle dedi: Ben nesebi ve güzelliği olan bir kadına aşık oldum. Fakat o, doğurmuyor. Onunla evleneyim mi? Allah'ın Rasülü: Hayır, dedi. İkinci kez gelerek, yine aynı şeyi söyleyince, yine: Hayır, dedi. Üçüncü kez, ona geldi ve aynı şeyi sordu. Allah'ın Rasülü: "Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) sizin çokluğunuz ile övüneceğim."   Cabir'den: Nebi (s.a.v.) şöyle dedi:

"Ey Cabir, sen bakire ile mi yoksa dul ile mi evlendin? dedi. Cabir: Dul ile, dedi. Bunun üzerine Allah Rasülü: Bakire ile evlenseyd in ya. Sen onunla oynar, o da seninle oynardı."  buyurdu. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)'den şu hadisi rivayet etmektedi r:

"Kadın, dört şeyi için nikâhlanır: Malı, nesebi, güzelliği ve dini için. Sen, dindar olanı tercih et ki ellerin toprağa değsin (fakirlikt en kurtulasın)"

Evlenmek isteyen erkeğin; bakire, soyu sopu belli bir aileden ve dindar olanını seçmesi mendubtur . Ayrıca nefsini koruyabil mesi için, güzel olanını tercih etmesi lazımdır. Faziletli, takva ve şerefli olanı tercih ideal olanıdır. Fakat bunlar, nikâhın şartları olmayıp, müstehab ve efdal olanıdır. Yoksa erkek, hoşuna giden kadını seçme yetkisine sahip olduğu gibi kadın da razı olacağı erkeği seçme hakkına sahiptir.

Eşler arasında denklik meselesin in şeriatta aslı yoktur. Bu konuda, uydurulmuş hadislerd en başka herhangi bir delil yoktur. Zira bu düşünce Kur'an-ı Kerim'e ve sahih hadislere ters düşmektedir. Müslüman her kadın, herhangi bir Müslüman erkeğe denk olduğu gibi, her Müslüman erkek de herhangi Müslüman bir kadına denktir. Mal ve nesebteki farklılıkların herhangi bir değeri yoktur. Bir çöpçünün oğlu, emirü'l mü’mininin kızına denk olduğu gibi, berberin kızı da emirü'l mü’mininin oğluna denktir. Böylece Müslümanlar, birbirine denktirle r. Cenabı Allah şöyle buyurmakt adır:

"Allah katında en keremli olanınız Allah'dan en fazla korkanınızdır."   Nebi (s.a.v.) halasının kızı ve aynı zamanda da Kureyş'in ileri gelenleri nden olan Zeyneb binti Cahşı azadlı kölesi Zeyd b. Harise ile evlendirm iştir. Abdullah b. Büreyde, babasından rivayet ettiğine göre: "Genç bir kız Rasululla h (s.a.v.)'e geldi ve şöyle dedi: Ya Rasululla h! Babam, kendi itibarını yükseltmek için, beni kardeşinin oğlu ile evlendird i. Bunun üzerine Allah Rasülü evlenme işini kıza bıraktı. Ardından kız şöyle dedi: Ben, babamın teklifini yerine getirdim. Fakat ben, (bu meselede) babaların kızlarını (zorlama) hakları olmadıklarını kadınlara öğretmek istedim."  Bu hadis, kızının rızası olmadan babasının onu evlendird iğini göstermektedir. Fakat kızın bu evliliğe rızası yoktur. Ancak kızın bu hoşnutsuzluğu evlendiği kimseyi kendisine denk görmemesinden kaynaklan mamaktayd ı. Ebu Hatem El-Müzenni'den rivayet edildiğine göre Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Size, ahlak ve dininden hoşlandığınız biri gelirse onu evlendiri niz. Eğer evlendirm ezseniz yeryüzünde fitne ve büyük bir fesad olur. Dediler ki: Ey Allah'ın Rasulü, onun herhangi bir kusuru olsa da mı? denilince; Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi gelirse (kız isterse) onu nikahlayınız, sözünü üç kere tekrarladı."  Tirmizi bu hadisi Ebu Hureyre'den şu lafızla rivayet etmektedi r:

"Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kız istemek üzere size gelirse onu evlendiri n. Böyle yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olur."  Aynı hadis bir başka yoldan da rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre;

"Ebu Hind Rasululla h (s.a.v.)'in bıngıldak kısmından kan almıştı. Nebi (s.a.v.): Ey Beni Beyada, Ebu Hind'i evlendiri n ve onunla evlenin, buyurdu."  Hanzala b. Ebu Süfyan el-Cumeyhi annesinde n şunu rivayet eder: Dedi ki: "Ben, Abdurrahm an b. Avf'ın kız kardeşinin Bilal'e nikâhlı olduğunu gördüm."

İşte bütün bu deliller, eşler arasında denkliğin muteber ve değerli bir şey olmadığına açıkça delalet ederler. Herhangi bir kadın, herhangi bir erkeğin kocalığına razı olursa onunla, kendi rızasıyla evlenir. Aynı şekilde, herhangi bir erkek de bir kadını eş olarak seçer ve onun rızasıyla onunla evlenebil ir, aralarında denkliğin bulunup bulunmama sına bakılmaz. Ancak İbni Ömer'in Nebi (s.a.v.)'den rivayet ettiği iddia edilen şu hadise gelince: "Arablar, birbirler ine denktirle r. Kabile kabileye, oymak oymağa, adam adama. Ancak, dokumacı ve kan alıcılar müstesna" Bu hadis asılsız, yalan ve batıldır. İbni Ebi Hatim: Ben, bu hadisi babamdan sordum o, bunun münker olduğunu söyledi. İbni Abdil Berr: “Bu hadis; mevzu ve münkerdir” der. Bezzar'ın Muaz hadisinde n tahriç ettiği: "Arabların bir kısmı bir kısmına denktir. Azatlı köleler de birbirine denktirle r"   hadisinin isnadı zayıftır. Berire'nin hadisine gelince; Nebi (s.a.v.)’in Berire'ye söylediği: "Sen azad edildiğin zaman, senin nikâhın da azad edilmiş olur. İstediğin seçeneği yap" mealindek i hadis denkliğe delalet etmez. Çünkü onun kocası köle idi. Bir köle ile evli bulunan cariye azat edilerek hürriyetine kavuştuğu zaman, köle olan kocasının zimmetind e kalmakla, köle ile olan nikâhını feshetmek arasında muhayyer bırakılır. Bu hadis de denkliğe delalet etmemekte dir. Kasım'ın, Aişe'den rivayetin e göre: "Berire'nin kocası bir köle idi. Berire, onun nikâhı altında idi; azad edilince Rasululla h (s.a.v.) ona: "Seçme hakkına sahipsin. İstersen bu kölenin nikâhı altında kalırsın, istersen ondan ayrılabilirsin."  buyurmuştur. Müslim'deki rivayete göre; Urve'nin Aişe'den rivayet ettiği hadis ise şöyledir: "Berire azat edilmişti. Kocası ise halen köle idi. Allah Rasülü Berire'yi muhayyer bıraktı. Eğer kocası hür olmuş olsaydı onu, muhayyer bırakmazdı." "Ancak birbirine denk olanları evlendiri niz; o kadınları ancak velilerin in izinleriy le evlendiri niz"  mealindek i hadis, aslı olmayan, zayıf bir sözden ibarettir .

Böylece, denkliğe delalet eden harhangi bir nassın söz konusu olmadığı meydana çıktığı gibi; denkliğin varlığını kabul edenlerin kullandıkları delilleri n batıl olduğu veya bu hususa istidlal yönü bulunmadığı açıkça görülmektedir. Denkliği şart olarak kabul etmek, Rasululla h (s.a.v.)'in: “Takvanın dışında, Arabın aceme, herhangi bir üstünlüğü yoktur" mealindek i hadisiyle çatıştığı gibi, Kur'an'ın kat'i nassıyla da çatışmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmakt adır:

"Allah'ın katında en keremli olanınız takvaca en ileri olanlarınızdır."

Din ihtilafı ise denklikle ilgili bir konu değildir. Bu konu; Müslümanların, Müslüman olmayanla rla evlenip evlenmeme leri konusudur ki bu, başka bir konudur. Allah (c.c.), Müslüman bir erkeğin, ehli kitaptan bir Yahudi veya bir Hıristiyan ile evlenebil eceğine cevaz vermiştir. Zira, Allah (c.c.) şöyle buyurmakt adır:

"Bugün size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenle rin yemekleri sizin için helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü’minlerden hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenle rin hür ve iffetli kadınları zina etmeksizi n, gizli dost tutmaksızın ve mehirleri ni verdiğiniz takdirde size helaldir."   Kendileri ne kitap verilen iffetli kadınların, ücretleri olan mehirleri nin verilmesi koşulu ile Müslümanlara helal olduğunu ayet açıkça ortaya koymaktadır. Ayet gereğince müslüman bir erkek, kitap ehli bir kadınla evlenebil ir. Çünkü ayete göre kitap ehlinden iffetli kadınlarla evlenmek, Müslüman erkeklere helaldir. Müslüman bir kadının, ehli kitabtan bir erkekle evlenmesi ise şer'an haramdır; mutlak olarak caiz değildir. Böyle bir şey vuku bulursa, bu nikâh batıl olduğu için gerçekleşmiş olmaz. Müslüman bir kadının ehli kitaptan bir erkekle evlenmesi nin haram olduğu Kur'an'ın sarahatı ile sabittir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmakt adır:

"Ey iman edenler! Mü’min kadınlar size muhacir olarak gelirlers e, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onları mü’mine olarak görürseniz, onları kafirlerl e geri döndürmeyin. Onlar, kafirlere helal olmadığı gibi, onlar da o kadınlara helal olmazlar."   Bu ayet yalnızca tek bir manayı ihtiva eder, bu da; Müslüman kadının kafire helal olmadığı ve kafirleri n de Müslüman kadınlara helal olmadıklarıdır. Kocanın kafir oluşu, kafir koca ile Müslüman kadın arasında nikâhın tahakkuk etmeyeceğini sonuçlandırır. Zira bu husus, ayetteki şu ifade ile açıkça vurgulanm aktadır:

"Eğer onların mü’min olduklarını bilirseni z, tekrar o kadınları kafirlere geri göndermeyin. O kadınlar onlara helal olmadığı gibi, o erkekler de o kadınlara helal olmaz."  Hükmün; müşrik olsun, ehli kitaptan olsun tüm kafirleri kapsamına alması için ayette Allah (c.c.) müşrik kelimesi yerine "kafirler" tabirini kullanmıştır. Kitap ehlinden Hıristiyan ve Yahudiler in kafir oldukları ise Kur'an'ın kati nassıyla sabittir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

 "Ne ehli kitabtan olan kafirler ve ne de müşrikler, Rabbinizd en size bir hayırın indirilme sini istemezle r." Bu ayette geçen  kelimesi tabîz için değil, beyan içindir. Yine Allah (c.c.) şöyle buyurmakt adır:

"Allah'ı ve peygamber ini inkar ederek kafir olan, iman etme hususunda Allah ile peygamber i arasında fark gözetip; bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz diyarek küfürle iman arasında bir yol tutmak isteyenle r, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azap hazırlamışızdır."   Kitap ehli, Muhammed (s.a.v.)'in risaletin e inanmadıkları için kafirdirl er. Cenab-ı Allah (c.c.) bu hususta muhtelif ayetlerde şöyle buyurmakt adır:

"Allah, Meryem oğlu Mesih'dir diyenler kafir olmuşlardır."

"Şüphesiz, Allah üçün üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır."

 "Kitap ehlinden kafir olanlarla müşrikler."   Buradaki  edatı tabîz için değil, beyan içindir.

  "Şüphesiz ehli kitabtan kafir olanlar ile müşrikler."   Yine burada ki  edatı da tabîz değil beyan içindir.

"O'dur ehli kitaptan küfretmiş olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkarmış olan..."

"Münafıklık etmiş olanlara bakmadın mı ki, ehl-i kitap'tan küfretmiş olan kardeşlerine..."  Bu ayetler; kitap ehlinin kafir olduklarını ve "küffar" kelimesin in onları da kapsamına aldığını gösteren Kur'an'ın sarih ifadeleri dir. Mümtehine suresinde yer alan aşağıdaki ayet bu ayetlerle birlikte ele alındığı zaman; müslüman bir kadının ehli kitaptan bir adam ile evlenmesi nin mutlak surette caiz olmadığı hususunda açık ve net bir anlam taşıdığı ortaya çıkar. Çünkü ehl-i kitap, yukarıdaki ayetler gereğince kesinlikl e kafirler grubuna giren insanlard andır.

"Eğer onların mü’min kadınlar olduklarını öğrenirseniz; artık onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal değildir..."

Müşrikler ise ehl-i kitab'tan başka bir sınıftır. Mecusiler, yıldızlara tapanlar, Budistler, putperest ler ve benzeri kimselerd ir. Bunlarla evlenmek mutlak olarak caiz olmaz. Müslüman bir erkeğin müşrik bir kadınla evlenmesi kesinlikl e caiz değildir. Aynı şekilde müslüman bir kadının müşrik bir erkekle evlenmesi de kesinlikl e caiz değildir. Bu husus, Kur'an'ın kat'î nassıyla sarahatan açıklanmıştır:

"İman edinceye kadar müşrike kadınlarla evlenmeyi n; hoşunuza gitse de, müşrike bir kadından, mü'mine bir kadın kesinlikl e daha hayırlıdır. İman etmedikçe müşrik bir erkekle kesinlikl e evlenmeyi n. Hoşunuza gitse de, müşrik bir erkekten, mü'min bir köle daha hayırlıdır..." Bu ayet, müşrike olan bir kadının Müslüman erkek ile, müşrik olan bir erkeğin de Müslüman olan bir kadın ile evlenmesi nin haram olduğunu ifade eder. Şayet bu nevi bir nikâh vuku bulursa batıl olduğu için gerçekleşmiş olmaz. Hasan b. Muhammed'den: Dedi ki: "Rasululla h (s.a.v.) Hecr Mecusiler ine yazdığı bir mektupta, onları İslâm'a davet ederek şöyle diyordu: “Kim Müslüman olursa, onun Müslümanlığı kabul edilir. Kim kabul etmezse ona cizye vergisi vurulur, kestiği yenilmez ve hiçbir (müslüman) kadın onunla evlenemez ."

Böylece İslâm, sadece evlenmeği teşvik etmekle iktifa etmeyerek, Müslüman erkeğin ve kadının kiminle evlenebil eceğini, kimlerle de evlenmesi nin haram olduğunu beyan etmiştir. Evlenmek isteyen kimsenin, evleneceği kimsede bulunması güzel olan sıfatları da anlatmıştır. Ancak, kendisiyl e evlenilec ek kadının, başkasının hanımı ve iddet bekleyen birisi olmamasını şart koşmuştur. Çünkü evliliğin şartı, kadının evli ve iddet halinde olmamasıdır.

Ancak henüz nikâh akdinin icra edilmediği, sözlü olan kadına gelince; eğer kadın veya onun velisi, evlenme teklifind e bulunan kimseye açık veya dolaylı yolla müsbet cevap vermişlerse bir başkasının onu istemesi haram olur. Ukbe b. Amir Rasululla h (s.a.v.)'in şöyle dediğini rivayet etmektedi r:

"Mü’min, mü’minin kardeşidir. Mü’min için, kardeşinin alış verişi üzerine fiyat kırması helal olmaz. Mü’minin kardeşinin sözlüsüne evlenme teklifi yapması helal olmaz; meğer ki o kardeşi, o kadını terketmiş olsun."   Ebu Hureyre ise Nebi (s.a.v.)'den şu hadisi rivayet etmektedi r:

"Kişi, kardeşinin sözlüsüne evlenme teklifi yapmasın; taki evlenince ye veya tamamen vazgeçinceye kadar." Fakat, evlenme teklifi yapılan kızın, teklifi reddetmes i veya henüz müsbet bir cevap vermemesi veya meseleyi soruşturmaya bırakmış olması durmunda bir başka erkek isteyebil ir, bu caizdir. Çünkü henüz o, bir başkasının sözlüsü değildir. Kays kızı Fatıma bir gün Nebi (s.a.v.)'e gelerek, Ebu Cehm ve Muaviye'nin, kendisine evlenme teklifi yaptıklarını söyledi. Rasululla h (s.a.v.):

"Muaviye, malı olmayan bir fakirdir. Ebu Cehm ise sopasını omuzundan indirmez (daima dışarıda gezer). Sen, Zeyd'in oğlu Üsame ile evlen."  dedi. Muaviye ve Ebu Cehm'in kendisini istedikle rini haber verdiği halde Peygamber (s.a.v.) ona, Usameyi istemiştir.

Kadına evlenme teklifi yapıldığında, bu evlenme teklifini kabul edip etmeme hakkı kadına aittir. Onun izni olmadan, velisinin onu bir başkasıyla evlendirm eye veya bunu engelleme ye hakkı yoktur. İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Rasululla h (s.a.v.) şöyle demiştir:

"Dul kadın, velisinde n daha bir hak sahibidir . Bakire ise, evlenmek için kendisind en izin istenir. Onun izni susmasıdır."   Yine Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir başka hadiste şöyle denilmekt edir:

"Dul kadın, kendisine danışılmadan nikahlana maz, Kendisind en izin istenmedi kçe, izni olmadan bakire kız da nikâh edilemez. Bakirenin izni nasıl olur? Dediler, Peygamber (s.a.v.): Onun izni sükut etmesidir" buyurdu.”

İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre; "Bakire bir cariye Peygamber (s.a.v.)’e geldi. İstemediği halde, babasının kendisini evlendirm ek istediğini söyledi. Bunun üzerine, Peygamber (s.a.v.), onu muhayyer kıldı.”  Ensarlı Hizam kızı Hunesa'dan rivayet edildiğine göre: "Kendisi dul olduğu ve evlenmek istemediği halde babasının onu evlendirm ek istediğini Peygamber (s.a.v.)’e gelip söyledi. Peygamber (s.a.v.) de onun nikâhını geri çevirdi."

Bu hadisleri n hepsi, kadının izni olmadıkça evlenme muamelesi nin tamam olamayacağını ifade ederler. Kadın, bu evliliği kabul etmez veya zorla evlendiri lirse, bu akid fesh olur. Ancak kadın sonradan razı olur ve dönerse nikâh geçerli olur.

Kadın ile evlenmek isteyen ve istemeye gelen kimselerl e kadının evlenmesi ne mani olmak Kur'an-ı Kerim'de belirtild iği gibi yasaklanmıştır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Eğer maruf bir şekilde, aralarında razı olurlarsa, evlenmele rine engel olmayın."

Makil b. Yesar'dan rivayet edilen sahih bir hadis ile sabit olduğuna göre Makil, şöyle demiştir: "Ben, kız kardeşimi birisiyle evlendirm iştim, daha sonra adam onu boşadı. İddeti bitince adam, tekrar onu istemeğe geldi. Ben: Kız kardeşimi sana verdim, evini döşedim ve sonra ikramda bulundum, fakat sen onu boşadın. Şimdi de gelip onu istiyorsu n. Vallahi kız kardeşim bir daha sana dönmeyecektir. Adam, fena bir kimse değildi. Kız kardeşim de ona dönmek istiyordu . Allah (c.c.); "Eğer maruf bir şekilde, aralarında razı olurlarsa, evlenmele rine engel olmayın."  ayetini indirince ben: Ya Rasululla h ben şimdi ne yapacağım dedim. Allah Resulü: “Kardeşini onunla evlendir" buyurdu.”  Başka bir rivayette ise:

 "Ben yaptığım yeminin kefaretin i ödedim ve kız kardeşimi ona verdim"   cümlesi vardır. Ayette geçen:  kelimesin in anlamı, kadın istediği takdirde onu evlenmekt en menetmekt ir ki bu, haramdır ve böyle bir işe teşebbüs eden kimse fasıktır. Bir kadını evlenmekt en alıkoyan kimse, yaptığı bu ameli ile fasık sayılır. Fakihler, böyle bir engelleme de bulunan kimsenin fasık olacağında görüş birliği etmişlerdir. Evlenmek için kadına görücü giderse veya kendisi evlenmek isterse, bu konuda tek yetki kadına aittir; ister kabul eder, ister reddeder.

Evlenmek üzere kadın ve erkek arasında ittifak tamamlanınca, evlenme akdini yapmaları lazımdır. Evlenme ancak şer'i akitle tamamlanır. Birinin diğerinden yararlanm alarını helal kılacak tek şey şer'i hükümlere uygun olarak yapılan şer'i akittir. Bu akde göre evliliğe terettüp eden hükümler gerçekleşir. Kadın ve erkek, uzun bir zaman bir arada bulunsala r bile şer'i bir şekilde akit yapılmadıkça evlilik gerçekleşmiş sayılmaz. İki eşin bir araya geldikler i gibi iki dostun bir araya gelmeleri evlilik sayılmaz. Bu tür birliktel ik zina sayılır. Aynı şekilde iki erkeğin aralarında muaşeret yapmak üzere bir araya gelmede ittifak etmeleri de evlilik sayılmaz, ancak livata sayılır.

Medeni evliliğe gelince; bu, bir arada yaşamak ve boşanmak üzere kadın ile erkek arasında yapılan bir anlaşmadır. Bu anlaşma gereğince nafaka tasarrufu, evden çıkma, erkeğin kadına, kadının da erkeğe itaatı ve benzeri bir takım görevler, evlat sahibi olma, oğlan veya kız çocuğun kime ait olacağı gibi hususlar, irs ve neseb gibi bir arada yaşamaktan veya terkinden kaynaklan an birtakım haklar doğar. Burada sıralanan tüm bu hususlar, üzerinde ittifak ettikleri ve kabullend ikleri şartlara göre uygulanır. Medeni evlilik, sadece bir evlilik ittifakı olmayıp, hem evliliğe hem de evlilikte n doğan neseb, nafaka, miras ve diğer birtakım hususları, her ikisinin veya birinin diğerini terk etmesi yani boşanma durumlarını da kapsar. Üstelik, erkeği dilediği kadınla, kadını da dilediği erkekle, aralarındaki anlaşmaya göre evlenebil meleri hususunda tamamıyla serbest bırakır. Bundan dolayı medeni evlilik şerân caiz değildir. Bu akde, olarak bir evlilik ittifakı nazarıyla bakılamayacağı gibi, nikâh akti nazarıyla da bakılamaz. Şerân, bunun herhangi bir kıymeti yoktur.

Müslüman bir erkekle Müslüman bir kadın veya Müslüman bir erkekle evli, ehli kitaptan bir kadın arasında medeni kanuna göre herhangi bir evlilik akdi meydana gelse, kadın ile erkek arasında akid sırasında şifahen veya yazı ile kullanılan sözlere bakılır. Şayet aralarındaki akitte "evlendirm ek" ve "nikâh etmek" gibi lafızlar kullanılmış her ikisinden de kabul ve icab meydana gelmişse, şerân kabul ve icaba gerekli hususlar bulunmuş demektir. İcab ve kabulun yanında kızın velisi ve evlendikl erine dair iki de şahid bulunmuş ise, bu lafızlar ve şekil ile yapılan anlaşma, evlilik akdi sayılır. Çünkü bu, hem şer'i aktin sıfatlarını hem de medeni evliliğin şartlarını tamamlama ktadır. Bu, medeni ittifak değil şer'i akid ile evlilikti r. Şer'i evlilik akdinde bulunması gerekli olan şartların hepsi bulunmazs a bu işlem evlilik sayılmaz. Medeni evlilik ittifakının kapsadığı şartlar şeriata uygun olsalar da mutlak olarak herhangi bir değer taşımaz. Çünkü, şeriatın getirdiği hükümlerle amel etmenin vacib oluşu, kadın ile erkeğin kendi aralarında yaptıkları ittifakta n alınamaz. Bilakis evlilik akdinden ve şeriatın beyan ettiği hükümden kaynaklanır. Bu nedenle medeni ittifakın taşıdığı şartların evlilikte hiçbir değeri yoktur. Bunlar, şeriata muhalif olurlarsa akdin batıl oluşu açıktır. Eğer bu şartlar her iki taraf için de akdin gereğine ters düşmeyen, şeriata muhalif olmayan, şeriatın caiz gördüğü şartlar ise, bunlar arasındaki evlilik akdi muteber kabul edilir. Eğer aralarında herhangi bir evlilik söz konusu olmayacak ise bu şartların mutlak olarak herhangi bir kıymeti yoktur. Eğer medeni evlilik akdi, Müslüman bir erkek ile müslüman kadın veya Müslüman bir erkekle ehli kitaptan bir kadın arasında olursa durum böyledir. Eğer Müslüman bir erkek ile müşrike bir kadın veya müşriklerin muamelesi ne göre yürütülürse veya müslüman bir kadın ile müslüman olmayan bir erkek arasında olursa, bu türden evlilik batıl olduğu için akit gerçekleşmiş olmaz. Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere evliliğin şerân sahih bir nikah akti ile tamamlana bilmesi için, bütün şer'î şartları bünyesinde taşıması lazımdır. Bu şartlarla tamamlanm ayan herhangi bir evlilik akdi, mutlak olarak evlilik sayılmaz.

Evlilik, şer'i olarak icab ve kabul ile gerçekleşir. İcab, akit yapan iki kişinin birinden ilk olarak sudur eden sözdür. Kabul ise akdi yapan diğer kimseden ikinci olarak sudur eden sözdür. Mesela, kız erkeğe, "ben kendimi sana eş olarak verdim”, erkek de “ben kabul ettim” dese ya da bunun tam tersi bir işlem yapılsa (önce erkek sonra da kadın konuşsa), konuşanlardan birincini n teklifi "icab", ikincisin in cevabı da "kabul"dür. İcab ve kabul direkt olarak evlenenle rin her ikisi tarafından olabileceği gibi, onların vekilleri tarafından da icra edilebili r veya biriyle diğerinin vekili arasında da gerçekleşebilir. İcabta "evlenmek" ve "nikâh etmek" lafızlarının olması lazımdır. Bu ifadenin kabulde yer alması şart değildir. Şart olan; bu icaba diğerinin razı olmasıdır. Evlenmeyi kabul ve razı olduğunu ifade eden herhangi bir lafız, bunu ifade eder. Ancak, icab ve kabulü ifade eden lafızların, mazi sigasıyla olması lazımdır. “Seni zevceliğe aldım” ve “kabul ettim” gibi lafızlarla olmalıdır. Bu lafızlardan biri mazi, diğeri müstakbel lafızlar ile olabilir. Çünkü, evlilik bir akittir. Evliliğin subut bulduğunu ifade eden bir lafızla olması lazımdır. O da, mazi sigasıdır. Evlilik akdinin gerçekleşmesi için dört şart gereklidi r:

1- “Kabul” ve “icab”ın cereyan ettiği mecliste birlik olmalıdır. Yani, icabın sudur ettiği yer aynı zamanda kabulün sudur ettiği yer olmalıdır. Bu husus, akid yapan iki kişinin hazır bulunmala rı halinde böyledir. Akid yapanlard an biri bir beldede, diğeri ise bir başka beldede olursa ve biri diğerine evlenme teklifi yapan bir icab mektubu yazsa, kendisine mektup gönderilen kimse de kabul etse evlilik gerçekleşmiş olur. Fakat bu durumda kendisi veya başkası iki şahid huzurunda mektubu okuyup onun ibaresini şahidlerin işitmesi lazımdır veya mektubu alan kimse, bulundurd uğu şahidler huzurunda, "Falan kimse, bana evlenme teklifi yapmış bulunuyor" diyerek, mecliste onları şahid tutar ve kendini onunla evlendird iğini söyler.

2- Akdi yapan her iki tarafın, birbirini n sözlerini işitmeleri ve anlamaları şarttır. Bu ifade ile evlilik akdinin kastedild iğini her iki tarafı da bilmelidi r. Eğer işitmediği ve anlamadığı için bunu bilmezse, mesela; bir erkek bir kadına anlamadığı Fransızca ile "seni zevceliğe kabul ettim" cümlesini telkin ettikten sonra kadın, manasını anlamadığı lafızların aynısını tekrarlar sa ve bundan maksadın evlilik akdi olduğunu bilmezse, evlilik akdi gerçekleşmiş olmaz. Eğer kadın, bu sözlerin evlilik akdinden dolayı söylenen lafızlar olduğunu bilirse akid sahih olur.

3- İcabın hepsine veya bir kısmına ait olsa da kabul, icaba muhalefet etmemelid ir.

4- Akid yapanlard an birinin diğeriyle evlenmesi ni şeriat mübah kılmış olmalıdır. Mesela, kadının Müslüman veya ehli kitap olması, erkeğin de sadece Müslüman olması lazımdır.

Bu dört şart tekamül ettiği zaman evlilik akdi gerçekleşmiş olur. Bu dört şarttan herhangi bir tanesi bulunmadığı takdirde, evlilik akdi gerçekleşmiş olmaz ve bu akid temelde batıl olur. Evlilik akdi gerçekleştiği takdirde evliliğin sıhhatı için üç tane sıhhat şartı lazımdır:

1- Kadın, evlilik akdinin “mahalli” olmalıdır.

2- Nikah ancak velinin varlığı ile sahih olur. Kadın kendi kendini evlendire mez veya velisi dışında bir başkası tarafından evlendiri lemez. Evlendirm e hususunda, velisinin dışında birisini vekil tayin edemez. Velisinin dışında birisini vekil tayin ederse nikah sahih olmaz.

3- Baliğ ve akıllı iki Müslüman şahidin bulunması lazımdır. Bu iki şahidin, evlilik akdiyle ilgili kabul ve icabı meydana getiren sözün gayesini anlamaları lazımdır. Bu iki şartı havi olduğu zaman, bu akid sahih olur. Bunlardan biri eksik olursa bu nikâh fasid olur. Ancak, evlilik akdinde akdin yazılmış olması veya bir vesika ile tescil edilmesi şart değildir. Kadın ve erkek tarafından, şifahi veya yazı ile bütün şartları havi şekilde cari olan kabul ve icab, evlilik akdini sahih kılar. İster bu yazılsın ister yazılmasın evlilik iki kişi arasında bir akid olduğu için ancak icab ve kabul ile tamamlanır.

Gerçekten akid ancak icab ve kabul ile tamamlanır ve oluşur. İcabta evlenmek ve nikâh lafızlarının şart kılınmış olması, nassta varid olduğu husustan dolayıdır. Nitekim Cenabı Allah:

"Onu seninle evlendird ik."

"Babalarınızın nikâhlandığı kimselerl e nikahlanm ayınız."   buyurmakt adır. Sahabe icmaı'da bu hususta tahakkuk etmiştir. İcab ve kabul meclisini n bir olması şartına gelince; meclisin hükmü, akd halinin hükmüdür. Eğer kabulden önce akit tarafları ayrılırlarsa icab batıl olur. Çünkü o zaman kabulün anlamı olmaz. Zira ondan yüz çevirip ayrılmak, kabulü ortadan kaldırır. Yine o sırada akit yapan her iki kişinin başka şeylerle meşgul olmaları kabulden imtina anlamına gelebilir . Akid yapanlard an her birinin, diğerinin sözünü işitip onu anlaması şartına gelince; bu ifade ve ibare ile evlilik akdi kastedili yor; yine bu söz icaba, kabul cevabı olduğu için neyi ifade ettiği bilinmeli dir. Çünkü icab; akid yapanlard an birinin diğerine hitabıdır. Eğer hitab edilen kimse söylenen şeyleri bilmezse hitab yapılmış sayılmaz. Dolayısıyla hitaba karşı herhangi bir kabul de söz konusu edilemez. icabın, kabule muhalif olmaması, icabın bütün gerekleri ne teslim olduğuna delalet etmediği müddetçe kabul sayılmaz. Eğer anlaşmazlık olursa, icaba dair varid olan hususlara teslim olunmamış olur ki kabul gerçekleşmiş olmaz. Şeriat'ın, akid yapan iki kişiden birinin, diğeri ile evlenmesi ni mübah kılmış olması şartına gelince; bilindiği gibi şeriat, caiz olmayan herhangi bir akdin yapılmasını yasaklamıştır.

Buraya kadar anlatılanlar akdin gerçekleşmesiyle ilgiliydi . Akdin sıhhatına gelince; akdi nehyeden herhangi bir husus varid olmazsa, şeriat o akdi tamam olarak görür. Fakat belli bir şey üzerinde yapılan akdin icrasını nehyeden bir husus mevcud olursa bu akid fasid olur. Ancak böylesi bir akid batıl olmaz. Kadının evlenme akdinde akid mahalli olarak şart kılınmasına gelince; şeriat bazı kadınlar ile evlenmeyi, bazı kadınları da nikah altında bir arada bulundurm ayı yasaklamıştır. Eğer yapılan akid, akdin icrasının haram kılındığı kimseler üzerinde gerçekleşmişse bu akid sahih olmaz. Velinin izni olmadan nikahın sahih olmamasına gelince; Ebu Musa Nebi (s.a.v.)'den şu hadisi rivayet etmektedi r:

"Velinin izni olmadan nikah yoktur."  Kadının, kendi kendisini veya başkasını evlendirm e hakkına ve velisi dışındaki bir kimseyi vekil kılma hakkına sahip olmamasının delili Aişe (r.anha)'nın Nebi (s.a.v.)'den rivayet ettiği şu hadistir:

"Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikahlanırsa onun nikahı batıldır. Onun nikahı batıldır. Onun nikahı batıldır."   Ebu Hureyre ise Nebi (s.a.v.)'den şu hadisi rivayet eder:

"Kadın kadını evlendire mez. Kadın kendi başına da evlenemez . Zani kadın; kendi kendine evlenendi r."

İki Müslüman şahidin bulunmasına gelince; Kur'an-ı Kerim ric'î talak ile boşanmış bir kadına, tekrar kocasına dönmesi halinde, iki Müslüman şahidi şart koşmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmakt adır:

"O kadınlar müddetlerini tamamlayınca, onları ya güzelce tutun veya güzelce onlardan ayrılın. Ve sizden olan, iki adil kimseyi şahid kılın."   Hasan (r.a.), "ayette geçen "sizden" tabiri iki Müslüman anlamına gelmekted ir" diyor. Nikâh akdini devam ettirme anlamında olan "ric'î" de, iki Müslüman şahid şart kılındığına göre, evlilik binasını kurma sırasında yani nikâh akdi yapılırken iki şahidin bulunması şartı öncelikle aranır. Kaldı ki, nikâh akdi ve nikâh akdinin devamını istemek aynı konudur, her ikisinin de hükmü aynıdır.



EVLENMENİN ADABI


http://www.angelfire.com/mb/sancak/adap.htm


Evlenmek güzel bir şey... Fakat zordur.. Çünkü, evlenen kişi bir çok sorumlulu kları baştan kabullenm iş demektir. . O sorumlulu kları yüklenen kişinin her şeyden önce evlilik hak ve vecibeler ini yerine getirmesi gerekmete dir.

Evlenmekt e bir çok fayda mevcut olduğu gibi, bir çok da afeti vardır.

ŞİMDİ EVLİLİKTEKİ SORUMLULU KLARI SAYALIM :

1. Dünyalık için çalışmak.
2. Kazanç elde etmek için didinmek.
3. Eşi'nin haklarına sonderece dikkat edip asla ihmal etmemek.
4. Eşi tarafından gelecek eza ve cefaya (yani dırdırına) tahammül göstermek.
5. Nafakası ve zaruri ihtiyaçlarını temin etmekten kaçmamak. Çünkü bundan kaçan, kaçak köle gibi olur. Ailesinin nafakasından kaçan kişi, evine dönünce de ne namazı ve ne orucu kabul olmayan, kaçan köle gibidir, diye varid olmuştur.
6. Kendini nasıl felaketle rden korumakla yükümlü ise, ailesini de öyle felaket ve belalarda n korumakla yükümlü olmak.

Eşinden telezzüz ve temttu (faydalanm ak) mubah ise de bunun aşırısından kaçmak iyidir. İbrahim Edhem Hazretler i der ki:
"Kadınların bacaklarına aşırı derecede düşkün olan adamdan hayr gelmez"

Çünkü bu, kalbin ma'siva ile çok meşgul olmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda çok ma, çok evlad ile böbürlenmenin iyi bir şey olmadığı da Kur'an-ı kerim'in Hadid suresinin 20, ayetinde belirtilm iştir:
"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüştür, mallarda ve evladlard a bir çoğalıştır.."

Yahya Aleyhisse lam evlilik kaydı ile mevsuf olmadığı için (Seyyiden ve Hasuren) Medh-i Cemil'i ile övülmüştür. Resulüllah (S.A.V.) efendimi de şöyle buyurmuşlardır :
"Tarih ikiyüzden sonra, ümmetimin en hayırlısı el-Kafifu'l-haz olandır."
Eshabı Kiram : (Hafifu'l-Haz)ın ne olduğunu sorunca, şu açıklamayı yapmışlardır :
"- Hanımı ve çocuğu olmayan kimse demektir!"
Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur :
"Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda kişinin helakı, hanımı, ana-babası ve evladının elinde olur. İkide bir: "Sen fakirsin! sende iş yok!" diye ayıplarlar. Onu, altından kalkamıyacağı şeye iterler. O da mahcup olur. Sırf mahcup olduğunu gidermek için akl-ü hayale gelmiyen yollara süluk eder, dini gider ve oracıkta helak olur."
Ama bekar olan kişi, işte bu felaket ve cehaletle rden emin olur..

ŞİMDİ EVLİLİĞİN YARARLARI NI SAYALIM :

1. Kendini haramdan korumak,
2. Çok sevab elde etmek,
3. Ahlaken takamül etmek.. Çünkü bekarken kabına sığmayan nice kişiler vardır ki, evlendikt en sonra olgunlaşmaktadırlar.
4. Resulüllah (S.A.V) efendimiz in iftihar etmesine sebeb olmak Çünkü şöyle buyurmuşlardır :
"Evlenin, çoğalın! Çünkü ben sizin diğer milletler den çokluğunuzla övünürüm."

Diğer bir hadiste :
"Çoluk çocuk olamayan evde bereket te yokltur!" buyurmuştur.

5. Bir çok afet ve musibetle re sebeb olan kadının zabt-ü rabta girmesi.
6. Dinin korunması . Çünkü her kötü arzu kalbi karartır. Amma helal ve mubah olan cinsi münasebet ise kalbi aydınlatır, diye rivayet edilmiştir.
7. Rızkın genişliğine ve zenginliğe sebeb olmak. Nitekim Nur Suresinin bir ayetinde Cenab-ı Hak (C.C.) şöyle buyurmuştur :
"Şayet fakir olurlarsa, Allah fazlasından onları zengin kılar (kimseye muhtaç hale düşürmez)".

8. Müslümanların çoğalmasına sebeb olmak. Evliliğin daha nice faideleri vardır ki saymakla bitmez.
Resulüllah S.A.V. efendimiz buyurmuşlardır ki:
"Kim, Müslüman kişinin nikahında hazır bulunursa, allah yolunda bir gün oruç tutmuş olur. Bir gün ahiretin yediyüz gündür!"

Diğer bir hadisde şöyle buyrulmuştur:
"En iyi aracılık, evlilik babından kadın ile erkek arasında yapılan aracılıktır".
Nur suresinde, Müslümanlar evliliğe teşvik edilmişlerdir.

Yine Kur'an da Peygamber ler medh edilirken, onların eş ve çoluk çocuk sahibi kılındıkları bahs edilmiştir:
"And olsun ki biz senden önce Peygamber ler göndermişiz, onlara da zevceler ve evladlar vermişizdir."

Bir hadisde evlenmeni n önemi şöyle anlatılmıştır :
"Kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. Evlilik de şüphesiz benim sünnetimdendir"

Diğer bir hadis-i Şerif:
"Evli ve çoluk çocuk sahibi olan bir kimsenin kıldığı iki Rek'at namaz, bekar kimsenin kıldığı seksen iki rek'at namazdan hayırlıdır!"

Diğer bir hadis-i Şerif de:
"Kötüleriniz, bekarlarınızdır. Mevtalarınız'ın da kötüleri, bekar ölenlerinizdir!" buyurulmuştur.

Diğer bir hadisde şöyle açıklanmıştır :
"Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar ederim. Hristiyan rahibleri gibi olmayın"

Şimdi çok önemli bir noktaya geçiyoruz :

Şurası bir gerçektir ki; evliliğin iyi tarafı olduğu gibi zor ve güç tarafı da vardır. Onun yararları çok olduğu gibi zararları da vardır. Binaen aleyh evlenen kimsenin buna çok dikkatetm esi lazımdır. Evliliğinde yarar uman kimse hemen evlenmeli dir, evliliğin kendine ve ailesine mutlaka zarar getireceğine inanan kimse de bekarlığı tercih etmelidir, demişlerdir.

Hulasa, durum herkesçe bir değildir. Kimisine evliliği zarar getirir, kimisinie de yarar..
Nikahın (evliliğin) menfaat sağlayacağını, yani yarar getireceğini bilen ve buna böyle inanan kimsenin evlenirke n riayet edeceği bir çok hususlar vardır:

1. Evlenecek parası yoksa, mali durumu musaid değilse, borç para bulur, evlenir. Ödeme işinde Allah'a tevekkül eder. Çünkü bu niyetle evlenen kişiye muhakkak Cenab-ı Hak (C.C.) yardımcı olur.
2. Evliliğin başlıca gayesi, haramdan korunmak olduğu için, evlenirke n ileride arız olabilece k fakirlik ve yoksulluk tan korkmamak . Hadis-i şerifde:
"Fakirlik korkusund an evliliği terk eden bizden değildir!" buyurulmuştur.
3. Dindar kızla yahud kadınla evlenmek. Çünkü bu gibi kadın, dünyalıkların en iyisidir. Çok kadınla evlenmek, kesret-i dünyadan sayılmaz. Zira Mü'minlerin emiri Hz. Ali (K.V.) nin dört hanımı, ondokuz da cariyesi vardı.. Halbuki kendisi de son derece dindardır.. Mü'min takvaca ne kadar çok merhale kat' ederse, şehveti de o derece artar, denilmiştir.

Peygamber lerden Hazret-i Davud Aleyhisse lam'ın yüz hanımı ve üçyüz de cariyesi vardı. Hazret-i Süleyman Aleyhisse lam'ın da üçyüz hanımı ve yediyüz cariyesi olduğu anlatılır. Resulüllah (S.A.V) Efendimiz in de dokuz nikahlı hanımı ve ayrıca cariyesi de vardı. Her Peygamber deki cinsi temas gücü kırk adamınkine bedeldi. Resulüllah (S.A.V.) Efendimiz in, bu kırk peygamber deki cinsi güce tekabül ederdi, diye rivayet edilmiştir..

4. Soyca iyi bilinen kadınla evlenmek.
5. Mümkün olduğu kadar sabırlı ve tevekkülü çok olan kadını aramak. Bu hususta ilginç bir hikaye anlatırlar :

Hatem el-esam (R.A.) Hacce gitmek istediğinde, hanımına sorar:
- Size harcamanız için ne kadar para bırakayım? Kadın cevab verir :
- Sen aramızdan ayrıldıktan sonra, ömrümüz ne kadar ise o kadar bırak!
- Onu allah'tan başka kimse bilemez ki! der. Hatem'el-Esam :
- Kadın öyleyse rızık işini de ona bırak! der.
Bu konuşmadan sonra Hatem, hanımına hiç bir şey bırakmadan Hacca gider.

Sonra, Bağdad hanımları ileri geri konuşmaya, dedikodu yapmaya başladılar: "Hatem son derce zalim bir adammış meğer! Hanımına bir şey bırakmadan çekip gittiler!" dediler. Bunun üzerine Hatem'in hanımı, şöyle konuştu: "Hatem rızık veren değil, Allah tarafından kendisine verilen rızıkları yerdi!" Kadınlar bu söz karşısında mahcup olumuşlardı..

Hatem'in de yolda harcıyacak parası yoktu.. Yolculuk esnasında hacıların başı olan kişiye bir başağrısı arız oldu. Hacılar arasında nefesi kuvvetli olan bir okuyucu yokmu /" dedi.. Hemen Hatemi alıp yanına götürdüler. Ona okuyup üfledi, Biznillah i Telala iyileşti, hiç bir ağrısı kalmadı.

Hatem'in halini gören zat, ona bir dve ikram etti, gidip gelinceye kadar bütün ihtiyacla rının görülmesin emretti. Fakat Hatem bu defa parasız bıraktığı çocuklarını düşünmeğe başladı.. Başladı amma Allah (C.C) onların da ihtiyacının vermişti. Şöyle :

Bağdad'daki Halife hacıları teşyi' ettikten sonra sarayına dönerken çok susamıştı.. Şu evden biraz su getirin, dedi. Meğer O ev Hatm'in evi imiş... Gittiler, topraktan bir tas içinde getirdikl eri suyu Halife'ye takdim ettiler. Halife dedi ki, Bu ne? demek ki zavallıların bundan daha iyi bir kabları yokmuymuş! Eğer olsaydı hiç Halife'ye bu topraktan kap içinde su yollarlar mıydı? Acaba bu ev kimindir?"
Hatem'in olduğunu haber verdiler. . "Vah vah! demek ki zavallılar pek fakir mişler!" dedi, onlara acıdı ve yanındakilereni :

- Şimdi üstümüzde verecek bir şeyimiz yok! Siz altın kemerleri nizi emanet olarak onlara bırakın, sonra gelip o kemerleri n değerlerini ödeyip, geri alın! emrini verdi. Onlar da Halife'nin emrini yerine getirdile r. Kemerleri n değeri yetmiş bin altını bulmuştu.. Böylece Hatem'den sonra, Allah (C.C.) hanımının ve çocuklarının nafakasını da, bu suretle ihsan buyurdu. İşte tevekkül'ün müsbet anlamdaki faidesi!

6. Kendi güzel fakat huyu güzel olmayan kadınlarla evlenmekt en kaçınmak.
Çünkü güzellik fanidir, yaşlandıkça gider, fakat güzel huy daimidir, kadın yaşadıkça kadınla beraber yaşamakta devan eder. Huyu kötü olan kadnla evlenmek, kendi güzel olsa dahi, kocasını fakirliğe ve perişanlığı iter.

İşte Resulüllah Sallellah u Aleyhi Vesellem Efendimiz in bu husustaki uyarısı :
"Kim kadınla, güzelliği ve malı için evlenirse, malından da güzelliğinden de mahrum olur. Kim dindarlığı için evlenirse, allah ona malını da güzelliğini de ihsan eder."

7. Malca ve soyca kendinden aşağı olan kadınla evlenmek. Böyle yaparsa fitne, fesad ve fücur'dan kurtulmuş olur, demişlerdir.
8. Uzun boylu ve zayıf kadınla evlenmek.
9. Kısa boylu ve çirkin kadınla evlenmeme k.
10.Hayızdan, nifastan kesilmiş yaşlı kadınla evlenmeme k.
11.Dul olup da son kocasından çocukları olan kadını almamak.
Nitekim İsrailoğullarından biri evlenmek istediğinde yüz kişiye danışmış, doksandok uz kişinin verdiği fikri kabul etmemiş, nihayet demiş ki, sabahleyi n sokağa çıktığımda kime rastlarsa m ona danışırım. Onun bana vereceği fikirle amel ederim. Sabahleyi n sokağa ilk çıktığında ilk rastladığı adam deli olur. Adam bir kamışa binmiş koşuyor. Bunda mutlaka bir hikmet vardır, deyip adamı çağırır ve danışır. Deli adamın tavsiyesi :

Kadın üç kısımdır :
a) Zararlı,
b) Yararlı
c) Durumu mechul.

Bu sözü söyledikten sonra hiç beklemez, atını dehler ve uzaklaşır. Bunda mutlaka bir hikmet vardır, diyerek adamın ardına düşer ve onu bir yerde yakalar. Der ki :

- Ne olur, bana o anlattığın üç çeşit kadının açıklamasını yap! Deli bunun üzerine şu açıklamayı yapır :
- Yararlı olana gelince, o daha önce hiç evlenmemiş olan kızdır. Zararlı olan kadına gelince, o önceden evlenmiş sonra dul kalmış çocuklu kadındır.
Yararlı veya zararlı olduğu bilinmeye n kadına gelince; çocuksuz dul kadındır...
- Sen hiç deliye benzemiyo rsun, sözlerinde büyük hikmetler vardır, doğruyu söyle sen gerçekten delimisin?
- Hayır! Bulunduğum belde ahalisi bana Kadılık teklif etti, kabul etmedim. Zorlamaya kalkıştılar... Ben de ellerinde n kurtulmak için böyle delilik numarası yaptım...

12. Doğurgan kadına rağbet etmek. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulum uştur:
"Çok doğuran siyah kadın, çocuk doğrmayan güzel kadından hayırlıdır."

13. Evlilikte kızı tercih etmek. Zira Peygamber imiz (S.A.V.) şu tavsiyede bulunmuştur:
"Bakire kızlarla evlenmeli siniz. Çünkü onların ağızları daha tatlı, rahimleri daha temizdir. Ayrıca aza da (herkesten) çok razı olurlar."

Vaktiyle güzel bir delikanlı bir kızla nişanlanır. Tam zifafa girecekle ri gece son derece çirkin bir adam onu kaçırır. Zorla ırzına geçip, bakireliğini izale eder. Sonra adamın elinden onu alıp tekrar o güzel nişanlısıyla evlendiri rler. Yirmi senelik evlilik hayatından sonra kadın hastalanır. Ölüm döşeğine düşer. Ve kocasına şu tavsiyede bulunur :

- Ben öldükten sonra sakın dul alma, kız al. Çünkü beni zorla kaçıran o zorba adamın zevkini hala unutamadım. Senin bütün güzelliğine rağmen ve seninle bu kadar uzun yıl geçirdiğim halde sende tatminkar bir lezzet bulamadım.

14. Evleneceği kadının yaşı, boyu, malı, soyu kendinden aşağı olmak. Çünkü kendinden üstün olursa durmadan onu hakir görür.

15. Şu dört şeyde kadın kendinden üstün olmalı:
Güzellik, terbiye, huy ve takva (dindarlık).

16. Dünürlükte kolaylık gösteren, mehri az olan ve çok doğuran kadına rağbet etmek. Hadis-i şerifte şöyle buyurulum uştur:
"İstenmesi kolay, mehri az, rahmi elverişli olan kadında bereket vardır."

17. Nikah için en elverişli zamanı seçmek. Çünkü Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Aişe (R. Anha) Validemiz in nikahını Şevval ayında kıymış ve Onundan zifafa da yine Şevval ayında girmiştir. Hazret-i Aişe (R. Anha) validemiz şöyle buyurdu: "Resulüllah benimel Şevval ayında evlendi, benimle zifafa yine Şevval ayında girdi."

18. Evlendiği kızla zifafa grmeden önce başına hurma, şeker ve badem gibi şeleri saçar. Orada bulunanla r, teberrüken o saçılanların yerler. Bunun hakkında eser varid olmuştur.

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Ensardan birinin düğününde bulundu. Cariyeler hurma ve badem gibi şeyleri gelin-güveyinin başına saçtılar. Eshab-ı Kiramdan hiç bir kimse buna rağbet göstermeyince, Peygamber Aleyhisse lam şöyle buyurdula r :

- Hadi ne duruyorsu nuz? Kapışsanıza!
- Sen biz yağmadan menetmedi n mi?
- O, asker yağmasıydı (Yani harplerde ki ganimet yağmas). Bu ise gelin yağması! Bunda bir sakınca yoktur" buyurdu.

19. Nikah'tan sonra az da olsa halka yemek yedirmek. Çünkü Peygamber (S.A.V.)
"Bir koyun veya biraz ekmek etle dahi olsa ziyafet ver!" buyurmuştur.

20. O yemekten yemeyi bir ganimet ve fırsat bilmelidi r. Gerek düğün sahibleri ve gerekse halk o yemeten yerler. çünkü o yemekte cennet ni'metlerind en bir miskal vardır, diye nakledilm iştir. Ayrıca velime yemeğine Hazret-i İbrahim Aleyhisse lam bereketle dua buyurulmuştur. Güvey zifafa girdiği gece iki ayağını yıkar ve suyunu hanenin etrafına saçar. Bunda da bereket vardır, demişlerdir.

21. Gelin düğün için süslenir.
22. Zifafa girecekle ri zaman gelin ile güvey iki rek'at nafile namaz kılarlar.
23. Namazdan sonra güvey elini gelinin başına koyup üç kere şu duayı okur:
"Ellahümme barik li fi ehli ve barik li ehli fiyye."
(Allah'ım, beni hanımıma hanımımı da bana mübaret kıl!)

24. Cima yapacağı zaman şu duayı üç kere okur:
"Ellahümme bismike istehlelt u ferceha ve bi emanetike eheztuna."
(Allah'ım senin adınla fercinin bana helal olmasını istedim, senin emanetinl e onu ladım.)

25. Cinsi münasebetten gayenin ne olduğunu bilmek ve anlamaktır; bundan gaye şudur:
a) Helal olan cima ile nefsini haram'dan korumak,
b) Vücudda biriken meninin ifrazını düşünmek ve vücuda zararlı olacağından cima yapmak suretiyle meniyi vücuddan dışaro çıkarmak,
c) Cima etmek suretiyle nefsini terbiye edip, başına gelecek bütün bela ve musibetle re olgunluğu sayesinde tahammül göstermek.
d) Evlenmek hakkında varid olan yüce emir ve direktifl eri yerine getirdiğini sevinçle mülahaza etmek.

26. Eşler, vücudlarından çıkacak yaşlılıkların bertaraf edilmesi için birer bez hazırlarlar. Tek bir bezle yetinmek, aralarnda soğukluğa sebeb olur, demişlerdir.

27. Eşinin karnına elini koyup şu duaayı okur:
"Ellahümme in kane nin hazel-betni veleden feUsemmih i Muhammede n." (Allah'ım eğer bu karında çocuk olursa adını Muhammed koyacağım!)

28. Cima'ya (Euzü Besmele) ile başlamak. Bunu müteakib hemen şu duayı okumak:<
"Ellahümme cennibneş-şeytane ve cennibişşeytanema rezektena ." (Allah'ım, şeytanı bizden ve bize rızık olarak verecek olduğun yavrudan uzaklaştır!)
Peygamber (S.A.V. Ebu Hureyre (R.A.)'ye hitaben şöyle buyurmuşlardır:
"Ey Ebu Hureyre, cima ettiğin zaman, Besmele çek! Böyle yaparsan cenabette n yıkanıcaya dek hafeze Melekleri senin defterine sevab yazarlar."

Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Cima ettiğinde (Bismillah irrahmani rrahim) de! Hafeze Melekleri n cenabette n yıkanıncaya kadar sana sevablar yazmaktan çekinmezler. Bu ilişkiden çocuk olursa, oçocuğun ve ondan gelecek zürriyetin nefesleri adedince sana sevab yazılır."
Besmelesi z yapılan cinsi temasda, bu yararlar olmadığı gibi, şeytan bile burnunu sokup beraberce cima eder, diye nakledilm iştir.

29. Cima'dan önce eşini yatırır, kendisi de sağ yanına yatar. Yani kadın kocanın sol tarafında bulunup cimaya teşebbüs edeceği zaman kadının sağından kalkıp cima eder.

30. İnzan vukuunda aklından güzel bir insanı gerçirir.

31. İnzal vukuundan sonra kadının üzerinden inmek

32. Kadından da inzal vaki oluncaya kadar beklemek. Nitekim hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Onun ihtiyacı karşılanmadan senin ihtiyacın görülürse, acele etme, onun da ihtiyacı görülünceye dek sabret."
Şayet kendi tatmin olup kadını tatmin etmezse, o zaman kadına fütür ve tenbselli k arız olur, uyuşuk bir kadın haline gelir, demişlerdir.

33. Kadının avret mahalline bakmamak. Zira bu, kişinin kör olmasına yol açar, demişlerdir. Buradaki körlükten murad basiret gözünün veya hakikat gözünün körlüğüdür, diye tefsir etmişlerdir.
Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulum uştur:
"Biriniz hanımı yada cariyesi ile cinsi temas kurduğu zaman, sakın fercine bakmasın. Çünkü bu körlüğe seseb olur."

 
AYET VE HADİSLER IŞIĞINDA EVLİLİK

http://www.formistan.com/islam-ve-din-bolumu/458909-ayet-ve-hadisler-isiginda-evlilik.html

Kur’an:

“İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyeler inizden salih olanları evlendiri n. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.” [1]

“İçinizden, kendileri yle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgeleri ndendir. Bunlarda, düşünen Kavim için dersler vardır.” [2]

“Andolsun ki, senden önce nice peygamber ler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiç bir peygamber bir ayet getiremez . Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.” [3]

bak. Al-i İmran suresi, 39. ayet, Nahl suresi, 72. ayet, Furkan suresi, 74. ayet

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Eğer evlilik ve damatlık hususunda muhkem bir ayet ve uyulan sünnet (Allah Resulü’nden) olmasaydı bile, yine de Allah’ın bu işte karar kıldığı akrabalar a iyilik etmek ve yabancılarla kaynaşmak konusu, kalp ve gönül sahibi kimseleri n evliliğe rağbet etmesine ve doğru düşünen akıl sahibinin evliliğe yönelmesine yeterli bir sebep sayılırdı.” [4]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah ile tertemiz bir şekilde görüşmek istiyorsa, eşiyle (evli bir halde) birlikte mülakatetmelidir.” [5]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah nezdinde evlilikte n daha sevimli ve değerli bir bina inşa edilmemiştir.” [6]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlenin ki sayınız artsın. Şüphesiz ben kıyamet günü diğer ümmetlere karşı düşük yapılanlar da dahil sizinle övünürüm.” [7]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah için evlenir ve Allah için birini evlendiri rse Allah’ın dostluğuna layıktır.” [8]

Evlilik Sünnettir

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlenmek benim sünnetimdir. Her kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz, zira ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm.” [9]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlilik benim sünnetimdir. O halde her kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” [10]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Evleniniz, zira Allah Resulü bir çok defa şöyle buyurmuştur: “Her kim sünnetime uymak istiyorsa evlenmeli dir. Zira evlenmek benim sünnetimdendir.” [11]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlenmek benim sünnetimdir. Her kim benim dinimi seviyorsa, sünnetimle amel etmelidir .” [12]

Genç Yaşta Evlenen Kimse

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Genç yaşta evlenen gencin şeytanı şöyle feryat eder: “Vay olsun ona! Dininin benden korudu.” [13]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Genç yaşta evlenen her gencin şeytanı şöyle feryat eder: Vay olsun ona, vay olsun ona! Dinini üçte ikisini benden korudu.” O halde kul dinin diğer üçte birisi için de Allah’tan korkmalıdır.” [14]

Evlenen Kimse Dininin Yarısını Korumuştur

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kul evlendiği zaman dininin yarısını kemale erdirmiş olur. Dininin diğer yarısını korumak için de Allah’tan korkmalıdır.” [15]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim evlenirse kendisine ibadetin yarısı verilmiş olur.” [16]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim evlenirse, dininin yarısını sağlam kılmış olur. Diğer yarısı için de Allah’tan korkmalıdır.” [17]

Namaz ve Evli İnsanın Uykusu

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Evli insanın kıldığı iki rekat namaz, geceyi ibadetle geçiren ve gündüz oruç tutan bekar kimseden daha hayırlıdır.” [18]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Evli insanın kıldığı iki rekat namaz, bekar insanın kıldığı yetmiş rekat namazından daha hayırlıdır.” [19]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Uyuyan evli kimse Allah nezdinde, oruç tutup gece ibadetle sabahlaya n bekardan daha üstündür.” [20]

Rızkın Evlilikle Artması

Kur’an:

“İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyeler inizden salih olanları evlendiri n. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.” [21]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlenin, zira evlenmek rızkınızı artırır.” [22]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bekarlarınızı evlendiri n, zira bu işle Allah onların ahlakını güzelleştirir, rızıklarını artırır ve mürüvvetlerini çoğaltır.” [23]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim fakirlik korkusuyl a evlenmeyi terk ederse bizden değildir.” [24]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim kendini Allah’ın haram kıldığı şeylerden temiz tutmak için evlenirse, ona yardım etmesi Allah’a bir haktır.” [25]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim fakirlik korkusuyl a evlenmezs e aziz ve celil olan Allah’a kötü zanda bulunmuştur. Oysa aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer yoksul iseler Allah onları lütfü ile zengin kılar.” [26]

Resululla h (s.a.a), ashabından birine şöyle buyurmuştur: “Evlendin mi?” O, “Hayır, evlenecek bir şeyim yok” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “Kul huvallahu Ahad” ayetine sahip değil misin?” O, “Evet” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “Kur’an’ın dörtte birine sahipsin?” Daha sonra şöyle buyurdu: “Kul ya eyyuhel kafirun” suresine sahip değil misin?” O, “Evet sahibim” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “Kur’an’ın diğer dörtte birine sahipsin?” Daha sonra şöyle buyurdu: “İza zulzileti l arzu” suresine sahip değil misin?” O, “Evet sahibim” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “Kur’an’ın diğer dörtte birine sahipsin?” Daha sonra şöyle buyurdu: “Evlen! Evlen! Evlen!” [27]

Evliliği Terk Etmekten Sakındırmak

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kadın İmam Bakır’a (a.s) şöyle arzetti: “Allah beni sana feda etsin, ben dünyayı terk eden bir kadınım.” İmam şöyle buyurdu: “Dünyayı terk etmekten maksadın nedir?” O, “Asla evlenmek istemiyor um.” İmam, “Neden?” diye sorunca o şöyle dedi: “Ben fazilet elde etmek istiyorum .” İmam şöyle buyurdu: “Bundan el çek, eğer bu bir fazilet olsaydı, Fatıma (a.s) ona daha müstahak olurdu. Hiç kimse fazilet hususunda ondan öne geçemez.” [28]

Resululla h (s.a.a) Akkaf adında birisine şöyle buyurdu: “Eşin var mıdır?” O, “Hayır, ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamber, “Bir cariyen var mıdır?” diye sordu. O, “Hayır, ey Allah’ın Resulü!” dedi. Peygamber, “Mali imkanın var mıdır?” diye sordu. O, “Evet” dedi. Peygamber şöyle buyurdu: “Evlen, aksi takdirde günahkarlardan olursun.” [29]

Bekârlar

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinizin en kötüsü bekarlardır.” [30]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Aşağılık ölüleriniz, bekarlarınızdır.” [31]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “En kötüleriniz bekarlarınızdır. En aşağılık ölüleriniz, bekarlarınızdır.” [32]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “En kötüleriniz, bekarlarınızdır. Evli insanın iki rekat namazı, evli olmayan insanın kıldığı yetmiş rekat namazdan daha hayırlıdır.” [33]

Din Kardeşlerini Evlendirm enin Sevabı

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir bekarı evlendiri rse, aziz ve celil olan Allah kıyamet günü ona lütfüyle bakar.” [34]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim mümin kardeşini bir kadınla evlendiri rse, o kadın onun arkadaşı, desteği ve huzur kaynağı olduğu müddetçe Allah onu hur’ul-ayn ile evlendiri r, ailesi ve kardeşlerinin doğru olanlarından sevdiği kimselerl e onu arkadaş ve dost kılar. Onları da kaynaştırır.” [35]

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç kimse, Allah’ın arşının gölgesinden başka hiç bir gölgenin olmadığı günde, arşın gölgesi altında olur: Müslüman kardeşini evlendire n, ona hizmet eden ve sırrını örten kimse.” [36]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “En iyi aracılık evlilik hususunda düzene girsinler diye iki kişi arasında aracılık etmektir.” [37]

Kızları Çabuk Evlendirm eye Teşvik

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cebrail Peygamber’e (s.a.a) nazil oldu ve şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Rabbin sana selam gönderdi ve şöyle buyurdu: “Bakire kızlar, ağaç üzerindeki meyveler gibidir. Meyve yetişince, onu toplamakt an başka bir ilaç yoktur. Aksi takdirde güneş ve rüzgar sebebiyle bozulur. Bakire kızlar da ergenlik çağına erince onlara kocadan (evlendirm ekten) başka ilaç yoktur. Aksi takdirde, sapıklık ve fesattan güvende olamazlar .” Daha sonra Allah Resulü (s.a.a) minbere çıktı, insanları topladı, aziz ve celil olan Allah’ın emrettiği şeyi onlara bildirdi.” [38]

Evlilikte Kadının Dindar Olmasına Önem Vermek

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim helal bir malla bir kadınla evlenmek ister, ama onunla evlenmekt en hedefi, böbürlenmek veya gösteriş yapmak olursa, aziz ve celil olan Allah onun ancak horluğunu ve zilletini arttırır.” [39]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir kadınla güzelliği sebebiyle evlenirse onda istediğini bulamaz. Her kim bir kadınla malı için evlenirse, Allah onu o mala havale eder. O halde dindar kadınlarla evlenin.” [40]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Adamın biri Peygamber’in (s.a.a) huzuruna vardı ve evlilik hususunda kendisind en izin istedi. Peygamber ona şöyle buyurdu: “Evet evlen, dindar kadınlarla evlen ki ellerin hayır görsün.” [41]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kadınlarla güzellikleri için evlenmeyi n, zira bazen güzellikleri onların helak oluşuna sebep olur. Malları için de kadınlarla evlenmeyi n, zira bazen malları onları isyana sürükler. O halde onlarla dindarlıkları sebebiyle evlenin.” [42]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim dindarlığı ve güzelliği sebebiyle bir kadınla evlenirse bu iş onun fakir düşmesine engel olur.” [43]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kadının yüz güzelliğini, din güzelliğine tercih etmemek gerekir.” [44]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bir kadınla dört şey sebebiyle evlenilir: Mal, güzellik, dindarlık ve soy. Sen dindar kadınlarla evlen.” [45]

Evlilikte Dindar Erkekle Evlenmeni n Önemi

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Birisi sizden kız istemeye gelir ve onun dindarlık ve emanetçiliğini beğenirseniz ona kız verin. Eğer böyle yapmazsanız yeryüzünde bir çok fesat vücuda gelir.” [46]

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Eğer birisi senden kız istemeye gelir de din ve ahlakını beğenirsen kızını onunla evlendir, fakirliği senin bu işi yapmana engel olmasın. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: “Eğer ayrılırlarsa Allah her ikisine de genişliğinden zenginlik verir.” Hakeza şöyle buyurmuştur: “Eğer fakir olurlarsa Allah onları kendi fazlından zengin kılar.” [47]

İmam Hasan (a.s), kendisiyl e kızının evliliği hususunda meşveret eden birine şöyle buyurmuştur: “Kızını takvalı biriyle evlendir. Zira eğer kızını severse, onu yüce tutar. Eğer sevmezse ona zulmetmez .” [48]

Mehirin Hikmeti

Kur’an:

“Kadınlara mehirleri ni cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.” [49]

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mehiri erkeğin üzerine farz kılmanın ve kadınların kocalarına mehir vermesini n farz olmamasının sebebi, kadının masraflarının erkeğin sorumluluğunda olmasıdır. Çünkü kadın kendisini veren, erkek ise onu alandır. Satış bir paha karşısında, alış ise o pahayı ödemek suretiyle gerçekleşir. Ayrıca kadınlar, ticaret edemezler ve benzeri bir çok nedenleri vardır.” [50]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İşleri bir olduğu halde mehirin kadına değil de erkeğin sorumluluğunda olmasının sebebi şudur: Erkek ihtiyacını giderip tatmin olunca kalkar ve kadının tatmin olmasını beklemez. İşte bu yüzden mehir kadının değil de erkeğin sorumluluğundadır.” [51]

Mehiri Fazla Tutmayı Kınamak

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadının uğursuzluğu mehirinin çok oluşu ve eşine itaatsizl iğidir.” [52]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin kadınlarından en üstünü en güzel yüzlü olan ve mehri en az olan kadındır.” [53]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “En hayırlı mehir en hafif olanıdır.” [54]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kadının kolay istenmesi, mehirinin hafif oluşu ve rahat doğum yapması onun uğurlu oluşundandır.” [55]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Mehiri kolay tutun. Zira ağır mehir kadını meşru kılar, ama erkeğin kalbinde ona karşı bir kin ve düşmanlık meydana getirir.” [56]


Kadın Seçimine Önem Vermek

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz kadın boyuna asılan bir halkadır. O halde boynuna neyi astığına iyi bak. Kadın için bir değer ve paha tayin etmek mümkün değildir; ne iyileri için ve ne de kötüleri için! İyi kadının değeri altın ve gümüş değildir. İyi kadın altın ve gümüşten daha değerlidir. Kötü kadının değeri ise toprak değildir. Toprak bile kötü kadından daha hayırlıdır.” [57]

Nutfeleri niz (spermleri niz) İçin İyi Seçim Yapın

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İyi ve salih bir aileyle evlilik yapın. Zira kanın etkisi vardır.” [58]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Nutfeleriniz için iyi yer seçin. Size denk olan kimselerl e evlenin. Denklerin e kız verin.” [59]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Nutfeniz için iyi bir yer seçin. Zira kadınlar, erkek ve kız kardeşlerine benzer çocuklar doğururlar.” [60]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Nutfeleriniz için iyi bir yer seçin ve eşlerinizi seçerek alın. Kalçalı kadınlarla evlenin, zira onlar daha çok doğururlar.” [61]



[1] Nur suresi, 32. ayet

[2] Rum suresi, 21. ayet

[3] Ra’d suresi, 38. ayet

[4] Mekarim’ul-Ahlak, 1/449/1541

[5] Bihar, 103/220/18

[6] a.g.e. s. 222/40

[7] el-Muheccet’ul-Beyza, 3/53

[8] a.g.e. s. 54

[9] Kenz’ul-Ummal, 44407

[10] Bihar, 103/220/23

[11] a.g.e. 10/93/1

[12] Muheccet’ul-Beyza, 3/53

[13] Kenz’ul-Ummal, 44441

[14] Bihar, 103/221/34

[15] Kenz’ul-Ummal, 44403

[16] Bihar, 103/220/22

[17] Muheccet’ul-Beyza, 3/54

[18] Kurb’ul-İsnad, 20/67

[19] Bihar, 103/219/15

[20] a.g.e. s. 221/25

[21] Nur suresi, 32. ayet

[22] Bihar, 103/217/1

[23] a.g.e. s. 222/38

[24] Kenz’ul-Ummal, 44460

[25] a.g.e. 44443

[26] Nur’us-Sakaleyn, 3/597/141

[27] a.g.e. 5/699/3

[28] Bihar, 103/219/13

[29] a.g.e. s. 221/27

[30] a.g.e. s. 220/19

[31] a.g.e. h. 21

[32] Kenz’ul-Ummal, 44449

[33] a.g.e. 44448

[34] el-Kafi, 5/331/2

[35] Bihar, 77/192/11

[36] el-Hisal, 141/162

[37] Bihar, 103/222/41

[38] a.g.e. 16/223/22

[39] a.g.e. 76/362/30

[40] a.g.e. 103/235/19

[41] Vesail’uş-Şia, 14/21/2

[42] Sunen-uİbn-i Mace, 1859

[43] Kenz’ul-Ummal, 44588

[44] a.g.e. 44590

[45] a.g.e. 44602

[46] Bihar, 103/372/3

[47] a.g.e. h. 7

[48] Mekarim’ul-Ahlak, 1/446/1534

[49] Nisa suresi, 4. ayet

[50] Nur’us-Sakaleyn, 1/440/42

[51] a.g.e. h. 43

[52] Mean’il-Ahbar, 152/1

[53] Bihar, 103/237/25

[54] Kenz’ul-Ummal, 44707

[55] a.g.e. 44721

[56] a.g.e. 44731

[57] Mean’il-Ahbar, 144/1

[58] Kenz’ul-Ummal, 44559

[59] a.g.e. 44556

[60] a.g.e. 44557

[61] a.g.e. 44594


Mümin Kadın Mümin Erkeğin Dengidir

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben, kölem Zeyd b. Harise’yi, Zeyneb binti Cahş ve Mikdad’ı ise Zübeyr’in kızı Zebaa ile evlendird im ki Allah nezdinde en değerli olanınızın en iyi Müslüman olduğunu bilesiniz .” [1]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Zeyd b. Harise’yi Zeyneb binti Cahş ve Mikdad’ı Zübeyr b. Abdulmutt alib’in kızı Zebaa ile evlendird im ki en büyük şerafetin İslam olduğunu bilesiniz .” [2]

Evlenilme mesi Gereken Erkek

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şarap içen kimseye kız vermeyin. Eğer ona kız verecek olursan zinaya aracılık etmiş gibi olursun.” [3]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlilik kölelik halkasıdır. O halde kızını evlendire n kimse onu köle vermiş olur. Dolayısıyla sizden her biriniz kızını kime köle ettiğine iyi bakmalıdır.” [4]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “(Hakkaniye tiniz hakkında) şek içinde olan aileden kız alın, ama onlara kız vermeyin. Zira kadın, erkeğin ahlakını alır ve erkek onu kendi dininin tesiri altına alır.” [5]

Hüseyin b. Beşşar şöyle diyor: “Ebu’l Hasan’a (a.s) şöyle yazdım: “Akrabamdan biri kızımı istiyor, ama kötü ahlaklıdır.” İmam şöyle buyurdu: “Eğer ahlakı kötü ise ona kızını verme.” [6]

Evlenilme mesi Gereken Kadınlar

Resululla h (s.a.a) halka hitaben şöyle buyurmuştur: “Hezra ed-Demen’den sakının.” Kendisine, “Ey Allah’ın Resulü! Hezra ed-Demen ne demektir?” diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: “Kötü bir ailede büyüyen güzel yüzlü kadın.” [7]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ahmak kadınla evlenmekt en sakının, zira onunla oturmak insanı zayi eder ve çocuğu sırtlan sıfatlı olur.” [8]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şehbere, lehbere, nehbere, heydere ve lefut kadınlarla evlenmeyi n... Şehbere, kötü dilli mavi gözlü kadındır lehbere, uzun boylu ve zayıf kadındır, nehbere çirkin ve kısa boylu kadındır, heydere ölümün eşiğinde bulunan yaşlı kadındır lefut ise önceki eşinden çocuk sahibi olan kadındır.” [9]

Kadınların Çeşitleri

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadınlar üç kısımdır: Biri tümüyle senin lehinedir, biri ise hem senin lehine hem de senin aleyhined ir, diğeri ise hem senin aleyhined ir ve hem de senin için bir faydası yoktur. Senin lehine olan kadın, bakire kadındır. Hem senin lehine ve hem de aleyhine olan kadın, dul kadındır. Senin aleyhine olup, sana hiç bir faydası olmayan kadın ise, önceki eşinden çocuk sahibi olan kadındır.” [10]

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadınlar üç kısımdır: Birisi eşine dünya ve ahiret işlerinde yardımcı olan ve eşinin aleyhine olan zamana karşı ona destek olan, sevgi dolu doğurgan kadın. Diğeri kocasına hayırlı işlerde yardım etmeyen kısır kadındır, Diğeri ise güzellikten nasibi olmayan, çok bağırıp duran, bir ayağı dışarıda olan, ayıplayan, çoğu az bulan ve çoğu da kabul etmeyen kadındır. Böyle bir kadına bağlanmaktan sakın. Zira Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Hezra ed-Demen’den sakının.” Kendisine, “Ey Allah’ın Resulü! Hezra ed-Demen kimdir?” diye sorulunca da şöyle buyurmuştur: “Kötü bir ailede yetişen güzel kadındır.” [11]

Kocanın Hakları

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kadın üzerinde en büyük hak kocasınındır. Erkek üzerinde en büyük hak ise annesinin dir.” [12]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadın için Rabbi nezdinde kocasının hoşnutluğundan daha etkili şefaatçi yoktur. Fatıma (a.s) vefat ettiğinde, Müminlerin Emiri (a.s) baş ucunda ayağa kalkarak şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ben Peygamber’inin kızından razıyım! Allah’ım o şu anda yalnızdır, o halde sen ona arkadaş ol.” [13]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kocasını sinirlend iren kadına eyvahlar olsun! Kocasının kendisind en razı olduğu kadına ne mutlu!” [14]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Eğer birinin birine secde etmesini emretseyd im, kesinlikl e kadının kocasına secde etmesini emrederdi m.” [15]

Kays b. Sa’d şöyle diyor: “Hire’ye vardım, insanların sınır korumaları karşısında secdeye kapandıklarını gördüm. Onlara şöyle dedim: “Allah Resulü, secde edilmeye daha layıktır.” Kays daha sonra şöyle diyor: “Bilahare Peygamber’in (s.a.a) yanına döndüm ve şöyle arzettim: Ben Hire’ye gittim ve insanların, sınır korumaları karşısında secde ettiğini gördüm. Oysa ki ey Allah’ın Resulü, sen bizim secde etmemize daha layıksın.” Peygamber şöyle buyurdu: “Eğer kabrimin önünden geçersen secde eder misin?” Kays şöyle diyor: “Ben, “Hayır” dedim. Peygamber şöyle buyurdu: “Bu işi yapmayın! Eğer birinin birine secde etmesini emretseyd im, şüphesiz kadınlara Allah’ın eşleri için boyunlarına yüklediği haklar sebebiyle eşlerine secde etmelerin i emrederdi m.” [16]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadın kocasına karşı üç hususa riayet etmelidir: Kendisini günahtan korumalıdır ki kocası sevdiği veya sevmediği hususlard a ona kalbinde itminan etsin. Kocasına ve yaşamına dikkat etmelidir ki bir hata yaptığı zaman ona merhametl i davransın. Kadın kocasına işve yaparak, kendini sevdirere k uygun bir şekilde gözüne güzel gözükerek aşık olduğunu izhar etmelidir .” [17]

Kadının Hakları

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana sürekli kadını tavsiye etti. Öyle ki kötülüğü tespit edildiği hususlar dışında onu boşamanın caiz olmadığını zannettim .” [18]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kadının kocası üzerindeki hakkı, karnını doyurması, bedenini giydirmes i ve ona suratını asmamasıdır.” [19]

İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadının hakkı şudur: Bil ki aziz ve celil olan Allah onu senin huzurun ve kaynaşman için bir vesile kılmıştır. Bil ki kadın Allah’ın sana verdiği bir nimettir. O halde ona saygı göster, ona karşı yumuşak ol. Her ne kadar senin onun üzerinde hakkın daha da gerekliys e, ama onun senin üzerindeki hakkı kendisine merhametl i olmandır.” [20]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Erkek evini ve ailesini geçindirmek için üç haslete muhtaçtır, eğer tabiatı bunlara sahip olmazsa elde etmek için kendini zorluğa salmalıdır: Güzel davranmak, ölçülü bir şekilde eli açık olmak ve onları korumak hususunda gayretli olmak.” [21]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Erkeğin kadına “Seni seviyorum” demesi asla kadının kalbinden çıkmaz” [22]

İshak b. Ammar şöyle diyor: “İmam Sadık’a (a.s) şöyle arzettim: “Erkeğin yerine getirdiği taktirde iyilik sahibi olduğu kadının erkek üzerindeki hakkı nedir?” İmam şöyle buyurdu: “Kadının yiyeceğini ve giyeceğini temin etmesidir ve cahillik ettiğinde onu bağışlamasıdır.” [23]

Hasan b. Cehm şöyle diyor: “Ebu’l-Hasan’ı (a.s) gördüm. Kına sürmüştü. Ona, “Fedan olayım! Kına mı sürdün?” dedim. O şöyle buyurdu: “Evet süslenmek, kadının iffetini artırır. Kadınlar kocaları süslenmeyi terk ettiği için iffeti terk etmişlerdir.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Eğer süslenmezsen, eşinin de senin gibi süslenmemesinden hoşlanır mısın?” Ben, “Hayır” dedim. İmam şöyle buyurdu: “O halde o da işte böyledir.” [24]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Erkek eşi ile ilgili olarak üç şeyden müstağni değildir: İlgisini, muhabbeti ni ve uyumunu elde etmek için kendisiyl e uyuşması, kendisine güzel ahlaklı davranması ve kendini onun için süsleyip refahı için gerekli imkanları temin ederek kalbini elde etmesi.” [25]

Erkeğe Hizmet

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ümmü Seleme, kadınların eşlerine hizmet etmesinin faziletin i sorunca, Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kadın, kocasının evinde düzenlemek maksadıyla bir şeyi bir yere nakledinc e Allah ona bakar ve her kime Allah bakarsa ona azap etmez.” [26]

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kadının cihadı kocasına güzel eşlik etmesidir .” [27]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kocasına yedi gün hizmet eden kadına, Allah cehennemi n yedi kapısını yüzüne kapatır ve cennetin sekiz kapısını yüzüne açar, böylece istediği yerden cennete girer.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Kocasına bir yudum su içiren kadının bu ameli kendisi için gündüzleri oruç tuttuğu ve geceleri ibadetle geçirdiği bir yıldan daha hayırlıdır.” [28]

Kadına Hizmet

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Karısına bir su içiren erkek mükafata erişir.” [29]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Karısına sadece sıddık (doğru), şehit veya Allah’ın dünya ve ahiret hayrını dilediği kimse hizmet eder.” [30]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İki zayıf hakkında Allah’tan korkun: Yetim ve kadın. Şüphesiz en hayırlınız, ailesine en iyi olanınızdır.” [31]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ailesine iyilik eden kimsenin Allah ömrünü uzatır.” [32]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Erkeğin ailesinin yanında oturması Allah-u Teala’ya bu benim mescidimd e itikafa girmesind en daha sevimlidi r.” [33]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Eşinin ağzına doğru lokmayı kaldıran erkek sevap elde eder.” [34]

Kocasına Eziyet Etmek

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kocasına eziyet eden kadın mel’undur, mel’undur! Kocasına saygı gösteren, ona eziyet etmeyen ve her zaman emrine itaat eden ise, mutludur, mutludur!” [35]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kimin kendisine eziyet eden bir karısı olursa, Allah o kadının, bütün ömrü boyunca oruç tutsa bile, kocasına yardım edip onu hoşnut etmedikçe namazını ve güzel amelini kabul etmez... Erkek de karısına eziyet eder ve ona zulmeders e aynı bu günah ve azabı görür.” [36]

Kadına Eziyet Etmek

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah ve Resulü kendisind en mehrini bağışlamak suretiyle boşanmasını sağlamak için karısına eziyet eden kimseden beridir.” [37]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kendisi dayak yemeye daha müstahak olduğu halde karısını döven kimseye şaşarım.” [38]

İmam Ali (a.s) oğlu Hasan’a (a.s) yaptığı vasiyetin de şöyle buyurmuştur: “Ailen senin nezdinde yaratıkların en mutsuzu olmamalıdır.” [39]

Kadının Kötü Ahlakına Sabretmek

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah için ve mükafat ümidiyle karısının kötü ahlakına sabreden erkeğe Allah-u Teala sabrettiği her gece ve gündüz için Eyyub’a (a.s) gördüğü bela karşılığında verdiği mükafatı bağışlar. O kadının günahı da her gece ve gündüz çakıllıktaki çakıl taşları sayısınca olur.” [40]

Erkeğin Kötü Ahlakına Sabretmek

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kocasının kötü ahlakı karşısında sabreden kadına Allah Asiye binti Muzahim’in sevabını bağışlar.” [41]

Saliha Kadın

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Mümin aziz ve celil olan Allah’tan sakınmaktan sonra saliha kadından daha iyi bir şeyden hayır görmemiştir.” [42]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünyanın en hayırlı metası saliha kadındır.” [43]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Saliha kadın erkeğin saadetind endir.” [44]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünya bir metadır. En hayırlı metası ise saliha kadındır.” [45]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Saliha kadın iki kazançtan biridir.” [46]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin kul gördüğünde sevinen ve ondan ayrıldığında gıyabında kendisini ve malını koruyan saliha bir eşten daha hayırlı bir fayda elde etmemiştir.” [47]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Saliha kadın gurab’il e’sam gibi takriben çok az bulunur.” Kendisine, “Takriben az bulunan gurab’il e’sam nedir?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Ayaklarından biri beyaz olan kargadır.” [48]

İmam Sadık (a.s), Sa’d’ın karısına şöyle buyurmuştur: “Sağlık olsun sana ey Hansa! Eğer Allah kızın Ümmü’l-Hüseyn’den başka bir şey sana vermeseyd i yine de sana çok hayır vermiş olurdu. Şüphesiz saliha kadının kadınlar arasındaki misali, kargalar arasında e’sam kargası misalidir . E’sam karga, bir ayağı beyaz olan (ve çok nadir bulunan) kargadır.” [49]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Saliha bir kadın, salih olmayan bin erkekten daha hayırlıdır.” [50]

Kötü Eş

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “En kötü şey, kötü kadındır.” [51]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Müminlerin en galip düşmanı, kötü kadındır.” [52]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Müminin en galip düşmanı kötü kadındır.” [53]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü’nün (s.a.a) dualarından biri de şuydu: “Allahım! Yaşlılık çağım gelmeden beni yaşlatan kadından sana sığınırım.” [54]

Allah’a Günah Hususunda Kadına İtaat

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kötü kadından korkunuz, iyilerind en ise sakınınız. Eğer sizleri iyi bir şeye davet ederlerse kulak asmayın ki kötü işler de itaat etmenize tamah etmesinle r.” [55]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim karısına itaat ederse Allah onu yüz üstü ateşe atar.” Kendisine, “İtaatten maksat nedir?” denilince şöyle buyurmuştur: “Kendisinden ince elbiseler ister ve erkek de bunu kabul eder.” [56]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kadının yönettiği erkek mel’undur!” [57]

Ailesinin Geçimini Temin Etmekte Riayet Edilmesi Gerekenle r

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah ailesini daha fazla nimet ve refah içinde yaşatan kimseden daha çok hoşnuttur.” [58]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz mümin, Allah’ın terbiye ettiği bir kimsedir. Allah ona genişlik verdiğinde eli açık olur. Allah ondan aldığında ise kendini tutar.” [59]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim pazara girer, bir hediye alır ve onu ailesine götürürse, bir grup aç insana sadaka götüren kimse gibidir ve hediye vermekte kızlardan başlamak gerekir.” [60]

Çok Eşlilik

Kur’an:

“Eğer, yetimlere haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ve dörder evlenebil irsiniz; şayet, aralarında adaletsiz lik yapmaktan korkarsanız bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariye) ile yetinin. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.” [61]

Şöyle rivayet edilmiştir: “Zındık birisi Ebu Cafer Ehvel’e şöyle dedi: “Bana söyle bakayım, Allah-u Teala’nın, “Kadınlardan beğendiğinizi alın” ayeti ile surenin sonundaki, “Her ne kadar isteseniz de kadınlar arasında adalete güç yetiremez siniz” ayeti arasında bir fark ve ihtilaf var mıdır? Ebu Cafer Ehvel şöyle diyor: “Ben bu soruya cevap veremedim . Bunun üzerine Medine’ye gittim ve İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna vardım. Ona iki ayeti sordum. İmam bana şöyle buyurdu: “Eğer adaletle davranmam aktan korkarsanız o halde biriyle yetinin” ayetindek i adalete riayet nafaka ve masraflar ile ilgilidir . “Asla yapamazsınız” ayetinden maksat ise kadınları sevmekte eşitliğe riayet etmektir. Zira hiç kimse iki eşini eşit şekilde sevemez. [62]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kimin iki karısı olur ve kendisini bölüştürmede ve onlara harçlık vermede aralarında adaletli davranmaz sa, kıyamet günü elleri bağlı, bedeninin yarısı bir tarafa eğrilmiş bir şekilde getirilir ve ateşe girer.” [63]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Birinin iki karısı olur ve onlar arasında adaletle davranmaz sa, kıyamet günü bedeninin yarısı düşmüş olarak getirilir .” [64]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim kendileri yle cinsel ilişkiye giremeyec eği kadar kadın alır ve neticede onlardan biri zinaya düşerse günahı onun boynunadır.” [65]

Adem’in İki Çocuğunun Evliliği

İmam Rıza (a.s), kendisine Adem’in soyunun çoğalma şekli hakkında soran Ahmet b. Muhammed b. Ebi Nasır’a şöyle buyurmuştur: “Havva, Kabil ve kız kardeşine bir defasında hamile oldu. İkinci defasında ise, Habil ve kız kardeşine hamile kaldı. Habil, Kabil ile birlikte doğan kız kardeşiyle evlendi. Kabil ise Habil ile birlikte doğan kız kardeşiyle evlendi ve ondan sonra kız kardeşiyle evlenmek haram sayıldı.” [66]

Düğün Davetini Kabul Etmenin Adabı

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Düğün merasimin e davet edildiğinizde ağır davranın. Zira bu merasim insana dünyayı hatırlatmaktadır. Ama bir cenazeyi teşyii etmeye davet edildiğinizde acele davranın. Zira bu merasim insana ahireti hatırlatır.” [67]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sizden birisi düğün yemeğine davet edildiğinde kabul etsin.” [68]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Düğün yemeği kötü bir yemektir, onda zenginler yedirilir, fakirlere engel olunur.” [69]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Düğünün ilk günü davet haktır, ikinci günü davet ihsan ve iyiliktir, üçüncü günü davet ise gösteriş ve şöhrettir.” [70]

Evliliği İlan Etmeye Teşvik

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bu evlilikle ri açıkça yapın ve onları camilerde düzenleyin.” [71]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlilik merasimin i açıkça yapın.” [72]

Resululla h (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Evlilik merasimin i açıkça, kız istemeyi ise gizlice yapın.” [73]

[1] Kenz’ul-Ummal, 313

[2] Mekarim’ul-Ahlak, 1/452/1546

[3] Bihar, 79/142/55

[4] a.g.e. 103/371/2

[5] a.g.e. s. 377/8

[6] Mekarim’ul-Ahlak, 1/443/1525

[7] Bihar, 103/232/10

[8] a.g.e. s. 237/35

[9] a.g.e. s. 231/6

[10] Tuhef’ul-Ukul, 317

[11] Bihar, 103/234/15

[12] Kenz’ul-Ummal, 44771

[13] Bihar, 103/256/1

[14] a.g.e. s. 246/24

[15] el-Kafi, 5/508/6

[16] Sunen-uEbi Davud, 2140

[17] Bihar, 78/237/70

[18] a.g.e. 103/253/58

[19] a.g.e. s. 254/60

[20] a.g.e. 74/5/1

[21] Tuhef’ul-Ukul, 322

[22] el-Kafi, 5/569/59

[23] a.g.e. s. 510/1

[24] a.g.e. s. 567/50

[25] Bihar, 78/237/70

[26] a.g.e. 103/251/49

[27] el-Kafi, 5/507/4

[28] El-İrsad’ul-Kulup, 175

[29] Kenz’ul-Ummal, 44435

[30] Bihar, 104/132/1

[31] a.g.e. 79/268/5

[32] el-Hisal, 88/21

[33] Tenbih’ul-Havatir, 2/122

[34] Muheccet’ul-Beyza, 3/70

[35] Bihar, 103/253/55

[36] Vesail’uş-Şia, 14/116/1

[37] Sevab’ul-A’mal, 338/1

[38] Cami’ul-Ahbar, 447/1259

[39] Bihar, 77/229/2

[40] Sevab’ul-A’mmal, 339/1

[41] Bihar, 103/247/30

[42] Kenz’ul-Ummal, 44410

[43] a.g.e. 44451

[44] el-Kafi, 5/327/4

[45] Bihar, 103/222/37

[46] a.g.e. s. 238/39

[47] a.g.e. s. 217/2

[48] el-Kafi, 5/515/4

[49] el-Kafi, 5/515/2

[50] El-İrsad’ul-Kulub, 175

[51] Bihar, 103/240/52

[52] a.g.e.h. 53

[53] El-Fakih, 3/390/4370

[54] el-Kafi, 5/326/3

[55] Bihar, 103/224/4

[56] a.g.e. s. 228/27

[57] el-Kafi, 5/518/10

[58] Bihar, 78/136/13

[59] a.g.e. 77/157/135

[60] a.g.e. 104/69/2

[61] Nisa suresi, 3. ayet

[62] Bihar, 10/202/6

[63] Sevab’ul-A’mal, 333/1

[64] Kenz’ul-Ummal, 44820

[65] el-Kafi, 5/566/42

[66] Nur’us-Sakaleyn, 1/433/10

[67] Bihar, 103/279/2

[68] Kenz’ul-Ummal, 44617

[69] a.g.e. 44625

[70] a.g.e. 44628

[71] a.g.e. 44536

[72] a.g.e. 44531

[73] a.g.e. 44532

http://www.formistan.com/islam-ve-din-bolumu/458909-ayet-ve-hadisler-isiginda-evlilik.html#post1299629

http://www.formistan.com/islam-ve-din-bolumu/458909-ayet-ve-hadisler-isiginda-evlilik.html#post1299630


 26 
 : Nisan 28, 2015, 04:39:04 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


MÜSLÜMANLARIN FACEBOOKT A AMACI NEDİR BUNU BİLEN VARMI

FORUM YENİ BAHAR İSTANBUL 2014

AHMET RECEP İLYASOĞLU

Selamün Aleyküm Değerli Kardeşlerim
Facebook hepinizin bildiği gibi bir israil sitesidir
Ve burada yazılan yazılardan dolayı
Bazılarının kazandıkları paralar
Aslında filistind e müslümanlara sıkılan mermileri n parasıdır
Facebooku n kurucusu Marc Zuckerber g bir açıklamasında
Facebooku n kuruluş amacının sosyal paylaşım
Ve eğlence olduğunu açıkladı
Facebook yokken İslami Web ve Forum sitelerin de
Müslümanlar islamiyet i yaymaya ve anlatmaya çalışıyorlardı
Sonra Facebook icat oldu ve müslümanlar islami siteleri bıraktı
Buraya kadar enteresan bir durum yok ve gayet doğal bir durum diyelim
Daha doğrusu şimdilik öyle yorumlaya lım hadi diyelimki böylesi normal
Fakat bazı müslümanların islami sitelere girerek dalga geçtiklerini
Eğlence olarak yazılar yazdıklarını üzülerek görüyoruz
Bu ne lahana bu ne perhiz kardeşlerim
Madem dalganı geçeceksin ve eğleneceksin
O halde müslümanlara ait olan islami sitede ne işin var
Facebooku n kuruluş amacı belli gir Facebooka dalganı geç
Yada ne Facebookt a dalga geç nede İslami sitede dalga geç
Gerçekten müslümanları anlamak zor
Neye ve kime hizmet ettikleri ni anlamak gerçekten zor

MÜSLÜMANLARIN FACEBOOKT A AMACI NEDİR BUNU BİLEN VARMI

FORUM YENİ BAHAR İSTANBUL 2014

AHMET RECEP İLYASOĞLU


 27 
 : Nisan 02, 2015, 12:51:22 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


İSLAMİYET VE KADININ DEĞERİ

FORUM YENİ BAHARİSTAN İSTANBUL 2010

FARUK SELİM YILMAZOĞLU

Selamün aleyküm Kardeşlerim
Kadının toplum içindeki değeri ile ilgili
Ve islamiyet teki kadına verilen değer ile ilgili
Çok şeyler yazıldı çizildi
Ben sadece bir kaç anektod paylaşmak istiyorum
Öncelikle aşağıdaki yazıyı okumanızı istirham ediyorum

NİHAT HATİPOĞLU

KADIN KİMDİR 

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hatipoglu/2015/03/20/kadin-kimdir

 Kadın Yüce Allah'ın emanetidi r.
 Kadın Yüce kitabın suresine isim olmuştur. Hz.Meryem'dir.
 Kadın cenneti erkekle paylaşandır.Hz. Havva'dır.
 Kadın peygamber doğurandır.Hz. Amine'dir.
 Kadın peygamber in alnından öptüğü kız çocuğudur. Hz. Fatıma'dır.
 Kadın erkeklere dinini öğreten öğretmendir.Hz. Aişe'dir.
 Kadın zalim, diktatör ve sahte ilahlara haddini bildirend ir. Hz. Asiye'dir.
 Kadın ticarette harama bulaşmadan erkeklerl e boy ölçüşen
Ve hatta onları aşandır. Kadın vefadır.Hz. Hatice'dir.
 Kadın zalim putperest lere direnip
Şehadeti onursuzluğa yeğleyendir. Hz. Sümeyye'dir.
 Kadın en katı insanların karşısında bir çınar gibi diklenip
Rabbiyle ahdini ilan edendir.H z. Zinnire'dir.
 Kadın annedir.
 Kadın kız çocuğudur.
 Kadın eştir.
 Kadın hayat arkadaşıdır.
 Kadın sığınılan duadır, limandır.
 Kadın zarafetti r, güzelliktir. Kadın sadakatti r.
 Kadın misafirdi r.
 Kadın misafir ağırlayandır.
 Kadın düştüğünde seni yalnız bırakıp gitmeyend ir.
 Kadın çekip gittiğinde, arkasında hüzün ve pişmanlık bırakandır
Velhasıl kadın insandır.
Vicdandır. Sende olmayan her şeydir

NİHAT HATİPOĞLU

KADIN KİMDİR

Evet değerli kardeşlerim
Konuya kaldığımız yerden devam edelim
Kadına islamiyet ve Kuran-ı kerim
Kadını yaradan yüce Rabbimiz
Ve Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Müthiş derecede bir değer verir ve çok önemser
Ancak şu yaşadığımız dünyada
Ve özellikle islam ülkelerinde
Ve müslümanların ülkeler bazında genel yapısı itibariyl e
Kadına yeterince değer verilmediğinide görüyoruz
Bazı islam ülkelerinde kadının boşanma hakkı yoktur
Bazı islam ülkelerinde otomobil kulllanma hakkı yoktur
Bazı islam ülkelerinde kadının yasama hakkı engellenm ektedir
Şirket yöneticisi olması engellenm ektedir
İnsanlık tarihi süresince kadın
Malesef kullanılıp atılan bir zevk ve meta aracı haline getirilmiştir
Çocuk doğuran bir mekanizma dır
Erkeğin kayıtsız şartsız kulu kölesi ve hizmet eridir
Evi silip süpüren ve yemek yapan bir robottur
Düşüncesi alınmaz veya ruhu olan insan sıfatına bile sokulmaz
Batıda ortaçağda kadın içinde şeytan var diyerek yakılmıştır
Son dönemlerde bazı islam ülkelerinde
Kadınlar tecavüz edilerek katledili p öldürülmektedir
Suriyede veya Irakta konteynırlara tecavüz edilip katledile rek aılmış
Kadın cesetleri nin olduğu belirtilm ektedir
Bunu yapanlarında müslüman oldukları bilinmekt edir
Dünyada islam cumhuriye ti diye bir devlet olmadığı halde
Bazı ülkelerin ismi islam cumhuriye ti olarak geçmektedir
Fakat hiç birinin hakiki islam cumhuriye ti olmadığını zaten biliyoruz
Arabistan ve İran gibi ülkelerde ise
Kadın önce tecavüze uğramakta
Ve sonra kendisini savunma hakkı verilmeme ktedir
Ve sanki Kuran-ı kerimde recm yani taşlanarak öldürmek varmış gibi
Kadın recmedile rek öldürülmektedir
Ve bu öldürme vakasınıda islamiyet in emri olduğu
Ve şeriatın emridir diye duyurulma ktadır
Bu ülkelerin keyfi uygulamal arıdır şeriatle islamla ilgisi yoktur
İslamiyetin hakim olduğu bir beldede
Recm cezasını oluşturacak fiil işlenemez
Çünkü islam bu fiili oluşturabilecek sebepleri ortadan kaldırır
Dolayısıyla bir islam ülkesinde recm uygulanac ak sebep olamaz
Eğerki sebep varsa o ülke zaten islam ülkesi değildir
Ve İslam ülkesi olmayan bir ülkedede islami kurallar uygulanam az
Ve uygulanan kurallara şeriat denilemez
Suudi Arabistan ve İran sanki bir şeriat devletiym iş gibi yansıtılıyor
Suudi Arabstan ve İran bir şeriat devleti değildir
Ve dünyada hiç bir islam ülkesinde şeriat yoktur
Şeriat sadece vatikan devletind e ve israil devletind e vardır
Kuran-ı kerimin tek bir harfi değişmez ve değiştirilemez
Kuran-ı kerimin hükümleride değişmez ve değiştirilemez
Ancak hükümler kıyas-akıl yöntemiyle çağa göre yorumlanır
Ve her çağda Kuran-ı kerimin hükümlerinin
Toplum içinde uygulanışı farklı olmak zorundadır
Ve farklı olduğu içinde Kuran her çağa hakimdir
Kuran-ı kerimin hükmü değişmez
Ama uygulaması her çağa ve topluma göre değişmek zorundadır
Bu yüzdende islam tplumunda recm cezası olmadığı halde
Bu hüküm varmış gibi gösterilemez
Neden bu hüküm yoktur diye sorulacak olursa
Bizim referansımız Suudi Arabistan veya İran değildir
Bizim referansımız öncelikle hilafetin ve islamiyet in sancaktarı Osmanlıdır
Bizi ilgilendi ren öncelikle Osmanlıda uyglanıp uygulanma dığıdır
Osmanlı döneminde bir kez hatalı olarak uygulandığı bilinmekt edir
Fakat hatalı ve yanlış bir uygulama olduğu bilindiğinden
Osmanlı bu uygulamayı kaldırmıştır ve uygulanma sna izin vermemiştir
Osmanlı hakim olduğu yüzyıllardada dünyada
Hiç bir islam devletind e recm uygulanma sına Osmanlı izin vermemiştir
Bügün Suudi Arabistan veya İran gibi bazı devletler de
Daha doğrusu kimin ve ne ile idare edildiği belli olmayan ülkelerde
Recm uygulanma ktadır bu uygulamanın islamiyet le veya şeriatle ilgisi yoktur
Bunun sebebi Osmanlının ayakta olmayışındandır
Osmanlı ayakta olsaydı zaten Suudi Arabistan diye bir devlet kurulamaz
Osmanlı bir şeriat devleti değildir
Ve şeriat devleti islam dünyasında mevcut değildir
Ancak Osmanlının bazı hükümleri ve uyguılamaları şeriata yakındır
Şunuda bilmemiz gerekiyor ki
Suudi Arabistan da şeriat infaz kurumu vardır
O halde şeriat olmayan bir devlette
Bu şeriat infaz kurumunu kim kurmuştur
Ve bu şeriat infaz kurumu kime hizmet etmektedi r
Bunun araştırılması gereklidi r
Allaha emanet olun selamün aleyküm 


İSLAMİYET VE KADININ DEĞERİ

FORUM YENİ BAHARİSTAN İSTANBUL 2010

FARUK SELİM YILMAZOĞLU

.

 28 
 : Mart 31, 2015, 04:32:23 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

ALLAH GÜNAHLARI ÖRTER İFŞA ETMEZ
RESİM VE GÖRÜNTÜLERİ SÜREKLİ PAYLAŞMAK
İNSANLARDA PSKOLOJİK TRAVMALAR OLUŞTURUR

FORUM YILDIZLIS EMALAR İSTANBUL 2010

SALİH MEHMED ARİFOĞLU

Selamün Aleyküm kardeşlerim
Allah günahları örter isimli yazıyı
Kaleme almaktaki maksadımız şudur
Öncelikle medyatik görüntüler
Resimler ve sanal alemdeki paylaşımlar
Tecacüz katliam veya savaş görüntüleri vesaire
Toplumdak i hataları yok etmeye bazen yetmediği gibi
İnsanların ruh alemini çökertmeye
Psikoloji k yapılarını bozmaya
Yapılanları sıradanlaştırmaya neden olur
Hatalar hepimiz için geçerlidir
Ve insan veya müslüman olarak
Hatalarda n ders alırken
Hatalara karşı uyarı yapanlarında
Biraz dikkatli davranmal arını istediğimizdendir
İnsan olarak veya müslüman olarak
Hepimiz hata yapabilir iz
Veya başkalarının hatalarınıda görebilirz
Ancak hatalı davranışlarımızdan dolayı
Bizleri uyaranların üsluplarındaki
Rencide eder tarz bizleri bazen hatadan alıkoyamaz
Hata yapan insanları rencide etnekten ziyade
Ağırbaşlı ve sakin davranara k hataları söylemek
Ve bu hataları söylerkende
Toplum içinde değil özel bir yerde söylemek
Başkalarınında duymalarına engel olarak söylemek gerekir
Çünkü Allah merhametl idir ve mağfiret sahibidir
Biz hataları hata yapanların yüzüne söylemeden önce
Hata yapan kişi çok pişman olmuş ve tövbe etmişte olabilir
Rabbimiz hataları gördüğünden affetmişte olabilir
İnsanları azarlar şekilde
Fütursuzca hatalarını yüzlerine vurmak
Ve hatalarından dolayı insanlara eziyet etmek
Onları toplum içinde rencide etmek
Halis müslümana yakışmayan davranışlardandır
Yapılan hataları sürekli yazılarla veya resimlerl e paylaşırkende
Ve toplumda bunları yaymaya çalışırkende
İnsanların resmileri ni ve kimlikler ini
İsimlerini adresleri ni ifşa ederek paylaşmak yanlıştır
Amaç hataları topluma anlatmaktır
Ve hatalarda n ders alınmasını sağlamaktır
Fakat kişilerin isimlerin i resimleri ni ifşa etmek yanlıştır
Zulme uğrayanlarında kan revan içindeki resimleri ni
Sürekli görüntülerini gündeme taşıyarak duygu sömürüsü yapmakta yanlıştır
Bu zaman içinde insanların pskolojik yapılarının bozulmasına neden olur
Hataların yada günahların alışılagelmiş bir şeymiş gibi algılanmasına yol açar
Irak işgali ve Bosna Hersektek i görüntülerle
Aslında dünya vahşet görüntülerine alıştırılmıştır
Medyadaki haber yada sinemalar daki
Tecavüz cinayet görüntülerininde sürekli paylaşılması
Aynı şekilde insan ruhunda pskolojik travmalar a sebep olur
Bu konuyla ilgili aşağıdaki yazıyı okuyalım inşallah



HATALARI ÖRTMEK

http://www.sevde.de/islam_Ans/H/hatalari_ortmek.htm

 

İnsan, hata işlemeye müsait bir şekilde yaratılmıştır. Onun bu zaâfı, nefsi aklına galebe çaldığı zaman daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bazen de insan farkında olmaksızın, bilmeyere k hata işler. Kısacası insan, beşeri özellikleri sebebiyle, zaman zaman kusur ve hatalar işleyebilir. Ancak, farkına vardığı zaman hemen Allah Teâlâ'dan af veya hakkına tecavüz ettiği kişiden özür dilemesi, güzel bir ahlâk örneğidir. Çünkü "hatadan dönmek de bir faziletti r. "

İsimlerinden biri de "Settâr" olan Allah Teâlâ, kullarının kusur ve hatalarını, günahlarını örterek gizler ve diğer kulların bilmesine engel olur. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatı da "Settârel-Uyûb" (ayıpları örten, gizleyen) dur. Eğer O'nun bu ismi kulları üzerinde tecelli etmeseydi, insanlar birbirler inin kusurlarına muttali olur ve birbirler ine karşı rezil olurlardı. Böylece toplum içinde çeşitli huzursuzl uklar meydana çıkardı.

Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'in birçok ayetinde, mü'minlerin kusur ve hatalarını örttüğünü ifade buyurmakt adır.

"İman ederek salih amel işleyenlerin hatalarını andolsun ki, örteriz ve onları yaptıkları amellerde n daha güzeli ile mükafatlandırırız" (el-Ankebut, 29/7).

Allah Teâlâ'nın, kullar tarafından işlenen hataları örttüğünü bildiren bu gibi ayetlerde bazı ön şartlar vardır. Yani kişinin, Allah'ın affına ve hatalarını gizlemesi ne ulaşabilmesi için, bazı özelliklere sahip olması lâzımdır. Bu özellikler ise söz konusu ettiğimiz ayetlerde açıkça görülmektedir. Bunların başında "iman" gelmekte ve hemen ardından "salih amel" şartı zikredilm ektedir. Konuyla ilgili âyetler şöyledir:

"(Allah) İman eden erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakla rı, altlarından ırmaklar akan cennetler e koyar ve onların hatalarını örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur" (el-Feth, 48/5).

"Allah'a iman eden ve salih amel işleyenlerin ve Muhammed'e Rablerind en bir gerçek olarak indirilen e inanan kimseleri n hatalarını Allah örter ve durumlarını düzeltir" (Muhammed, 47/2).

"Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün, işte o gün, kimin aldandığını ortaya çıkaracağı bir gündür. Kim Allah'a inanmış ve salih amel işlemişse, Allah onun hatalarını örter, onun içinde ebedi kalacağı, altlarından ırmaklar akan cennetler e koyar. Büyük kurtuluş işte budur" (et-Teğâbun, 64/9).

Allah Teâlâ hataları örtmeyi iman şartına bağlamaktadır:

"Şayet Ehl-i kitâb (Hristiyan ve Yahûdiler) iman edip de Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları ni'met cennetler ine koyardık" (el-Mâide, 5/65).

Konuyla ilgili diğer ayetlerde göze çarpan bir diğer özellik de "takva" şartıdır.

"Bu Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah'ın buyruğuna karşı gelmekten sakınırsa, Allah da onun kötülüklerini diğer ve mükâfatını yüceltir" (et-Talâk, 65/5).

"Zira Allah (takva sahibi) mü'minlerin yaptıkları hataları örter ve onlara işledikleri amellerin en güzeliyle karşılık verir" (ez-Zümer, 39/35).

Allah'ın haram kıldığı günahlardan kaçınmak da bir takva işaretidir.

"Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız," kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (en-Nisâ, 4/31).

Bu ayetlerin yanında, "Ey mü'minler! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz de sizin kötülük ve hatalarınızı örtsün, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetler e koysun" (et-Tahrîm, 66/8) âyetinden "tevbe" nin de bir şart olduğunu anlıyoruz.

Kişinin, Allah'ın af ve müsamahasına ulaşabilmesi için, tamamlayıcı bir şartın da "ihlas" olduğu sabittir.

"Sadakalarınızı açıktan verirseni z ne güzel! Eğer onları gizlice verirseni z, bu sizin için daha hayırlıdır. Bununla Allah hatalarınızı örter. Allah işlediklerinizden haberdardır" (el-Bakara, 2/271).

Allah Teâlâ tarafından "akıl sahipleri" olarak nitelendi rilen mü'min kulların duası, bu konuda mü'minler için en güzel örnektir:

"Onlar ki şöyle derler: Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, "Rabbinize iman edin' diye inanmaya çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla, hatalarımızı ört ve canımızı iyilerle birlikte al" (Alu İmrân, 3/193). Bu ayetin devamında da duâlarının kabul edildiği bildirilm ektedir:

"Rableri duâlarını kabul etti. Sizden kadın olsun, erkek olsun, yaptığınız ameli boşa çıkarmam (dedi). Hicret edenlerin, memleketi nden zorla çıkarılanların, benim yolumda savaşan ve öldürülenlerin kusurlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak onları içlerinden ırmaklar akan cennetler e koyacağım. Nimetin en güzeli ise Allah katındadır" (Alu İmrân, 3/195).

Zikredile n ayetlerin ışığında denilebil ir ki, insan gerçek anlamda iman edip, sâlih amel işler, takva üzere bulunur ve hatalarından dolayı pişman olup tevbe ederek Allah'a yönelirse, bu kişi Allah'ın affına ve müsamahasına hak kazanır. Dünyada olduğu gibi âhirette de hataları, Allah tarafından gizlenir.

Hataları örtmek hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s) mü'minleri teşvik etmektedi r: " Kim, dünyada müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını âhirette gizleyip kapatır" (Müslim, Birr, 58, 72).

Buna karşılık, Hz. Peygamber (s.a.s) "Din kardeşini, bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu kendisi de işlemedikçe ölmez" (Tirmizî, Kıyamet, 53) buyurarak, müslümanların, hatalarından dolayı birbirler ini kınamaları ve hor görmelerinin, kendileri için ne derece kötü bir sonuca yol açtığına dikkat çekmiştir.

"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır" sözü gereği, insan başkalarının kusurlarıyla uğraşmamalı ve hataları örten kişi olmalıdır. Bu konuda mü'minin rehber edineceği prensip Allah Teâlâ tarafından şu ayetle açıklanmıştır:

"İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel olan iyi bir hareketle önle. O vakit bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan biri yakın bir dost gibi olmuştur" (el-Fussilet, 41/34).

Mehmet Emin AY


GÜNAHLARI GİZLEMEK GEREKİR

Ebû Hüreyre r.a.’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah s.a.v. şöyle buyurdu:

“İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir.

Bir adamın gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyi n kalkıp:

Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım”, demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisini n kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.” (Buhârî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52)

HADİS-İ ŞERİF’İN AÇIKLAMASI

Bir günah işlemek, bir kusur ve hata yapmak, sevilmeye n, arzu edilmeyen ve sahibine de hiçbir kıymet kazandırmayan, sadece kötü görülmesine ve bayağı sayılmasına vesile olan bir haslettir . Durum böyle iken, gizli kapaklı bir yerde işlediği ve Allah’tan başkasının bilmediği, Allah’ın da örttüğü bir günahı bir meziyet yapmış gibi ortaya döken ve başkalarına anlatan bir kimse, Allah tarafından affedilme şansını kaybetmiştir.

Günah ve kusurlarını başkalarına anlatanla r, Allah’ı, Resûlünü ve salih amel sahibi müminleri hafife almış, kötülüklerini iyilik, günahlarını sevap, bayağılıklarını fazilet saymış olurlar. Bu ise, en az işledikleri günah seviyesin de bir pervasızlıktır. Oysa günah işleyen bir kimsenin, hiç olmazsa onu gizli tutması, kendisini aşağılanmaktan kurtarır. Aksi takdirde açıkladığı günah eğer bir cezayı gerektiri yorsa cezalandırılmasını, cezayı gerektirm iyorsa kınanmasını icap ettirir.

Bir kimse, dünyada işlediği bir günahı utanarak gizlerse, Allah’ın kendisini kıyamet gününde rüsvay etmemesi umulur.

HADİS’TEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

1. Kişinin, gizli olarak işlediği bir günahı açığa vurmaması, Allah’ın onu affetmesi ne vesile olur.

2. İşlediği günahı başkalarına anlatan ve bunu bir meziyet sayanları Allah affetmez.

3. Gizli işlenen günahları açığa vurmak, başkalarına anlatmak, Allah ve Resûlünü hafife almaktır.

4. Gizli işlediği günahları açığa vuranlar, eğer bu günah cezayı gerektiri yorsa cezalandırılırlar. Çünkü açığa vurmak itiraf sayılır.

Riyazu’s-salihin tercümesi, 2.cild, 234. hadis



GAFÛR, GAFFÂR, ĞÂFİR

                              http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/gafur-gaffar.html

 
 Her üç ismin kökü olan ĞAFR, öretmek, gizlemek, kirlenmek ten korunmak maksadıyla bir şeyin üstünü örtmek anlamında.

  Kur’an-ı Kerim’de bu kökten türemiş 234 kelime bulunmakt adır: Bunlardan beş tanesi bağışlamak anlamında insana izafe edilmiştir. 187 tanesi de doğrudan Allah’ü Teâlâ’ya izafe edilmiştir: 61 tanesi değişik fiil kalıplarında, kalanı da çeşitli sıfat ve isimler şeklindedirler. 42 tanesi de istiğfar kavramıyla ilgilidir .

  Üç isimde de muhteva
1 – Hata ve kusurları örten,

2 – Günahkârı dünyada da ahirette de cezalandırmayan (cezayı gizleyen) –Allah’ın kendisi için seçtiği tarz, insanların güzelliklerinin görünmesi, gözükür hâle gelmesidi r. Bu maksatla Allah bir iyiliği on sayar, bir kötülüğü de bir kötülük. Yine bu maksadla Allah günahlarını, kusurlarını bağışlar, örter ki güzellikleri gözükür hale gelsin. Bağışlamasının değişik şekilleri bize asılda onun tarzının güzelliklerinin görünmesi ve bundan hareketle görünmesini engelleye n kusurların örtülmesidir. Yapılan bir kötülüğün, yapılan bir iyiliğin on sevabından bir tanesiyle giderilme si de bundandır. İnsanlar arası muamelede de aynı tarz yani güzelliklerinin görülür hâle gelmesi için çirkinliklerinin örtülmesi tarzı takip edilmelid ir.-

3 – Günahkârın durumunu gizleyen: Buna delîl:
     
           
Buharî, Müslim, Hanbel, İ. Mâce,  Hûd 18
  İbn Ömer (r.a.) Rasûlullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururke n işittim: Şüphesiz Allah mümini yaklaştırıp üzerine korumasını örter gizler ve şu günahını biliyor musun, şu günahını biliyor musun? diye sorar. O da evet biliyorum ey Rabbim der, sonunda günahlarını ikrar ettiğinde içinden artık işinin bittiğini, helâk olduğunu görüp düşündüğü sırada Allah, dünyada senin üzerindeki günahları güzleyip örttüm bugün de onları bağışlıyorum buyurur, arkasından iyilikler inin yazıldığı kitap verilir. Kâfir ve münâfıklara gelince şahitler, Rablerine yalan söyleyenler işte bunlardır, iyi biliniz ki Allah’ın lâneti zalimlere dir derler.

  ĞAFFÂR, üç âyette AZÎZ ismiyle birlikte gelmiştir. ĞAFÛR ismi ise iki âyette tek başına 71 yerde RAHİM ile birlikte, bir yerde de ZÜRRAHME ile birlikte gelmiştir. Bir yerde de RAHİMUN ĞAFÛR şeklinde gelmiştir. Bir tek yerde VEDÛD ismi ile gelmiştir. Bunlardan başkası HALÎM, AFÜVV isimleri ile gelmiştir. İki âyette de AZİZ  ile birlikte gelmiştir.

  GAFÛR ve GAFFÂR mübalağa ifade ederler. Aralarındaki fark hususunda Zeccâc, GAFFÂR günahları dünyada örten, GAFUR ise ahrette bağışlayan demektir, der.
Kuşeyrî, GAFFÂR’ın daha çok mübalağa ettiğini ifade ederek, asıl mağfiret kulun tevbesi ve itâatıyla değil ilâhî lütufla gerçekleşir der. İbn Arabî de GAFFÂR’ın, GAFÛR’a göre daha fazla mübalağa ifade ettiğini söyler.

  Gazalî, GAFFÂR tekrarlan an hata ve kusurları, GAFÛR ise her nevî günahı bağışlamayı ifade eder. Bir çeşitten günahı bağışlayana GAFUR denmeyeceği gibi, bütün günahları kuşatsa bile sadece bir defa bağışlayan için de GAFFÂR ismi kullanılmaz.

  Gazalî’ye göre GAFFÂR, güzel olanı gösterip çirkin olanı gizleyen demektir. Günahlar, Allah’ın dünyada üzerlerini örtü ile gizlediği, ahrette de cezalandırmaktan vazgeçtiği çirkinliklerdir. Ğafr (غَفر ) örtmek manasınadır. Allah’ın kulu üzerindeki iki setri (ğafr)

1 – Görenlere çirkin gelecek yerleri içeride, güzel gelecek yerlerini de dışarıda yaratmış olmasıdır.
2 – Kötü düşünceler ve çirkin arzularını kimsenin vâkıf olamayacağı kalbinde gizlemesi . Kimsenin nüfûz edemeyeceği bir yeri bunların karargâhı kılarak kendisind en başkalarına örtmüştür.
3 – Kulun başkalarının yanında mahcup olmasına, itibar kaybetmes ine sebep olacak günahlarını bağışlamasıdır.
4 – Bir başka şekli de imanla ölenlerin güzel amellerin in sevabıyla günahlarının çirkinliklerini örtmek için kötü amellerin i güzel amelleri dönüştürür.

 Mağfiret’ten türemiş üç isim vardır:

ĞAFİR (غَافِرْ ) Esma-i Hüsna listesini n bulunduğu hadis rivayetin de yer almamakta, sadece Kur’an’da bir ayette karşımıza çıkmaktadır. Gâfir 40/3

ĞAFUR: Kehf 18/58, Buruc 85/14, Hıcr 15/49, Zümer 39/53, Nîsâ 4/110

GAFFÂR: Tâhâ 20/82, Nuh 71/10, Zümer 39/5

Kul da işlediği masiyetle r dolayısıyla Allah tarafından üç isimle isimlendi rilmiştir:

ZÂLİM:

       
  Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.     Fâtır 35/32

ZALÛM:

           
  Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular . Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. Ahzab 33/72

ZALLÂM:

               
  De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetind en ümit kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o çok bağışlayan çok esirgeyen dir. Zümer 39/53

   Sanki Cenab-ı Hak, kulunun masiyetle ilgili zulmü konusunda üç ismi var, benim de kulumun bu hallerine mağfiret ile rahmet etmem üç değişik şekilde gerçekleşir: Sen zalim olursan ben ĞÂFİR, zalûm olursan ben ĞAFÛR, zallâm olursan ben de ĞAFFÂR olurum.
Allah Teâlâ ĞAFİR’dir amel defterind en masiyeti giderir, ĞAFÛR’dur, meleklere senin amellerin i unutturur, ĞAFFÂR’dır öyle bir unutturma gerçekleştirir ki sanki sen günah değil iyilik işlemiş olursun.

GÂFİR’dir dünyada, ĞAFÛR’dur kabirde, GAFFÂR’dır kıyamet meydanında.

ĞÂFİR’dir ilmel yakîn inananlar için, ĞAFÛR’dur aynelyakîn inananlar için, ĞAFFÂR’dır hakkalyakîn inananlar için.

Cürcanî, Tarifât’ta, mağfiret, bağışlama, kâdir olanın kudreti altındaki kimseden sadır olan çirkin bir davranışı örtmesidir. O kadar ki bir köle, efendisin in kusur ve aybını azarlamasından korktuğu için örtse mağfiret etti denmez.

Bütün peygamber ler Cenab-ı Hakk’tan mağfiret talebinde bulunmuşlardır.:

Hz. Âdem:

               
  Rabbımız kendimize yazık ettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kaybedenl erden oluruz, dediler. Araf 7/23

Hz. Nuh:

           
  Eğer beni bağışlamazsan ve bana acımazsan kaybedenl erden olurum. Hud 11/47
 
 Hz. Mûsâ:

         
  Rabbim ben kendime yazık ettim beni bağışla dedi. Kasas 28/16
 
 Bir tek günahı bağışlayan ĞÂFİR, 1000 günahı bağışlayan ĞAFÛR, sayılamayacak kadar günahı bağışlayan da ĞAFFÂR’dır.

 Allah Teâlâ kimleri, hangi vasıflara sahip olanları bağışlar:

1 – Emirlerin e uygun hareket edenler. Bakara 58, Araf 7/161
2 – Rasûlüne ittiba edenler, Âli Îmran 3/31
3 – Allah’a ittikâ edenler. Enfal 8/29
4 – Allah’ın kalplerin de hayır bulunduğunu bildikler i, Enfal 8/70
5 – Affedip görmezden gelenler, Nûr 24/22
6 – Önce inananlar, inananların ilkleri, Şuara 26751
7 – Allah’tan ittikâ edip doğru söz söyleyenler, Ahzab 33/70-71
8 – Allah’ın rahmetind en ümit kesmeyenl er, Zümer 39/53
9 – Allah’ın davetçisine icabet edenler, Ahkaf 46/31
10 – Allah’tan ittikâ ve Rasûlüne (s.a.v.) iman edenler, Hadid 57/28
11 – Allah’a ve Rasûlüne (s.a.v.) inanıp mallaı ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Saf 61/11-12
12 – Karz-ı hasende bulunanla r, Teğabün 64/17
13 – Allah’a kulluk eden, karşı gelmekten sakınan ve Rasûlüne (s.a.v.) itaat edenler. Nuh 71/2-3
14 – Kendime zulmettim beni bağışla diyenler, Kasas 28/16
15 – Bir kötülük yaptıklarında, kendileri ne zulmettik lerinde Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma talep edenler, Âli Îmran 3/135
16 – Nefisleri ne zulmettik lerinde Rasûle gidip bağışlanma dileyen Rasûlün de (s.a.v.) kendileri için bağışlanma talep ettikleri, Nîsa 4/64
17 – Kötülük yapan veya nefsine zulmeden sonra da Allah’tan bağışlanma talep edenler, Nîsa 4/110
18 – İşledikleri kötülüklerde bile ısrar etmeyenle r, Âli Îmran 3/135
19 – Allah yolunda ölen veya öldürülenler, ÂliÎmran 3/157
20 – Mücahitler, Nîsa 4/95-9
21 – İman edip de Salih amel işleyenler, Mâide 5/5, Hacc 22/50
22 – Gerçek mümin olanlar, Enfal 874-74
23 – Sabredip ameli Salih işleyenler, Hud 11/11
24 – Temiz kadınlar (Tayyibât) Nur 24/26
25 – Zikreden erkek ve kadınlar, Ahzab 33/35
26 – Zikre uyan, gayben Hakk’tan korkanlar, Yasin 36/11
27 – Müttakiler, Muhammed 47/15
28 – Rasûlüllah’ın (s.a.v.) huzurunda seslerini kısanlar, Hucûrât 49/3

  Allah Teâlâ kimleri bağışlamaz:

1 – Kendisine ortak koşanları:

           
  Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Nîsa 4/48

2 – İman edip inkâr eden… sonra da inkârlarını artıranlar:

         
  İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip inkâr edenleri sonra da inkârlarını artıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecekt ir. Nîsa 4/137

3 – İnkâr edip zulmedenl er:

             
  İnkâr edip zulmedenl eri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları bir yola da iletecek değildir. Nîsa 4/168

4 – Münafıkları:

           
  Onlara (münafıklara) mağfiret dilesen de dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikl e bağışlamayacaktır.  Münâfikun 63/6

5 – İnkâr edip Allah yolunda alıkoyan ve kâfir olarak ölenler:

           
  İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah sala bağışlamaz. Muhammed 47/34

Allah bağışlamaz mağfiret etmezse ne olur:

1 – Hâsîrlerden (zarara uğrayanlardan) olur:

         
 Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka zarar uğrayanlardan olacağız. Araf 7/149

                 
  Adem ile eşi dediler ki: Ey Rabbimiz Biz kendimize zulmettik . Eğer bizi bağışlamazsan ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerde n oluruz. Araf 7/23

             
  Eğer beni bağışlamaz ve esirgemez sen ziyana uğrayanlardan olurum. Hud 11/47

2 –Yola hidayet etmez:

           
  Allah asla bağışlayacak değildir. Yola hidayet edecek de değildir. Nîsa 4/168

             
  Allah onları bağışlayacak değildir. Yola hidayet edecek de değildir. Nisa 4/137

  Allah  Teâlâ kulunun nelerine mağfiret eder:

1 – Hatâya:

                                         
  Sizin hatalarınızı bağışlayalım. Bakara 58

2 – Hatîât:

                                         
  Hatalarınızı bağışlayalım A’raf 7/161

3 – Zünûb:

                                           
  Günahlarınızı bağışlayalım.  A. Îmran 31

4 – Hatâyânâ:

                     
  Rabbımızın hatalarımızı bağışlayacağını umarız. Şuara 26/51

5 – Hatîetî:

         
  Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O’dur.   Şuara 26/82

6 – Min zünûbüküm:

                         
  O sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak…. için sizi çağırıyor. İbrahim 14/10

7 – Mâ kad selef:

           
  İnkâr edenler vazgeçerlerse geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Enfal 8/38

8 – Mâ teahhara ve mâ tekaddeme:

             
  Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Feth 48/2

  İnsan Allah Teâlâ’dan nelerinin ve kimlerin bağışlanması talebinde bulunur:

1 – Zünûbenâ:

         
  Ey Rabbimiz, iman ettik, bizim günahlarımız bağışla, bizi ateş azabından koru diyenler. Âli Îmran 3/16

2 – Lî (beni):

         
  (Mûsâ) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. A’raf 7/151

3 – Lenâ (bizi)

             
  (Mûsâ) Sen bizim sahibimiz sin, bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en iyisisin. A’raf 7/155

4 – Liebî (babam):

                       
  Babamı da bağışla çünkü o sapıklardandır. Şuara 26/86

5 – Lillezine tâbû (tevbe edenleri):

           
  Ey Rabbimiz senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabında koru. Mümin 40/7

6 – İhvâninâ (kardeşlerimizi):

           
  Rabbimiz, bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla. Haşr 59/10

7 – “Mü’minîn” ve “vâlideyye” (ana-babamı):

       
  Rabbimiz hesap günü beni, ana-babamı ve müminleri bağışla. İbrahim 14/41
 
 Bu arada mağfiret ve aff-ı ilâhî arasındaki farka da değinelim: Kulun dünyada gerçekleştirdiği her eylemin (bu eylem ister dünyevî isterse uhrevî olsun) dünyada ve ahrette karşılıkları vardır. “Eylem”: iyilikler i, iradesiyl e gerçekleştirmek, kötülükleri de iradesiyl e terk etmek olarak anlıyoruz. Her eylemin bizi dünyada karşı karşıya getireceği durumlar var. Bu durumlar, eylemimiz in iyi veya kötüyü hedefleme sine binâen olumlu veya olumsuz olabilirl er. Ama her iyi eylemimiz bizi dünyada olumlu, hoşumuz giden durumlarl a karşı karşıya getirdiği gibi her kötü eylemimiz de dünyada olumsuz, hoşumuza gitmeyen durumlarl a karşı karşıya bırakır. Yani, her eylemimiz dolayısıyla iki karşılık alırız: dünyada, ahrette. Olumsuz eylemin dünyada ve ahrette cezası, olumlu eylemin dünyada ve ahrette mükâfatı.

  Varlıklar insanın hizmetind e. Allah Teâlâ, bütün varlıklara karşı insanın vekilidir . İnsan da bütün varlıklar arasında emanetin kendisine verildiği varlık. Allah namına hareket edebilen tek varlık.   Gerçekleştirdiği eylemeler in tümü ya varlığın hukukunu varlığa teslim eden, ya da teslim etmeyen eylemler. Bu eylemler varlıkların insana muamelesi nin (tepkisini n) de sebebi olurlar.   Yani bizim eylemleri miz, varlığın bize aldığı pozisyon belirleyi cisi olurlar. Her eylemimiz yine bize eylem olarak döner.

  Allah’ın affı eylemleri mizin dünyada bizi karşı karşıya getireceği olumsuz durumlarl a ilgilidir . Mağfireti ise ahrette karşı karşıya getireceği olumsuz durumlarl a ilgilidir .

  İyiyi, iyiliği, güzeli, güzelliği gerçekleştirmenin, kötüyü, kötülüğü, çirkini, çirkinliği terk etmenin mükâfatını dünyada hoşumuz giden yaşanabilir, huzurlu, arzu edilir durumlar olarak, ahrete de Rabbimizi n rızası olarak buluruz.

  İyiyi, iyiliği, güzeli, güzelliği yapmamanın, terk etmenin, ihmal etmenin, bu konuda lâubalilik etmenin, kötüyü, kötülüğü, çirkini, çirkinliği gerçekleştirmenin cezasını da dünyada hoşumuza gitmeyen hastalıklar, felâketler, mahrûmiyetler, âfetler, musîbetler olarak, ahrette de Rabbimizi n gazabı olarak buluruz.

  Sadakanın belâları defetmesi; ömrü uzatması, sıla-i rahim’in ömrü uzatması, Yâsin suresini okumanın kötülükleri uzaklaştırıcı iyilikler i çağırıcı olması…..gibi durumlar dünyadaki mükâfatlarıdır. Ahretteki ler hesaba gelmez.

  Hazan Basri hazretler ine bir adam geldi ve hanımım bana evlat veremiyor ne yapayım diye sordu. O, Allah’a istiğfar etmesini (estağfirullah demesini) söyledi. Başka bir adam da gelip ey imam semâdan yağmur inmiyor, tarlalarım kurudu deyince onda estağfirullah’a devam etmesini söyledi. Daha sonra başka biri geldiğinde rızkının daraldığından şikâyet ettiğinde ona da aynı  istiğfarı tavsiye ettiğinde orada bulunan ve bu sorularla, aynı cevabı duyanlar; ey imam sana şaşmamak mümkün değil, başka başka isteklerl e yanına gelen üç kişiye de aynı şeyleri söyledin der. İmam da der ki, İstiğfar rızık genişleme sebebidir . Yağmurların yağmasının, çocuk sahibi olmanın da sebebidir der ve şu âyeti okur:

           
  (Hz. Nuh) Dedim ki rabbinizd en mağfiret dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır. (mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. Nuh 71/10-11-12

  Cenab-ı Hak affıyla (AFÜVV ismiyle) kulun sorumlulu klarını asgariye indirir, iyilikler i yapmasını kolaylaştırır, kötülükleri işlemesini zorlaştırır. Buna rağmen kötülük yapanları da, mağfiretiyle (GAFÛR, GAFÂR, ĞÂFÎR isimleriy le) muamele ederek bağışlar (dilerse).
Kulun amelindek i kusurlar/ niyetinde ki kemâl ve ihlâs ile/ imanındaki salâbetiyle/ Allah hakkındaki hüsn-ü zannıyla bağışlanır.

Bağışlaması da,

1 – Kulun bağışlanmayı talep etmesiyle,
2 – Kulun keffâret edici özelliğe sahip eylemleri gerçekleştirmesiyle,
3 – Şartsız ve karşılıksız olarak Hakk’ın devreye girmesiyl e gerçekleşir.
Kulun talebi veya karşılıksız olarak Hakk’ın devreye girmesiyl e gerçekleşen bağışlama:
1 – Kulun cezayı hak eden davranışını dünyada kimse görmemişse, kimseye ilân edilmeyer ek sanki işlenmemiş gibi yapılarak bağışlanır.
2 – Görülmüşse seyyiatını hasenata çevirerek bağışlar,
3 – Şahitlerine, meleklere unutturar ak bağışlar,
4 – Kendisine unutturar ak bağışlar,
5 – Şefaat ile bağışlar,
6 – Cezaya konu olan davranış kul hakkı ise sahibini razı ederek bağışlar,
7 – İşlediği kötülüğü bir tek kötülük sayarak da bağışlamış olur.

  Konevî, O her an günahı bakanların gözlerinden gizler ve kendine melekleri n sayfalarından siler. Bu ismin hükümlerinden bazıları, korumak, kıskanmak ve muhafaza etmektir. Örtülenler üç tabaka da bulunurla r:
I – Günah işledikten sonra cezalandırılmaktan korunanla r. Bunlar mağfiret edilenled ir.
Bağışlanma talebi (istiğfar) dışında gerçekleştirildiğinde işlenmiş bir takım günahlar için bağışlanma sebebi sayılacağı bildirile n ameller:
1 – Abdest,
2 – Abdest peşinde üç kez
                                           
denilmesi
3 – Abdesti tamamlayıp namazı da tamamlama k,
4 – Kuşluk namazı kılmak,
5 – Beyt-i makdiste namaz kılmak,
6 – Ramazan orucu tutmak,
7 – Şevval ayında altı gün orucu tutmak,
8 – Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri oruç tutup Cuma günü az veya çok sadaka vermek,
9 – Oruç tutan biri iftarı

         
diyerek yapan kimse,
10 – Ölüyü yıkamak,
11 – Yemek yedikten sonra

                         
denilirse,
12 – Müslüman bir kardeşinin ihtiyacını görme kasdıyla yola çıkmak,
13 – Meclisten ayrılırken selâm vermek,
14 – Hastalıklarına sabreden kimse,
15 – Akşam namazından sonra altı rekât evvabin namazı kılmak,
16 – Günde veya her Cuma, veya her ay veya yılda bir kez tesbih namazı kılmak,
17 – Sübhanallahi  ve bihamdihi diyen kimse,
18 – Allah korkusund an tüylerin diken gibi olması,
19 – Müslüman kardeşle karşılaşıp musafaha edilip birbirler ine muhabbetl e güelr yüz göstermek,
20 – Su dağıtmak,
21 – Namazları cemaatle edâ etmek üzere camiye gitmek,
22 – Semîallahü limen hamideh dediğinde imam, rabbenâ lekelhamd demek,
23 – Beş vakit nazmı edâ,
24 – Secde yapmak,
25 – Kadir gecesini ihya etmek,
26 – Şehid olmak,
27 – İhlas suresini okumak (her gün ikiyüz kere)
28 – Sübhanallahi velhamdülillâhi velâilâhe illallahü vallahüekber demek, (Amellerin Faziletle ri ve El-Makamül mahmud kitaplarından derlenmiştir.)
II – Günaha arzu duymadıkları için günah işlemekten korunanla r. Bunlar korunanla rdandır.
III- Hakk’ın sıfatlarında boğulmuş, zât nurlarında kendileri ni yitirmiş oldukları için günah ve tâatları görmeyen insanlar. Bunlar masumdurl ar.

  Dünyada gerçekleştirilen her eylemin yine dünyaya ve ahirete bakan bir yüzü var. Dünyaya bakan yüzü eylemimiz in bizi fayda ve zararla karşılaştırmasıdır. Ahirete bakan yüzü ise cennet veya cehennem karşılaştırmasıdır.

                                             
Amellerin iz âmilleriniz (idarecile riniz)dir.

                       
Nasılsanız öyle idare edilirsin iz. 

  Beyhakî, Ka’b’den rivayet eder: Allah her zaman için o zamanda yaşayan insanların kalplerin in istikamet i üzre melek gönderir. Eğer onların salâhını murad ediyorsa mütreflerini (refahtan şımarmışlar takımını) gönderir.

  Hasan Basrî’den: Beni İsrail Mûsâ’dan sordular: Rabbine sor ki bizden razı olduğunun veya bize öfkelendiğinin alâmeti nedir bize açıklasın. O da sordu. Allah da; onlara haber ver ki üzerlerine hayırlıların âmil tayin edilmesi benim onlardan razı olduğumun, şerlilerin âmil tayin edilmesi de onlara öfkelendiğimin alâmetidir.

  Hasan Basrî bir adamın Hacca aleyhine bedduada bulunduğunu duydu da böyle yapma siz nefsinizd en dolayı bu duruma geldiniz. Korkarım Haccac görevden alınır veya ölürse size maymunlar ve domuzlar idareci olurlar. Rivayet edilmiştir ki âmilleriniz amellerin izdir, nasılsanız öylece idare olunursun uz.

A’meş’e

           
“İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerd en bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” En’âm 6/129 ayetiyle ilgili öncekilerden neler duyduğu sorulmuş da o : Onlardan bu konuda duyduğum insanlar bozuldukl arında en kötüleri onlara emîr olur” sözüdür demiş. Keşfulhafâ

  Affetmek ve bağışlamak güçlü ve haklı olmanın en güzel tezahürüdür. Cezalandırmada bile bu tezahürü bu kadar mükemmel ve güzel bulmak mümkün değildir.

  Esmaî anlatır: Bir arabî Ravza-i Mutahhara’nın durdu ve şöyle seslendi: Allah’ım, bu habîbindir, ben de kulunum, şeytan da düşmanın. Eğer beni bağışlayacak olursan habîbin sevinir, kulun kurtulur, düşmanın da öfkelenir. Bağışlamayacak olursan habîbin öfkelenir, düşmanın sevinir kulunsa helâk olur. Sen habîbini öfkelendirmekten, düşmanını hoşnut kılmaktan ve kulunu helâk etmekten daha keremlisi n.

               
  Üç şey kimde bulunursa Allah onu korumasına alır, rahmetini ona akıtır, cennetine sokar: Verildiğinde şükreden, güçlü iken bağışlayan ve öfkelendiğinde vazgeçen.

           
  Hz. Mûsâ Ya Rabbi, katında kullarının en azizi kimdir? diye sordu. Allah, gücü yettiğinde bağışlayan dedi. Kenzulummâl

             
  Nîsa 123. âyeti nazil olduğunda Ebubekir Ey Allah’ın Rasûlü bu ayet “Ne sizin kuruntula rınız ne de ehl-i kitabın kuruntula rı (gerçektir): Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve sonra kurtuluş nasıl beklenebi lir ki işlediğimiz her kötülük dolayısıyla cezalandırılacağız, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) Allah sana mağfiret etsin ey Ebu Bekir, sen hasta olmaz mısın, sen yorulmaz mısın, sen hüzünlenmez misin? dedi de Ebu Bekir evet dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) işte bu durumlar sizin cezalandırılmanızdır buyurdu.

  Ebu Hüreyre (r.a.) den şöyle dediği rivayet edilmiştir. Nîsa 123 nazil olduğunda hüzünlendik ve Ey Alalh’ın Rasûlü bu ayet bizde ümit bırakmadı dedik. Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz:

         
  Sevinin, bu dünyada sizden birinin başına gelen her musîbeti, Cenab-ı Hak o kimsenin günahlarına bir kefaret yapar. Hatta ayağına batmış bir dikeni bile dedi. Buharî

  İbn Abbas bu ayet gelince müminlere çok zor geldi. Dediler ki Ta Rasûlallah hangimiz kötülük yapmadı ki? Bunun cezası nasıl olur? Hz. Peygamber (s.a.v.): Allah Teâlâ tâate on iyilik bir günaha karşılıksa tek bir ceza va’detmiştir. Kim yaptığı bir kötülükten dolayı cezalandırılırsa, on sevabından biri eksiltili r. Geriye dokuz sevabı kalır. Birleri onlarına baskın çıkıp galip gelenlere yazıklar olsun, buyurdu.

  Abdullah b. Mes’ud’dan: “Kim Estağfirullah ellezî lâ ilâhe illa hüvel hayyül kayyûmu ve etübü ileyh” diye üç kez söylerse savaştan kaçmış bile olsa mağfiret olunur. Taberânî

           
  Huzeyfe (r.a.) den: Benim dilimde aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına olmazdı. Bu halimi Aleyhissa lâtü vesselâma söyledim, Rasûlullah istiğfar bakımında ne haldesin? Bu kusurunun bağışlanması için günde 70 kere istiğfar et, buyurdula r. Ktb Stt. Terc. 17/498

         
  Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz: Amel defterind e çok istiğfar bulunana ne mutlu, buyurdula r. Ktb Stt. Terc. 17/498

           
 Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz şöyle dua ederdi: Beni güzellikleri işlediklerinde sevinenle rden kötülükleri işlediklerinde istiğfar edenlerde n eyle.17/498

           
 Ebu Hureyre’den: Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz şöyle buyurdu: Allah azze ve celle hazretler i Salih kulunun derecesin i cennette yükseltir. Kul bu nasıl benim olur der de Allah çocuğun senin için gerçekleştirdiği istiğfar dolayısıyla senindir der. Heysemi Mecma’uz-zevâid.

  Kulun istiğfarının sağlayacağı faydalar:

1 –

           
  Dedim ki rabbinizd en mağfiret dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır. (mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızıçoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. Nuh 71/10-11-12

2 –

         
  Ve rabbinizd en mağfiret dilemeniz sonra da tevbe etmeniz için (indirildi . Bunu yaparsanız) Allah sizi tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Hud 11/3

3 –

       
  Ey kavmim Rabbinizd en bağış dileyin, sonra da ona tevbe edin ki üzerinize göğü bol bol göndersin ve kendinize kuvvet katsın. Hud 11/52

4 –

       
  Rabbinizd en bağışlanma dileyin sonra da tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çokmerhametli ve vedûd’ur. Hud 11/90

5 –

               
  Allah’tan mağfiret dileyin şüphesiz Allah çok bağışlayıcı çok esirgeyic idir.Müzzemmil 73/20

6 –

               
Bakara 199

7 –

           
  Rabbini hamd ile tesbih et ve onsan bağışlanma dile çünkü o tevbeleri çokça kabul edendir. Nasr 110/3

8 –

       
  O halde O’ndan mağfiret isteyin sonra da ona tevbe edin. Çünkü Rabbim çok yakındır, dualara icabet edendir. Hud 11/61

9-

             
  Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti. Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımız bağışla. Ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl. Allah da onlara dünya nimetini ve ahiret sevabının güzelliğiniverdi. Allah iyi davrananl arı sever. Ali İmran 147-148

10 –

       
  Mûsâ Rabbim doğrusu kendime zulmettim beni bağışla dedi. Allah da onubağışladı. Kasas 28/16

11-

           
  Yine onlara bir kötülük yaptıklarında ya da kendileri ne zulmettik lerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki. Bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan içinde ebedî kalacakla rı cennetler dir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir. Ali İmran 135/136

12 –

                 
  Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.  Neml 27/46

13 –

                 
  Onlar mağfiret dilerlerk en Allah onlara azap edecek değildir. Enfal 8/33

  Özetle söyleyecek olursak Allah’tan bağışlanma dileyenle re:

1 – Bol yağmurlar,
2 – Mal çokluğu,
3 – Çocuk çokluğu,
4 – Güzel bahçeler,
5 – Akan ırmaklar,
6 – Güzel dünya meteâı,
7 – Merhamet-i îlâhiye,
8 – İlâhî muhabbet,
9 – Rahmet,
10 – Tevbe kabulü,
11 – Yakınlık,
12 – Dualarına icabet,
13 – Dünya nimeti,
14 – Ahiret nimeti,
15 – Ebedî  kalacakla rı cennetler,
16 – Azaptan kurtuluş.

  Yalnızca mağfiret isteği (istiğfar) geçmiş olan günaha pişmanlıkla şerrinden korunmayı dua ederek talep etmektir, gelecekte de karşımıza çıkacak günahın şerrinden de onu yapmamaya azmederek korunmayı talep etmektir.

  Kullar ne kadar gayret etseler de Allah’ın celâline lâyık olanı gereği gibi îfâda kusurdan uzak kalamazla r. Buna işaret etmek üzere bir çok tâatten sonra istiğfar da meşrû kılınmıştır. Farz namazı kılan kimsenin akabinde üç kez istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seherde dilediği kadar istiğfar etmesi, hacını hacdan sonra istiğfar etmesi meşrû kılınmıştır.

                               
                                                                                        Ali İmran 17

     
                                                                                        Bakara199
 
 Yine abdestin sonunda, her meclisin bitirilişinde istiğfarın meşrûiyeti de rivayet olunmuştur. Rasûlullah (s.a.v.) herhangi bir meclisten kalkarken de

                 
derdi.
  İstiğfar tevbeyi de kaplayabi lir. Yalnızca bağışlanma talebi (istiğfar), duada bağışlanma talebiyle beraber tevbedir. Tevbenin de kelime olarak zikri geçtiği istiğfar

                                       
  İse sadece bağışlanma talebiyle duadır. Geçmiş günaha nedâmet yoksa o sade duadır, nedâmetle birlikte olursa tevbedir.

                           
  Çocuğun, öldükten sonra babası için yaptığı istiğfar birr (iyilik)tir. Kenzulumm al, Câmiu’s-Sağîr

         
  Rabbin Teâlâ kulunun rabbim günahlarımı bağışla demesinde n, kulum benden başkasının günahlarını bağışlayamayacağını bildi diye sevinir. Tirmizî, Ebu Davud, Ramuz 1/122

     
  Şüphesiz Allah kulun Rabbının bağışlamasını sevdiği gibi ruhsatların kul tarafından kabul edilmesin i de sever.

       
  Allah Teâlâ hazretler i, benim, günahları bağışlamaya gücüm olduğunu sizden kim bilirse, hiç aldırmaksızın –eğer bana hiçbir şeyi ortak koşmamışsa- onu bağışlarım.

         
  Ümmetimde mâsiyetler zuhur ettiğinde Allah onlara azabı vermiştir. Dedim ki yâ Rasûlallah o gün insanlar arasında Salih insanlar yok mudur? O evet vardır dedi. Ben bunlar ne olacak dedim. O, insanlara gelen onlara da gelecek, sonra Allah’tan bir Rıdvan ve mağfirete ulaşacaklar dedi.

     
  Ebu Bekir (r.a.) Rasûlullah (s.a.v.) efendimiz e bana namazda yapabilec eğim bir dua öğretir misin? dedi de Rasûlullah: Allah’ım ben nefsime çok zulümler ettim, günahları senden başkası bağışlamaz beni katından bir mağfiretle bağışla ve rahmet bana et. Zira sen gafursun, rahimsin de buyurdu.

       
  Ebu Zer (r.a.) den, Rasûlullah (a.s.) buyurdu ki: Allah azze ve celle buyurdu ki: Kim bir hasene işlerse onun için on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir seyyie işlerse onun karşılığı onun kadardır veya bağışlarım. Kim yeryüzü dolusu hatâ işlese ve sonra bana hiçbir şeyi şerik koşmayarak kavuşursa onun için yeryüzü dolusu mağfiret kılarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira’ yaklaşırım, zira’ yaklaşana kulaç yaklaşırım, bana yürüyerek gelene koşarak gelirim.

       
  Bir kimse istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan bir çıkış verir. He kaygıdan azade kılar ve rızkını ummadığı yerden verir.

         
  Bir kimse yetmiş kere istiğfar ederse yediyüz günahı bağışlanır. Bir gün ve gecede yediyüz günahtan fazla işleyene hayret. O hüsrana uğramış iflas etmiştir.

           
  Size derdinizi devanızı bildireyi m mi? Haberiniz olsun sizin derdiniz günahlar, devanızsa istiğfardır.

     
  Kimseden bir şey isteme, cennet senin olsun. Öfkelenme, cennet senin olsun. Güneş batmadan önce her gün 70 kez estağfirullah de Allah 70 yıllık günahını bağışlasın. De ki benim 70 yıllık günahım yoksa, o zaman baban için olur dedi. Babamın da 70 yıllık günahı yoksa, o zaman ailen için olur dedi. Onların da yoksa dedi de Rasûlullah (s.a.v.) o zaman komşuların için olur buyurdu.

       
  Kim hergün “Allahım beni, müminleri ve müminâtı bağışla diye dua ederse her mümin adedince sevaba ulaşır.

     
  Şeddad b. Evs (r.a.). hz. Peygamber (s.a.v.) istiğfarın en değerlisi şu duadır: Allah’ım sen benim rabbimsin, senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Zâtına verdiğim sözde gücüm yettiği kadar durmaya çalışıyorum. Yaptığım günahların şerrinden sana sığınıyorum. Bana verdiğin nimetini itiraf ediyorum, günahlarımı da itiraf ediyorum, beni bağışla çünkü senden başkası günahları bağışlayamaz. Kim inanarak gündüz bunu söyler de o gün akşamdan önce vefat ederse cennetlik olur. Kim inanarak gece söyler de o gece sabahtan önce vefat ederse o da cennetlik tir buyurmuştur.

  İSTİĞFAR, rabbânî sevginin eskisi kadar sağlam, daha güçlü hale gelmesini istemekti r. İnsanın dış dünyasında düştüğü hataya rağmen iç dünyasında bir değişikliğin –menfi anlamda- gerçekleşemediğinin, sirâyet etmediğinin ifadesidi r. İstiğfar, işlenilen hatanın iç dünyanızda oluşturacağı pişmanlığın psikoloji k etkilerin i, hatanın muhatabına itirafı ile aza indirgeme ktir. İstiğfar bir tevazu davranışıdır. İstiğfarı terkse kendini beğenmişliğin büyüklenmenin ifadesidi r, büyüklenenlerin tarzıdır. İstiğfar Allah Teâlâ’ya ait olan bağışlamaya kulun verdiği değerin, önemin ifadesidi r. İstiğfarı terk ise bağışlanmayı aldırmazlığın, ne yaparsan yap demenin, hataları umursamaz lığın …ifadesidir. Allah’a giden yolculuğu sürdürmektir, sürdürme azim ve niyetini hatalarımıza rağmen göstermektir. Kararlılık ifadesidi r. Rabbimizi n mağfiretini büyük gördüğümüzü göstermektir.

  Bazı amel vardır ki ondan kusur vaki olur. Yani sûreti kusurdan hâli olmaz, marîz ve pîrin namazı gibi. Velâkin niyette kusur olmaz. Bu cihetten niyet kabule şefi’ olur ve bu mânâ dahi esrar-ı acibedend ir ki Hakk’ın abdi tedarükündendir. Zira her abd kemâ yenbaği uhde-i hizmetten gelemez, feemma bâtında iman ve itikadı kavîdir. Pes iman ve itikadın hükmü suret-i amele sarî olup filmesel girikanı (yakayı) tahlis eder. Ve bir tedarük dahi budur ki ba’des salât meselâ üç defa istiğfar eder ki onun manası salâtta olan taksiratın setrini taleptir. Bu manadandır ki istiğfar avam ve havasa vird-i dâimîdir. Zira muktezayı beşeriyet zelle ve taksirdir…istiğfar etmek âmmdır ki ehl-i husus ve umuma şamil ve aleddevam vel istimrardır. Sair amel ise feraizden maada böyle değildir, belki nice nafile evardır ki bi-hasebil özr sâkıt olur İ.H.Bursalı, Kitabünnetice c2,s,290

  Bu isimlerin Cenab-ı Hak hakkında ifade ettiği anlamlar:

1 – Allah güzel olanın gözükmesin ister,
2 – güzel olmayanı, gözükmesini engelleme k için örter, gizler,
3 – Kullarından da güzel olanı görünür kılmak için çirkin olanları gizlemele rini ister,
4 – İnsanların çirkinliklerini derileriy le, duygu ve düşüncelerinin çirkinliğini kalpleriy le, kendisini n görüp başkalarının görmediği çirkinliklerini bağışlamasıyla örter,
5 – Şahitlere de unutturar ak gizler,
6 – Kendisine de unutturar ak gizler,
7 – Günahı hasenata tebdil ederek gizler,
8 – Kuldan bağışlanma talebinde bulunmasını, kulun nezdinde bağışlanmanın kıymeti düşmesin diye, kulun tevazusun a uygun olsun diye, kul işlediği cürmün farkına varsın diye, bağışlanma dileyerek kullukta sebat göstersin diye, bağışlanma dileyerek, kul için yapacakla rına, verecekle rine yardımcı olsun diye, kendisi de Allah’ın muamelesi ne benzer şekilde insanlara davransın diye, güzelliklerinin gözükmesi için çirkinliklerinin  gizlenmes ini isteyerek bu türden isteklere cevap vermeyi alışkanlık haline getirsin diye, istiğfarı nimet bilip şükretsin diye …….istemiştir.
9 – Bazı kullarını günah arzularından soyutlaya rak, bazılarını günahları onlardan gizleyere k bağışlar, yani işlemelerini engelleye rek bağışlar,
10 – Bağışlanma talebinde bulunan kullarını bağışlamanın dışında başka mükâfatlarla ödüllendirir. Yağmurların düzenli yağması, ırmakların akması, bağ bahçelerin bereketle nmesi, evlat ve emval bereketi, yaşama güzelliği, dünya nimetleri, sıkıntılardan çıkış yolu, kaygulard an âzadelik, beklenmed ik yerlerden rızık bulmak….

  Aleyhissâlatü vesselâmın bağışlayıcılığı;

1 – Kendisine karşı işlenmiş bütün suçları bağışlardı,
2 – İnsanların da bağışlayıcı olmalarını tavsiye ederdi,
3 – İnsanların günahlarını gizler, onların güzelliklerini açığa çıkarırdı: Mute’den kaçanlara muamelesi,
4 – Hemen her güzel davranışın peşinden Allah’tan bağışlanma diler ve ümmetinin de böyle yapmasını isterdi,
5 – Çok ibadet ettiğini görüp günahlardan bağışlandığını söyleyenlere “istiğfar eden bir kul olmayayım mı” cevabını verirdi,
6 – Günde 100 kez istiğfarda bulunurdu,
7 – Üzerinde hakkı bulunanla rın, kendisind en talepte bulunanla rın bağışlanmaları için duada bulunurdu,
8 – Ümmeti için bağışlanma talebinde bulunurdu,

       
   Rasûlullah (s.a.v.) (Hz. İbrahim’in duası olan): Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlard an çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir . Kim de emirlerim e karşı gelirse şüphesiz sen çok bağışlayıcı çok merhamet edicisin (İbrahim 36) mealindek i ayet-i ile Hz Îsâ’nın duası olan “Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen her şeyi hikmetle yaparsın” (Maide 113) mealindek i ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: Allah’ım ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfire et) ve ağladı. Allah Teâlâ hazretler i: Ey Cibril Muhammed’e git dedi –Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor diye emretti. Cebrail (a.s.) Ona gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teâlâ’ya dönüp Muhammed’in) ne söylediğini o çok iyi bildiği halde haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hazretler i: Ey Cebrail Muhammed’e git ve ona söyle ki: Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlend irmeyeceğiz. Müslim Ktb. Stt. Terc. 12/407
9 – Bağışlanma ve bağışlanmayı isteme konusunda ulaşılamaz bir seviyede idi.

  Müminlerin bu isimlerde n nasibi;

1 – Allah’ın bağışlayıcılığından asla ümit kesmemek,bağışlayıcılığına güvenerek günahlara düşmemek,
2 – Allah’ın, bağışlayıcılığından istifade etmesinin, emri altındakilere, kendisiyl e ilgili olanlara…. Herkese bağışlayıcı bir tarzı gerçekleştirmesiyle mümkün olacağına inanmak, tarz olarak kendisine yapılmış, işlenmiş kusurları bağışlayıcılığı seçmek,
3 – Bağışlayıcılığı rol icabı değil, tevazu icabı seçmek, tevazuunu gösterme vasıtası bilmek,
4 – Sadece kendi kusurlarının değil ana-babasının, inananların bağışlanması için Allah’tan talepte bulunmak,
5 – İnanan insanların bağışlanmasını talepte cimri olmamak,
6 – İstiğfarı pişmanlığın göstergesi, Allah’ın bağışlamasına verdiği değerin ifadesi, işlediği kusurunu ne kadar büyük gördüğünün ilanı, yolculuğunu (seyr-i ilallah) sürdürme kararlılığının izharı, amel defterind e o günahı görmek istemediğinin itirafı görmek,
7 – Kendisi gibi başka müminlerin de bağışlayıcı olmaları konusunda gayretli olmak,
8 – İnsanların, Allah’tan, Allah’ın mağfiretinden ümit kesmemele ri, ne kadar büyük olursa olsun istiğfar ile telafi edilebile ceğini bilip işledikleri günahların kendileri nde sabit hale dönüşmemesini temin eden bir gayrete ermek.

https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=allah g%c3%bcnahlar%c4%b1 %c3%b6rter



http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7964203&yazarid=253



Nihat HATİPOĞLU 
u@hurriyet.com.tr">nhatipogl u@hurriyet.com.tr

Günahları örtün ki Allah da örtsün!

HANGİMİZİN günahı yok ki? Hangimiz melek kadar temiz, saf ve berrağız. Hiçbirimiz. Her birimizin kendimize göre bir günahı vardır.

Kimimiz gıybet etmişizdir, kimimiz hak yemişiz, kimimiz haram kazanıp haram tüketmişiz, kimimiz komşumuzu rahatsız etmişiz, kimimiz daha başka günahlar işlemişizdir. En azından kalbimizl e bile olsa günah işlemişizdir. Kötülük düşünüp kalbimize leke sıçratmışızdır.

Bu günahlardan hangisind en tövbe ettik veya tövbe ettiğimiz hangi günahımız bağışlandı. Bilmiyoru z. Yüce Allah bizim hakkımızda nasıl bir karar verecek, bunu da hiçbirimiz bilmiyoru z. Bildiğimiz tek şey, Allah'ın rahmetind en ümit kesemeyec eğimizdir. Çünkü ümitsiz insan imanını da yitirebil ir. Yaşama sevincini, direncini kaybeder.

* * *

Son zamanlard a günah ve hata arama timleri kurduk sanki. Birbirimi zin günahlarını dedektörle aramaya başladık. Aslında olması gereken bu değildir. Belki tam zıttı. Bizler kendi hatalarımızı görmeliyiz. Başkalarından önce kendimize bakmalıyız. İyilikte kendimizd en daha üstte olanları, daha fazla iyilik yapanları görmeliyiz. Kötülük ve günahta ise kendimizd en daha az günahkár olanlara bakmalıyız. Kendimizi herkesten daha günahkár görmeliyiz. Büyük insanlar hep böyle yapmışlar. Çağımızda işlediğimiz en büyük günahlardan birisi de kötülükleri ve günahları teşhir hastalığımızdır. Her gün televizyo nlarda, dost sohbetler inde bunun binlerce örneğini görebilmekteyiz. Maalesef en nezih ve özel toplantılarda bile insanları günah ve hatalarından dolayı fişleyebiliyoruz. Bundan da zaman zaman haz alıyoruz. Düşmüş olanı vurunca, yarın bizim de düşebileceğimizi hesaplamıyoruz.

Rabbimiz gizli ve açık her türlü günahı yasaklıyor (Enam 6/151). Ama günah işleyebileceğimizi de belirtiyo r (Nisa 4/17). İnsanız. Hata edebiliri z. Ama bu hata ve günahları ilan etmemeliy iz. Günahımıza şahitler tutmamalıyız. Tek şahidimiz Rabbimiz olmalıdır. Ona yönelmeliyiz. Ondan gizli kalacak hiçbir gizli yoktur. Zira acılar paylaşılarak azalır belki ama günahlar paylaşılarak affettiri lmez. Günahların açıkça söylenmesi, günaha karşı olması gereken direnci kırar. Onun için örtülü kalmalı. Allah perdeyi kaldırmadıkça kişi perdeyi kaldırmamalıdır. Günahını böbürlenerek anlatan günahının cezasını katmerleştirir.

Yüce Allah, bütün Müslümanların günahlarını bağışladığı halde günahlarını ortalığa yayanları affetmez. Peygamber imiz günahını açığa vuranı ikaz eder ve şöyle buyurur: Adamın biri gece kötü bir iş yapar. Yüce Allah o kişinin suçunu örter. Fakat o kimse sabah olunca rastladığı kişiye ben dün gece şöyle şöyle günah işledim, der. Allah da geceleyin örttüğü bu suçu ortaya saçar. Açığa çıkarır. Artık bu gizli günah açıkça işlenmiş hale gelir.

Peygamber imiz yanında yetişmiş olan dostları bu hususlard a çok hassaslar dı. Bir günAbdullah bin Mesud'a (RA) bir adam getirilir . Şu adama bakar mısın! Sakalından şarap damlıyor. Bu adama ceza verir misin, derler. Eskiden gayrimüslim bir deve çobanı olan ama sonraları Hz. Peygamber'in eğitiminden geçip Müslüman olan bu zarif sahabi, tam bir zarafet ve insanlık dersi verir. Peygamber imizin kusur, ayıp ve günahları araştırmayı yasakladığını hatırlatır. Sonra da kendiliğinden ortaya çıkan kusur ve ayıpların yargılanacağını ekler. İslam dinini; şiddet, terör, toleranssızlık ve merhamets izlikle eş olarak takdim eden art niyetlile rin veya bu din adına konuştuğunu zanneden sözde hocaların(!) elinden ancak Peygamber (SAV) döneminin temiz hassasiye tiyle kurtarabi liriz. Katışıksız, sadece vahye dayanan, radikalli kten uzak, dini Allah için ve insanlık için yaşamakla özetleyebilecek Peygamber (SAV) dönemi.

Başkasının mahrem hayatına girilmeme lidir. Aile mahremiye ti korunmalıdır. Bu mahremiye te sadakat göstermeyecek kadar ucuzlaşmış olanlara imkán verilmeme lidir. Hz. Peygamber (SAV); başkasının konuştuklarını onlardan habersiz dinlemeyi n. Onların ayıplarını araştırmayın, gizli hallerini ortaya çıkararak onların ahlakını zedelemey in, buyuruyor lar. Hatta çıtayı yukarı doğru taşıyarak şu tehlikeyi işaret ediyor: Kim bir Müslüman'ın ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıplarını araştırır (ortaya çıkarır). Allah kimin ayıbını araştırırsa, onun herkesten gizli gözden uzakta yapmaya çalıştığı kusur ve ayıbını ortaya çıkarır ve onu herkese rezil eder.

Özel hayatın dokunulma zlığı olmalıdır. Yasal gereksini m ve insanlığa zararlı bir unsur içermedikçe kişilerin içyüzü ortaya saçılmamalıdır. Şeref ve onur korunmalıdır. Hz. Peygamber (SAV); kim bir Müslüman'ın kusurlarını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter. Kişi kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah da o kuluna yardım eder, buyurur. Peygamber imiz (SAV); namus ve iffeti örtün, kim bunu zedelerse Allah da onu zedeler, ikazını yaparak hálá bu hastalığını tedavi edemeyenl ere karşı ayrı bir caydırıcılık yöntemini kullanır. Zarar verirsen zarar görürsün. Ama erdemli tavır, zarar görürüm korkusuyl a değil, insani duygulard an dolayı insanları hoş görüp affetmekt ir.

* * *

Belki en zor günde, mahşerde Allah'ın huzurunda günahlarımız birbiri ardınca ortaya döküldüğünde yaşayacağımız şu manzara bize örnek olur: Kıyamet günü Yüce Allah, mümin kulunu hesaba çeker. Onu kendine hiç kimsenin görmeyeceği, duymayacağı şekilde yaklaştırır ve şu günahını hatırlıyor musun diye sorar. Kul hepsini itiraf eder, her şeyin bittiğini zanneder. Tam o esnada Yüce Allah, günahlarını dünyada halktan gizlemiştim, şimdi de o günahları bağışlıyorum, buyurur.

Evet. Günahları, kaçamakları itiraf etmek erdem değildir. Allah örttüyse örtelim. Ama bilelim ki bu rahmet, yani Yüce Allah'ın günahları örtmesi bize günah işleme hakkını ve haklılığını vermez.

SORALIM ÖĞRENELİM

Dua ne demektir? Duada nelere dikkat etmeliyiz?

Dua din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah'a yönelerek maddi ve manevi istekleri ni O'na arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi, insanın halini Allah'a arz etmesi ve O'na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır. Bir başka deyişle dua sınırlı, sonlu ve gücü sınırlı olan varlığın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür. Özet olarak duanın yöntemi şöyledir: Dua gönülden, gizlice ve alçak sesle yapılmalı, mübarek vakit ve yerler tercih edilmeli, kıbleye yönelerek ve Allah'ın adıyla başlanarak, günahlara pişmanlık duyularak yapılmalı, kabulü için acele edilmemel i, kabul edileceğine inanarak duaya ısrarla devam edilmeli, sebepler dünyasında yaşadığının bilincine ererek talep ettiği şey birtakım sebeplere bağlıysa önce bu sebepleri yerine getirmeli, yani fiili duasını yapmalıdır. Ayrıca kişi isteğini Allah'a arz etmeden önce Allah'a hamdü sena Peygamber'e (SAV) salat ve selam getirmeli dir.

İslamın şartı 5 denilir. Doğru mudur?Sait ŞAHİN/ADANA

Halkımız arasında İslam'ın gayesi olarak bilinen ve Hz. Peygamber'in (SAV) meşhur hadisinde de ifade edilen hususlar, dinimizin inanç ve ibadetler konusunda ki temel esaslarına dikkat çekmektedir. İslam'ın sadece bunlarla sınırlı olduğunu ve bunların yerine getirilme si halinde yeterli olacağını düşünmek yanlıştır. Zira, İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak alanında öngördüğü ve yaşanmasını istediği diğer hususlara da riayet edilmedikçe gerçek bir İslamiyet'ten söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in (SAV) hadisinde belirtile n hususları İslam'ın temel dinamikle ri şeklinde anlamak gerekir. Aksi yöndeki düşünce ve değerlendirmeler isabetli değildir



 29 
 : Mart 30, 2015, 11:17:34 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


AHİRET VE DÜNYA KAVRAMI

FORUM YAĞMURLU İLKBAHAR İSTANBUL 2013

HALİD RIFAT GÜNDÜZOĞLU

Selamün Aleyküm kardeşlerim
Yazımızın altında bir fotoğraf göreceksiniz
Bu fotoğraftaki buyrulan ayet veya hadis değildir
Bu yazıya istinaden
Bir kaç şey söylemek istiyorum
Amacımız kimseyi eleştirmek değildir
Böyle bir şey bizim haddimizd e değildir
Yazıda buyuruluy orki Gavs-i Sani k.s Hazretler i
" Bizler dünya için değil
Ahiret için çalışacağız
Hizmet ahiret rızkı içindir
Ahiret elbisesi hizmettir
Kefen ahiret elbisesi değildir " buyuruluy or
Kastedile n mana tasavvufi ve manevi anlamda elbette doğrudur
Bizim anlatmaya çalıştığımız ise bu buyruk ile ilgili değildir
Elbette bu dünya gelip geçici bir imtihan dünyasıdır
Ve neticede ahiret ve cennet elbette vardır
Ve dünya alemi elbette ahireti kazanmak için imtihan yeridir
Ve ahireti kazanmak içinde
Bu dünyada islama ve müslümanlara hizmet etmek gereklidi r
Fakat islami düstur
" Yarın ölecekmiş gibi ahiret için
Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışınız "
Şeklinde olup yazılan yazıda buyrulan kastedile n mana ile
Bu ifade edilen islami düsturun
Müslümanlar tarafından nasıl algılandığıdır
Yada bu mesajdaki algılananın nasıl uygulandığıdır
Konuya şuradan başlamak istiyorum
Allah c.c Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz i
Alemlere rahmet olarak kainata gönderdi
Cehalet ve karanlık devrin güneşle aydınlanmasını sağladı
Peygamber imize o dönemde
Genelde Kitap-ehli olanlar inanmadı
Kitap-ehli olanlar kültürlü kişilerdi ve cahil değillerdi
Fakat kendi nefsleri ve çıkarları uğruna
Peygamber imizin ve Kuran-ı kerimin
Hakikatle rini görüp anladıkları halde bile inkar ettiler
Peygamber imizi bu kültürlü kitap-ehli olanlar inkar ettiği
Bu karanlık dönemde cehalet ehli bedeviler iman ettiler
Ve Allahın hikmetler i ve Peygamber imizin tebliğleriyle
Cahiliye devrinden Tebük seferiyle birlikte
Küçük cihad tamamlana rak İslam devletini n asr-ı saadet dönemine geçildi
Ve Peygamber imiz küçük cihadın tamamlandığını
Ve küçük cihad safhasından nesfle cihad devrine geçildiğini duyurdu
İslamda ilk etapta Asr-ı Saadet devrinde
Mezhep Tarikat Cemaat Hizip Fırka yoktu
Daha sonra Peygamber imizin vefatıyla yine karanlık döneme geçildi
Ve aslında nesfle cihad devri mecburen ve kısmen kesintiye uğrayarak
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz den önceki
Küçük cihad devrine geçildi
Çünkü küçük cihad yapılarak başarılı olunamada n
Büyük cihatta başarıya ulaşılamazdı
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed Efendimiz in vefatıyla birlikte
Ortaya çıkan bu karanlık dönemde ise
Allah c.c nasılki daha önceki karanlık dönemde
Güneş olarak Peygamber imizi yolladıysa
İkinci karanlık dönemdede aydınlığı sağlamak için
Yıldızları yolladı ve İslami düstur
" Allah dostları gökteki yıldızlar gibidir
Karanlık gecede hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunu z "
Şeklinde olup bu yıldızlar ile yön tayin edildi
Çünkü Peygamber imiz yani güneş olmadığı için
İslamiyeti anlama ve yaşamada karışıklıklara sebep olundu
Hz.Ali r.a.ile Muaviyeni n savaşı
Ve Hz.Hüseyin ra.müslümanlar tarafından şehadeti gibi
Olaylarında mezhepler in gelişmesine zemin hazırladığı bilinmekt edir
Karanlık bir döneme girildiği için
Allah c.c güneşin aydınlatamadığı yerlere yıldızları yolladı
Yıldızlar ise o dönemdeki
Kuran-ı kerimin muhkem ve müteşabih ayetlerin i
Ve hadis-i şerifleri yorumlaya n İcma heyetiydi
Yani mezhep imamlarıydı
Ve daha sonra yüzyılda bir yollanan müctehidler ile
İçtihad kapısı açılarak müctehidler ile yön tayinine başlandı
Bu sırada tasavvuf ehlide ortaya çıktı
Tasavvuf ise Mevlana Celaleddi n-i Rumi
Hazretler inin dediği gibi
" Kalp kırmadan gönül yıkmadan tebliğ sanatıdır "
 Buyurduğu gibi İcmanın yani mezhepler in dışındada
Mevlevili k gibi tarikat sistemler ide ortaya çıktı
Ancak Osmanlının yıkılışıyla birlikte
Yeniden karanlık döneme girildi
Ve aslında yeniden küçük cihad devri başladı
Fakat tarikat cemaat ve mezhepler in içine giren
Ve şeyh hoca imam mürşid gibi rütbelere ulaşan
Ve islamiyet in ve müslümanların zarar görmesi için
İslamiyetin aslından farklı yorumlanm ası için çalışan
Ve müslümanları etkisiz eleman haline getiren
Ve bunun içinde Cihad ibadeti yerine
Sadece tesbihatı örnek vererek
Ahiret için çalışılması gerektğini ifade eden
Siyonisle rin öğretilerini islamiyet e tatbik etmeye çalışan
Bazı sahte imam hoca mürşid ve şeyhlerin olduğu döneme geçildi
Bu sahte imam şeyh hoca mürşid ve müritler zaten belgelenm iştir
Ve bazı siyonist imamların öğretileriyle birlikte
Bazı Tarikatle r mezhepler ve cemaatler asimile olarak
Bugünkü gibi dünyada etkisiz eleman olarak boy göstermeye başladı
Aslında siyasi partiler dernekler vakıflar ve sivil tıoplum kuruluşları ile
Bazı cemaatler in arasında bu bağlamda pek bir fark yoktur
Fakat asimilasy on yüzünden yanlış yönlendirmeler mecvuttur
Ve asilamasy onu gerçekleştiren bazı siyonist imamların
Öğretlerini kendileri ne rehber edinen bazı cahil cemaat ehli kişiler
Bazı müslümanları bu sahte şeyhlerin öğretileriyle birlikte
Hakiki cihad şuurundan uzaklaştırdılar
Ve dünyadan uzaklaşanlar bilim ve teknoloji dende uzaklaştılar
Dünyayı siyonistl er idare ederek müslümanları sömürmeye başladılar
Bazı cahil cemaat ehlinin bu konuda verdiği fetva şudur
" Müslümanların başına gelen herşey Allahın takdiridi r
Allah c.c dilemezse hiç bir şey olmaz
Müslümanları sömürenlerden Allah elbet hesap soracak
Sizler hiç bir şey yapmayın ve sabredin ve bekleyin
Rabbinize beterinde n koruması için dua edin
Ve tesbihat ederek herşeyi Allaha havale edin
Dünya işleriyle siz ilgilenme yin  
Siz ahiret için çalışın
Bırakın siyonistl er dünyayı idare etsin ve müslümanları sömürsün
Siz hiç bir şey yapamazsınız
Buna zaten gücünüz yetmez
Kalbinizd en buğz edin ve tesbih çekin
Bizlere hizmet edin ve ahireti yani cenneti kazanın " demektedi rler
Ve bu fetvaya inananlar
İlahiyat fakültelerinde eğitim görmeyi bırakıp
Bazı medresele rin eğitimiyle birlikte
Bazı cemaatler in hesabına gönüllü çalışarak
Bazı cemaatler in zenginleşmesine vesile olup
Bu hizmetler i karşılığındada güya cenneti satın almışlardır (!)
Mevlana devrinde farklı bir sufizm mevcutken
Ayrıca cihad şuuruda mevcuttu
Şimdi ise genelde Mevlanada ki sufizm veya tasavvuf  mevcut olmadığı gibi
Cihad şuuruda mevcut değildir
Nefsle cihad tavsiye edilerek
Müslümanların kendileri yle meşguliyeti sağlanmış
ve toplumsal olarak görevler ihmal edilmiş
Başkalarına yardım etmek yerine
Bazı şeyhlere itaat dönemi başlamıştır
Hizmet bu safhada farklı farklı hüvviyetler kazanarak
Bazı şeyh efendiler e hizmet dönemi başlamıştır
Ve bazı hizmet kavramları aslında müslümanlara ve islamiyet e hizmet değildir
Ve müslümanların siyonistl ere kölelik dönemi devam etmektedi r
Hakiki manada müslümanlara ve islamiyet e hizmet etmek için
Ve müslümanları siyonistl erin köleliğinden kurtarmak için
Öncelikle dünya hayatı ile bilim ve teknoloji ye önem verilmeli dir
Bilim ve teknoloji k ürünleri müslümanların kendileri nin üretmesi gereklidi r
Siyonistl erden yada onların işbirlikçilerinden ürün satın alınarak
Siyonistl erin ekonomik ve bilimsel olarak güçlenmesine hizmet edilmemel idir
Bununda yolu tesbih çekmek değil eğitimle meşgul olmaktır
Ayrıca bazı cemaatler in tövbeleri kabul ettiği söylenmektedir
Tövbe ise sadece Allaha edilir
Tövbeleri kabul edecek makam ise sadece Allahtır
Başkalarının başkaları adına tövbe kabul etmesi sistemi hristiyan larda vardır
Ve pazar günleri kilisede günah çıkarma merasimle riyle bu yapılır
Şefaat makamı ise sadece Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz e aittir
Başka kimsenin şefaat yetkside yoktur
Her kul kendi dinini kendi kalbinde yaşar ve kalpleri yalnızca Allah bilir
Ve yaşadığı dinin hesabınıda dinin asıl sahibi Allah sorar
Başkasının hesap sorması engizisyo n yani hristiyan larda vardır
Kimse kimseyi dininden atamaz buda aforoz ile hristiyan larda vardır
İslamiyette " Din adamı " diye bir sınıf yoktur
Bu sınıf ruhban sınıfı olarak hristiyan larda vardır
Bizde ise resmi olarak fetva yetkisi devlet adına diyanet işleri başkanlığındadır
Ve işin gerçeği ve doğrusuda elbette devlet adına bir kurumun bunu yapmasıdır
Ve üniversiteler bazında ilahiyet fakültesi öğretim üyeleri fetva verebilir
Bunların dşındaki kişilerin islamiyet adına fetva verme yetkiside yoktur
Allaha emanet olun Selamün aleyküm
 



AHİRET VE DÜNYA KAVRAMI

FORUM YAĞMURLU İLKBAHAR İSTANBUL 2013

HALİD RIFAT GÜNDÜZOĞLU


.

 30 
 : Mart 27, 2015, 11:07:28 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
NEFS İLE CİHAT VE AHİRET

FORUM ALACAKARA NLIKLAR İSTANBUL 2013

AHMET FARUK YILDIZLIOĞLU



Ar-ge çalışması yapan bir yahudi firmasında
Çalışır bazı Müslümanlar
Çeşitli mamuller üretirler bazı yahudiler
Ve burada bazı deneyler yaparlar
Laboratuv arda çalışamazlar bilmezler
Neyin ne olduğunu yazık bazı Müslümanlar
Bilmeleri ni istemezle r firmanın sahibi olan
Bazı önemli yetkilile r
Ve arkalarındaki bazı yahudiler 
Fizik matematik kimya
Ve mamül üstüne mamül üretilir
Ve gizlidir formüller
Ortaya çıkacak elbette bir mamüldür 
Ama formülleri nasıldır bilmezler
İlgilenmezler bile bazı gafil Müslümanlar
 

Sorar yahudi patronlar dan birisi 
" İki Kimyager Müslüman vardı nerede onlar "
Cevap verir diğer bazı yahudiler
" Müslümanlar mescitte tesbihat çekerler "
Yahudi patronlar dan birisi bayılır bu söze
Ve sanki gözlerinin içi güler
" Bunu duyduğuma çok sevindim şimdi
Aman ne kadar güzel
Sakın mamül formüle edilmeden
Gelmesinl er laboratuv ara Müslümanlar
Söyleyin onlara kalsınlar orada
Yirmidört saat mescitte tesbihat çeksinler "


İşte dünyayı ve ülkeleri
Formüle ederken bazı yahudiler
Seyretmek le ve tesbihatl a meşguldürler
Bazı gafil Müslümanlar
Ahireti seçmişlerdir güya kendileri ne
Ve dünyayı yahudiler e satmışlardır     
Sonrasında çektikleri tesbih adeti kadar
Mermi sıkılınca Müslümanların üstlerine 
Anlamazla r hangi formüle göre savaş çıktı
Ve nasıldır dünyanın gidişatı bilmezler
Yanında Müslüman kardeşleri ölür
Ama diğer Müslümanların umurlarında değildir


" Neden umurunuzd a değildir " diye sorarlar
Hayretler içinde kalan bazı Müslümanlar
Tesbihatt akilerden birisi cevap verir kızgınlıkla
" Susun onlar şimdi nefs ile cihattadırlar "
" Bizim en büyük düşmanımız yahudi değildir
En büyük düşmanımız nefstir " derler
Peygamber imiz neden önce tebük seferi
Ve küçük cihad demiştir bundan haberleri yoktur
Gafil Müslümanlar " Nefs ile cihattayım " diyerek
Diğer Müslümanları yalnız bırakmışlardır
Farkında değildirder bazıları tesbihatl a meşgulken
Birileri Müslümanlara mermi sıkmaktadırlar


NEFS İLE CİHAT VE AHİRET

FORUM ALACAKARA NLIKLAR İSTANBUL 2013

AHMET FARUK YILDIZLIOĞLU

.

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes