+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD
 Son Mesajlar

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
 21 
 : Ekim 18, 2016, 06:13:35 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMM ED SAV EFENDİMİZ VE ÇOCUK SEVGİSİ

https://www.tatliaskim.com/dini-konular/345566-hz-resul-u-ekrem-s-hayatindan-bir-kissa.html

ZİYA YÜKSEL AYDINOĞLU

Selime üç aydır mescide gidemiyor du. Ezan sesini duyduğunda, her zamankind en daha çok mescide gitme arzusu uyanıyordu onda... Çok, ama çok özlemişti mescidi, orada kılınan o muazzam cemaat namazlarını... Bebeğini dünyaya getireli üç ay olmuştu. Onu yanına bırakıp gideceği kimsesi olmadığından, bu müddet zarfında mescidden ve cemaat namazından bütünüyle mahrum kalmıştı. Kocası seyyar satıcıydı; hurma satardı, ailesinin geçimini sağlayabilmek için sabah erkenden evden çıkar, akşama değin Medine sokaklarını dolaşır dururdu.. . Bu sebeple de ne ev işlerine yardımcı olabilece k vakti vardı; ne de bebeğe bakması için bir dadıya verecek parası... Selime buna rağmen, hayatından memnundu. Fakat yine de ezan sesi kulağına çalındığında bir garip hüzün çöküveriyordu yüreğine... Resululla h'ın (s.a.a), mescide hayat veren o sımsıcak ve yumuşak sesini hatırlıyordu hemen... Ezan sesini duyduğunda, tıpkı geçmiş günlerde olduğu gibi çabucak mescide gidip cemaate katılabilmeyi ne kadar da arzuluyor du... Ne yazık ki bu arzu, üç aydır yüreğinde kalmıştı.

Üç ay önce doğum yapmıştı. Onun ilk çocuğuydu bu... Yavrucak hep ağlıyordu, rahatsızdı, susmak bilmiyord u bir türlü... Bu yüzden Selime genellikl e çok yorgun ve uykusuzdu . Mescide gidip cemaate katılır ve Resululla h'ın (s.a.a) ardında namaza duracak olursa bütün yorgunluğunu unutacağını, içinin mutlulukl a dolup, yeniden neşesine kavuşacağını bilmiyor değildi. Fakat bebeği kime bırakacaktı? Kimsesi yoktu ki...

Hava kararmak üzereydi. Tam o sırada ezan-ı Muhammedî sesi Medine semalarında çınladı: "Allah-u Ekber!"...

Selime'nin yüreğine o âşina hüzün bulutu çökmüştü yine... Gözleri bebeğine takıldı, bakışlarını ondan ayırmaksızın bütün varlığıyla ezanı dinlemeye başladı... Yavrucak uyuyordu, pek sakindi bugün... Selime'nin tahammülü kalmamıştı artık. Resululla h'ın (s.a.a) cemaatine katılmalıydı. Aceleyle yerinden doğrulup abdest aldı, giyinip örtündükten sonra itinayla yavrusunu kucağına alıp evden çıktı. Hızlı adımlarla mescide doğru yürümeye başladı. Heyecanla etrafına bakındı; adımları âdetâ kendiliğinden mescide sürüklüyordu onu. Tedirgind i, cemaate yetişebilecek miydi acaba?.. Mescidin kapısına vardığında rahat bir nefes aldı, namaz henüz başlamamıştı. Cemaate yetişebilmenin verdiği coşkun bir mutlulukl a mescide girdi. Bu sırada kucağındaki yavrusuna takıldı gözleri, uyanmıştı; gözlerinin içi gülüyormuşcasına tatlı bakışlarıyla gülümsüyordu annesine. Selime'nin sevincine diyecek yoktu, "Keşke daha önce akıl edebilsey dim bunu!.." diye söylendi kendi kendine, "Boşuna sıkmışın kendimi demek ki... Daha önce de çocuğumu yanıma alır, mescide gelebilir ve cemaatle namaz kılabilirdim pekâlâ... Hem de Resululla h'ın arkasında... Onun imametind e kılacağım bir rekat namaz bile büyük ganimetti r benim için!.. Onunla cemaat kılmak varken, evde tek başıma nasıl kılabildim namazlarımı bunca süre?!"

Birden müezzinin "Namaz başlıyor, acele edin!" diye bağırdığını duydu. Çabucak kendini toparlayıp saflara doğru yürüdü, bir safta durup boş bir yer aramaya başlamıştı ki Resululla h'ın (s.a.a) tekbir sesini duydu. İftitah tekbiriyd i bu, namaz başlamıştı.

Selime, bebeğini yavaşça yere, mescid zeminine serilen hasırın üzerine bıraktı. Çocuk sakindi.. . İçinden, namaz bitinceye kadar onun böylece sakin durmasını ve üç aydır cemaat namazı kılamayan annesinin bunca özlemden sonra ilk namazını gönül huzuruyla kılmasına izin vermesini diledi. Ardından, hemen hazırlanıp tekbir getirerek namaza durdu.

Resululla h'ın (s.a.a) gönüllere hayat veren, kalpleri huzurla dolduran sesi duyuluyor du şimdi... Onun sesinden başka çıt yoktu mescidde. .. Mescidin duvarları, dışarıdaki kuşlar, hatta gökyüzü bile onu duyabilme k için susmuştu âdetâ. Selime, Resululla h'ın (s.a.a) tilâvet ettiği Hamd suresi'ni dinliyord u bütün varlığıyla... Bu sureyi Resululla h'ın (s.a.a) ağzından duyabilme k, üç aydır nasip olmamıştı ona... Allah Resulü, Hamd suresi'nin âyetlerini sakince, tane tane okumadada ydı. Selime'nin kalbi, tarifi imkansız bir coşkuya garkolmuş, sınırsız bir huzura gömülmüştü.

Resululla h'ın (s.a.a) tekbir sesiyle herkes rükuya vardı: "Subhâne rabbiy'el âzimî ve bihamdih. .."

"Allah-u Ekber!"..

İşte tam bu sırada... Tekbir sesinin hemen ardından ansızın yükselen bir bebek çığlığı, mescidin bütün sessizliğini bozuverdi ...

Selime'nin bebeğiydi bu!.. Dünya başına yıkılmıştı birden sanki... Mescidin huzur veren sessizliği, onun bebeğinin çığlıklarıyla bozulmuştu işte!.. Pek utandı, ne yapabilir di ki?! Namazını bozamazdı, bebeğin çığlıklarıysa dinmek bilmiyord u hiç!.. Selime, namazın nasıl bittiğini anlayamadı; mahcubiye tten kıpkırmızı olmuştu yüzü.. Bebeğini mescide getirmekl e herkesin huzurunun kaçmasına sebep olduğunu düşündükçe mahcubiye ti artıyor, çocuğunu mescide getirdiği için kendisini suçluyordu. Bütün dileği, namazını bir an önce bitirip çocuğunu alarak, mescitten hemen uzaklaşabilmekti.

"Allah-u Ekber!"

Herkes doğrulmuştu, Selime de doğruldu. Çocuk halâ ağlıyordu...

Namazın ikinci rekatı çok çabuk bitmişti. Resululla h (s.a.a) Hamd suresi'nin ayetlerin i aceleyle okumuş, rüku ve secdeyi de çabucak tamamlamıştı. Namazın üçüncü rekatı da her gün alışılagelen süreden daha erken bitti.

Selime'nin bebeği olduğu gibi ağlamaktaydı. Ne yapacağını bilemiyor du; aklı hep bebeğinin yanında olduğundan, Resululla h'ın (s.a.a) o gün namazı çok erken bitirdiğini farkedeme di. Selime, bebeğinin namaz kılanları rahatsız ettiği, mescidin huzur ve maneviyatını dağıttığı düşüncesiyle üzgün ve mahcup bir halde çocuğunu alıp çabucak mescitten çıkmak istedi. Ansızın Resululla h'ın (s.a.a) gülümseyen çehresiyle karşılaştı! Resululla h (s.a.a) Selime'nin bebeğinin yanına diz çökmüş, ona bakarak gülümsüyorlardı!.. Allah Resulü'nün gülümseyen yüzünü gören bebek hemen sakinleşivermişti, artık ağlamıyordu!..

Mesciddek i cemaat, o gün namazın bir hayli erken bitmesini şaşkınlıkla karşılamış, buna bir anlam verememişlerdi. Resululla h'ın (s.a.a) namaz biter bitmez kalkıp gittiğini görünce de şaşkınlıkları bir kat daha arttı. Resul-ü Ekrem (s.a.a) çok geçmeden geri dönmüştü, hemen etrafına toplanıp bu davranışının hikmetini sordular. Hz. Peygamber, "Duymadınız mı?" buyurdula r, "Bir bebek ağlıyordu..."

Mescidde bulunanla r, o bebeğe yardımcı olabilmek için Resululla h'ın (s.a.a) namazı erken bitirdiğini anladılar.

Selime, mahcup değildi artık... Bebeğini şefkatle kucaklark en "Seni gidi yaramaz.. ." diye mırıldandı, "Öylesine ağlayıp şamata kopardın ki, Resululla h (s.a.a) bizzat ilgilendi seninle. Büyüdüğün zaman bu olayı hatırlatacak ve Resululla h'ın (s.a.a) çocukları ne kadar sevdiğini anlatacağım sana."






 22 
 : Eylül 22, 2016, 10:16:08 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
iSLAM-GREEN34 FORUM VE SOHBET SİTESİ
DiNİ SOHBET CHAT PANELİMİZ KAPATILMIŞTIR - ÜZGÜNÜZ

Allah c.c sanal alemde islam için çalışan sitelerde n
ve sanal alemde gerçekten dinimizi savunan
yetkili olan veya olmayan
bütün kardeşlerimizden razı olsun
ve başarılarının devamını nasip eylesin inşallah


http://www.islam-green34.com

İSLAM-GREEN34
DİNİ SOHBET CHAT PANELİMİZ
KAPATILMIŞTIR - ÜZGÜNÜZ

YAVUZ-SELİM
İSTANBUL

http://www.moonstar34green.tr.gg


Selamün aleyküm değerli müslüman kardeşlerim
ben Yavuz-Selim kardeşlerim
http://www.islam-green34.com
İslami Forum ve Sohbet Chat sitemizin
Dini Sohbet Chat Panelimiz i kapattık
ve İslam-Green34 üyelerine
bu konudaki açıklamayı yapmak görevi
değerli Adminstra tör Abimiz
ve yazı grubundan bazı kardeşlerimiz
tarafından bana verildi
ve islam-green34 web sitesinin üyelerine
ve yazı grubu üyelerine
ve bizde üyeliği olmadan yazılarımızı takip eden
kardeşlerimizin bilgileri ne sunulması için
ben böyle bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim
duyuru mahiyetin de bir yazı olmasından daha çok
hem bir özeleştiri yazısı
hemde helalleşerek
aranızdan ayrılmayı istediğim için
bu son yazımın bir veda yazısı olmasını istedim
ben Yavuz-Selim kardeşlerim
hepinizin bildiği gibi tanıdığı gibi istanbul Fatih' den
aranıza katılan İslam-Green34 yazı grubu üyesi kardeşinizim
değerli kardeşlerim kendimi tanıtmama
ve burada bulunma amacımı anlatmama gerek yoktur sanırım
çünkü
bayağı uzun zamandır birliktey dik
ve bir amaç için bir aradaydık
ancak yinede özetle bazı konularda n bahsetmek istiyorum
ben kendimi kendimce tanıttıysamda tanıtamamış
veya eksik tanıtmış olabiliri m
veya kendimi doğru ifade edemeyere k
yanlış tanıtmışda olabiliri m
veya ben doğru tanıtmış sizler yanlış tanımışta olabilirs iniz
bu konuda bu saatten sonra
yapabilec eğim pek bir şey yok
tanıyamamışsanız o şekilde kalacaktır
çünkü artık aranızda olamayacağım için
kendimide ifade edemem artık
Allah c.c biliyor gerçek niyet ve kişilikleri
değerli kardeşlerim  
sanal alemde insanlar birbirler ini
ancak yazdıkları yazılarla
veya savunduğu fikir ve düşüncelerle tanıyabilirler
fakat hepinizin bildiği gibi bu çok zordur
sizde biliyorsu nuzki bu konularda çok yazıştık sizlerle
ve bu tür konularda müslüman kardeşlerimizi çok uyardık
sanal alemde gerçek manada
insanların birbirlri ni gerçekten tanıyamayacağından
çok söz ettik
sanal alemdeki egzotik giz perdesi dolayısıyla
yanılgı her zaman mevcuttur bunu çok anlattık
benimle yada başka kardeşlerimizle ilgili
beyninizd eki çizdiğiniz fiziksel veya psikoloji k portreler
gerçek kişilik yapılarıyla örtüşmeyebilir  
gerçekler çok farklı olabilir
veya benimle ilgili gerçekleri
ben elimden geldiğince aktarmaya çalıştımsada
gerçekler size çok farklı yansımışta olabilir
yada sanal alemdeki
egzotik sır ve giz perdesi dolayısıyla
yalan olanı gerçek olarakta algılıyor olabiirsi niz
bu yüzden  tanıyamamış olabilirs iniz
nihayetin de sanal alemdeyiz
ve sanal alemin bir yalan ve haram bataklığına
dönüşmeye başladığını hepimiz gördük
yaşadık ve gerçekleri biliyoruz artık
ve amacımız bu yalan ve haram bataklığından
mümkün olduğunca
müslüman kardeşlerimizi uzak tutmaktı
bu amaçla bizler buradaydık bunu biliyorsu nuz
bizler hiç bir zaman birbirimi zle
kişisel ağırlıklı sohbetler e girmedik
bir amacımız vardı o amaç için mücadele eden bir gruptuk
ve aramızda kişisel sohbetler
yaşanmasına
zaten pek zamanda yoktu
bu yüzdende birbirimi zi çok iyi tanımıyor olabiliri z
ancak amacımız ve fikirleri miz ile
mücadelemiz ortada kardeşlerim
müslüman kardeşlerimizi
bu yalan ve haram bataklığından kurtarmay a çalıştık
kurtarama dığımız zamanlard ada
darbeler yemesine engel olmaya çalıştık
bağımlılık zordur kardeşlerim
her türlü şeyin bağımlılığı zarar verir insana
sanal alem ve bazı dini sobet chat sitelerin e
olan bağımlılıkta bu bakımdan zarar verir insana
çünkü ilk başta zaten
sanal alem ile aşırı meşgul olan
müslüman kardeşlerimiz
zaman içersinde
yaşam sürecinde herhangi bir konuda
sağlıklı düşünme  ve karar verme yetisini
sanal alem yüzünden kaybetmişlerdir
ve bağımlılıktan kurtulmak
hiç kolay değildir çok zordur
kardeşlerim
bizler müslüman kardeşlerimizi bu bağımlılıktan
kurtarmay a çalıştık
evet 100 kişiden belki ancak 8 kişiyi ikna edebilmiş
ve sanal alemden ancak 100 kişiden sadece 8 kişiyi
uzaklaştırmayı başarmış olabiliri z
ancak bu yinede büyük bir başarı sayılmazmıydı
ve mücadelemiz buna değmezmiydi
bu daha çok tartışılacak bir konudur  
ancak 2 yıl devam eden mücadele sonucunda
grubumuz dağıldıktan sonra
bu tür şeyleri tartışmanın bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyorum
ancak burada altını çizmek istediğim bir şey var  
biz grup olarak belki yazıştığımız kişilerin içinden
çok az kişiyi bağımlılıktan kurtarabi ldik
ve sanaldan çıkmasını arkasına bakmamasını
ve bir daha asla geriye dönmeyerek
artık sanal ile değil gerçeklerle meşgul olmasını
sağlayabildik bunu kabul ediyorum
ancak bunu başaramadığımız kişiler üzerindede
yine olumlu etkimiz vardı
ve yüreklerindeki ümit ışığını bizler yaktık
ve sabır dua tevekkül ve tefekkür içinde
olmalarını tembih ederek
Allah c.c o kardeşlerimize
çözüm yolunu gönderene kadar
zarar görmeden ayakta kalabilme sini sağlamak için
onunla birlikte olup
ona destek olmaya çalıştık
burada kalan müslüman kardeşlerimizin
burada kaldıkları süre içinde
bu sanal alemin bir yalan ve haram bataklığı olduğunu
delilleri yle onlara ispat ederek  
bu mevcut formasyon lar ile
sanal alem ile  İSLAM'ın özdeşleşmesinin
mümkün olamayacağını
ve müslüman kardeşlerimizin ve dinimizin
çok fazla zarar gördüğünü
ve görmeye devam edeceğini
ve bu gerçeği görerek
diğer müslüman kardeşlerimizede
bu gerçekleri anlatmak gibi bir amaç
üstlenmemiz gerektiğini
böyle bir amaç ve misyon ile
eğer sanal alemde kalınırsa
çekilen acıların ve yaşanacak pişmanlıkların
psikoljik yapımızdaki oluşturabileceği
tahribatl ardan az yaralarla
kurtulmay a çabalanabileceğini anlatarak
bizlere bu konuda destek olmalarını
istedik
ve bizlere destek olanlarda n Alah c.c razı olsun
haklarını helal etsinler  
kardeşlerim bu yazıyı okuyanların içinde
belki ilk kez islam-green34 web sitesiyle
tanışmış olanlar vardır
onun için ben Yavuz-Selim kardeşiniz olarak
İslam-Green34  grubunun kuruluşunu ve geçirdiği aşamaları
ve çalışma sistemini biraz anlatayım
ve helalleşerek aranızdan ayrılayım
inşallah
kardeşlerim sanal alem
ve ilk dini sohbet chat sitesine girişimi hatırlıyorum
sanırım bu konuda Muhammed-Yasin kardeşimizinde
benimle aşağı yukarı aynı gerekçelerle
sanal aleme girdiğini biliyorum
bazı ufak tefek şeyler istisna
genel olarak aynı düşüncelerle
sanal alem ve dini sohbet chat sitelerin e girdiğini biliyorum
bu konuyla ilgili aşağıdaki
konuyu okuyarak
sanırım sanal aleme ve dini sohbet chat sitelerin e
ilk önce neden girdim bunu açıklamış olayım  

SANAL ALEM YAZILARI -1-
 
MUHAMMED YASİN
İSLAM-GREEN34 YAZI GRUBU ÜYESİ

KONU : SANAL ALEME NEDEN GİRDİM


Bu sanal aleme ben ilk kez hangi nedenle girdim
onu paylaşmak istiyorum sizinle
paylaşırsam sizi uyarmış ve sanal aleme sizin
girmemeni zi sağlamış olurum belki
burada sizi uyarmazsa m
kendimi ve sizi koruyamamış ve  
müslüman kardeşim olarak size merhametl e yaklaşmamış sayarım
sizi başka nerede göreceğimki
İstanbul Boğaziçinde araba vapurunda görüşecek halimiz yokya
sizde sanaldasınız bende sanaldayım
başka yerde ne siz varsınız nede ben
sizinle başka yerde görüşme olanağımız olmadığı için
ve ben sizi uyarmak için buradayım
yoksa benim sanal alemle işim olmaz artık
yaşayacağım kadar yanlışlığı ve pişmanlığı yaşadım ben
ilk olarak sanal aleme girişimi hatırlıyorum
ne kadar masumane duygularl a girmiştim
nereden bileyimki sanal alemde ahlaksızlığın
dinsizliğin rezilliğin diz boyu olduğunu nereden bileyimki
ilk girdiğim zamanı hatırlıyorumda psikoloji m bayağı bozuktu
ve çok zor günler geçiriyordum
bazı insani ve islami fikir ve düşüncelerimi
paylaşacak insanların gerçek yaşantımda olmadığını
çevremde bu tür insanların yer almadığını  
düşünmeye ve yüreğimde
bunu hissetmey e
başlamıştım
çevremdeki insanların bana sevgiyle
ve merhametl e
davranmam aları ve beni anlamaya çalışmamaları
beni yanlızlığa ve mutsuzluğa itmiş
sevgisizl ik ve mutsuzluk içinde yaşamaktanda bıkmış bir haldeydim  
gerçekten sevdiğim insanlar bile beni anlamıyor
beni gerçek manada ciddiye almıyorlardı
benim düşüncelerim kabul görmüyordu
ve herkes kendi düşüncesini bana lanse etmeye kabul ettirmeye
çalışıyordu
bilerek yada bilmeyere k kendi düşüncelerinin veya istekleri nin
kabul edilmesi için beni kırıyorlardı
ben kimseyi kıramıyordum
istiyordu mki herşey merhamet ve sevgi çatısı altında  
gerçekleşsin ve beni gerçekten anlamaya çalışsınlar
çok şey istemiyor dum
biraz sevgi biraz anlayış
biraz fikir ve düşüncelerime saygı istiyordu m
ve insanların beni bir bebek gibi kontrol etmeye çalışmalarından
kendi fikir ve düşüncelerine göre yaşamamı şekillendirmelerinden
hoşlanmamaya başlamıştım
çevremdekilerin  saç rengimden giyim tarzıma kadar
okuduğum kitaptan savunduğum ideolojik görüşe kadar
benim hep yanlış ve hatalı davrandığımı ifade etmeye çalışmalarından
biraz usanmıştım
birileri tarafından hep uyarılması ve yönetilmesi gerekecek kadar
bilinçsiz davranan değersiz bir insan sınıfına sokulduğumu
hissediyo rdum
bunalmıştım ve benim bunaldığımı kimse anlamıyordu
çok sevdiğim insanlar hala bana kendi fikir ve düşüncelerini empoze etmeye
çalışıyorlardı  
bu benim sanal aleme girerek
" benimde fikir ve düşüncelerim
var kardeşim
benimde hayallari m
hasretler im bazı konularda yaşamak istediğim
diğer insanlard an farklı fantazile rim var " demek zorunda kalışım
sanırım ilk kez sanal aleme girişiminde gerekçesiydi
girdim ve paylaşmaya çalıştım
Ben iyi niyetliyd im
herkesi kendim gibi gördüm
kimsenin kalbini kırmamaya çalıştım
dürüst olmaya insanları aldatmama ya çalıştım
ama sanal alemin ne kadar rezil bir yer olduğunuda
o zaman gördüm işte
nefret ettim gerçekten
çünkü istisnala r hariç
sanal alemdekil erin gerçek yüzünü gördüm
ve kesinlikl e müslüman bir insanın
bulunması gereken bir yer olmadığını
psikoloji k zarardan
ve mutsuzluk tan başka birşey kazandırmadığını
gördüm
hissi doyumsuzl uktan
ve nefs-i emarenin bitmez tükenmek bilmez istekleri nin
son bulmasının zor olduğu bir yer olduğunu gördüm
bilgisaya ra bağımlılıktan
toplumdan ve insanlard an
herşeyden önemlisi gerçeklerden kopmaktan başka
bir şey elde edilemeye ceğini gördüm  
fakat duygusaldım
ve bazı kendim gibi fikir ve görüşte olan insanlarl a yazışarak
dost oldum
içimdeki insan sevgisini ve yardımlaşmayı ayyuka çıkardım
içimdeki yanlızlık ve sevgisizl iği
yok etmeye çalıştım
ve müslüman kardeşlerimi çok sevdim
bazılarını ise haddinden fazla sevdim ve değer verdim
çünkü ben insanları seviyordu m
paylaşmayı dertleşmeyi seviyordu m
ve müslüman kardeşlerimin
sanal alemden zarar görmelerini önlemek
onlara yaşadıklarımı anlatarak
bazı şeylerden uzak durmalarını sağlayarak
mutsuzluk yaşamalarını acı çekmelerini durdurmak için
sanalda kalmaya karar verdim
müslüman kardeşlerimin bazı gerçekleri görmelerini
öğrenmelerini  istiyordu m
ben anlatmazs am eğer
acı çekerek bunu zaman içinde uzun sürede anlayabil eceklerin i
belki benim gibi birilerin i çok severek duygusallık içinde yüreklerinin
yanacağını düşünerek onlara yardım etmeye çalışmak istiyordu m
çünkü sanaldaki sevgiler imkansızdı ve sonu hüsrandı
sanaldan kopmakta çok zordu
o halde sanaldan nasıl zarar görmeden yazışmalıydık
nasıl ve ne şekilde bunu müslüman kardeşlerimize anlatmalıydık
ve nasıl böyle bir gaye için hangi argümanları kullanara k
sanalda bu ulvi gaye ve islami Realite için mücadele etmeliydi k
bunu araştırmaya ve incelemey e başladım
ve sonuçlarını yine sanaldaki değerli müslüman kardeşlerimle paylaşarak
bir nebze olsun sanaldaki yaşadığım
pişmanlıklarımın
başkalarının sanal alemdeki acılı yaşantısına kurtuluş için
umut ışığı olmasına ve Allah c.c tan dikey-yatay çözüm gelene
kadar müslüman kardeşlerimin derdiyle dertlenme ye çalıştım
bazılarını öyle sevdimki yüreğim yandı kor ateş oldu
içimde hissettim
ama sonuçta sanal alemdi
ve merhametl i elim bir yere kadar uzanabili rdi
uzanamadığım ve tutamadığım eller için
ve ellerini tutamadığım
ve boşluğa düşmekten kurtarama dıklarım için
çok üzüldüm ağladım

MUHAMMED YASİN
İSLAM-GREEN34 YAZI GRUBU ÜYESİ

http://www.social-worlds.tr.gg



Evet değerli müslüman kardeşlerim
ben işte yukarıdaki konuda yazılanların benzeri bir amaçla
bu sanal alem
ve dini sohbet chat sitelerin e girmiştim
ve girdiğimiz bir dini sohbet chat sitesi vardı
orada sürekli yazıştığımız
bir kaç kardeşimiz vardı
bu bayan ve erkek olan kardeşlerimizle
birbirimi z arasında devamlı
fikir ve düşünce alverişi yapmaya başlamıştık
bu ilk girdiğimiz zamanlard a böyleydi
ve inanın sizlerede sürekli anlattığımız gibi
o dönemlerde gerçekten
dini sohbet chat sitelerin de
tıpkı bizim islam-green34 grup üyeleri gibi
gerçekten islami konu amacıyla girenler vardı
ve içinde bulunduğumuz
o dönemdeki web siteside
bu amaçla hizmetine devam ediyordu  
fakat daha sonraları farklı amaçlarla gelen erkekleri n
mekanı oldu bu dini sohbet chat sitesi
bu yeni gelen erkekler
bayanları kandırma konusunda profesyon elleşmiş kişilerdi
bazı erkekler hoca ismiyle veya hafız ismiyle
veya işte avukat,mühendis vesaire isimlerle
bu bizim bulunduğumuz dini sohbet chat sitesine gelerek
bayanlara dini konular yazıyorlar
belirli bir süre sonra yazdıkları bu dini konularla
bayanların güvenini kazandıktan sonra
özellerde bayanların nefs-i emareleri nin
çaresizliğindende yararlana rak
onları etkiliyor lar ve aşk masalları başlıyor
ve farklı tarzlarda sohbetler de bulunuyor lardı
bu erkekler nefs-i emareleri ni tatmin peşindeydiler
ve bayanlard an çeşitli isteklerd e bulunuyor lardı
ve bunu sevdikler i için yaptıklarını söylüyorlardı
ve bayanlar bu isteklere belirli bir süre
etkileşim içinde yanıt veriyorla rdı
daha sonra ise yanıt vermek istemeyin ce erkekler bu bayanları
çeşitli gerekçelerle suçlayarak
ve tersleyer ek o bayanlard an ayrılıp
başka bir bayan ile yazışmaya başlıyorlardı
ve bu gerçekleri bizim bir arada yazıştığımız
bayan kardeşlerimizde  fark etmişlerdi
ve diğer bayanları uyarmak istiyorla rdı
fakat bunu genel sohbet ağında yapamadılar
çünkü bulunduğumuz web sitesinin yetkilile ri
" sizler dini konu yazmak için
islamı anlatmak için burada değilmisiniz kardeşim
burada dini konu yazın kardeşim
burası dini sohbet chat sitesi
bu tür farklı  konularda n bahsedere k kimseyi rahatsız etmeyin
herkesin aklı var fikri var
bayanların zarar göreceğini düşünüyorsunuz
evet olabilir bize ne bundan
bayanlar neler olduğunu bilmiyorl armı  
bayanların aklı var fikri var
uyarmaya gerek yok onları " diyerek
genel sohbet ağında
bizim gruptaki bayanların
gerçekleri yazmalarına engel oluyorlar
ve ne zaman bu bizim  gruptaki bayan kardeşlerimiz
diğer bayan kardeşlerini  
sanal alemden zarar görecekleri konusunda
uyarmaya çalıştıklarında hemen araya giriyorla r
konuyu dağıtıyorlar
saçma sapan konularla meşgul ediyorlar
veya dini konular yazarak gerçekleri yok etmeye
gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyorlardı
ve ben o dönemlerde baktım olacak gibi değil
ben çıktım  sanal alemden ve dini sohbet chat sitelerin den
çünkü artık dini sohbet sitesi
DİN ve İSLAM gayesi dışna çıkmıştı
burada bulunmaya gerek yoktu
faydasız ve gereksiz bir şeydi
ve günaha ve harama bulaşacaktık neticede
başka bir geleceği yoktu buranın
ve çıktım bu dini sohbet chat sitesinde n
ve uzun zaman girmedim bu tür yerlere
bir gece tevafuktu r girdiğimde ise
o eski her zaman girdiğimiz
dini sohbet chat sitesine girdiğimde
bizim gruptaki yazıştığımız
o değerli bayan kardeşlerimizin
eskisi gibi İSLAM için mücadele ettikleri ni  
ve bayan kardeşlerimizi uyarmaya çalıştıklarını gördüm
ve bayan kardeşlerimizin uyarmaya çalıştığı
diğer bayanlarında
bu bizim gruptaki bayanlarl a
muhatap dahi olmadıklarını
ve bizim gruptaki bayan kardeşlerimizin
diğer bayanlara verdikler i
" Selamün Aleyküm "
selamını bile almadıklarını gördüm
ve bayanlar artık sanal alemde bayanlara güvenmiyorlardı
ve bayanlar bayanlarl a artık yazışmıyorlardı
ve nerede kişiliksiz ve karakters iz
islam ve din ile ilgisiz bir erkek varsa
bayanların yazıştığı erkek tipi
malesef bu tür erkeklerd i
fakat bayanlar gerçekleri göremiyorlardı
ve bizim gruptaki bayan kardeşlerimiz
bir çözüm yolu aramaya başladılar  
erkekleri n uyarılması lazımdı
ancak erkeklerd e erkeklerl e yazışmıyorlardı
bayanların bayanları uyarmasıda etkili değildi
ve bayanların bayanlarl a özellerde tanışması
ve bazı gerçekleri oraya yazmaları
yani özel sohbette iken
oraya yazılarla yazması zaman alıyordu
ve işin aslı bu konuda belge ve bilgi aktarımı
kolay olmuyordu
çünkü bazı kelimeler reklama takılıyor
bazı kelimeler ise o an için
düzgün cümle kurularak yazılamadığı için yanlış anlaşılıyor
veya bu konuda yeterli araştırmalar olmadığı için
yazılan yazılar ikna edici olmuyordu
ve bayanlar çok sabırsızca davranıyorlardı
ve bizim gruptaki bayanları
ancak 5 dakika dinliyor
sonra yine erkekler ile yazışmaya gidiyorla rdı
ve bayanlar bayanlard an gittikçe uzaklaşıyor
ve erkeklere doğru itiliyorl ardı
ve erkeklere doğru itildikçede
nefs-i emarenin tuzakları
yalan ile haram içinde
sahte ve geleceği olmayan aşklar
acılar ve pişmanlıklar yaşanmaya devam ediliyord u
ve bayanlard an birisi bana
 " bu site bizim değil
bizim olsaydı gerçekleri yazabilir dik
fakat yazamıyoruz
dini konularla zaman boşa geçiyor
bize ait bir site olursa ancak yazabilir iz
ve özellerde yazı yazmak zaman alıyor
bunun içinde bir web sitesi açsak
ve akılcı ve mantıklı
cümlelerle bu konuları yazsak oraya
ve bayanların  o yazıları okumalarını sağlayabilsek " dedi
ve o gece ben
bizim gruptaki bayanların
ne kadar zor durumda kaldıklarını
ve nasıl gerçekleri anlatmakt a zorlandıklarını
ve diğer bayanlarında göz göre göre gerçekleri görmeyerek
tuzaklara yakalanar ak
ve erkekleri n sözüne inanarak  
bu bizim gruptaki bayan kardeşlerimizin
kalplerin i hiç yoktan yere kırdıklarını
ve yeri geldiğinde ise
bu karakters iz erkekleri n yüzünden
bayan kardeşlerine nasıl hakaret ettikleri ni gördüm  
ve gerçekten çok üzüldüm
bir bayan nasıl olurda
bu kadar gözü kör olabilird i
ve nasıl olurda bu kadar gerçeklerden uzaklaşabilirdi
gerçekten çok üzücüydü
bana bizim gruptaki bayanlard an birisi  
" bayanlar bizi dinlemiyo r
erkekleri dinliyorl ar
geri dön ve bayanlarl a yazış
onları ikna etmeye çalış " dedi
bende bunun
akılcıl bir mantıksal bir şey olmadığını
ve dinimized e uygun olmadığını söyledim
benim erkek olduğumu
ve bir bayana bunu bir bayanın anlatması gerektiğini
benim gibi bir erkeğin bir bayana
bunu anlatmasının uygun olmadığını
anlatmaya çalıştığım zaman
o bizim gruptaki bayan kardeşimiz bana kırıldı ve
" madem bize destek olmayacak sın
ne işin var burada çık git kardeşim
bak diğer erkekleri görüyormusun
bayanları kandırmak için
ne varsa deniyorla r
binbir türlü yol deniyorla r
biz ise gerçekleri anlatmaya çalışıyoruz
sen bize destek olmayacak san
neden geldin madem çık git  " dedi
bende özür diledim kendileri nden
ve çıkacaktım o sırada başka
bir bayan kardeşimiz geldi ve bana şunları söyledi
" bu iş bu şekilde olmayacak
bir web sitesi kurmalıyız ve yazılar yayınlamalıyız
ve bu yazıların okunmasını sağlamalıyız
gerekirse sohbet chat panelide olmalı
ve orada sohbet edilmemel i
sırf gerçekleri açıklamalıyız orada " dedi
bende ona dedimki
" inşallah olur " dedim
ve erkekleri bu konuda uyaracağımı
ve erkeklerl e yazışacağımı söyledim
o zaman bayan kardeşimiz
" sanal alemde güç merkezi bayanlardır
sanal alemdeki her türlü olumsuzlu kları
siz ancak bayanlarl a çözebilirsiniz
erkeklerl e çözemezsiniz
ve siz erkeksini z
sizde bu konularda nefsi güç yok
siz çözemezsiniz sen bayanları ikna et
bırak erkekleri ikna etmeye sen uğraşma yapamazsın
10 tane erkeği ikna edene kadar
1 bayanı ikna etsen kafi
çünkü o ikna olan bayan
10 erkeği ikna eder merak etme  sen "
dedi
bu konudaki çok önemli tesbiti
ve yazıyı altta altta
veriyorum
okuyunuz kardeşlerim
SANAL ALEMDE GÜÇ MERKEZİ BAYANLAR

Allah c.c sanal alemde islam için çalışan sitelerde n

ve buradaki görevlilerden razı olsun ve başarılarının

devamını nasip eylesin inşallah

http://www.islam-green34.com


15 - ÜNİTE - SANAL ALEMDE GÜÇ MERKEZİ BAYANLAR

http://www.yasemin34-leyla.tr.gg

YASEMİN İSTANBUL


Sanal alemde güç merkezi bayanlardır konusu ile ilgili

olarak bazı önemli anektodla r aşağıda maddeler halinde yazılmıştır

lütfen okuyunuz ve neden bayanların sanal alemde güçlü olduklarını

düşününüz



1- Bayanlar telekinet ik hipnokine zik ve metabolik cinselkin etik

enerji yoğunluğu bakımından erkeklerd en daha güçlüdürler

ve bu güçleri beyinleri ndeki his merkezini n

güçlü olmasınıda sağlamaktadır

bu yüzden bayanların  duygu yoğunluğu daha fazladır

ve hislerle algılama yeteneğide

erkeklerd en çok daha fazla gelişmiş olduğundan

Sanal alemdeki ahlaksızlıkları algılamada

his yoğunluğu önemli bir etken olduğundan

ve erkekleri n bayanlard an üstün oldukları fiziksel güçlerinin

sanal alemde bir işe yaramadığından

bayanların bu his gücünün karşıya iletimind e

ve İslami realiteyi yansıtmada

erkeklerd en daha etkili olacağı bilinmekt edir

Bayanların Duygu yoğunluklarıyla ve His dünyalarının

genişliğiyle ilgigi bir örnek verelim

Bir sanat galerisin i gezen ziyaretçilerden

bir bayan ile bir erkeğe

oradaki görevli ressam sorular soruyormuş

Picassonu n bir tablosu hakkında

bir erkeğe bu nedir diye sorduğunda

erkek o tablodan tek bir mana çıkararak

" daire dikdörtgen kare yani geometrik

şekiller " diye yanıt vermiş

ve ressam yanındaki bayana aynı soruyu

sorduğunda bayan

" üstteki daire güneş

bu üçgen simitçi çoçuğun yüzü

bu kare ise simit tavası

ve içindeki dairelerd e simitler

etraftaki dikdörtgenlerde caddedeki binalar

sanırım sahahın erken vaktinde ve güneşin ilk ışıklarıyla

simitçi çocuk tavasındaki simitleri satmak için caddede

yol alıyor " diye yanıt vermiş

bu örnekte sanırım bir erkeğin sanaldaki bir yazıdan

bir tek mana çıkaracağını

bayanların ise yazıdan binlerce mana çıkarabileceğini

ve çok yönlü düşünebilme yeteneğinin

erkeklerd en güçlü olduğunu

sanal aleminde duygu ve his ile hayal gücünün

yüksekliğiyle orantılı bir done olduğundan

sanal alemde bayanların her halükarda

erkeklerd en üstün olduğunu ve güç merkezini n

bayanlar olduğunu kanıtlamaya yeter sanırım



2- Bazı araştımalarda

eski çağlara ait kalıntılarda bulunan çene kemikleri nin

bayanlara ait olduğu saptanmıştır

bu yüzdende bayanların konuşma yeteneğinin

erkeklerd en çok daha fazla olduğu bilinmekt edir

bu yüzdende iletişim gücünün istenilir se

erkeklerd en çok daha fazla kapasitey e çıkarılarak

bunun İslami Realiteyi aktarmada

erkeklerd en daha fazla başarılı olacakları bilinmekt edir

Erkekleri n 10 kelimede örneklendirerek

anlatacak ları bir konuyu Bayanların iletişim gücünün

yüksekliği dolayısıyla 100 kelimede örneklendirerek

anlatarak erkeklerd en bu konuda üstün oldukları

bilinmekt edir

Bayanların oldukları bazı meslek dallarında

örneğin öğretmenlik halkla ilişkiler v.b gibi

sosyal bilimlerl e bağlantılı konularda

her zaman erkeklerd en üstün oldukları

ve Sanal alemdede İslami Realiteyi

aktarmada her zaman bu yönleriylede

üstünlük sağlayacakları bilinmekt edir



3- Bayanlar yaratılışları gereği uzlaşmacı ve barışcıldırlar

bayanların insanları yatıştırıcı yönleride bulunmakt adır

toplumsal ve sanal sorunlar bazında

Bayanlar her zaman tartışmadan değil çözümden yanadır

sanal alemdeki seviyenin yükseltilmesindede

olumsuzlu kların çözümü konusunda da

İslami Realiteni n gönül yıkmadan kalp kırmadan

iletimind ede her zaman erkeklerd en daha üstündürler

Erkekler eğer olumsuzlu kları ortadan kaldırmak

ve İslami Realiteyi hakim kılmak istiyorla rsa

kendileri nde bu gücün olmadığını kabul etmek

ve güçlerini kullanmal arı için bayanları ikna etmek

ve bayanlara güvenerek onlardan yardım istemek

zorundadırlar



4 - Allah c.c güzelliği estetiği zerafet ve nazikliği

sevgi sefkat ve merhamet gibi

ruhi-duygusal yapı özelliklerini

erkeklerd en ziyade bayanlara vermiştir

ve dolayısıyla kız-erkek arasında oluşan

med-cezirde güzellik ve cazibe ile çekim merkezini

dolayısıyla gücün odak noktasını

Allah c.c erkeklerd en çok bayanlara nasip etmiştir

erkek sadece güzel olana ilgi duyar

ve bayanın çekim alanına girerek bayana yönelmeye çalışır

ve müslüman genç kızlar sanal alemdeki bu güç merkezler ini

akıllı mantıklı

ve Allah c.c rızası için ve dünya-ahiret saadeti için

Reel-Sanal ortamda islami realiteyi ayakta tutmak için

kullanmak ve yazıştığı erkekleri

ikna etmek için harcamalıdırlar

bayan isterse veziri rezil

rezilide vezir eder

bayan'ın nefsi 7 erkeğin 1 dir

ama erkekler 1 nefsine sahip çıkacak güçte değildir

ve bayanlar karşısındada nefs-i emare konusunda

erkekler daha güçsüzdürler ve İslami Realiteni n tesisi

ve Sanaldaki olumsuzlu kları ortadan kaldırmadada

erkekler olumsuzlu kların asıl sebebidir

ve olumsuzlu kları ortadan kaldıracakta güç

erkeklerd e mevcut değildir

bu güç Allah c.c tarafından

güzelliğin ve cazibenin merkezi bayanlara verilmiştir

bayanların bu gücü erkeklerd e yoktur


 

5 - Sanal alem ve bazı sohbet chat sitelerin de

ana unsur bayanlardır ve bayanların olmadığı

bir sohbet kanalı zaten ayakta kalamaz

ve bayanların olmadığı bir kanala kimse girmez

bayanların olmadığı bir kanala

zaten kesinlikl e istisnala r dışında

erkekler girmedikl eri için

o kanalda sohbet ortamının

oluşmasıda mümkün olamaz

çünkü istisnala r dışında

erkekleri n bu sohbet kanallarına giriş amacı

ister müslüman olsun ister olmasın

bayanlarl a yazışmaktır

zaten bazı sohbet kanallarıda bunun için kurulmuştur

bazı dini sohbet kanallarında erkekleri n tek amacı

bayanlarl a yazışmaktır

bunun için dini konuları ve dini bilgileri ni

kullanmak tadırlar aslında istisnala r dışında

amaç dine hizmet etmek değildir

dolayısıyla güç merkezi bayanlardır

sanal alemdeki olumsuzlu kları

yok etmek için  yapılacak tek şey

bayanların güçlerini erkeklere karşı

kullanmal arı için ikna edilerek

sanaldaki ahlaksızlıkların yok edilmesin in

dinimize ve geleceğimize sahip çıkmak

olduğunu bayanlara anlatmak

ve onlara destek olmaktır




 

6 - Bayanlar İslami Realiteyi aktarma konusunda

her zaman erkeklerd en daha ihlaslıdırlar

ve sanal alem incelendiğinde

dinine bağlılıkta ve maneviyat yüksekliğinde

bayanların erkeklerd en üstün nitelikte oldukları

ve savundukl arı konu ve insan bazındada daha vefalı

çalışkan ve üretken oldukları bilinmekt edir

ve ayrıca Annelik doneleri gereği merhamet dereceler i

yüksek olduğundan ve İslami Realiteyi aktarmada da

merhameti n büyük önem taşıması yüzünden

bu bazdada erkeklerd en üstün oldukları bilinmekt edir

sonuçta yukarıdaki maddelerd ende anlaşıldığı üzere

sanal alemde iletişim ve etki donelerin in üstünlüğü

dolayısıyla sanal alemdeki güç merkezini n bayanlar olduğu

ve bilinçlendiklerinde güçlerini islami realite bazında

kullanmal arı için ikna edildikle rinde ve desteklen diklerind e

sanal alem ve sohbet chat sitelerin de

bayanlar sayesinde ahlaksızlıklar yok olacak

ve İslam hızla yükselecektir inşallah

Peygamber imiz Hz.Muhamm ed s.a.v Efendimiz bir hadis-i

şerifinde

" Bir devir gelecek Kuran-Kerim müminelerle yükselecektir "

buyurmuşlarıdır ve o devir gelmiştir

ve Kuran-ı kerimi yükseltecek Bayanlardır

sanal alemdede güç merkezi Bayanlar olduğu gibi

 

aşağıda bu koularda ilgili bazı linkler bulunmakt adır

tıklayarak okuyunuz

 

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=1022405

http://www.yorumla.net/bayanlara-ozel/121829-guclu-kadinlar.html

http://sessizsenfoni.blogcu.com/kadinlar-daha-duygusalmis_4789348.html

http://www.yorumla.net/komik-seyler/650214-bayanlara-ozgu-silahlar.html

http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=619223&page=22


Evet müslüman kardeşlerim
ve bu bayan kardeşimiz
Yasemin  
bana şunu söyledi
 " ancak öncellikle bize ait olan
bir web sitesi ve sohbet chat paneli açmamız lazım  " dedi
ve haklıydı
gerçekleri yazabilec eğimiz
bir web sitemiz olmalıydı
ve aşağıdaki linkte amaçları açıklanan
islam-green34 sıtesı açılmadan önce
ilk defa free olarak bütün grup üyelerinin ortak kararıyla
http://www.hatice-kubra.tr.gg
isimli içinde free addonchat sohbet chat
paneli olan  
ve yine içinde islam-karadeniz34
isimli flatcast radyosu bulunan
islam-green34 grubunun ilk web sitesi
açılmış oldu
ve sanal alem ve müslüman gençlik
isimli araştırmalarla ilgili konuların olduğu
http://www.utopya34.tr.gg
web sitesi açıldı
ve bu sitelerim izin açılmasındaki
asıl amaçlarımız nelerdi bununla ilgili
alttaki linki tıklayarak okuyunuz

http://www.islam-green34.com/index.php?topic=6.0

işte bu amaçlarla ilk kez
 http://www.hatice-kubra.tr.gg
web sitesinde islam-green34 grubu çalışmalara
buradaki addonchat panelinde başladı
bu sohbet chat panelinde
sohbet edilmedi panelde toplantılar yapıldı
ve bayan kardeşlerimizin yaptığı planlar gereği
önce listeler hazırlandı
ve ikili ekipler kuruldu
ve her gece önce kısa bir toplantı yapılarak
ikili ekiplerin görev yerlerind e
neler yapacağı tartışıldı
bu islam-green34 grubu sohbet panelinde
her gece sadece bir kişi nöbetçi bırakılarak
grup üyeleri islam-green34 sohbet panelini terk ederek
ikili ekipler olarak görev yerleri olan
çeşitli sohbet chat kanallarına gittiler
bu çeşitli sohbet chat sıtelerı denilen
yerler
aslında uyarılması gereken
müslüman kardeşlerimizin olduğu
yerlerdi
ve uyarılmazsa
ve gerçekler açıklanmazsa
göz göre göre yanlışın içinde olabilece kleri yerlerdi
ve şu şekilde bir çalışma prensiple ri vardı
bunu anlatayım sizlere
bu ikili ekiptekil erden
bayan olan eleman ile
erkek eleman arasında
kesinlikl e duygusal bir bağ yoktu
ve olamazdıda amaçlarımız vardı
ve o amaç için bir araya gelmiştik
ve bende bu iki ekiplerde görev aldım
ve seçilen dini sohbet chat sitesine
girdiğimizde
ilk etapta ikimizde oradakile rle selamlaşıyorduk
daha sonra bayan eleman orada bulunan  kardeşlerimize
tartıştıkları dini bir konu
olup olmadığını soruyordu
eğer bir dini konu yoksa
kendisi yazmak için izin
alıyor
ve bir dini konu yazmaya başlıyor
ve dikkatler i üzerinde toplamaya çalışıyordu
o sırada ben ona bazı sorular soruyordu m
o girdiğimiz sitedekil er bayan eleman ile
benim aynı ekipten olduğumuzu bilmedikl erinden dolayı
bir erkek bir bayana soru yöneltiyor
bayanda yanıtlıyor şeklinde algılıyorlardı
ve bayan eleman konu yazarken rahatsız eden olursa
bayan eleman bana rahatsız edenin
ismini veriyor
ve ben o bayan elemanı rahatsız edenin özeline giriyor
ve onu meşgul ediyordum
bu arada rahat kalan bayan eleman
dini konu yazmaya dikkatler i üzerinde toplamaya devam ediyordu
ve bu arada ikimiz haberleşiyorduk
ve yazılan yazıları değerlendirerek
gerçekten dini konularla ilgilenme k için
orada bulunduğu izlenimi veren
ve samimi-ihlaslı  gördüğümüz
ahlaklı ve dürüst izlenimi veren
bayan veya erkek varsa kanalda ismini not alıyorduk
daha sonra bir fırsat olduğunda
ismini not aldığımız kişinin
özeline giriyordu k
bazen  direkt islam-green34 için çalıştığımızı anlatıyorduk
ve psikoloji k testlerde n bahsediyo rduk  
veya sanal alemdeki bazı olaylarda n bahsedere k
fikir ve düşüncelerini alıyorduk
ve islam-green34 sitesinde n ve amacından bahsedere k
onu islam-green34 sitesine yönlendiriyorduk
islam-green34 sitesinde girincede
oradaki nöbetçi kardeşimiz
ona konular veya testler ile videolarl a
sanal alemin ve bazı dini sohbet chat sitelerin in
dinimize ve gençliğe verdiği zararları anlatıyordu
ve ikna etmeye çalışıyordu
bunun için konular vardı ve linklerle
bu konuların okunması sağlanıyordu
ikili ekiplerin çalışma sistemi buydu
ve 2 yıl bu şekilde mücadele ederek
bir çok gerçekler
müslüman kardeşlerimize aktarıldı
ve ikna edilenler oldu
veya bize yardımcı olmak için
sanal alemde bizim gibi bir grupla
aynı amaçla mücadele etmeye
çalışanlar oldu
ve islam-green34 forum sitesinde ki
sanal alem ve müslüman gençlik araştırmaları isimli konular
çeşitli yazılarla desteklen erek
daha farklı yönlerden sanal alem
ve müslüman gençlik araştırılmaya başlandı
ve çözüm yolları araştırılmaya başlandı
fakat
bizim ikili ekiplerde n Murat ile Leyla
kardeşimizin
birbirler iyle evlilik kararı alarak
bizim ekipten ve sanal alemden
tamamıyla ayrılması
grup çalışmalarımızdaki ilk fireyi oluşturdu
daha sonra grup üyelerinden
bazılarının evlenmesi
bazılarının yurt dışına çıkması gibi nedenlerl e  
gruptan ayrılmasıyla
grup çalışmaları aksamaya başladı
ve grup dağılınca
ara sıra bir araya gelinsede
ikili ekipler kurulamayınca
diğer sohbet chat siteleri gibi
sadece sohbet chat amacıyla
kullanılan yerlere benzemeye başlayınca
islam-green34 grubunun amacına aykırı olduğu gerekçesiyle
kapatılma kararı alındı
Allaha emanet olun
hakkınızı helal edin
inşallah
islam-green34 grubu ile çalışmış olmaktan mutluyum
ve grup çalışmaları esnasında
asla pişmanlık duyacak bir şey yaşamadım
işte en önemliside bu işte benim için
bizler bir amaç için bir araya geldik
ve ortak bir amaç için çalışmak
ve bu amacında gayet mantıklı
ve kudsi bir amaç oluşu
sanırım acı çekmeden pişmanlıklar yaşamadan
sanal alemde ayakta kalmamızı sağladı
yazı grubu üyelerine teşekkür ediyorum
dini sohbet chat kanalımızın
kapatılması benim için çok üzücü oldu
birde üzüldüğüm şey
bizler birbirimi zi kardeşimiz olarak gördük
fakat sohbet chat panelinde birbirimi zi
çok iyi tanıyamadık
sohbet edemedik
ve bu şekildede aranızdan ayrılıyorum
hakkınızı helal edin kardeşlerim
bizim mücadelemizde
başarılı olmamızı sağlayan
ve gece gündüz çalışan
Bayanlar grup lideri
psikoloji konusunda bilgili  
Yasemin kardeşimize ve Yasemin kardeşimizi harfiyen dinleyere k
Yasemin kardeşimizin planlarını
harfiyen uygulayar ak
başarılı olmamızı sağlayan
Erkekleri n grup lideri Fatih-Alparslan
kardeşimize teşekkür ederiz
değerli Müslüman kardeşlerim
sizleri her zaman kardeşim gibi gördüm
ve çok sevdim sizleri
Allaha emanet olun
selamün aleyküm


YAVUZ-SELİM
İSTANBUL

http://www.moonstar34green.tr.gg


 23 
 : Ağustos 16, 2016, 08:06:59 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


İSLAM VE BİLİM DENKLEMİ

Akdeniz Üniversitesi 12 Mayıs 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE BİLİMİN GERİLEYİŞİ

Prof.Dr.T imur Karaçay - Başkent Üniversitesi

tkaracay@baskent.edu.tr


İSLAM ÜLKELERİNDE BİLİMİN GERİLEYİŞİ

Bu gezegen üzerinde gelmiş geçmiş uygarlıklar arasında, bilimin Đslâm ülkelerinde en zayıf
olduğu konusunda günümüzde her hangi bir kuşku yoktur. Đçinde bulunduğumuz çağda, bir
toplumun onurlu bir şekilde ayakta durması, doğrudan doğruya onun bilim ve teknoloji deki
gücüne dayandığına göre, bu zayıflığın tehlikele ri ne kadar vurgulans a azdır.
Prof.Dr.M uhammed Abdüsselam
1979 yılı Nobel Fizik Ödüllü
Eğitimin görevlerinden birisi, toplumda biriken bilgi ve değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasıdır.
Ancak, toplumun bilgisi kendisine “nakledilen bilgi” den ibaretse, o toplumda bir kuşaktan ötekine
geçişte bir ilerleme olamaz. Toplumun sürekli ilerleyeb ilmesi için, her kuşak kendisine “nakledilen
bilgi” ye yeni bilgiler ekleyerek sonraki kuşağa nakletmel idir. Yeni bilgi ekleyebil mek için, “bilgi”nin
üretilmesi gerekir. Bu düşünce bizi, kaçınılmaz olarak şu sorulara götürür:
• - Neden bazı toplumlar bilgi üretiyor, bazıları üretemiyor?
• - Günümüzde bilgi üreten (dolayısıyla teknoloji üreten) toplumlar nasıl oluştu?
• - Bilgi üretemeyen toplumlar nasıl oluştu?
Kolay yanıtı olmayan bu sorulara, farklı bakış açılarıyla farklı yanıtlar verilebil ir. Verilebil ecek yanıtlar
ancak kitaplar dolduraca k ciddi bilimsel araştırmalarla ortaya konabilir . Bu yazı, böyle büyük bir
iddiayı taşımadığı gibi, konuyu biraz daha daraltara k İslâm ülkelerinde bilgi üretiminin neden geri
kaldığını, güvenilir araştırmacıların ortaya koyduğu düşünceleri özetleyerek vermeye çalışacaktır.
Uzun zamandır siyaset bilimcile ri dünya ülkelerini üç sınıfa ayırırlar: gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan
ülkeler ve gelişmemiş ülkeler. Ulusal gelirden kişi başına düşen oranları esas alarak dünya
2
coğrafyasına baktığımızda, bu sınıflandırmaya çekincesiz katılabiliyoruz. Bu sınıflandırmada İslâm
ülkelerinin yerlerini belirleme k istediğimizde, petrol zengini olanları dışlarsak, geri kalanları
gelişmemiş ülkeler sınıfına koymakta tereddüt etmiyoruz . Bu tabloda Türkiye’nin yeri istisnai bir
durumdadır ve o istisnayı yaratan nedeni, onun yönetim biçiminin bir İslâm devleti olmayışında
aramak yanlış olmayacak tır.
Gelişmişliği, bilgi üretim düzeyleri ile sınıflandırmak için İslâm ülkelerine topluca baktığımızda, bu gün
hiç birisinde bilgi üretiminin gelişmiş ülkelerin ulaştığı düzeyde olmadığını görüyoruz. Petrol zengini
olan İslâm ülkeleri de bu kategori içindedir. O zaman karşımıza çıkan soru şudur?
- Neden İslam coğrafyasında bilimsel devrim olmadı?
Bu soruya doğru yanıtlar arayan çok sayıda bilim adamı vardır. 18-inci ve 19-uncu yüzyılın batılı
oryantali stleri, İslam dünyasındaki bilimsel hareketle ri görmezden geldiler. Bunun nedeni şu gerçeğe
bağlanıyor: Avrupa, bilim ve teknoloji de (dolayısıyla askerlikt e) kesin üstünlüğünü kurana kadar, İslâm
dünyasını kendisine yönelik bir tehdit olarak görmüştür. Özellikle, Hıristiyan teolojisi nin İslama
karşıtlığı bilinçli bir güdüm altında sürmüştür. Bir bakıma, islamın kendi yerini almasını engelleme k
için ortaya koyduğu refleksti r. Ancak 20-inci yüzyılda, batılı bilim adamları İslam bilimini tarafsız
incelemey e başlamışlar ve sonuçta, İslamın altın çağı dediğimiz 8-inci ve 12-inci yüzyıllar arasındaki
döneme haklı övgüler yağdırmışlardır.
Sorumuzun yanıtı islâm ve hıristiyan toplumlarında bilgi üretiminin karşılaştırmalı tarihinde yatar.
Henüz, doyurucu karşılaştırmalı bilim tarihi araştırmaları ortada yok. Ama 20-inci yüzyıl
araştırmacılarının ortaya koyduğu gerçekler bize yeterli ışık tutacaktır.
Bilim Nedir?
Bilimin yüzlerce tanımını bulabilir siniz. En genel biçimiyle, bilim, sistemati k bilgiler topluluğudur. Bu
tanım esas alınırsa, bilginin nasıl üretildiği sorusuna yanıt vermek gerekir. Felsefe açısından, bilgi
üretiminde iki yol izlenir:
1. Tümdengelim
2. Tümevarım
Tümdengelim: Tümdengelim, genel bir yasadan özel sonuçlar çıkarma işidir. Örneğin, “Düzlemsel bir
üçgenin iç açıları toplamı 180 deredir.” diyen yasadan “İkizkenar bir üçgenin iç açıları toplamı 180
3
derecedir .” diyen özel sonucu çıkarabilirsiniz. Bu çıkarımı deney ve gözlemle yapmayız; yani, çok
sayıda ikizkenar üçgen çizip onların iç açılarını ölçmeyiz. Doğrudan mantığın p  q çıkarım kuralını
kullanırız. Bu çıkarımda her deney ve gözlemde kaçınılmaz olarak oluşan hatalar yoktur; bizi kesin ve
doğru sonuca ulaştırır. Bu sürece akıl yürütme (logical reasoning) diyoruz. Matematik te teorem diye
ifade ettiğimiz yasalar böyle elde edilir. Tabii, bir matematik sel sistemin temelinde aksiyomla r yatar.
Onlar, ispat edilemeye n varsayımlardır. Bütün matematik sel yapı onlara dayanır. Aksiyomla
değiştirdiğimizde, farklı bir matematik sel yapı ortaya çıkar. Bunun tipik örneğini, farklı geometril erin
ortaya çıkışında görüyoruz. Öklit Geometris i, bir doğruya dışındaki bir noktadan bir
ve yalnızca bir tane doğru çizilebileceği aksiyomun u kabul eder. Öklit’in beşinci
postülatı ya da paralelle r postülatı diye bilinen bu kuralı ispatlama k için, dünyanın en zeki insanları
2000 yıl boyunca boşuna uğraştılar. Hiç biri ispatlaya madı. Sonunda, 19-uncu yüzyılın ilk yarısında
birbirler inden habersiz olarak Macar matematikçi János Bolyai ile Rus matematikçi Nikolai Ivanovich
Lobachevs ky, Öklit’in beşinci postülatı yerine “Bir doğruya dışındaki bir noktadan
sonsuz sayıda paralel doğru çizilebilir.” aksiyomun u koyarak hiperboli k
geometri’yi kurdular. Tabii, bu yol açılınca, Öklit’in beşinci postülatı yerine “Bir doğruya
dışındaki bir noktadan hiç bir paralel doğru çizilemez.” aksiyomun u
koyan parabolik geometri de ortaya çıktı. Şimdi ortaya çıkan üç geometri sistemini n her biri kendi
içinde tutarlıdır; yani bir sistem içinde elde edilen teoremler birbirler iyle çelişmez. Ama farklı
sistemler içinde aynı hipotezle r farklı sonuçlara götürür. Başka bir deyişle, her hangi bir aşamada
ulaştığımız yasa (sonuç) en başta varlığını kabul ettiğimiz aksiyomla ra dayanıyor. O demektir ki, en
başa sistemin değişmez temel yasalarını koyuyoruz . Her sonuç o yasalarda n ya da o yasalarda n çıkan
başka sonuçlardan elde ediliyor. Çıkarım işlemi, mantık biliminin kurallarına uygun yapıldığı sürece,
sistem içindeki bilgiler arasında çelişki olamaz. Bu tür bilgi sistemler ine tümdengelimli diyoruz.
Matematik tümdengelimli bilgiler topluluğudur. O nedenle, bir matematik sistem içinde çelişki
doğamaz.
Öte yandan, değişmez yasaların başlangıçta kabul ediliyor olması nedeniyle, tümdengelimli bilgiler,
bilimsel bilgi olarak kabul edilmez. Çünkü kabul edilen temel yasaların (aksiyomla rın) gerçekliği
doğrulanamaz.
Dinler de öyledir. Her din, en başa değiştirilemez yasalarını koyar. O yasaları doğrulayamazsınız. Ama
bir dine inanan kişi, o yasaları sorgusuz kabullenm iş olur. Ahlak kuralları da öyledir. Bir toplumun
benimsediği ahlak kurallarının doğruluğu ispatlana maz. Ama toplumu biçimlendirir. Farklı toplumlar
farklı ahlak kurallarını benimseye bilir. Evrensel ahlak kuralı yoktur.
Bu nitelikle ri nedeniyle, tümdengelimli bilgiler, bilimsel bilgi olarak kabul edilmez. Bundan çıkan
sonuç şudur:
Dini bilgiler ve ahlak kuralları bilimsel bilgi değildir.
4
Tümevarım: Tümevarım, fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilim dallarında bilimsel bilgi üretiminin asıl
yöntemi olarak kabul görür. Deney ve gözlemlerden elde edilen sonuçlardan genel doğa yasalarını
çıkarmaya çalışır.
Temel bilimler doğanın gizlerini arar. Dolayısıyla, doğaya ait gerçeklerin var olduğunu kabul ederek
yola çıkar. Gözlemlere ya da sezgilere dayalı hipotezle r kurar. Ondan sonra hipotezle rini bıkmadan,
usanmadan denemeye, gözlemeye başlar. Deney ve gözlemlerden çıkan sonuçları yasalaştırmaya
çalışır. Yasalar genelleşerek kurama dönüşür. Biliminsa nını sıradan insanlard an ayıran mihenk taşı
buradadır. Çok sayıda deney ve gözlem sonucuna bakarak, oradan doğanın bir yasasını çıkarmak
sıradan bir iş değildir. Elbette, bu işi yapabilme k için yeterli bilgi birikimin e sahip olmak yanında her
insanda olmayan bir yaratıcı akıl gücüne sahip olmayı da gerektiri r. Örneğin, antik çağlardan beri
yıldızların hareketle ri gözlenmekte ve gökyüzü haritaları hazırlanmaktadır. Bu günkü astronomi
bilgileri mize sahip olmayan birisinin, sözkonusu gökyüzü haritalarını inceleyer ek Kepler’in gök
cisimleri nin hareketle rini belirleye n yasalarını ortaya koyması bekleneme z. Bunu yapabilen kişi,
doğanın bir yasasını açığa çıkarabilen ve bir teori kurabilen biliminsa nıdır.
Bütün bu aşamalarda, biliminsa nı, ulaştığı sonuca giden hipotezle r ile yaptığı deney ve gözlemleri
bütün ayrıntılarıyla ortaya serer. Ondan sonra, dünyanın dört bir yanındaki biliminsa nları, ortaya
konan yasa ya da kuramı aynı hipotezle r altında tekrarlam aya başlarlar; aynı sonuca varıp
varamayac aklarını denerler. Bu demektir ki, bilimsel bir yasa ya da kuram isteyen herkes tarafından
tekrarlan abilir olmalıdır. Bu tekrarların asıl hedefi yasayı doğrulamaktan çok, yanlışlamaktır1
. Eğer
birisi aynı hipotezle r altında yasanın söylediği sonucun çıkmadığını gösterebilirse, o yasa bilimsel olma
sıfatını yitirir. Tabii, yasayı yanlışladığını söyleyenin yaptıklarının da tekrarlan abilir ve her tekrarda
aynı sonucu veriyor olması gerekir.
Bilimsel bilgi üretiminde deney ve gözlemin asıl yöntem olarak kabulü, bu güne dek elde edilen çok
sayıda doğa yasasını ortaya koyan sağlam bir yöntemdir. Özellikle, tekrarlan abilir ve yanlışlanabilir
oluşu, ona bilimsel bilginin gücü dediğimiz üstün bir nitelik kazandırmaktadır. Ancak, bazı deney ve
gözlemler tekrarlan amaz. Örneğin bir deprem tekrarlan amaz. Milyon yıllar öncesine ait bir fosil tekrar
yaratılamaz. Bu durumlard a, mukayese ve mantıksal çıkarım yollarına başvurulur. O nedenle, bilimsel
bilgi üretimini yalnızca tekrarlan abilen deney ve gözleme dayandırmak, konuya aşırı sınır koymak
olur.

1
 Karl Popper’in yanlışlama (falsifica tion) ilkesi.
5
Antik çağ Yunan Felsefesi
MÖ 300 lü yıllarda doruğa çıkan Eski Yunan bilim anlayışı, farklı doğrultular içermekle birlikte
doğayı, maddeyi, canlıyı ve insanı bilebilme k için uğraşmıştır. Günümüzdeki mantık, matematik,
felsefe, fizik ve biyoloji’nin temelleri nin o zaman atıldığı kuşkusuzdur. Platon, Aristo, Öklit, Batlamyüs
ve Galenos gibi adların temsil ettiği Yunan bilim ve felsefesi, gerçeğin peşinde koşar. “Akıl melekesi”
öndedir, el becerisi (uygulama) geri plandadır. Başka bir deyişle, bilgi üretiminde güdülen amaç,
bilgiyi tekniğe, uygulamay a dönüştürmek değildir. Fizik ve metafizik, karşılaştığı sorulara rasyonel
yanıtlar arar, bulduğu yanıtları sergiler. Özetle, hedef, doğayı bilebilme ktir.
Önce İslam uygarlığının sonra batı kültürü dediğimiz egemen kültürün temelini oluşturan antik yunan
felsefesi çok incelenmiştir ve bu yazının konusu değildir.
Ortaçağ Hıristiyanlığı Bilime Karşı
Eski Yunan bilim anlayışı, Hıristiyanlığın Avrupada yayılmasıyla uzun sureli bir kesintiye uğramıştır. 14
yüzyıl süren bu uzun kesintiyi yapan ve sonunda “ortaçağ karanlığı” diye adlandırılan dönemi yaratan
etmenin kilise olduğu şüphe götürmez. Bilgi üretiminin kesintiye uğradığı bu dönemin avrupada
Rönesansa kadar sürdüğünü biliyoruz . Elbette Rönesans aniden ortaya çıkmadı; ortaçağ karanlığını
yaratan kiliseye başkaldıran düşünceler, gene o kilisenin mahzenler inde yeşermeye başladı.
Rönesansı yaratan asıl etmen, insan aklına vurulan prangaya yapılan başkaldırıdır. O, ondört yüzyıl
süren uzun ve trajik bir öyküdür.
Her inanç kurumunda köktenciler kolayca türemiştir ve onlar daima aklın özgürlüğüne karşı
durmuşlardır. Köktenciler, bağlı oldukları dinin ortodoksl arıdır; inançsız saydıkları kişileri tanrı adına
cezalandırmayı kendileri ne tanrı tarafından verilmiş bir görev sayarlar. Bu olgu her inanç kurumunda
yaşanmıştır. Ancak, köktencilere bu ortamı ya da olanağı sağlayan süreci doğru tanılamalıyız. O süreci
yaratan gene inanç kurumunun kendisidi r.
Konuyu önce Hıristiyan teolojisi açısından ele alacağız. Kilisenin apaçık amaçları şunlardı:
• Toplumların düzeni kilisenin koyduğu kurallara (dogmalara) uyacak şekilde
biçimlendirilmelidir. Bunun için ibadet, yemek, evlilik, seks, çalışma gibi bireyin yaşamına
etkiyen her alanda kilise kural koymuş ve koyduğu kuralları gerektiğinde şiddet kullanara k
uygulatmıştır.
• Kilise kuralları tanrının buyruğudur; asla sorgulana maz; ona karşı gelinemez .
• Ortaya konulan kurallard an birinin ihlaline bile göz yumulamaz . Çünkü, bir kuralın ihlal
edilebilm esi, ötekilerin de ihlal edilebile ceği sonucunu doğurur. Böyle olması kilise
otoritesi nin çökmesi anlamına gelir.
6
• Özellikle, özgür düşünceye yol açacak bilim kesinlikl e yasaktır. Evrenin gerçeklerini zaten
kutsal kitap ve onun tercümanı kilise ortaya koymaktadır.
Hıristiyan ortodoksl uğu, Rönesanstan önceki 1000 yıl boyunca Avrupa’yı bu katı kurallarl a
yönetmiştir. Ortaya koyduğu kurallar zinciri, giderek, batıl inançlara dönüşmüştür. Aklın özgürlüğüne
gem vurmuş, bilgi üretimini ve bilimin gelişimini engellemiştir. Kendi öğretisi dışında kalan bilginin
öğretilmesini şiddetle bastırmıştır. Dini mahkemele r (engizisyo n mahkemele ri) onbinlerc e kişiyi
sorgudan geçirmiş; çoğunu işkenceyle ve ölümle cezalandırmıştır.
Sonuçta toplumlar, yüzyıllarca süren din bağnazlığının esiri olmuştur. Bu gün hepimize apaçık
görünen bilgileri ortaya koyanlar şiddetle ceza gördüler. Hıristiyanlığın karşı çıktığı bilimsel
gerçeklerden bazıları tipiktir ve artık ilkokulla rın öğretim programına girmiştir. Bazılarını anımsamak,
konuyu açıklamaya yetecekti r.
Wycliffe adlı bilgin, fosillere dayanarak dünyanın yaşının bir kaç yüz bin yıldan çok olduğu görüşünü
ileri sürdü. Bu söylem kutsal kitabın söylemiyle uyuşmuyordu. Başpiskopos Ussher, dünyanın
kuruluşunun M.Ö. 23 Ekim 4004 Pazar günü saat 09:00 olduğunu, İncil’i inceleyer ek hesapladığını
söyledi. Sonra, o zaman ölmüş olan Wycliffe’in kemikleri nin mezarından çıkarılarak parçalanıp denize
atılmasını emretti. Böylece, münafıklık mikropları dünyadan temizlene cekti.
Kilise, ikinci yüzyılda İskenderiye’de yaşayan Claudius Ptolemaeu s (Batlamyus)’ün ortaya koyduğu
dünya-merkezli (geocentri c) evren modelini Hıristiyan ve İslam teolojile ri esas aldılar. 1540 yılında
Nicolaus Copernicu s (1473-1543) , güneş-merkezli (heliocent ric) evren modelini ortaya koyana kadar,
bu modelin toplumlar ca benimsene n bir alternati fi ortaya çıkmadı. [Aslında, Copernicu s’tan çok
önceleri antik Yunan, Hint ve İslam bilginler i arasında evrenin yer merkezli olmadığına işaret edenler
çıkmıştır2,3,4. ] Hıristiyan teolojisi ni sarsan Copernicu s, dünyanın ve diğer gezegenle rin güneş
etrafında döndüklerini söyleyen teorisini ancak ömrünün sonlarında yayınlayabilmiştir. Çünkü kilise,
geocentri c modeli benimsemişti ve onun aksini düşünenler engizisyo n mahkemesi nce ölüme
mahküm edilirdi. Gerçekten, kilisenin kinden farklı görüşleri savunduğu için Galileo Galilei (1564-
1642) ’nin engizisyo n mahkemesi nce cezalandırılışına Bernard Show şu yorumu getiriyor:
Tek başına bakıldığında, hangi evren modelinin seçildiği konusu, aslında kiliseyi bu denli gazaba getirmesi
gerekmeye n basit bir fiziksel gerçek gibi görünüyor. Ama, kilise otoritesi daha derin düşünür. Çünkü
Hıristiyan teolojisi bir yandan İbrani yazıtlarına ve antik Yunan felsefesi ne uzanır; öte yandan İsa’nın göğe
çıkışını anlatır. Evren modelini yıktığınız zaman, tanrı kelamı kabul edilen kutsal kitapları yazanın evreni
bilmediği sonucuna ulaşılır. O nedenle, kilisenin evren modelinin değiştirilmesine hoş görüyle bakması
bekleneme z.

2
 Yunanlı matematikçi ve astronom Sisamlı Aristarch os(M.Ö.310-230)
3
 İslam Bilgini Nasureddi n Tusi (1201-1274)
4
 Uluğ Bey’in Doğancıbaşı Ali Kuşçu (1403-1474)
7
Andrew Dickson [5], Hıristiyanlıktaki batıl inançlara ilginç örnekler veriyor. Onlardan bazı alıntılar
yapmak, İslamlığa giren batıl inançlara benzerliğini ortaya koyacaktır:
Dünyanın yuvarlak olduğu tezine şiddetle karşı duran teologlar şöyle diyordu: Dünyanın öteki
tarafında ağaçlar aşağı doğru büyüyecek ve yağmurlar yukarı doğru mu yağacak? Buna inanacak
kadar akılsız insanlar olabilir mi?
Aziz Paul: “Bütün hastalıkları iblisler yaratır.”
Origen: “Açlığa, kısırlığa, havanın bozulmasına, salgın hastalıkların yayılmasına yol açanlar
cinlerdir . Cinler, alt atmosferi n bulutları arasına gizlenere k dolaşır ve kendileri ni tanrı
olarak gören kâfirlerin sunduğu kan ve tütsülere gelirler.”
Aziz Augustin: “Hıristiyanların bütün hastalıkları cinlere atfedilme lidir; en çok da yeni vaftiz olmuş
hıristiyanlara ve hatta yeni doğmuş masum bebeklere eziyet çektirmektedirler.”
Papa V.Pius: “Vücut zayıflıkları günahtan kaynaklanır. Günahtan arınmak için bir maneviyat tedavisi gerekir”
emrini Verdi. Bunun üzerine şifalı kutsal nesnelere sahip olduğu bildirile n kilise ve manastırlara
muazzam paralar aktı.
Kilise: “Çiçek ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar İlahi Takdir’indir. O hastalıklara karşı aşılanmak, hastalığı
savuşturmaya kalkışmak Tanrıyı daha çok kızdırır.”
Kilise: Kadavrala rın kullanılması yasaklaya rak bilimsel tıbbın gelişmesi engeller.
Kilise. “Kuyruklu yıldızlar, adalet mahkemesi nde Tanrının günahkar dünyaya salladığı infaz kılıcı yerine
geçen ateş toplarıdır. 17.yüzyılın sonuna kadar, astronoml ar içtikleri ant yüzünden, kuyruklu
yıldızların bilinen fiziksel yasalarla hareket eden gök cisimleri olduğu gerçeğini söyleyemediler.
1705 yılında Edmond Halley, şimdi kendi adıyla anılan kuyruklu yıldızın yörüngesini Newton
ve Kepler yasalarını kullanara k buldu. Ayrıca kuyruklu periyodun u da hesapladı ve yıldızın
76 yıl sonra tekrar görüneceğini söyledi. Halley’in hesaplarının doğruluğu, o zamanden
beri hep gözlenebildi.
Cadılar: Aziz Augustin: “Fırtınalar şeytanın işidir.” Papa XIII.Greg ory: Şeytan kovmak için
fırtınalı günlerde çan çaldırdı. Papa VIII. Innocent : 1484 yılında büyücü kadınların kasırga,
don, dolu, sel gibi afetlerin oluşmasında rol otnadıkları gerekçesiyle cadı avı başlattı.
Binlerce kadın işkenceye tabi tutuldu.
Paratöner: Çevrelerindekilere daha yüksek olan kilise binalarını sık sık yıldırım çarpıyordu. Sonunda,
kilise yıldırımın şu beş günahın sonucu olduğunu ilan etti: pişman olmamak, şüphecilik,
kiliseler in onarımını ihmal etmek,din adamlarına ödenen aşar vergisind e hile yapmak.
1750-1783 yılları arasında Almanya’da 400 kilise yıldırımdan hasar gördü, 120 çancı
8
yaşamını yitirdi. 1752 yılında Benjamin Franklin, yıldırımın bir elektrik akımı olduğunu
keşfetti ve binaları korumak için paratöner kurulmasını önerdi. Boston’da kiliseler
paratöner kullanmay a başladı. Ancak 1755 yılında Massachus setts’de meydana gelen
depremin sorumluluğu Benjamin Franklin’in paratönerlerine yüklendi.
Ortaçağ hıristiyanlığının aklın özgürlüğünü bastırmak için yaptıklarının listesi çok uzundur. Listeyi
uzatmak yerine, Avrupa halklarının geçmişten iyi ders aldıklarını vurgulama k daha öğretici olacaktır.
Bu gün Avrupa halkları, hiçbir toplumda olmadığı kadar din ile devlet işlerinin ayrımına duyarlıdır. Bu
duyarlılığın kilise üzerindeki etkileri büyük olmuştur. Kilise artık geçmişteki hatalarından dikkatle
sakınmakta ve hatta geçmişte yaptığı hatalar için özür dilemekte dir. Bunun iki önemli örneği Vatikan
kilisesin in Galileo’dan ve Anglikan kilisesin in Darwin’den özür dileme anlamına gelen açıklamalarıdır.
Galileo’dan özür: 9 Mayıs 1983 günü özel bir törende Papa II. John Paul Galileo’nun engizisyo n
mahkemesi nde yargılanıp ömür boyu evinde mahküm edilmesi için özür sayılan şu mesajı
yayınlamıştır:
“Galileo olayı sırasında ve sonrasında edindiği deneyim, Kilise’nin daha olgun bir tutum
içine girmesine yol açmıştır. …Mütevazi ve sürekli bir incelemed en sonra, kilise inancın
temelini, belli bir çağın bilimsel sistemler inden ayırmayı öğrenmiştir.”
Darwin’den özür: Darwin’in 1859 yılında yayınlanan “türlerin Kökeni” adlı yapıtı bütün inanç
kurumlarının şiddetli tepkisine neden oldu. Çünkü inanç kurumlarının dayandığı temel ilke
“yaratılış” inancıdır. Darwin ise, bu inancın yerine “evrim”i koymuştur. Çatışma kaçınılmazdı.
Ne var ki, gene toplumsal bilinç, kiliseyi yola getirdi. Darwin’i aforoz etmiş olan Anglikan
kilisesi, onun doğumunun 200-üncü yılı bağlamında Eylül 2008 tarihinde şu mesajı yayınladı:
“Seni yanlış anladığımız, sana karşı gösterdiğimiz ilk tepkide hatalı oluşumuz ve bu sebeple
başkalarının da seni yanlış anlamasına yol açtığımız için özür dileriz.”
Güneş-merkezli evren modeli evrene bakışımızı, evrim kuramı ise canlılığa bakışımızı kökünden
değiştirdi. Her ikisine de inanç kurumları başlangıçta şiddetle karşı çıktı. Sonra toplum baskısı altında
kalan hıristiyan teolojisi her iki kurama daha hoşgörülü bakmaya başladı. Ancak, inanç kurumlarının
karşı durduğu üçüncü büyük kuram Einstein’in 1904 yılında ortaya koyduğu görelilik kuramıdır. En
azından cennet ile cehennemi n evrenin neresinde olduğu konusunda kafaları karıştırdığı için, inanç
kurumları henüz Einstein’dan özür dileme noktasına gelemedil er.
Görünüş odur ki, bilimin alanı genişledikçe, teolojini n alanı daralıyor. Çatışkılar devam edecektir; ama
sonunda kazanan bilim olacaktır.
9
İslamın Altın Çağı
8-inci ve 12-inci yüzyıllar arasında müslüman düşünürlerin, Yunan bilim ve felsefesi nin etkisinde
olduğu görülüyor. O nedenle, islâm dünyasında bilgi üretimi ve eğitim kilise etkisinde ki hıristiyan
dünyasından farklı bir gelişim çizgisi izledi. Mezopotam ya ve Mısır uygarlıklarından miras kalan çok
zengin bir kültüre sahip olan ortadoğu, ayrıca, Yunan ve Bizans’tan gelen eğitim görenekleri yanında
İran ve Hint eğitim görenekleriyle de tanıştı; onları harmanladı. Bunun sonucu olarak ortadoğuda çok
verimli bir bilim ortamı oluşmaya başladı. İslam bilimi bu zengin kültürün üzerinde yeşermeye
başlamıştı. Abbasiler döneminde (750-1258) bilginler in önü açılmıştı. Bağdat dünyanın bilim merkezi
olmuş, bilginler bu merkezde toplanmay a başlamıştı. Beytü’l Hikme (Abbasi halifesi Me'mun
tarafından 830'da Bağdat ta kurulan kütüphane), Yunan, Latin, İran kültürü gibi farklı kültürlerin
arapça çevirilerini içeren büyük bir kütüphane ve bilim merkezi oldu. MÖ 300 lü yıllarda var olan
İskenderiye kütüphanesinin rolünü oynayabil ecek hale geldi. Francis Ghiles [1] Nature dergisind eki
makalesin de bu durumu şöyle özetliyor:
“Bin yıl önce Müslüman bilimi doruk noktasında iken bilime ve özellikle matematik ile tıbba çarpıcı
katkılar yaptı. İslam dünyası görkemli günlerinde Bağdat’ta ve Güney İspanya’da binlerce kişinin akın
ettiği üniversiteler kurdu. Yöneticiler çevrelerini bilim adamı ve sanatçılarla doldurdul ar. Museviler,
Hıristiyanlar ve Müslümanlar özgürlük ruhu içinde yan yana çalışabildiler. Bu gün tüm bunlar birer anıdan
başka bir şey değildir.”
Beytü’l Hikme, Mogolların istilasıyla, 1258 de Hülagû Han tarafından yakılmış, Bağdat sokaklarında
binlerce kişi katledilm iş, bilim adamları bölgeyi terketmiştir. Beytü’l Hikme dışında başka bir bilim
merkezi olmadığı için, ortadoğuda İslâm o tarihten sonra bilgin ve filozof yetiştiren ortamdan yoksun
kaldı. Bunun sonucu olarak, İslâmın Altın Çağı (İslam Rönesansı) diye adlandırılan bu parlak dönem,
meyveleri ni veremeden kapanmış oldu. Bu olgu, kuşkusuz, yalnız İslam kültürü için değil, dünya
kültürü için de büyük bir kayıptır. Ama İslamın Altın Çağı’nı kapatan başka nedenler de vardır.
İslam bilimini gerileten nedenler arasına, kuşkusuz, Haçlı seferleri ve Moğol istilası gibi askeri
etmenleri de katmak gerekir. Köktencilere göre, İslamda bilimin gerileyiş nedeni İslami değerlerin
yokolmasıdır. Elbette, İslam dünyasında siyasi istikrarın sağlanamayışı tek başına önemli bir etkendir.
Bunlara toplumsal ve ekonomik nedenleri de katmak gerekir. Öyleyse, İslamda bilimin gerilemes i tek
bir nedene bağlanamaz. Gerilemen in ağırlıklı nedenini askeri yenilgile re bağlamak alışkanlığı vardır.
Bu alışkanlığın da çok gerçekçi olmadığını söylemeliyiz. Çünkü, istilacı ordu sayıca sınırlıdır ve işgal
kalıcı olursa, zaman içinde istilacı, farkına varmaksızın yerel kültürle kaynaşır.
Bu durumda, gerilemen in başlıca neden(ler)ini belirlerk en, belgelere dayalı tarih araştırmalarına
güvenmek daha doğrudur. Geçen yüzyıl içinde, İslam bilimi ve toplumu ile ilgili çok sayıda güvenilir
10
tarih araştırmaları yapılmıştır. Bu araştırmalar şu gerçeği ortaya koyuyor: İslam biliminde gerilemen in
başlangıcı ile İslamda köktenciliğin ortaya çıkışı eş zamanlıdır. Katı softalık, hoşgörüsüzlük ve fanatikli k
güç kazandıkça biliminsa nlarının oyun alanı daralmış, sayıları azalmış ve giderek bilim gerilemiştir.
 Peki ama, katı softalık islamda nasıl ve neden ortaya çıktı? Buna verilecek yanıt, islamda köktenciliğin
ortaya çıkışının ve önlenemez gelişiminin, öteki inanç kurumlarındaki gelişim çizgisini izlediğidir.
İnancın dogmalarıyla, özgür aklın ortaya koyduğu gerçeklerin bağdaştırılması gibi zor bir görev her
dinde yaşanmıştır. Hemen her inanç sistemind e, başlangıçta yapılan şey şudur: Akli bilgi ile vahyi
bilgi karşı karşıya gelince, geçiş hakkı daima vahyi bilgiye tanındı. Bu olgu, sonunda bilimsel gelişmeyi
durdurdu. Hıristiyanlıkta ortaçağın oluşmasını yaratan neden, İslamın altın çağını sona erdiren
nedenle aynıdır.
İslamlığın erken dönemlerinden başlayarak, kadercile rle özgür iradenin savunucul arı sonu gelmez
tartışmaların içine düştüler. Aristotel es’in mantık kurallarıyla donanan ve aklın özgürlüğünü savunan
“Kadâriler” insanın, önünde duran bir çok seçenekten istediğini seçebileceğini, Kur’andaki bazı
ayetlerle savunuyor lardı. Bu doktrin açıkça kaderciliğe karşıdır ve aynı zamanda politik içeriklidir.
Çünkü, bu doktrin “zalim” nitelemes ini verdikler i Emevi yönetiminin, toplumun kaderi imiş gibi kabul
edilemeye ceği anlamını özünde taşıyordu. Bu olgu, adaletsiz liğe karşı isyan hakkını içinde barındıran
devrimci bir İslam anlayışıdır. Bu anlayışın karşısında “Cebriye” denilen bir mezhep oluştu. Aslında
Cebriye üç ayrı mezhepten oluşur: Cahmiye, Naccariye ve Zirariye. Cebriye mezhebini n mensupları
her olayın tanrının emriyle olduğuna inanan katı kadercile rdi. Emeviler, kendi egemenlik lerini tehdit
eder gördükleri için, özgür iradenin savunucul arı olan Kadârilere büyük darbe indirdile r ve liderleri
olan Ma’bed Cuhani’nin kafasını uçurdular. Büyük baskı altında kalmasına rağmen, Kadâri doktrini
ortadan kaldırılamadı, zamanla Mu’tezilecilik (sıra dışılık) hareketin e dönüştü. Sekizinci yüzyılın
başlarında Vasil İbn Ata Mu’tezilecilik okulunu kurdu. Cebriye mezhebini n katı köktenciliğine karşı
duran Mu’tezilecilik, islamda inançla aklı bağdaştırmayı amaçlayan bir doktrin olarak varlığını hep
sürdüregelmiştir. Özellikle Abbasiler döneminde etkili oldular. Bu düşünce akımının düşünce
alanlarının ne denli geniş ve özgür olduğunu gösteren aşağıdaki örneği vermek uygun olacaktır.
Mu’tezileci doktrin, mantığın vahiy kadar önemli olduğunu savunarak, akli bilgi ile vahyi bilginin
uyuşmazlık gösterdiği yerlerde, Ku’rana güncel yorum getirerek akli bilgiyi öne çıkaran pratikler
geliştirmişti. Elbette karşı görüş, bu pratiği kutsal kitaba saygısızlık olarak yorumluyo rdu. Mu’tezile
doktrini bunu şu zekice düşünceyle savuşturuyordu: Ku’ran ezeli değildir, Tanrı tarafından
11
yaratılmıştır. Eğer Ku’ran ezeli ise; yani onu Tanrı yaratmadıysa, ezeli Ku’anı yaratan başka bir Tanrı
olmalıdır. Böyle olması Tanrı’nın birliğine aykırıdır. Bir başka dayanakla rı da şuydu: Ku’ran Musa’nın
sözlerini içeriyor. Musa dünyevi bir yaratıktır. Ezelden gelen bir kitap, sonradan gelen birinin sözlerini
nasıl içerebilir?
Günümüzde ilahiyatçıların sözlendirmeye cesaret edemediği bu tartışmanın özünde yatan şey şudur:
Mukaddes kitap ezeli değildir; o halde ayetler günün şartlarına göre yorumlana bilir.
Pervez Hoodbhoy, bu akımı şöyle yorumluyo r: Mu’tezilecilik, islam karşıtı ya da islamın dışından gelen
bir doktrin değil, doğrudan doğruya islamın içinden gelen devrimci bir görüştür.
Mutezilec ilere karşı duran akımın öncüsü, eski bir rasyonelc i olan Ebu Hasan el-Aşari’dir. Köktenci
Sünni İslam’ın düşünce sistemini yerleştiren Aşari Tanrı’yı insan biçiminde betimliyo r:
“Tanrı’nın tahtına sağlam biçimde yerleştiğini kabul ediyoruz. Nasıl olduğunu sormadan, Tanrı’nın iki eli
olduğunu kabul ediyoruz. Nasıl olduğunu sormadan, Tanrı’nın iki gözü olduğunu kabul ediyoruz. Nasıl
olduğunu sormadan, Tanrı’nın bir yüzü olduğunu kabul ediyoruz. O’nu duyup gördüğümüzü
doğruluyoruz.”
Bu görüşe karşı çıkan mu’tezileciler Tanrı’yı şöyle betimliyo r:
“O ne bir vücut, ne nesne, ne hacim, ne şekil, ne et, ne kan, ne kişi, ne de maddedir…. Duyuların ona
erişemeyeceği gibi, insan o’nu herhangi bir şeye benzetere k betimleye mez… Gözler O’nu göremez,
görüş O’na ulaşamaz [Arberry], [Guillaume].
Hem Şiileri hem Sünnileri kapsayan Mu’tezileci doktrin üstün gücüne erişmişken, neden İslamda
doktrin kavgalarına son veremeyip çöküşe geçti? Hoodbhoy’un buna yanıtı şudur: Mutezilec ilik
doktrinin in, inancın akılcı bir temelini oluşturduğu kabul edilebili r. Ancak kesin olarak red edilmesi ve
yokedilişi iki nedene dayanır. Birincisi, devlet erkine erişmeleri onlara dürüstlük ve hoşgörü yolundan
sapmalarına fırsat verdi. Çünkü tarih boyunca baskı normal bir yönetim aracı oldu. Bu aracı kullanan
halifeler e yakın olan mutezilec iler de halifeler in hoşgörüsüzlüğüne alet oldular. İkincisi, akıl ile
vahiy’in bağdaştığını söylemelerine rağmen, pratikte kaçınılmaz olarak akli bilgiyi vahyi bilgiye üstün
tuttular. Örneğin, Ku’ranın ezeli olmadığı gibi görüşler dini dogmaya ciddi tehdit oluşturuyor ve
dolayısıyla kendi karşıtını kolayca yaratıyordu.
12
Sünni Halife el-Mütevekkil (9.yy) döneminde tutucu kesim büyük bir güç kazandı. Şiiler ve
mu’tezileciler tüm yönetim kademeler inden temizlend iler, işkence gördüler ve büyük ölçüde
yokedildi ler. Akılcılığı benimseye n bilginler yavaş yavaş ortadan yokoldula r. Bu olgu, İslamda akli bilgi
ile vahyi bilgiyi birleştirme hareketin in sonu oldu. 19-uncu yüzyıl reformcul arının cılız ve bireysel
çabaları dışında, İslam’da bu yönde ciddi düşünce akımları oluşmadı.
Zaman zaman İran, Moğol, Selçuklu ve Haçlı ordularının tehdidi altında kalan Emeviler ve Abbasiler
müslümanlığın yayıldığı geniş topraklar da merkezi bir otorite kuramadılar. Merkezi otoriteni n
olmadığı yerlerde yetişen Fârâbî (879-950), İbn Sînâ (980-1037) ve İbn Rüşd (1126-1198) gibi filozofla r
islamî öğretiyi bilim ve felsefeni n akılcı öğretisiyle birleştirmeye uğraşıyordu. Bilginin tevhidi diye
adlandırılan bu akımın düşünürleri, kendi önlerine ördükleri bu duvarı aşamadıkları için, ilham
aldıkları Yunan düşünürlerini geçemediler.
Öte yandan, Beytü’l Hikme yakıldıktan sonra, islâm dünyası onun yerini alabilece k bir bilim merkezi
kuramadı. Merkezi yönetimden uzak coğrafyalarda önemli filizlenm eler başladı; ama çabuk
kurudular . Rasathane ler iyi almanakla r (zîc) düzenlediler. Almanakla r yıldızların gök haritasındaki
yerlerini, kıbleyi, namaz vakitleri ni belirleme k gibi önemli sayılacak bilimsel bilgiler ürettiler. Ancak
daha öteye gidip İskenderiyeli Batlamyüs’ü aşamadılar. El-Harezmi (770-840), El-Battani (858-929),
Ebul Vefa (940-998), Beyruni (973-1051) gibi adlar matematik, trigonome tri ve astronomi alanlarında
önemli pratik bilgiler ürettiler. Bunlar da büyük teoremler e dönüşemedi. Biyolojik bilimler, pratik tıp
ve eczacılığın sınırlarını aşıp doğa araştırmasına dönüşemedi. Henüz kimya ile simya ayrımı yokken
Câbir ibn Hayyân, İbnü’l Heysem gibi bilginler doğa bilimleri nde (fizik, kimya) deneye başvurdular.
Bütün bu çabalar, dünyada bilimsel bilgi üretimine atılan ilk adımlardan sayılırlar. Ancak sürekliliği
olan devlet desteği alamadıkları için kurumlaşamadılar. Bilgi üretimi kuşaktan kuşağa geçmek yerine,
hevesli kişilerin çabaları ve yaşamlarıyla sonlandı. Dolayısıyla, ortaya çıkan pratik bilgiler bilimsel
teorilere dönüşemedi.
Marifetul lah (Allah’ın Bilgisi)
İslam araştırmacısı Ignac Goldziher’e göre, daha 1250 lere gelmeden, İslâm dünyası bilimde ve
eğitimde ortaçağ katolik kilisesin in düşünce sistemini n etkisine girmeye başlamıştı. Yunan felsefe ve
mantığı yavaş yavaş terkedili yordu. Bu yönelişte, akli ilimler yerine vahyi ilimleri öne çıkaran İmam
Gazzâlî (1058-1111) ’nin etkisi büyüktür. Gazzali, mu’tezilecilerin tam tersini söylüyor, vahyi bilginin
13
akli bilginin önüne geçmesi gerektiğini savunuyor du. Aristo, Eflatun ve Sokrat gibi yunan filozofla rına
saldırmakla kalmıyor, İbni Sina, Farabi ve öteki İslam düşünürlerini imansızlar olarak niteliyor du.
Gazzali’nin müslümanlıkta ağırlık kazanan görüşleri, Selçuklulara ve Osnanlılara da geçmiştir.
İslam dünyası 12-inci ve 18-inci yüzyıllar arasında, sanki kilisenin avrupada yaptıklarını taklit etmiştir.
Yunan felsefesi ve bilimi terkedilm iştir. Artık, ilim Halik’e ulaşmak için yapılacaktır. Bunun sonucu ağır
olmuş, islamın altın çağı, giderek islamın ortaçağı ’na dönüşmüştür. Bu dönemde, önce Selçuklu
Türkleri, sonra Osmanlılar merkezi islâm devletini n (en büyük) sahibidir ler. Her büyük imparator lukta
olduğu gibi, devletin güvenliği ve devamı her şeyin üstündedir. İnanç (mezhep) tartışmalarına son
vermek, islam hukuku oluşturmak, amaca uygun eğitim kurumları kurmak öncelikli hedefler
arasındadır. Sünni öğretisi bu işe çok uygundur. “Akli bilimler” geriye itilmiş, “nakli bilimler” öne
konmuştur. Halik ’e ulaşmayan mahlukat ‘ın bilgisi değersizdir. Medresele r, dergahlar, tarikatla r din
merkezli eğitim verirler. Bu dönemin mükellimleri “vahyi” bilgiyi “akli” bilgi ile bağdaştırmaya
uğraşırken, mutasavvıflar “vahyi” bilgiyi insanın duyu ve sezilerin e dayandırmaya uğraşıyordu. Bilim
ve bilgi üretimi ancak kelam, tefsir, hadis, fıkıh gibi islâmî ilimlerde n ibarettir . Bu çerçevede, “akli”
bilgiler, ancak “vahyi” bilgileri açıklamak için vardır. Devlet desteği ile yaygınlaşan ve kurumlaşan
medresele rde yapılan iş bilim değil, Ehlü’l- İlm adı verilen islam bilginler inin islami bilgiler öğretimidir.
Bazı medresele rde matematik ve astronomi derslerin e yer verildiği görülse de, bu alanlarda bilgi
üretimi yoktur. Üstelik, altın çağ döneminde, Ehlü’l- İlm geçimini başka uğraşlarla kazanıyor, bilgi
üretiminde bağımsız kalabiliy ordu. Bu dönemde ise, medresede öğretim yapan müderrisler,
geçimlerini yaptıkları öğretim faaliyeti nden kazanıyorlardı. Dolayısıyla, medreseni n ilkelerin e uymak
zorundaydılar; bilgi üretiminde, altın çağın alimleri kadar özgür değillerdi.
Arapça’nın Türkçe’yi İstilası
Medresele rde öğretim dilinin Arapça oluşu, ister istemez, Türk dilinin gelişip bilim ve kültür dili
olmasını engellemiştir. Bilimsel kitapların Türkçe’ye çevrilmesine hiç gerek kalmaması, bilim
terimleri nin Türkçe karşılıklarının üretilmesini gereksiz kılmıştır. Edebi eserlerde, Türkçe karşılığı olan
kavramların Arapça terimlerl e ifade edilmesi adeta eserin değerini artıran bir modaya dönüştü.
Sonuçta okumuş kesimin dili ve özellikle yazı dili halk dilinden tamamen koptu. Cumhuriye t’in Türk
dilini bilim ve kültür dili haline getirmek için harcadığı çabalar önemli başarılar sağlamıştır; ama dilde
yaratılan sancıları toplum hala çekiyor.
Rönesans
İslam dünyası kendi ortaçağına girmişken, hıristiyan dünyası rönesansı yaşamaya başlar. 15.yüzyılda,
avrupa kentlerin de üniversiteler kurulmaya başlanmıştır. Bu üniversitelerin medresele rden önemli bir
14
farkı vardır. Üniversiteleri kuran devlet değil, burjuva sınıfıdır. Dolayısıyla, üniversiteler merkezi bir
otoriteye bağlı değildir. Her biri kendi öğretim programını serbestçe düzenleyebilmektedir.
Rönesansın ortaya çıkış nedeni, kilise baskısını yoketmek, aklı özgürleştirmektir. Bu olgunun avrupa
üniversitelerine büyük etkisi vardır. Her şeyden önce, Üniversiteler laik eğitim yapıyor, profesörleri
özgürce araştırma yapıyor ve düşüncelerini yayabiliy or. Orada bilim, medresele rde olduğu gibi “vahyi
bilgi” nin nakli değil, “akli bilgi” nin üretilip yayılmasıdır.
İslam toplumu ile hıristiyan toplumunu farklı biçimlendiren esas etmen budur. Beş yüzyıl “vahyi bilgi”
nin nakli ile uğraşan islam toplumu bilgi üretimini unuttu. Hıristiyan toplumu ise, bu süre içinde,
bağnazlıklardan sıyrılıp “akli bilgi” üretmeyi sürdürdü.
Çok basit görünse de gerçek budur. Akdenizin güney sahilinde ki toplumları kuzey sahilinde ki
toplumlar dan farklı yapan neden, kaderleri değil, yüzyıllar boyunca onlara sunulan eğitim sistemidi r.
12-inci yüzyıldan beri akıl melekeler ini kullanmak tan alıkonulan toplumların bilgi üretmesi nasıl
beklenebi lir?
Zorunlu Uyanış
18-inci yüzyıldan Cumhuriye t’e kadar olan dönem, en büyük islam devleti olan Osmanlı’nın varlığını
sürdürme hamleleri yle doludur. Bilim ve teknoloji üreten batının askeri üstünlüğüne karşı koyabilme k
için, Osmanlı, önce askeri okullarda “akli bilgi” öğretimini gerçekleştirmeyi istemiştir. 1772 yılında
Topçu Mektebi, 1773 yılında Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, 1775 yılında Hendese Odası, 1827
yılında Dar-ül Tıbb-ı Amire, 1839 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, 1871 yılında
Mühendishane açıldı. “Dünyevi” işlerle uğraşmayan medresele rden umudu kesen Osmanlı, sivil
okullarda da “akli bilgi” öğretimine geçmeye başladı. 1839 yılında Rüştiye, 1845 yılında Mekteb-i
Fünûn-i İdâdiye, 1848 yılında Darülmuallimin, 1859 yılında Kız Rüştiyesi, 1870 yılında Darülfünun,
1870 yılında Darülmuallimat, 1891 yılında Darülmuallimin-i Aliye kuruldu. Bu okulların açılışı ve
açılanların ıslahı peş peşe geldi.
Yazık ki çok geç kalınmıştı. Yeni okulların açılışı, batı eğitim sistemi ile 7 yüzyılda oluşan uçurumu
yokedemiy ordu. Osmanlının yapmaya kalkıştığı her yenilik 7 yüzyılda “vahyi” bilgilerl e dolan kafaların
tepkisini çekiyordu. Gerçek olan şey, 7 yüzyılda “uhrevi” bilgilerl e dolan kafalara “dünyevi” bilgileri
sokmak mümkün olmuyordu . Osmanlı kaçınılmaz sona geldi.
Genç Cumhuriye t, Osmanlı’nın yapamadığını başarmak zorundaydı. Cumhuriye tin eğitim felsefesi
gökten inmedi. 7 yüzyıllık açığı kapatmak için, ulusu çağdaşlığa taşıyacak bir eğitim sistemind en başka
yol yoktu. Bu gün de yoktur…
15
Kaynaklar
Arberry,A.J., Revelatio n and Reason in Islam, George Allen&Unvin, London, 1965.
Ghiles, Francis, What is wrong with Muslim Science, Nature, 24/03/1983.
Goldziher, Ignac, Studies in Islam, Oxford Univ.Pres s, 1981.
Guillaume, A., Islam, Penguin, Nw York, 1954.
Hoodbhoy, Pervez, Islam and Science, Zed Books, London, 1990.
Sabra, A.I., Greek Science in Islam, History of Science, XXV. 1987.
Sarton, George, Introduct ion to the History of Science, New York, Krieger, 1975.
White, Andrew Dickson, A History of the Warfare of Science with Theology, 1978, Glouceste r,Mass, 1978


İSLAM VE BİLİM DENKLEMİ

Akdeniz Üniversitesi 12 Mayıs 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE BİLİMİN GERİLEYİŞİ

Prof.Dr.T imur Karaçay - Başkent Üniversitesi



.

 24 
 : Ağustos 16, 2016, 07:00:31 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


İSMAİL RIFAT YILMAZOĞLU

FORUM GÜNEŞLİBAHÇE İSTANBUL  2010

İSRAİL MALI ALIP SATMAK CAİZMİDİR


İslamiyete göre ticarette
Irk din ve ülke ayrımı kesinlikl e yoktur
Hz.Muhamm ed sav Efendimiz in
Bir Yahudi tacirden
20 kilo arpa satın alarak
Zırhını ( rehin ) verdiği
Hz.Aişe ra tarafından nakledili r
Peygamber imizin Asr-ı Saadet devrinde
Hristiyan lar ve yahudiler le ticaret yapıldığı
Bilinmekt edir
Osmanlı dönemindede büyük tacirleri n çoğu
Yahudiler den oluşmaktadır
Günümüzdede dünyada üretim yapan
En büyük firmalar ve kaliteli mallar
Yahudiler e ait olup
Suudi Arabistan dan  Amerikaya kadar
Dünyanın her yerinde malları satılmaktadır
Yahudiler ticarette dürüst olup
Kaliteden taviz vermezler
Ve emeğin hakkını verirler
Müslümanların yahudiler le rekabet etmesi için
Bilim ve teknoloji ye önem vererek
Kaliteli mal üretmeleri gerekir
Emeğin hakkınıda vermeleri gerekir
Bazı ürünlerde dünyada kalite
Yahudi firmalarına aittir
Örneğin kozmetik veya otomotiv sektöründe
Halihazırda müslüman firmalar bu sektörlerde
Yahudiler in kalite standardına ulaşamamışlardır
Dinimize göre üretilen mal
Eğer haram statüsünde ise
Örneğin Şarap veya Domuz gibi
Yenilip içilmesi haram ise
Satılmasıda haramdır
Onun dışında her türlü mal alınıp satılabilir
Hangi ülkenin üretimi olursa olsun değişmez
Bu ülke israilde olabilir bir şey fark etmez
Dinimizde buna bir engel yoktur
Üretilen mal içinde eğer  haram katkı varsa
Laboratuv ar belgeleri yle kanıtlanması gerekir
Ancak Türkiye Cumhuriye ti Devleti tarafından
Dünyadaki herhangi bir ülkenin ürettiği malın
Alınıp satılmasına boykot getirilmişse
Müslümana düşen görev
O ülkenin malını almamaktır satmamaktır
Bu ülke Amerikada olabilir İsrailde
Ancak buna öncelikle Devletimi z karar verir
Devletimi z dışında bazılarının
Kendi ticari menfaatle ri gereği
Böyle bir karar alıp
Bu kararın dışındakilere baskı yapması
Anayasal suçtur
Ve bunu yapanlar savcılıklara şikayet edilebili r


İSMAİL RIFAT YILMAZOĞLU

FORUM GÜNEŞLİBAHÇE İSTANBUL  2010

iSRAİL MALI ALIP SATMAK CAİZMİDİR

 25 
 : Mayıs 06, 2016, 04:29:55 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin



ANNEM BENİM HEM HOCAM HEMDE ARKADAŞIMDI


Annem benim hem öğretmenim hemde en iyi arkadaşımdı

Dertlerim i her zaman dinleyen ve çareler arayandı

Elbette Annemin duaları sayesinde ben ayaktaydım

Annemi kaybettiğim gün yıkıldım ve herkes gibi bende ağladım

Acımı yüreğime gömdüm Annemi kara toğrağa verdim

Onu Rabbime emanet ettim ve çaresiz İstanbula geri döndüm geldim

 

Annem hatır gönül sayardı vefalıydı yazık kıymetini bilemedim

Kim bildiki senin değerini Annem ben nereden bileyim

Annemin sakladığı mektupları açtım baktım hepsi benim mektuplarım

Hiç birini atmamış ve içinde gül kurusu saklamış melek Annem

Ah Annem sen gittikten sonra artık ben gül kurusunu neyleyim



Annemde bana mektuplar yazmıştı neredeydi aradım bulamadım  

Ben ise onun yolladığı mektupları çoktan kaybetmiştim

Çünkü bir gün Annemi kaybedebi leceğimi hiç düşünmemiştim

Her fotoğrafımın altına mutlaka bir tarih atarmış Annem

Maksat tarih değilmiş onun yüreğinin sesiymiş bilemedim



Dolabın dibinde bir fotoğraf buldum benim fotoğrafımdı

Arkasında Annemin el yazısı vardı " Arslan oğlum gitti "

İstanbula gidiş tarihimdi bu benim memleketi terk edişimdi

Kimbilir ne kadar ağlamıştı peşimden Annem herkesten gizli

Hep ömrü gözyaşıyla geçmişti zaten Annem hiç gülmemiştiki



Son nefesinde Annemim yanında olamadım böyleydi işte kaderim

Günlerce yanındaydım ve ölmeden iki gün evvel onunlaydım

Son nefesini vereceği zaman sekarat anında göründü Azrail

Annemin son sözleriydi Azraile söylediği " Benim çocuklarım vardı "

İşte çocuklarından birisi bendim ama son nefesinde yanında değildim



Ben Annemi kaybettiğimde yüreğimde hayaller sevgiler sona erdi

Belki beni hayata bağlayan bir yanım sanki çöktü gitti  

Bayramda öpeceğim el arkamdan dua edenim bitti

Benim içimdeki saadet güneşi söndü artık Anneler günü neydiki  

Mekanın cennet olsun ruhun huzura kavuşsun artık Annem

Sen hep başkaları için yaşamıştın ama hiç mutlu olmamıştınki  

Ahirette yüzün güler inşallah Elveda hakkını helal et Annem



ISLAMGREE N34 NEW WORLD

 26 
 : Ekim 05, 2015, 06:21:57 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin

ORTADOĞU İSLAM TÜRKİYE VE DAVİD ROCKEFELL ER

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE
 
AHMET YILMAZ DİRLİKOĞLU

http://bilgipaylastikca.com/viewtopic.php?f=213&t=3952

ABD’li Yahudi bankacı işadamı David Rockefell er, son yüzyılın en büyük itiraflarını yaptı. Rockefell er’e atfedilen bu itiraflar, aslında hepimizin bildiği tarihi gerçekler..

İşte David Rockefell er’in söyledikleri:

TÜRKİYE’YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA “MARSHALL YARDIMI” İLE EL ATTIK

Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisind en ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazla r tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikala r arka arkaya dikiliyor du. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI

Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim istekleri miz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim istekleri miz doğrultusunda ülke ekonomisi ni yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisi ne geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.

BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ

En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsa cılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyord u. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojil er uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliver di. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullene cektir.

ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI

Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim istekleri miz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilme k için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerl e, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.

TÜRKİYE’DE PARA İTİBAR GÖRDÜ, ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU

Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalis t sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikala rla soyulmala rı, banker skandalla rı birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliy ordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor, ya da özelleştirme hikayesiy le, ucuz fiyatlarl a şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.

“KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ” HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerl e işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitaliz min çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesle r ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisind en Kürt devleti fikirleri nden bahsetmes ini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisi ne çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.

TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ… SU KAYNAKLAR ININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA

Rockefell er de sözü devralara k başlıyor;

Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenleri ne gelince:

Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.

İkincisi, Müslüman ve demokrati k bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsa k önce Türkiye’den başlamalıyız.

Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır. Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsa k bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletler i de yakında darbelerl e kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzu n içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorl ar. Türk devletler inde kilit mevkilerd eki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdikler inde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerl e bunu önlüyorlar.

EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR

Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.

Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyet in beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felakette n sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotam ya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.

Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotam ya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemele ri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyet inin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyet leri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.

Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyet ini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyet i başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitle rini yapabilec ek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratla rını aynı biçimde yapmışlardır.

MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYD IK

Medeniyet in beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarke n, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.

Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidi r, okumak çok zor gelir.

Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyinc e konuyu değiştirmek istedim.

OSMANLI’YI YIKMAK ZOR OLMADI

“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum. Rothschil d kendimden emin bir tavırla konuşmayı sürdürdü.

Rothschil d: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparator lukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletini n yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletini n kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikl e Türk kadınları yerine, fethettik leri ülkelerden köle olarak getirdikl eri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyor lardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarl a topraklar kaybedilm eye başlandı. Hazine plansız harcamala rla tüketildi. Savaş sonunda hedefimiz e ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelemem ize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetler ini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.

HİTLER, BİZİM TARAFIMIZ DAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR

İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudiler in, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeler iydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudiler den nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannes i o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannes i bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudiler e kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudiler i korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamla r kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryola rı üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanma ktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlar ca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.

ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA’YA ATILAMAZD I, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI

Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyor du. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabil mesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.

İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ’NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU

Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomile rinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefell er, Vanderbli t ve Rothschil d finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu .

SOVYETLER BİRLİĞİ’NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ

Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan Internati onal Barnsdall Corporati on şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali destekler le petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisi ni geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitaliz m arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitaliz mi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.

ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK

Çin ise Amerikan Bechtel Corporati on’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisi ne büyük katkıda bulunuyor lar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.

VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVY A SAVAŞ ENDÜSTRİSİ’NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI

Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim; Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletler i ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisin i canlandırmak için devlet, eskileri kullanara k elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.

Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeler i yapıldı.

Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.

Tayland’da yine ülke yönetimi devrilere k yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.

Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletler i’nin verdiği silahlarl a Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.

Afganista n savaşı Ruslara silah sanayisin i geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerin i deneyebil mek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganista n yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.

İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirler inin petrol kuyularını ve tesisleri ni bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabil mek için ülke ekonomile rini iflas ettirecek düzeye getirdile r. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacak tı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.

Saddam dolduruşa getiriler ek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlar ca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoakti f maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerleri mizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar .

1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorl ar.

Rotthschi ld konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefell er devam etti.

ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA’DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIM IZDI

Zaire devletini n başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.

Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.

Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirler iyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.

Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.

Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim istekleri miz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletler i’ne aktardığı milyarlar ca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.

Brezilya da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletler i’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.

Dominik Cumhuriye ti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.

1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyon larını finanse ediyor.

Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.

Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinle r, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.

BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARIN I DEVREYE SOKUYORUZ

Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbara t örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.

İstanbul’daki sinagogla ra yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim istekleri mizi görmezden geldikler ini hatırlatmak için yaptırıldı.

New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler .

Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefell er böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;

DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ

“Bu arada, bütün organizas yonların çok yüksek olan maliyetle ri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetl eri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademeler de işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlarda dır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetl erimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.

NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR

Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorla rsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlik leri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomile ri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerim izi bekliyorl ar.

Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacakla r. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabil ecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.

İlk önce bütün bu anlatılanları çok büyük hayaller olarak görmüştüm; ama diğer ülkelerin durumu aklıma gelince gerçekleşme olasılıklarının olduğunu hesapladım. Gerçekten de çok az televizyo n seyretmem e rağmen savaş ve ayaklanma haberleri gözüme çarpıyor, açlıktan ve sefalette n sürünen insanları seyrettiğimi hatırlıyorum. Ama ben medya adamıydım ve bütün bunların sebepleri ni araştıracak zamanım yo
ktu

 27 
 : Temmuz 20, 2015, 10:22:55 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


FIRKALAR VE İSLAM

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13552/ummetim-yetmis-uc-firkaya-ayrilacak-anlamindaki-rivayetin-guvenilir-olmadigi-iddiasina-cevap-verir-misiniz.html

“Ümmetim yetmiş iki fırkaya ayrılır, onlardan sadece biri kurtuluş ehlidir.” diye buyurdu. Bunların kimler olduğu sorusuna, “Bunlar cemaatte olanlardır.” buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, 3/145; Zevaid, 6/226). Diğer bir rivayette “Bunlar benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olan kimselerd ir.” manasındaki ifadeye yer verilmiştir.

Bu konuda farklı rivayetle r farklı senetlerl e gelmiştir. Bunlardan bazıları zayıf, bazıları sahihtir. Bu konudaki hadisleri inceleyen alimlerin zayıf dediği rivayetle r sahih olan rivayetle rden farklıdır.

Bu sahih rivayetle rden biri şöyledir:

“Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyan lar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehennem girer.”(Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332).

Tirmizî, Ebu Hureyre’den rivayet ettiği bu hadisin sahih olduğunu bildirmiştir.(bk. Trimizî, a.g.e). el-Münzirî de Tirmizî’nin bu tashihine dikkat çekmiştir.(bk. Tuhfetu’l-ahvezî, ilgili hadisin şerhi).

Ancak Tirmizî’nin bu rivayetin de “Biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer.”  ziyadesi yoktur. Tirmizî, bu ziyadenin bulunduğu rivayet için “hasen, garip, müfesser (ravi tarafından yorumlana n)" ifadesini kullanmıştır.(a.g.e).

Hadisleri incelemed e titizliğiyle bilinen İbn Teymiye de bu hadisin sahih olarak değerlendirmiş ve konusuna delil olarak getirmiştir.(bk. Mecumu’l-fetavî-şamile-1/285).

Hâkim de bu hadisi “Ümmetim yetmiş küsur  fırkaya ayrılacak, en büyüğü kendi keyifleri ne göre işler yapar, helalı haram, haramı helal kılarlar.” şeklinde çok kısa olarak rivayet etmiş ve sahih olduğunu bildirmiştir.(Müstedrek,4/430).

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu hadis için mevzu demek mümkün değildir. Zayıf olan rivayetle r varsa da pek çok alim tarafından sahih olduğu kabul edilen rivayetle r de vardır.

Hadiste geçen fırkaların tayini konusu ise güç bir meseledir . Hz. Peygamber (a.s.m) fırka-i Naciyeyi “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlar.” olarak tarif etmiştir. Bu hususu nazara alarak, bu gün meşrep itibariyl e yüzü geçkin fırkaları ötekiler deyip dışlamak isabetli olmasa gerek. Şüphesiz, İslam dininin iman esaslarıyla doğrudan çelişen gruplar da olabilir. Eskiden beri alimlerim iz, kendileri gibi düşünmeyenleri mümkün oldukça tekfir etmemeye gayret göstermişlerdir.

Kendisini Ehl-i sünnet olarak gören bizlerin kusurları yok mu? Bu asırda Kur’an’ın ön gördüğü “İman kardeşliği”, her asırdan daha önem arz etmektedi r. Bunu zedeleyec ek tavırlardan şiddetle kaçmak, ihtilaflı konuları münakaşa yapmamak gerekir. Biz Suud’daki Vehhabile ri de İran’daki Şiileri de Müslüman olarak kabul ediyoruz, varsa kusurlarını Allah’a havale ediyoruz.

Dinsizlik akımlarının omuz omuza vererek, bütün semavî dinlerin ortak inanç esaslarına hücum ettiği bir devirde, Müslümanların değil sadece kendi aralarındaki birliği sağlamak, küfr-ü mutlaka ve sefahate karşı mücadele etmek için semavî dinlerin samimî dindar kesimiyle bile el ele verip, hak dinin temel esaslarını müdafaa etmek boyunlarının borcudur. Ateist, materyali st bir felsefeni n etrafında yüzlerce akım -sırf hak dinin esaslarını silmek, yerine her türlü ahlaksızlığı yapmak adına-  deyim yerindeys e, dinsizlik dini etrafında ittifak edip kenetlenm işken, ehl-i hakkın hak dinin hakikatle rini savunma adına, Allah’ın rızası adına birleşmeleri, birbirini n kusurlarını görmemeleri lazım ve elzemdir. Yoksa, saldırmakta olan ejderhala rı, göz ardı edip,  sivrisineğin ısırmasına karşı mücadele etmek gibi komik bir manzara ortaya çıkar.

İlave bilgiler için tıklayınız:

"Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır" hadisi..

73 Fırka kimlerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet


TARİKATLER VE İSLAM

AHNET HÜSEYİN YAHYAOĞLU

FORUM YILDIZLIS EMALAR İSTANBUL 2012


Selamün aleyküm kardeşlerim
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz in
Döneminde tarikatle rin olmadığını hepimiz biliyoruz
Tarikatle rin ortaya çıkmasının çeşitli sebepleri var
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed Efendimiz
" Ashabım gökteki yıldızlar gibidir
Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunu z "
Buyurmakt adır
Tarikat deyince Hz.Ebubek ir Sıddık ile Nakşilik
Hz.Ali ra ile Kadirilik aklmıza gelir
Ve bütün tarikatle r bu iki ana tarikatın kolları
Versiyonl arı ve varyantla rıdır
Fırkalara bölünen müslümanlar
Elbette fırkalar gibi tarikatle rede bölünecekti
Fırkalarla ilgili Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav
Efendimiz şöyle buyurmakt adır

" Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar
Biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer
Hristiyan lar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar
Biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer
Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak
Biri hariç hepsi cehennem girer
” (Ebu Davud  Sünnet  1
Tirmizî  İman 18
İbn Mace Fiten 17
İbn Hanbel  2/332) "

Evet değerli kardeşlerim
Yani sadece bir fırkanın cennete gireceği
Bildirild iğinden
Ve hangi fırkanın cennete gireceği bildirilm ediğinden
Bunu bilecek olanında yalnız Allah c.c olduğundan
Bizlere düşen görev aklımızı kullanara k
Bildiğimiz İslamı yaşamaya çalışmamızdır
Dünyanın her yerinde
Oluk oluk müslüman kanı akıyor
Müslümanlar birlik ve beraberli k içinde değiller
Param parça olmuş vaziyette ler
Müslümanlar mezhep tarikat cemaat diyerek
Bölünmüşler ve birbirler ini öldürüyorlar
Yüreklerinde kin ve nefret var
Birbirler ine karşı
Sevgi ve merhametl e yaklaşmıyorlar
Hepsi " ben doğruyum ve benim yolum doğru
Ben cennete gideceğim " diyor
Hepsi kendi çıkar menfaat ve nefslerin e göre
Kendileri nin üstün olduklarını 
Ve üstün oldukları içinde
Toplumdak i ekonomik ve siyasal gücünde
Kendi ellerinde olması gerektiğini düşünerek
Kendileri nden farklı olanları ezmeye çalışıyorlar
Durum böyle oluncada birleşmeleri mümkün değil
Bu durumda elbette dünyayı yönetenlerin
Ve sömürenlerin açık hedefi haline geliyorla r
Müslümanlar akıllarını ve bilim ile teknoloji yi
Kullanmadıkları içinde
Savunmasız kalıyorlar 
Canları malları ellerinde n gidiyor
İşte fırkaların ve tarikatle rin sürekli sayısının artması
İslamiyetin ve müslümanların
Büyümesine neden olduğu gibi
Dolaylı veya dolaysız islamiyet e ve müslümanlara
Telafisi zor olan zararlard a veriyor
Rabbim tek Peygamber ve tek Kuran etrafında
Toplanmamızı ve akan müslüman kanının
Durmasını nasip eylesin İnşallah Amin


TARİKATLER VE İSLAM

AHNET HÜSEYİN YAHYAOĞLU

FORUM YILDIZLIS EMALAR İSTANBUL 2012



 

 28 
 : Temmuz 18, 2015, 05:15:57 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin


ROCKEFELL ER VE İSLAM

AHMET HÜSEYİN YILMAZOĞLU

FORUM GÜNEŞLİBAHÇELER İSTANBUL 2011

Selamün aleyküm değerli kardeşlerim
Bu yazıyı kaleme almaktaki maksadımız
Ortadoğuda ve dünyada akan müslüman kanının
Sebepleri nden birsi olan ırkçılık hezeyanının
Ve Türk Kürt gibi aslında temelinde müslüman olan
Fakat ırkçılık hezeyanıyla birlikte
Birbirine düşman edilen iki milletin
Kimler tarafından birbirler ine düşman edildiğine dair
Bir tesbit yazısıdır
Malumunuz dünyayı siyonistl er yönetmektedirler
Dünyayı medyatik güçleriyle idare etmektedi rler
Onlardan biriside Yahudi Rockefell er ailesidir
Bu ailenin yeryüzündeki amaçları ve yaşam tarzıyla ilgili
Tarihi bir belgesel tarzındaki filmi
Amerikan Holywood sektörünede hizmet eden
Yahudi yönetmen Aaron Russonun
Aktarım tarzıyla birlikte 22 Eylül 2010 tarihinde
" UYAN TÜRK UYAN KÜRT " başlığıyla
Bu yazı bir dergide yayınlandı
Ve elimize küpürü geçti sadece
Tarih var fakat alıntı yapılan kaynak adı yok
Ancak yazının doğruluğuna şüphemiz olmadığı için
Kaynağa ihtiyaç duymadan burada alıntılıyoruz

YAHUDİ YÖNETMEN AARON RUSSONUN
NİCHOLAS ROCKEFELL ER BELGESELİNDEN ALINTI

22 EYLÜL 2010

NİCHOLAS ROCKEFELL ER

 " Dünyanın sahipleri bizleriz
Yeryüzü Muhammede ( Hz.Muhamm ed sav ) iman edenlerin
Kanıyla sulanmalı
Çiçekler müslüman kanıyla sulanıp tomurcukl anmalı
Yüzyıllardır Türklerin
Muhammedi n dinine inananları
Bir insanın vücudu gibi
Bir arada tutmalarını engelleye medik evet
Bu vücudu Kürtlere özbenliklerini unutturup
Onları Türklere düşman ederek
İkiye bölebiliriz
Türklerin ve Kürtlerin elinde
Muhammedi n ( Hz.Muhamm ed sav ) uydurma kitabı
Kuran olmalı
Ancak zihinlerd e ( Kuran ) olmamalı
Yayın organlarımız bunun için  çalışmalı
Dünyanın her yerinde müslüman kanı akmalı
Tevrat bize bunu emrediyor "

NİCHOLAS ROCKEFELL ER

 29 
 : Temmuz 08, 2015, 09:28:01 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin



AHMET HÜSEYİN YILDIZOĞLU

FORUM YILDIZLI SEMALAR İSTANBUL 2010

MEVLANANI N TORUNU AYSBERG  



Mevlananın torunu Aysberg nasıl biridir
Aysberg ahlaklıdır ve seviyelid ir
Sıradan ve basit birisi değildir
Siz onu tanıdığınızı düşünürsünüz
Ancak tanıdığınız aysbergin su istündeki parçasıdır
Çünkü Aysberg derinliği olan birisidir
Yazdıklarına ve konuştuklarına dikkat eder Aysberg


Yüreğinde sevgi ve merhamet her zaman vardır
İntikam duygusu yoktur ve vefalıdır
Aysberg kalbinin sesini dinler ve duygusaldır
Bazen çocuk gibidir bazende sert bir kaya gibidir


Sevdiğine her şeyini şartsız verir
Sevdiği insanı ölümüne sever ve onu savunur
Kimseyi gözü görmez
Kesinlikl e ahlaksızca konuşmaz
Her zaman konuşması ahlaklıdır


Kalp kırmayı sevmez ve çok sabırlıdır
Kolay kolay kızmaz ve herkese kendini ifade hakkı tanır
Adaletlid ir ve maneviyatı çok yüksektir
Aysberg aslında ender bulunan bir yeryüzü meleğidir


Onun eşi benzeri yoktur o kimseye benzemez
" İşte bu Aysberge benziyor " diyemezsi niz
Kendinden başka bir örneği henüz yoktur


Kalabalıklar içinde aslında tek başınadır
Onu gerçek manada anlamak bazen zordur
Çünkü duyguları kalbinde gizlidir
Herkese herşeyi anlatmaz
Sır tutar ve dedikodu yapmaz


İnsanların arkasından konuşmaz
İnsanların kötülüğünü düşünmez
Bazen abladır sizi teselli eder
Bazen arkadaştır derdinizi paylaşır
Akılıdır
Ancak kalp söz konusu olduğunda
Aklını ikinci plana iter


Değerlidir ve değeri paha biçilmezdir
Henüz onun değerini ölçecek bir terazi mevcut değildir
Şahsına münhasırdır ve kimseye benzemez
Manevi anlamda gerçekten Mevlananın torunudur
Mübarek babasının genlerini taşır ve harika biridir


Daha doğrusu iki kelimeyle özetlenecek birisi değildir
Aysberg bir okyanustu r ve biz onun ancak damlasıyızdır
Ancak sizi yanınızda mütevazidir
Ve Aysberg zirvededi r
Siz ne yaparsanız yapın ona ulaşamazsınız

 
Kendinizi büyük görürsünüz
Ancak Aysbergin yanında küçülürsünüz
Aysbergi anlatmaya ne kelime yeter nede lugat
Anlatmaya kalktığınız zaman gözleriniz dolar
Ağlarsınız ve kelimeler boğazınızda düğümlenir



AHMET HÜSEYİN YILDIZOĞLU

FORUM YILDIZLI SEMALAR İSTANBUL 2010

MEVLANANI N TORUNU AYSBERG






AHMET FERİT YANÇINOĞLU

FORUM MEDİNİSTANBUIL 2010

SENİ BÖYLESİNE SEVEN HİÇ  OLDUMU


Seni ben karşılıksız seviyorum
Senin beni sevmediğini görerek
Hiç bir zaman bana gelmeyeceğini bilerek seviyorum
Koskocama n bir sensizliği yüreğimde hissedere k
Yüreğimde acılarla sana sürekli dualar ederek
Beni ateşlere atıp yakıp yıksanda
Hiç bir beklentim olmadan seviyorum


AHMET FERİT YANÇINOĞLU

FORUM MEDİNİSTANBUIL 2010

SENİ BÖYLESİNE SEVEN HİÇ  OLDUMU


 



 30 
 : Temmuz 08, 2015, 07:41:38 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
TARİKAT HARİTASI

https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=TAR%C4%B0KAT+HAR%C4%B0TASI

XYJ:www.hurri yet.com.t r/pazar/5097892.asp+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr" target="_blank">http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:5pBdHlG_4 XYJ:www.hurri yet.com.t r/pazar/5097892.asp+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr


Okan KONURALP - HÜRRıYET

ıstanbul’da ısmailağa Camii’ndeki cinayet ve linç olayının ardından tarikatla r yine tartışılmaya başladı. Çoğunlukla kapalı bir ilişki ağı kuran ve içe dönük yaşayan tarikatla r, bunlardan doğan cemaatler neredeyse tüm şehirlerde faaliyett e. Kökleri çok eskiye dayanan tarikatla rın çizgisinden geldiğini iddia eden birden fazla cemaat var. Sık sık kendi içlerinde bölünüyor, aralarında mücadele ediyorlar .

Çoğunlukla kurdukları vakıflar aracılığıyla hareket ediyorlar . Kimileri de neredeyse holdingleşmiş durumda. Postluk bazen babadan oğula, bazen kardeşlere geçiyor. Cemaatler in bazılarının siyasetle çok yakın bağları var, bazıları politikay la ilgilenmi yor. Ancak tüm Türkiye’nin her bölgesinde günlük hayatı ve insan ilişkilerini etkiliyor lar. Tarikatla rı, kurucularını, etkili oldukları bölgeleri, yaklaşımlarını araştırdık, haritasını çıkardık.


İSTANBUL-KAYSERİ-DÜZCE-ANKARA

Kadiri Muhammedi ye

Kadiri tarikatı kökenli Muhammedi ye kolu İstanbul, Ankara, Kayseri ve Düzce’de güçlü. Lideri Şeyh Seyyid lakabını kullanan Muhammed Ustaoğlu. 1987’de imamlıktan emekliye ayrılan Ustaoğlu, İstanbul’da yaşıyor. Kendisind en sonra yerine geçmesine kesin gözüyle bakılan oğlu Muhittin Ustaoğlu da Diyanet İşleri’nde görevli, Düzce’de imamlık yapıyor. Cemaatin Kayseri vekili Muammer E. Almanya vekili Şükrü Oral. Muhammedi ye, tarikat şeceresini Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani’ye dayandırmakla birlikte kendisini Nakşibendi ve Mevlevi geleneğinin parçası kabul ediyor. Zikir törenlerinde zaman zaman yaklaşık bin kişiyi buluşturmayı başarıyor.

KÜTAHYA

Halveti tarikatının Şabaniye Kolu

Şeyhlik postunda Mehmet Dumlu oturuyor. Türkiye’nin en aktif Halveti tarikatı olarak biliniyor . Düzenli yaptıkları zikir törenlerine kadın ve erkeğin bir arada katılmasıyla tanınıyorlar. Kütahya merkezli cemaatin zikir törenlerine İstanbul’un yanı sıra, Bursa, Uşak, Eskişehir, Ankara ve Afyon’dan da geniş katılımlar oluyor.

ANKARA-VAN-Ş.URFA-İSTANBUL

Hizb-ut Tahrir

Grup kendisini "İdeolojisi İslam olan parti" olarak tanımlıyor. Adlarını Hizb-ut Tahrir Türkiye sözcüsü Yılmaz Çelik’in İstanbul Fatih Camii’ndeki basın açıklamasıyla duyurdula r. Ankara ve İstanbul’un yanı sıra Şanlıurfa ve Van’da da güçlü oldukları biliniyor . Örgüt çalışmalarını Ankara merkezli Köklü Değişim adlı dergi çevresinde sürdürüyor.

ANKARA- ANTALYA

Galibiler

Kadiri-Rufai tarikat geleneğinden gelen cemaatler arasında tarikatlığını ilan eden tek kol. Şeyhleri Hacı Galip Hasan Kuşçuoğlu. Zikirde şiş çekmeleriyle tanınıyorlar. Her perşembe akşamı Ankara’nın Hüseyingazi semtindek i Tevhid Camii’nde yaptıkları zikre yaklaşık 3 bin kişi katılıyor. Müritlerin çoğu çevredeki sitelerin esnafı. Şeyh Kuşçuoğlu kendisini şöyle tanımlıyor: "Mezhep olarak Hanefi; meşrep olarak Alevi; yol olarak Kadiri-Rufai Galibiyiz ." Faaliyetl erini, şeyhin adını taşıyan eğitim vakfı kanalıyla sürdürüyor. Cemaat Antalya’da da faaliyett e.

ERZURUM

Nurcu Kırkıncı Hoca Grubu

Said Nursi’nin ölümünden bu yana Nurcular 10’dan fazla gruba bölündü. En etkin grup Fethullah Gülen cemaati. Ancak, Nurcular içinde bir isim var ki, Said Nursi’nin ölümünden bu yana "talebeler" içindeki saygın önder konumunu hiç kaybetmiy or. Bu isim, Nurcular arasında Kırkıncı Hoca olarak tanınan Mehmet Kırkıncı. Said-i Nursi’nin, "Evleriniz i medrese yapın" çağrısına uyup Erzurum Karanlık Kümbet Medresesi’ni kuran Kırkıncı, yaşamını burada sürdürüyor. 12 Eylül darbesind en iki yıl sonra MGK Başkanı Genelkurm ay Başkanı Kenan Evren’e mektup yazan Kırkıncı Hoca, "Dini güçlendirmek, milleti güçlendirmektir" demiş, ima yoluyla da olsa anayasa referandu munda cemaat desteğine karşılık, cemaate destek arzusunu dile getirmişti. Bu tavrı nedeniyle Nurcular arasında eleştirilse de, müridleri ve Gülen’i Nurcu yapan hocası olduğu için, Gülen Cemaati taraftarl arı arasında özel bir otoriteye sahip.

TRABZON

İcmalciler

Kadiri Tarikatı’nın İcmal Kolu’nun lideri Haydar Baş son dönemde çalışmalarını Bağımsız Türkiye Partisi adıyla sürdürüyor. Parti, 3 Kasım 2002 seçimlerden büyük bir yenilgiyl e çıktı. Ulusal televizyo n ve günlük bir gazetenin sahibi Haydar Baş’ın Türkiye’nin en zengin cemaat liderleri arasında olduğu iddia ediliyor. Trabzon ve çevresinde güçlü. Baş’ın ismi Trabzon’daki rahip cinayeti sonrasındaki tartışmalarda geçmişti.

İSTANBUL-BURSA

Cerrahile r

Halveti tarikatına dayanıyor. Dergahları, İstanbul’da Fatih-Karagümrük’teki Kethüda Canfeda Hatun Camii bitişiğinde. Zikirleri nde, müzik ve ibadet dışında hiçbir şey konuşulmuyor. Müritleri arasında çok sayıda tanımış ses sanatçısı bulunuyor . Tarikatın Tophane’deki Kadiriler yokuşundaki Kadirhane’sinde düzenlenen zikir törenleri neredeyse turistikl eşmiş durumda. Kadirhane’nin şeyhi Ahmet Misbah Erkmenkul . Celvetiye tarikatına bağlı İsmail Hakkı Bursevi tarafından kurulan Hakkıye kolunun müritleri ise en çok Bursa’da yaşıyor. Kurucularının adını taşıyan bir vakıfları var.

İSTANBUL-ANKARA-ÇORUM-BOLU

Uşşakiler

Halveti Tarikatı’nın bir kolu Uşşakiye. Merkezi İstanbul Kasımpaşa. Kurucusu Pir Hüsameddin’in türbesi de bu semtteki aynı isimli camide. Tarikatı kamuoyuyl a tanıştıran isim İbrahim İpek. Uzun yıllar sessiz faaliyet gösteren tarikat onunla birlikte ün kazandı, İpek Yolu adlı yeni bir cemaat oluştu. İpek’in 2000 yılında ölümünün ardından posta 44 yaşındaki eski milli güreşçi Fatih Nurullah oturdu. Nurullah tarikat nüfusunu artırmak için herkese açık kutlamala r, piknikler düzenliyor; zikirleri tarikat üyesi olmayanla ra da açıyor. Tarikatın Kasımpaşa’daki merkezi her sene Bolu’da ve Çorum’da düzenlediği "Devran" adlı zikir törenleriyle tanınıyor. Bolu’daki son devrana 2 bin kişi katılmıştı.

ADIYAMAN-ANKARA-AFYON-SAKARYA-İSTANBUL

Menzilcil er

Nakşibendi Tarikatı’nın Menzil Kolu adını Adıyaman’ın Menzil köyünden alıyor. Cemaatin en ünlü ismi, uğradığı zehirli iğne saldırısından bir süre sonra hayatını kaybeden Raşit Erol. Şeyh postunda şimdi kardeşi Abdülbaki Erol oturuyor. Şeyh adaylarından Fevzettin Erol ise şimdilik cemaatin Ankara ve Afyon örgütlenmesini yönetiyor. Menzilcil erin Ankara çevresi "Semerkant Grubu" olarak da adlandırılıyor. Fevzettin Erol, yılın bir bölümünü de Afyon’daki merkezde geçiriyor. Cemaat ekonomik gücünü özellikle kendileri ne derviş adını veren müritlerin kurduğu şirketlerin belediyel erden aldığı ihalelerl e arttırıyor. Raşit Erol’un "İmanı kurtarmanın ve pekiştirmenin kafi olduğu bir devir yaşıyoruz" anlayışıyla hareket eden cemaatin Adıyaman Menzil ve Ankara merkezler i özellikle alkol bağımlılığından kurtulmak isteyen kişilerin ilgi odağı.

SİİRT- ANKARA- İSTANBUL- ELAZIĞ

Tillocula r

Kurucuları Sultan Memduh Hazretler i’nin türbesinin bulunduğu Siirt’in Tillo beldesi manevi merkezler i. Süryanice "Yüksek Ruh" anlamına gelen Tillo geleneği Kadiri Tarikatı’nın en güçlü kollarından. Siyasete uzak durmaları nedeniyle İcmalcilerden, Kadiri-Rufai geleneğinde faaliyet sürdürmesi nedeniyle de Galibiler den ayrılıyor.

HATAY-GAZİANTEP-ŞANLIURFA-KİLİS-MARDİN-BATMAN

Haznevile r

Türkiye Kürtleri arasında en güçlü Nakşibendi cemaatler inden biri. Merkezi Suriye’de. Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Batman ’da örgütlüler. Cemaatin şeyhi Muhammed Haznevi yılda en az bir kez Türkiye’ye gelip, zikir törenlerini yönetirdi. Geçen yıl öldüğünde, binlerce Türk müridinin cenaze töreni için Suriye’ye geçmek istemesi haber bültenlerine konu olmuştu. Şeyhliği Muhammed Haznevi’nin oğlu Muhammed Muta Haznevi üstlendi.

SAKARYA-DÜZCE-BURSA

Hakikatçılar

Hemen hemen tüm cemaatler e karşı yürüttüğü mücadeyle tanınan Hakikatçılar’ın şeyhi Ömer Öngüt. Adapazarı’nda yaşıyan Öngüt, Cemaletti n Kaplan, Fethullah Gülen, Necmettin Erbakan, Süleymancılar, İsmailağa Cemaati ve Diyanet’e yönelik ağır eleştiri içeren kitaplarıyla tanınıyor. Sakarya başta olmak üzere Düzce, Bursa ve Ankara’da önemli sayıda müride sahip. Tarikat, şeyhe mutlak itaat ilkesiyle yaşıyor.

KAYSERİ

NakşibendiYahyalı Cemaati

Kayseri’de Gülen Cemaati’yle birlikte en güçlü dini grup. Nakşibendi tarikatının Anadolu’daki en önemli kolları arasında. Yahyalı Hacı Hasan Efendi’den alıyor adını. Şimdi şeyh postunda oturan kişi Ramazan Dinç. Cemaat, Kayseri’deki sanayi gelişimine paralel olarak hızla büyüdü. Müritleri arasında Kayseri’nin önde gelen işadamları bulunuyor .

İSTANBUL

Işıkçılar

Seyit Abdülhalim Arvasi’ye bağlı Hüseyin Hilmi Işık’ın kurduğu cemaat günümüzde İhlas Holding şemsiyesi altında büyüdü. Cemaatin lideri Enver Ören’in rahatsızlığı ve İhlas Finans’a el konulması cemaatin güç kaybetmes ine neden oldu.

TÜRKİYE’NİN EN YAYGIN İKİ CEMAATİ

Gülen Cemaati ve Nurcular

Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritasında Nurcular ağırlıklı yer işgal ediyor. Tarikatın en ünlü ismi Fethullah Gülen’in etkinlik alanı Türkiye’nin tüm illerini kuşatıp, tarikat okulları kanalıyla Afrika’dan Uzakdoğu’ya uzanıyor. 1941 doğumlu Gülen, 1970’lerden itibaren Nur hareketi içinde gözyaşı eşliğindeki vaazlarıyla kendi yolunu çizdi. Akyazılılar ve Türkiye Öğretmen Vakfı gibi kuruluşlarla başlayan örgütlenmesi bugün büyük bir ekonomik ve siyasi güce dönüşmüş durumda. Cemaatin medyadan eğitime, finansa, sağlık sektörüne kadar pek çok alanda yatırımı bulunuyor . Gülen uzun süredir ABD’de yaşaması, olası vefatı sonrasında bu büyük ekonomik gücün nasıl paylaşılacağı belli değil. Nur cemaatini n içinde adı sık geçen diğer gruplar şunlar: Liderliğini Mehmet Kutlular’ın yaptığı Yeni Asyacılar (İstanbul), liderleri İzzet Yıldırım, Hizbullah tarafından kaçırılıp öldürülen Med-Zehra Vakfı çevresi (Doğu-Güneydoğu Anadolu), Müslüm Gündüz liderliğindeki Aczmendil er (Elazığ-İstanbul), Yeni Nesilcile r, Yazıcılar

Süleymancılar

Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan, soyunu Nakşibendi Şeyhi Selahaddi n İbni Seracetti n ’e dayandırıyor. Zamanla bağımsız bir yol izledi. Kurduğu Kuran kurslarından yetişen öğrenciler, hocalarının mehdiliğine iman edip, Süleymancılar cemaatini oluşturdu. Ege ve Akdeniz bölgelerinde güçlenen Süleymancılar zamanla tüm yurda yayıldı. Faaliyetl erini "kurs ve okul talebeler ine Yardım Dernekler i" adı altında yürütüyor. Hakikatçılar’ın şeyhi Ömer Öngüt, Süleymancılar’ı "Dinleri Süleymancılık, imanları para, huyları gasp, meslekler i de dilencili k olan bir cemaat" olarak adlandırıyor. Türkiye’nin her ilinde en az bir Kuran kursuna sahip cemaatin, kurs ve öğrenci yurtlarının toplam sayısının 1500’ü bulduğu söyleniyor. Tunahan ’ın ölümünün ardından cemaat liderliğine Kemal Kaçar geçti. Onun vefatı sonrasında ise cemaat her ne kadar reddedils e de iki kardeş Ahmet Denizolgu n ile Beyazıt Denizolgu n arasında bölündü.

İSTANBUL-ANKARA

İskenderpaşa Cemaati

Geçmişi 1800’lü yıllara, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’ne uzanıyor. Uzun süre, Gümüşhanevi tekkesi cemaate ismini verdi. Mehmet Zahit Kotku şeyhlik postuna oturdukta n sonra, görev yaptığı İskenderpaşa Camii tarikata ismini verdi. Kotku’nun ölümünden sonra liderliğe geçen damadı Prof. Esad Coşan da 2001 Şubat’ında Avustraly a’da trafik kazasında öldü. Post oğlu Nurettin Coşan’a kaldı. Esat Coşan, tarikatı kurduğu vakıflar sayesinde büyüttü. Bunların en etkini Hakyol Vakfı. Koşan, İlim Kültür ve Sanat Vakfı ile Sağlık Vakfı’nı da kurarak örgütlenmeyi genişletti. "Hanım Dernekler i"yle kadın örgütlenmesine yöneldi. Şu andaki lider Nurettin Coşan, dini eğitiminin yanı sıra New York’ta işletme öğrenimi gördü. Babasının isteğiyle 1996’da aile şirketi Server Holding’in yöneticiliğini üstlendi. Ticari faaliyetl eri ve seyahatle ri nedeniyle liderlik görevini yerine getiremed iğini iddia eden bir grubun muhalefet başlattığı ve tarikatta n koptuğu söyleniyor. Siyasetin birçok önemli ismi cemaatle gönül birliği içinde: Eski cumhurbaşkanı Turgut Özal, başbakana Recep Tayyip Erdoğan, Korkut Özal, maliye bakanı Kemal Unakıtan, bir dönem için dahi olsa Necmettin Erbakan. İskenderpaşa Tarikatı’nın bir de siyasi partisi var: "Sağduyu Partisi." Recep Tayyip Erdoğan’ın, 3 Kasım 2002 Seçimleri sonrasındaki ilk cuma namazını Ankara’nın Dikmen semtindek i Mehmet Zait Kotku Camii’nde kılması bu gönül bağının sembolik işareti olarak değerlendiriliyor.

İZMİR-MANİSA-AYDIN

Melamiler

Melami Tarikatı’nın kamuoyu önüne çıkan en önemli ismi Ahmet Arslan. Emekli astsubay Arslan, Şeyh Hasan Özlem’in 1996’da ölümünün ardından posta oturdu. 66 yaşındaki Arslan, Manisa’nın Salihli ilçesinde yaşıyor. Cemaatin Aydın, Adana, Uşak ve İzmir’de mürit grupları bulunuyor . Tarikatın diğer önemli ismi Davud Yılmaz. 73 yaşında, İzmir’de yaşıyor ve küçük bir cemaati kontrol ediyor. İstanbul’da da takipçileri var. "İbadet gizli, gösterişsiz olmalı" yaklaşımını savunan Melamiler genellikl e ev toplantılarında bir araya geliyor.

İSTANBUL-KONYA-ANKARA

Erenköy Cemaati

Kökleri Kelami Dergahı’na ve şeyhi Erbilli Mehmet Esat’a dayanıyor. Mehmet Esat, tekkeler kapatılınca Erbil’deki arazileri ni satıp, İstanbul’a yerleşti. Erenköy’de bir köşk aldı, cemaatin temelleri ni attı. Menemen Ayaklanma sı’na karıştığı iddiasıyla gözaltındayken rahatsızlanıp hayatını kaybetti. Erenköy Cemaati, Mehmet Esat’ın halifesi Mahmud Sami Ramazanoğlu’nca kuruldu. Nakşibendi geleneği içinde, esnaf ve işadamlarının kolu olarak biliniyor . Ramazanoğlu’nun ardından cemaatin dini sorumluluğunu Musa Topbaş üstlendi. Onun ölümüyle üç isim ön plana çıktı: Yeni Şafak’ın eski başyazarı Ahmet Taşgetiren, Eymen Topbaş ve Konya’da yaşayan Tahir Büyükkörükçü. Şeyh postuna Büyükkörükçü’nün oturduğu ileri sürülüyor. Konya’da Erenköy Mahallesi’nde yaşayan Büyükkörükçü bir dönem Milli Selamet Partisi milletvek illiği de yapmıştı. Erenköy Cemaati’nin Ankara örgütlenmesini ise Muradiye Vakfı yürütüyor.

İSTANBUL

İsmailağa Cemaati

Kurucusu Ebuishak İsmail Efendi, 1723’te Fatih’te adını taşıyan camiyi inşa ettirdi. Ölümünden sonra cemaati tarikat yoluna girdi. Şeyh Batumlu Ali Haydar Efendi, 1960’da ölene kadar liderliği yürüttü. Görevi İsmail Ağa Camii imamı Mahmut Ustaosman oğlu devraldı. Cemaat İstanbul’un merkezi Fatih’te, Türkiye’nin en dikkat çeken İslami gettosunu oluşturdu. Sarık, şalvar ve cübbeli giyimleri yle diğer Nakşibendi gruplarından ayrılıyorlar. İsmailağa Cemaati, Ustaosman oğlu’nun kökeni nedeniyle İslami gruplar içinde "Oflular" olarak da tanınıyor. Cemaatin önde gelen bazı isimlerin in Salih Mirzabeyoğlu liderliğindeki İBDA-C ile birlikte hareket etmesi, grubun radikalleşme potansiye linin bir kanıtı gösteriliyor.

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes