+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » SELAMÜN ALEYKÜM DEĞERLİ MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZ SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ - SİTE HAKKINDA GENEL BİLGİ ____________________________________________________________________________________________________ » SİTEMİZDE KONU VEYA YAZI YAZMAK İÇİN BU BÖLÜMÜ OKUYUNUZ (Moderatör: İman_Power)
 İSLAM-GREEN34 GRUBU ZİYARETÇİ MESAJ VE KONU PAYLAŞIM ÜNİTESİ - LÜTFEN TIKLAYIN

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: İSLAM-GREEN34 GRUBU ZİYARETÇİ MESAJ VE KONU PAYLAŞIM ÜNİTESİ - LÜTFEN TIKLAYIN  (Okunma Sayısı 15290 defa) Seçenekler Arama
« : Eylül 25, 2008, 03:52:30 ÖS »
admin
Ziyaretçi
İSLAM-GREEN34 GRUBU ZİYARETÇİ MESAJ VE KONU PAYLAŞIM ÜNİTESİ - LÜTFEN TIKLAYIN




İSLAM-GREEN34 GRUBU ZİYARETÇİ MESAJ VE KONU İLE FOTOĞRAF VİDEO  PAYLAŞIM ÜNİTESİ

Selamün Aleyküm Değerli İSLAM-GREEN34 Grubu Ziyaretçileri
Değerli Müslüman Kardeşlerimiz

http://www.islam-green34.com

İSLAMİ FORUM VE SOHBET SİTESİNE HOŞGELDİNİZ

Değerli Müslüman Kardeşlerimiz İSLAM-GREEN34 Sitemizin
Ziyaretçi Mesaj ve Dini konu ile Fotoğraf Paylaşım Ünitemiz
Aşağıdaki link adresi bulunan

http://www.faithbook34.tr.gg
 
isimli Forum sitemizde devam etmektedi r
Bu içinde bulunduğumuz

http://www.islam-green34.com

sitemizde bulunan
ve okuduğunuz herhangi bir konuya ait mesajınızı
veya farklı bir konudaki mesajınızı veya resimleri nizi lütfen aşağıda link adresi bulunan

http://www.faithbook34.tr.gg

Sitemizde yayınlayabilirsiniz
İSLAM-GREEN34 Grubu olarak Merkez sitemize giriş yaptığınız için
bizlerle ve müslüman kardeşlerimizle birlikte dini konular paylaştığınız için
Güzel fotoğraflarınız için Allah sizlerden razı olsun İnşallah
Rabbim ebeden ve daimen sağlık sıhhat
rahmet bereket ve mağfiret ihsan eylesin inşallah
İçinde bulunduğunuz

http://www.islam-green34.com

Web sitesinin
Üye kayıt ve paylaşım ile fotoğraf kayıt sistemi kapatıldığından dolayı
İslam-Green34 grubuna ait ziyaretçi mesaj ve konu paylaşımı
ile fotoğraf paylaşımları,yine İslam-Green34 grubuna ait diğer Forum adresimiz olan

http://www.faithbook34.tr.gg

isimli Web sitemizde devam edecektir
aşağıda forum sitemizle ve konu paylaşımıyla ilgili aydınlatıcı ve detaylı dökümanı
Mutlaka okuyunuz ve uyarıları dikkate alarak Forumda paylaşıma devam ediniz  
saygılarımızla

İSLAM-GREEN34 GRUBU ZİYARETÇİ MESAJ VE DİNİ KONU PAYLAŞIM ÜNİTESİ
ZİYARETÇİ MESAJ VE DİNİ KONU PAYLAŞIM ÜNİTESİNE GİRİŞ İÇİN
LÜTFEN ALTTAKİ LİNKİ TIKLAYINI Z

http://www.faithbook34.tr.gg


GENEL OLARAK FORUM SİTELERİNDEKİ KONU PAYLAŞIM SİSTEMİ
VE İSLAM-GREEN34 FORUM SİTELERİNDEKİ KONU PAYLAŞIM SİSTEMİ
İLE İLGİLİ DETAYLI ANEKTOD AŞAĞIDAKİ GİBİDİR
LÜTFEN AŞAĞIDAKİ YAZIYI DİKKATLİCE OKUYUNUZ

Genel olarak islami forumlard a veya farklı türdeki forumlard a
ziyaretçilerin konu paylaşımı
o girilen forum sitesinin formatına göre
bazı farklılıklar arz etsede
aralarında bazı benzerlik ler vardır
Bu tür forum sitelerin de konu yazmak için
ilk başta üye olmanız gerekmekt edir
çünkü forum sitelerin in genel yapısı itibariyl e
üye olunmadan yeni konu veya mevcut konuya paralel bir yazı yazmak
teknik olarak mümkün değildir.
Bu durum site yönetiminden kaynaklan an bir kural değildir
genel olarak bu tür forum sitelerin in
teknik alt yapı proğramları bu şekilde yapılmıştır.
Genel olarak bu tür bir teknik proğramın yapılmasındaki amaç
ne olabilir diye düşünüldüğünde ise  
Etik olarak üye olunmadan yazı yazılması demek
site hakkında üye olunacak kadar
değerli bir site olmadığı düşüncesinin taşındığı anlamına gelir
İslam-green 34 grubu olarak biz herkesin böyle düşündüğünü sanmıyoruz
fakat,bu tür sitelerin teknik proğramları yapılandırılırken
üye olunmadan yazı yazılamamasının temelinde de bu gerçek yatmaktadır
Değer verilmeye n bir forum içinde
yazılan yazınında bir hükmü ve kıymeti olamayacağından  dolayı
konu veya yazı yazılması için de ek proğram hazırlanmasınada
gerek duyulmamıştır.
İslam-Green 34 Grubu olarak
bizi ziyaret eden herkesin fikir düşünce ve eleştirilerine her zaman açığız.
Her tür konuda önerilerinizi yazabilir siniz
sitemizin genel konuları itibariyl e eksik veya yanlış yönleride olabilir
bunu gidermeni n bir yoluda ziyaretçilerin yapıcı eleştirilerini
titizlikl e okumaktan geçmektedir.
Bundan dolayıdırki her tür konudaki yazılarınız bizim için değerlidir
ve yazı yazmak için ilk etapta üyelik şarttır.
Üyelik için şartlarımız bölümünden ve üyelik menüsünden
veya " Kayıt " yazan yerden üye olduktan sonra  
islam-green34 sitesi içinden,yanıt vermek yada yeni konu oluşturmak üzere
beğendiğiniz bir kategori ve bir bölüm şeçiniz.
Sizin konunuza ve yazacağınız yazıya uygun olan bir konu seçiniz
ve konunun altındaki " Cevapla " bütonunu tıklayınız.
Buradaki konu başlığı bölümü
eğer sizin yazacağınız konu ile paralelli k arzediyor sa
konu başlığını değiştirmeden aşağıdaki size ayrılan bölüme
yazınızı yazarak" Gönder " bütonunu tıklayarak
yazınızı siteye gönderebilirsiniz.
Göndermeden önce her türlü değişikliği yaparak
" Önizleme " bütonunu tıklayarak son kontrolle rinizi yapınız.
Eğer buradaki konu başlığı bölümünde yazan konu başlığından
çok farklı bir konu oluşturmak istiyorsa nız
konu başlığı bölümündeki konu başlığını değiştirerek
aynı işlemleri tekrarlay arak bize yazınızı gönderebilirsiniz.
Örnek olarak İslam-green34.com isimli sitede mesela
" Sanal Alem ve Müslüman Gençlik " bir kategori adıdır
yada forum adıdır bu kategorin in altında
" Sanal Alem - Asrın Deccali Chat " konu başlığı vardır
eğer sizin yazınız bu konuyla paralelse
değiştirmeden kendi yazınıza bir başlık vererek gönderebilirsiniz.
Konu başlığınız çok farklı ise bu mevcut konu başlığını değiştirerek yazabilir siniz.
Ayrıca islam-Green34 Forum ve Sohbet sitesinin en alt bölümünde
Bizim üyelerimiz veya sitemizi ziyarete gelenler için serbest konu
veya  serbest içerikli yazılar yazabilme leri için özel bir Kategori- Bölüm açılmıştır
o Köşeye ziyaretçilerimiz istedikle ri tarzda yazılar yazabilir ler
belirlene n forum yazı kurallarımızın dışına çıkmamak kaydıyla
değerli yazılarınız için şimdiden teşekkür ederiz
İslam-Green34 grubunun kendisine özel kuralları vardır
Bu Kurallar aşağıdaki linktedir tıklayarak okuyunuz
http://www.islam-green34.com/index.php?topic=157.0
Bu Kurallar dışında İslam-Green34 Kayıt sistemi ile igili diğer kurallar vardır
Aşağıda İslam-Green34 Grubu Forum üyelik sistemi ile ilgili anektod vardır okuyunuz

İSLAM-GREEN34 GRUBU FORUM ÜYELİK SİSTEMİ İLE İLGİLİ ANEKTOD

İslam-Green34 Grubu merkez site olarak http://www.islam-green34.com adresini
Ve Forum sistemi olarakta Simple Machines LLC-USA sistemini kulanmakt adır
Fakat merkez sitemizde ziyaretçi mesaj ve konu paylaşım sistemi aktif omadığından
İslam-Green34 Grubu ziyareçileri mesaj ve konu paylaşımı için

http://www.faithbook34.tr.gg

isimli siteyi
ve Creating Community forumup phpBB veya Free System Forum BB code denilen
sistemi kulanmakt adır
Creating Community forumup phpBB siteminde ki
bazı özelliklerden bahsedece k olursak
Bu sistemde üyelik için " Kayıt " yazılı yere tıklanarak önce üye kaydı yapılması gereklidi r
ve üye kaydı için tıklandığında ekrana " Kayıt Anlaşma Koşulları " gelecekti r
Ve koşullar aşağıdaki  şekildedir

KAYIT ANLAŞMA KOŞULLARI

Bu forumun yöneticileri ve moderatörleri her ne kadar itiraz edilebile cek
her türlü materyali mümkün olduğu kadar kısa sürede mesaj panosunda n
kaldıracak da olsa, bütün mesajların incelenme si mümkün olmamakta dır
Bu durumda siz buraya gönderilen her mesajın, onu gönderen kullanıcının
görüşlerini yansıttığını, moderatörlerin, yöneticilerin ya da webmaster ların
(kendileri ne ait mesajlar dışında) sorumlu tutulamıyacağını
peşinen kabul etmiş bulunuyor sunuz.
Aşağılayıcı, müstehcen, kaba, iftira niteliğinde, nefret dolu, tehdit edici
sekse yönelik yada kanunlarl a çelişecek içerikler göndermeyeceğinizi
kabul ediyorsun uz
Bunları dikkate almamanız durumunda hemen ve süresizce mesaj
panosunda n uzaklaştırılırsınız
(ve servis sağlayıcınız da haberdar edilir)
Her mesajın IP adresi bunları engelleme k için kaydedilm ektedir.
Bu forumun moderatörleri, yöneticileri ya da webmasterının
kendi iradeleri doğrultusuna herhangi bir başlığı silme, taşıma
kilitleme yetkisi olduğunu kabul ediyorsun uz. Bir kullanıcı olarak her girdiğiniz
bilginin veritabanında saklanacağını kabul ediyorsun uz.
Her ne kadar bu bilgiler sizin bilginiz dışında 3. şahıslara verilmeye cek olsa da
herhangi bir 'hack' olayı sonucunda bu bilgiler 3. şahıslara dağılırsa bundan
webmaster, moderatör ya da yöneticileri sorumlu tutamazsınız
Bu forum sistemi, bazı bilgileri bilgisaya rınızda saklamak için
cookie'leri kullanmak tadır
Girdiğiniz özel bilgileri n hiçbiri bu cookie'lerde bulunmama ktadır
bunların tek amacı forumda daha rahat bir gezinti yapabilme nizdir.
E-posta adresiniz sadece kaydınızı onaylamak ve şifrenizi yollamak içindir
(Ve unuttuğunuz zaman şifrenizi yeniden yollamak için).
Aşağıdaki kabul ediyorum bağlantısına basmak sureti ile yukarıdaki
bütün koşulların bağlayıcılığını kabul edersiniz .


Yukarıdaki kurallard an sonra 3 ayrı seçenek vardır
" Bu koşulları kabul ediyorum ve 13 yaşın üstündeyim "
" Bu koşulları kabul ediyorum ve 13 yaşın altındayım "
" Bu koşulları kabul etmiyorum "
Şeklinde 3 ayrı seçenek vardır ve genel olarak Üyelerimiz
13 yaş üstü kişiler olduğundan dolayı
" Bu koşulları kabul ediyorum ve 13 yaşın üstündeyim "  seçeneği tıklamaktadır
tıklandıktan sonra Üye Kayıt sistemi ekrana gelmekted ir
Üye kayıt sistemind e ise doldurula cak yerler ve Onay Kutusu vardır
Burada yanıt verilecek sorular sırayla şunlardır

Kullanıcı adı :......... ...Bu siteye girişte kullanmak istediğiniz
kendinize ait bir  isim giriniz ve bu ismi bir yere not ediniz.
E-Mail Adresi :......... Buraya e-mail adresiniz i yazınız
Şifre :......... ......... .. Bu sitede her türlü yazı paylaşımında
belirlediğiniz İsminiz ve bu şifreniz sorulacak tır
bu şifrenizi bir yere not ediniz.
Aklınızda kolay kalacak olan bir isim
ve Şifre belirlers eniz hatırlamanız kolay unutmanız zor olacaktır.
Şifreyi tekrar giriniz:....Belir lediğiniz şifreyi bir kez daha buraya giriniz.
Onay kodu:......... .....Bura ya ekranda size verilen sayı ve harfleri giriniz
( Örnek : Bates Ladyosesi s 979824685 3 )
Ve bir uyarı vardır altında
Lütfen yukarıda görmüş olduğunuz kodu büyük ve küçük harflere dikkat ederek giriniz.
şeklinde uyarıya dikkat ederek harf ve rakkamları yazınız
ve bu bölümü doldurduk tan sonra
güvenliğiniz açısından önemli olduğu için
başka hiç yeri kesinlikl e doldurmayınız ve kesinlikl e yazı yazmayınız
En aşağıdaki " Gönder " Bütonuna basınız .
Ve Web sitesinde n çıkış yapınız
Ve Hotmail adresiniz e girip orada size İslam-Green34 grubu tarafınfan yollanan
forumup uzantılı link ve Onay kodunuzu tıklayınız
Bu tıkladığınız Link,sizin tekrar Forum sitesine geri dönmenizi
ve tekrar giriş yapabilme nizi sağlayacaktır  
Ve İsim ve şifrenizi sorarsa yazınız onaylayınız  
Ve forumdan çıkış için " Çıkış " yazan bütonu ve giriş içinde " Giriş " yazan bütonu
tıklayınız.Giriş çıkış bütonlarını kullanmad an giriş ve çıkış yapmayınız
Foruma üyelik girişi için Hotmail adresiniz den bağlandıktan sonra
Hotmail adresiniz den çıkış yapmayıda unutmayınız

FORUMUP CREATING COMMUNITY SISTEM

https://www.google.com.tr/?gfe_rd=cr&ei=GbU-U8mfLeiH8QfT5IGYAQ#q=FORUMUP+NASIL+KULLANILIR

FORUMUP CREATING COMMUNITY SİSTEM İLE
FORUM İÇİNDE FOTOĞRAF PAYLAŞIMI KISACA ŞU ŞEKİLDEDİR

Konu ve Fotoğraf Paylaşım Ünitesine girip Konuyu Monte ettiğinizde
Fotoğraf veya Resim eklemek istediğinizde bir kaç yöntem vardır

1 - İSLAMİC FORM THEMA IMAGES TIME
RESİM YÜKLEME SİTELERİ yardımıyla IMAGES-URL belirleye rek
Bilgisaya rınızın " Resimler " Bölümüne daha önce eklediğiniz
Resimleri n IMAGES-URL Adresleri ni kopyeleye rek
Forumup Creatıng içindeki paylaşım ünitesindeki " İmg " Tuşuna
basarak hemen yanına eklemek istediğiniz resmin IMAGES-URL adresini bitişik şekilde yazıp
bu Adresin yazımından sonra tekrar " İmg " tuşuna basarak,Önizlemeden
Kontrol ederek " Gönder " tuşuna basrak yayınlama
2- Ünitedeki UPLOAD İMAGE TO POST İMAGESTİME seçeneğine tıklayarak
açılan Post-İmages ünitesindeki " Gözat " tuşuna basarak
Bigisayarınızda kayıtlı herhangi bir resmi Startlaya rak
Post-İmages Ünitesindeki " Host-It " Tuşuna basarak açılan sayfadan
" Codice Per Forum " Html Kodunu kopyeleye rek veya
" Codice Con Lınk Diretto " Html Kodunu kopyeleye rek
Forumup Creatıngteki " İmg " tuşuna basarak Ekrana gelen " İmg " yazısına bitişik
Bu Html Kodunu yapıştırıp,hemen " İmg " tuşuna yeniden basarak
Ekranda Komple şekilde Kodun yazımının bittikten sonra " Önizleme " ve " Gönder"
İle Fotoğrafı paylaşabilirsiniz
3- Bilgisaya rınıza kaydedeceğiniz fotoğrafın URL adresini tesbit etmek için
Fotoğrafın üzerinde mause ile sağ tıklayıp,açılan tablodaki en altta bulunan " Özellikler "
yazan seçeneğe tıklayarak açılan yeni tablodan URL adresini kopyelere k
Forumup Creatıngte " İmg " ile " İmg " arasına bu URL adresini yazarakta paylaşım
yapabilir siniz
4- Bilgisaya rınızın resimler bölümüne kaydedeceğiniz fotoğrafın üzerine mause ile sağ tıklayıp
açılan tablodaki " URL Adresini Kopyele " seçeneğine tıklayarak
Mause ile kopyeleme yaparak,Mause ile " Yapıştır " seçeneğini kullanara k
" İmg" ile " İmg " arasına bu URL adresini yapıştırarak yayınlayabilirsiniz    
5- Hızlı resim yükleme sitelerin den birinden veya http://hizliresim.com/ sitesine girerek
" Gözat " bütonuna tıklayarak
ve bilgisaya rınıza daha önce yüklediğiniz fotoğrafı seçip tıklayarak
ve http://hizliresim.com/ sitesinde tekrar " Upload " bütonuna tıklayarak
çıkacak olan Boards bbcode yazan bölümdeki yayınlanan html kodunu
kopyeleyi p direkt Forumupa kaydedere kte fotoğraflarınızı
yayınlayabilirsiniz

WEBSITES PROFILS AVATARS 6 KBAYT

İSLAMGREEN34 FORUMUP PROFIL PLAY

Selamün aleyküm kardeşlerim
SlamGreen/Forumup İçin İslami Profiller
Web sitelerin de genel olarak istenilen tarzlarda
hazırlanmış olarak mecvut olmadığından dolayı
Ölçüleri ve Kbaytları veya İçerikleri İslami tarzda olmadığından olayı
slamGreen 34/Forumup İslami Profiller i İslamGreen34 Grubu
yetkiller i tafarından hazırlanmaktadır
İslamGreen34 grubu yetkilile rinin hazırladığı Profiller
İlgili linklerde mesajlard a veya konularda mevcuttur
Oradan alıp kopye ederek kullanabi lirsiniz
Ancak biz sizlere Profil Hazırlama ve Avatar oluşturmayı kısaca
anlatalım ve SlamGreen/Forumup üyeleri kardeşlerimiz
kendileri istedikle ri gibi özgürce hazırladıkları profiller ini
SlamGreen/Forumup gru [CENSORED] kullanmal arına yardımcı olmak için
Profil-Avatar hazırlama yöntemini anlatalım

1- Forumup Profil-Avatar ölçüleri
80x80 Pixel ebadında ve 6 KBayt hacimli Profiller dir
Profil-Avatar monte etmek için ölçüler uygun olmak zorundadır
aksi halde Forumup sistemine kayıt edilememe ktedir

2- İslamGreen34 grubu yetkilile rinin hazırladığı Profiller
İlgili linklerde mesajlard a veya konularda mevcuttur
Oradan alıp kopye ederek ve Model olarak alarak
Monitörünüzün Belgeler veya Resimler klasörüne kopye ederek
Üzerinde çalışarak yeni profiller veya Avatarlar
üretebilir ve paylaşabilirsiniz

3- Model olarak aldığınız 80x80 Pixsel görüntülü
ve 6 Kbayt hacimli Profil modeliniz in üzerine
WorldPain t proğramı yardımıyla aşağıda yayınladığımız
WORLD 80x80 AVATARS GOOGLE LINK LIST
Linkinden girerek yeni modeliniz i yapıştırabilirsiniz
Veya Direkt Avatar yayını yapan aşağıda yayınladığımız
AVATAR PROFIL MASTERS POWER
Linkinden girerek Avatar-Profil kopye ederek
ve üzerinde değişiklikler yaparak yeni profil avatar
elde ederek yayınlayabilirsiniz

4- Avatar-Profil yenilemek için Forumup Panelinde ki
" Profil " yazan yeri tıklayınız ve yeni açılan sayfadaki tabloda
en altta bulunan " Gözat " bütonunu tıklayınız
ve " Gönder " bütonunu tıklayarak bekleyini z
Forumup size Profilini zin yenilenip yenilenme diği hakkında
Uyarı yollayaca ktır

5- Sizlere konunun altında iki tane Profil-Avatar yayınlıyoruz
Birisi Orjinal Avatardır diğeri ise islami tarzda Avatardır
Model olsun diyerek aşağıda yayınladık
Sizler Orjinali veya İslami tarzda olan Avatarı kopye ederek
Üzerinde çalışarak yeni Avatar-Profil üretebilirsiniz
Avatarı yayınamak içinde Forumup " Mesajı Düzenle " Ünitesinde
" Upload image to post İmagesTime " yardımıyla
" Codice Per Forum " Html kodunu kopyelere k
Mesaj panosuna yapıştırıp
" Önizleme " bütonuyla son kontrolle rini yapıp
" Gönder " Bütonuna basarak yayınlayabilirsiniz
Allah yardımcınız olsun
Allaha emanet olun Selamün Aleyküm

İSLAMGREEN34 BUSINESS TEAM

WORLD 80x80 AVATARS GOOGLE LINK LIST  

https://www.google.com.tr/search?rlz=1C1NHXL_trTR717TR717&biw=884&bih=930&q=80x80+AVATARS&oq=80x80+AVATARS&gs_l=serp.3..0i19k1j0i22i30i19k1l9.24768.25575.0.25881.1.1.0.0.0.0.253.253.2-1.1.0....0...1.1.64.serp..0.1.253.monVl15GjgE

AVATAR PROFIL MASTERS POWER

http://avatarbox.net/80x80-avatars.html

https://avatars.alphacoders.com/by_sub_category/164310  



FORUM  Bbc KOD  VIDEO  REGISTER

[url =https://www.youtube.com/watch?v=Z44id88m_xg] [img ]https://i.hizliresim.com/7q0YVl.jpg [/img ] [/url ]

KOD AÇILIMI  

[url =http://YÖNLENDİRİLECEK VİDEO ADRESİ] [ img ] http:// RESİM URL ADRESİ [ /img ] [ /url ]

Şeklindedir ancak biz burada kodu yayınlamak için kelime aralarında boşluk bıraktık
Normalind e kelimeler arasında kesinlikl e boşluk olmadan kod yazılması gerekiyor


FORUM  Bbc KOD  VIDEO  REGISTER


Paylaşılacak videonun kapak fotosu

Önce bilgisaya ra atılır ve   https://www.hizliresim.com   adresine

Yüklenerek buradan  Bbc Kodu alınır

Kodun başındaki adres yerine videonun adresi   https://www.youtube.com/watch?v=Z44id88m_xg

İlave edilerek Video paylaşım kodu elde edilmiş olur

Kodu bu haliyle foruma yapıştırdığımız zaman

Fotoğrafa tıklandığında anında video adresine yönlendirilerek video ekrana gelir

Ses görüntü aynı anda Video çalmaya başlar





Ayrıca SMF forumlard aki özellik gereği Video [html.] Vıdeo Embed Code [/html.] Şeklinde Kod ile html nin yanındaki noktalar olmadan Paylaşılır  
Aşağıdaki gibi Video Forumda görünür






ISLAMGREE N34 NEW WORLD  


IslamGree n34 New World Grubunun paylaşım için
Forum ismiyle kullandığı

http://www.faithbook34.tr.gg

Sitesinde Free System ile nasıl paylaşım yapılacağına ilişkin
Aşağıdaki yazıyı buraya alıntılıyoruz
Dikkalice takip ederek aynı şekilde sizlerde paylaşım yapabilir siniz








 






FREE - SYSTEM  FORUM  PAGE TEXT


Selamun aleykum

IslamGree n34 Welcome to the New World Forum Today

My name is Mc Laren Thompson

IslamGree n34 New World Group

America New York Work Team

IslamGree n34 New World

Free-System Forum units With

BB Code system I will share the page creation technique

http://www.islamgreen34-org.tr.gg

contained within

İSLAMGREEN34 FORUM PAGES

in unit There are two separate forums In both of these

the same Code system The page is preparing Two forums

http://www.islamgreen34-islamevi.tr.gg

http://www.islamgreen34-enfal.tr.gg

PAGE PREPARATI ON SYSTEM

Facebook cover photo to be selected first

http://www.islamgreen34-com.tr.gg

Website

FACEBOOK COVER PHOTOS CODE

Sample available in the unit

These examples can be used Or

different examples like this example By changing the

Paint Program

http://www.islamgreen34-com.tr.gg

Within the Web Site

TURKEY INSTAGRAM POWER

Unit can be taken as

BB Code The test is available at

http://www.medine06-islamgreen34.tr.gg

START CODE TEST UNIT

unit available Then for Profl image

http://www.islamgreen34-com.tr.gg

Within the Web Site

FACEBOOK PROFILS PHOTOS CODE

The unit is available

Or

you can produce new ones with the same method as

Paint-Upload

just like Paint-Upload Giving the code opening

Turkish Instagram Web Stage I

http://www.hizliresim.com

It’s a website

IslamGree n34 in the New World Forum

Way to go for photo and video sharing

http://www.islamgreen34-org.tr.gg

Web Site
 

 


 














PHOTO VIDEO PALET UPLOAD
 

Named Photo uploaded with Photo Uplod Serve

BB code At Video Pallet System Unit

Video By choosing Palette Share video

with palette Or

BB code inside URL Can share a different video
 
http://www.islamgreen34-org.tr.gg
http://www.islamgreen34-islamevi.tr.gg

http://www.islamgreen34-enfal.tr.gg

The example given here is BB Code In

BB Code there is a space between

words and symbols

When you are writing your own

BB Chord Code

Content words between icons

Absolutel y no space

Mc Laren Thompson

IslamGree n34 New World Group

America New York Work Team

IslamGree n34 New World




FREE-SYSTEM FORUM BB CODE PAGE TEXT


Selamun aleykum
 
IslamGree n34 Welcome to the New World Forum Today
 
My name is Mc Laren Thompson
 
IslamGree n34 New World Group
 
America New York Work Team
 
IslamGree n34 New World
 
Free-System Forum units With
 
BB Code system I will share the page creation technique
 
[url ]http://www.islamgreen34-org.tr.gg[/url ]
 
contained within
 
İSLAMGREEN34 FORUM PAGES
 
in unit There are two separate forums In both of these.
 
the same Code system The page is preparing Two forums
 
[url ]http://www.islamgreen34-islamevi.tr.gg[/url ]
 
[url ]http://www.islamgreen34-enfal.tr.gg[/url ]
 
PAGE PREPARATI ON SYSTEM
 
Facebook cover photo to be selected first
 
[url ]http://www.islamgreen34-com.tr.gg[/url ]
 
Website
 
FACEBOOK COVER PHOTOS CODE
 
Sample available in the unit
 
These examples can be used Or
 
different examples like this example By changing the Paint Program
 
[url ]http://www.islamgreen34-com.tr.gg[/url ]
 
Within the Web Site
 
TURKEY INSTAGRAM POWER
 
Unit can be taken as
 
BB Code The test is available at
 
[url ]http://www.medine06-islamgreen34.tr.gg[/url ]
 
START CODE TEST UNIT
 
unit available Then for Profl image
 
[url ]http://www.islamgreen34-com.tr.gg[/url ]
 
Within the Web Site
 
FACEBOOK PROFILS PHOTOS CODE
 
The unit is available
 
Or
 
you can produce new ones with the same method as Paint-Upload.
 
just like Paint-Upload Giving the code opening
 
Turkish Instagram Web Stage I
 
[url ]http://www.hizliresim.com [ /url ]
 
It's a website
  
IslamGree n34 in the New World Forum
 
Way to go for photo and video sharing
 
[url ]http://www.islamgreen34-org.tr.gg[/url ]
 
Web Site
 
PHOTO VIDEO PALET UPLOAD
 
named Photo uploaded with Photo Uplod Serve
 
BB code At Video Pallet System Unit
 
Video By choosing Palette Share video with palette Or
 
BB code inside URL Can share a different video
 
[url ]http://www.islamgreen34-org.tr.gg[/url ]
 
[url ]http://www.islamgreen34-com.tr.gg[/url ]
 
The example given here is BB Code In
 
BB Code there is a space between words and symbols
 
When you are writing your own
 
BB Chord Code
 
content words between icons Absolutel y no space
 
Mc Laren Thompson


IslamGree n34 New World Group
 
America New York Work Team
 
IslamGree n34 New World




« Son Düzenleme: Şubat 23, 2019, 02:07:30 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #1 : Ekim 18, 2016, 06:13:35 ÖÖ »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED SAV EFENDİMİZ VE ÇOCUK SEVGİSİ - KONU İÇİN TIKLAYINIZ



PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMM ED SAV EFENDİMİZ VE ÇOCUK SEVGİSİ

https://www.tatliaskim.com/dini-konular/345566-hz-resul-u-ekrem-s-hayatindan-bir-kissa.html

ZİYA YÜKSEL AYDINOĞLU

Selime üç aydır mescide gidemiyor du. Ezan sesini duyduğunda, her zamankind en daha çok mescide gitme arzusu uyanıyordu onda... Çok, ama çok özlemişti mescidi, orada kılınan o muazzam cemaat namazlarını... Bebeğini dünyaya getireli üç ay olmuştu. Onu yanına bırakıp gideceği kimsesi olmadığından, bu müddet zarfında mescidden ve cemaat namazından bütünüyle mahrum kalmıştı. Kocası seyyar satıcıydı; hurma satardı, ailesinin geçimini sağlayabilmek için sabah erkenden evden çıkar, akşama değin Medine sokaklarını dolaşır dururdu.. . Bu sebeple de ne ev işlerine yardımcı olabilece k vakti vardı; ne de bebeğe bakması için bir dadıya verecek parası... Selime buna rağmen, hayatından memnundu. Fakat yine de ezan sesi kulağına çalındığında bir garip hüzün çöküveriyordu yüreğine... Resululla h'ın (s.a.a), mescide hayat veren o sımsıcak ve yumuşak sesini hatırlıyordu hemen... Ezan sesini duyduğunda, tıpkı geçmiş günlerde olduğu gibi çabucak mescide gidip cemaate katılabilmeyi ne kadar da arzuluyor du... Ne yazık ki bu arzu, üç aydır yüreğinde kalmıştı.

Üç ay önce doğum yapmıştı. Onun ilk çocuğuydu bu... Yavrucak hep ağlıyordu, rahatsızdı, susmak bilmiyord u bir türlü... Bu yüzden Selime genellikl e çok yorgun ve uykusuzdu . Mescide gidip cemaate katılır ve Resululla h'ın (s.a.a) ardında namaza duracak olursa bütün yorgunluğunu unutacağını, içinin mutlulukl a dolup, yeniden neşesine kavuşacağını bilmiyor değildi. Fakat bebeği kime bırakacaktı? Kimsesi yoktu ki...

Hava kararmak üzereydi. Tam o sırada ezan-ı Muhammedî sesi Medine semalarında çınladı: "Allah-u Ekber!"...

Selime'nin yüreğine o âşina hüzün bulutu çökmüştü yine... Gözleri bebeğine takıldı, bakışlarını ondan ayırmaksızın bütün varlığıyla ezanı dinlemeye başladı... Yavrucak uyuyordu, pek sakindi bugün... Selime'nin tahammülü kalmamıştı artık. Resululla h'ın (s.a.a) cemaatine katılmalıydı. Aceleyle yerinden doğrulup abdest aldı, giyinip örtündükten sonra itinayla yavrusunu kucağına alıp evden çıktı. Hızlı adımlarla mescide doğru yürümeye başladı. Heyecanla etrafına bakındı; adımları âdetâ kendiliğinden mescide sürüklüyordu onu. Tedirgind i, cemaate yetişebilecek miydi acaba?.. Mescidin kapısına vardığında rahat bir nefes aldı, namaz henüz başlamamıştı. Cemaate yetişebilmenin verdiği coşkun bir mutlulukl a mescide girdi. Bu sırada kucağındaki yavrusuna takıldı gözleri, uyanmıştı; gözlerinin içi gülüyormuşcasına tatlı bakışlarıyla gülümsüyordu annesine. Selime'nin sevincine diyecek yoktu, "Keşke daha önce akıl edebilsey dim bunu!.." diye söylendi kendi kendine, "Boşuna sıkmışın kendimi demek ki... Daha önce de çocuğumu yanıma alır, mescide gelebilir ve cemaatle namaz kılabilirdim pekâlâ... Hem de Resululla h'ın arkasında... Onun imametind e kılacağım bir rekat namaz bile büyük ganimetti r benim için!.. Onunla cemaat kılmak varken, evde tek başıma nasıl kılabildim namazlarımı bunca süre?!"

Birden müezzinin "Namaz başlıyor, acele edin!" diye bağırdığını duydu. Çabucak kendini toparlayıp saflara doğru yürüdü, bir safta durup boş bir yer aramaya başlamıştı ki Resululla h'ın (s.a.a) tekbir sesini duydu. İftitah tekbiriyd i bu, namaz başlamıştı.

Selime, bebeğini yavaşça yere, mescid zeminine serilen hasırın üzerine bıraktı. Çocuk sakindi.. . İçinden, namaz bitinceye kadar onun böylece sakin durmasını ve üç aydır cemaat namazı kılamayan annesinin bunca özlemden sonra ilk namazını gönül huzuruyla kılmasına izin vermesini diledi. Ardından, hemen hazırlanıp tekbir getirerek namaza durdu.

Resululla h'ın (s.a.a) gönüllere hayat veren, kalpleri huzurla dolduran sesi duyuluyor du şimdi... Onun sesinden başka çıt yoktu mescidde. .. Mescidin duvarları, dışarıdaki kuşlar, hatta gökyüzü bile onu duyabilme k için susmuştu âdetâ. Selime, Resululla h'ın (s.a.a) tilâvet ettiği Hamd suresi'ni dinliyord u bütün varlığıyla... Bu sureyi Resululla h'ın (s.a.a) ağzından duyabilme k, üç aydır nasip olmamıştı ona... Allah Resulü, Hamd suresi'nin âyetlerini sakince, tane tane okumadada ydı. Selime'nin kalbi, tarifi imkansız bir coşkuya garkolmuş, sınırsız bir huzura gömülmüştü.

Resululla h'ın (s.a.a) tekbir sesiyle herkes rükuya vardı: "Subhâne rabbiy'el âzimî ve bihamdih. .."

"Allah-u Ekber!"..

İşte tam bu sırada... Tekbir sesinin hemen ardından ansızın yükselen bir bebek çığlığı, mescidin bütün sessizliğini bozuverdi ...

Selime'nin bebeğiydi bu!.. Dünya başına yıkılmıştı birden sanki... Mescidin huzur veren sessizliği, onun bebeğinin çığlıklarıyla bozulmuştu işte!.. Pek utandı, ne yapabilir di ki?! Namazını bozamazdı, bebeğin çığlıklarıysa dinmek bilmiyord u hiç!.. Selime, namazın nasıl bittiğini anlayamadı; mahcubiye tten kıpkırmızı olmuştu yüzü.. Bebeğini mescide getirmekl e herkesin huzurunun kaçmasına sebep olduğunu düşündükçe mahcubiye ti artıyor, çocuğunu mescide getirdiği için kendisini suçluyordu. Bütün dileği, namazını bir an önce bitirip çocuğunu alarak, mescitten hemen uzaklaşabilmekti.

"Allah-u Ekber!"

Herkes doğrulmuştu, Selime de doğruldu. Çocuk halâ ağlıyordu...

Namazın ikinci rekatı çok çabuk bitmişti. Resululla h (s.a.a) Hamd suresi'nin ayetlerin i aceleyle okumuş, rüku ve secdeyi de çabucak tamamlamıştı. Namazın üçüncü rekatı da her gün alışılagelen süreden daha erken bitti.

Selime'nin bebeği olduğu gibi ağlamaktaydı. Ne yapacağını bilemiyor du; aklı hep bebeğinin yanında olduğundan, Resululla h'ın (s.a.a) o gün namazı çok erken bitirdiğini farkedeme di. Selime, bebeğinin namaz kılanları rahatsız ettiği, mescidin huzur ve maneviyatını dağıttığı düşüncesiyle üzgün ve mahcup bir halde çocuğunu alıp çabucak mescitten çıkmak istedi. Ansızın Resululla h'ın (s.a.a) gülümseyen çehresiyle karşılaştı! Resululla h (s.a.a) Selime'nin bebeğinin yanına diz çökmüş, ona bakarak gülümsüyorlardı!.. Allah Resulü'nün gülümseyen yüzünü gören bebek hemen sakinleşivermişti, artık ağlamıyordu!..

Mesciddek i cemaat, o gün namazın bir hayli erken bitmesini şaşkınlıkla karşılamış, buna bir anlam verememişlerdi. Resululla h'ın (s.a.a) namaz biter bitmez kalkıp gittiğini görünce de şaşkınlıkları bir kat daha arttı. Resul-ü Ekrem (s.a.a) çok geçmeden geri dönmüştü, hemen etrafına toplanıp bu davranışının hikmetini sordular. Hz. Peygamber, "Duymadınız mı?" buyurdula r, "Bir bebek ağlıyordu..."

Mescidde bulunanla r, o bebeğe yardımcı olabilmek için Resululla h'ın (s.a.a) namazı erken bitirdiğini anladılar.

Selime, mahcup değildi artık... Bebeğini şefkatle kucaklark en "Seni gidi yaramaz.. ." diye mırıldandı, "Öylesine ağlayıp şamata kopardın ki, Resululla h (s.a.a) bizzat ilgilendi seninle. Büyüdüğün zaman bu olayı hatırlatacak ve Resululla h'ın (s.a.a) çocukları ne kadar sevdiğini anlatacağım sana."





« Son Düzenleme: Ekim 18, 2016, 06:15:02 ÖÖ Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #2 : Ekim 18, 2016, 06:34:35 ÖÖ »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED SAV EFENDİMİZ VE MUSIKI - KONU İÇİN TIKLAYINIZ




PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMM ED SAV EFENDİMİZ VE MUSIKI  

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 52:2(2011), ss. 291-310

Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri

Fatih KOCA
ÖĞR. GÖR. ANKARA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ
ihkoca@yahoo.com">neyzenfat ihkoca@yahoo.com

Özet

Her din, kendisine tabi olan insanları ibadetler ine çağırırken birbirind en farklı metodları
kullanmıştır. İslam dininin ibadete çağrı yöntemi, diğer dinlerin uygulamal arına nazaran
çok daha farklıdır. Çünkü Ezân, bizzat insanın kendi sesidir. Hz. Peygamber güzel
ve gür sese hayatı boyunca önem vermiş, İslamın semboller inden birisi olan “Ezân”ın
ise güzel sesli ve mûsikîye vâkıf insanlar tarafından okunmasını tavsiye etmiştir. Kendi
müezzinlerini de güzel sesli insanlard an seçmiştir. Bu makalede Hz. Peygamber’in en
çok bilinen müezzini Hz. Bilal ve diğer müezzinleri ele alınmış ve bu müezzinlerin
seslerine ve mûsikîye olan vukûfiyeti üzerinde durulmuştur.
Anahtar kelimeler: Ezân, Müezzin, Mescid, Ses, Mûsikî, Salât
Abstract
All the religions have used different ways to invite their belivers to the prayer. The
way adopted in Islam is quite different . Because this invitatio n is realised by human
voice. The Prophet Muhammad (Pbuh) attribute d great importanc e to beautiful and
strong human voice and wanted Azan to be called by people who had a beautiful voice
and a good knowledge of music. He chose muezzins who called the faithful to prayer
from those people who had such a bautiful voice. This article is intended to introduce
the muezzins choosed by The Prophet Muhammad (Pbuh) and to give informati on
about their voice character istics and musical knowledge .
Key terms: Azan, Muezzin, Mosque, Masjid, Music, Voice, Salat, Prayer
292 FATIH KOCA

Giriş
Konuya başlamadan önce, müezzinlerin yaptıkları çok önemli bir görev olan
Ezân okuma (Çağrı) hakkında bilgi vermek istiyoruz . Daha sonra Hz. Peygamber’in
müezzinlerini konu edinen bölümü detaylı bir şekilde inceleyec eğiz.

EZÂN

Ezân, insan sesiyle ve belirli lafızlarla namaz vaktinin geldiğini bildiren
ve müminleri namaza çağıran bir davettir. Ezân’ın en önemli dini fonksiyon u,
Müslümanları namaza davet ederken aynı zamanda Tevhîd (Allah’ın varlığı
ve birliği), Nübüvvet (Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olması), ve ibadetle
ebedi saadet ve kurtuluş (felah) arasındaki ilişki gibi İslam’ın bu önemli esaslarını
günde beş kez Müslümanlara hatırlatmasıdır.1
Namaza çağrı olan Ezân’ın, diğer dinlerin ibadete davet şekillerinden en
önemli farkı insan sesiyle olmasıdır. Güzel sesin varlıklar üzerindeki etkisi
yadsınamaz.2
 Yaradan tarafından insana verilen nimetlerd en birisi olan güzel
sesin tüm canlılar üzerinde güçlü bir tesiri vardır. Çünkü güzel ses ve mûsikî,
insanın duygularını ahenkli nağmelerle ifade etmesini sağlayan yardımcı bir
dildir.3
 Bundan dolayı İslâm, ibadete çağrıda diğer davet yöntemleri yerine
insan sesini tercih etmiştir. Dolayısıyla bu tercih her zaman İslâm mûsikîsi’nde
insan sesinin ön planda olmasına sebep olmuştur.
Tarih boyunca güzel sesli insanlar, diğerlerine göre daha fazla itibar
görmüştür.4
 Çünkü güzel ve terbiyeli sesin insanlar ve hayvanlar üzerindeki tesiri
oldukça yüksektir.5
 Sesi iyi kullanma sanatı olan mûsikînin başlangıcını, insanlığın
varoluşundan itibaren başlatabiliriz.6
 Sonuçta mûsikî, zamanla insanın
duygu ve düşüncelerini yansıtabildiği önemli bir sanat dalı haline gelmiştir.
Hz. Peygamber, sonuçta bir beşerdir; bu beşerî fıtratına binâen, O da güzel sesten
etkilenmiştir. Ezân’ın ilk defa okunması gündeme geldiğinde, Hz. Peygamber’in
Ezân’ı Hz. Bilâl’in okumasını istemesin deki sebep Hz. Bilâl’in sesinin gür ve güzel
1 Abdurrahm an Çetin, “Ezan”, DİA, İstanbul 1995, XII, 36.
2 İbn Haldun, Mukaddime, Terc. Zakir Kadiri Ugan, MEB, İstanbul 1991, II, 423-437.
3 Ruhi Kalender, “Mûsikî ve İnsan”, AÜİFD, Ankara 1998, XXXVII, 265.
4 İrfan Aycan, “İslam Toplumund a Eğlence Sektörünün Ortaya Çıkışı”, AÜİF D, Ankara 1998, XXXVIII,
155-193.
5 Ruhi Kalender, “Ruh Hastalıkları Tedavisin de Mûsikî”, AÜİFD, Ankara 1989, XXXI, 274.
6 İsmail Hakkı Özkan, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri Kudüm Velvelele ri, Ötüken Yayınları, İstanbul
2000, 17-18.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 293
olmasıdır.7
 Muhtemele n Hz. Peygamber, Hz. Bilâl’in sesini daha önceden dinlemiş
ve bundan etkilenmiştir. Nitekim Hz. Bilâl aslen Habeşistanlıydı. Bazı araş-
tırmalarda Habeşlilerin seslerini iyi kullandıkları ve güzel şarkı söylediklerine dair
bilgiler aktarılmaktadır.8
 Bir hadîs-i şerif’de de Hz. Peygamber “Ezân Habeşîlere
aittir”9
 buyurarak Habeşlilerin sesinin güzelliğine vurgu yapmıştır.
Hz. Peygamber’in, müezzinlerini güzel ve gür sesli insanlard an seçtiği bilinmekt edir.
Hz. Bilâl dışındaki müezzinlerinin seslerini n de güzel olduğuna
dair bilgiler mevcuttur . Bu da dine davette güzel ve gür sesin önemli olduğunu
açıkça göstermektedir. Hz. Peygamber gibi kendisind en önceki peygamber lerin
de güzel sese önem verdikler i bilinmekt edir.10
Güzel sesin tesiri, sadece Ezân okuma ile sınırlı değildir. Güzel ses, Kur’ân
tilaveti açısından da son derece önemli ve gereklidi r. Çünkü Kur’an, hem mâna
hem de lafız açısından mûcizevî bir etkiye sahiptir. 11 Mâna açısından i’cazını
ortaya koyabilme k için nasıl müctehidlere ihtiyaç var ise lafız güzelliğini ve
ses insicâmını ortaya koyabilme k için de güzel sesli okuyucula ra ihtiyaç vardır.
Nitekim Hz. Peygamber de hadisleri nde güzel sese vurgu yapmış “Kur’an’ı
(güzel) seslerini zle süsleyiniz”12 buyurarak güzel sesin önemini ortaya koymuş-
tur. İbn Mes’ûd’un Kur’an okuması ile Hz. Peygamber’in duygulanm asını buna
örnek gösterebiliriz.13 Kezâ, sahabîlerin Kur’an’ı güzel bir ses ile okumalarının,
müşriklerin îman etmelerin e vesile olduğunu gösteren örnekler de yaşanmıştır.14
Günümüzde de güzel bir ses ve edâ ile okunan Kur’an-ı Kerim ya da Ezân’ın
tesiriyle îman ile şereflenmiş birçok insan mevcuttur .
7 Süleyman Uludağ, İslam Açısından Mûsikî ve Sema, Uludağ Yayınları, Bursa 1992, 14.
8 Uludağ, a.g.e., 90.
9 Ahmed b. Hanbel, Müsned, Thk: Şuayb el-Ernaût, Müessesetü’r-Risâle, Beyrût 1999, Hadis no: 8761,
XIV, 368.
10 Mustafa Kılıç, “İslam Kültür Tarihinde Mûsikî”, AÜİFD, XXXI, 40. Yıl Özel Sayısı, Ankara 1989, 405.
11 Kılıç, a.g. m., XXXI, 405.
12 Muhammed b. İsmâîl Ebû Abdillâh el-Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Dâru İbn Kesîr, Beyrût 1987,
Tevhîd 52; Süleyman b. el-Eş’as Ebû Dâvud, Sünen, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrût (t.y.), Vitr 20.
13 Mehmet Akif Koç, “Kur’an Kıraatinde Türklere Özgü Mahalli Okuyuş Sorunu” , AÜİFD, Ankara
2010, c. 51, S. 2, 79-91.
14 Müşriklerin Hz. Ebû Bekir’in evinin avlusuna gelip onun lâhûtî sesinden Kur’an dinlemele ri ve bunu
dfalarca tekrar etmeleri. Bkz. Muhammed Hamîdullah, İslam Peygamber i, Terc. Salih Tuğ, İstanbul
1993, I, 97-98; Hattaboğlu Ömer, Hz. Peygamber’i öldürme görevini alarak onu öldürmeye giderken
kızkardeşi ile eniştesinin de Müslüman olduğunu öğrendi; hiddetle önce onları öldürmek için evlerine
gitti. Evin önüne ulaştığında evlerinde Tâ-Hâ sûresinin okunduğunu işitti ve cazibesin e kapılarak onlara
ne okuduklarını sordu. Onların bilgi vermemesi karşısında onları dövdü. Ancak bu sûreyi okuyunca
derhal Hz. Peygamber’e giden Hz. Ömer, İslam ile şereflendi. Bkz: Tâ-Hâ Sûresi’nin açıklaması, Hasan
Tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkân Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, İstanbul 2007, 311.
294 FATIH KOCA


A- Terim Olarak Ezân

Arapça bir kelime olan Ezân, e-z-n (أذن (kökünden gelmekted ir. “بالشيء ن َذِ
َ
أ
ْنا
إذ ً“ifadesi, “bir şeyi bildi/öğrendi”15 anlamını taşımaktadır. Kelime bu anlamda
Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılmaktadır.16 Kelime olarak “bildirmek, duyurmak,
çağrıda bulunmak, ilan etmek” anlamlarına gelen Ezân özellikle “namaz
vaktini bildirmek” anlamında kullanılmaktadır.17 Terim olarak ise Ezân, vahiy
ve rüya ile belirlene n sözlerle, farz namazların vaktinin geldiğini, müminlere
duyurmayı ifade eder.18 Ezân, İslâm dini’nin şiarı,19 namaza davet; namaz ise
insanı Yüce Yaradan’a yaklaştıran en kutsal ibadettir .20
Çeşitli sebeplerl e okunacak olan Ezân’ı, sesi daha uzaklara duyurabil mek
için yüksek sesle, yüksek bir mekândan okuyan kimseye de müezzin denir.21
Hz. Adem yeryüzüne indirildiği zaman Cebrâil’in onun için Ezân okuduğu
bilgisi de bazı eserlerde geçmektedir.22 Bu bilgiye dayanarak Cebrâil’in ilk
müezzin olduğu kanısına varılabilir. Ezân, Hz. İbrâhim’in çağrısından alınmış
diyebilir iz. 23 O, insanları hacca çağırmış, Hz. Peygamber ise namaza çağrı
olarak Ezân ile davet etmiştir.24

B- Ezân Uygulamasının Başlangıcı

Hicretin birinci veya ikinci yılında25 Ezân’ın vaz’ına sebep olan rüyâ hadisesi
öncesinde Müslümanlar, güneşin hareketle rine göre vaktin girdiğini anlı-
yorlar ve namazlarını kılıyorlardı. Bununla birlikte sahâbe arasında Mescid-i
15 Muhammed b. Mukram İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Dâru’s- Sadr, “e-z-n” mad. Beyrût (t.y.), XIII, 9.
16 Bakara, 2/279; A’râf, 7/177; İbrâhîm, 14/7.
17 İbn Manzûr, “e-z-n” mad., XIII, 9.
18 Çetin, “Ezan”, DİA, XII, 36.
19 Zeynuddîn Ahmed b. Ahmed b. Abillatif ez-Zebîdi, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve
Şerhi, çev. ve şerh: Ahmed Naim, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1988, II, 568.
20 Zebîdi, II, 562.
21 Hamîdullah, II, 1084. Müezzin; sözlük olarak çağrıda bulunan, ezan okuyan, kâmet getiren
kimsedir. Kur’an-ı Kerîm’de iki ayette geçmektedir; Araf 7/44, Yusuf 12/70. Münâdîlik, İslam öncesi
Araplar arasında mevcuttur . Mekke’de Dârü’n-Nedve’de yapılan toplantılara insanlar münâdîler vasıtasıyla
çağırılırdı. Bkz. Mustafa Sabri Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.
22 İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Ankara 1989, VIII, 367.
23 Hac, 22/27.
24 Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.
25 Ebû Muhammed Abdülmelik İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Dâru’l-Cîl, Beyrût H.1411.,
II, 159; Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrût 1988,
III, 283-284; Canan, VIII, 349; İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet İşleri
Başkanlığı Yayınları, Ankara 2007, 146.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 295
Nebevîde kılınmakta olan namazlar için bir çağrıda bulunulma sı gerektiği
konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştü. Nitekim bir müddet sokaklard a
“Namaza! Namaza!” şeklinde bir çağrıda bulunulmuştur.26 Sahâbeden bazıları
Hristiyan ların yaptığı gibi çan (nâkûs) ile; bazıları Yahudiler in yaptığı gibi
adına “Bûk”27 denilen bir boru ile; diğer bazıları ise Mecûsîlerin ateş yakması
gibi eski adetlerle namaza çağrı yapılmasını önerdiler, ancak Hz. Peygamber
bunların hiçbirini uygun görmedi.28 Bu farklı fikirler karşısında bir sonuca
varılamamasından dolayı Hz. Peygamber’in düşünceli olduğunu gören Abdullah
b. Zeyd b. Sa’lebe, Hz. Peygamber i bu halde görmüş olmanın etkisiyle
meclisten ayrılmış ve o gece Ezân ile ilgili bir rüya görmüştür.29 Rüyasında
kendisine yeşil renkli kıyafetler içinde bir kişinin Ezan’ın sözlerini kendisine
öğrettiğini Hz. Peygamber’e bildirmiştir. Bu rüyaya benzer bir rüyayı Ömer
b. Hattab da gördüğünü ifade etmiştir. Hz. Peygamber’e ise Ezân, bu rüyaların
hemen öncesinde vahiy ile bildirilm iştir.30 Hz. Peygamber, görülen bu
rüya hakkında “Bu, inşallah hak-sâdık bir rüyadır”31 buyurmuş ve Abdullah
b. Zeyd’e Ezân lafızlarını Hz. Bilâl’e öğretmesini ve Hz. Bilâl’in de bu lafızlarla
Ezân okumasını emretmiştir.32 Bunun üzerine Hz. Bilal, Beni Neccar
oğullarından bir kadının evinin damına çıkarak ilk sabah Ezân’ını vaktinde
okumuştur.33 Ensâr’ın, “o gün hasta olmasaydı Ezân’ı doğrudan doğruya Abdullah
b. Zeyd okurdu” şeklinde bir kanaate sahip olduğu nakledilm ektedir.3 4
Bu nakilden, Abdullah b. Zeyd’in sesinin de güzel olduğu anlaşılabilir. Ancak
Hz. Peygamber’in Abdullah b. Zeyd’e Ezân’ı Hz. Bilâl’e öğretmesini emrederke n
“Bilal’in sesi seninkind en daha gür”35 şeklinde bir ifade kullanması,
iki güzel ses arasında bir karşılaştırma yaptığını ve Ezân’ın daha güzel sesli
olan kimse tarafından okunmasını istediğini göstermektedir.
26 Zebîdi, II, 552.
27 İbn Hişam, es- Sîret’un-Nebeviyye, II, 149-151.
28 İbn Hişam, II, 149-151; İbn Kesîr, III, 284; Sarıçam, 146.
29 Muhammed b. Abdillâh b. Yahyâ İbn Seyyidi’n-Nâs, Uyûnu’l-Eser fî Funûni’l-Meğâzî ve’ş-
Şemâil ve’s-Siyer, Müessesetü Izziddîn li’t-Tıbâa ve’n-Neşr, Beyrût 1986, I, 269.
30 İbn Hişam, II, 149-151; Zebîdi, II, 556.
31 Ahmed, b. Hanbel, Hadis no: 16477, XXVI, 400.
32 İbn Hişâm, III, 41.
33 İbn Hişam, III, 41.
34 İbn Seyyidi’n-Nâs, I, 269.
35 İbn Hişâm, III, 41.
296 FATIH KOCA

C- Ezân’ın Hükmü

Ezân’ın Kur’an ile sâbit olduğuna şu ayetler delâlet etmektedi r;36 “Siz namaza
çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorla r. Bu şüphesiz
onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.”37 “Ey iman edenler!
Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun
ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseni z bu, sizin için daha hayırlıdır.”38 O halde
Ezân, dinin önemli kavramlarından ve semboller inden birisidir .

D- Ez’an’ın Sözleri

Ezân şu sözlerden oluşmaktadır;
Allâhu Ekber, (Allah en büyüktür) 4 kez.
Eşhedü en Lâilâhe illallah, (Allah’tan başka tanrı olmadığına şehâdet ederim)
2 kez.
Eşhedü enne Muhammede rrasûlullah, (Muhammed’in Allah’ın elçisi oldu-
ğuna şehâdet ederim) 2 kez.
Hayye ale’s-Salâh, (Haydi namaza) 2 kez.
Hayye ale’l-Felâh, (Haydi kurtuluşa) 2 kez.
es-Salâtu hayrun mine’n-nevm, (Namaz uykudan hayırlıdır) 2 kez, (sadece
sabah Ezân’ında okunur) Bu bölüm, Hz. Bilâl’in ilavesidi r.39
Allâhu Ekber, (Allah en büyüktür) 2 kez.
Lâilâhe illallâh,40 (Allah’tan başka tanrı yoktur) 1 kez.
Ezân’ın o günden beri güzel sesli müezzinler tarafından okunması itibar
görmüştür. Hz. Peygamber de bunu teşvik etmiş, Hz. Bilâl’e sesinin güzelliği
ve etkisinde n dolayı “Bizi namazla rahatlat ey Bilâl”41 buyurarak, ezanın sesi
güzel insanlar tarafından okunması gerektiğine işaret etmiştir.

E- Tarihte Ezân

İslam dünyasında, tarih boyunca ezan ile Müslümanların özgürlüğü arasında
çok yakın bir ilişki kurulmuştur. Nitekim Ezân’ın ilk ortaya çıktığı yer olan
36 Zebîdî, II, 551.
37 Mâide, 5/58.
38 Cuma, 62/9.
39 Mehmed Zihni Efendi, el-Hakâyık mimmâ fi’l-Camii’s-Sağîr ve’l-Meşârik minel- Hadîs, İstanbul
1310/1892, 186-188.
40 Muhammed Hudarî, Nûru’l-Yakîn fî Sîreti Seyyidi’l-Mürselîn, Beyrût 2006, s. 106; Zebîdî, II, 555.
41 Ebû Davud, Edeb 86.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 297
Medine, aynı dönemdeki Mekke’ye göre Müslümanlar’ın dinlerini çok daha
rahat bir şekilde yaşadıkları bir yerdi. Bu nedenle olsa gerek, İslam tarihinde
Ezân’la Müslümanların ibadete çağrılması, Hz. Peygamber’in hicretini n hemen
sonrasında Medine’de gerçekleşebilmiştir.
Hicretten sonraki dönemlerde de Ezan, İslam dünyasında fetih ve zaferleri n
birer unsuru olmuştur. Mekke’nin fethedilm esinden sonra ele geçirilen her
beldede ilk uygulama olarak fethi müjdelemek için “Fetih Ezan’ı” okunması
bir adet haline gelmiştir.42 Hz. Peygamber bu beldelere tayin ettiği valilere,
İslam’a giren kabileler için imam ve müezzin tayin edilmesin i emretmiş, tayin
edilen bu kimseleri n seslerini n güzel olmasına, Kur’an-ı Kerim’i gereği gibi
güzel okuyan kişilerden seçilmesine dikkat edilmesin i emretmiştir. Bunların
yanında bu seçilen müezzinlerin mûsikîye vukûfiyeti olan kişilerden seçilmesine
de özen gösterilmesini tavsiye etmiştir.43 Hem Hz. Peygamber döneminde
hem de ondan sonraki dönemlerde yerleşim merkezler ine atanan valilerin
toplumu yönetme görevinin dışında camide imamlık ve hatiplik görevlerini de
yapmakta oldukları bilinmekt edir.44 Bu, tayin edilen valilerin seçiminde onların
kıraatinin ve fasih konuşmasının Hz. Peygamber ya da halife tarafından
göz ardı edilmediği ve özenle seçildiğine bir işaret olarak telakki edilebili r.
HZ. PEYGAMBER’İN MÜEZZİNLERİ
Hz. Peygamber’in müezzinlerinin araştırılması ile yakından ilgili bir diğer
husus ise Asr-ı Saâdetteki müezzinlerin Ezân hizmetini nerelerde ve nasıl îfa
ettikleri meselesid ir. Çünkü Ezân, genellikl e, mescidle birlikte düşünülen bir
kavramdır. Ezan konusunda günümüzde de zaman zaman dile getirilen farklı
yaklaşımlara ya da tartışmalara ışık tutması bakımından Hz. Peygamber zamanındaki
mescidler de takip edilen ezan uygulamasından kısaca bahsetmek
yerinde olacaktır.
Makrîzî’nin aktardığına göre Asr-ı Saâdette Medine’de Mescid-i Nebevî
dışında dokuz mescid bulunmakt a idi.45 Bu mescidler de mü’minler, Hz.
42 Mustafa Uzun, “Ezan”, DİA, XII, 43.
43 Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.
44 Ünal Kılıç, Peygamber ve Dört Halife Günlerinde Şehir Yönetimi ve Valilik, Yediveren Yayınları, Konya
2004, s.105-106.
45 Takıyuddîn Ahmed b. Alî el-Makrîzî, el-Mevâiz ve’l-İ’tibâr bi Zikri’l-Hıtat ve’l-Âsâr, Mektebetü
Medbûlâ, Kâhire 1997, III, 205; Ebû Dâvud’dan yapılan bu nakil bazı kaynaklar da mescitler in
sayısının Mescid-i Nebevî ile birlikte dokuz tane olduğu şeklinde yer almaktadır. Bununla birlikte Hz.
298 FATIH KOCA
Bilâl’in Mescid-i Nebevî’den okuduğu Ezan’la namaz kılıyorlar idi.46 Bu rivayet
göz önüne alındığında Hz. Peygamber’in Medine’deki resmî görevli
müezzinlerinin sadece Hz. Bilâl ile İbn Ümmi Mektûm’dan ibaret olduğu,
Medine’deki diğer mescitler de resmî bir müezzinin olmadığı, bu mescitler de
Mescid-i Nebevîden okunan Ezân’a göre namaz kılındığı, o dönemde merkezî
Ezân uygulamasının var olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Mescid-i Nebevî’den
okunan Ezân’ın ulaşması mümkün olmayan Kuba Mescidi’inde Sa’d elKaraz’ın
resmî bir müezzin olarak Ezân okuduğu da bilinmekt edir.47 Hicret
sonrasında Medîne’nin nüfusunun onbinin üzerinde, eli kılıç tutan Müslü-
manların nüfusunun ise bin beşyüz civarında olduğu48 ve Ezân’ın yüksek bir
yerden okunduğu49 göz önünde bulunduru lduğunda, modern hayatın getirdiği
şehir ortamının bulunmadığı Medîne’de, okunan tek bir Ezân’ın her yerden
duyulması imkânsız ise de müezzinin okuduğu Ezân’ı en azından mescidin
civarındaki Müslümanlara duyurdukl arı düşünülebilir.
Ezân okumada öncelik, güzel ses, gür ses, güzel okuma ve vakti iyi tayin
edebilme şartıdır.50 Hz. Peygamber şöyle buyurmakt adır; “Ezân okurken sesini
yükselt, zira müezzinin sesini işiten insan, cin, sair her şey kıyamet günü
onun lehine şehâdet edecektir .”51 Yine başka bir hadîs-i şerif’de şöyle buyurulur:
“Müezzinler kıyamet günü, boyun itibarı ile insanların en uzun boyluları
olacaklar dır.”52 Diğer hadîs-i şeriflerde ise: “Müezzin sesinin ulaştığı yere
kadar bağışlanır. Sesini duyan her şey onu tasdik eder, ayrıca onun için namaz
kılanların ecri vardır.
53 Ezân okurken sesinizi yükseltin, çünkü her duyan
kıyamet gününde onun lehine tanıklık edecektir .
54
Peygamber’in içerisinde namaz kıldığı ve kılmadığı başka mescidler den bahsedilm ektedir. (Ayrıntılı
bilgi için bkz: Moğoltây b. Kılıç b. Abdillâh el-Hıkrî, el-İ’lâm bi Sünnetihi Aleyhi’s-Selâm, Suudi Arabistan,
1999, I, 1216 (vd.).
46 Makrîzî, III, 205.
47 Muhammed Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtibu’l-İdâriyye, Thk. Ahmet Özel, İz Yayıncılık, İstanbul
1990-1993. I, 162; Kettâni, I, 156-157.
48 Hamidulla h, I, 183.
49 Kettânî, I, 162. Kettânî, Mi’zene’nin (Minâre’nin) Hz. Peygamber hayatta iken olmadığını iddia
etmektedi r. O, Ezân’ların onun döneminde, Hz. Bilâl’in Hz. Hafsa’nın evindeki yüksek bir yerden ezan
okuduğunu söylemektedir. Bkz. Kettâni aynı yer.
50 Canan, VIII, 319.
51 Ebu Davud, Salat 31.
52 Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd İbn Mace el-Kazvinî, Sünen, Dâru’l-Fikr, Beyrût (t.y.), Ezan 5.
53 Ebu Dâvûd, Salât 31; İbn Mâce, Ezân 5.
54 Buhârî, Ezân 5; Ahmed b. Şuayb Ebû Abdirrahmân en-Nesâî, Sünen, Mektebetü’l-Matbûâti’lİslâmiyye,
Haleb 1986, Ezân 14.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 299
Hz. Peygamber, Ezân’ın nasıl okunacağını şu ifadelerl e ortaya koymuştur:
Ebû Mahzûre’ye Resûlullah, Haydi sesini yükseltip uzatarak (tercî yaparak)
oku.55 Hz. Bilâl’e, Ezân okuduğun zaman ağır ağır oku, kamet getirdiğin zaman
ise acele ve çabuk getir.56 Yine Hz. Peygamber’in Hz. Bilâl’e, “Ezân okurken
parmaklarını kulaklarının üstüne koyarak okumasını emretti,57 ve şöyle dedi;
“Bu, sesin gür çıkması için daha iyidir”.58 Başka bir hadîs de ise; “Elfâz-ı ezânı
açık söyleyenden başkası size ezan okumasın” buyurarak Ezân’ın açık ifadelerl e
okunmasını ve dinleyenl eri de yormayaca k şekilde okunmasını tavsiye etmiştir.59
Ezân’ı dinleyenl er için ise; “Ezân’ı duyduğunuz zaman, tıpkı müezzinin söylediği
gibi söyleyiniz”60 buyurmuş ve yine; “Her kim Ezân’ı işittiği zaman; “Kılınmak
üzere olan namazın ey Rabbi Celîl’i, Muhammed aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’a
vesîleyi, fazîleti ihsân et. Bir de kendisine va’dettiğin Makâm-ı Mahmûd’u verip
oraya vardır. Hiç şüphe yok ki Sen, va’dinden dönmezsin” derse, ona kıyamet
gününde şefaat edeceğini müjdelemiştir. 61
Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına müezzinlerin Ezân okuması için
“Mi’zene-Minâre”62 adı verilen yüksekçe bir yer yapılmıştır. Müezzinler
Ezân’ları buradan okurdu. Bayram namazına gidilirke n müezzinler Hz.
Peygamber’in önünde yürürler, ellerinde Habeş Necâşisi Ashame’nin hediye
olarak gönderdiği ve adına “Anaze” denilen asayı taşırlardı. Resûlullah ve iki
halife döneminde Cuma namazı için hutbeden önce sadece iç Ezân okunurdu.
Hz. Osman döneminden itibaren ise, artan cemaatin durumu düşünülerek dış
Ezân da okunmaya başlanmıştır.63
Hz. Peygamber hayatta iken onun müezzinliğini yapan dört müezzinden
bahsedili r ki bunlar; Bilâl b. Rebâh el-Habeşî, Abdullah b. Ümmi Mektûm,
Ebû Manzûre/Mahzûra, Sa’d b. Âız (Sa’du’l Karaz) dır.64 Kettâni’nin et-
55 Ebû Dâvûd, Salât 28; Tercî; Şahadeteynin her birini müezzinin yavaşça ve yalnız kendisi duyacak
kadar okuduktan sonra yüksek sesle tekrar etmesine denir. Bkz. Zebîdi, II , 557.
56 Muhammed b. Îsâ Ebû Îsâ et-Tirmizî, Sünen, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrût (t.y.), Salât 143.
57 İbn Mâce, Ezân 3.
58 İbn Mâce, Ezân 3.
59 Zebîdî, II , 567.
60 Tirmizî, Salât 154.
61 Zebîdî, II , 574.
62 Kettânî, I, 162.
63 Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.
64 Ahmet Hakkı Turabi, “İlk Dönem İslam Dünyasında Mûsikî Çalışmalarına Bakış”, MÜİFD, S.
13-14-15, 225-248, İstanbul 1997; Zebîdi, Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, II, 560.
300 FATIH KOCA
Terâtibu’l-İdâriyye isimli eserinde bu sayı sekize kadar çıkarılmıştır. Bu dört
isme ilaveler, Ziyâd b. Hâris es-Sudâi, Abdülaziz b. Esam65, Sevbân ve Osman
b. Affan’dır.66 Ezan rüyasını gören Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe de kamet
getirdiği için, onu da Hz. Peygamber’in müezzinleri arasında zikredebi liriz.67
Hz. Peygamber’in müezzinleri, yaptıkları bu görevi gönüllülük esasına dayanarak
îfa etmişlerdir. Asr-ı saâdet döneminde bu göreve istinaden belirli bir
ücret aldıklarına dair bir bilgi bulunmama ktadır. Müezzinlere ilk defa maaş
bağlayan halife ise Hz. Osman’dır.68 Ancak Hz. Ömer döneminde artan gelirler
vesilesiy le memurlara bağlanan maaşla69 müezzinlerin maaşlarının da göz
önünde bulunduru lduğu düşünülebilir.

A- Hz. Peygamber’in Resmî Müezzinleri

1- Bilâl b. Rebâh el-Habeşî (ö.20/641)

İlk Müslümanlardan olan Bilâl b. Rebah el-Habeşî (ö.20/641),70 imân ile
müşerref olduktan sonra müşriklerin şiddetli işkencelerine maruz kalmışsa da
kararında sebât göstermiştir.71 Başlangıçta köle iken Hz. Ebû Bekir’in kendisini
satın alıp azat etmesiyle Hz. Peygamber’e daim hizmet edip, sesinin
güzelliği ve etkisinde n dolayı Hz. Peygamber’in müezzini olmuştur.72Hz.
Bilâl, görünüm itibariyl e uzun boylu ve esmer tenlidir. Mekke müvelledlerinden73
olup Habeşistanlıdır. Annesi Benû Cumah cariyeler inden Hamâme’dir.74
Hicrî 20’de altmış üç yaşında Şam’da vefat etmiştir. Hz. Peygamber’in hazinedar lık
hizmetini de yapan75 Hz. Bilâl, ilk kez Ezân okuyan müezzindir. İlk
kâmet getiren ise Abdullah b. Zeyd’dir.76 Rüyayı Abdullah b. Zeyd görmüştür,
65 Abdülaziz’in, İbn Ümmü Mektûm olduğu konusunda bazı rivayetle rde mevcuttur . Bkz. Kettâni
I, 156-159.
66 Kettâni, I, 156-159.
67 Kettâni, I, 157.
68 Abdurrahm an b. Ebi Bekr es-Suyûtî, Târîhu’l- Hulefâ, Matbaatü’s-Seâde, Mısır 1952, s. 24.
69 Kılıç, s. 161-162.
70 Hayruddîn b. Mahmûd ez-Ziriklî, el-A’lâm, Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn, (b.y.) 2002, II, 73.
71 Muhammed Yusuf Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, Terc. Sıtkı Gülle, İstanbul 1990, II, 258.
72 Zebîdi, I, 578-579; İmam Kastalâni, Merâbib-i Ledünniyye Tercümesi, Çev: Şâir Bâkî, Sad: H.
Rahmi Yananlı, İstanbul 1983, I, 353.
73 Müvelled: Saf Arap olmayan, ırken Arap olmayıp Araplar arasında yetişen kimse. Bkz. İbn
Manzûr, “v-l-d” mad. III, 467.
74 Zebîdi, II, 578-579.
75 Zebîdi, II, 578-579.
76 Kettâni, I, 157.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 301
ancak sesinin daha gür ve güçlü olmasından dolayı Hz. Peygamber’in emri ile
Ezânları Hz. Bilâl okumuştur.
Belirtild iğine göre bir gece de iki Ezân okunurdu. Bunlardan ilki fecir’den
önce sahabeyi teheccüde kaldırmak için okunan Seherî Ezân’dır. Bu ilk ezan
Bilâli Habeşî tarafından okunmakta idi. Benî Neccâr’dan bir kadın şöyle der; “
Benim evim mescidin etrafındaki evlerin en yükseği idi. Bilâl de Ezân’ı burada
okurdu. O, Ezân’dan önce hep şu duayı yapardı”, “Ey Allah’ım ben sana hamd
eder ve Kureyş’in senin dinine karşı koymalarına karşı senden yardım dilerim.”
O, bu duasını hiç terk etmedi.
77 İkinci Ezân ise sabah namazının vaktini bildirmek
için okunan sabah Ezân’ıdır. Bu Ezân’ı ise İbn. Ümmi Mektum okumakta
idi. Hz. Bilâl sabah Ezân’ına mahsus olan “es-Salâtü hayrun min’en-Nevm”
ibaresini sabah Ezân’ına ilave etmiştir. Bir sabah Hz. Bilâl Ezân için mescide
geldiğinde Hz. Peygamber’in biraz dalmış olduğunu görür ve iki kere “esSalâtü
hayrun min’en-Nevm” diye seslenir. Bu Hz. Peygamber’in çok hoşuna
gider ve; “Bilâl bu ne güzel söz! Sabah Ezân’larını okuduğunda bunu söyle!”
diye emir buyurmuşlardır.78 Buna “tesvîb”79 denilir. Tesvîp lügat olarak, bir duyurma,
yaptıktan sonra dönüp tekrar duyurma yapmaktır. Üçe ayrılır, birincisi
ezandan sonraki kâmet, ikincisi sabah Ezân’ında okunan “es-Salâtü hayrun
minen-Nevm” ibaresi, üçüncüsü ise halkın Ezân’a rağmen namaza yetişmekte
ağır davranmal arından dolayı müezzinin “Kad kâmeti’s-Salât” demesidir .80 Bu
ilave Hz. Peygamber tarafından da tasdik edilmiştir. Hz. Bilâl Ezân okuduktan
sonra Hz. Peygamber’in kapısı önünde durur, “ Allah’ın selâmı üzerine olsun
ey Allah’ın Resûlü, Selâm senin üzerine olsun, anam babam sana fedâ olsun,
haydi namaza!” derdi.81 Hz. Bilâl Hz. Peygamber’in hücresinden çıkışını gö-
zetler, O oradan çıkmadan kamet getirmezd i.82
Hz. Bilâl Hz. Peygamber’in vefatından sonra derin bir üzüntü yaşamış, Halife
Hz. Ebû Bekir’in ısrarı üzerine Medine’de bir müddet kalmış ancak onun
vefatından sonra Hz. Ömer’den izin alarak Şam’a hicret etmiştir. Hz. Ömer’in
bir keresinde Şam’a ziyaretin de Onun ısrarı üzerine Hz. Bilâl bir defaya mah-
77 İbn Hişam, Sîret-i İbn Hişam, Terc. Hasan Ege, İstanbul 1994, II,181.
78 Zebîdi, II,560.
79 Mehmed Zihni, s.186-188.
80 Canan, VIII,347.
81 Kettâni, I, 157-158.
82 Zebîdi, II,601.
302 FATIH KOCA
sus Ezân okumuş, hem kendisi hem de Hz. Ömer karşılıklı gözyaşı dökmüş-
lerdir. Bu minval üzere bir gün Hz. Peygamber’i rüyasında görmüş, efendimiz
kendisine rüyada “Nedir bu ayrılık? Sen ey Bilâl bizi incittin, neden bizi
ziyarete gelmezsin” buyurarak Medine’ye çağırmıştır. O da Medine’ye gitmiş
Ravza-i Mutahhara’nın toprağına yüz sürmüş, daha sonra Hz. Peygamber’in
torunlarını görüp ikisine sarılarak ağlamıştır. Sabah Ezân’ını okuyarak ehl-i
Medine’ye o sabah duygusal atmosfer yaşatmış, ancak Ezân’ın yarısında bayılarak
yere düşmüştür. Medine’de fazla kalmamış, Şam’a geri dönmüş ve
altmış üç yaşında orada vefat etmiştir.83

2- Abdullah b. Ümmi Mektûm (ö.23/643)

Kettâni’nin et-Terâtibü’l-İdâriyye’sinde geçen bilgilere göre Abdülaziz b.
Esam da Hz. Peygamber’in müezzinlerindendir. Buradaki bilgilere göre bu
sahabînin, Abdullah b. Ümmi Mektûm olduğu söylenmektedir. Yani bu ikisi
ayrı müezzinler değil aslında aynı kişidir.84
Ümmi Mektûm’un (ö.23/643)85 asıl ismi Amr b. Kays’tır. Babası Kays,
Hz. Hatice validemiz in dayısı Kays b. Zâide b. el-Esam’dır.86 Annesi Ümmi
Mektûm Âtike binti Abdullah el-Mahzûmiye’dir.87 Ümmi Mektûm âmâ yani
görme özürlü idi. Ümmi Mektûm’un birgün Hz. Peygamber’in huzuruna gelip
İslam hakkında kendisind en bilgi almaya geldiğini beyan ettiği sırada Hz.
Peygamber kibirli bazı müşrik liderler ile görüşmekte idi. Onun bu sorusuna
Hz. Peygamber çok meşgul olduğu için yüzünü ekşitip öteye dönmüş, yanındakileri
dinlemeye devam etmişti. Kur’an-ı Kerîm’in 80. Sûresi olan Abese
Sûresi, işte bu olaya binâen nazil olmuştur.88
İbn Ümmi Mektûm Kureyş’den ve muhacirle rin önde gelenleri ndendir.
Hz. Peygamber Medine’den cihat için çıktıklarında onu yerine vekil tayin
etmiş, namazların imamlığını da yine o yapmıştır. Bu, on üç defa olmuştur.
Hz. Peygamber Tebuk seferine çıktığında ise yine âmâ olan Ityân b. Mâlikî’yi
imam olarak tayin etmiştir.89
83 Mehmed Zihni, s.186-188; Kettâni, I, 157; Canan, VIII, 354.
84 Kettâni, I, 156-157.
85 Ziriklî, V, 83.
86 Mehmed Zihni, s. 13-14.
87 Zebîdi, II, 579.
88 Bkz. Kur’an-ı Kerim, Abese, (584. Dipnot), DİB, Heyet, Ankara 2009.
89 Mehmed Zihni, 13-14.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 303
Hz. Bilâl sabah ezanını geceleyin okur, Ümmi Mektûm ise fecr doğmadık-
ça ezanı okumazdı. Bundan şunu anlarız, birinci ezanı Bilâl, ikinci ezanı ise
Ümmi Mektûm okurdu. Hz. Peygamber imsak vaktini belirleme k için şöyle
buyurur; “Bilâl ezan okuyunca yiyin için tâ ki Ümmi Mektûm ezan okuyana
dek.”90 İbn Ümmi Mektûm Hz. Ömer zamanında Kadisiye muharebes ine siyah
bir bayrak ile katılmış ve bu muharebed e şehit düşmüştür.91

3- Ebû Mahzûre (ö.59/679)

Semure b. Muir, Evs b. Muir ya da Muir b. Mahzûre diye anılır. Mekke’nin
fethinden sonra Hz. Peygamber, Ebû Mahzûre’nin (ö.59/679)92 Mekke’nin
dışında bir yerde Mekkeli gençlerle Ezân’ı alaya alarak okuduğunu işitmiş
ve onu huzura çağırtmıştır. O, kendisini n idam edileceğini zannetmiş, ancak
Hz. Peygamber’in onu imana davet etmesiyle iman ile müşerref olmuştur. Bu
olaydan sonra Hz. Peygamber onu Harem-i Şerif’e müezzin tayin etmiştir.93
Hz. Peygamber’in yirmi kadar kişiye Ezân okutup dinlediği ve içlerinden
Ebû Mahzûre’nin sesini beğenerek ona Ezân cümlelerini öğrettiği de rivayet
edilir.94 Ebû Mahzûre, o gün Hz. Peygamber’in kendisine Ezân’ı okuma
usûlünü öğrettiğini ve başının ön kısmını meshettiğini söyler.95 Ebû Mahzûre
Ezân’ı Tercî96 yaparak okur, Hz. Bilâl ise Tercî yapmadan okurdu.97 Kendisini n
sesi gür ve güzeldi. Vefatına kadar Harem-i Şerif’in müezzinliğini yapmıştır.
Ondan sonra bu görevi amcazâdeleri, onlardan sonra da müezzinlik
görevi Rebia b. Sa’d oğullarına geçmiştir.98
Hz. Ömer’in, kendisine şöyle dediği de rivayet edilmekte dir; “Bağırdığın
vakit göbeğinin altı yarılır diye korkmaz mısın?”99 Ebû Mahzûre Mekke okuyuşunun
kurucusu kabul edilmiştir.100
90 İbn Ümmi Mektûm’un ikinci Ezân’ı, imsak vaktinin geldiği anlamını ifade etmektedi r. Zebîdi,
II, 579-580; Mehmed Zihni, 13-14.
91 Mehmed Zihni, 13-14.
92 Ziriklî, el-A’lâm, II, 31.
93 Mehmed Zihni, 13-14,139-140.
94 Küçükaşçı, “Müezzin” DİA, XXXI, 491-495.
95 Ebû Dâvûd, Salat 28; Nesâî, Ezan 3,4.
96 Tercî: Şahadeteynin her birinin müezzinin yavaşça ve yalnız kendisi duyacak kadar okuduktan
sonra yüksek sesle tekrar etmesi.
97 Zebîdî, II, 560.
98 Mehmed Zihni, 139-140; Canan, VIII, 350-351.
99 Mehmed Zihni, 139-140.
100 Küçükaşçı, “Müezzin” DİA, XXXI, 491-495.
304 FATIH KOCA

4- Sa’d b. Âid101 (Sa’du’l Karaz)

Sa’d el-Kuraz/Karaz Hz. Peygamber’in müezzinlerindendir.102 Hz. Peygamber
Kuba’ya geldiğinde yanında daima Hz. Bilâl’i de getirir ona orada Ezân
okutur, orada bulunan Müslümanlar da Ezân’ı duyunca mescide toplanırlardı.
Bir defasında Kuba’ya yanında Bilâl olmaksızın gelmişti. Orada bulunan Sa’d
el-Kurâz hemen hurma ağacına çıkarak Ezân okumaya başladı. Hz. Peygamber
ona bunu neden yaptığını sorduğunda Sa’d; “Ey Allah’ın elçisi, sen gelince
zencileri n sana baktığını ve sana bir şeyler yapacakla rından korktum. Halkın
hemen buraya toplanmasını sağlamak amacıyla Ezân okudum” dedi. Hz. Peygamber
de buna karşılık ona; “İyi yaptın. Bilâl’i yanımda görmediğin zaman sen
Ezân oku!” buyurarak ona tenbihte bulunmuştur. Hz. Peygamber ona özellikle
Kubâ mescidind e Ezân okuması için müsaade etmiştir.103
O, Hz. Peygamber hayatta iken üç kez Ezân okumuştur.104 Hz. Bilâl Şam’a
gidince Kuba’da Ezân okumakta olan Sa’d, daha sonra Mescid-i Nebevî’de de
Ezân okumuştur.105 Hz. Ebû Bekir halife olunca Sa’d onun kapısı önünde durur;
“ Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerine olsun ey Allah’ın Resûlü’nün
halifesi, haydi namaza, haydi felâha” derdi.106
Sa’d b. Âid Medine okuyuşunun kurucusu kabul edilmekte dir.107 Sa’du’lKaraz’ın,
Haccâc’ın (ö.94/714)108 zamanına kadar yaşadığı belirtilm ektedir.
Sa’du’l-Karaz’ın vefatından sonra Mescid-i Nebevî’de Ezân okuma görevi
oğulları tarafından da sürdürülmüştür.109

B- Hz. Peygamber Döneminde Muhtelif Zamanlard a Müezzinlik Yapanlar

1- Ziyâd b. el-Hâris es-Sudâi

Ziyâd b. Hâris es-Sudâi, Hz. Peygamber’in müezzinlerindendir. Bir defasında
Hz. Bilâl’in mescidde olmayışından dolayı sabah namazında Ezân oku-
101 Sa’d b. Âid’in adı Sa’d b. Aiz olarak da verilmiştir. Bkz: Zebîdî, II, 560.
102 Kettâni, I, 156-157.
103 Şihâbuddîn Ahmed b. Alî İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Dâru’l-Cîl, Beyrût
1412/1991, III, 65.
104 Kandehlevî, III, 384.
105 İbn Hacer, el-İsâbe, III,65; Kettânî, I, 157.
106 Kettânî, I, 158.
107 Küçükaşçı, “Müezzin” DİA, XXXI, 491-495.
108 Ahmet Lütfi Kazancı, “Haccâc b. Yusuf es-Sakafî”, UÜİFD, IV/IV, Bursa 1992.
109 İbn Hacer, el-İsâbe, III, 65.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 305
muştur. Hz. Bilâl ise namaza yetişmiş, kamet getirmeyi istemiş, ancak bunun
üzerine Hz. Peygamber; “Sudâîler’in kardeşi Ezân okudu. Ezân’ı kim okuduysa
kâmeti de o yapsın” buyurmuştur.110
Sudâî’nin bilahere Mısır’a yerleştiği ve burada büyük itibar gördüğü daha
sonra Medine’ye gelerek Muaviye b. Ebî Süfyân’ın hilafeti zamanında, burada
vefat ettiği belirtilm ektedir.1 11

2- Sevbân (ö.54/674)

Sevbân Hz. Peygamber’in azatlı kölelerindendir. Aslen Serat’lıdır. Burası
Mekke ile yemen arasında bir yerdir. Künyesi Ebû Abdullah’tır. Vaktiyle
esir düşmüş, Hz. Peygamber de onu satın alarak kendisine “İster memleketi ne
dön, istersen bizimle kal” buyurmuşlardır. Kendisini n rivayet ettiği bir
hadîste; “Bir defasında Ezân okuyup Nebî’nin yanına girdim ve ey Allah’ın
Resûlü, ben Ezân okudum dedim. Bunun üzerine Resûlullah; “Sabah olmadık-
ça Ezân okuma” buyurdu. Sonra ona gelerek tekrar “Ezân okudum” dedim, O
da; “Fecri görmedikçe Ezân okuma buyurdu”. Sonra kendisine üçüncü defa
gelerek “Ezân okudum” deyince, iki elini birleştirip sonra birbirind en ayırdı
ve “Onu böyle görmedikçe Ezân okuma” buyurdu.1 12
Ezân lafızları ikişerdir. Hz. Bilâl Ezân lafızlarını ikişerli okur, kameti tek
getirir, Abdullah b. Zeyd rüyada Ezân’ın da kametin de ikişerli olarak öğretildiğini
beyan ederek hem Ezân’ı hem de kameti ikişerli okurdu. Sevbân’ın
da Ezân’ı ikişerli okuduğu zikredili r.113 Hz. Peygamber’in vefatıyla Suriye
ve Mısır’a gitmiş, Mısır’ın fethinde bulunmuş, yüzyirmi dört hadîs rivayet
etmiştir. Hicrî 54 yılında Hıms’da vefat etmiştir.114

3- Osman b. Affan (ö.35/656)

Tam adı, Osman b. Affân b. Ebi’l-âs b. Ümeyye b. Abdi’ş-Şems b. Abdi
Menâf el-Kuraşî el-Emevî’dir.115 Hz. Ebu Bekr’in İslam’a davet etmesiyle
Müslüman olmuştur.116 Hz. Peygamber’in kızlarından önce Rukıyye, daha
sonra ise Ümmü Külsûm ile evlenmiştir. Hz. Peygamber’in üçüncü halifesi
110 Muhammed İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ, Dâru Sâdir, Beyrût (t.y.), VII, 503.
111 İbn Sa’d, VII, 503-504.
112 Kettâni, I, 158.
113 Zebîdî, II, 559.
114 İbn Hacer, el-İsâbe, I,413; Mehmed Zihni, 193-194.
115 İbnu’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, Beyrût (t.y.),I,749; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 456.
116 İbnu’l-Esîr, I, 749.
306 FATIH KOCA
olan Hz. Osman (ö.35/656)117 Resûlulah’ın müezzinleri arasında zikredebi liriz.
O, Hz. Peygamber’in huzurunda, minberin yanında Ezân okumuştur.118

4- Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe (ö.32-33/652-653)

Sâhibü rüyâ119 diye meşhur olan Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe, Ezân rü-
yasını gören ve Hz. Peygamber’e haber veren sahabîdir.120 Ezân okuduğuna
dair rivayet bulunmaya n bu zâtı burada Ezân rüyası dışında zikretmem izin
sebebi ise, “Ezân’ı Bilâl okudu, kameti ise Abdullah b. Zeyd getirdi”121 rivayetid ir.
Kamet getirmek de müezzinlik hizmetini n bir görevi olduğu için
Hz. Peygamber’in sabit müezzinlerinin dışında Abdullah b. Zeyd’i, Hz.
Peygamber’in müezzinlerinden biri olarak zikredebi liriz.
Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe b Abbdirabb ih b. Zeydi’l-Hars b. Hazrec
(ö.32/652)122 veya (ö.33/653 )
123 Bedir savaşına katılmış Uhud’da şehid
olmuştur.124

Sonuç

Bu bilgiler ışığında, Hz. Peygamber’in müezzinlerde aradığı özellikleri şu
şekilde değerlendirebiliriz;
1. Sesinin güzel ve etkili olması125
2. Sesini güzel bir şekilde kullanabi lmesi126
3. Elfâz-ı Ezân’ı sesle süsleyerek okuması127
4. Elfâz-ı Ezân’ı doğru telaffuzl arla okuması128
5. Sesinin gür olması129
6. Yeterli derecede mûsikîye vâkıf olması130
117 Ziriklî, IV, 210.
118 Makrîzî, III, 204; Kettâni, 158.
119 İsmail Lütfi Çakan, “Abdullah b. Zeyd”, DİA, I, 144.
120 İbn Hişâm, III, 41; Zebîdi, II, 556.
121 Kettânî, I, 157.
122 Şihâbuddîn Ahmed b. Alî İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-Tehzîb, Dâru’l-Fikr, Beyrût 1984, V, 197.
123 Muhammed b. Cerîr Ebû Ca’fer et-Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye,
Beyrût 1407/1986, II,629.
124 İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, V,197.
125 Uludağ, 14.
126 Uludağ, 14; Uludağ, 90.
127 Buhari, Tevhid 52; Ebu Davud, Vitr 20.
128 İbn Hişam, III, 41.
129 İbn Hişam, III, 41.
130 Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, 491-495.
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 307
7. Ezân vaktini iyi tayin edebilmes i131
8. Sesini yükselterek okuması132
9. Tercî yaparak okuması133
10. Ezânı ağır ağır okuması134
11. Başparmakları kulaklarının üstüne koyarak ezanı okuması135
12. Dinleyenl eri yormayaca k şekilde okuması136
13. Ezânı yüksek bir yerden okuması137
Hz. Peygamber’in müezzinlerde aradığı bu özellikleri sıraladıktan sonra
müezzinlerin bunların dışında güzel bir Ezân okuyabilm eleri için şu hususlara
da dikkat etmeleri gerekmekt edir.
a. Diyafram nefesi alarak, nefesi tasarrufl u kullanmak .
b. Müezzin kendi sesinin ses aralığını bilmeli, çok tiz veya çok pes sesten
başlamamalı, başladığı perde ile Ezân’ı sonlandırmalı. Gereksiz uzatmalar dan
kaçınmalıdır.138
Din-i İslâm’ın şiarı Ezân, özelde namaza davetin bir ilanı olmakla beraber,
genelde İslâm’a davetin bir ilanıdır. Allah’ın varlığı ve birliğini, Hz.
Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğunu ve ebedî saâdetin ahiret inancı
olduğunu vurgulaya n Ezân, onu dinleyenl eri İslâm’a davet eder. Bu davetin
ise gelişigüzel bir şekilde yapılamayacağını, sesi gür ve güzel sesli insanlarl a,
insanların gönüllerine işleyecek bir ahenk ve usûl ile yapılması gerektiğini,
Hz. Peygamber’in müezzinlerini tanıyarak öğrenebiliriz.
Kaynakça
Ahmed b. Hanbel, Müsned, Müessesetü’r-Risâle, Thk: Şuayb el-Ernaût,
Beyrût 1999.
Akdoğan Bayram, Türk Din Mûsikîsi Dersleri, Ankara 2010.
Aycan, İrfan, “İslam Toplumund a Eğlence Sektörünün Ortaya Çıkışı”, AÜİFD,
c. XXXVIII, s. 155-193. Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1998.
131 Canan, VIII, 319.
132 Ebu Davud, Salat 31.
133 Ebu Davud, Salat 28.
134 Tirmizi, Salat 143.
135 İbn Mace, Ezan 3.
136 Zebîdî, II, 567.
137 Kettânî, I, 162.
138 Bayram Akdoğan, Türk Din Mûsikîsi Dersleri, Ankara 2010, 203.
308 FATIH KOCA
el-Buhârî, Muhammed b. İsmâîl Ebû Abdillâh, el-Câmiu’s-Sahîh, Dâru İbn
Kesîr, Beyrût 1987.
Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Akçağ Yayınları, Ankara 1989.
Çakan, İsmail Lütfi, “Abdullah b. Zeyd”, DİA, I, 144, İstanbul 1995.
Çetin, Abdurrahm an, “Ezan”, DİA, XII, 36, İstanbul 1995.
Ebû Dâvud, Süleyman b. el-Eş’as, Sünen, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrût (t.y.).
Feyizli, Hasan Tahsin, Feyzü’l-Fûrkân Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali,
Server İletişim, İstanbul 2007.
Hamidulla h, Muhammed, İslam Peygamber i, Terc. Salih Tuğ, İrfan Yayıncı-
lık, İstanbul 1993.
Hıkrî, Moğoltây b. Kılıç b. Abdillâh, el-İ’lâm bi Sünnetihi Aleyhi’s-Selâm,
Mektebetu Nizâr Mustafâ el-Bâz, el-Memleketü’l-Arabiyyetü’sSuûdiyye
1999.
Hudarî, Muhammed, Nûru’l-Yakîn fî Sîreti Seyyidi’l-Mürselîn, Dâru’lYemâme,
Beyrût 2006.
İbn Hacer, Şihâbuddîn Ahmed b. Alî el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe,
Dâru’l-Cîl, Beyrût H. 1412.
____, Tehzîbu’t-Tehzîb, Dâru’l-Fikr, Beyrût 1984.
İbn Haldûn, Mukaddime, Terc. Zakir Kadiri Ugan, c. II, MEB, İstanbul 1991.
İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdülmelik, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Dâru’l-Cîl,
Beyrût H. 1411.
-------, Sîret-i İbn Hişam, Terc. Hasan Ege, II/181, Kahraman Yayınları, İstanbul
1994.
İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ İsmâîl, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Dâru İhyâi’t-Türâsi’lArabî,
Beyrût 1988.
İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvinî, Sünen, Dâru’l-Fikr,
Beyrût (t.y.).
İbn Manzûr, Muhammed b. Mukram, Lisânu’l-Arab, Dâru Sâdir,Beyrût (t.y.).
İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Dâru’l-Meârif, Kahire (t.y.).,
İbn Sa’d, Muhammed, et-Tabakatü’l-Kübrâ, Dâru Sâdir, Beyrût (t.y.).
İbn Seyyidi’n-Nâs, Muhammed b. Abdillâh b. Yahyâ, Uyûnu’l-Eser fî
Funûni’l-Meğâzî ve’ş-Şemâil ve’s-Siyer, Müessesetü Izziddîn li’t-Tıbâa
ve’n-Neşr, Beyrût 1986.
İbnu’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, (m.y.), Beyrût (t.y.).
Peygamber imiz Hz. Muhammed’in Müezzinleri 309
Kalender, Ruhi, “Mûsikî ve İnsan”, AÜİFD, Ankara Üniversitesi Basımevi,
Ankara 1998. c. XXXVII, s. 263-272.
____, “Ruh Hastalıkları Tedavisin de Mûsikî”, AÜİFD, Ankara Üniversitesi
Basımevi, Ankara 1989., c. XXXI, s. 271-281.
el-Kandehlevî, Muhammed Yusuf, Hayâtü’s-Sahabe, Terc. Sıtkı Gülle, Divan
Yayınları, İstanbul 1990.
Kastalâni İmam-ı, Merâbib-i Ledünniyye Tercümesi, Çev: Şâir Bâkî, Sad: H.
Rahmi Yananlı, İstanbul 1983.
Kazancı, Ahmet Lütfi, “Haccâc b. Yusuf es-Sakafî”, UÜİFD, IV/IV, Bursa 1992.
el-Kettâni, Muhammed Abdülhay, et-Terâtibu’l-İdâriyye, Tah. Ahmet Özel, İz
Yayıncılık, İstanbul 1990-1993.
Kılıç, Mustafa, “İslam Kültür Tarihinde Mûsikî”, AÜİFD, c. XXXI, s. 405, 40.
Yıl Özel Sayısı, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1989.
Kılıç, Ünal, Peygamber ve Dört Halife Günlerinde Şehir Yönetimi ve Valilik,
Konya 2004.
Koç, Mehmet Akif, “Kur’an Kıraatinde Türklere Özgü Mahalli Okuyuş Sorunu”,
AÜİFD, c. 51, S. 2, s. 79-91. A. Ü. Basımevi, Ankara 2010.
Küçükaşçı, Mustafa Sabri, “Müezzin”, DİA, c. XXXI, s. 491-495, İstanbul 1995.
el-Makrîzî, Takıyuddîn Ahmed b. Alî, el-Mevâiz ve’l-İ’tibâr bi Zikri’l-Hıtat
ve’l-Âsâr, Mektebetü Medbûlâ, Kâhire 1997.
Mehmed Zihni Efendi, el-Hakâyık mimmâ fi’l-Camii’s-Sağîr ve’l-Meşârik
min Hadîs, (m.y.), İstanbul H. 1310.
en-Nesâî, Ahmed b. Şuayb Ebû Abdirrahmân, Sünen, Mektebetü’l-Matbûâti’lİslâmiyye,
Haleb 1986.
Özkan, İsmail Hakkı, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri Kudüm Velvelele ri,
Ötüken Yayınları, İstanbul 2000.
Sarıçam, İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet İşleri Başkanlığı
Yayınları, Ankara 2007.
es-Suyûtî, Abdurrahm an b. Ebi Bekr, Târîhu’l- Hulefâ, Matbaatü’s-Seâde,
Mısır 1952.
et-Taberî, Muhammed b. Cerîr Ebû Ca’fer, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk,
Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrût H. 1407.
et-Tirmizî, Muhammed b. Îsâ Ebû Îsâ, Sünen, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî,
Beyrût (t.y.)
310 FATIH KOCA
Turabi, Ahmet Hakkı, “İlk Dönem İslam Dünyasında Mûsikî Çalışmalarına
Bakış”, MÜİFD, S. 13-14-15, s. 225-248, İstanbul 1997.
Uludağ, Süleyman, İslam Açısından Mûsikî ve Sema’, Uludağ Yayınları, Bursa
1976-1992.
Uzun, Mustafa, “Ezan”, DİA, c. XII, s. 43, İstanbul 1995.
ez-Zebîdi, Zeynuddîn Ahmed b. Ahmed b. Abillatif, çev. ve şerh: Ahmed
Naim, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, Diyanet
İşleri Başkanlığı Yayınları, Gaye Matbaacılık, Ankara 1988.
ez-Ziriklî, Hayruddîn b. Mahmûd ez-, el-A’lâm, Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn, (b.y.)
2002.




« Son Düzenleme: Ekim 18, 2016, 06:42:42 ÖÖ Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #3 : Ekim 18, 2016, 07:44:21 ÖÖ »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


ÇARGAH MAKAMINDA BESTE NEDEN ÜRETİLMEMİŞTİR - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

ÇARGAH MAKAMINDA BESTE NEDEN ÜRETİLMEMİŞTİR

FORUMALAT URKA İSTANBUL 2010

MACİT ZEKİ YILMAZOĞLU


Çargâh makâmı önemli makamlard andır. Bazı Türk mûsikîsi araştırmacıları çargâh makâmını Türk mûsikîsinin temel makâmı kabul eder Bazıları ise rast makamının temel makam olduğunu ileri sürer
Çargâh makâmını Batı müziğinde Do Majör dizisi ile kıyaslayan ve Do Majör"e benzeten bazı düşünce sahipleri de vardır
Bu tür benzetmel er sadece çargâh makâmı ve do majör arasında değil meselâ buselik makâmı ile la minör
Nihâvend makâmı ile sol minör arasında da kurulmakt adır
Çargah makamında neden beste üretilmemiştir konusunda " Mıchael Johnson USA - Turkısh Musıc And Prophet Hz.Muhamm ed Sav " isimli eserdeki alıntı makalede " Rivayete  göre Peygamber efendimiz Kur"an-ı Kerîm"i çargâh makâmında okumuştur
Bu sebepten ve ona saygıdan dolayı mûsikîmizde bestekârlar çargâh makâmında pek beste yapmamışlardır
Hatta Bilâl-i Habeşî"nin dahî ezanı çargâh makâmında okuduğu rivâyet olunur " anektodu dikkat çekicidir
Ezan ile ilgilide şu bilgileri verebilir iz .
Günlük tempo içindeki ezanlarda yani öğle ve ikindi de rast,hicaz,hüzzam gibi batı müziğindeki majör tonlara denk gelen makamlard an ezan okunabili r veya okunmakta dır. akşam ve yatsıda uşşak,segah,karcığar tercih edilebilm ektedir zira duyuluşları daha naiftir.



EZAN MAKAMLARI

http://dostbeykoz.com/makamlarin-dili-ve-ezan-makamlari

A. RAİF ÖZTÜRK


Batı Türklerinin, Anadolu Selçuklularının, Anadolu beylikler inin ve Osmanlıların geliştirdikleri ve 1826’ya kadar eksiksiz yaşattıktan sonra, giderek yozlaşmaya bıraktıkları sanat musikisin e, gelenekse l Türk Sanat Musikisi denir. Türk Sanat Müziği'ne ait 590 makam adı belirlenm iş olup, bugün bu makamların 40-50’si revaçtadır.
Gerek sesli ve gerekse yazılı belgelere göre T.S.M.’miz, 1000 yılı aşarak Fârâbî’ye kadar uzanmakta dır. İbn Sina’nın “Şifa” adlı yazmasının 12. bölümü olan 24 sayfa; 6 makale halinde musikiyi kapsamakt adır.
 
Musikinin Ruhsal enerji boyutu, 1000 yıldan beri bilindiğinden, birçok hastalıkların tedavisin de ve özellikle psikoloji k rahatsızlıklarda, yakın zamana kadar müzik ve makamlard an yararlanılmıştır. Osmanlı döneminde de Edirne Şifâhanesi'nde ruh hastalarının tedavisin de müzik, önemli bir tedavi aracı olarak kullanılıyordu.
 
Müziğin ruha, hatta hücrelere olan (müsbet veya bazen de menfi) etkisi kesindir. Bitkiler üzerindeki etkisi de biliniyor .
 
Bazı alanlarda menfi etkileri de vardır. Vücutlarını jiletleye n gençleri hatırlayınız. Şehvâni duyguları tırmalayan tür müzikler de unutulmam alıdır. Savaşlardan önce, askeri motive etmesi bakımından daha keskin ve ihtişamlı ritimlerl e mehter ve bando ile müzik desteği, bir askerî gelenek haline gelmiştir. Güreşlerde coşturucu, düğünlerde neşe verici makamlar seçilmektedir. Cenazeler de ise teskin edici bir makam kullanılmaktadır.
 
·        Eski İstanbul geleneğine göre “makamlarla terapi” dikkate alınarak, ezanın okunuşundaki icra tarzı ve Türkiye'de tatbik edilen makamlar şunlardır.
 
Sabah ezanı: Saba makamı
Öğle ezanı: Rast makamı
İkindi ezanı:Hicaz makamı
Akşam ezanı: Segâh ve nadiren evic ve rast makamları
Yatsı ezanı: Uşşak ve hicaz veya nadiren rast veya beyati makamları ile okunur. Cenazeler için ve Cuma öncesi okunan salâ ise Hüseynî makamda okunur. Şimdi sadece ezanlar için seçilen makamlard aki, Türk sanat musikisi dalında belirlene n etki alanlarını ve özelliklerini, Dr. Recai Yahyaoğlu’ndan ve diğer konu uzmanlarından alalım. Huşû ile dinlenmes i halinde etkili olduğu biliniyor…
 
SABA MAKAMI: Mevlevi tarzı. Şecaat, cesaret, kuvvet, rahatlık ve huzur verir.
Seher vaktinde çok daha etkilidir . Şarkılarda, genel olarak hüznü temsil eder…
Saba makamıyla okunan sabah ezanı, bedenler sımsıcak yataklard a yüce Rabbimizi n lütuf ve keremiyle istirahat ederken, yine O’nun cc. emrinin, nağme nağme muhtaç gönüllere akışını sağlar. "Essalat’ü hayr’ün minen nevm" mesajı, işin püf noktasıdır. Yani “namaz uykudan hayırlıdır" uyarısı ile seher vaktinin iç huzurunu, okşarcasına Allaha dostluk köprüsüyle birleştirir. Manevi duyguların püfür püfür estirildiği yüzyıllara şahitlik eder…
 
RAST MAKAMI: Gündüz ve salı günleri etkisi daha fazladır. Soğuk organlar olan kemik, beyin ve yağlara etkilidir . Fazla uyumayı engeller. Düşük nabzın yükselmesine yardımcı olur. Özellikle çocuk bünyesinde nem hâkim olduğu için, oluşan dengesizl ikleri düzeltir. Akıl hastalıklarına iyi gelmekted ir. Sarı safra bağlantılıdır. Erkek karakter gösterir. Tedavi değeri yüksek olan dört esas makamdan birisidir . Sefa, neşe, iç huzuru ve rahatlık verir. Felç illetine devada yardımcıdır. Başa ve göze etkilidir . Kaslara tesiri vardır. En eski makamlard andır. Farsça “doğru” “dosdoğru” “sağ” ve “gerçek” demektir. Spazmı çözücü özelliği nedeniyle spastik ve otistik hastaların tedavisin de yararlıdır.
 
HİCAZ MAKAMI: Sıcak özellik gösterir. Yatsıdan sabaha kadar olan zamanda etkisi daha fazladır. Kuru-soğuk nedenli hastalıklar için faydalıdır. Kemiklere, beyne ve çocuk hastalıklarına tedavi edici etkisi vardır. Üro-genital sisteme ve böbreklere etki gücü fazladır. Alçakgönüllülük duygusu verir. Düşük nabız atımını yükseltir ve göğüs bölgesi de diğer önemli etki alanıdır. En eski makamlard andır. Adını Hicaz bölgesinden almıştır.
 
SEGAH MAKAMI: Kuşluktan akşama kadar etkilidir . Hararette n meydana gelen şişmanlık, uykusuzlu k, yüksek nabız, kalp, ciğer ve kas rahatsızlıklarına faydalıdır. Beyin nöronlarına etkisi vardır. Mistik duygular oluşturur. XIV. Yüzyıldan eskidir.
 
UŞŞAK MAKAMI: Fecirden-kuşluk vaktine kadar ve günbatımından sonra etkisi fazladır. Beyaz balgam, gece ve dişi bağlantılı olup, perşembe günü özellik gösterir. Kalp, ayak rahatsızlıkları, nikriz (damla) ağrılarına faydalıdır. Gülme, sevinç, kuvvet ve kahramanlık duyguları verir. Çocukların bütün organlarını etkileyen kuru ve sıcak yellerde ve büyük erkeklerd e görülen ayak ağrılarına faydalıdır. Derin aşk ve mistik duyguların ifade vasıtasıdır. En eski makamlard andır. “Aşıklar” anlamına gelir. Uyku ve istirahat için de faydalıdır, gevşeme hissi verir.
 
HÜSEYNİ MAKAMI: Sabah ve gün ağarırken etkilidir . Sabah- öğle arası etkisi daha fazladır. Bu nedenle öğleden önce salâ’lar, bu makamda okunur… Cumartesi özel günüdür. Güzellik, iyilik, sessizlik, rahatlık verir ve ferahlatıcı özelliği vardır. Karaciğer, kalp, mide ve ruhların iltihabını söndürür ve yok eder. Mide hararetin i giderici özelliği vardır. Barış duygusu verir. İç organlara etkilidir . Tabiat ile birleştirir. İçindeki, gizli pentatoni k yapı sebebiyle, kendine güven ve kararlılık duygusu verir. Bundan dolayı otistik ve spastik hastalara faydalıdır. En eski makamlard an biridir. Anlamı “küçük sevgili” ve “Hüseyin ile ilgili” demektir



İSLAMİYET VE MÜZİK

FORUM GÜNEŞLİBAHÇELER İSTANBUL

HAMZA NİHAT ALPARSLAN OĞLU
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Forumda İslamiyet ve Müzik ile ilgili
Yazılar yayınlandığını gördüm
Bu konu hakkında,bir kaç şey yazmak istiyorum
İslami literatürde,Müzik ne anlama gelir
Önce bunu açıklayalım
Müzik kelimesi,Yunanca olduğu için
Yunan kültüründeki muhteviya tı,farklı izah edildiğinden
İslami literatürde,müzik olarak izah edilemez
Nasılki islami literatürde
Allahın esma-ül hüsna'sı içinde,tanrı kelimesi yoksa
ve Allah'a tanrı demek,Allahın sıfatlarına aykırıysa
Tanrı kavramı ile Allah'a iman,izah edilemez ise
İslami literatürde ismi " Hendese-i Savt " olarak geçen olguyu
Müzik kelimesi ile izah etmekte,aynı şekilde aykırıdır
" Hendese-i Savt " nedir,diye sorulacak olursa,açıklayalım
Bu kelimede Hendese,geometriksel ölçü anlamında olup
Savt kelimesi ise,ses anlamındadır
Dolayısıyla " Hendese-i Savt " kelimesi
Belirli bir çerçeve,alan,hacim veya genişlik içinde
Ölçülendirilmiş ses anlamına gelir
Müziğin tanımlarından biriside
Ölçülü ve kurallı ses anlamındadır
Bu tanım aslında,sadece islami bir tanım değildir
Tüm dünyadaki dil ve kültürlerde yer alan
Müziğin mevcut olan,genel ve temel tanımıdır
Aynı zamanda,müziğin oluşumu ve kullanılışı
Allahın yaratılış ilkesine göre
Ancak " Hendese-i Savt " kelimesi ile izah edilebili r
Bu bakımdan " Hendese-i Savt " kelimesi
Her yönden,müziği,gerçek manada ifade eden,bir kelimedir  
Müzik kelimesi ile,Kuran-ı Kerim ayetlerin de
Arama yapmak yerine
" Savt " kelimesi ile,arama yapılması gerekir
Kuran-ı Kerim ayetlerin de
Müzik anlamında " Savt  " kelimesin i hedef alan
Kesin haram olduğuna dair,hiç bir ayete rastlanılamaz
Hadis-i Şeriflerde ise Savt kelimesi
Müzik anlamında ve haramlığı anlamında
Hangi ölçüye ve ne amaçla kullanıldığına göre
Değişen bir mahiyette,değerlendirilen bir kelimedir  
İcma ve kıyas ölçüsünde ise
Mezhep imamları ve islam ulemasının
Farklı görüşleri olsada
Tümünde hedef alınan ses değil,nerede ve hangi amaçla kullanıldığıdır
Haram veya helal oluşuda,bazı ölçülere ve kurallara göre belirleni r
Ses veya " Hendese-i Savt " direkt olarak
Haram olarak nitelendi rilebilec ek,bir materyal değildir
Sesi kullananın amacına göre,helal yada haram oluşu değişir
Dolayısıyla ses haram değildir
Haram haline getiren,kullanıcının kendisidi r
Müslümanın görevi,bir şeye haram diyerek,reddetmek değil
Helal olanını üretip kullanmasıdır
Bu konuda,çok ayrıntılı bilgiler mevcuttur
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz zamanında
Hendese-i Savt varmıydı diye,sorulacak olursa
Elbette,Peygamberimiz Hz.Muhamm ed Efendimiz in döneminde vardı
Hz.Muhamm ed sav Efendimiz den öncede vardı ve sonrada vardı
Ve İnsanlığın var oluşundan,yok oluşuna kadarda mevcut olacağını
İfade etmek en doğru tanımlama olacaktır
Savt yani ses olayı,cisimlerin titreşimi sonucunda oluşan
Fiziksel bir olaydır
İnsanın yaratılışı ile tabiatta zuhur eden
Zerreden kürreye,her türlü materyali n
Oluşum kanun ve kurallarınında
Allah tarafından oluşturulduğunu belirteli m
Ses deyince,tabiattaki her türlü materyal bir ses üretir
Tabiattak i herşeyi,yoktan var eden Allah'tır
İnsan sesi,kuş sesi,deniz dalgasının sesi gibi
Maddeleri n yaydığı her türlü sesin
Karşılık geldiği bir nota dizilimi
Ve bir frekans ölçüsü ile yayıldığını belirteli m
Bunuda algılayan,insanın kulağındaki duyu mekanizma sıdır
Bu mekanizma nında,Allah tarafından yaratıldığını belirteli m
Ses tabiatta,üretildikten sonra
Havada elektro manyetik dalgalarl a yayılır
Bu yayılım kurallarınıda var eden,herşeyi yoktan var eden Allah'tır
Elektro manyetik dalgalarl a,kulağımıza gelen ses
Bilimsel bir ifade ile,elektirik enerjisin i ses enerjisin e çeviren
Amplifika törler tarafından üretilir
Hoparlörler vasıtasıyla yayılarak  
İnsanlardaki kulak ile duyulması sağlanır
Kulağın yapısı ile Hoparlörün yapısının benzerliği,tesadüf değildir
Allahın yarattığı kulak ve Allahın verdiği akıl ile üretilen hoparlör
Elbette aynı mecradan iletilen,bir sebep ve nimet silsilesi dir
" Hendese-i Savt " yani ölçülü ses,kim tarafından,nerelerde kullanılır
İnsan olarak yaratılan,her biyolojik yapı,bunu kullanır
İnsan vücudundaki diyafram,gırtlak ve ses telleri
İnsanın sesi üreterek,kullanması prensip'ine göre  
Allah tarafından,bu şekilde dizayn edilerek,yaratıldığından
İnsanın kullanmam a diye,bir seçeneği yoktur
Allah tarafından,insanın ruhiyeti
Sesi üretmek ve kullanmak üzere yaratıldığından
İnsanın yaratılışına aykırı,bir farklı yaratılışta mümkün olmadığından
İnsanın " Hendese-i Savt " veya ses donesini kullanmam ası
Allahın yaratılış kavramına aykırıdır ve mümkün değildir
Yani,insanın ırkı veya dini ne olursa olsun
İster türk,ister yunanlı olsun
İster hristiyan,ister müslüman olsun
Her insanda,bunu üretecek ve duyacak mekanizma
Allah tarafından yaratılmıştır
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz de
Eşref-i Mahlukatın,en güzeli ve en değerlisi olarak
Allah tarafından yaratıldığına göre
Seçilmiş ve çok farklı özellikleri var olsada
Biyolojik yapıda,insan olarak yaratıldığına göre
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz de
Her yaratılan insan gibi " Hendese-i Savt " ı elbette kullandı
Bunun tersini iddia etmek
Hz.Muhamm ed sav Efendimiz e
Eşref-i Mahlukatl arın,en değerlisi insan yerine
Teslisi incildeki, Hz.İsa as' a
İnsanüstü varlık ve tanrının oğlu gibi,anlamlar yüklemeye benzer
Bu Allahın yaratılış ilkesine aykırıdır
Kendi cehaletle rini hoş göstermeye çalışan,bazı müslümanlar
Hz.Muhamm ed sav Efendimiz e cahil demişlerdir
Peygamber imiz,öyle bazı müslümanların dediği gibi,cahil bir insan değildi
Peygamber imiz "Hendese-i Savt " ilmini bildiği için
Yanında bir kaç farklı müezzini olduğunu
Farklı ses yapısından dolayı,farklı yerlerde görev verdiğini biliyoruz
Ayrıca,Peygamberimizin güzel konuşma sanatını bildiğini
Diksiyonu nun düzgün olduğunu biliyoruz
Diksiyon ne demektir,seslerin,sözcüklerin,vurguların
Anlam ve coşku duraklarına göre,kural ve kaidelere uyarak söylenmesidir
Diksiyon elbette "Hendese-i Savt " ilminin içindeki bir konudur
Kuran-ı Kerim okumakta kullanılan Tecvidler de  
"Hendese-i Savt " ilminin içindeki bir konudur
" Hendese-i Savt " ilmi haram olursa,tevcidlerde haramdır
"Hendese-i Savt " haram ise,Kuran okurken veya Arapça konuşurken
Bütün kural ve kaideler,haram haline gelir
Hiç bir kural ve kaideyi kullanama zsınız  
" Hendese-i Savt haram'dır " diyen,bazı islam alimlerin in tümü
Hendese-i Savt'ı kullandıkları halde
Kullandıkları " Hendese-i Savt "ın,ne olduğunu bilmedikl erinden
Ve nerede nasıl kullandıklarını algılayacak
" Hendese-i Savt " ilmine vakıf olmadıklarından
Hem kullanıp,hemde haram demişlerdir
Bu durum,Devr-i Endülüsten beri
Din ve bilimin,islami ilimler ve nazari ilimler şeklinde
İkiye ayrıldığından beri
İmam-ı Gazali Hazretler i dönemindeki
Akıl-Vahiy tartışmalarından beri,devam etmektedi r
Altını çizerek aynı şeyi yineleyel im
Müslüman,önce insan olarak yaratıldığı için
Bünyesi " Hendese-i Savt " ı kullanmak üzere
Allah tarafından yaratıldığı için
" Hendese-i Savt " ı kullanmam a diye bir durum
Kesinlikl e olamayacağından
Mecbur kullandığı bir şeye,bilmeden haram diyerek
Veya haram şeklini,bilmeden günaha girerek kullanmak yerine
" Hendese-i Savt " ilmini öğrenerek
Helal şeklini üreterek,kullanması
İslamiyetin,müslümanlara verdiği bir görevdir
" Hendese-i Savt " bu bağlamda karşımıza nasıl çıkıyor
Diye bir soru sorulacak olursa
Kuran-ı Kerim okunurken,Tecvit ve Ebcet notası ile
Ezan okunurken,makam örgüsü ve ses ölçüsü ile karşımıza çıkar
Osmanlı döneminde,Kuran-ı Kerim'in
Seçilen makama uygun okunması için
Kurra Hafızlara,Ebcet Notası öğretilirdi
Şimdi şunu açıklayalım
" Hendese-i Savt " karşımıza,Ebcet Notası olarak,çıktı diyelim
Bir ses'e,Ebcet notasıyla Elif veya Cim deyince
Ufki notasıyla Do-Sol anlamına geliyorsa
Ses'in muhteviya tı nasıl değişmiyorsa
İnsan sesi ile seslendir ilen
Bir Do-Re nota dizisinin muhteviya
Bir Ney ile seslendir ildiğinde
Sesin muhteviya tı kesinlikl e değişmez
Kaldıki Do-Re ile başlayan dizi
İslamiyetten önce mevcut olan
Ve o zaman,Allahın tevhid dini olan,hristiyanlığa ait
Gerçek incil'den alıntıdır,gerçek incil yok olmuştur
Do-Re yok olmamıştır
Do-Re olarak adlandırılan notaya,Elif-Be deyince
Sesin muhteviya tı değişmediğine göre
Haram olan nedir,eğer haram olan Do-Re ise
Elif-Be deyince,sesin muhteviya tı değişmediği için,ses yine haramdır
" Hendese-i Savt " ilmi burada,karşımıza ses ve makam örgüleri olarak çıkar
Haram olduğu içinde,makam örgüsüyle Kuran-ı Kerim
Ve makam örgüsüyle Ezan okumakta haramdır  
O zaman,Kuran-ı Kerim okunurken
Seçilen makam hüseyni makamı ise
Ezan okunurken,seçilen makam,segah makamı ise
" Hendese-i Savt " haram olduğundan
Makamlard a haram olduğuna göre  
Makamların,ortadan kaldırılarak okunması gerekir
Ancak,biliyoruzki makamına göre okunmadığı zaman
Çıkarttığı çirkin seslerden dolayı
Okuyan hafız veya müezzine olan,tahammülsüzlük ile birlikte
Okunan Kuran-ı Kerim ve ezana karşıda
Saygısızlık edilmiş oluyor
Altını çizerek tekrar ifade edelim
" Hendese-i Savt " yukarıda izah edilen donedir
Aksini düşünmek ve haram diyerek " Hendese-i Savt "ı reddetmek
Kuran-ı Kerimin okunuşundaki,kural ve ses ölçüsünü
Ezan okunurken tavsiye edilen
Makam örgüsünü reddetmek anlamına gelir
O zaman,Kuran-ı kerimi kuralsız
Ezanı ölçüsüz okumamız gerekir
Ancak,Rabbimiz ve Peygamber imiz
Her şeyde bir kural ve ölçüden bahsediyo r
Ses içinde " Hendese-i Savt " bir kural ve ölçüler manzumesi dir
" Hendese-i Savt " bir bilim dalıdır
Bunu kabul etmek ve uygulamak
Müslümanların görevlerinden birisidir
Ayrıca,müslümanlar " Hendese-i Savt " ilmiyle
Yüzyıllardır meşgul olmuşlardır
Günümüzün müslümanları ise  
Bu " Hendese-i Savt " ilmini öğrenmek ve uygulamak yerine
Haram diyerek köşeye çekilerek
" Hendese-i Savt " ilmini,içki masasında meze olarak kullananl arın
Ellerine bırakarak,onlarla aynı paralelde kalmış oluyorlar
Herşeyin ilmini öğrenip,insanlara faydalı olanını üretmek yerine
Zararlı olanını toplumda üretip,yayanlara
Dolaylı olarak,destek olmuş oluyorlar
Suçlu olan veya haram olan " Hendese-i Savt " yada İslam değil
" Hendese-i Savt " ı haram olmaya terk eden,müslümanların kendileri dir
Allaha emanet olunuz

İSLAMİYET VE MÜZİK

FORUM GÜNEŞLİBAHÇELER İSTANBUL

HAMZA NİHAT ALPARSLAN OĞLU
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi



MÜZİK VE İSLAMİ GÖRÜŞ

FORUM ALAKURKAGÜNEŞ İSTANBUL

AHMET RASİM ÇAĞLAYANGİLOĞLU
İstanbul Üniverrsitesi İlahiyat Fakültesi

Forumda yayınlanan " Musiki Haram'dır " isimli
Konuyu okudum,bu konuya  
Bir kaç şey ilave etmek istiyorum
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum
İslami kaideler ve aklımız
Her zaman bize,doğru yolu gösterecektir
" Musiki Haram'dır " isimli konuda
Ayetler ile bir açıklama yapılmamış
Ayetlerde " Musiki kesinlikl e Haram'dır "
Şeklinde bir ifade olmadığını,hepimiz biliyoruz
Farklı örneklerle,konuya açıklık getirmek istiyorum
Bıçak ile,haksız yere,insan öldürebilirsiniz
Bir canlıya zarar verdiğiniz için
Bu elbette Haram statüsündedir
Haram demek,zaten bir farklı mana ile, zararlı demektir
Tıp ilmini tahsil edip
Bıçak ile bir hastayı ameliyat ederek
Hayatınıda kurtarabi lirsiniz
Buda helal statüsündedir,yani yararlı
Hayat kurtarand a,öldürende bıçak değildir
Burada bıçak,haram veya helal statüsünde değildir
Bıçağı kullananın nerede ve hangi amaçla kullandığına göre
Haram veya helal statüsü oluşur
Mevlana Celalaedi n-i Rumi Hazretler inin
Bir sözü vardır " Musiki Allahın Lisanıdır " der
Bu konu ile ilgili önce
İmam-ı Gazali Hazretler inin görüşlerini aktarayım
Daha sonra konuya devam edelim


İMAM-I GAZALİ VE MÜZİK

https://sorularlaislamiyet.com/imam-gazalinin-hic-bir-calgiya-izin-vermedigi-dogru-mudur-musiki-konusunda-gazalinin-gorusu-nedir

Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn isimli eserinde
 “Müzik Dinlemeni n (semâ) Mubahlığının Delili”
başlığı altında
söze şöyle başlar:

“Müzik dinlemek haramdır demek, Allah müzik dinleyen kişileri cezalandıracaktır, demektir. Bu ise, sırf akılla bilinebil ecek bir husus değildir. Öyleyse, bu konuda naslara ve bu nasların ışığında yapılan kıyaslara başvurmak gereklidi r. Eğer bu konuda nas ve nassa kıyas yoluyla ulaşılan doğru bir sonuçlama yoksa, müzik dinlemeni n haramlığı iddiası boşa çıkmış olur.”
Gazzâlî daha sonra, ölçülü olsun veya olmasın
güzel sesi dinleme, müziğin dinleyici üzerinde bıraktığı etki
ve dinleyici ile ilgili hususları uzun uzadıya açıkladıktan sonra
Mûsikinin mubah olduğunu belirtir
Karşı görüşte olanların gerekçelerini
tek tek ele alarak cevaplandırmaya çalışır.(1)
İmam Gazzâlî mûski konusunda bütün söylenenleri tahlil etmiş
delilleri karşılaştırmış ve şu sonuçlara varmıştır:
Mûsıkî ister ses ister âlet ile olsun
tek hükme bağlı değildir
Haram, mekruh, mübah ve müstehab olabilir.
1) Dünya arzusu ve şehvet hisleri ile dolup taşan gençler için, yalnızca bu duyguları tahrik eden müzik haramdır.
2) Vakitleri nin çoğunu buna veren, iştigâli âdet haline getiren kimse için mekruhtur .
3) Güzel sesten zevk alma dışında bir duyguya kapılmayan kimse için müzik mübahtır, serbestti r.
4) Allah sevgisi ile dolup taşan, duyduğu güzel ses kendisind e yalnızca güzel sıfatları tahrik eden kimse için müstehabdır. (2)
Gazzâlî incelemes ini sürdürürken
müziğin duruma göre ya mübah veya mendûb olduğunu
onu haram kılan şeyin kendisi değil
dıştan ârız olan beş sebepten ibaret bulunduğunu
ifade ederek şöyle devam ediyor:
1) Şarkı söyleyen kadın olur
dinleyen de kadın sesinin şehvetini
tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır.
Burada haram hükmü müzikten değil
kadının sesinden gelmekted ir.
Aslında kadının sesi haram değildir
ancak şehveti tahrik ederse
Kur'ân okumasını bile dinlemek haram olur.(3)
2) Müzik âleti, içki meclisler inin sembolü olan
âletlerden ise bunu kullanmak haram olur
diğerleri mübah olmakta devam eder.
3) Şarkı ve türkünün güftesi bozuk
İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise
bunu müzikli veya müziksiz söylemek
ve dinlemek haramdır.
4) Gençliği icabı şehevî duyguların
mahkûmu olan bir kimse aşırı derecede
müziğe düşer, müzik onun yalnızca cinsî arzusunu
tahrik ederse, onun müzikten uzak durması gerekir.
5) Sıradan bir insanın müzik şehvetini de
ilâhî aşkını da tahrik etmediği halde
bütün vakitleri ni alır
onu başka işlerden alıkoyarsa yine haram olur.(4)
Sonuç olarak musikînin hoş
ölçülü ve manâlı bir ses olması itibariyl e mübah olduğu
haram olmasının kendisind en değil de
dıştan ârız olan sebepler dolayısıyla olduğu söylenebilir.
İlave bilgi için tıklayınız:
https://sorularlaislamiyet.com/dinimizin-muzik-dinleme-konusundaki-olcusu-nedir
Dipnotlar:

1. bk. el-Gazzali Muhammed, İhyâu-ulûmi'd-din
I-IV, Kahire,1939 268-284.
2.  İhya, 2/302.
3. Hanefiler den Buhârî şârihi allâme Aynî de
“ Bayramda iki cariyenin okuduğu şarkıyı
Hz. Peygamber'in ve Ebû Bekr'in dinledikl erinden
hareketle aynı neticeye varmıştır.
Umdetu'l-kâri, I-XI, el-Âmire, 1308-1311, 3/360.
4. İhya, 2/279-281. (özetlenmiştir.)
Hayrettin Karaman
Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar
Musiki bölümü.
 
İmam-ı Gazalinin Musiki ile ilgili görüşlerini okudunuz
Şimdi konuya kaldığımız yerden devam edelim
Bilim adamı Enstein'ın,atomun parçalanması ilmi ile
Japonyanın Hiroşima ve Nagazaki şehirleri,bombalanmış
Binlerce insan hayatını kaybetmiştir
Aynı sistem ile,tıp ilminde
Kanserli hücreleri öldürerek
Hastaların hayatı kurtulmak tadır
Burada haram yada helal olan
Atomların parçalanması ilmi değildir
Bu ilmi nerede kullandığınıza göre
Haram veya helal statüsü oluşur
Zooloji ilmi ile Kuşlar incelendi
Kanatları ile nasıl uçtuğu tespit edildi
Eurodinam ik ilmi ile bu birleştirildi
Uçak imal edildi
Kabeye,günlerce,deve ile yol alarak
Hacı olmaya gidenler
Uçak ile rahat ve konforlu bir şekilde,gidip geliyor
Aynı uçağı,süpersonik savaş uçağı olarak,imal edip
Şehirleri bombalayıp,insanları öldürebilirsiniz
Burada haram olan,uçak veya eurodinam ik ilmi değildir
Eurodinam ik ilmini ve uçağı
Nerede hangi amaçla kullandığınıza göre
Haram veya helal statüsü değişir
Ben,ilahiyat fakültesine girmeden önce
Konservat uvarı bitirmiştim,gitar çalıyordum
Şimdi ilahiyat mezunuyum
Gitar ile islami müzik icra ediyorum
Gitar için,direkt haram veya helal diyebilir miyiz
Rafael isimli bir ermeni arkadaşımız vardı
Gitar çalmak için ders almak istiyordu
Gitar dersleri verdik
Rafael aynı zamanda
İslamiyeti araştırmaya çalışıyordu
Rafael,kimsenin bu tür konularda
Ona yardımcı olmak istemediğini
Gitar çalan bir arkadaşının,islamiyetten nefret ettiğini
Mahallede komşusu olan,müslüman bir gençten
İslamiyeti öğrenmeye çalıştığını
Ancak,müslüman gencin
Kendisini n,gitar çalmaya meraklı olduğunu öğrenince
Kendisind en uzaklaştığını    
Hatta bazı müslümanların
Bu konuda yardımcı olmaktan ziyade
Kendisini terslediğini anlatmıştı
Rafael'e islamiyet i,bildiğimiz kadarıyla
Elimizden geldiğince anlattık
Geçen sene,Rafael müslüman oldu
Gitar ve musiki bilgimiz
Bu konuda Rafael'i bize kazandırdı
Gitar veya Musiki ilmine
Şimdi direkt haram diyebilir miyiz
Bunu sizlerin takdirine bırakıyorum
Konu ile ilgili olduğunu düşündüğüm
Bir dini Kıssayı sizlere aktarayım


MUSIKİ ALLAHIN LİSANIDIR

DİNİ KISSA

İstanbul Yenikapı Mevleviha nesine
İntisap eden,Mustafa Şadi Efendi
Neyzen Abdülkerim Efendiden
Ney ve usul dersleri almak ister
Ancak Fatih'te,hocası ve kapı komşusu olan
Nail Hocaefend i " Müzik yunan ejnebi işidir,haram'dır "
Dediği içinde,yüreğinde bir sıkıntı vardır
Neyzen Abdülkadir Efendi'ye durumunu anlatır
Abdülkadir Efendi
" Merak buyurmayınız,Mustafa Efendi
Kuran-ı Kerimde ve Hadis-i Şeriflerde
Musikinin her türünün,haram olduğuna dair,bir delil yoktur.
Musıki bir ilim'dir," ilim Çin'dede olsa alınız "diye buyuran
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz'dir
İlim Ejnebide isede,ilim müslümanın yitik malıdır
Nerede bir ilim varsa,biz kaybetmişizdir
Bulur ve alırız,öğrenir ve sahip çıkarız
Ağzımızdan çıkan nefes ve ses,ölçüsüz ise gürültüdür
Eğer,bu nefes ve ses ölçülü ise,bunun adı Musıki'dir
Kuran-ı Kerim tilaveti ile müezzinlerin okuduğu kamed ve ezanlar
Temcid,Salâ ( Salât ),Münâcât,Tekbir,Salât-ı Ümmiyye
Mevlid,Mi‘râciye,Muhammediye,Tevşîh, cami na‘tı
Ve ramazan ilâhileri
Ve bizim tekkemizd e sazlarla icra edilen
Mevlevî âyini,Mersiye,Kaside,İsm-i Celâl
Durak,Şugul,Savt ve Nefes ile Na‘t ve ilâhiler
Bu musıki ilminin konusudur
İster notanın adı Elif-Be olsun,ister Do-Re olsun
Ses aynı sestir,ejnebi Do-Re deyince ses değişmez
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Mekkeyi fethederk en
Ordusunda Davulların olduğunu ve çalındığını biliyoruz
Osmanlının Mehterind eki,Nakkare
Bizim tekkemizd e Kudüm'dür
Bunlar gökten inmediki
Hepsi Müslümanların aklının icadıdır
Kasnak ve deri ile imal edilmiştir " der.
Huzurda bu mevzuyu konuşurlarken
Abdülkadir Efendi,birini çağırtır
Huzura gelen,Mahçupyan isimli bir ermenidir
Abülkadir Efendi,Mustafa Şadi Efendiye
" İşte sana Ney çalmasını öğretecek usta " der
Mahçupyan Efendi
" Pirim,ben Ney çalmasını sizden öğrendim
Ben usta değilim,sizin talebeniz im " der
Abdülkadir Efendi,Mustafa Efendiye
" Ben,Ney çalmada,böyle usta isem
Sebebi aldığım musıki eğitimidir
Ben,Mahçupyanın Babası,Aramyan Efendiden
Musıki eğitimi almıştım
Aramyan Efendi ise bu hasbihal dolayısıyla
Müslüman olmuştu ve sonra vefat etmişti
Mahçupyanda müslümandır
Ve size,Ney öğretecek kadarda ustadır
Mustafa Efendi,sen hocanı buldun
Ancak,ben öğrencimi kaybetmişim galiba
Yarın,hep birlikte,yatsı namazına
Fatih Camisine gidelim
Nail Hocaefend iyle namazdan sonra
Hasbihal edelim "der
Mustafa Efendi bu sözden,bir şey anlamaz
Abdülkerim Efendiye bakar
Abdülkerim Efendi,tebessüm eder
" Benim dediğim Musıki'dir
Siz benim dediğimi,anlamadınız sanırım
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler i
" Musıki Allahın Lisanıdır " der
Sanırım bu lisan,size henüz ulaşmadı,Mustafa Efendi " der
Ertesi gün,hep birlikte
Fatih Camisine erkenden giderler,cami çok kalabalıktır
Çok güzel bir,Kuran-ı Kerim tilaveti vardır
Ve herkes huşu içinde,tilaveti dinler
Arkasından ezan okunur ve yatsıyı kılarlar
Cemaat dağılırken,Mustafa Efendi
Abdülkerim Efendinin kulağına eğilir
" Hocam,Nail Hocaefend inin tilavetin i beğendinizmi
Bu çevrede,böyle güzel Kuran-ı Kerim okuyan
Nail Efendiden başkasını bulamazsınız " der
Abdülkerim Efendi,tebessüm eder
" Usul ve kaidesine göre okuyor,pek güzel " der
Cemaat dağılınca,Nail Hocaefend i karşısında
Abdülkerim Efendiyi görür ve sevinir
" Hocam,ne zamandır görüşemiyoruz
Sanırım,ben tekkeye,siz buraya gelemiyor sunuz " der
Mustafa Efendi şaşırır ve Abdülkerim Efendiye bakar
" Hocam siz Nail Hocaefend iyi tanırmıydınız " der
Abdülkerim Efendi,tebessüm eder,bir şey söylemez
Nail Hocaefend i
" Abdülkerim Efendi benim hocamdır " der
Mustafa Efendi şaşırır
" Şimdi anlaşıldı,neden bu kadar güzel Kuran-ı Kerim okuduğunuz
Siz bu işin ilmini,Abdülkerim Efendiden almışsınız "der
Abdülkerim Efendi
" Ağızdan çıkan nefes ve ses,ölçülü ve kurala göre çıkıyorsa
Bu musıkidir,Nail Hocaefend ide musıki ilmini iyi bilir "der
Mustafa Efendi,Nail Hocaefend iye döner
" Abdülkerim Efendiden aldığınız,musıki eğitimi sayesinde
Böyle güzel Kuran-ı Kerim okuduğunuz anlaşıldı
Ancak,siz bana " Müzik yunan ejnebi işidir ve haramdır " dediniz.d er
Abdülkerim Efendi,Mustafa Efendiye bakar,tebessüm eder
" Nail Hocaefend i,belki başka bir şey söylemek istemişdir
Siz yanlış anlamışsınızdır Mustafa Efendi " der
Nail Hocaefend inin yüzü kızarır,yutkunur
" Estagfiru llah,ben
" Yunan tanrıçası müz'den gelen,müzik haramdır "
Demek istemiştim
" Bizim musıkimiz haramdır " demek istememiştim
Kuran-ı Kerim okurken kullandığımız
Tecvid ve ebced'in tedrisatı
İlmi tekke musıkisidir,musıki ilmi olmaz ise
Nefes ile ses'e,ölçü ve kural giydirile mez " der
Abdülkerim Efendi tebessüm eder
" Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler i
" Musıki Allahın Lisanıdır " der
Rabbimize şükürler olsunki
Ben kaybettiğimi sandığım öğrencime
Yeniden kavuştum
Aynı lisanı konuştuğumuza göre
Allahın Lisanı bizlere ulaştı İnşallah " der
Mustafa Şadi Efendi tebessüm eder
" Abdülkerim Hocam
Bende sizin,daha önce
Ne demek istediğinizi anlayamamıştım
Rabbimize şükürler olsunki,lisan bana yeni ulaştı
Bende ne demek istediğinizi,şimdi yeni anladım " der
Abdülkerim Efendi,tebessüm eder
" Elbet,musıki ilmine,haram diyenlerd e olacaktır
Biz,haram şaraba tuz ekip
Helal sirke eyleriz
Biz düşmanı kendimize
Hak dostu kul eyleriz
Herşeye haram diyen
Ulemayıda hoşgörür ve severiz "
Elbet,müzik ile " Hendese-i Savt " musıki ilmini
Birbirine karıştırıp
Musıkiyi,her eşref-i mahlukat gibi kullanıp
Kullandıkları musıkiye,haram diyenleri de biliriz
Musıkinin muhteviya tını ve ilmini bilmedikl erinden
Haram diyen,bazı islam ulemalarınıda biliriz
Bu zat-ı muhtereml er
Bizlerle,önce hasbihal edip
Bizlerden,musıki neye nedir öğrenip
Musıki ilmini öğrenikten sonra,fetva verseler
Daha isabetli olur,diye düşünmekteyiz
Herşeyin doğrusunu
Zerreden kürreye,herşeyi yaradan Allah bilir " der
Nail Hocaefend i " Abdülkerim Hocam
Size acizane bir sual etsem " der
Abdülkerim Efendi " Elbette buyur evlat " der
Nail Hocaefend i " Hocam,dünyanın her yerinde
Her saat ezan okunuyor biliyoruz
Ben imamlık yaparak
Cemaate namaz kıldırıyorum
Aynı zamanda,ara sırada olsa
Müezzinlik yaparak,minarede ezan okuyorum
Ezanlar beş vakit okunuyor
Neden beş vakitte,beş ayrı makamda okunuyor
Neden ezanlar farklı makamlard a okunur
Mesela Sabah ezanınıda,ikindi ezannıda
Hicaz makamında okusak olmazmı " der
Abdülkerim Efendi " Evlat
Meridyen ve paralelle rden dolayı  
Saat farkları meydana gelir
Bu memlekett e okunan ezan vakti ile
Başka memleketl erde okunan ezanlar
Farklı saat ve dakikalar da okunur
Böylece,dünyanın her yerinde
Yedi gün,yirmidört saat
Ezan okunmuş olur
Kainatı yaradan Rabbimiz
Herşeye bir kural ve kaide koymuştur
Ezanların farklı makamlard a okunmasının
Bazı sebepleri vardır evlat
Her makamın insan bedeninde ki
Ve ruhundaki etkisi değişiktir
Her makamında,günün her saatindek i etkisi farklıdır
Sabah ezanı : Saba makamı
Öğle ezanı : Rast makamı
İkindi ezanı : Hicaz makamı
Akşam ezanı : Segâh ve nadiren evic ve rast makamları
Yatsı ezanı : Uşşak ve hicaz
Veya nadiren rast veya beyati makamları ile okunur.
Cenazeler için ve Cuma öncesi okunan salâ ise
Hüseynî makamında okunur.
Sabah ezanını,sen Hicaz makamında okursan
Bende sana sorarım,sen müezzinmisin yoksa bevliye hekimimi
Sabah ezanını okurken
Maksadın efendiler i namaza kaldırmakmıdır
Yoksa altına işetmekmi
Gece uyurken sidik torbası sidik ile dolar
Kalkınca ilk önce tuvalate gider işersin
Sonra abdest alır namazını kılarsın
Sen sabah ezanını Hicaz makamı ile okursan
Efendiyi namaza kaldırmaz
Yatağına işetmiş olursun
Hicaz makamı,bevliye hekimleri nin
İdrar yolu hastalıklarına şifa için kullandığı bir makamdır
Hicaz makamı idrar yollarını açar " der


MÜZİK VE İSLAMİ GÖRÜŞ

FORUM ALAKURKAGÜNEŞ İSTANBUL

AHMET RASİM ÇAĞLAYANGİLOĞLU
İstanbul Üniverrsitesi İlahiyat Fakültesi






« Son Düzenleme: Şubat 23, 2019, 03:17:08 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #4 : Ekim 19, 2016, 01:09:28 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


ÖMER TUĞRUL İNANÇER - İSLAM VE MUSİKİ - KONU İÇİN TIKLAYINIZ



ÖMER TUĞRUL İNANÇER - İSLAM VE MUSİKİ - RÖPORTAJ

https://metineroll.wordpress.com/2016/09/09/omer-tugrul-inancer-ropor/


Metin Erol: Efendim, her zaman buyurduğunuz bir husus var: Bizler Muhabbet Peygamber i (s.a.v)’in ümmetiyiz. Peki, Efendim bu muhabbet nasıl bir muhabbett ir?

Ömer Tuğrul İnançer: Dünyada ne varsa, her şey Allah-u zü’l-Celâl’in bir ihsanıdır. Muhabbet de Allah-u zü’l-Celâl’in bir ihsanıdır. Yaradılışta, “Ben size ruhumdan ruh üfürdüm”[1] diyen Allah-u zü’l-Celâl, üfürdüğü ruhla beraber yaradılış sebebi olan sevgiyle muhabbeti ve yarattıklarının yaratıcılarını arayıp bulma cevherini de beraber vermiştir. Yani Hz. İbrahim(a.s.) kıssasını Kur-ân’ı Kerîm bedava anlatmıyor. Kur-ân’ı Kerîm hikâye kitabı değildir, ancak içinde birçok kıssalar vardır. İçinde bizden evvel, yani Efendimiz (s.a.v)’den önceki ümmetlerle, peygamber lerle ilgili bilgiler, olaylar da vardır. Bunlar neden anlatılmış? Tarih olsun diye mi? Değil. Hepsinde bir hüküm var. Malum, Hz. İbrahim(a.s) çocuk yaşta mağaradan dışarı çıktığında; yıldızları gördü ve, “Bunlar Rab” dedi. Evvela bunu bir incelemek lazım. Yani Rab; terbiye edici, çekip çevirici, idare edici, mürebbi, terbiye eden bir Rab ihtiyacı vardı. Yıldızların karanlıktaki aydınlığını görünce, “Bunlar Rab” dedi. Sonra ay doğdu, “Yıldızlar değilmiş, buymuş Rab” dedi. Sonra güneş doğdu. “Hâzâekber; işte bu en büyüğü, bu Rab” dedi. Ama güneş battı. “Böyle doğup batan şeyden Rab falan olmaz, olsa olsa bunları böyle terbiye eden başka bir varlık Rab’dır” dedi.[2] Bu neyi anlatıyor? İnsanın içinde yaratıcısını bulma cevherini n var olduğunu anlatıyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’da olduğu gibi tefekkür ile bunun bulunabil eceğini anlatıyor. Bu nasıl tabiaten yaradılışta verildiys e, muhabbet de yaradılışta verilmiştir.

Bilginin yalnızca belgeye dayandığını iddia eden bazı kafalar; yani tüm bir doğu tefekkürünü; Çini, Hindi, Acemi, Arabı, Türkü, Moğolu, Mançuryalısı, Sibiryalısı… Bütün bu kültürleri inkâr edenler var. Bu kültür tamamen sözlü bir kültürdür. Bunu inkâr edenler hadîs inkârına da kalkışıyorlar. Bakınız ne yazık ki Batı kültürü ve edebiyatı ‘literatüre’ yani yazma üzerine dayanır. Bizde edebiyat denen varlığa, Batı ‘literatür’ der. Bizim edebiyatımız ‘edeb’ kökünden gelir, Batı’nınki ise yazma kökünden gelir. Yani Batıda sözlü gelenek yoktur. Böyle olunca hadisleri n de inkârı ortaya çıkar. Kütüb-ü Sitte’nin, Efendimiz (s.a.v)’in Ehadîs-i Nebevîyelerinin tamamını tespit etmiş olduğunu iddia etmek mümkün değildir. O kitaplard a yer almayan hadîslerin yok olduğuna hükmetmek de saçmalıktır. “Küntükenzenmahfiyyen” “Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi murâd ettim ve yarattım”, mealindek i hadîsi inkâr edenler var. Bunun gibi “MenarfenefsehufekadrefeRabbehu” “Nefsini bilen rabbini bilir” hadîsini de inkâr edenler gibi… Hatta şefaati bile inkâr edenler var. Ola dursun. Cehenneme de kütük lazım.

Medine-i Münevvere’de bir Seyyid Alevi vardı, büyük bir hadîs âlimi idi. O zaman üniversite falan yok, normal eski usul öğretim devam ediyor. Bir defa yaşlılığında hanesinde ziyaret etmiştik. Sonra iyice yaşlandı, evine misafir kabul edemez oldu. Fakat bir ara düzelmiş, tekrar dışarı çıkmaya başlamış. Biz de umre ziyareti sırasında bir otelin lobisinde denk geldik. İki büklüm vaziyette koltukta oturup birisiyle konuşuyordu. Benim de bir arkadaşım vardı, göçtü Allah rahmet eylesin. Dedim, “Misafirleri bir gitsin, Hazreti ziyaret edelim.” “Tabii hay hay olur.” Gittik elini öptük. Ben, “Müsaadenizle size bir şey soracağım” dedim. Bu iki hadîsi sordum. “Bunlara yok diyorlar, bunlar var mı yok mu?” dedim. O Vehhabi baskısından o kadar yılmış ki Hazret, gayri ihtiyari iki tarafına bakındı ve kulağıma eğildi. “Sahih, sahih!” dedi. Yani, “Doğrudur, doğrudur, var” dedi. Bu sıradan bir adam değildi. Hadîs âlimiydi ve hadîs okuturdu. Evinde özel okuturdu. Seyyid Alevî. Yani bu hadîsler vardır. İşte Allah-u zü’l-Celâl, “Bilinmeyi murad ettim” demekle aslında Allah’ı her bilen Allah’ı sever, Resûlullah’ı her tanıyan Resûlullah’ı sever, diyor. İşte âyette de “Ben sizi şube şube, kabile kabile yarattım ta ki birbirini zi iyi tanıyasınız” demiyor mu?[3] Ne olacak bir birimizi iyi tanıyınca? Mahlûku tanıyıp Hâlık’ı tanımak demektir o. Nakşa bakıp, nakkaşı sevmek. Resme bakıp ressamı sevmek demektir. Birbirimi zi tanırsak, birbirimi zi severiz. Bizi Yaradan’ı da severiz. Dolayısıyla “birbirinizi iyi tanıyın” âyeti aslında, “Birbirinizi sevin ve Yaratıcıyı sevin” demektir. Yani sevgi, kâinatın yaradılış sebebidir .

Allah-u zü’l- Celâl, esmâsını Hz. Âdem’e ve onun zürriyetine vermiştir. Kendi ruhundan ruh üfürmüş, yeryüzünde kendisine halife olarak Hazret-i İnsan’ı yaratmış ve insana esmâsını vermiştir. Bu esmâlar, Resûlullah Efendimiz Hazretler i’nin, okunmasını, ezberlenm esini, manasının öğrenilmesini, o manaya uygun davranış biçimlerine sahip olunmasını tavsiye buyurduğu doksan dokuz esmâ ile sınırlı değildir. Allah-u zü’l- Celâl’de sevmek ve sevmemek hali vardır. Bu Kur-ân’ı Kerîm’in pek çok âyetinde zaten var. Ve özellikle de âyet sonlarında bu hâle işaret edilir. Âyet sonları, aslında bir hâdiseyi, bir hükmü anlattıktan sonra genel bir hüküm veren âyet parçacıklarıdır. Mesela, “Vallahu yuhibbu’l- muhsinîn”[4] “Allah ihsan edenleri sever.” İşte kibirli olanları sevmez mesela.[5] Kâfiri sevmez, zalimi sevmez. Sevmek ve sevmemek: bunlar Kur-ân’ı Kerîm’de var mı? Var. Demek ki, Allah’ta sevmek ve sevmemek var. Peki, onun yeryüzünde halifesi olan, Allah-u zü’l- Celâl’in ruhunu taşıyan ve onun esmâsını hâvî olan Hazret-i İnsan’da da sevmek ve sevmemek vardır. İnsan terbiye edilip, terakki etmeye elverişli bir varlık olarak yaratılmıştır. Bu terakkiya t kendi kendine olmayacağı için, ilk insan olan Hz. Âdem (a.s.) aynı zamanda ilk peygamber dir. O peygamber in ve diğer peygamber lerin sözünü dinleyenl er iki cihanda aziz olurlar. Sözünü dinlemeye nler rezil olurlar. Bunun soyla alakası yoktur. Hz. Şît (a.s.), Hz. Âdem (a.s.)’ın oğlu. Habil de oğlu, Kabil de oğlu. Biri peygamber, biri maktul, biri kâtil. Fakat aynı babanın oğulları üçü de. Dolayısıyla bu işlerin ırkla, yani maddi bağlantıyla alakası yoktur. İşte bir peygamber in sözünü dinleyenl er, onun sözlerine ve fiillerin e bir takım laflar ilave edenler ve bazı lafları çıkaranlar hariç, doğru yoldadırlar. Bunun içinde muhabbet de vardır. İnsan bu terakkiyi kendi kendine değil, peygamber lerin yol göstermeleriyle yapar. Resûlullah (s.a.v.)’den sonra, o Hâtem-ül Enbiya olduğu için Peygamber lik gelmez ama irşad faaliyeti devam eder. Çünkü mürşidler peygamber lerin varisleri dirler. Mürşidler, âlimler içinde özel bir gruptur. Bilgi değil, olgu verirler. Âlimler bilgi verirler. Ama şunu unutmamak lazım; biz de kendimize göre bir takım şeyler öğrendik bu yaşa kadar. Her doğru bildiğimizi yapıyor muyuz? Yapmıyoruz. Her yanlış bildiğimizden kaçıyor muyuz? Kaçmıyoruz. O zaman bilgi ne işe yarıyor. Hiç. İşte mürşid; irşad eden, kişiye rüşd veren, kişiyi olgunlaştıran demektir. Bu da bir ilimdir ve kaynağı Efendimiz (s.a.v) dir. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) Süleyman Çelebi Hazretler i’nin Mevlid’inde buyurduğu gibi ‘İlm-i Ledün Sultanı’dır. Ne güzel söylüyor Süleyman Çelebi Hazretler i: “Bu gelen ilm-i ledün Sultanıdır – Bu gelen tevhîd-ü irfan kânıdır”. Tabii burada tevhîd-i irfan kânı kısmı da önemli. Tevhid sadece “Lâ ilâhe illâllah” demek değildir. O kelime-i tevhiddir . Tevhidin safhaları vardır, bunlar ayrı mesele.

Sevgi, her insanda vardır. Bu sevginin yeryüzündeki tezahürü de estetikti r. Estetik kişiye göre değişmeyen objektif bir ilimdir. Matematik sel ölçüleri vardır. ‘Ben sanat yapıyorum’ namı altında estetiğin dışına çıkanlar sanat yapamayan lardır. Picasso olmadan Picassolu k taslayanl ar, Picasso’nun “yamuk yumuk” zannedile n resimleri ndeki manayı veremeyen lerdir. Deliliğin adı dâhilik veya sanat değildir. Sevgi, doğuşta insanda var olan ve beslendikçe büyüyen bir varlıktır. Her varlığın bir gıdası vardır. Bedenimiz in gıdası bildiğimiz yemekler, bir adım ileri gidersek karbonhid ratlar, proteinle r vs… Ağacın gıdası vardır, hayvanın da gıdası vardır. Diğer kurumların da var olduğunu bildiğimiz için onların da bir gıdası olduğunu bileceğiz. Sevgi de bir kurumdur. Sevgi bir haldir ama netice itibariyl e bir kurumdur. Bunun da bir gıdası vardır. Nedir sevginin gıdası? İzhar etmektir. Yani, ortaya koymaktır. Sevgiyi muhataba iletmek, ona bu sevgiyi izhar etmek sevginin gıdasıdır. Sevdiğini söyleye söyleye o sevgiyi büyütürsün. Eğer söylemezsen gıdasızlıktan sevgi ölür. Basit bir deney yapsın bu röportajı okuyanlar . Aynı gül kökünden iki tane gülü ayrı ayrı saksılara eksinler. Birini okşayarak, severek, tebessüm ederek, güzel söz söyleyerek sulasınlar. Ötekine ters ters baksınlar, kötü söz söylesinler ama suyunu, güneşini ve gübresini aynı versinler . İki bakım arasında sadece sevgi göstermek ve göstermemek farkı olsun. Altı ay sonra dikenleri ni saysınlar. Severek suladıklarında, mesela, on beş, azarlayar ak suladıklarında kırk diken görecekler. Neden acaba?

Japonlar optik ilminde bayağı ileriler. Bana bir kitap hediye etmişlerdi. İçerisinde özel makineler le çekilmiş iki yüz küsur tane üç boyutlu kar tanesi fotoğrafı vardı. Çok zor bir teknikle çekilmiş, beni de çok alakadar etmiyor, ama bu teknikle yapılan çekim şunu göstermiş; kar tanelerin in her biri ayrı şekle sahip. Bir de suyun atomik yapısının resmini çekmişler. Güzel söz söyledikleri, güzel güzel baktıkları suyun atom yapısı köşeli olmayan, muntazam, yuvarlak hatlı ama muntazam vaziyette . Hafif estetik görünümlü bir moleküler yapıya sahip. Sert sert baktıkları sövdükleri suyun moleküler yapısı ise yamuk yumuk. Ben biraz madenden de anlarım. Meraklıyım. Mesela taşa çok meraklıyım. Taşı tıraşladığın zaman çok güzel desenler çıkar ortaya. Bu tıraşlama esnasında bir milimlik kaymalar dahi taşın desenini değiştirir. Cenâb-ı Hakk’ın kudretini izlemeyi severim taşta da. Eskiden dağdaki kitleler, büyük kayalar, matkaplar ile delikler delinerek ve o deliklere dinamit konularak patlatılır idi. Büyük bir kitle elde edilir, sonra o tezgâhlara çekilir ve kullanılacak hale getirilir di. Şimdi teknik değişti. Yine delik deliniyor fakat o delikten zincirli ve yaylı bir testere sokuluyor, o testere ile kesiliyor taşlar. Patlatma tekniği yok. Böylece evvela kitle ziyan olmuyor. Bu önemli, çünkü israf haramdır. Bakın Efendimiz (s.a.v.)’in bu kadar sarih, bu kadar herkesin anlayacağı kadar açıklıkla söylenmiş başka sözünü bilmiyoru m. “Denizden bile abdest alırken suyu israf etmeyin.” Bu zihniyeti bu kadar güzel veren bir söz dünyada bulunmaz! Dolayısı ile her şeyin israfı haramdır. Dağdaki mermer kitlesini n, granit kitlesini n, traverten kitlesini n de israfı haramdır. Patlattığın zaman işe yaramayan birçok küçük parça çıkıyor ortaya. Kestiğin zaman ise birçok küçük parça çıkmaz. Hatta testereli kesimlerd e dört, beş, altı ve yedinci kesimlerl e taş belli bir düzeye getirildiği için israf sıfıra indiriliy or. Buncasını niye anlattım? Dinamitle patlatılarak elde ettiğin bir taşı cilala; bir de testereyl e kesme metodu kullanılarak elde ettiğin taşı cilala ve arasındaki farka bak. Keserek elde ettiğin daha parlak ve daha canlı olur. Denemesi bedava. Neden peki bu fark? Çünkü onun da bir canı var. Evet, taşın, toprağın da bir canı var. Taş ve toprak da sevilir. İsteyen inkâr etsin. Efendimiz (s.a.v.) ne buyuruyor: “Ben Uhud’u severim, Uhud beni sever.” Uhud dağ değil mi? Taş değil mi? O zaman, sevmek ve sevilmek var. Taşta da var. Bunun daha ötesi var mı? Bitti. Onun için insan eşref-i mahlûkat; hayvan, bitki, cemadat dediğimiz dağlar- taşlar hepsi sevgiden anlar. Çünkü yaradılış sebebi sevgidir.

Metin Erol: Peki Efendim Muhabbet ile Edeb arasındaki ölçü ne olmalıdır?

Ömer Tuğrul İnançer: “Kesret-i muhabbett e edeb dahi sâkıt olur”. Ancak bunun üçüncü şahısları vardır. Biz yalnız yaşamıyoruz. Şimdi ferdî hürriyet adı altında serserili k, başıbozukluk moda oldu. Bunun adı ferdî hürriyet değildir. Başıbozukluktur. Biz yalnız yaşamak için yaratılmadık. Bizden gayrılar da var. Bizden gayrılar ile beraber yaşıyoruz. İşte bizden gayrıların haklarına riayet etmek edebdir. Ayrıca, “Kesret-i muhabbett e edeb dahi sâkıt olur” dedik. Ama bu, iki muhip arasında olur. Yani iki birbirini seven arasında olur. Üçüncü varsa orada edeb sâkıt olmaz. Allah (c.c.) ve Resûlü’ne ve onların vârisi olan Evliyaull ah’a olan muhabbett e lâubaliliğe yer yoktur. Onun için muhabbeti n nasıl izhar edileceği, hangi edeb dairesind e olacağı büyüklerimiz tarafından kanalize edilerek bir sisteme bağlanmış ve herkesin meşrebine hitap edebilen pek çok sistemler ortaya konmuştur. Herkes kendi meşrebine göre… Çünkü meşrep değişmez. Parmak izi ve DNA gibidir meşrep. O meşrebe uygun bir yol seçerek o muhabbet izhar edilir. Edebe muhalif gibi görünen ama aslında hakiki edeb olan bazı hususlar vardır. Günlük hayatla özel hayat arasında bu nevi farklılıklar vardır. Mesela büyük sözü dinlemek edebdir. Bir yere gidildiği vakit, daima mütevazı bir yere oturmak, başköşeye oturmamak edebdir. Ancak o mecliste bir büyük varsa ve kişiye “Şuraya otur” dediyse “Aman efendim estağfirullah” demek edebsizli ktir. “Başüstüne” deyip oturmak edebdir. Bu özel. Mesela Mekke’nin fethi günü Efendimiz (s.a.v.) Hz. Bilâl (r.a.) ve Hz. Cenâb-ı Ali (k.v.) ile beraber Kâbe’nin içinde putları temizliyo rdu. Fakat bir tane yukarıda, bir rafın üzerinde bir put vardı. Efendimiz (s.a.v.) asasını da uzattı ama yok kurtarmıyor, indiremed i onu. Hz. Cenâb-ı Ali (k.v.)’ye seslendi. “Ya Ali, omzuma çık, indir onu oradan” diye. Hz. Cenâb-ı Ali, “Olur mu ya Resûlullah” dedi itiraz etti. “Çıkmam, siz benim omzuma çıkın” dedi Hz. Ali (k.v.). Efendimiz (s.a.v.) ise “Bugün celalliyi m beni taşıyamazsın” buyurdula r. Yeri gelmişken söyleyelim; buradan bir başka mana daha çıkıyor. Demek ki, ağırlık kilogram ile ölçülen bir şey değildir. Yani Hz. Resûlullah Efendimiz Mekke’yi fethettiği gün kilo mu aldı da “Taşıyamazsın” diyor, ne alakası var. Demek ki, o iş başka iş… İşte Hz. Ali (k.v.)’ın Efendimiz (s.a.v.)’e olan o itirazı muhabbett en dolayı olduğu için edebsizli k değildir. Keza Hudeybiye Barış Antlaşması’nda Efendimiz (s.a.v.)’in imzasına müşrikler itiraz ettiler. “Resûlullah’ı silin, öyle olduğunu kabul etsek aramızda problem kalmayaca k zaten” dediler. Ashab’tan kimse kabul etmedi silmeyi. Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti ve “Tamam gösterin yerini, ben sileyim” dedi. Ashâb’ın buradaki itirazı da edebsizli k değildir. Muhabbett endir. Bunun muhabbett en kaynaklan dığını bildiği için Efendimiz(s.a.v.) tebessüm edip geçmiştir. İşte muhabbett e de edeb elbet vardır. Muhabbeti n de edebi, muhabbet çok sübjektif bir şey olduğu için sübjektiftir. Objektif kaideleri yoktur. Toplumsal edebin objektif kaideleri vardır. Bunun da hududu vardır. Hududu; başkasının edebine, başkasının hürriyet ve haklarına tecavüz etmemekti r. Bugün böyle mi? Değil. Edebsizli k, hürriyet ile karıştırılmış vaziyette . Kafası karışık, gönlü karışık, nefsinin mahkûmu olmuş insanlara bunu anlatmak pek kolay değildir. Ama gayr-i mümkün de değildir. Bunun birinci yolu, hâl iledir. Laftan ziyade hâl. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) ne buyururla r: “İnsanlar sizin dedikleri nize değil, yaptıklarınıza dikkat ederler”. Ne yazık ki pek çok insanın dediği ile yaptığı birbirine uymuyor. Atasözü demeye dilim varmıyor, bir laf var: “Hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme”. Eğer hoca dediğini yapmıyor, başka şey söyleyip başka yoldan gidiyorsa o zaten riyakârdır, hoca falan değildir.

Şahsi zafiyetle r oldu muydu sözün dinlenmez olur. Bu, kişinin söz dinletmek için kendisine düşen vazifeler i vardır ama hidayet Allah (c.c.)’un elindedir . Her halde Resûlullah Efendimiz kadar söylediği ile hâli birbirini n aynı olan başka adam yok dünyada. Ama Ebû Cehil inanmadı. Bu Efendimiz(s.a.v.)’in kabahati mi? Allah(c.c.)’u ona hidayet vermeyinc e, kalp mühürlü olunca hiçbir şey olmaz. Tabi bunlarda olacak çünkü cehennemd e bedava yaratılmadı. Oraya da kütük lazımdır.

Metin Erol: Efendim sizler birçok kere ifade buyurdunu z. Toplum olarak en büyük eksikliğimizin Resûlullah Efendimiz Hazretler ini tanımamak olduğunu belirttin iz. Peki, Resûlullah Efendimiz’i nasıl doğru tanırız?

Ömer Tuğrul İnançer: Evvela bir ilmin nasıl öğrenileceğini konuşalım. Evvela öğrenilip sonra yapılan ilimler, dünyevi ilimlerdi r. Din evvela yapılır, sonra öğrenilir. Çünkü imanda deneye yer yoktur. İmanına delil arayanlar delidir. İman gaybadır. Gayb ise bilinmeye n demek değildir. Gayb, beş duyu ile algılanmayan şeye denir. Kur’ân-ı Kerîm’de âyet var. Hz. Süleyman(a.s) bir göz açıp kapayıncaya kadar Saba Melikesi Belkıs’ı tahtı ile beraber Yemen’den Kudüs’e getirdi.[6] Böyle şey olur mu? Böyle şey olur mu diye şüphen varsa mümin değilsin. “Olmuştur, ama benim bunu çözecek aklım yoktur. Olduğuna inanırım, nasıl olduğu beni alakadar etmiyor. Belki ileride öğrenirim” deyip geçersen, ona iman denir. Resûlullah Efendimiz Hazretler i miraçtan avdet buyurdukl arı zaman, miraç hadîsesini Ashâb’ına anlatırken, Hz. Ebûbekir(r.a.) yoktu. Sonra özellikle müşrikler, Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın arkadaşları, Hz. Ebûbekir(r.a.)’ın evine gittiler. Hz. Ebûbekir (r.a.) onları evin içine almadı, kapıda onlar Hz. Ebûbekir(r.a.)’a “İşte senin peygamber dediğin kişi böyle böyle söylüyor” dediler. Hz. Ebûbekir (r.a.) “Kim söylüyor bunu?” dedi. Onlar da “Senin peygamber dediğin kişi, Muhammed söylüyor” dediler. Hz. Ebûbekir(r.a.) hiç uzatmadı ve “O söylüyorsa doğrudur!” deyip kapıyı kapadı suratlarına. Buna iman denir işte. Mesela bazı müşrikler ticari meseleler den dolayı Kudüs’e gitmişlerdi. Şehir olarak Kudüs’ün yapısını biliyorla rdı ve Efendimiz(s.a.v.)’i imtihan etmeye kalktılar. Efendimiz Hazretler i buyuruyor lar ki; “Cebrail (a.s.) o an önüme şehrin maketini [bugünkü manada] getirdi.” Soruyorla r işte… Hâlbuki sadece Mescid-i Aksa’ya gitti Efendimiz(s.a.v.) Tümünü dolaşmadı Kudüs’ün. Soruyorla r, “Kudüs’e gittin madem orada ne var burada ne var…” Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) hepsine cevap veriyor, Cebrail (a.s)’ın getirdiği makete bakarak.

Yani önemli olan nokta şu; delil ile oldu mu ilim imanın önüne geçer. Bu cahil olmak demek değildir. İlim beşikten mezara tahsil edilir ve her kişi içindir. Kadın erkek fark etmez. İşte ilim böyle bir şey. Bunu son bir misal ile sonlandırayım. Ebû Cehil eşek gibi, Muhammed İbn-i Abdullah Hazretler i’nin Allah-u zü’l- Celâl’in Resulü olduğunu biliyordu . Eşek gibi biliyordu ama gururu, kibri, sosyal statüsü bunu ikrara mani oldu. Demek ki, bilgi işe yaramıyor. Nerden biliyorsu n bildiğini diye sorabilir ler? Düşün ki; toplum ona Ebû’l Hakem yani hikmet babası diyor. Ancak işe yaramadı. Aklına mağlup oldu. Benzer bir hâdise; Firavun neden tanrılık iddia etti? Ömr-ü hayatı boyunca hiç başı ağrımamış çünkü. Hiç “Aman Yâ Rabbî” dememiş. Onun için tanrılık iddia ediyor. Bunun için hastalığı bile Rabbinin nimeti bileceksi n. Senin ona sığınmana ve “Aman Yâ Rabbî” demene vesile olur diye. “İyi ki bana verdin Yarabbi” diyeceksi n. Çünkü cân-u gönülden başka bir Allah demiyorsu n. Canın yanınca diyorsun. İşte ilim böyle bir şey, yeterli değil ama olmazsa olmaz.

Peki, bu ilim nasıl öğrenilir? Okula gidilir, kitap okunur, hocaya sorulur. Hayır, böyle öğrenilmez. Bu işin başlangıcıdır. Allah-u zü’l- Celâl kitabında, Esta îzübillâh “İttekullah ve yu’allimükümullâh” “Allah’tan ittikâ edene (yâni O’nun rızâsını kaybetmek ten korkana) Allah her şeyi öğretir” buyuruyor . ‘Allah’tan ittikâ edenin öğretmeni Allah olur’ diyor Allah-u zü’l- Celâl. Bunu Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) ise bir hadîsleriyle bizim anlayacağımız halde söylüyor: “Siz bildikler inizle amel edin Allah sizi ilme vâris kılar” İşte bu hadîs-i şerifi ilk tercümesinden okuduğum zaman böyle tercüme edilmemişti. “Siz bildiğinizle amel edin Allah size bilmediğinizi öğretir” diyordu tercümede. Doğru mu? Doğru, ama eksik.“Siz bildiğiniz ile amel edin Allah sizi ilme vâris kılar” dediğimizde çok değişir mana. Allah-u zü’l- Celâl her şeye kadirdir. Amenna bilmediğimizi öğretir. Ama nasıl yapıyor bunu Allah(c.c.), Efendimiz onu da öğretiyor; ‘vâris kılar’ diyerek. Vâris kılarak. Vâris ne demek evvela bunu bileceğiz. Senin baban çok zengin, fabrikala r, hanlar, tarlalar, hisse senetleri bol. Sende babanın parasını güzelce yiyorsun. Babanın işine zerre miktar dâhil değilsin ve zerre miktarda faydan yok ama o da ne yapalım evlat diye şımartmış veriyor boyuna sana. Gel zaman git zaman emr-i Hakk vâkî oldu ve baban göçtü. Hiçbir damla terin olmadan o malın tamamı senin olur mu? Olur, vârissin. Bir damla ter dökmemişsindir o mal için, ama tüm mal senin olur. Yani verasette emek yoktur. Sen bildiğinle amel et, bildiğini işle, bilmedikl erin için Allah-u zü’l- Celâl, seni o bilmedikl erine vâris kılar. Hadîsin inceliğini görüyor musun? İşte neyi öğrenmemiz gerekiyor sa önce bildikler imizle amel etmeliyiz . Sualiniz Efendimiz(s.a.v.)’i nasıl doğru tanıyacağız idi. Efendimiz hakkında ne biliyoruz, bir şey biliyoruz değil mi, az da olsa… Kur-ân kursundan tutun, okuldaki din ve ahlak derslerin de, haftada 45 dakika ile ne öğreniyorsan artık, bir şey öğreniyorsun değil mi? Tamam işte o vakit O’nunla(s.a.v.) ilgili öğrendiklerinin tamamını yap. Okuma, kimseye bir şey sorma, okula gitme, hocaya sorma. Sadece bildikler ini yap. Nasıl olsa Allah(c.c.) öğretir. Nasıl öğretir? Varis kılarak öğretir. Onun için Efendimiz(s.a.v.)’i tanımak ve öğrenmek için bildiğin kadarıyla ne dediyse yapman lazım. Mesela bir hadîsi biliyorsu n, “Şüpheli şeylerden kaçının” buyuruyor Efendimiz (s.a.v.). Sen şüpheli şeylerden kaçınmaya başla, bak neler öğrenirsin daha Efendimiz(s.a.v.) hakkında.

Kimileri utanmadan din profesörü geçiniyor, ilahiyat profesörü geçiniyor ve sünnet kılmayın diyor. İki rekât sabah namazının farzında kaç tane sünnet var? Sünnetler yerine gelmeden namaz bile kılamazsın. ‘Ben Kur-ân’ı Kerîm’i okurum anlarım.’ Nasıl anlarsın! Namaz vakitleri ve rekât sayısı yazıyor mu Kur-ân’ı Kerîm’de?  Şekli yazıyor mu? İsimleri yazıyor, amenna.  Peki, zamanları var mı? Peki, nasıl kılacağın var mı? ‘Rükû et’ diyor, rükû etmenin tarifi var mı? ‘Secde et’ diyor, secdenin tarifi var mı? Secdenin iki celse halinde yapılacağı var mı? Resûllullah Efendimiz(s.a.v.) bile Kur-ân’ı Kerîm’i okuyarak ve Cebrail (a.s.)’ın anlattıklarını dinleyere k namaz kılmayı öğrenmedi ki. Kâbe’nin bir köşesinde, bu 50’li yıllardaki tamiratta kaldırdılar orayı, orada hafif bir çukur vardı. “Hufretü’s-Salât”[7] denirdi oraya. Orada üç gün üç gece, vakitler ve şekillerle ilgili, Cebrail (a.s.) Efendimiz(s.a.v.)’e namazı tarif etti. O da tarifle… Efendim Kur-ân-ı Kerîm’i okuyarak nasıl öğrenirsin? Namazın dahi nasıl kılınacağı yazmıyor Kur-ân’da. Şeklinin tarifi yok, rekâtı da yok. Nasıl ‘yalnızca Kur-ân okuyup dini öğrenirim ben’ diyorsun? Birde utanmadan ilahiyat profesörü geçiniyorsun. Bakın, bazı insanlar; kendi nefsinin yediği haltlara delil arayanlar, bu nevi terbiyesi zlikleri yapıyorlar. Öyleyse kandıranlar kadar kananlar da kabahatli dir.

Biz Efendimiz(s.a.v.)’i öğrenmek için, zerre kadar bile bir şey biliyorsa k, onu hayatımıza yani tatbik sahamıza koyacağız. Zaten yapmaya başladığımız zaman muhabbet de artar. Başka bir şey okuyamazsın. Bizim bir büyüğümüz vardı Allah rahmet eylesin, bazen şikâyet ederdi. “Ah be evladım, bir hatmi bitiremiy orum” diye. Büyük bir kütüphanesi vardı evinde, kocaman bir masası vardı. Kur-ân-ı Kerîm’i açardı, başlardı okumaya. Masanın üzerinde beş tane, altı tane tefsir kitabı… Okuduğu âyetle ilgili her birine bakardı. İşte Hamdi Efendi ne demiş, Tahir Efendi ne demiş, Ebû’s-Su’ûd Efendi ne demiş, İsmail Hakkı Bursevi ne demiş… “Bir âyet ile sabah oluyor be evladım!” derdi. Hatim ediyor ama. Sen Allah ve Resûl’u ile meşgul ol. İster hatim oku, ister tefsir oku, ister salavat oku, ister tesbih çek… Ne yaparsan yap. Bizim eski zâkirbaşı anlatırdı. Eski yandan çarklı vapurlar zamanında bir zâkirbaşı varmış. Ne ses duysa bir zikre uydururmuş. Rüzgar hışırtısı, yağmur hışırtısı dâhil. Bir gün çarklı vapurlara binmiş. Tam boğazın orta yerinde kaptana gitmiş “Makine bozuldu.” demiş. “Amca ne anlarsın sen makineden .” demiş kaptan. “Oğlum.” demiş “Makine bozuldu. Muntazam dönmüyor, ben tevhid çekiyordum, tevhid bozuldu.” demiş. Kaptan demiş “Peki amca”. Bir bakmışlar, çark kırılmış. Eski hızıyla devam ediyor ama yandaki çarkların müdahalesiyle dönüyor. Az daha gitseler denizin ortasında kalacakla r. Boğazın akıntısının da adamı nereye götüreceği belli olmaz. Hayırsız ada açıklarına falan gidebilir sin… Neyse o zaman ki alet edevat, usûl neyse hemen müdahale edip yapmışlar. Makinenin çalışmasıyla tevhid çekiyor zâkirbaşı…

İşte Efendimiz(s.a.v.)’i öğrenmek için dedikleri ni yapmak, O’ndan örneklenmek, O’nun yaptığı her şeyi yapamayac ağımız edebinde ve şuurunda olarak, O’nun yaptıklarını evvela aynısını yaparak ama orada kalmayara k yapmaya gayret etme halinde olmalıyız.

Ne yazık ki bugün Sünnet-i Peygamber-î kurumu Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’in yaptıklarının aynısını yapmak olarak anlatılıyor. Fevkalade yanlıştır. Sünnet Resûllullah Efendimiz(s.a.v.)’in yaptıklarını yapmak değildir. Bunu da şimdiye kadar söyleyen olmadı. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’in bir şeyi neden yaptığını, inciğini cıncığını kurcalayıp hikmetini öğrenmek ve o hikmete uygun davranmak sünnettir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Mescid-i Nebi’de hurma kütüğünde aydınlandı diye hurma kütüğü yakmak sünnet midir? Daha sonra zaten Efendimiz(s.a.v.)  kandil yaktı. Ama yatsı ve sabah namazlarında aydınlatmak sünnettir. İster lazerle, ister mumla, ister projektörle, ister ampulle… Aydınlatmak sünnet. Niye aleti konuşuyorsun. Motosikle t ile Kâbe tavaf edilir mi? Edilir. Deve ile tavaf ediliyor da motosikle t ile neden edilmesin! Nitekim şimdi malum tavaf için arabalar çıktı, onlarla yapılıyor. Eskiden haşab vardı. Haşab ahşabın tekili. Yani dört kollu, ortasında oturma yeri olan bir araç. Güçlü kuvvetli Araplar onu çekerlerdi, yaşlılar binerlerd i ona. Tavafı o şekilde yaparlardı. Benim anneannem 1974 haccında onunla tavaf etti. Anneannec iğim ufacık tefecik bir hanımdı, ezilirdi orada. Haşaba bindirdim . Haşab da tehlikeli ydi, ucuna bez sararlardı ve onu çeken “haşab” diye bağırırdı. Çekilmezsen kenara, kafana gelirse yandın. O da bir binek. Şimdi Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) Mekke’nin fethi günü geldi tavaf yaptı. Peki, Kâbe’nin tavafını yürüyerek yapamayac ak kadar takatsiz miydi? Takatsiz ise neden Kâbe’nin içine girip putları temizledi? Takati vardı ama Kâbe avlusuna girer girmez devesinde n inmeden tavaf etti. Burada bir incelik var gene. Bakın şimdi Hacerü’l- Esved için Müslümanlar birbirini yiyor. Bağıran çağıran, yaralanan, kan akanı görüyoruz. Resûlullah Efendimiz Hacerü’l- Esved’e el sürmek veya öpmek istese herkes kenara çekilirdi. Ne yaptı peki? Sadece asasını kaldırarak selam verdi ve tavafa devam etti. Ne için? Bize talim için. Resûlullah Efendimiz’in böyle yaptığı bir şeyde hâlâ Hacerü’l- Esved için bir hacı kardeşini, bir umreci kardeşini bir din kardeşini eziyorsan bir düşün. “Gönül gönüldür olsa da göğsünde bir kahpenin / Onu yıkan tavafına gitmesin Kâbe’nin.”

Metin Erol: Efendim günümüzde moda olan bir görüş var. Gazali’den sonra İslam düşüncesi donmuştur yahut yerinde saymıştır diye. Bu konuda neler söylemek istersini z?

Ömer Tuğrul İnançer: İsmail Hakkı Bursevî mi eski Gazali mi eski? Tarih olarak. Bu kadar yeter anlayana. İsmail Hakkı Bursevi’nin Rûhu’l Beyân’ını okumuşlar mı? Ama ne yazık ki bu Rûhu’l Beyân’ı tercüme eden heyetin, bu kitabın önsözünde bir beyanı var. Bu heyet, kitabın önsözünde, “Bu gününün ilmi ile açıklanması mümkün olmayan hususlara yer verilmemiştir” demek cehaletin i gösteriyor. İsmail Hakkı Bursevî Hazretler i’nin aklı eriyor, sizin aklınız ermiyor. Bir kitabı tercüme ederken, herhangi bir kısmını çıkarıp, herhangi bir kısmını ilave etmek, en azından telif hakkına riayetsiz liktir. İsmail Hakkı Bursevî Hazretler i sorar mı sormaz mı bilmem, ama ben ahirette soracağım. Allah-u zü’l- Celâl izin verirse soracağım, “niye çıkardınız” diye. Soruya dönersek, çok basittir bunun cevabı. Ebû-s Su’ûd Efendi gibi, İbn-i Kemal gibi İsmail Hakkı Bursevî gibi (ki İsmail Hakkı Bursevî aynı zamanda Celvetî Pîr-î Sânîsidir bu ayrı mesele…)  Seyyid Yahya Şirvanî Hazretler i gibi büyüklerin şer’i ilimlerde ki kitaplarından haberdar olmayanla r, kendi kafaları Gazali’de kalanlar, bu tür boş lafları konuşurlar. Öyle şey olmaz. Müslümanlar daima terakki ederler. Her devirde Kutb-i Âlem vardır.

Metin Erol: Efendim müsaadenizle mûsikî konusuna geçiş yapalım. Mûsikî evvela nedir? Batı Müziğiyle, Türk Dini Mûsikî’si arasındaki fark nedir?

Ömer Tuğrul İnançer: Sesin âhenksizine gürültü, âhenklisine mûsikî denir. Allah-u zü’l- Celâl bizi ruhlar âleminde iken huzuruna topladı ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabında bulundu. Yani bize Rabbü’l- Âlemin, Hâlık-ı zü’l- Celâl hitap etti. Peki, hitap, hitabet ne ile anlaşılır? Ses ile anlaşılır. Bizde, “Kâlû bel┠dedik.[8] Âyetin devamı da var tabi, yarın öbür gün “Bilmiyorum, benim haberim yoktu” diyemeyes in diye bunu yaptım diyor Allah-u zü’l- Celâl âyette. Bu işin başka tarafı. Sonra ruhlar beden hapishane sine konulup, bir ana baba vasıtası ile dünyaya gönderildi. Kendi toplumumu zdan bahsedeli m. “Dan dini dan dini danatmış / Mevlâm neler yaratmış”* ninnisi hicaz makamıdır. Kulağına ezan okudu deden, baban, hoca efendi. Aslında bir makam yapmıştır. Yaptığını bilmiyord ur. Amerika’da biz bir âyin yaptık. Âyin sonrası bir kaba sofu geldi Muzaffer Ozak Efendi Hazretler i’ne, dedi ki, “Bu makamlar bilmem neler nedir, bidattir” falan filan… Muzaffer Efendi Hazretler i, “Bir ezan oku bakayım” dedi. “Okurum” dedi adam. “Oku diyorum zaten ben de sana” dedi Muzaffer Efendi Hazretler i. Adam okumaya başladı, Hayy⠑ale’s-salah kısmına geldi. Muzaffer Efendi Hazretler i, “Ne yapıyorsun sen şimdi?” dedi.  “Ezan okuyorum” dedi. Efendi Hazretler i “Uşşak yaptın ama bilmiyors un” dedi. Çünkü bunca senedir kulağımız bir şeyden dolu. Herkes musikişinas olacak değil. Hz. Dâvût (a.s.) mizmar çalıyor muydu? Yani bir saz çalıyor muydu? Allah bir peygamber ine başka bir peygamber ine başka bir emir verdiyse, “Lâ nuferriku beyne ehadinmin rusulih”[9] âyeti nerede?

Diyorlar ki, ‘efendim, mûsikî ile kadın da oynatırmışsın.’ Televizyo nda Kâbe’yi de seyrediyo rsun bilmem ne filmini de. Televizyo nun ne kabahati var? Arabayla meyhaneye de gidiyorsu n camiye de. Arabanın ne günahı var? Arabaya bindin. Meyhaneye gittin. Günah senin. Arabaya bindin. Camiye gittin. Sevap senin. Vasıtanın suçu ne?  Mûsikî de bir vasıtadır. Bunun günümüzdeki söyleyişi şudur, “Allah dedirten mûsikî helal, yallah dedirten haramdır.” Hz. Mevlânâ’nın ağzından “Der mezheb-i münkirân haramest semâ / Der mezheb-i âşıkân helâl est semâ.” Sema dönmek değildir. Sema, istimâ kökünden, yani işitme kökünden gelir. Müzik dinleyere k zikretmey e de sema denir. Dolayısı ile sema sadece Mevlevî Âyini’nin özel ismi olmaktan başka diğer tasavvuf ekolleri olan tarikatle rin de yaptıkları ayine genel manada ‘sema’ denir. Hatta sema yapılan tekkenin alanına genel olarak ‘semâhâne’ bazen ‘tevhidhâne’ bazen ‘meydân-ı şerîf’ denir. Ama semâhâne sadece Mevlevîliğe mahsus bir isim değildir. Yani sema budur. İşitmek kökünden gelir.

Kur-ân’ı Kerîm bizatihi bir âhenktir. Kur-ân’ı Kerîm okunurken, ‘b’ harfini ‘y’ okumak, esreyi üstün okumak gibi hafız olmayanla r tarafından, bakarak okuyanlar tarafından maddi hatalar yapılabilir. Bir satır sonra Kur-ân’ı Kerîm kendini doğrulatır. Ben yukarıdaki satırda bir hata yaptım dedirtir. Bunun kaynağı ne? Kur-ân’ı Kerîm’in mucizesi, tamam biliyoruz Kur-ân’ı Kerîm’in mucizesi. Zaten Kur-ân muciz, okuyan aciz. Onu da anladık. Tamam, ama bunu âhenk vasıtası ile yapar. Biz âhenk vasıtası ile yanlış okuduğumuzu fark edip döneriz geri.

Dünyanın varlığı dönme üzerine mi? En küçük maddi zerre atom. Atom çekirdeği üzerinde elektrotl ar, protonlar, nötronlar mevcut ve elektronl ar dönüyor mu? Dünya dönüyor mu? Bu dönüş bir hareket mi? Her hareket bir ses kaynağı mıdır? İşte bu seslerin birbirine olan ahengine mûsikî denir. Âhenksiz olursa gürültü olur.

Dünyada, mûsikî bir sistemati ze olarak iki ana klasik sisteme ayrılır. Biri Klasik Türk Musikisi, diğeri  Klasik  Batı Mûsikî. Burada önemli olan nokta şudur. Klasik Doğu müziği değil, klasik Arap müziği değil, klasik Kürt müziği değil, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Çinli, Hintli, Taylan, Endonezya, Japon değil. Türk Müziği. Peki, Batı Müziği? Portekiz, İspanyol, Fransız, İtalyan, Alman, Hollandalı, Belçikalı, İngiliz, Polonyalı, Rus…  Rus Klasik Müziği var mı? Alman Klasik Müziği var mı? Çek Klasik Müziği var mı? Yok. Batı Klasik Müziği var. Anlatabil dim mi inceliği..! Biz Türkler böyle bir milletiz. Bunu ben söylemiyorum. Benim tanıdığım iki tane müzikolog var dünya da. Müzikolog ama, müzisyen değil, musikişinas değil. Biri 1999’da ölen Yunanlı Simon Karas. Diğeri de Albert Schatz. Onun sözü. “Dünya da iki tane klasik yani belli bir örnekten gelmiş ve kendisind en sonrakine de örnek olmaya devam eden, mahalli olmayan, herkese hitap eden iki musiki sistemi vardır. Biri Klasik Batı Müziği, diğeri Klasik Türk Müziği. Diğer tüm müzikler lokaldir, mahallîdir, folklorik tir.” Türk Müziği’nin sistematiğinde iki ses aralığı arası, birbirine eşit olmayan ses parçacıklarına bölünüp, o küçük farklılıklardan istifade ederek namütenahi sonsuz melodi yapma imkânını size verir. Batı Müziği sistematiğinde ise bir ses aralığı sadece ikiye bölünür. Dolayısı ile daha az ses kullanılarak melodi yapılır. Bu, Batı Müziği’nin melodi fukarası olduğunu gösterir. Bu melodi fukaralığını yenmek için çok sesli denilen armoniyi icat etmişlerdir. Bir zaman biriminde, birden çok ses kaynağından çıkan sesler bir araya gelip, dinleyend e bir duygu uyandırır. Çünkü bir tek sesle, tek ses kaynağıyla Batı Müziği sistemind e o duyguyu uyandıramazsınız. Onun için çok seslilik zenginlik, tek seslilik fukaralık demek değildir. Bilakis tek sesli mûsikî yani bir mûsikî cümlesi, o mûsikî cümlesine iştirak eden bütün ses kaynakları tarafından aynı anda yapılır. Ud, kanun, tambur, insan sesi vs. hepsi aynı şeyi söyler; bu tek seslilikt ir. Piyano başka çalıyor, viyolonse l başka çalıyor; bu çok seslilikt ir. Ama bu çokluk zenginlik ten değil melodi fukaralığını yenmekten kaynaklanır. Bu genel sistemin dışında Resûlullah Efendimiz(s.a.v)’in davranış biçimlerinden başka örnek alınacak doğru ölçü yoktur. Kim var diyorsa Müslümanlık sınırları dışına çıkmış demektir. Çünkü, “Benim Habib’imin (s.a.v.) hayatında sizin için alınacak örnekler vardır.” buyuruyor Allah-u zü’l- Celâl.[10] O örnekleri almıyorsan, o âyete muhalifsi n. Hele ki, “Bin beş yüz sene evvel yaşamış adamdan ne örnek alınır” diyorsan kâfirsin.

Cirâne mevkii Arafat civarındadır. Mekke’nin fethinden sonra Tâif muharebes inde Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) orada ganimetle ri biriktird i. Fakat Hevâzin Kabilesi’yle bir takım meseleler oldu. Lafı uzatmayayım şimdi… Sonra Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) Beytü’l-Mâl’den Müellefetü’1-Kulûb’a fazla hisse verdi, Hevâzinlere hisse vermedi vs… Orada Ashab, ganimet payı meselesin den dolayı Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)’i biraz üzdüler. Neyse iş bitti, Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) orada ihramlanıp Umre için Mekke’ye gidecek. Namaz vakti geldi ve yanındakilere, “Ezan okuyun” dedi. Eskiden beri yani Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) zamanından beri orada bir su var. Suyun başında böyle on iki, on altı yaşları arasında gençler vardı. Bunlar ezan okunurken, bir kayanın arkasına saklanıp dalga geçer mahiyette ezan okuyanı taklit etmeye başladılar. Tekrar ediyorlar . Ashab “höyt!” falan deyince, Resûlullah Efendimiz(s.a.v.), “Karışmayın, karışmayın!” dedi. “Peki, Resûlullah (s.a.v.) öyle söylüyorsa peki” dediler. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) ezan bitince gayet yumuşak bir eda ile çocukları yanına çağırdı. Onlar da görünmüş olduklarını anlayınca mahcup mahcup geldiler. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) onlara, “Ya ne güzel okuyorsun uz, ne güzel söylüyorsunuz, ne güzel sesiniz varmış, haydi birer bir şey okuyun bakayım sırayla.” dedi. Sırayla okuttu onlara. Bir tanesine dikkat etti. “Sen bir şey daha oku bakayım” dedi. Okudu. “Şimdi benim söylediklerimi tekrar ederek oku” dedi Resûlullah Efendimiz(s.a.v.). Kelime söylemiyor ama melodi söyletiyor. Sonra “Allahu Ekber Allahu Ekber”… Ezanı okuttu Resûlullah Efendimiz(s.a.v.). “Ne güzel okuyorsun be yavrum” diyerek bir iltifat bir iltifat… Hoşafın yağı kesildi delikanlıda. Ve Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’in huzurunda İslam ile müşerref oldu. Beraber namaz kıldılar. Ayrılacakları vakit o genç dedi ki, “Ben filanca kabileden im, bana Mekke’de yani Harem-i Şerif’te müezzinlik vazifesi verir misiniz?” dedi. Çünkü Mekkelile r Fetih sırasında Hz. Bilâl’in Kâbe’nin üzerinde ezan okuduğunu falan biliyorla r. “Peki.” dedi Resûlullah Efendimiz(s.a.v.). Valiye mektup yazdırdı, mührünü bastı. EbûMahzûre Hazretler i’ni oraya müezzin atadı. Ve EbûMahzûre Hazretler i’nin sülalesi Sultan Aziz zamanına kadar müezzinlik yaptılar Mekke’de. Sonra ailede erkek kalmadı vs… Peki, Resûlullah Efendimiz niçin başkalarını değil de EbûMahzûre’yi seçti? Sesi çok güzel de ondan. Hazret seksen küsur yaşına kadar yaşadı. Peki, Medine’deki müezzinler Hz. Bilâl ile Hz. Abdullah İbn-i Ümm-î Mektûm. Neden ikisi? Fonksiyon ları başka da ondan. Dışarıdan baktığımız zaman, biri Habeşli bir köle öteki ihtiyar bir kör. Kör ve ihtiyar dışarıdan bakıldığı zaman. Ebû Bekirciği var, Ömerciği var, Aliciği var, Osmancığı var, Abdurrahm ancığı var, Ebû Ubeydiciği var… Resûlullah Efendimiz(s.a.v.), “Ümmetimin emini Ebû Ubeyde’dir” diyerek iltifat ediyor. “Ey Osman-ı Sâlih benim için dua ediyor musun?” diye iltifat ediyor Hz. Osman’a. Böyle yakınları var. Ama neden dışarıdan bakıldığında Habeşli bir köle ile ihtiyar bir körü müezzin olarak tayin ediyor Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)? Bu nedenleri kendimize sormuyors ak Efendimiz(s.a.v.)’i öğrenemeyiz. Hz. Bilâl çok yakıcı okuyor. Çok güzel sesi var, yanık yanık okuyor. Bağırttırıyor adamı. Abdullah İbn-i Ümm-î Mektûm ise çok gür sesli. Buradan (Altunizad e’den) okuduğu zaman Üsküdar meydanından duyuluyor, mesela. Abartmıyorum. Hazretin sesi çok gür. Çok yaşlı bir zat. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) göçüyor, Hz. Ebûbekir(r.a.) göçüyor, Hz. Ömer(r.a.) zamanında Kâdisiye’ye katılıyor. Düşünün Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) zamanında zaten ihtiyar bir zattı. Hz. Ömer(r.a.) zamanında yaşı artık iyice ilerlemiş durumda. Hz. Ömer(r.a.)’a bin rica ediyor, “Beni de Kâdisiye’ye göndereceksin” diye. Hz. Ömer(r.a.) istemiyor . “Sen bize Resûlullah’tan yadigarsın” diye. Hz. Bilâl zaten Şam’da o zaman, gelmiyor. Müezzin olarak Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) zamanından kalan sadece Hz. Abdullah İbn-i Ümm-î Mektûm var. Hz. Ömer(r.a.)’ın kararına karşı çıkıyor Hz. Abdullah Ümm-i Mektum. “Ben Resûllullah(s.a.v.)’den gazanın yani cihadın en büyük ibadet olduğunu duydum. Ahir ömrümde benim bu dediğimi yapacaksın, göndereceksin” diyor. Hayır, körsün ihtiyarsın diyemiyor Hz. Ömer(r.a.). “Peki” diyor. Gidiyor Kâdisiye’ye ve orada gençlere diyor ki, beni yüksek bir yere çıkarın. Düşün ki İran ordusu ile Müslüman ordusu çarpışıyor. Savaş meydanını bir düşünün; at kişnemesi, deve böğürmesi, katır anırması, kılıç vuruşmalarının sesi, silah şakırtısı, naralar, yaralı inlemesi, ölenlerin feryadı… Düşünün gürültüyü. O ise bir kayanın üzerinde, “Vurun aslanlar, Resûlullah hatırına vurun” diye bağırıyor ve o bağırma bütün gürültüyü bastırıyor. Sonra bir ok geliyor. Ya orada şehit oluyor ya da Medine’ye geliyor ve Medine’de şehit oluyor. Kabr-i şerîfi Medine’dedir. Neden seçmiş Efendimiz(s.a.v.) onu. Ses ya gürdür ya güzeldir.

Bütün Selâtin Camilerin de[11] Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’in sünnetine uygun olarak mutlaka bir kör müezzin bulunur. Bâyezid Cami’nde İsmail Hakkı Çimen vardı. Süleymaniye’de Mustafa Başkan vardı. Bursa’da adını bilmiyoru m kör hafız, yeşil vav’ın önünde sabah namazı kılındıktan sonra başlar, yatsı kılınıncaya kadar namaz vakti hariç, devamlı kuran okurdu. Sabah namazı vakti gelir, yatsıdan sonra çıkardı. Yeşil vav’ın önünde, hep okurdu.

İşte Resûlullah Efendimiz(s.a.v) Hazretler i’nin bu fiilleri bize mûsikî hakkında yeterince bilgi verir. Resûlullah(s.a.v) indinde makbul olan her şey Allah(c.c.) indinde makbul, Resûllullah(s.a.v.) indinde makbul olmayan Allah(c.c.) indinde de makbul değildir çünkü Allah-u zü’l- Celâl’de makbul olanları Resûlullah(s.a.v.)  makbul görmüştür, onda makbul olmayanla rı Resûlullah(s.a.v.)  makbul görmemiştir. Yani birbirind en ayrı değil.

Keza Hz. Âişe’nin bir düğün, çalgı seyretme isteğine, Resûlullah(s.a.v.)  Efendimiz “Hay hay” diyor. Hz. Âişe Validemiz, Resûlullah Efendimiz’in mübarek omzuna dayanarak izliyor. Yasak bir şey olsa Hümeyracığına seyrettir ir mi? Hanımının hatırı olsun diye Allah’ın hatırını kırar ve seyreder miydi? Ama peygamber lik vakarı başka bir şey. O vakarın kullanılacağı zaman ve kullanılmayacağı zaman var. Hz. Âişe ile birbirler ini tasla su atarak ıslatıyorlar. Ama bunu sokakta yapmıyorlar. Her şeyin bir usulü var. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyni omzuna alıyor, sırtına alıyor namaz kılıyor Efendimiz(s.a.v.). Mescitte değil ama hanede. Bir tek mescitte hutbede iken Efendimiz(s.a.v.), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn’i çocuk yaştalar o zaman, lap diye mescidin içine giriyorla r, kan-ter içinde. Bir bakmışlar Efendimiz(s.a.v.) hutbede, kendileri de mahzun olmuşlar, dedem bir şey diyecek diye. O sırada Efendimiz(s.a.v.) kesmiş hutbeyi, inmiş aşağıya, onları okşamış, sevmiş, terlerini silmiş, saçlarını sıvazlamış… “Hadi.” demiş “bakalım dışarıda oynayın.” Sonra çıkmış hutbeye “Rabbim ne güzel söylemiş, evlatlarınız sizin için fitnedir”[12] deyip, “Kusura bakmayın” demiş cemaate. “Kusura bakmayın, onları öyle görünce içim el vermedi, kan t

 1780690_2 210804214 29324_181 6121565_n 1393782_4 770228390 61962_139 5692971_n 1622667_2 210510214 32264_205 1984843_n -1
er içindeydiler o sebeple kestim hutbeyi.”

Hâsılı, mûsikînin dînî olanı budur. Dînî olmayanı zaten yoktur. Bu lâ-dînî tabiri, Müslümanlığa yakışmayan bir tabirdir. Müslüman telakkisi nde, İslam tefekküründe din-dışı diye bir şey yoktur. Dine ya uygunluk vardır ya uygunsuzl uk vardır. Din her şeye karışır, her hususta hükmü vardır. Bunun için lâ-dînî diye bir şey yoktur. Bu, işi doğru bilmeyenl erin uydurmasıdır.

Mesela bakın, Lemi Atlı’nın bir şarkısı “O güzel ismini son nefesimde anıp bahtiyâr ölmek isterim”[13] zaten bütün yaptığımız iş bu değil mi? Ahirete giderken, “Allah diyelim” diye dua etmiyor muyuz?  Şarkı mı şarkı. Bir başka misal “Severim her güzeli, senden eserdir diye”[14] şarkısı. Eğer bir zampara her önüne gelene sarkıyorsa, senden eserdir diyerek, bu bir zampara bahanesi olur. Ama her güzelin Allah-u zü’l- Celâl’in bir mahlûku olduğunun idraki ile güle de kadına da erkeğe de Allah(c.c.) nazarıyla bakıyorsa amenna. “Severim her güzeli senden eserdir diye.” Yahut bakın “Her şey dile gelmiş bana cananımı söyler”[15] Tevhid işte. Şerif İçli’nin Uşşak şarkısı bu. Mesela “Çektim elimi gayrı bu dünya hevesinde n – Âzad edeyim mürg-i dili ten kafesinde n – Ey hasta gönül, umma medet son nefesinde n”[16] bir gayrimüslimin bestelediği şarkı bu da, ama terbiye var.

Din, Allah ile kul arasındadır. İnsanları birbirine alakadar eden şey terbiyedi r. Kanuni Sultan Süleyman Han son seferi Zigetvar’a giderken Budin Beyi’ni idam ettirmiştir. Neden? Bir Hıristiyan’a zulmettiği için. Budin Beyi kendini müdafaa ederken de, “Hünkârım, Müslüman değildi ki” diyor. “Sana ne!” diyor Kanuni Sultan Süleyman Han, “sana benim halkımı Müslüman mı değil mi diye ayırma emrini kim verdi? Onlar bize emanet” diyor. Nereden alıyor bu hükmü Kanuni Sultan Süleyman? Hz. Ömer(r.a.)’ın Kudüs’te yaptığından. Hz. Ömer(r.a.) nereden alıyor, Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’in Medine’de yaptığından. Medine’de Müslümanlar Yahudiler ile birlikte yaşamadılar mı? Ama onlar Hayber Yahudiler iyle birleşip, Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’i ve Ashabı arkadan vurmaya çalışana kadar. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)  Yahudi çocuğunun hasta ziyaretin e gitmedi mi? Onun için doğru bilmek lazım. Onun için lâ-dînî diye bir musiki yoktur. Ama sınıflandırma değil de izah babında söyleyelim; musiki içinde bazı sınıflandırmalar vardır. Cami mûsikîsi, tekke mûsikîsi… Tekke mûsikîsinde kıyam ilahileri, devran ilahileri, cumhur ilahiler, duraklar, tevşihler vs… Nasıl ki şiirde na’t dediğin zaman yalnızca Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’e ait olan şiirler geliyorsa akla; mûsikîde de tevşih deyince sırf Efendimiz(s.a.v.) ile alakalı olan güftelerin bestelenm iş tarzı gelir akla. Diğer ilahilerd en farkı yoktur ki. Melodik yapı ve musiki sistemi olarak da farkı yoktur. Saz ve söz farkıysa çok önemli değildir zaten. Camide saz kullanılmaz, doğru. Tekkede saz kullanılır, özellikle vurmalı sazlar kullanılır. Mevlevî tekkeleri nde diğer sazlar da kullanılır. Onun için bir Kâdirî halifesi olan Erzurumlu Emrah’ın çok güzel bir sözü vardır: “Sofi hele gel meclisime dinle bu sazı / Gör nice olur bu tellerin Allah’a niyazı”. Bu kafa ile dinlemek lazımdır. Allah(c.c.) güzeldir, güzeli sever. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) Hazretler i de “İnnallahe cemîlün, yuhibbül cemâle” “Allah(c.c.) güzeldir, güzelliği sever.” buyuruyor . Mûsikî güzeldir, güzel olduğu için Allah(c.c.) sever. Sen nefsine kullanıyormuşsun, kullanma. Öğretmenlik Allah mesleğidir. “Er-Rahman / ‘Alleme’l- Kur’ân…”[17] Öğretiyor işte. Peki, talebesin in hakkını yiyen, daha açık söyleyeyim talebesin e tecavüz eden öğretmen yok mu? Bu öğretmenlik mesleğinin mübarekliğine halel getirir mi? Askeriyen in içinden casusu çıkmıyor mu? Askerlik ocağının, Peygamber Ocağı olmasına halel getirir mi? Yapanı tutarsın kulağından atarsın dışarı olur biter. Kurum mübarektir. Dolayısı ile mûsikî Allah(c.c.)’un bir nimetidir . Doğru kullandığın zaman seni doğruya götürür, eğri kullandığın zaman eğriye götürür. Bu kadar basit. Neden zatı haram oluyor ki?

Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) Hazretler i’ne valideler imizden biri bal şerbeti yapmıştı. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)’i davet etti ancak sıra onda olmadığı halde, nöbet onda olmadığı halde. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) gitti ve biraz uzunca kaldı. Bal şerbeti içti sohbet etti. Öteki valideler imiz biraz gücendiler. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.) biraz üzüldü ve “Bundan sonra bal şerbeti içmiyorum” dedi. Hemen Cebrail (a.s.) geldi. “Allah’ın haram etmediğini kendine haram edemezsin…” âyetini getirdi[18] Bana musikinin haram olduğuna dair âyet göstersinler, susayım. Efendim işte dinlerini oyuncak yapanlar, hangi Müslüman dinini oyuncak yapmış, eğlence vasıtası yapmış? Kim yapmış? O, Efendimiz(s.a.v.)’ den evvelki ümmetlerin içinde olanlara ait bir şey. Şuanda da Hıristiyanlar ve Yahudiler de öyledir. Hiçbir din adamı; rahip ve haham olmadan ibadet yapamazsın. Dua edebilirs in ama ibadet yapamazsın. Evlenemez sin, boşanamazsın, ölemezsin, sünnet olamazsın. Kesinlikl e din adamı olacak. İslam da var mı böyle bir şey? İmam nikâhı diye bir şey tutturmuşlar. Böyle bir nikâh yok. Kaptanın kıydığı da, konsolosu n kıydığı da, belediye memurunun kıydığı nikâh da Allah-u zü’l- Celâl indinde nikâhtır. Peki, imam nikâhı nedir? Ağzı dualı bir zattan, yuvanın kurulması sırasında bir dua istemek, âmin demektir. Olmasa ne olur? Bir şey olmaz. Yani nikâhın sıhhat şartı değildir. Onun için yanlış bilgilerl e, özellikle batıl olanlarla kıyas edilerek İslam konuları anlaşılamaz, anlatılamaz.

Metin Erol: Efendim müsaadenizle tarihi bir olay üzerinden mûsikî konusunda bir sual daha sormak istiyorum . Mehterin kaldırılması mûsikîmize, kültürümüze ve toplumumu za ne şekilde etki etmiştir?

Ömer Tuğrul İnançer: Mehterin kaldırılması, Enderun’un kaldırılması, tekkeleri n kaldırılması toplumumu zun estetik duygularının yok olmasına sebep olmuştur. Mûsikîmize en büyük darbedir. Kültürümüze en büyük darbedir. Ecdadımıza ve ecdat tanımaya en büyük darbedir. Kökü olmayanın dalı olmaz. Mazisi olmayanın âtîsi olmaz. Bugün ne yazık ki mehter repertuarı olarak yalnızca Evliya Çelebi’den gelen bir tek eser var. Öyle bir yok etmiş ki Sultan Mahmud, Yeniçerilerin mezar taşlarına varıncaya kadar kırdırmış. Yeniçeriliğe bağlı olan, ocağa bağlı olan mehterhan eyi ilga etmiş. Halt etmiş, yanlış yapmış. Açık ve net. Keza tekkeleri n kapatılması da benzer durum. Efendim şöyle oluyormuş, böyle oluyormuş. Hayır efendim. Bir kurumda bir takım hatalar varsa kurum lağvedilmez. O hatayı yapanlar o kurumdan temizleni r. Casusluk yapan subayın yüzünden ordu lağvedilmez. O subay cezalandırılır. Öğrencisine tecavüz eden öğretmen yüzünden, öğretmenlik mesleği mübarekliğini kaybetmez . Onun için bunlar yanlış şeylerdir. Bir kültür cinayetid ir ve 2014 Türkiye’sinin hâlâ 1925 tarihli bir kanunla idare ediliyor olması da bir başka garabetti r. Garip bir şeydir.

Tabular insan ve toplum hürriyetine vurulmuş prangalar dır. Tabu haline gelmeyece k ama bir hürriyetsizlik var. Eskiye göre biraz gevşedi ama pranga çıkmadı, ağırlığı hafifleti ldi. Beş tondan dört tona indi. Gene de taşınacak şey değil.

Metin Erol: Efendim sinemayla ilgili genel bir soru soracağım müsaadenizle. Sinemayla Müslümanların bağı nedir? Ne olmalıdır?

Ömer Tuğrul İnançer: Sinema çok ciddi bir iletişim dilidir. Elbette yayılmasında eğlence ağırlığı fazladır ama marifet eğlendirirken öğretmektir. Bu becerilem iyor. Muzaffer Ozak Efendi Hazretler i büyük bir âlimdi. Ciltlerce kitap yazmış. Bunu yapmak içinde evvela okumuş öğrenmiş. “Çağrı” filmi ilk vizyona girdiğinde İstanbul’da birçok sinemada oynuyor, bilet bulunamıyor o sıra. Efendi Hazretler i Laleli’de oturmasına, Beyazıt’ta dükkânı olmasına rağmen, Kızıltoprak’ta bir sinemada bilet bulduk ve beraber gittik. İki buçuk üç saatlik bir filmdi. Şimdi sağını solunu kesiyorla r. Filmden çıktıktan sonra Muzaffer Efendi Hazretler i şöyle dedi:“ Elli senede okudum üç saatte tekrar ettim.” Sinema böylesi bir etkiye sahip olan bir iletişim kurumu. Ne yazık ki sadece para kazanmak için kullanılıyor. Ne yazık ki tahsil bile para kazandırmak üzere. Hangi meslek daha çok para kazandırır diye düşünüp çocuklarımızı o mesleğe yönlendiriyoruz. Hâlbuki, meslek para kazandırmaz. Dükkân da para kazandırmaz. Rızık Allah’tadır. Allah’tan değildir. Çünkü “Er rızkuminAllah” değil, “er -rızkukalAllah”. “MinAllah” ile “alAllah”’ın farkını bilmeyenl er, “Rızık Allah’tandır” diye tercüme ediyorlar . Cehalet diz boyu. Sen işini en iyi, en güzel, en doğru şekilde, bir emanete riayet şuuruyla yapacaksın. Rızkını Allah verir. Eğer çalışmak ile rızık alınsaydı hamallar milyoner olurdu. Bu iş böyle değil. İşte sinemada bu önemine binaen doğru şeylerin anlatıldığı mecra olmalı. Ne yazık ki Türkiye’de sinema ve tiyatro yani gösteri sanatları sektörü solakların elinde. Niye meşgul olmuyoruz? Çünkü günah olduğunda ısrar edildi hep. Dedelerim izin nesli yani 1900’lerin başlarında doğan nesiller. 1800’lerin sonlarında doğanlar. 1960’a 1965’e kadar yaşayan nesil. Sinemaya, tiyatroya hep yasak, günah dediler. Ben öyle büyüdüm. Hâlbuki, doğru kullanılmayınca günah olur, doğru kullanılınca sevap olur. Henüz doğru kullanılmaya başladı mı? Hayır. Hâlâ cahilliğe prim veriliyor . İstanbul’un fethi ile alakalı filmlerde, Akşemseddin Hazretler i hala göbeğine kadar sakallı gösteriliyor. Hazretin köse olduğunu, hiç sakalsız olduğunu her yerde söylüyoruz ama sinemacılara anlatamadık. Yani böyle cahillikl erle film çevirsen ne olacak çevirmesen ne olacak.

Abdurrahm an Badeci: Efendim tasavvufu n akademile rde okutulması hakkında neler söylersiniz?

Ömer Tuğrul İnançer: Tasavvuf ilim değildir. Hâldir. Tasavvufu n kendisi değil, tarihi, tarihi şahsiyetleri, kurumları okutulabi lir. Ama şunu unutmamak lazımdır; kitap okuyarak yüzme öğrenilmez. Suya girersen yüzme öğrenirsin.

Abdurrahm an Badeci: Tasavvuf ve felsefe arasındaki ilişki?

Ömer Tuğrul İnançer: Tasavvuf felsefesi olmaz. Felsefe akıldan çıkar. Tasavvuf gönülden çıkar. Yani tasavvuf sevgi işidir. Sevginin felsefesi falan olmaz. Bir takım şeyler anlatılır ama sen bana kuru fasulyeyi neden sevdiğini anlatabil ir misin? Kerevizi neden sevmediği mi? Hâlbuki yemek bunlar. En nihayetin de ömrü on iki saat, on beş saat. On beş saat sonra gene acıkacaksın. Ama bunun nedenini dahi anlatamıyorsun. Peki, ömrünü vakfettiğin sevdiğini, nasıl anlatacak sın? Onun için bu lisana gelir bir şey değildir. Tasavvuf felsefesi falan olmaz. Akılla çözülecek şeyler felsefede yer alır. Muhabbett e akla yer yoktur. Tabi delilerin muhabbeti olmaz. Ben akla yer yok derken deliler demek istemiyor um. Aklına aklı ile veda edenlerin işidir tasavvuf. Bunu birbirine karıştırmamak gerek.

Abdurrahm an Badeci: Efendim malum-âlîniz Ali Şeriati oğlunu Paris’e okumaya yollarken cebine bir tane Mesnevî-i Şerif koyuyor ve diyor ki; “orada seni bu koruyacak tır. Beni de Amerika’da koruyan Hafız’ın şiirleridir.”

Ömer Tuğrul İnançer: İşin aslı onlar pek Mesnevî-i Şerif sıkıştırmazlar, daha ziyade Divan-ı Kebir sıkıştırırlar. Ben Mesnevî olduğunu sanmıyorum. Çünkü Acemler Divan-ı Kebir okurlar. Mesnevî okumazlar çünkü Mesnevî’nin daha birinci cildinde Hz. Ömer(r.a.)’dan bahseder. Onun için okumazlar . Ama kendisi öyle dediyse inanırım. Bilmiyoru m Mesnevî-i Şerif olduğunu, Divan-ı Kebir olur. Yani İran’da mahalle kahveleri nde bile masanın üzerinde Divan-ı Kebir yahut Divan-ı Şems diye görürsün ama Mesnevî-i Şerif hiç göremezsin. Soruya dönersek, ne olursa olsun bunu bir muska olarak görmemek gerek. Orada yazılanlardan ibret alarak doğru davranmak manasında insanı korur. Yoksa hap değildir. Çünkü Mesnevî Şerif’i tercüme edip, hâlâ Hz. Ömer(r.a.)’a söven bazı şahsiyetler gibi olmaz yani. Mesnevî tercüme etmiş ama anlamamış. Bana senelerce evvel önce bir derviş kardeş sordu, Mevlevî dervişi olduğunu zannediyo rdu. Şeyhini çok seviyordu, normaldir . “İş dervişte midir, şeyhte midir?” diye sordu. “Derviştedir” dedim. Sabaha kadar konuştuk, ikna edemedim çünkü şeyhine sıkışıp kalmış. Resûlullah Efendimiz(s.a.v.)  kadar güzel söyleyen, güzel davranan bir kişi daha yok. Ebû Leheb amca, Ebû Talib amca, Hz. Hamza amca, Hz. Abbas amca… Ebû Cehil’e söyledikleriyle Hz.Ebûbekir (r.a.)’a söyledikleri arasında fark var mı? Her ikisine karşı davranış biçiminde farklılık var mı? Yok. Ancak biri Ebû Cehil, biri Hazret-i Sıddık(r.a.) İş dinleyend edir. Mesnevî-i Şerif birçok insanı adam etmiştir ancak Gölpınarlı’yı adam edememiştir. Çelebi merhumun damadının adı Osman ve Yenikapı Şeyhi Osman Selahatti n dedenin torunu. Dedesinin adını vermişler. Torunun torunu. Yani Yenikapı Şeyhi’nin torunuyla, Konya Şeyhi’nin kızı evlenmiş diyelim. “Seni çok seviyorum ama adını sevmiyoru m” diye yüzüne karşı söylüyordu. Ve hiç, “Osman Bey” demedi,  hep “otman” dedi. İmam-ı Azam Hazretler i için İmam-ı Azman tabir ederdi. Bu kişinin yaptığı Mesnevî Şerif’ten ne hayır gelir, Divan-ı Kebir şerhinden ne hayır gelir..!

Metin Erol ve Abdurrahm an Badeci: Efendim değerli vaktinizi bizlere ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

[1] HicrSûresi, 29. âyet: Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.

[2] En’âmSûresi, 76-77-78-79. âyetler: Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: «Rabb’im budur» dedi. Yıldız batınca da, «Ben batanları sevmem» dedi. Ay’ı doğarken gördü: «Rabb’im budur» dedi. O da batınca: «Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen toplulukt an olurdum» dedi. Güneş’i doğarken görünce: «Rabb’im budur, bu hepsinden büyük» dedi. O da batınca dedi ki: «Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım». «Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah’a ortak koşanlardan değilim».

[3] HucurâtSûresi, 13. âyet: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirini zle tanışıp bilişmeniz için sizi şube ve kabileler e ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok ittika edeninizd ir. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.”

[4] Âl-i’İmrânSûresi, 134. âyet: “O (Allah’tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederle r. Allah ihsan sahipleri ni sever.”

[5] Nisâ Sûresi, 36. âyet: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullar a, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlene n ve övünen kimseyi sevmez.”

[6] NemlSûresi, 40. âyet: “Kitaptan ilmi olan kimse ise, «Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm» dedi. (Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, «Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir .»”

[7] Namaz çukuru

[8] A’râf Sûresi, 172. âyet: Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerind eki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefisleri ne şahit tutarak: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dediği vakit, «pekâlâ Rabbimizs in, şahidiz» dediler. (Bunu) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yoktu.» demeyesin iz diye (yapmıştık).

[9] Bakara Sûresi, 285. Âyet

[10] Ahzâb Sûresi 21. âyet: “Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullula h’da pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için.”

[11] Selatin camileri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sultanların yaptırdıkları camilere verilen addır.

[12] Enfâl Sûresi, 28. Âyet: Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.


[13] Hastayım yalnızım seni yanımda
Sanıp da bahtiyâr ölmek isterim
Mahmûr-ı hülyâyım câm-ı lebinden
Kanıp da bahtiyâr ölmek isterim

Bir olmaz hevesin düştüm peşine
Vuruldum hüsnünün şen güneşine
Güzel gözlerinin aşk ateşinden
Yanıp da bahtiyâr ölmek isterim

Talîin kahrı var her hevesimde
Boğulmuş figânlar titrer sesimde
O güzel ismini son nefesimde
Anıp da bahtiyâr ölmek isterim

Beste: Lemî Atlı
Güfte: Rızâ Tevfik Bölükbaşı
Makam: Hicaz
Usûl: Semâî
Form: Şarkı

[14] Severim her güzeli senden eserdir diyerek

Koklarım goncaları sen gibi terdir diyerek

Çekerim sineye her cevri kaderdir diyerek

Yanarım ömrüme, vallahi hederdir diyerek

Beste: Lemî Atlı

Güfte: Bedri Ziya Aktuna

Makam: Hicaz

Usûl: Curcuna

Form: Şarkı

[15] Hasret dolu âhım sana hüsrânımı söyler

Didemdeki yaşlar ise hicranımı söyler

Bir an bile olsun seni mümkün mü unutmak

Her şey dile gelmiş bana cananımı söyler

Beste: Şeref İçli

Güfte: Mesut Kaçaralp

Makam: Uşşak

Usûl:  Türk Aksağı Usûlü

Form: Şarkı

[16] Çektim elimi gayri dünya hevesinde n

Âzad edeyim mürg-i dili ten kafesinde n

Ey hasta gönül umma medet son nefesinde n

Beste: Tatyos Efendi

Güfte: –

Makam: Hüseyni

Usûl: Curcuna

Form: Şarkı

[17] RahmânSûresi, 1. ve 2. âyetler: O Rahmân, Kur’ân-ı öğretti.

[18] Tahrîm Sûresi, 1. âyet: Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyen dir.



Logged
« Yanıtla #5 : Kasım 04, 2016, 03:37:24 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


İSLAM VE MÜZİK - KONU LÜTFEN İÇİN TIKLAYINIZ

İSLAM VE MÜZİK

KURAN-I KERİM VE MÜZİK

HENDESE-İ SAVT VE KURAN-I KERİM

http://www.yenisafak.com/arsiv/2000/ekim/28/ycetinkaya.html
  

Hendese-i savt ve Kur'an tilâveti

İsmail Râci el-Fârûkî ve eşi Luis Lâmia el-Fârûkî'nin hazırladıkları "İslâm Kültür Atlası" adlı eserin 467. sayfasından sonrası, (23. Kısım), "Hendese-i Savt"a; yani ses sanatına, ses mühendisliğine ayrılmış. Bu eser, İnkılab Yayınları tarafından; Mustafa Okan Kibaroğlu ve Zerrin Kibaroğlu'nun çevirileriyle Türkçe'ye kazandırılmıştı.

Hatırlanacağı gibi Fârûkîler, 27 Mayıs 1986 tarihinde Pennsylva nia Wyncote'taki evlerinde bir sahur vakti uğradıkları bıçaklı saldırı sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi. Fârûkîler'i rahmetle anıyoruz.

Fârûkîler, neden "Hendese-i Savt" başlığını kullandıklarını şöyle açıklıyorlar: "Bu adlandırma 'müzik' ya da Arapça'sıyla mûsikînin İngilizce'de ve diğer Avrupa dillerind eki karşılıklarında olduğu gibi perde ve ritmlerin bütün sanatkârâne vokal ve enstruman tal düzenleme türleri mânâsına gelmediği gerçeğine dikkat çekmek içindir". Fârûkîler, müzik veya mûsikî terimleri ni "sınırlı" bulduklarını da ifade ediyorlar ve Hendese-i Savt ile mûsikî arasındaki "ince" farka dikkat çekiyorlar. Fârûkîler'e göre Hendese-i Savt, ses veya çalgı ile icrâ yahut dînî/dünyevî toplantılar, ileri düzeyde sanatkârâne veya sıradan sosyal olaylar gibi ortamlard an bağımsız, sonsuz yapının bestelenm iş veya irticâlî tezâhürüdür. Perde ve durakların düzenlenmesi yoluyla müziğin gelişimi dinleyici ye hiçbir zaman sona ermeyecek miş gibi açılan bir izlenim vermeye çalışır. Tonlama ve duraklama larla ortaya çıkarılan bu yapı bir arabesk olarak da adlandırılabilir. Bu, İslâmî kültürün görsel sanatlarındaki benzer şekilde adlandırılan çizgi, renk ve form yapılarıyla aynıdır.

Fârûkîler bu eserlerin de, câmî müziğinin ya da daha genel (ama bence çok yanlış) bir ifadeyle dînî müziğin (Fârûkîler, dînî müzik tâbirini kullanmıyor) esas teşkil ettiğine, câmî müziğinin klasik müziğin bir alt türü olduğuna dair görüşlere yer veriyorla r. Referansl arı ise Karl Signell ve Amnon Shiloah. Câmî müziğinin, klasik müziğin bir alt türü olduğunu Karl Signell söyler. Amnon Shiloah ise "The Status of Tradition al Art Music in Muslim Nations"ta, Müslüman milletler deki dînî müzik ve sanat müziği arasındaki sıkı bağlardan ve alışverişten ve sanat müziğinin bir folk repertuarına süzülmesinden bahseder.

Kur'an tilâveti; Müslümanlar tarafından hiçbir zaman mûsikî olarak kabul edilmemek le birlikte, İslâm dünyasının her köşesinde, her seyirci topluluğuyla ve hemen hemen her çevrede duyulabil en bir hendese-i savt türüdür, Fârûkîler'e göre. Hatta İslâm coğrafyasında yaşayan gayrımüslimler için bile kaçınılmaz bir ses sanatı tecrübesidir. O halde Kur'an tilâveti, İslâm kültüründe yer alan en şümullü hendese-i savt türüdür ve Kur'an, hendese-i savttaki estetik ifadenin bir ilk örneğidir.

Fârûkîler'in işaret ettikleri bir başka husus, iyi bir sese sahip veya seslerini çok iyi kullanan iyi icrâcıların, iyi bir Kur'an tilâveti eğitimi almış olmaları. Buna örnek, Mısırlı merhum şarkıcı Ümmü Gülsüm'dür. Fârûkîler'in bu tesbitler i -ya da aktarımları- çok isabetli ve aynı zamanda bir gerçeğe de işaret ediyor. İslâm müzik kültüründe sesi iyi kullanabi lmenin ön şartı, iyi bir Kur'an eğitimi almaktan geçiyor. Nitekim, Osmanlı müzik kültüründe iyi icrâcıların, iyi bestekârların mutlaka bir dergâh geçmişi var. Mutlaka iyi bir "dînî müzik" eğitimi almışlar. Son dönemde; Kur'an tilâveti eğitimi alıp da, sesini bu şekilde eğiten ve bence 20. yüzyılın en iyi okuyucula rından olan bir sanatkârı da hatırlamak lâzım: Merhum Bekir Sıdkı Sezgin. Kendisi aynı zamanda hâfız idi. Müthiş bir ses disiplini ne sahip olan Bekir Sıdkı Sezgin, bu özelliğini Kur'an eğitimi sayesinde edindiğini bana söylemişti.

Kur'an tilâveti, ses sanatının -ve İslâm müzik kültüründe ses eğitiminin- bence en önemli unsuru. Kendi mûsikî kültürümüze baktığımızda, buna dâir pekçok örnek görebiliriz.


http://www.yenisafak.com/arsiv/2000/ekim/28/ycetinkaya.html


MÜZİK VE İSLAM 

https://eliflamraa.wordpress.com/2006/11/28/muzik-hara-mi-degil-mi/

Ne Kur’ân âyetleri içerisinde, ne de sahîh hadîs-i şerifler arasında; ne âletli, ne de âletsiz salt mânâda “mûsikî”yi yasaklaya n bir habere, bir hükme rastlanma z. Dînimizde haramlar açık bir dil ile, net bir şekilde hep beyan edilmiştir. Çalgılı veya çalgısız söylenen mûsikî yeni bir icat da değildir. Kur’ân âyetleri indiği günlerde mûsikî çalınıp söyleniyordu. Bizim Rabbimiz ise, kesinlikl e unutkan değildir.1 Cenâb-ı Hak; “kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, Allah size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamıştır”2 buyurur. Allah Resûlü de (asm) bir hadisleri nde: “Allah’ın, kitabında helâl kıldığı helâl; haram kıldığı ise haramdır. Hakkında sustuğu da muaftır. Allah’tan onun affının kabulünü isteyin. Zira Allah bir şeyi unutacak değildir”3 buyurmuş; bir diğer hadisleri nde de, “Allah bir şeyi farz kıldığında onu eksiltmey in. Bir şeye sınır koyduğunda da sınırı aşmayın. Bir şey hakkında da unutmaksızın susmuşsa, onun ardına düşmeyin”4 buyurarak, haram kılacağı bir şey hakkında Allah’ın ne tereddüdü, ne de unutkanlığı bulunmadığını; binâenaleyh bir şeyi haram kılmamışsa eğer, o şeyin mubah olacağının anlaşılması gerektiğini, çünkü eşyada aslolanın “mubahlık” olduğunu beyan buyurmuş bulunmakt adır.
Her şeyden önce, yalın ve katıksız olarak eğlence, şarkı, türkü ve oyunlar, içlerinde haram unsur olmamak şartıyla mubahtırlar. Peygamber Efendimiz (asm) oynayan bir gurup Habeşli’ye rastlayınca onları takdir ettikten sonra şöyle buyuruyor: “Yahudiler ve Hıristiyanlar bilsinler ki, bizim dinimizde genişlik vardır.”5 Nitekim Üstad Bedîüzzaman Hazretler i bu hadisi tefsir sadedinde, radyolard an yapılan müzik yayını ile ilgili olarak diyor ki: “Evet, beşer hakîkate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat, bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı. Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münafi olur.”6
Bedîüzzaman’a göre, insanlığın bu ihtiyacını dikkate alan radyo yayıncıları, İslâm ahlâkını rencide edici olmamak ve içinde haram unsur taşımamak şartıyla radyodan eğlence, müzik, şarkı ve türkü yayını yapabilir ler. Ve yapılan bu tür ölçülü müzik yayınları dinlenebi lir. Ama bu yayın radyonun tüm yayınlarına oranla beşte biri aşmamalıdır. Yoksa havanın yaratılış hikmetine zıt şekilde yayın yapılmış olur. Bu durumda ise radyo bir İlâhî nîmet iken, bir nikmet olur, yapılan ölçüsüz eğlence yayınları beşerin başına belâ olmaktan öteye bir fayda sağlamaz. Öyle ise Bedîüzzaman’a göre, bir radyoda şarkı, türkü, ezgi, müzik ve meşrû eğlence programına beşte bir, kelimât-ı tayyibe sayılabilecek şekilde faydalı ve Kur’ân bilgileri ni konu alan programla ra ise beşte dört oranda yer verilmeli dir.7
Şimdi, dilerseni z, konu ile ilgili olarak doğrudan vahiy metinleri ne başvuralım. Konuyla ilgili rivâyetler ne diyor; bakalım. Daha sonra muteber İslâm âlimlerinin yorumlarına geçelim.
1- Hz. Aişe (ra) bir bayram günü ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:
“Yanımda iki genç kız def çalıp Buas Harbi üzerine düzülmüş hamâsî türküler söylerken Resûlullah Efendimiz (asm) içeri girdi. Yatağın üzerine sırtüstü uzanarak yüzünü örttü. Az sonra babam Ebû Bekir (ra) girdi. Türkü okuyan kız çocuklarını görünce:
‘Resûlullah’ın (asm) huzurunda şeytan sazı ha!’ diye bana kızdı ve kızları azarladı.
Ancak, Resûlullah (asm) karşı koyarak:
‘Ey Ebû Bekir, bırak onları; söylesinler, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır’ buyurdu.
Onlar sohbete dalıp, ilgileri kesilince ben kızlara göz ettim, hemen sıvışıp çıktılar.”8
2- Resûlullah Efendimiz (asm) hicret esnasında Medîne’ye teşrif buyurduğu zaman, kadınlar dam başlarında defli ve sesli olarak, “Talea’l-bedru aleynâ, min seniyyâti’l-vedâ, vecebe’ş-şükrü aleynâ, mâ deâ lillâhi d⒅” diyerek ilahi söylemişler ve neş’elerini şükre çevirmişlerdi.9 3- Resûlullah Efendimiz (asm) Rübeyyi binti Muavviz’in (ra) düğününde hazır bulunmuş, def çalarak Bedir savaşıyla ilgili kahramanlık türküleri söyleyen iki genç kızı dinlemiştir. Bu esnada şarkıcılardan birisi:
“Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var” demesi üzerine, Resululla h Efendimiz (asm):
“Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gaybı ancak Allah bilir” buyurmuştur.10
4- Bir evden kulağına gelen def ve başkaca çalgı sesleri üzerine Resûlullah Efendimiz (asm), evde ne olduğunu sorar.
“Düğün” cevabını alınca:
“Bu nikâhtır, sifâh (zinâ) değildir” der.
5- Hz. Âişe (ra) Medineli bir yakınını evlendiri yor. Düğün yerine gelen Peygamber Efendimiz (asm):
“Kızı gelin ettiniz mi?” diye sorar.
“Evet” derler. Peygamber Efendimiz (asm):
“Kızla birlikte türkü söyleyecek birini de gönderdiniz mi?” buyurur.
Hz. Âişe (ra):
“Hayır” deyince, Peygamber Efendimiz (asm):
“Ensâr arasında bu çeşit fırsatlarda eğlence geleneği vardır. Keşke kızla birlikte şarkı söyleyecek birisini gönderseydiniz de onlar şöyle söyleyiverseydi:
“Size geldik, size geldik.
Bize şenlik, size şenlik.”11
6- Muâz İbnu Cebel’in anlattığına göre, kendisi Hz. Peygamber (asm) ile birlikte ensârdan birinin düğününde bulunur. Hz. Peygamber (asm) kızı isteyip nikâhı kıydıktan sonra:
“Allah iyi geçim, hayırlar ve uğurlar nasip etsin, rızkınıza bolluk bereket versin, sizi mübarek kılsın” diye duâ eder. Âdet veçhile damadın başı üzerinde def çalınmasını söyler. Def çalınır. Sonra içerisinde meyve ve şekerlemeler bulunan çerez sepetleri getirilir . Resûlullah (asm) üzerine serper.
Fakat halk bunları kapışmak üzere harekete geçmez, olduğu yerde durur.
Resûlullah hayretle:
“Niçin yağmalamıyorsunuz?” der. Cevaben:
“Ey Allah’ın Resûlü, siz falanca günler tekrarla bizi yağmacılıktan men ettiniz” derler. Bunun üzerine:
“Ben sizi ganimet mallarını yağmalamaktan men ettim, düğün yağmasından men etmedim, haydi yağmalayın” der. Muaz der ki:
“Resulullah’ın (asm) onu da, bizi de bu yağmaya teşvik ettiğini gördüm.”12
7- Hz. Peygamber bir kere Medine’de bir yerden geçerken aniden def çalarak ve türkü söyleyerek:
“Nahnu cevarin min beni’n-neccar /Ya habbeza Muhammedün min car”
(Biz Neccaroğuları kabilesin e mensup kızlarız.
Hz. Muhammed ne iyi ve ne hoş bir komşudur) beyitleri ni söyleyen kızlara rastladı ve:
“Allahu ya’lemu inni uhibbukünne” (Allah bilir ki ben sizi seviyorum) demek sûretiyle onlara iltifatta bulundu.1 3
8- Hz. Enes (ra) bildiriyo r: Veda Haccı sırasında Resûlullah Efendimiz in (asm) kafilenin yürüyüş temposunu ezgileriy le canlı tutan bir kölesi vardı, adı Enceşe idi. Bu zat güzel sesli birisiydi ve Resûlullah’ın zevceleri ile bir kısım Müslüman kadınların develerin i sevk ediyordu.
Enceşe bazı ezgiler okumuş, okuduğu ezgilerle develeri hızlandırmıştı. Bilindiği gibi, develer yürüme sırasında okunan belli bir ezginin veya mûsikinin ahengine karşı hassasiye t gösterip, adımlarının temposunu, söylenen bu şarkının ritmine göre ayarlayab ilmekte, hızlı veya yavaş olabilmek tedir.
Resûlullah Efendimiz (asm) teşbihli bir üslupla, Enceşe’den okuduğu ezgilerin ritmini değiştirmesini ve develerin yürüyüş temposunu ağırlaştırmasını emrederek şöyle buyurmuştu:
“Ey Enceşe ağır ol! Şişeleri kırma.” (Şişe ile kafilenin zayıflarını kastediyo rdu.)14
9- Amir b. Sa’d (ra) anlatıyor: “Bir düğünde, Bedir ashabından olan Kurayza b. Ka’b ve Ebû’l-Mes’ûd’ül-Ensârî’nin yanına vardım. O esnada genç kızlar türkü söylüyorlardı. Ben:
“Siz Resûlullah’ın ashabından ve Bedir savaşına katılanlardansınız. Sizin yanınızda kızlar türkü söylüyorlar; siz ise ses çıkarmıyorsunuz!” dedim. Onlardan biri dedi ki:
“İstersen otur, bizimle berâber dinle; istersen git! Düğünde eğlenmemize izin verildi!”15
10- Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resululla h Efendimiz (asm) buyurdula r ki:
“Cennette siyah gözlü hurilerin toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler:
“Bizler ebedîleriz, bizler hiç ölmeyiz!
Bizler nimetlere mazharız, fakirlik bilmeyiz!
Bizler Rabbimizd en razıyız, kederli olmayız!
Bizlere sahip olan beylerimi ze ne mutlu!”16
Bunları ve benzeri bir çok rivâyet ile birlikte bir çok ulemâ görüşlerini delil olarak sunan Yusuf el-Kardavî, fitne ortamı olmamak ve fitneye çağıran edâlı bir ses tonuyla söylememek şartıyla, mûsîkîsinin sözleri kötülüğü işlemeyen, icrâsı esnasında da edâdan ve cilveden kendini arındırabilen kadının müzik yapmasının ve bu şartlarla yaptığı müziğin başkalarınca dinlenmes inin haram değil; mubah ve câiz olduğunu söyler.17 Nitekim yukarıya aldığımız rivâyette de görüldüğü gibi, Resûlullah (asm), Hz. Ebû Bekir’in (ra) genç kızları dinlemesi ni çirkin bulmadı, aksine onun kızları kınamasını çirkin buldu ve kız çocukları da Hz. Aişe’nin (ra) kendileri ne işaret etmesine kadar şarkı söylemeye devam ettiler.1 8
Şimdi de çalgı âletinde, şarkıda ve türküde haramlık meydana getiren unsurları işleyen vahiy mesajlarını ele alıp inceleyel im:
1- Cenâb-ı Hak Müslüman hanımlara şöyle emrediyor: “Allah’tan korkarsanız, yabancılarla edâlı ve câzibeli konuşmayın. Yoksa kalbinde fesat bulunan kimse kötü şeyler ümit eder. Dâima ciddî ve ağır başlı söz söyleyin.”19
Müzikte kadın sesini değerlendirirken bu âyeti temel taşı olarak elimizde tutacağız. Çünkü bu âyet Müslüman kadının sesinin yabancılara göre konumunu nazara veriyor ve Müslüman kadına bir ses sınırı çiziyor. Allah’tan korkan Müslüman kadın yabancılarla konuşurken bu ses sınırının içinde kalacak ve belirtile n kırmızı ışığı geçmeyecek. Buradaki kırmızı ışığı Kur’ân-ı Kerîm, “felâ tehda’ne bi’l-kavl” sözüyle ifâde eder. “tehda’ne” “hade’a” fiilinden geliyor. “Hade’a” tevâzu gösterdi, eğildi, itaat etti, yumuşak oldu, boyun eğdi, inkıyâd etti demektir. Bu âyete göre Müslüman kadın yabancılara boyun eğercesine, yabancıların çirkin arzûlarına itaat edercesin e, onların önünde eğilircesine sözlerini yumuşatmamalı, “özel çağrı” anlamı içeren bir edâ ve cilve ile konuşmamalı, sözlerine ilâve bir câzibe katmamalıdır. Kur’ân bunu yasaklıyor. Kur’ân’ın kırmızı çizgisi budur. Müslüman kadın bu çizgiyi geçmemelidir. Çünkü Kur’ân’a göre böyle konuşmak, kalbinde hastalık bulunan kimseyi umutlandırma riski taşıyor.
Kur’ân’a göre gerektiğinde kadın yabancılarla elbet konuşacak. Fakat şu ölçülerle Kur’ân diyor ki: “Kulne kavlen ma’rûf┠yani, “iyi, düzgün, doğru, ciddî, ağırbaşlı, vakûr, edâsız, cilvesiz, itaatsiz, art niyetsiz, Allah nasıl bir ses verdiyse o sesi düzgünce çıkararak konuşun.”
Ölçümüz bu. Bu vahiy ölçüsünü müziğe de uygulayac ağız. Yani müzik yapan kadın da müziğinde “düzgün, doğru, ciddî, ağırbaşlı, vakûr, edâsız, itaatsiz, cilvesiz, câzibesiz, art niyetsiz sözler” söylemeli ve düzgün haller ve davranışlar göstermelidir. Müziğinde yabancı erkekleri n kötü arzûlarına boyun eğen, onların kötü hevesleri ne itaat eden, onlara işve ve cilve yapan bir ses, söz, müzik ve ses tonu kullanmam alıdır.
Bu ölçülere dikkat eden kadın müzik yapabilec eği ve müzik âleti kullanabi leceği gibi, böyle kadının müziği radyoda yayınlanabilir ve dinlenebi lir.
2- Nâfi anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer, bir çalgı sesi işitmişti ki, derhal kulaklarını parmaklarıyla tıkayarak yoldan uzaklaştı.” Bana:
“Ey Nâfi, kulağına hâlâ ses geliyor mu?” diye sordu.
“Hayır” dedim.
Bunun üzerine parmaklarını kulaklarından çıkardı ve ilave etti:
“Bir defasında Hz. Peygamber (asm) ile beraberdi m. Böyle bir ses işitti ve aynen benim davrandığım şekilde davrandı.”20
3- Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (asm) bir gün:
“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:
“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:
“1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse, 2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman, 3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. 4- Kişinin karısının kötü emirlerin e itaat ettiği zaman, 5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman, 6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman. 7- Arkadaşın kötü emirlerin e itaat arttığı zaman, 8- Mescitler de (rızay-ı İlâhî gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.) 9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman; 10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman; 11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman, 12- İpek (haram bilinmeyi p erkekler tarafından) giyildiği zaman; 13- (Sanat, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlard a ve hatta televizyo n ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar arttığı zaman; 14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman, 15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahaneler le) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.”21
4- İmran bin Husayn (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki:
“Bu ümmete yere batma, kılık değiştirme ve taşlanma âfetleri gelecekti r.”
Ashaptan birisi:
“Bu ne zaman olacak yâ Resûlallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (asm):
“Şarkıcı kadınlar yaygınlaştığı, çalgı âletleri türediği ve şaraplar sıkça içildiği zaman” buyurdu.2 2
Bu hadislerd en; kıyamete yakın insanların şarkıyı, türküyü ve her türlü müziği bir metâ sayacakla rı, büyük bir değer verecekle ri, fitne ortamı olup olmamasına bakmaksızın kadını allayıp pullayara k ortaya sürecekleri, çalıp söyleterek, açıp saçarak kadın ile eğlence düzenlemenin mubah sayılacağı ve haramı helâl sayarcasına bu anlayışın yaygınlaşacağı anlaşılmaktadır. Burada sakındırılan, yalın müzik ve yalın kadın sesi değil; burada sakındırılan, kadın sesi ile müziği fitne için âlet etmek ve bunu kasıtlı olarak—çağın gerekleri diye—yaygınlaştırmaktır.
Kezâ bu hadislerd en; İslâm ahlâk ve terbiyesi olmadığında veya inkâr edildiğinde kadın sesi ile müziğin şerre ve fitneye en kolay âlet edilen unsurlard an olduğu uyarısını çıkarmak mümkündür.
Bedîüzzaman’ın “İslâm’ın münevver meyvesi”23, “Hüccetü’l-İslâm”24, “Muhakkikîn-i Asfiyâ, sıddîkîn ve evliyâ”25 diye nitelediği, “verâset-i nübüvvet denilen velâyet-i kübrâda” bulunduğunu ve “makam-ı rızâya” yetiştiğini bildirdiği26 İmam-ı Gazâlî Hazretler i, İhyâ’sında mûsikîye uzunca bir bölüm ayırmış ve semâ ile mûsikîyi uzun uzadıya incelemiştir. Mûsikînin bazen mubah, bazen mendup, bazen de haram olabileceğini bildiren İmam-ı Gazâlî, Allah’ı zikretmey e teşvik eden ve rûha yüksek duygular veren müziğin mendup; bayram, evlenme, doğum, sevinç ve neşe günlerinde müzik dinlemeni n mubah olduğunu27 bildirdik ten sonra, beş ârıza bulunması halinde müziğin haram olduğunu beyan ediyor.
İmam-ı Gazâlî’ye göre müziği haram kılan ârızalar şunlardır:
1- Dinletend eki ârıza.
2- Müzik âletindeki ârıza.
3- Ses ayarındaki ârıza.
4- Dinleyici nin kendisind eki ârıza.
5- Dinleyici şahsın âvâmdan olma ârızası.
İmam-ı Gazâlî’ye göre müziği haram kılan ârızaların birincisi: Dinletend eki ârıza: Kendisine bakılması helâl olmayacak şekilde giyinen ve görünen bir kadının, fitneye dâvet eden bir ses ve sözle müzik yapması haramdır. Fitne tehlikesi olan parlak bir genç de bu hükümdedir. Bunların müziğinin haram olması müzikten değil, kendileri nin ve seslerini n fitne unsuru olduğundandır. Hattâ konuşan bir kadının sesinde ve konuşmasında fitne uyandırma tehlikesi varsa, onunla konuşmak ve hattâ Kur’ân-ı Kerîm bile olsa ondan dinlemek câiz olmaz. Yakışıklı genç de aynı hükümdedir.28
Fakat, fitne yaymayan, sesinde eğilip bükülerek, kırılıp dökülerek cinselliği ön plana çıkarmayan kadın sesi haram değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) hiç mecburiye ti olmadığı halde Hazret-i Âişe validemiz e (ra) “Nasıl, seyretmek istiyor musun?” diye sormuş, kendisi de yaslanmış olarak genç kızların müziklerini dinlemiştir.29
Müziği haram kılan ârızaların ikincisi: Müzik âletindeki ârıza: İçki âlemlerinde insanı içki tüketimi için kışkırtacak ve fitneyi tetikleye cek biçimde kullanılan çalgılar haramdır.
Müziği haram kılan ârızaların üçüncüsü: Sesteki ârıza: Kötü, çirkin, ahlâk dışı, fâhiş ve hicvedici sözleri bulunan, dedikodu ve iftira içeren, toplum barışını bozan, fitne yayan, Allah’a, Resûlüne (asm) ve ashabına karşı yalan cümleler içeren müzik parçasını söylemek de, yayınlamak da, dinlemek de haramdır. Yaşayan belli bir kadını anlatan söz ve şiirleri dinlemek haramdır. Çünkü erkekler arasında bir kadını anlatmak da, yermek de câiz değildir. Belirli bir kadının yüz, göz, kaş, yanak, saç, kıyafet ve diğer vasıflarını başkaları yanında övmek veya yermek câiz değildir. Eğer şarkıda genelleme söz konusu ise, yani şarkı sözü belirli bir kadını değil de, genel ve meçhul bir sevgiliyi anlatıyorsa; dinleyici nin kendi helâli olan eşini düşünmesi şartıyla dinlemesi câiz olur. Böyle şarkılarla helâli olmayan bir kadını düşünmekle ise kişi günahkâr olur.
İstiâre yoluyla şarkı sözlerini meşrû düşüncelere çekebilen kimseleri n şarkı dinlemele ri de câizdir. Meselâ, yanaklard an aşağı dökülen siyah kâküllerden günah karanlığını, parlak yanaklard an îmân nûrunu, kavuşmayı anmaktan Allah’a kavuşmayı, firak ve ayrılıktan Allah’tan uzak kalmayı, sevgiliye kavuşma engelleri nden Allah’a kavuşmaya engel olan dünya meşgalelerini anlamak mümkündür. Şarkı sözlerini kalben böyle yüksek mânâlara çekmek, dinlenen şarkıyı mubah kılmaya yeterlidi r.
İnsan, dinlediğinden çok anladığından ve algıladığından sorumludu r. Bir gün şeyhin birisi çarşıda gezerken bir satıcının, “Bir dirheme on salatalık!” diye bağırdığını duyunca vecde geldi, titredi ve bayıldı. Ayıldığı zaman, neden bayıldın diye soranlara: “Bir gıda maddesi ve bir rızk külçesi iken on tane salatalık bir dirheme satılıyor. Ya hiçbir işe yaramayan kötü insanın değeri kaç paradır?” diye inledi.
Müziği haram kılan ârızaların dördüncüsü: İmam-ı Gazâlî’ye göre dördüncü ârıza kişinin kendisind edir. Bir kişinin müziği şehevî arzûları için tahrik aracı kılması haramdır. Müziğin sözleri ile haram sevmeye heveslenm ek haramdır. Müziği kendi nefsânî heves ve arzûları çerçevesinde yorumlama k haramdır. Meselâ, kâkül, gül yanak, ayrılık, kavuşma kelimeler ini duyduğu zaman şehveti ve şeytânî duyguları tahrik olan birisi müzik dinlememe lidir.
İnsan gönlünde şeytanın ordusunda n sayılan şehvet ile, Allah’ın askeri sayılan akıl nûru arasında sürekli bir mücâdele vardır. Müzik bu mücâdelede şehveti tahrik edici değil; akıl nûruna kuvvet verici olmalıdır. Bu iki ordudan birisi kalbi fetheder ve kuşatırsa zaferi elde etmiş olur ve mücâdele biter. Şeytanın müzikle kalbe girip kalbin mânevî neşesini bozmasına izin vermemeli dir.
Zamanımızda kalpleri şeytanlar kuşattı. Şarkılar ve müzik parçaları ekseriya şeytanî hevesleri tahrik amacıyla çalınır ve söylenir oldu. Gönül kendisini bir müzik parçasına kaptırmaya görsün; müziğin sazıyla ve sözüyle kendinden geçip, neredeyse kul ve insan olduğunu unutur hale geldi. Öyle ki, nice müzik parçaları ile kendi insanlığını unutan ve kendinden geçen nice gençler, elde jiletle başta kendileri olmak üzere etraflarına zarar verir oldular. İşte böyle müzikten çabuk etkilenen, mânevî terbiye almamış, kendi kimliğini İslâm ahlâkı ile yoğurmamış kişiler müzik dinlememe li. Çünkü bu kişiler müzikten zarar göreceklerdir.
Müziği haram kılan ârızaların beşincisi: Müzik dinleyici sinin âvâmdan olması da bir handikaptır. İşi gücü bırakıp müzik parçaları ile oyalanmak ahmaklıktan ve akılsızlıktan başka bir şey değildir. Boş vakitleri öldürüp, oyuna ve eğlenceye dalmak cinâyettir. Nasıl küçük günahlar ısrar ve devamla büyür ve büyük günaha dönüşürse, mubahlar da ısrar ve devamla küçük günaha dönüşürler. Mubahları devamlı olarak takip etmek kişiye bir kemâl ve feyiz vermediği gibi, kişinin elde bulunan mâneviyâtından ve feyzinden de bir miktar alır gider.
Nitekim satranç ta böyledir. Parasız veya karşılıksız oynamak şartıyla satranç mubahtır. Fakat satranç oynamaya düşkün olmak ve bunun için faydalı işlere gevşeklik vermek doğru değildir. En azından mekruhtur .
Netice olarak; İmam-ı Gazâlî’ye göre kalbin sıkıntısını yatıştırıp kalbi dünyanın fânî işlerinden soğutarak ibâdetlerine daha bir dikkatle sarılmak amacıyla belirli bir ölçü ile müzik dinlemek mubahtır. Din ve dünyasında daha bir istekle çalışabilmesi için müzik dinlemeyi hoş görmek, yanak üzerindeki ben’in güzelliği gibidir. Eğer o ben, bütün yüzü kaplarsa yüzü çirkinleştirir. Çokluk sebebiyle güzellik çirkinliğe döner. Her güzelliğin çoğu güzellik olamayacağı gibi, her mubahın çoğu da mubahlıkta kalmaz. Meselâ ekmek mubahtır. Fakat çok yemek haramdır. İşte normal şekilde müziğin mubah oluşu, fakat çoğunun haram oluşu bunun gibidir.
Başka örnekler vermek gerekirse; bal helâldir. Fakat mizacı hararetli ve asabî olanlara zarar verdiği için tıbben bu gibilere haramdır. Şarap haramdır. Fakat boğazında lokma tıkanan birisi, su ve benzeri bir şey bulamaz ise lokmayı yutmak için bu kişiye bu esnada şarap helâl olur. Burada ihtiyaç ve zarûret sebebiyle mubah olmuştur. Bunlar ârızî hükümlerdir. Bunlara bakılmaz. Yine meselâ, alışveriş helâldir. Fakat Cuma ezanı vaktinde yapılırsa haramdır. İşte bunun gibi, müzik de, ölçülü, mânâlı ve âhenkli bir ses olması bakımından aslında mubahtır. Haram olması, aslından uzak, fakat aslı ile birleştirilen bir ârıza sebebiyle dir.
İmam-ı Gazâlî ilâve ediyor: Eğer müzik boş iş denirse deriz ki: İçinde haram olmamak şartıyla boş iş ve eğlenceden dolayı Allah’ın kullarını sorguya çekmeyeceğini şu âyet bildiriyo r: “Allah sizleri yeminleri nizdeki lağvden (boşluk ve yanılgıdan) dolayı mesul tutmaz.”30
Allah adına kasıtsız olarak yemin edip sonra yemininde n dönen kimse bundan sorguya çekilmeyecek ise eğer, abartılı olmamak ve harama âlet etmemek şartıyla, şiir ve şarkı söyleyip eğlenen kimse bundan dolayı neden sorguya çekilsin? Müziğin bâtıla benzemesi de haram sayılması için yeterli olmaz. Çünkü bâtıl demek, faydasız şey demektir. Yukarıda da söylediğimiz gibi, her faydasız şey haram değildir.31
İmam-ı Gazâlî’ye göre bu ârızalar olmadığında kişinin kadın olsun, erkek olsun müzik yapması veya yapılan müziği dinlemesi haram değildir.
İmam-ı Gazâlî, müziğin haram olduğunu söyleyenlerin ileri sürdükleri delillere de cevaplar veriyor. Bunlara özetle temas etmekte fayda var:
1- Müziği haram sayanlar genellikl e şu âyete dayanıyorlar: Kur’ân, “İnsanlardan bazıları efsane ve boş sözleri satarlar”32 buyuruyor . İbn-i Mesud, Hasan-ı Basrî ve Nehâî (ra) âyette geçen “boş söz”ün müzikli söz olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz de (asm), “Allah Teâlâ kayneyi, satmasını, parasını ve öğretmesini haram kıldı” buyurmuştur. Kayne içki meclisind e erkeklere şarkı söyleyen kadın demektir.
İmam-ı Gazâlî diyor ki: Bizim buna itirazımız yoktur. Biz zaten yabancı bir kadının fitne ortamında, kendileri nden emin olunmayan fâsıklara şarkı söylemesinin haram olduğunu söylemiştik. Hadiste geçen “Kayne”nin mânâsında fitne vardır. Fakat bundan, bir kadının fitne korkusu olmayan hallerde ve ortamlard a başkaları duysun duymasın, şarkı söylemesinin haram olduğu mânâsı anlaşılmaz.
Kezâ, âyette buyrulduğu gibi, boş sözler ve düzme yalanlarl a dînini satarak insanları yoldan çıkarmağa çalışmak haramdır. Buna da diyeceğimiz yoktur. Fakat her şarkı sözü dinini satmak ve insanları azdırıp sapıtmak mânâsını taşımıyor. Âyetin muradı insanları sapıtmaya karşı uyarmaktır. Tamam; insanları sapıtmak maksadıyla Kur’ân okunsa da haramdır.
Adamın birisi imam olmuş ve imamlığında sürekli Abese Sûresini okuyormuş. Çünkü bu sûrede Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’i (asm) azarlıyor. Hazret-i Ömer (ra) adamın gâyesinin fitne çıkarmak olduğunu anlayınca, adamın Abese Sûresini okumasını haram sayarak adamı imamlıktan azlediyor . Kur’ân ile sapıtmak haram olursa, şarkı ile sapıtmak ve fitne çıkarmak da elbet haram olur.
2- Müziği haram sayanlar, “Şu Kur’ân’a karşı mı alay ederek gülersiniz ve ağlamazsınız da, onun duyulmama sı için şarkı söylersiniz!”33 âyetini de delil sayıyorlar.
Biz de deriz ki: Kur’ân’ı dinletmem ek için gülmek de, ağlamak da haramdır. Âyet bunları kastediyo r. Şüphesiz Müslümanlıkla alay eden şarkı ve türküler de haramdır. Nitekim, “Şâirlere ancak azgınlar uyar”34 âyetinde şâirlerle kastedile n kâfir şâirlerdir. Bu, şiirin kendisini n haram olduğunu değil, şiiri küfürde kullanmanın haram olduğunu gösterir.
3- Müziği haram sayanlar Peygamber Efendimiz’in (asm), “İlk ağlayan ve ilk sözü müzikle söyleyen şeytandır” hadisini de delil sayarlar. Oysa bu hadiste ölü üzerine ağlamak ve ağıt yapmak kastedilm iştir. Şüphesiz Dâvûd Aleyhisse lâm’ın ve günahkârların hatâları için ağlamaları haram olmadığı gibi; mubah şekilde şevki ve neşeyi artıran müzik de haram değildir. Nitekim Hazret-i Âişe’nin (ra) evindeki genç kızların yaptıkları iş müzikle söz söylemekti. Peygamber Efendimiz (asm) Medîne’ye teşrif buyurdukl arında da Medîneli kadınlar müzikli şiir okumuşlardı.
4-Yine Peygamber Efendimiz’in (asm); “Müzik söyleyerek sesini yükselten kimseye Allah Teâlâ iki şeytan musallat eder. Bu şeytanlar o kimsenin omuzları arasında dururlar ve müziği bitirince ye kadar göğsünü tekmelerl er” hadisini müziğin haram sayılmasına delil sayarlar.
Oysa Peygamber Efendimiz (asm) bu hadisinde şehveti ve haram sevmeyi tahrik eden müziği söyleyenleri kastetmiştir. Fakat Allah sevgisini, bayram coşkusunu, evlilik sevincini, çocuk doğması neşesini ve bunun gibi mubah sevinçleri konu alan müzik bunların dışında kalır.
5- Nâfî diyor ki: Ben Abdullah bin Ömer (ra) ile yolda giderken, Abdullah bin Ömer (ra) bir çobanın kaval sesini duydu ve elleri ile kulaklarını tıkayarak yoldan saptı. Bana:
“Ey Nâfî! Hâlâ kaval sesi duyuluyor mu?” diye sordu. Ben:
“Artık duyulmuyo r” dediğim zaman kulaklarını açtı ve dedi ki:
“Peygamber Efendimiz’in (asm) de böyle yaptığını gördüm.”
Müziği haram sayanlar bu rivâyeti de delil sayarlar. Oysa eğer kaval dinlemek gerçekten haram olsaydı, Abdullah bin Ömer’in (ra) Nâfî’ye de aynı şeyi emretmesi gerekirdi . Halbuki Nâfî’ye bir şey söylemedi. Kendisini n kulaklarını tıkaması ise o an için çalgı sesinin kendisine olumsuz etki yapmasından korkmasından olabilir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz de (asm) böyle davranmış; fakat yanında bulunan İbn-i Ömer’i (ra) bundan alı koymamıştır. Bu da onun haram olduğunu değil; sadece onu dinlemekt en sakınmanın daha evlâ olduğunu gösterir.
Bundan biz, Peygamber Efendimiz’in (asm) o sırada mânevî müşâhedesini kaval sesi ile bozmak istemediğini anlıyoruz. Çalgı sesinin haram olduğunu değil. Nitekim namazı kıldıran Peygamber Efendimiz (asm) namazda kendisini meşgul ettiği için Ebû Cehm’in işlemeli cübbesini çıkarıp iâde etti. Bundan, işlemeli elbise giymenin haram olduğu anlaşılmaz. Sadece, kalbi olumsuz etkileyen mubahları terk etmenin evlâ olduğu anlaşılır. Zaten biz de kalbi olumsuz etkileyen mubahların bir çoklarını terk etmenin daha evlâ olduğunu söylemekteyiz.35
Müzikle ilgili olarak buraya kadar aldığımız tüm rivâyetleri ve İmam-ı Gazâlî dahil tüm âlimlerin içtihatlarını özetleyecek boyutta bir ölçüyü Bedîüzzaman Saîd Nursî hazretler inde buluyoruz . Müziğin haram olup olmama durumunu, hangi şartlarla haram, hangi şartlarla mubah olduğunu Bedîüzzaman, her an şehit olma ile yüz yüze bulunduğu Pasinler savaş cephesind e at sırtında yazdığı İşârâtü’l-İ’câzda özetleyivermiş.
Üstad Bedîüzzaman orada der ki: “Kulaktaki zar nûr-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinâttan gelen mânevî nidâları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatl arı fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde, rüzgârların terennümatını, bulutların na’ralarını, denizleri n dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her nev’den Rabbanî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahî bir musikî dairesidi r. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbanî aşkları intıba’ ettirmekl e kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetler e, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, manevî yüksek savtlarda n mahrum kalır. Ve o lezzetler i îras eden avazlar, matem seslerine inkılab eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikl er, mâlikin ademiyle nihayetsi z vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur. Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.”36
Bedîüzzaman’ın müzikle ilgili görüşlerini açmak gerekirse: 1- Ulvî hüzünleri ve Rabbanî aşkları canlandıran müzik menduptur, helâldir, dinlenir. 2- Yetîmâne hüzünleri ve nefsanî şehevatı tahrik eden müzik haramdır, dinlenmez . 3- Şeriatın tayin etmediği kısım ise, dinleyeni n ruhuna ve vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.37 Eğer dinleyend e yetîmâne hüzünler veya şehevî hisler uyandırıyorsa, haramdır. Eğer dinleyend e yetîmâne hüzünler veya şehevî hisler uyandırmıyor; bilâkis, dinleyen kulağına gelen müziği ulvî biçimde –İmam-ı Gazâlî’nin de işâret ettiği şekilde istiârelerle- yorumlaya biliyorsa helâldir ve mubahtır.
Kadının şarkı, türkü, ilâhî vb. gibi musîkî icra etmesi meselesin de, âyette geçen “edâlı ve cilveli söz söylemekten sakınma” şartını esas almak zorundayız. Cilveli ve câzibeli olarak türkü, şarkı ve sâir musîkî parçalarını okuyan bir kadın sesi işittiğimizde, “kalbinde fesat bulunan kimse kötü şeyler ümit eder” âyetini kendimize rehber yapmalı; fesat, bozukluk, meyil ve sâir kalbî hastalıkların ağına kapılıp kötü şeyler ümit etmekten kalbimizi ve nefsimizi sakındırma çabası içinde olmayı ihmal etmemeliy iz. Bu kalbî ve hâlisâne çaba, kulağımıza çarpan gayr-i meşrû seslerin günahından bizi muâf kılmaya inşallah yeterli olur.
Bir kadının sunuculuk yapmasında da aynı ölçüler söz konusudur . Mesele, kadının tahrik ihtiva eder şekilde konuşmaması, erkeğin de hasta kalbini haram meyillerd en koruma çabası göstermesidir. Kadın tahrik ihtiva eder biçimde konuşmaz, erkek de kalbinin meyilleri ne kapılmaz ve kötü şeyler ümit etmez ise iki taraf da harama girmemiş olurlar. Nitekim yine Kur’ân’ı dinlediğimizde salt konuşmanın mubah olduğunu anlıyoruz. Hazret-i Mûsâ’nın, Hazret-i Şuayb’in kızları ile konuştuğunu38 ve Sebe’ Melikesi Belkıs’ın Hazret-i Süleyman ile ve kendi halkı ile konuştuğunu bize bildiren3 9; fakat kadını çekici olmaktan ve çekici konuşmaktan sakındıran Kur’ân, böylece bize mubahlık ve haramlık sınırını da çizmiş oluyor. Bu sınırı musikîde olsun, radyodaki bir kadın sunucuyu dinlerken olsun veya toplum hayatının şurasında burasında kadın erkek ilişkilerinde olsun korumak dînî yaşayışımızın güzelliklerindendir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Müziğe, kayıtsız şartsız “haram” veya kayıtsız şartsız “helâl” demek mümkün değildir. Sahabe-i Kiramdan Ebu’d-Derda Hazretler inin, “Hak şeylerin talebinde daha şevkli, daha gayretli olabilmek için kalbimi hak olmayan şeyle dinlendir iyorum”40 sözüyle ifâde ettiği ve nihâyet Bedîüzzaman Hazretler inin müzik dinleme ölçüsü olabilece k biçimde, “Beşer hakikate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı.”41 Sözüyle ifade ettiği ölçüyle önemli ve faydalı işlerimizi aksatmama k ve gevşetmemek, bilâkis kalbimizi dinlendir erek faydalı iş ve ibâdetlerimize ivme kazandırmak amacıyla meşrû müziği dinlemekt e bir sakınca yoktur.
Söylenmesi, yayınlaması ve dinlenmes i mubah olan müzik parçasında aşağıdaki özellikler bulunmalıdır:
1- Müziğin sözleri ve klibi yetîmâne hüzünleri işlememelidir.
2- Müziğin sözleri ve klibi şehveti ve nefsânî arzûları tahrik edici olmamalıdır.
3- Müziğin sözleri ve klibi kötülüğü teşvik edici olmamalıdır.
4- Müziğin sözleri ve klibi İslâm’ın haram kıldığı bir şeyi övücü olmamalıdır.
5- Müziğin sözleri gıybet, iftira, dedikodu… vb gibi başkası hakkında hoş olmayan, başkasını hicveden ve kötüleyen sözler ihtiva etmemelid ir.
6- Müziğin sözleri ve klibi kin, intikam, düşmanlık, haset, kıskançlık, adâvet ve nifak tohumları ekmemelid ir.
7- Müziğin sözleri yaşayan bir kadını veya erkeği fitneye sürükleyici ölçüde teşhir ihtiva etmemelid ir. Meselâ yaşayan bir kadının saçlarını, gözlerini, kaşlarını… vs güzelliklerini nâmahreme karşı teşhir edici olmamalıdır.
8- Şarkıyı ve türküyü okuyan kimse, müziğinde sesini yumuşatarak, edâ ve cilve yaparak, karşı cinsin kötü arzûlarına itaat edeceğini çağrıştıran bir müzikal, müzik sözü ve ses tonu kullanmak tan kaçınmalıdır.
9- Şarkının sözleri mubah, söyleyiş tarzı mubah, klibi mubah, söylenme veya dinlenme ortamı mubah olmalıdır.
Dipnotlar:
1- Meryem Sûresi, 19/64
2- En’am Sûresi, 6/119
3- Hakim, Ebû’d-Derdâ’dan rivâyetle
4- Dârekutnî, Sa’lebe’den tahriçle.
5- Kütüb-ü Sitte, 6/52
6- Nûr Âleminin Bir Anahtarı, s. 21; Emirdağ Lâhikası, s. 307
7- Emirdağ Lâhikası, s. 307
8- Buharî, II, 3; Müslim, II, 605; Nesaî, III, 59
9- Beyhâkî, Delâilü’n-Nübüvve.
10- İbn-i Mâce, Nikâh, 1897
11- İbn-i Mâce, Nikâh, 1900
12- Kütüb-ü Sitte, 11/218
13- İbn Mace Nikâh, 1899
14- Buhârî, Edeb 90, 95, 111, 116; Müslim, Fezâil 70, (2323)
15- Nesâî, C.6, S.537
16- Tirmizî, Cennet 23, 4/336, (2689)
17- Ç. M. Fetvâlar, 4/91
18- İbn-i Mâce, Nikâh, 5/318; Kütüb-ü Sitte, 6/51
19- Ahzab Sûresi, 33/32
20- Kütüb-ü Sitte, 11/220
21- Kütüb-ü Sitte, 14/340; Tirmizî, Fiten 31, (2307);
22- Tirmizî, Fitne, 2309;
23- Sözler, Y.A.N., 2004, s.380;
24- Sözler, Y.A.N., 2004, s. 885; Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 109;
25- Sözler, Y.A.N., 2004, s. 1123; Mektûbât, Y.A.N., 2004, s. 758, 770;
26- Mektûbât, Y.A.N., 2004, s. 471;
27- İhya, 2/695
28- İhya, 2/700
29- İhya, 2/695
30- Bakara Sûresi, 225
31- İhya, 2/702-704
32- Lokman Sûresi, 6
33- Necm Sûresi: 59
34- Şuarâ Sûresi: 224
35- İhyâ-i Ulûmiddîn’den özetle, 2/705-711
36- İşârâtü’l-İ’câz, s. 71, 72
37- İşârâtü’l-İ’câz, s. 72
38- Kasas Sûresi, 28/25
39- Neml Sûresi,27/29-44
40- Kütüb-ü Sitte, 11/221
41- Emirdağ Lâhikası


MÜZİK VE İSLAM 







« Son Düzenleme: Haziran 07, 2017, 02:26:25 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #6 : Ağustos 14, 2017, 08:18:53 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


İSLAMİ MÜZİK HARAM DEĞİLDİR - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ


İSLAMİ MÜZİK HARAM DEĞİLDİR

http://www.haberturk.com/polemik/haber/624942-muzik-haram-polemigi


İlahiyatçı Osman Ünlü katıldığı bir radyo programında çok tartışılacak açıklamalar yaptı. Ünlü’ye göre, çalgının her çeşidi haram, tasavvuf müziği uydurma ve musiki eşliğinde söylenen ilahiler küfür... “Yok Türk halk müziği, yok Türk klasik müziği, ismine ne dersen de. Yok tasavvuf müziği. Yok öyle bir şey, sonradan uydurdula r. Hıristiyanların Hz. İsa’nın dininden uzaklaştığı gibi Müslümanları da Hz. Muhammed’in dininden uzaklaştırarak yepyeni bir din ortaya çıkaracaklar. Dolayısıyla çalgının her nevi haramdır. Çalgılı olarak bir şey söylüyorsan, haram söylüyorsun, dinliyors an haram dinliyors un. Bu çalgıyı ilahiye sokuyorsa n küfür olur. Herkes toprağın altına girecek, orada hanyayı Konya’yı öğrenecek herkes” diye konuşan Ünlü’nün görüşlerini ilahiyatçılarla tartışmaya açtık. Bu iddiaların Kuran-ı Kerim’de karşılığı var mı? İslam musikiye ve çalgıya nasıl bakıyor? Allah ve Peygamber lerin adlarının anıldığı ilahileri n çalgı eşliğinde söylenmesi günah ya da ‘küfür’e eş olabilir mi?
Farklı görüşler, bugünün polemiğinde...

Gülin YILDIRIMK AYA
irimkaya@haberturk.com">gulinyild irimkaya@haberturk.com



‘Hz. Ayşe’nin tefi vardı, çalgı haramsa Allah niye yarattı?’
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. SAFFET KÖSE:

Müzik mutlak olarak helal veya haram değildir. Bu, müziğin sözlerine göre, söyleyene göre değişen bir durum arz eder. Eğer müziğin konusu İslam’a aykırı bir şey taşımıyorsa herhangi bir enstrüman ile söylenmiş olması onun haram olduğu anlamına gelmez.

Bu tasavvuf müziği için de geçerli, Türk sanat müziği için de geçerli, Türk halk müziği için de geçerli. Bunlar uydurma değildir. Bunların bir kültürü vardır, bunları ortaya çıkaran bir ortam, bir amaç vardır. Güzel ses fıtri bir şeydir. Müzik, seslerin ahenkli şekilde bir araya getirilme sinden ibarettir .

Çalgı haramdır, tasavvuf uydurmadır vs gibi şeylerin söylenmesinin nedeni bazı kitaplard a, bazı hadislerd e bu konuda yazılanlar ama bu kitapların metodoloj ik açıdan incelenme si gerekli. Hz. Ömer’e “Şu adam türkü söylüyor” demişler, Hz. Ömer “Türkü söylemesin de ne yapsın!” demiş. Hz. Ayşe’nin bir tefi varmış ve insanlar o tefi düğünlerde bayramlar da kendisind en ödünç alır, çalarlarmış. Hz. Peygamber diyor ki “Nikâhla zinayı ayıran musiki ve eğlencedir”, bununla ilgili hadisi şerif var.

Müzik, çalgı haramdır denemez. Allah yarattıysa onun kullanılacağı bir yer mutlaka vardır. Bu resim için de geçerli. Resim de müzik de geleneğimizde olan fıtri bir şeydir. İnsanların buna ihtiyacı vardır.



‘Çalgı haram’ ifadesi Kuran’da yok, bilimsel bir açıklama değil’
İslami Yazar İSMAİL NACAR:

Bu konu ile ilgili Kuran’da herhangi bir yasak yok. Bize gelen Peygamber in hadisleri nde ve sünnetinde de böyle bir yasak yok. Bu sonraki yıllarda bazı sufilerin icraatlarıdır. Müzik insanın fıtratında, doğasında olan bir şeydir, çalgı da o insanın doğasındaki duyguların icat ettiği aletlerdi r.

Meseleye İslam açısından baktığınız zaman o ifadeler doğru değildir. Maalesef bazı ilahiyatçılar bu yanlışlara alet oluyorlar . Son zamanlard a mevcut atmosferi de göz önüne alarak, tarikatla r her yerde çok egemen. Her konuda belli odakları memnun etmek için bazı ilahiyatçılardan bu tip ifadeler çıkıyor. Türkiye’nin önündeki en büyük tehlikele rden biri budur. İslam kaynaklarında böyle bir ifade yoktur. Böyle açıklamalar yapmak için Kuran bileceksi niz, usul bileceksi niz, fıkıh bileceksi niz, sünnetin yöntemini bileceksi niz. Bunun bilimsel ve ilmi hiçbir yanı yok, üstelik ciddi âlimlerin böyle bir ifadesi yok.


‘Haramsa ilahiyat fakültelerindeki musiki bölümleri ne olacak?’
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fak. Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. BEYZA BİLGİN:

Bunlar Osman Ünlü’nün kendi fikridir. Ama musiki, çalgı, tasavvuf müziği hep vardır, olacaktır. İlahiyat fakültelerinde musiki bölümlerimiz var. Bu bölümler de mi haram? Çalgıyla söylenen ilahileri miz var, bunlar da mı haram? Bu Ünlü’nün kendi görüşüdür, genellene mez, İslam’da böyledir, haramdır denemez. Çünkü değil.


‘Alkole, kadınlı erkekli dansa ve sekse yönlendiren müzik haram’
İlahiyatçı Yazar ALİ RIZA DEMİRCAN:

Değinilen ölçüler ışığında musikinin haram olarak vasfedile bilecek çeşitlerini şöylece özetleyebiliriz. Güftesinde İslam ilahiyatına aykırılık bulunan musiki eserlerin in icrası ve onaylanar ak dinlenilm esi haramdır, yasaktır. Aslında bu tür nesir ve manzum eserlerin tasvip edilerek okunması ve dinlenilm esi de haramdır.

Kurân-ı Kerim’in, İslâmın iman sistemini örgüleyen ilgili âyetleri bu yasağın delilleri olarak görülebilirse de, Peygamber imiz yasaklığa tam bir açıklık getirmekt edir. İçki ve zina gibi haram fiillere yönlendiren veya cinsellik öğelerini sağ duyunun çirkinlik olarak niteleyeb ileceği şekilde kullanan güftelerin omurgasını oluşturduğu musiki eserleri de haramdır.

Beraberin de alkollü içkiler alınan veya kadın erkek karmaşıklığı içinde bedensel temasları içeren oyunlar oynanan musiki de haramdır. Çünkü burada haramlığı açık olan işlere musiki yoluyla onay, katılım ve de yardımlaşma vardır. Cinsel duyguları kamçılayan giysiler içinde ve rakslar eşliğinde kadın icracılar tarafından sunulan musiki de hiç şüphesiz haramdır. Çünkü İslam, Kuran diliyle kadın sesinin cinsel mesajlar verecek şekilde cezbedici kılınmasını, Peygamber eşlerinin şahsında bütün Müslüman kadınlara yasaklama ktadır.


‘İlahilerde çalgı kullanmak doğru değil’
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. BAYRAKTAR BAYRAKLI:  

“Çalgı haramdır’’ demek yanlıştır, önemli olan çalgıyı ne için kullandığındır. Çalgıyı hangi nedenle, hangi eğlence türünde kullanıyorsun mesele odur yoksa çalgının kendisi haram olmaz. Çalgının ne için kullanıldığı tıpkı tabancanın, bıçağın ne için kullanıldığının önemli olmasına benzer bir özellik taşır. İlahi okurken çalgı kullanmak çok yanlıştır, yanlıştır diyebilir iz ama küfürdür gibi bir fetva verilemez .

Ama Allah’ı anarken, Peygamber’i anarken çalgı ile anmak yanlıştır. Burada çalgıyı kullanmam ak lazım ilahiyi çalgısız söylemek lazım. Ama ‘çalgı küfürdür’ gibi bir fetva vermek doğru değildir. Küfür Allah’ı inkâr etmek demektir böyle bir şey olabilir mi?

Allah’ı anarken, Hz. Muhammed’in isminin geçtiği yerde çalgı çalarak bunu söylemek doğru değildi



MÜZİK DİNLEMEK HARAM DEĞİLDİR

http://www.zulkarneyn.info/2014/09/muzik-dinlemek-haram-degildir.html


Müzik dinlemek haram değildir. Allah, Sad Suresi’nde Hz. Davud’un sesine dağların yankı verdiğini, kuşların gelip Hz. Davud’un melodiler ine katıldığını bildirmek tedir.

Biz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı. Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di. (Sad, 18-19)

Hz. Peygamber hem müzik dinlemiş, hem şarkı söyleyen cariyeler i övmüş, düğünlerde şarkıcılar bulundurm ayı öğütlemiştir. Savaşlara giderken develeri coşku ile yürütecek güzel sesli türkücüler götürmüştür.

İmam Gazali, müzikten hoşlanmayanı kaba bir varlık olarak görmektedir. Müzik, aşığın aşkını, fasıkın fıskını artırır.

Hz. Ayşe’nin bir yakınının düğünü üzerine Peygamber imiz, Ayşe'ye, "Medinelil erin şarkı-türküden hoşlandığını, onlara şarkıcı Erneb el-Medeniyye’yi göndermesini emretmiştir.

Erneb el-Medeniyye: Peygamber dönemindeki şarkıcılardan biri idi. Hz. Ayşe, yakınlarından birini Kubâ’ya gelin edince Peygamber ona:

– Gelini gönderdin mi? diye sormuş.

Ayşee, gönderdiklerini söyleyince, Peygamber:

– Ensarlılar şarkıyı severler. Gelinle beraber şarkıcı bir kadın da gönderdin mi? demiş.

Ayşe, göndermediğini söyleyince, Peygamber:

– Hemen Erneb’i gönder! Buyurmuştur (el-İsâbe: 4/226; A‘lâm: 1/27)





ENDÜLÜS MÜZİĞİ VE GİTAR

AYHAN YILMAZ ÖZTÜRKGİL
Fatih Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı

FORUM ALATURKAB OSPHORUS İSTANBUL 

Genel olarak Endülüs Müziği ve Gitar ile ilgili
Forumda bir çok yazı yayınlandı
En açıklayıcı makale Ahmet Çetin'e ait
Makaleyi aşağıya alıntıladım
Benim aktarmak istediğim
Endülüs Müziği ve Gitar ile ilgili
Ahmet Çetin'in yazısına, sadece bir kaç ilave olacaktır
Ahmet Çetin yazısında
Gitar'ın kökeninin 
Tar denilen Orta-Asya Türk Çalgısı olduğunu
Tar denilen çalgının
Endülüste Emeviler tarafından geliştirildiğini
Dolayısıyla
Gitar'ın bir Endülüs ve Arap-Emevi çalgısı olduğunu
Belirtiyo r
Elbette,bu açıklamalar gerçektir
Kesinlikl e doğrudur
Bu konuda Ahmet Çetin'in yazısından daha önce
Berlin'de yayınlanan
Freie Welt Music Zeitschri ft isimli
Müzik dergisind e
( Manheim Hochschul e für Musik und darstelle nde Kunst )
Manheim Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi
Mezunu olan,Alman müzisyen Wolf Agustine ( Alperen ) Reynard'ın
Yazısı vardı
Wolf Reynard yazısında özetle
Endülüs Müziği diye,video sitelerin de yayınlanan müziklerin
İspanya eksenli Yahudi müziği olduğunu
Ancak,ortada İspanya diye bir devlet olmadan önce
Bölgenin Arap-Emevi egemenliğinde olduğunu
İlk Gitar imalatını yapanlarında
Endülüs Emevileri olduğunu
Endülüs'te Emevileri n
Bilim ve medeniyet ile birlikte
Kültür ve sanat'ı da zirveye çıkarttığını
O dönemdeki
Bölgenin en büyük Konsertav uvarını kuranların
Müslüman müzik üstadları olduğunu
Endülüs Müziği diye bir müzik tarzının ortaya çıkmasında
Burada yaşayan Yahudiler den daha çok
Emevileri n etkisinin olduğunu belirtiyo r
İspanyada katledile n Yahudiler e
Osmanlı Devletini n sahip çıktığını 
Osmanlı'nın,Selanik kentini
Bir Yahudi şehri haline getirdiğini belirtiyo r
Endülüs müziği diye yayınlanan videolard an 
Aşağıdaki verdiği örneğin
Sefarad ( İspanya Yahudisi ) müziği olduğunu belirtiyo r
Ancak bunun tam manasıyla
Bir Endülüs müziği anlamına gelmediğini belirtiyo r

https://www.youtube.com/watch?v=3207t2leS0M

Wolf Reynard yazısında
Yahudi müzik sistemi diye,bir müzik sistemini n olmadığını
Yahudiler in kullandıkları sistemin
Türk Musiki Sistemine ait Pentatoni zm-Tonalizm-Motalizm olduğunu belirtiyo r
Yahudi Müziği olarak örnek bir eser linki daha veriyor
Bu eserde
Türk Musikisi Sistemini n açıkça görüldüğünü belirtiyo r

https://www.youtube.com/watch?v=3kdFhvIzl8c

Wolf Reynard yazısında
Selanik'li müzisyen Dimitrije Alexio Theodoros tarafından
Kendisine,Nikolos etiketiyl e hediye edilen,kaset içinde
Dinlediği Yunan müziklerindeki Motalizm kalıplarının
Türk Musiki Sistemi olduğunu belirtiyo r
Selanik veya Yunan müzik sistemi diye
Bir musiki sistemini n olmadığını belirtiyo r
Aşağıdaki Selanik-Nikolos etiketli video örneğini veriyor

https://www.youtube.com/watch?v=437qKEOyWG0
 
Wolf Reynard yazısında
Macar ve Bulgar müziklerindede aynı
Türk Musiki Sistemi olduğunu belirtiyo r
Macarların etnik kökeninin Hun Türkleri olduğunu
Bulgarların etnik kökeninin ise GökTürkler olduğunu belirtiyo r
Bulgar müziğine örnek aşağıdaki video örneğini veriyor

https://www.youtube.com/watch?v=hz1k9XEnqgM

Macar müziğine örnek olarak
Vittorio Monti'nin Czardas isimli eserinin
Video örneğini aşağıda veriyor

https://www.youtube.com/watch?v=GPXjNVOX7wQ

Wolf Reynard yazısında
Selanikte,etkin kültür Önce Yunanlılar
Osmanlı döneminde Yahudiler
Osmanlıdan sonra,yine Yunan kültürü ise
Ve bu etkin kültürler içinde dahi
Müzik sistemi olarak
Türk Musikisi sistemi kullanılıyorsa
Endülüstede Arap-Emevi ( İslam ) kültürünün
Hakim olması ile birlikte
Müzik sistemini n,Türk Musiki sistemi olmaya
Devam ettiğini
Selanikte veya Endülüste
Türk musiki sistemi dışında
Farklı bir müzik sistemini n var olmadığını
Belirtiyo r

Wolf Reynard yazısında
İran ve Arap Müziğinede bir örnek veriyor 

İran Müziğine Örnek Video

https://www.youtube.com/watch?v=iZOAIuoNWEU

Arap Müziğine Örnek Video

https://www.youtube.com/watch?v=SnrtdUhdLCY

https://www.youtube.com/watch?v=ChBtH5ckJzI

İran ve Arap Müziklerininde
Türk Musiki Sistemi içinde olduklarını belirtiyo r
İran-Arap müzik sistemi diye,bir müsik sistemini n olmadığını
Belirtiyo r
Wolf Reynard yazısında
Orhan Gencebay'ın müzik tarzının
Trioizm olduğunu
Ve Araplarla ilgisinin olmadığını
Türk Musiki sistemi olduğunu
Belirtiyo r

https://www.youtube.com/watch?v=tAxbkqIz0bw

Wolf Reynard
Almanya'da yaşadığı sırada tanıştığı
İTÜ İstanbul Konservat uvarı Mezunu
Sibel Aylin isimli bir Türk'le evlendiğini
Müslüman olduğunu
Wolf Agustine Reynard adını
Wolf Alperen Reynard olarak değiştirdiğini
Bağlama çaldığını
Ve Türk Müziği üzerine
Araştırmalar yaptığını belirtiyo r

Wolf Reynard yazısında
Önce Pentatoni zm sonra Tonalizm
Akabinde Motalizm ve Trioizmin geliştiğini
Pentatoni zm-Motalizm ve Trioizmin
Türk Musiki Sistemini n varyasyon ları olduğunu
Herkesin bunu kabul ettiğini
Tonaliten in ise Batı Müzik Sistemi olarak
Görüldüğünü
Ancak,Tonalizm denilen sistemin 
Batı Müziğine ait olamayacağını
Bir oktavlık ses içindeki dizide
Tam ve yarım seslerin olduğunu
Yarım seslerin değişmediğini
Tam seslerin ise,komasal olarak bölündüğünü
Örneğin,Do-Re arasında,önce Do - Do Diyez - Re olarak
Arada tek ses olarak bölündüğünü
Daha sonra komasal olarak bölünerek,9 ses haline geldiğini
Batı sistemind eki Diyez-Bemol şeklinde
Yani,Do - Do Diyez ( Aynı zamanda Re Bemol ) ve Re şeklinde
Bölünme olmadan önce
9 komasal sese bölünmesinin mümkün olmadığını
Komasal sisteme geçenlerin
Daha önce Tonalitey i icat ettikleri ni,kullandıklarını
Tonaliten in Motalizm'den önce kullanılan
Ara geçiş formu olduğunu
Tonalitey i icat edemeyenl erin,Motalizme geçemeyeceğini
Dolayısıyla,tüm formların mucitleri nin
Aynı mucitler olduğunu belirtiyo r

Wolf Reynard yazısında
Osmanlı Musikisi ile Türk Musikisi diye bir ayrımın
Söz konusu olamayacağını
Kazak Enstrümanı Dombra Pentatoni zm-Tonalizm
THM Enstrümanı Bağlama'da ise
Pentatoni zm-Tonalizm ve Motalizm mevcut olduğunu
Tambur'da Motalizm biraz daha ayrıntılı olduğunu
Bağlama'ya THM Enstümanı
Tambur'a TSM Enstrümanı denilebil eceğini
Ancak Sanat Müziğine Osmanlı Müziği
Halk Müziğine Türk Müziği demenin hata olduğunu
Tümünün,Türk Musikisi Sistemini n varyasyon ları
Neticesi üretildiğini belirtmiştir
Batı müziği sistemi olarak lanse edilen
Tonalizm'in ise
Türk Musikisi Sistemi içinde
Pentatoni zm ile Motalizm arasında
Bir ara geçiş formu olduğunu
Batılıların Tonalite'nin mucidiymiş gibi
Sahiplenm elerinin ve kullanmal arının asıl sebebinin
Motalist icrayı beceremed iklerinde n dolayı
Tonalitey i kullanmak zorunda kalmalarından
Kaynaklan dığını
Türk Halk Müziğinde,Do Kararlı Müstezat Dizisine
Türk Sanat Müziğinde,Çarğah Makamı
Batı Müziğinde ise,Do Majör Tonu denilmesi yle
Farklı bir müzik türü oluşturulamayacağını
Türk Musiki Sistemi içinde kalındığını
Dünya'da Türk Müziği Sistemi dışında
Farklı bir müzik sistemi oluşturulmasının
Mümkün olmadığını belirtmiştir

Bu yazıdan özetle anladığımız
Dünyadaki tüm müzik formlarının
Türk Musiki Sistemine ait olduğudur

Wolf Reynard'ın yazısından aldığım özeti
Önemli kesitleri,kısaca burada noktalıyorum
Perdesiz Gitar ile ilgili
Feyyaz Ustaer ( Türk Gitar Platformu ) ve
Hasan Cihat Örter'in bir yazısını
Aşağıya alıntılıyorum,okuyunuz

FEYYAZ USTAER

TÜRK GİTAR PLATFORMU

https://turkgitar.net/hasan-cihat-orter-perdesiz-gitari-erkan-ogur-icat-etmedi/

Perdesiz gitar gerçekten çok güzel bir buluş
Özellikle Türk müziği için kullanıldığında
Dinleyenl eri derinden etkileyeb ilen
Bir tınısı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor .
Ülkemizde perdesiz gitar ile ismi özdeşleşmiş olan
Büyük bir usta var, Erkan Oğur
Bu enstrümanı ( veya enstrüman türünü diyelim )
Onun icat ettiğine dair bir çok söylenti var
Hatta bunun söylenti olduğunu bile düşünmüyordum
Ta ki az önce rastladığım bir gönderiye kadar
Biraz araştırınca fark ettim ki
Gerçekler bizim bildikler imizden farklı.
Bir diğer çok değerli gitarist ve müzisyen üstadımız
Hasan Cihat Örter’in dün Facebook üzerinden paylaştığı gönderi ile
 “ Perdesiz gitarın mucidi kim ” tartışmaları ortaya çıktı.
Bir yarışma programında perdesiz gitarı icat eden kişi sorulmuş
Doğru cevap olarak da “Erkan Oğur” verilmiş
Konuyla alakalı düşüncelerini Hasan Cihat Örter şu şekilde açıkladı :

PERDESİZ GİTAR

HASAN CİHAT ÖRTER

Perdesiz Gitarı kimse icad etmemiştir
Başlangıçta gitar zaten perdesizd i
Daha sonra Amerika da
E- Bow ( 9 volt pille çalışan, elektro yay ) denen manyetikl er
Ses yükselten aparatla gelişti
Blues , Rock Müziğinde Batı da kullanıldı
Üstad Dostum Erkan Oğur 80 li yıllarda
Sezen Aksu, MFÖ gibi Gruplara ve Albümlere çalarak
Sahne performan sları ile çok tanındı ve çok desteklen erek
Sanki Perdesiz Gitarı O bulmuş gibi lanse edildi
Sevgili Erkan bu Aleti Türk Müziğine kendi uslubu ile uyarlamış
Kendi tavrını jazz la geliştirmiş
Tuşesi şahsına münhasır, örmek olmuş
Yol açmış Değerli Bir Sanatçıdır.
Yoksa ben hem bu saza ( Perdesiz Gitar için )
Metod yazdım (  Erkana'da hediye ettim )
( Perdesiz Gitar ile ilgili ) Albümler yaptım
Youtube da örnekleri çok olan bir çok Sanatçıya çaldım.
Bir yarışmada da olsa
Adımın çok değerli Üstadlarla birlikte geçmesi beni mutlu etti.
İnşallah bu Perdesiz Gitar Edebiyatını
Ülkemizde daha çok ciddiye alırlar da
Bizim de bu emeklerim iz değerlenir
Hak ettiği yeri bulur
Bu müthiş sonorite ve ezgiler.
Şu anda dünyada biz Türkler bu enstrümanı en iyi çalanlarız.
( Mısırlılar, İranlılar, Yunanlar vs. çalıyorlar
Ama bizim gibi icra edemiyorl ar )
Yakındır Batılı bunu da bizden çalar, bize satar korkarım
Perdesiz Gitar Metodum
https://www.youtube.com/watch?v=hca-KJlVtJI

Eğitimlerim #1
https://www.youtube.com/watch?v=_aY9jiNWy9A

Eğitimlerim #2
https://www.youtube.com/watch?v=pvX7XS7Vw-o

Bir Örnek :
https://www.youtube.com/watch?v=d1cJPunQfgg


Aşağıya,Ahmet Çetin'in yazısını aktarıyorum
Ahmet Çetin'in yazısında
Tamamıyla gerçekler açıklanmış
Endülüs ve Gitar hakkında
Önemli ayrıntılar açıklanmış
Ancak,Endülüs Müziği olarak verdiği örnekte
Gitar ve Gitar Chord-Bas kalıplarının olmadığını
Bununda bir eksiklik olduğunu
Endülüs Müziği olarak,içinde Gitar
Ve Gitar Chord-Bas kalıplarının olduğu
Örnekleride vermesi gerektiğini belirteyi m

https://www.youtube.com/watch?v=JfcafoT-MH4



ENDÜLÜS VE GİTAR

AHMET ÇETİN YILDIZOĞLU
Fatih Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı

FORUM ALATURKAB OSPHORUS İSTANBUL 

Endülüs ve Gitar hakkında
Forumda yayınlanan
Bazı yazılarda gördüğüm eksiklikl er dolayısıyla
Bu konuda önemli bir kaç ayrıntıyı
Sizlere özet olarak aktarmak istiyorum
Endülüs Müziği olarak bazı yerlerde yayınlanan
Müziklerin
Sefarad İspanyol Yahudi müziği olduğunu
Gerçek Endülüs Müziği ile ilgisinin olmadığını belirteyi m
Endülüs Müziği nasıldır, diye soran olursa 
Aşağıdaki Youtube Video kaydıyla cevap verelim

https://www.youtube.com/watch?v=JfcafoT-MH4

Konumuza,kaldığımız yerden devam edelim   
Öncelikle Gitar denilen Enstrümanın
Bir İspanyol çalgısı olmadığını
Arap-Emevi çalgısı olduğunu
Endülüste o dönemde,dünyada mevcut 
En büyük Konservat uvarında
Müslümanlar tarafından kurulan
Granada İslam Konservat uvarı olduğunu
Belirteli m
Batıya geçen bilim ve teknoloji nin
İspanyada o dönemde kurulan
İslam medeniyet ine ait olduğunu
Belirteli m
Arap Ordularının
Tarık Bin Ziyad komutasında
Afrika kıtasından,Akdenizi
Cebel boğazını geçerek
Avrupa kıtasına ulaşarak
İspanyayı fethiyle oluşturulan medeniyet in
Endülüs medeniyet i olduğunu
Aragon-Kastilya Krallıklarının birleşerek
Endülüs ve Müslümanları yok ettiğini
Hatırlatalım
Gitar kelimesi, Guitar olarak,Antik Latincedi r
Gui kelimesi antik latincede, 6 Altı sayısı anlamındadır
Tar kelimesi ise bildiğimiz,Tar denilen enstrümanın adıdır
Tar kelimseni n anlamı tel'dir
Kısacası Guitar kelimesin in anlamı,Altıtel şeklindedir
Tar denilen enstrüman
Orta-Aysa Türk kökenli bir enstrümandır
Tar kelimesid e, Öz Türkçe bir kelimedir
Anlamı ise öncelikle tel'dir
Ses ve tel veya klavuz ses anlamınada gelir
Farsça olduğu söylenen,bir cümle şöyledir :
" Tarumar oldu saçların " şeklindedir
Kelimeler in anlamları
Tar : Tel
Mar : Yılan
Şeklindedir
Cümlenin özetle anlamı
" Yılan gibi kıvrım kıvrım , tel tel oldu saçların " şeklindedir
Tar denilen enstrüman
Orta-Asyada,Türklerden Araplara geçmiştir
Türklerin şimdiki adıyla Taraza olan ( Kazakista n )
Eski adıyla Talas olan bölgede
Türklerin Araplarla bir araya gelerek
Çinlilere karşı savaştığı dönemde
İslamiyetin,Araplardan Türklere geçerek yayıldığı
Kuran-ı Kerim ve İslam kültürünün,Türklere geçtiği
Araplarında Türk Kültürünü tanıdığını
Türk Musiki Sistemini ve
Tar denilen enstrümanı benimsediğini
Biliyoruz
Arap Musiki Sistemi diye bir müzik sistemini n olmadığını
Arapların kullandığı müzik sistemini n
Türk Musiki Sistemi olduğunu
Bu sistem içindeki,600 makamın bir ksmının
Araplar tarafından kullanıldığını biliyoruz
Araplar dışındada bir çok ülke ve nillet bu sistemi
Kullanmak tadır
Mina notası denilen,dünyadaki ilk nota sistemide
Orta-Asya Türk sistemidi r
Ebcet nota sistemini n asıl kullanılış amacı ise
Kuran-ı Kerimin usül ve makam ile okunması içindir
Amerikada n dünyaya yayılan,Rock müziğinin
Temelini oluşturan Pentatoni zm ise
Orta-Asya Türk Musiki Sistemidi r
Piyano,Kanun ve Santurun atası
Göktürk enstrümanı olan Yatuğan'dır
Keman ve tüm yaylı sazların atası
Okluğ denilen Orta-Asya Türk çalgısıdır
Vurmalı çalgıların atası,Darbuka ve Kös'tür
Bu iki çalgıda Türk-İslam kültürü ürünüdür
Darp : vuruş
İka : Usül ( Ölçü )
Timpani denilen enstrümanın atası
Türklerdeki Mehter Enstrümanı Kös'tür
Obua denilen enstrüman,Zurna'nın
( Orta-Asya Türklerinde Surney ) gelişmişidir
O yüzden Zurna'ya,Avrupada Türk Obuası denilir 
Hint sazı olarak bilinen,Star isimli enstrümanı
Delhi Türk Sultanlığı döneminde
Türklerin geliştirdiği
Ve SİH denilen Hint kökenli milletind e
İslamiyetten etkilener ek
Hinduizim'den koptuğu
Tar denilen enstrümanın gelişmişine
Bu yüzden,Sihlerin kullandığı ( Sihtar ) Tar denildiği
bilinmekt edir 
Gitar denilen enstrümanın atası Tar'dır
Gitar denilen enstrüman
Endülüste,Müslümanlar tarafından geliştirilmiş olup
İspanyollara Gitar çalmasınıda
Kastanyet ve Gitar imalatını yapan,Arap-Emevi'lerin öğrettiğinide
Hatırlatalım
Tar ile Gitarı yanyana koyarak,elimize alıp incelediğimizde 
Enstrümanların şekil benzerliği
Klavye ile gövde yapısı dolayısıyla
Gitar'ın Tar'ın geliştirilmiş hali olduğu
Gözlerimizle görülecektir
Endülüs medeniyet i ile ilgili
Konumuzla bağlantılı,aşağıdaki alıntı makaleyid e okuyalım
Doç.Dr. Lütfi Şeyban tarafından kaleme alınmıştır
Allaha emanet olunuz,saygılarımızla


MEDENİYET BEŞİĞİ ENDÜLÜS

DOÇ.DR LÜTFİ ŞEYBAN

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

https://www.yenisafak.com/hayat/medeniyet-besigi-endulus-2224871

Bugünün İspanya'sı ile Portekiz'i ve de Fransa'nın Bordo-Marsilya hattının güneyini içine alan bölge İberya veya İber Yarımadası olarak anılır. Bu toprakların Müslümanlarca fethi 'ilk İslam fetihleri'nin son halkasını teşkîl eder. Artık kaybedilm iş de olsa bu bölgenin İslam tarihinde ki adı Endülüs'tür. Endülüs topraklarında ortak hayat süren toplumlar (societies in symbiosis) arasında cereyan eden doğal ilişkiler, birçok farklı ırk, dil ve dinden olan büyük toplulukl ar arası etkileşimleri doğurmuş ve yüzyıllarca gelişen bu sürecin sonunda Endülüs'e özgü bir sosyo-kültürel hayat tablosu ortaya çıkmıştır. İster Endülüs toprakları, isterse İspanyol devletler i içerisinde olsun, Müslüman halk ile gayrimüslim halk arasındaki karışma ve kaynaşma, hem harp hem de sulh zamanlarında meydana gelen sürekli bir olguydu. Karşılaşan iki milletten, medenî bakımdan daha üstün durumda olanın aşağı durumdaki ne tesir ettiği gerçeğinden hareketle, gayrimüslimlerin Müslümanlardan her bakımdan etkilenmiş olduklarını tarihi kayıtlarda görmek mümkündür.
ENDÜLÜS'ÜN ÜSTÜNLÜĞÜ
Endülüs'te bilgiye verilen değer ve erişilen yüksek eğitim seviyesi sayesinde, dinî ilimler yanında müsbet ilimlerde de pek çok bilgin yetişmişti. Ayrıca, bu bilginler Doğu İslam dünyası Maşrık'a da ilim ve ticaret maksadıyla sıkça seyâhatler yapmışlar, Doğu İslam dünyası ile Endülüs arasında sürekli işleyen bir kültür köprüsü kurmuşlar, böylelikle kendi kültürel birikimle riyle doğuluların birikimle rini mukayese etme imkânı da bulmuşlardır. Asr-ı Saadet'ten beri kazanılan toplumsal ve kültürel birikim, talebe ve âlim kişiler yoluyla Batı'ya Endülüs'e taşınmıştır. Endülüs ve Doğu-İslam medeniyet inin gelişmişliğine karşın, aynı çağlarda Avrupa dünyası dine aykırı kabul edildiği için bilim ve sanat faaliyetl erinin yasaklandığı “Ortaçağ'ını yani “Karanlık çağ”ını yaşamaktaydı. V./XI. yüzyılda Endülüs'e ve Doğu İslam dünyasına karşı Hıristiyanların yaptıkları haçlı seferleri, kendileri nin İslam medeniyet ini tanımalarına fırsat vermişti. Bundan sonradır ki, önce İspanyalılar, ardından da diğer Avrupalılar İslam medeniyet ini anlama çalışmalarına başlamışlardı. Bu meyânda Arapça yazılmış bilimsel-felsefî eserlerin Latince'ye tercümesi başlamış ve bu faaliyeti n merkezler i Sicilya ve daha çok Endülüs olmuştur.
MÜDECCENLERİN VARLIĞI
Endülüs topraklarında İslam hâkimiyeti altında yaşayan Hıristiyanlar ile Yahudiler, İber Yarımadası'nın siyasî, sosyal ve kültürel alanlarında aktif rol oynamışlardır. Müslüman ve gayrimüslim toplumlar arasındaki önemli etkileşim kanalları Yahudiler, Müsta'ribler, Müdeccenler, karşılıklı evlilikle r, köle ticareti, süre giden savaşlar, siyasî sığınma ve Mürtezika birlikler idir. Özellikle hem Müslümanların hem de Hıristiyanların dilini bilen Yahudiler, serbestçe dolaşım imkanına sahip olarak Hıristiyan Avrupa toplulukl arının Müslümanlar ile etkileşiminde büyük rol oynamışlar, İslam medeniyet i öğelerinin İspanyollar'a ve Avrupa'ya naklinde etkili olmuşlardır. Bu yolla Endülüs'te kullanılan idarî ve askerî teşkîlât usul ve kânunları yanında, tarımsal teknikler ve ürünler ile ticaret ve bilimsel etkiler de İberya ve Avrupa toplumuna intikal etmiştir. Endülüs-İslam kültürünün Avrupalılara intikalin de önemli bir topluluk Müdeccenler'dir (mudejar). Hıristiyanların eline geçen İslam topraklarında kalan bu Müslümanlar içinde zanâatkârlar ve kültür erbâbı krallar tarafından özellikle muhâfaza edilmiş, Reconquis ta hareketiy le yeniden doğan İspanya'nın iktisadî menfaati için kollanmışlardır. Bunlar sayesinde Müslümanların geliştirdikleri her alandaki bilimsel, kültürel ve teknik gelişmeler kuzeydeki Hıristıyan halklarına, oradan da Avrupa toplumlarına intikâl etmiştir. Müdeccenler asırlar içinde hemen bütün Avrupa toplumlarına hatta Amerika'ya dahi göç edip yerleşmişler ve kendi kültürel damgasını sadece İberya'ya değil, Avrupa ve Amerika topraklar a da vurmuşlardır. Mudejar sanatı ve mimarisi bunun en bariz örneklerindendir.
BATI FELSEFESİNE DERİN ETKİ
V./XI. yüzyıldan itibaren Endülüs'ü ele geçirmeye başlayan İspanyollar, Endülüs medeniyet ine hayranlıkları sebebiyle Arapça öğrenimini ve Arapça eserlerin Latince'ye tercümesini teşvik etmeye başlamışlardır. Müslüman filozofla rın din ile aklı uzlaştırma yönündeki fikirleri, Ortaçağ Avrupa'sında büyük yankı uyandırmış ve bir düşünce inkılabına neden olmuştu. Bu meyânda İbn Rüşd Avrupa'da kendisine en çok itibar edilen filozof hâline gelmiş, eserleri Paris ve diğer akademile rde XVI. yüzyıl sonuna kadar temel kitap olarak okutulmuştur. İbn Rüşd'ü takip eden Endülüslü filozof Yahudi Musâ b. Meymun, Yahudi ve Hıristiyan teoloji çevrelerine tesir etmişti. İbn Meymun ve İbn Bâce'den etkilenen ler arasında Albert Magnus, Duns Scottus, Spinoza ve Immanual Kant, Kastilya-Leon Kralı X.Alfonso (el Sabio, 1252-1284), Dante ve Bacon gibi düşünürler vardır. Tıp sahasında yapılan tercümeler sayesinde VI./XII. yüzyıla kadar Avrupa'ya hâkim olan 'hastalıkların insanın içine giren Şeytan'dan kaynaklan dığı, bundan kurtulmak için de bir rahibin duâ ederek onu kovması gerektiği' şeklindeki anlayış, yerini modern temelli tedâvi usullerin e bırakmıştı. Bugün Avrupa'da kullanılan Arap rakamları, Romen rakamlarının yerini almış, matematik ve astronomi alanındaki 'algebra' (el-cebr), 'betelgeus e' (beytü'l-cevze) ve 'cenit' (es-semt) terimleri, Müslümanlardan alınmıştır. XI.yüzyılda Zerkâlî'nin Tuleytula'da kurmuş olduğu rasathânenin çalışmaları da Avrupa'ya tesir etmiştir. Avrupa'da halkın doğu dünyası hakkındaki bilgileri nin kaynağı ise, Müslüman coğrafyacı ve seyyâhların eserlerin e dayanmakt adır. Edebiyat alanında Avrupa'da 'fabl' türünün ortaya çıkışı, Endülüs'e has 'zecel' ve 'müveşşah' türündeki şiirlerin etkisiyle Kastilya halk şiirinde yılbaşı ilâhîlerinde kullanılan 'villancic o' türünün doğması ve VI./XII. yüzyıl Fransa halk şâirlerinin 'troubadou r baladları'nda zecel türünü örnek almaları gibi misaller Müslümanların etkilerin i ispatlar nitelikte dir. Ortaçağlarda Aragon ve Kastilya saraylarında Müslüman müzisyenler tarafından icrâ edilen musikinin etkilerin i, bugünkü İspanyol müziğinde de bulmak mümkündür. Ayrıca, müzikte nota usulü kullanımının Endülüslü müzisyenlerin V./XI. yüzyıldan öncelerine dayanan bir buluşları olduğu ve batıya onlardan aktarıldığı da bilinmekt edir.
BİR ARADA YAŞAMA SANATININ NUMUNESİ
Çalışmalarımız sonucu tespit ettiğimiz üç bine yakın kelime göstermektedir ki, Endülüs kültürü özellikle tarım, ticaret, şehirleşme, bilim ve sanat alanlarında çağdaşlarına nisbetle bâriz bir üstünlüğe sahip olmuştur. İberya'da görece çok ilkel şartlarda yaşayan toplulukl arı ve onların tarihî uzantısı olan Franklar ile diğer Avrupa halklarını derinden etkilemiştir. Asırlarca süren bu etkileme süreci içinde, Endülüs-İslam medeniyet inin taşıyıcısı rolünü oynayan Arapça'dan, fakat özellikle ve büyük oranda Endülüs kültür havzasından diğer Avrupa dillerine her alanda sayısız kelime ve kavram geçmiştir. Bu kelime ve kavramlar, çağdaş Batı uygarlığının beslendiği ana alana işaret eden önemli delillerd en yalnızca birisidir . Dolayısıyla bu kelimeler bize Ortaçağ'da Müslümanların eriştiği yüksek medeniyet in resmini de tasvir etmektedi r. Bugün artık hem doğu hem de batı bilim dünyasında genellikl e kabul edilmekte dir ki, Endülüs ve İslam dünyasında insana hizmet amacıyla geliştirilen bilim, teknik ve âletler çağdaş Batı uygarlığının temelinde mevcut olan uygarlık mirasının en önemli parçasını teşkil etmektedi r. Bir dinî hoşgörü, bilim, kültür ve medeniyet üzerine kurulmuş sekiz yüzyıllık bir tarih olan Endülüs, kendine has coğrafî, siyasî, askerî, toplumsal, kültürel ve medenî özellikleriyle, birbirine karşı saygı ve hoşgörü çerçevesinde birarada yaşama sanatının “ideal numunesi”ni sunmuştur

https://www.youtube.com/watch?v=JfcafoT-MH4

https://arap-kolay.blogspot.com/2017/08/endulus-fethi.html

https://www.youtube.com/watch?v=S9IyksyZqVM&index=18&list=PL-5QaYKx8CM0peiGzIAVK8xwCZ-TaRRAQ






« Son Düzenleme: Kasım 14, 2018, 02:46:42 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #7 : Ağustos 16, 2017, 06:11:17 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


MÜZİK VE PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED SAV EFENDİMİZ - KONU İÇİN TIKLAYINIZ



MÜZİK VE PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED SAV EFENDİMİZ

https://www.manevihayat.com/konu/peygamber-efendimizin-calgi-ile-ilgili-hadisleri.4232/

Hz. Aişe (ra) bir bayram günü ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:
Yanımda iki genç kız def çalıp Buas Harbi üzerine düzülmüş hamasî türküler söylerken Resûlullah Efendimiz içeri girdi. Yatağın üzerine sırtüstü uzanarak yüzünü örttü. Az sonra babam Ebû Bekir girdi. Türkü okuyan kız çocuklarını görünce:

Resululla h’ın huzurunda şeytan sazı ha!’ diye bana kızdı ve kızları azarladı.
Ancak, Resululla h karşı koyarak:
Ey Ebu Bekir, bırak onları; söylesinler, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır’ buyurdu


İSLAM VE MÜZİK

https://eliflamraa.wordpress.com/2006/11/28/muzik-hara-mi-degil-mi/

Ne Kur’ân âyetleri içerisinde, ne de sahîh hadîs-i şerifler arasında; ne âletli, ne de âletsiz salt mânâda “mûsikî”yi yasaklaya n bir habere, bir hükme rastlanma z. Dînimizde haramlar açık bir dil ile, net bir şekilde hep beyan edilmiştir. Çalgılı veya çalgısız söylenen mûsikî yeni bir icat da değildir. Kur’ân âyetleri indiği günlerde mûsikî çalınıp söyleniyordu. Bizim Rabbimiz ise, kesinlikl e unutkan değildir.1 Cenâb-ı Hak; “kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, Allah size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamıştır”2 buyurur. Allah Resûlü de (asm) bir hadisleri nde: “Allah’ın, kitabında helâl kıldığı helâl; haram kıldığı ise haramdır. Hakkında sustuğu da muaftır. Allah’tan onun affının kabulünü isteyin. Zira Allah bir şeyi unutacak değildir”3 buyurmuş; bir diğer hadisleri nde de, “Allah bir şeyi farz kıldığında onu eksiltmey in. Bir şeye sınır koyduğunda da sınırı aşmayın. Bir şey hakkında da unutmaksızın susmuşsa, onun ardına düşmeyin”4 buyurarak, haram kılacağı bir şey hakkında Allah’ın ne tereddüdü, ne de unutkanlığı bulunmadığını; binâenaleyh bir şeyi haram kılmamışsa eğer, o şeyin mubah olacağının anlaşılması gerektiğini, çünkü eşyada aslolanın “mubahlık” olduğunu beyan buyurmuş bulunmakt adır.
Her şeyden önce, yalın ve katıksız olarak eğlence, şarkı, türkü ve oyunlar, içlerinde haram unsur olmamak şartıyla mubahtırlar. Peygamber Efendimiz (asm) oynayan bir gurup Habeşli’ye rastlayınca onları takdir ettikten sonra şöyle buyuruyor: “Yahudiler ve Hıristiyanlar bilsinler ki, bizim dinimizde genişlik vardır.”5 Nitekim Üstad Bedîüzzaman Hazretler i bu hadisi tefsir sadedinde, radyolard an yapılan müzik yayını ile ilgili olarak diyor ki: “Evet, beşer hakîkate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat, bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı. Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münafi olur.”6
Bedîüzzaman’a göre, insanlığın bu ihtiyacını dikkate alan radyo yayıncıları, İslâm ahlâkını rencide edici olmamak ve içinde haram unsur taşımamak şartıyla radyodan eğlence, müzik, şarkı ve türkü yayını yapabilir ler. Ve yapılan bu tür ölçülü müzik yayınları dinlenebi lir. Ama bu yayın radyonun tüm yayınlarına oranla beşte biri aşmamalıdır. Yoksa havanın yaratılış hikmetine zıt şekilde yayın yapılmış olur. Bu durumda ise radyo bir İlâhî nîmet iken, bir nikmet olur, yapılan ölçüsüz eğlence yayınları beşerin başına belâ olmaktan öteye bir fayda sağlamaz. Öyle ise Bedîüzzaman’a göre, bir radyoda şarkı, türkü, ezgi, müzik ve meşrû eğlence programına beşte bir, kelimât-ı tayyibe sayılabilecek şekilde faydalı ve Kur’ân bilgileri ni konu alan programla ra ise beşte dört oranda yer verilmeli dir.7
Şimdi, dilerseni z, konu ile ilgili olarak doğrudan vahiy metinleri ne başvuralım. Konuyla ilgili rivâyetler ne diyor; bakalım. Daha sonra muteber İslâm âlimlerinin yorumlarına geçelim.
1- Hz. Aişe (ra) bir bayram günü ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:
“Yanımda iki genç kız def çalıp Buas Harbi üzerine düzülmüş hamâsî türküler söylerken Resûlullah Efendimiz (asm) içeri girdi. Yatağın üzerine sırtüstü uzanarak yüzünü örttü. Az sonra babam Ebû Bekir (ra) girdi. Türkü okuyan kız çocuklarını görünce:
‘Resûlullah’ın (asm) huzurunda şeytan sazı ha!’ diye bana kızdı ve kızları azarladı.
Ancak, Resûlullah (asm) karşı koyarak:
‘Ey Ebû Bekir, bırak onları; söylesinler, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır’ buyurdu.
Onlar sohbete dalıp, ilgileri kesilince ben kızlara göz ettim, hemen sıvışıp çıktılar.”8
2- Resûlullah Efendimiz (asm) hicret esnasında Medîne’ye teşrif buyurduğu zaman, kadınlar dam başlarında defli ve sesli olarak, “Talea’l-bedru aleynâ, min seniyyâti’l-vedâ, vecebe’ş-şükrü aleynâ, mâ deâ lillâhi d⒅” diyerek ilahi söylemişler ve neş’elerini şükre çevirmişlerdi.9 3- Resûlullah Efendimiz (asm) Rübeyyi binti Muavviz’in (ra) düğününde hazır bulunmuş, def çalarak Bedir savaşıyla ilgili kahramanlık türküleri söyleyen iki genç kızı dinlemiştir. Bu esnada şarkıcılardan birisi:
“Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var” demesi üzerine, Resululla h Efendimiz (asm):
“Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gaybı ancak Allah bilir” buyurmuştur.10
4- Bir evden kulağına gelen def ve başkaca çalgı sesleri üzerine Resûlullah Efendimiz (asm), evde ne olduğunu sorar.
“Düğün” cevabını alınca:
“Bu nikâhtır, sifâh (zinâ) değildir” der.
5- Hz. Âişe (ra) Medineli bir yakınını evlendiri yor. Düğün yerine gelen Peygamber Efendimiz (asm):
“Kızı gelin ettiniz mi?” diye sorar.
“Evet” derler. Peygamber Efendimiz (asm):
“Kızla birlikte türkü söyleyecek birini de gönderdiniz mi?” buyurur.
Hz. Âişe (ra):
“Hayır” deyince, Peygamber Efendimiz (asm):
“Ensâr arasında bu çeşit fırsatlarda eğlence geleneği vardır. Keşke kızla birlikte şarkı söyleyecek birisini gönderseydiniz de onlar şöyle söyleyiverseydi:
“Size geldik, size geldik.
Bize şenlik, size şenlik.”11
6- Muâz İbnu Cebel’in anlattığına göre, kendisi Hz. Peygamber (asm) ile birlikte ensârdan birinin düğününde bulunur. Hz. Peygamber (asm) kızı isteyip nikâhı kıydıktan sonra:
“Allah iyi geçim, hayırlar ve uğurlar nasip etsin, rızkınıza bolluk bereket versin, sizi mübarek kılsın” diye duâ eder. Âdet veçhile damadın başı üzerinde def çalınmasını söyler. Def çalınır. Sonra içerisinde meyve ve şekerlemeler bulunan çerez sepetleri getirilir . Resûlullah (asm) üzerine serper.
Fakat halk bunları kapışmak üzere harekete geçmez, olduğu yerde durur.
Resûlullah hayretle:
“Niçin yağmalamıyorsunuz?” der. Cevaben:
“Ey Allah’ın Resûlü, siz falanca günler tekrarla bizi yağmacılıktan men ettiniz” derler. Bunun üzerine:
“Ben sizi ganimet mallarını yağmalamaktan men ettim, düğün yağmasından men etmedim, haydi yağmalayın” der. Muaz der ki:
“Resulullah’ın (asm) onu da, bizi de bu yağmaya teşvik ettiğini gördüm.”12
7- Hz. Peygamber bir kere Medine’de bir yerden geçerken aniden def çalarak ve türkü söyleyerek:
“Nahnu cevarin min beni’n-neccar /Ya habbeza Muhammedün min car”
(Biz Neccaroğuları kabilesin e mensup kızlarız.
Hz. Muhammed ne iyi ve ne hoş bir komşudur) beyitleri ni söyleyen kızlara rastladı ve:
“Allahu ya’lemu inni uhibbukünne” (Allah bilir ki ben sizi seviyorum) demek sûretiyle onlara iltifatta bulundu.1 3
8- Hz. Enes (ra) bildiriyo r: Veda Haccı sırasında Resûlullah Efendimiz in (asm) kafilenin yürüyüş temposunu ezgileriy le canlı tutan bir kölesi vardı, adı Enceşe idi. Bu zat güzel sesli birisiydi ve Resûlullah’ın zevceleri ile bir kısım Müslüman kadınların develerin i sevk ediyordu.
Enceşe bazı ezgiler okumuş, okuduğu ezgilerle develeri hızlandırmıştı. Bilindiği gibi, develer yürüme sırasında okunan belli bir ezginin veya mûsikinin ahengine karşı hassasiye t gösterip, adımlarının temposunu, söylenen bu şarkının ritmine göre ayarlayab ilmekte, hızlı veya yavaş olabilmek tedir.
Resûlullah Efendimiz (asm) teşbihli bir üslupla, Enceşe’den okuduğu ezgilerin ritmini değiştirmesini ve develerin yürüyüş temposunu ağırlaştırmasını emrederek şöyle buyurmuştu:
“Ey Enceşe ağır ol! Şişeleri kırma.” (Şişe ile kafilenin zayıflarını kastediyo rdu.)14
9- Amir b. Sa’d (ra) anlatıyor: “Bir düğünde, Bedir ashabından olan Kurayza b. Ka’b ve Ebû’l-Mes’ûd’ül-Ensârî’nin yanına vardım. O esnada genç kızlar türkü söylüyorlardı. Ben:
“Siz Resûlullah’ın ashabından ve Bedir savaşına katılanlardansınız. Sizin yanınızda kızlar türkü söylüyorlar; siz ise ses çıkarmıyorsunuz!” dedim. Onlardan biri dedi ki:
“İstersen otur, bizimle berâber dinle; istersen git! Düğünde eğlenmemize izin verildi!”15
10- Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resululla h Efendimiz (asm) buyurdula r ki:
“Cennette siyah gözlü hurilerin toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler:
“Bizler ebedîleriz, bizler hiç ölmeyiz!
Bizler nimetlere mazharız, fakirlik bilmeyiz!
Bizler Rabbimizd en razıyız, kederli olmayız!
Bizlere sahip olan beylerimi ze ne mutlu!”16
Bunları ve benzeri bir çok rivâyet ile birlikte bir çok ulemâ görüşlerini delil olarak sunan Yusuf el-Kardavî, fitne ortamı olmamak ve fitneye çağıran edâlı bir ses tonuyla söylememek şartıyla, mûsîkîsinin sözleri kötülüğü işlemeyen, icrâsı esnasında da edâdan ve cilveden kendini arındırabilen kadının müzik yapmasının ve bu şartlarla yaptığı müziğin başkalarınca dinlenmes inin haram değil; mubah ve câiz olduğunu söyler.17 Nitekim yukarıya aldığımız rivâyette de görüldüğü gibi, Resûlullah (asm), Hz. Ebû Bekir’in (ra) genç kızları dinlemesi ni çirkin bulmadı, aksine onun kızları kınamasını çirkin buldu ve kız çocukları da Hz. Aişe’nin (ra) kendileri ne işaret etmesine kadar şarkı söylemeye devam ettiler.1 8
Şimdi de çalgı âletinde, şarkıda ve türküde haramlık meydana getiren unsurları işleyen vahiy mesajlarını ele alıp inceleyel im:
1- Cenâb-ı Hak Müslüman hanımlara şöyle emrediyor: “Allah’tan korkarsanız, yabancılarla edâlı ve câzibeli konuşmayın. Yoksa kalbinde fesat bulunan kimse kötü şeyler ümit eder. Dâima ciddî ve ağır başlı söz söyleyin.”19
Müzikte kadın sesini değerlendirirken bu âyeti temel taşı olarak elimizde tutacağız. Çünkü bu âyet Müslüman kadının sesinin yabancılara göre konumunu nazara veriyor ve Müslüman kadına bir ses sınırı çiziyor. Allah’tan korkan Müslüman kadın yabancılarla konuşurken bu ses sınırının içinde kalacak ve belirtile n kırmızı ışığı geçmeyecek. Buradaki kırmızı ışığı Kur’ân-ı Kerîm, “felâ tehda’ne bi’l-kavl” sözüyle ifâde eder. “tehda’ne” “hade’a” fiilinden geliyor. “Hade’a” tevâzu gösterdi, eğildi, itaat etti, yumuşak oldu, boyun eğdi, inkıyâd etti demektir. Bu âyete göre Müslüman kadın yabancılara boyun eğercesine, yabancıların çirkin arzûlarına itaat edercesin e, onların önünde eğilircesine sözlerini yumuşatmamalı, “özel çağrı” anlamı içeren bir edâ ve cilve ile konuşmamalı, sözlerine ilâve bir câzibe katmamalıdır. Kur’ân bunu yasaklıyor. Kur’ân’ın kırmızı çizgisi budur. Müslüman kadın bu çizgiyi geçmemelidir. Çünkü Kur’ân’a göre böyle konuşmak, kalbinde hastalık bulunan kimseyi umutlandırma riski taşıyor.
Kur’ân’a göre gerektiğinde kadın yabancılarla elbet konuşacak. Fakat şu ölçülerle Kur’ân diyor ki: “Kulne kavlen ma’rûf┠yani, “iyi, düzgün, doğru, ciddî, ağırbaşlı, vakûr, edâsız, cilvesiz, itaatsiz, art niyetsiz, Allah nasıl bir ses verdiyse o sesi düzgünce çıkararak konuşun.”
Ölçümüz bu. Bu vahiy ölçüsünü müziğe de uygulayac ağız. Yani müzik yapan kadın da müziğinde “düzgün, doğru, ciddî, ağırbaşlı, vakûr, edâsız, itaatsiz, cilvesiz, câzibesiz, art niyetsiz sözler” söylemeli ve düzgün haller ve davranışlar göstermelidir. Müziğinde yabancı erkekleri n kötü arzûlarına boyun eğen, onların kötü hevesleri ne itaat eden, onlara işve ve cilve yapan bir ses, söz, müzik ve ses tonu kullanmam alıdır.
Bu ölçülere dikkat eden kadın müzik yapabilec eği ve müzik âleti kullanabi leceği gibi, böyle kadının müziği radyoda yayınlanabilir ve dinlenebi lir.
2- Nâfi anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer, bir çalgı sesi işitmişti ki, derhal kulaklarını parmaklarıyla tıkayarak yoldan uzaklaştı.” Bana:
“Ey Nâfi, kulağına hâlâ ses geliyor mu?” diye sordu.
“Hayır” dedim.
Bunun üzerine parmaklarını kulaklarından çıkardı ve ilave etti:
“Bir defasında Hz. Peygamber (asm) ile beraberdi m. Böyle bir ses işitti ve aynen benim davrandığım şekilde davrandı.”20
3- Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (asm) bir gün:
“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:
“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:
“1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse, 2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman, 3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. 4- Kişinin karısının kötü emirlerin e itaat ettiği zaman, 5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman, 6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman. 7- Arkadaşın kötü emirlerin e itaat arttığı zaman, 8- Mescitler de (rızay-ı İlâhî gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.) 9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman; 10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman; 11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman, 12- İpek (haram bilinmeyi p erkekler tarafından) giyildiği zaman; 13- (Sanat, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlard a ve hatta televizyo n ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar arttığı zaman; 14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman, 15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahaneler le) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.”21
4- İmran bin Husayn (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki:
“Bu ümmete yere batma, kılık değiştirme ve taşlanma âfetleri gelecekti r.”
Ashaptan birisi:
“Bu ne zaman olacak yâ Resûlallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (asm):
“Şarkıcı kadınlar yaygınlaştığı, çalgı âletleri türediği ve şaraplar sıkça içildiği zaman” buyurdu.2 2
Bu hadislerd en; kıyamete yakın insanların şarkıyı, türküyü ve her türlü müziği bir metâ sayacakla rı, büyük bir değer verecekle ri, fitne ortamı olup olmamasına bakmaksızın kadını allayıp pullayara k ortaya sürecekleri, çalıp söyleterek, açıp saçarak kadın ile eğlence düzenlemenin mubah sayılacağı ve haramı helâl sayarcasına bu anlayışın yaygınlaşacağı anlaşılmaktadır. Burada sakındırılan, yalın müzik ve yalın kadın sesi değil; burada sakındırılan, kadın sesi ile müziği fitne için âlet etmek ve bunu kasıtlı olarak—çağın gerekleri diye—yaygınlaştırmaktır.
Kezâ bu hadislerd en; İslâm ahlâk ve terbiyesi olmadığında veya inkâr edildiğinde kadın sesi ile müziğin şerre ve fitneye en kolay âlet edilen unsurlard an olduğu uyarısını çıkarmak mümkündür.
Bedîüzzaman’ın “İslâm’ın münevver meyvesi”23, “Hüccetü’l-İslâm”24, “Muhakkikîn-i Asfiyâ, sıddîkîn ve evliyâ”25 diye nitelediği, “verâset-i nübüvvet denilen velâyet-i kübrâda” bulunduğunu ve “makam-ı rızâya” yetiştiğini bildirdiği26 İmam-ı Gazâlî Hazretler i, İhyâ’sında mûsikîye uzunca bir bölüm ayırmış ve semâ ile mûsikîyi uzun uzadıya incelemiştir. Mûsikînin bazen mubah, bazen mendup, bazen de haram olabileceğini bildiren İmam-ı Gazâlî, Allah’ı zikretmey e teşvik eden ve rûha yüksek duygular veren müziğin mendup; bayram, evlenme, doğum, sevinç ve neşe günlerinde müzik dinlemeni n mubah olduğunu27 bildirdik ten sonra, beş ârıza bulunması halinde müziğin haram olduğunu beyan ediyor.
İmam-ı Gazâlî’ye göre müziği haram kılan ârızalar şunlardır:
1- Dinletend eki ârıza.
2- Müzik âletindeki ârıza.
3- Ses ayarındaki ârıza.
4- Dinleyici nin kendisind eki ârıza.
5- Dinleyici şahsın âvâmdan olma ârızası.
İmam-ı Gazâlî’ye göre müziği haram kılan ârızaların birincisi: Dinletend eki ârıza: Kendisine bakılması helâl olmayacak şekilde giyinen ve görünen bir kadının, fitneye dâvet eden bir ses ve sözle müzik yapması haramdır. Fitne tehlikesi olan parlak bir genç de bu hükümdedir. Bunların müziğinin haram olması müzikten değil, kendileri nin ve seslerini n fitne unsuru olduğundandır. Hattâ konuşan bir kadının sesinde ve konuşmasında fitne uyandırma tehlikesi varsa, onunla konuşmak ve hattâ Kur’ân-ı Kerîm bile olsa ondan dinlemek câiz olmaz. Yakışıklı genç de aynı hükümdedir.28
Fakat, fitne yaymayan, sesinde eğilip bükülerek, kırılıp dökülerek cinselliği ön plana çıkarmayan kadın sesi haram değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) hiç mecburiye ti olmadığı halde Hazret-i Âişe validemiz e (ra) “Nasıl, seyretmek istiyor musun?” diye sormuş, kendisi de yaslanmış olarak genç kızların müziklerini dinlemiştir.29
Müziği haram kılan ârızaların ikincisi: Müzik âletindeki ârıza: İçki âlemlerinde insanı içki tüketimi için kışkırtacak ve fitneyi tetikleye cek biçimde kullanılan çalgılar haramdır.
Müziği haram kılan ârızaların üçüncüsü: Sesteki ârıza: Kötü, çirkin, ahlâk dışı, fâhiş ve hicvedici sözleri bulunan, dedikodu ve iftira içeren, toplum barışını bozan, fitne yayan, Allah’a, Resûlüne (asm) ve ashabına karşı yalan cümleler içeren müzik parçasını söylemek de, yayınlamak da, dinlemek de haramdır. Yaşayan belli bir kadını anlatan söz ve şiirleri dinlemek haramdır. Çünkü erkekler arasında bir kadını anlatmak da, yermek de câiz değildir. Belirli bir kadının yüz, göz, kaş, yanak, saç, kıyafet ve diğer vasıflarını başkaları yanında övmek veya yermek câiz değildir. Eğer şarkıda genelleme söz konusu ise, yani şarkı sözü belirli bir kadını değil de, genel ve meçhul bir sevgiliyi anlatıyorsa; dinleyici nin kendi helâli olan eşini düşünmesi şartıyla dinlemesi câiz olur. Böyle şarkılarla helâli olmayan bir kadını düşünmekle ise kişi günahkâr olur.
İstiâre yoluyla şarkı sözlerini meşrû düşüncelere çekebilen kimseleri n şarkı dinlemele ri de câizdir. Meselâ, yanaklard an aşağı dökülen siyah kâküllerden günah karanlığını, parlak yanaklard an îmân nûrunu, kavuşmayı anmaktan Allah’a kavuşmayı, firak ve ayrılıktan Allah’tan uzak kalmayı, sevgiliye kavuşma engelleri nden Allah’a kavuşmaya engel olan dünya meşgalelerini anlamak mümkündür. Şarkı sözlerini kalben böyle yüksek mânâlara çekmek, dinlenen şarkıyı mubah kılmaya yeterlidi r.
İnsan, dinlediğinden çok anladığından ve algıladığından sorumludu r. Bir gün şeyhin birisi çarşıda gezerken bir satıcının, “Bir dirheme on salatalık!” diye bağırdığını duyunca vecde geldi, titredi ve bayıldı. Ayıldığı zaman, neden bayıldın diye soranlara: “Bir gıda maddesi ve bir rızk külçesi iken on tane salatalık bir dirheme satılıyor. Ya hiçbir işe yaramayan kötü insanın değeri kaç paradır?” diye inledi.
Müziği haram kılan ârızaların dördüncüsü: İmam-ı Gazâlî’ye göre dördüncü ârıza kişinin kendisind edir. Bir kişinin müziği şehevî arzûları için tahrik aracı kılması haramdır. Müziğin sözleri ile haram sevmeye heveslenm ek haramdır. Müziği kendi nefsânî heves ve arzûları çerçevesinde yorumlama k haramdır. Meselâ, kâkül, gül yanak, ayrılık, kavuşma kelimeler ini duyduğu zaman şehveti ve şeytânî duyguları tahrik olan birisi müzik dinlememe lidir.
İnsan gönlünde şeytanın ordusunda n sayılan şehvet ile, Allah’ın askeri sayılan akıl nûru arasında sürekli bir mücâdele vardır. Müzik bu mücâdelede şehveti tahrik edici değil; akıl nûruna kuvvet verici olmalıdır. Bu iki ordudan birisi kalbi fetheder ve kuşatırsa zaferi elde etmiş olur ve mücâdele biter. Şeytanın müzikle kalbe girip kalbin mânevî neşesini bozmasına izin vermemeli dir.
Zamanımızda kalpleri şeytanlar kuşattı. Şarkılar ve müzik parçaları ekseriya şeytanî hevesleri tahrik amacıyla çalınır ve söylenir oldu. Gönül kendisini bir müzik parçasına kaptırmaya görsün; müziğin sazıyla ve sözüyle kendinden geçip, neredeyse kul ve insan olduğunu unutur hale geldi. Öyle ki, nice müzik parçaları ile kendi insanlığını unutan ve kendinden geçen nice gençler, elde jiletle başta kendileri olmak üzere etraflarına zarar verir oldular. İşte böyle müzikten çabuk etkilenen, mânevî terbiye almamış, kendi kimliğini İslâm ahlâkı ile yoğurmamış kişiler müzik dinlememe li. Çünkü bu kişiler müzikten zarar göreceklerdir.
Müziği haram kılan ârızaların beşincisi: Müzik dinleyici sinin âvâmdan olması da bir handikaptır. İşi gücü bırakıp müzik parçaları ile oyalanmak ahmaklıktan ve akılsızlıktan başka bir şey değildir. Boş vakitleri öldürüp, oyuna ve eğlenceye dalmak cinâyettir. Nasıl küçük günahlar ısrar ve devamla büyür ve büyük günaha dönüşürse, mubahlar da ısrar ve devamla küçük günaha dönüşürler. Mubahları devamlı olarak takip etmek kişiye bir kemâl ve feyiz vermediği gibi, kişinin elde bulunan mâneviyâtından ve feyzinden de bir miktar alır gider.
Nitekim satranç ta böyledir. Parasız veya karşılıksız oynamak şartıyla satranç mubahtır. Fakat satranç oynamaya düşkün olmak ve bunun için faydalı işlere gevşeklik vermek doğru değildir. En azından mekruhtur .
Netice olarak; İmam-ı Gazâlî’ye göre kalbin sıkıntısını yatıştırıp kalbi dünyanın fânî işlerinden soğutarak ibâdetlerine daha bir dikkatle sarılmak amacıyla belirli bir ölçü ile müzik dinlemek mubahtır. Din ve dünyasında daha bir istekle çalışabilmesi için müzik dinlemeyi hoş görmek, yanak üzerindeki ben’in güzelliği gibidir. Eğer o ben, bütün yüzü kaplarsa yüzü çirkinleştirir. Çokluk sebebiyle güzellik çirkinliğe döner. Her güzelliğin çoğu güzellik olamayacağı gibi, her mubahın çoğu da mubahlıkta kalmaz. Meselâ ekmek mubahtır. Fakat çok yemek haramdır. İşte normal şekilde müziğin mubah oluşu, fakat çoğunun haram oluşu bunun gibidir.
Başka örnekler vermek gerekirse; bal helâldir. Fakat mizacı hararetli ve asabî olanlara zarar verdiği için tıbben bu gibilere haramdır. Şarap haramdır. Fakat boğazında lokma tıkanan birisi, su ve benzeri bir şey bulamaz ise lokmayı yutmak için bu kişiye bu esnada şarap helâl olur. Burada ihtiyaç ve zarûret sebebiyle mubah olmuştur. Bunlar ârızî hükümlerdir. Bunlara bakılmaz. Yine meselâ, alışveriş helâldir. Fakat Cuma ezanı vaktinde yapılırsa haramdır. İşte bunun gibi, müzik de, ölçülü, mânâlı ve âhenkli bir ses olması bakımından aslında mubahtır. Haram olması, aslından uzak, fakat aslı ile birleştirilen bir ârıza sebebiyle dir.
İmam-ı Gazâlî ilâve ediyor: Eğer müzik boş iş denirse deriz ki: İçinde haram olmamak şartıyla boş iş ve eğlenceden dolayı Allah’ın kullarını sorguya çekmeyeceğini şu âyet bildiriyo r: “Allah sizleri yeminleri nizdeki lağvden (boşluk ve yanılgıdan) dolayı mesul tutmaz.”30
Allah adına kasıtsız olarak yemin edip sonra yemininde n dönen kimse bundan sorguya çekilmeyecek ise eğer, abartılı olmamak ve harama âlet etmemek şartıyla, şiir ve şarkı söyleyip eğlenen kimse bundan dolayı neden sorguya çekilsin? Müziğin bâtıla benzemesi de haram sayılması için yeterli olmaz. Çünkü bâtıl demek, faydasız şey demektir. Yukarıda da söylediğimiz gibi, her faydasız şey haram değildir.31
İmam-ı Gazâlî’ye göre bu ârızalar olmadığında kişinin kadın olsun, erkek olsun müzik yapması veya yapılan müziği dinlemesi haram değildir.
İmam-ı Gazâlî, müziğin haram olduğunu söyleyenlerin ileri sürdükleri delillere de cevaplar veriyor. Bunlara özetle temas etmekte fayda var:
1- Müziği haram sayanlar genellikl e şu âyete dayanıyorlar: Kur’ân, “İnsanlardan bazıları efsane ve boş sözleri satarlar”32 buyuruyor . İbn-i Mesud, Hasan-ı Basrî ve Nehâî (ra) âyette geçen “boş söz”ün müzikli söz olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz de (asm), “Allah Teâlâ kayneyi, satmasını, parasını ve öğretmesini haram kıldı” buyurmuştur. Kayne içki meclisind e erkeklere şarkı söyleyen kadın demektir.
İmam-ı Gazâlî diyor ki: Bizim buna itirazımız yoktur. Biz zaten yabancı bir kadının fitne ortamında, kendileri nden emin olunmayan fâsıklara şarkı söylemesinin haram olduğunu söylemiştik. Hadiste geçen “Kayne”nin mânâsında fitne vardır. Fakat bundan, bir kadının fitne korkusu olmayan hallerde ve ortamlard a başkaları duysun duymasın, şarkı söylemesinin haram olduğu mânâsı anlaşılmaz.
Kezâ, âyette buyrulduğu gibi, boş sözler ve düzme yalanlarl a dînini satarak insanları yoldan çıkarmağa çalışmak haramdır. Buna da diyeceğimiz yoktur. Fakat her şarkı sözü dinini satmak ve insanları azdırıp sapıtmak mânâsını taşımıyor. Âyetin muradı insanları sapıtmaya karşı uyarmaktır. Tamam; insanları sapıtmak maksadıyla Kur’ân okunsa da haramdır.
Adamın birisi imam olmuş ve imamlığında sürekli Abese Sûresini okuyormuş. Çünkü bu sûrede Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’i (asm) azarlıyor. Hazret-i Ömer (ra) adamın gâyesinin fitne çıkarmak olduğunu anlayınca, adamın Abese Sûresini okumasını haram sayarak adamı imamlıktan azlediyor . Kur’ân ile sapıtmak haram olursa, şarkı ile sapıtmak ve fitne çıkarmak da elbet haram olur.
2- Müziği haram sayanlar, “Şu Kur’ân’a karşı mı alay ederek gülersiniz ve ağlamazsınız da, onun duyulmama sı için şarkı söylersiniz!”33 âyetini de delil sayıyorlar.
Biz de deriz ki: Kur’ân’ı dinletmem ek için gülmek de, ağlamak da haramdır. Âyet bunları kastediyo r. Şüphesiz Müslümanlıkla alay eden şarkı ve türküler de haramdır. Nitekim, “Şâirlere ancak azgınlar uyar”34 âyetinde şâirlerle kastedile n kâfir şâirlerdir. Bu, şiirin kendisini n haram olduğunu değil, şiiri küfürde kullanmanın haram olduğunu gösterir.
3- Müziği haram sayanlar Peygamber Efendimiz’in (asm), “İlk ağlayan ve ilk sözü müzikle söyleyen şeytandır” hadisini de delil sayarlar. Oysa bu hadiste ölü üzerine ağlamak ve ağıt yapmak kastedilm iştir. Şüphesiz Dâvûd Aleyhisse lâm’ın ve günahkârların hatâları için ağlamaları haram olmadığı gibi; mubah şekilde şevki ve neşeyi artıran müzik de haram değildir. Nitekim Hazret-i Âişe’nin (ra) evindeki genç kızların yaptıkları iş müzikle söz söylemekti. Peygamber Efendimiz (asm) Medîne’ye teşrif buyurdukl arında da Medîneli kadınlar müzikli şiir okumuşlardı.
4-Yine Peygamber Efendimiz’in (asm); “Müzik söyleyerek sesini yükselten kimseye Allah Teâlâ iki şeytan musallat eder. Bu şeytanlar o kimsenin omuzları arasında dururlar ve müziği bitirince ye kadar göğsünü tekmelerl er” hadisini müziğin haram sayılmasına delil sayarlar.
Oysa Peygamber Efendimiz (asm) bu hadisinde şehveti ve haram sevmeyi tahrik eden müziği söyleyenleri kastetmiştir. Fakat Allah sevgisini, bayram coşkusunu, evlilik sevincini, çocuk doğması neşesini ve bunun gibi mubah sevinçleri konu alan müzik bunların dışında kalır.
5- Nâfî diyor ki: Ben Abdullah bin Ömer (ra) ile yolda giderken, Abdullah bin Ömer (ra) bir çobanın kaval sesini duydu ve elleri ile kulaklarını tıkayarak yoldan saptı. Bana:
“Ey Nâfî! Hâlâ kaval sesi duyuluyor mu?” diye sordu. Ben:
“Artık duyulmuyo r” dediğim zaman kulaklarını açtı ve dedi ki:
“Peygamber Efendimiz’in (asm) de böyle yaptığını gördüm.”
Müziği haram sayanlar bu rivâyeti de delil sayarlar. Oysa eğer kaval dinlemek gerçekten haram olsaydı, Abdullah bin Ömer’in (ra) Nâfî’ye de aynı şeyi emretmesi gerekirdi . Halbuki Nâfî’ye bir şey söylemedi. Kendisini n kulaklarını tıkaması ise o an için çalgı sesinin kendisine olumsuz etki yapmasından korkmasından olabilir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz de (asm) böyle davranmış; fakat yanında bulunan İbn-i Ömer’i (ra) bundan alı koymamıştır. Bu da onun haram olduğunu değil; sadece onu dinlemekt en sakınmanın daha evlâ olduğunu gösterir.
Bundan biz, Peygamber Efendimiz’in (asm) o sırada mânevî müşâhedesini kaval sesi ile bozmak istemediğini anlıyoruz. Çalgı sesinin haram olduğunu değil. Nitekim namazı kıldıran Peygamber Efendimiz (asm) namazda kendisini meşgul ettiği için Ebû Cehm’in işlemeli cübbesini çıkarıp iâde etti. Bundan, işlemeli elbise giymenin haram olduğu anlaşılmaz. Sadece, kalbi olumsuz etkileyen mubahları terk etmenin evlâ olduğu anlaşılır. Zaten biz de kalbi olumsuz etkileyen mubahların bir çoklarını terk etmenin daha evlâ olduğunu söylemekteyiz.35
Müzikle ilgili olarak buraya kadar aldığımız tüm rivâyetleri ve İmam-ı Gazâlî dahil tüm âlimlerin içtihatlarını özetleyecek boyutta bir ölçüyü Bedîüzzaman Saîd Nursî hazretler inde buluyoruz . Müziğin haram olup olmama durumunu, hangi şartlarla haram, hangi şartlarla mubah olduğunu Bedîüzzaman, her an şehit olma ile yüz yüze bulunduğu Pasinler savaş cephesind e at sırtında yazdığı İşârâtü’l-İ’câzda özetleyivermiş.
Üstad Bedîüzzaman orada der ki: “Kulaktaki zar nûr-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinâttan gelen mânevî nidâları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatl arı fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde, rüzgârların terennümatını, bulutların na’ralarını, denizleri n dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her nev’den Rabbanî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahî bir musikî dairesidi r. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbanî aşkları intıba’ ettirmekl e kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetler e, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, manevî yüksek savtlarda n mahrum kalır. Ve o lezzetler i îras eden avazlar, matem seslerine inkılab eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikl er, mâlikin ademiyle nihayetsi z vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur. Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.”36
Bedîüzzaman’ın müzikle ilgili görüşlerini açmak gerekirse: 1- Ulvî hüzünleri ve Rabbanî aşkları canlandıran müzik menduptur, helâldir, dinlenir. 2- Yetîmâne hüzünleri ve nefsanî şehevatı tahrik eden müzik haramdır, dinlenmez . 3- Şeriatın tayin etmediği kısım ise, dinleyeni n ruhuna ve vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.37 Eğer dinleyend e yetîmâne hüzünler veya şehevî hisler uyandırıyorsa, haramdır. Eğer dinleyend e yetîmâne hüzünler veya şehevî hisler uyandırmıyor; bilâkis, dinleyen kulağına gelen müziği ulvî biçimde –İmam-ı Gazâlî’nin de işâret ettiği şekilde istiârelerle- yorumlaya biliyorsa helâldir ve mubahtır.
Kadının şarkı, türkü, ilâhî vb. gibi musîkî icra etmesi meselesin de, âyette geçen “edâlı ve cilveli söz söylemekten sakınma” şartını esas almak zorundayız. Cilveli ve câzibeli olarak türkü, şarkı ve sâir musîkî parçalarını okuyan bir kadın sesi işittiğimizde, “kalbinde fesat bulunan kimse kötü şeyler ümit eder” âyetini kendimize rehber yapmalı; fesat, bozukluk, meyil ve sâir kalbî hastalıkların ağına kapılıp kötü şeyler ümit etmekten kalbimizi ve nefsimizi sakındırma çabası içinde olmayı ihmal etmemeliy iz. Bu kalbî ve hâlisâne çaba, kulağımıza çarpan gayr-i meşrû seslerin günahından bizi muâf kılmaya inşallah yeterli olur.
Bir kadının sunuculuk yapmasında da aynı ölçüler söz konusudur . Mesele, kadının tahrik ihtiva eder şekilde konuşmaması, erkeğin de hasta kalbini haram meyillerd en koruma çabası göstermesidir. Kadın tahrik ihtiva eder biçimde konuşmaz, erkek de kalbinin meyilleri ne kapılmaz ve kötü şeyler ümit etmez ise iki taraf da harama girmemiş olurlar. Nitekim yine Kur’ân’ı dinlediğimizde salt konuşmanın mubah olduğunu anlıyoruz. Hazret-i Mûsâ’nın, Hazret-i Şuayb’in kızları ile konuştuğunu38 ve Sebe’ Melikesi Belkıs’ın Hazret-i Süleyman ile ve kendi halkı ile konuştuğunu bize bildiren3 9; fakat kadını çekici olmaktan ve çekici konuşmaktan sakındıran Kur’ân, böylece bize mubahlık ve haramlık sınırını da çizmiş oluyor. Bu sınırı musikîde olsun, radyodaki bir kadın sunucuyu dinlerken olsun veya toplum hayatının şurasında burasında kadın erkek ilişkilerinde olsun korumak dînî yaşayışımızın güzelliklerindendir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Müziğe, kayıtsız şartsız “haram” veya kayıtsız şartsız “helâl” demek mümkün değildir. Sahabe-i Kiramdan Ebu’d-Derda Hazretler inin, “Hak şeylerin talebinde daha şevkli, daha gayretli olabilmek için kalbimi hak olmayan şeyle dinlendir iyorum”40 sözüyle ifâde ettiği ve nihâyet Bedîüzzaman Hazretler inin müzik dinleme ölçüsü olabilece k biçimde, “Beşer hakikate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı.”41 Sözüyle ifade ettiği ölçüyle önemli ve faydalı işlerimizi aksatmama k ve gevşetmemek, bilâkis kalbimizi dinlendir erek faydalı iş ve ibâdetlerimize ivme kazandırmak amacıyla meşrû müziği dinlemekt e bir sakınca yoktur.
Söylenmesi, yayınlaması ve dinlenmes i mubah olan müzik parçasında aşağıdaki özellikler bulunmalıdır:
1- Müziğin sözleri ve klibi yetîmâne hüzünleri işlememelidir.
2- Müziğin sözleri ve klibi şehveti ve nefsânî arzûları tahrik edici olmamalıdır.
3- Müziğin sözleri ve klibi kötülüğü teşvik edici olmamalıdır.
4- Müziğin sözleri ve klibi İslâm’ın haram kıldığı bir şeyi övücü olmamalıdır.
5- Müziğin sözleri gıybet, iftira, dedikodu… vb gibi başkası hakkında hoş olmayan, başkasını hicveden ve kötüleyen sözler ihtiva etmemelid ir.
6- Müziğin sözleri ve klibi kin, intikam, düşmanlık, haset, kıskançlık, adâvet ve nifak tohumları ekmemelid ir.
7- Müziğin sözleri yaşayan bir kadını veya erkeği fitneye sürükleyici ölçüde teşhir ihtiva etmemelid ir. Meselâ yaşayan bir kadının saçlarını, gözlerini, kaşlarını… vs güzelliklerini nâmahreme karşı teşhir edici olmamalıdır.
8- Şarkıyı ve türküyü okuyan kimse, müziğinde sesini yumuşatarak, edâ ve cilve yaparak, karşı cinsin kötü arzûlarına itaat edeceğini çağrıştıran bir müzikal, müzik sözü ve ses tonu kullanmak tan kaçınmalıdır.
9- Şarkının sözleri mubah, söyleyiş tarzı mubah, klibi mubah, söylenme veya dinlenme ortamı mubah olmalıdır.
Dipnotlar:
1- Meryem Sûresi, 19/64
2- En’am Sûresi, 6/119
3- Hakim, Ebû’d-Derdâ’dan rivâyetle
4- Dârekutnî, Sa’lebe’den tahriçle.
5- Kütüb-ü Sitte, 6/52
6- Nûr Âleminin Bir Anahtarı, s. 21; Emirdağ Lâhikası, s. 307
7- Emirdağ Lâhikası, s. 307
8- Buharî, II, 3; Müslim, II, 605; Nesaî, III, 59
9- Beyhâkî, Delâilü’n-Nübüvve.
10- İbn-i Mâce, Nikâh, 1897
11- İbn-i Mâce, Nikâh, 1900
12- Kütüb-ü Sitte, 11/218
13- İbn Mace Nikâh, 1899
14- Buhârî, Edeb 90, 95, 111, 116; Müslim, Fezâil 70, (2323)
15- Nesâî, C.6, S.537
16- Tirmizî, Cennet 23, 4/336, (2689)
17- Ç. M. Fetvâlar, 4/91
18- İbn-i Mâce, Nikâh, 5/318; Kütüb-ü Sitte, 6/51
19- Ahzab Sûresi, 33/32
20- Kütüb-ü Sitte, 11/220
21- Kütüb-ü Sitte, 14/340; Tirmizî, Fiten 31, (2307);
22- Tirmizî, Fitne, 2309;
23- Sözler, Y.A.N., 2004, s.380;
24- Sözler, Y.A.N., 2004, s. 885; Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 109;
25- Sözler, Y.A.N., 2004, s. 1123; Mektûbât, Y.A.N., 2004, s. 758, 770;
26- Mektûbât, Y.A.N., 2004, s. 471;
27- İhya, 2/695
28- İhya, 2/700
29- İhya, 2/695
30- Bakara Sûresi, 225
31- İhya, 2/702-704
32- Lokman Sûresi, 6
33- Necm Sûresi: 59
34- Şuarâ Sûresi: 224
35- İhyâ-i Ulûmiddîn’den özetle, 2/705-711
36- İşârâtü’l-İ’câz, s. 71, 72
37- İşârâtü’l-İ’câz, s. 72
38- Kasas Sûresi, 28/25
39- Neml Sûresi,27/29-44
40- Kütüb-ü Sitte, 11/221
41- Emirdağ Lâhikası,




« Son Düzenleme: Ağustos 16, 2017, 06:48:32 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #8 : Ekim 11, 2018, 02:57:37 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


TIP MATEMATİK VE MÜZİK


TIP VE MÜZİK

ESRA MELTEM KOÇ

İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ

https://www.researchgate.net/publication/297717586_Ruhun_ve_Bedenin_Gidasi_Gecmisten_Gunumuze_Muzik_ve_Tip

Esra Meltem Koç         1
Duygu Ayhan Başer     2
Rabia Kahveci              2
Adem Özkara               2
1  Ankara Mamak Toplum Sağlığı
Merkezi
Aile Hekimliği Uzmanı,
Ankara
2  Ankara Numune Eğitim ve
Araştırma Hastanesi
Aile Hekimliği Kliniği
Ankara

Ruhun ve Bedenin Gıdası
Geçmişten Günümüze
Müzik ve Tıp
Sanat ve tıp ilişkisi ve sanatın önemli bir kolu olan müziğin insan
hayatındaki önemi yadsınamaz. Müzik sadece bir sanat değil, aynı
zamanda insan hayatının her döneminde önemli yeri olan bir kavramdır;
zihinde ve vücutta olumlu etkileri vardır. Günümüze kadar birçok
medeniyet kendi sosyal ve kültürel düzeyine göre müziğin sağlık üzerine
olan etkisini keşfetmiş; müzik, ritm ve dansı pek çok konuda
kullanmışlardır. Bu makale ile tarihsel pencerede n müzik ve tıbbın
ilişkisini değerlendireceğiz.
Anahtar Kelimeler : Müzik, Terapi, Tarih

Ses :  aralarında uyum bulunan titreşimler
olarak tanımlanmaktadır ve pek çok canlı tarafından
iletişim için kullanılmaktadır. Daha geniş anlamda
bir ritm, tempo ve ahengi çağrıştıran canlı veya
cansız sistemler in çıkardığı seslere kâinatın veya
tabiatın musikisi denilebil ir (rüzgâr sesi, akan su
veya kıyıya vuran dalganın sesi, kuş cıvıltıları vs).3
Bu bakış açısıyla müzik insanın yaratılmasıyla
birlikte hep var olan ve yaşamın her döngüsünde
ona eşlik eden hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır.
Başka bir deyiş ile de müzik, birtakım duygu ve
düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu
seslerle anlatma sanatıdır (1,2).
Yapılan çalışmalar çocukların melodik
ritimleri algılama ve hatırlama, bir bestedeki
yükselen ve alçalan ses tonlarını fark etme ve
tempo değişikliklerini algılamada özel bir
yetenekle ri olduğunu göstermektedir (2,3). İnsan ve
hayvanlar la yapılan bu tür bilimsel çalışmalarla
müziğin canlı organizma lar üzerindeki fiziksel ve
psikoloji k etkileri incelenme ktedir. Yapılan
çalışmalar yoğun bakım hastalarında müzik
tedavisin in hastalard a ağrı şiddetini ve
anksiyete lerini azalttığını, gevşemeyi sağladığı
gözlenmiştir. Arya ve arkadaşlarının primigrav id
sağlıklı hamileler ile yaptığı bir randomize
kontrollü çalışmada antenatal dönemde müziğe
maruz kalan yenidoğanların davranışlarının önemli
derecede ve olumlu etkilendiği belirlenm iştir (4,5).
Son yıllarda geliştirilen fonksiyon el
manyetik rezonans (MR) görüntüleme ve Pozitron
Emisyon Tomografi si (PET) görüntüleri müziğin
beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerin in
daha yakından izlenmesi nin yolunu açmış ve
“nöromüzik” teriminin tıp literatürüne girmesine
neden olmuştur (4). Müziğin ruh ve beden
üzerindeki tedavi edici özelliğinin hipotalam ik
pituatuar adrenal aksta yaptığı modülasyon sonucu
serum dehidroep iandroste ron, epinefrin,
interleuk in–6 ve kortizol gibi diğer stres hormon
konsantra syonlarındaki belirgin azalmalar la ilişkili
olabileceği düşünülmektedir. Müziğin rahatlatıcı
bazı özellikleri inflamatu ar markerlar da azalma ve
bağışıklık sistemini n doğal öldürücü hücrelerin
aktivasyo nlarının geliştirilmesi gibi biyokimya sal
ölçülebilir stres azaltıcı etkileri ortaya çıkmaktadır
(6,7). İnsanlık tarihinin her döneminde yer alan
müziğin insan sağlığı üzerine çok olumlu etkilerin in
gözlenmesi tarih boyunca müzik ile tedavinin her
toplumda yaygın olarak kullanılmasına neden
olmuştur. Müziğin tedavi amacıyla kullanıldığı en
eski medeniyet lerin başında Sümerler, Babiller,
Asurlar, Şamanlar, Çinliler, Eski Mısır ve
Yunanlılar gelmekted ir. Milattan sonra sahne alan
Endülüs, Emevi, Selçuklu ve Osmanlı dönemi
İslam coğrafyası şifahanelerinde müzik farklı ruhsal
ve bedensel rahatsızlıkların tedavisin de yaygın
olarak kullanılmaktaydı (8,9).

Aslı Yunanca olan müzik kelimesi
“musica” sözcüğünden gelmekted ir. Birçok
araştırmacıya göre Musica’nın etimoloji si muse-şifa
dağıtan peri veya melek anlamına gelmekted ir.
Türkçede müzik yerine musiki kelimesi de
kullanılmaktadır. Eski Yunanlılara göre her türlü
erdemin kökeni olan müzik ruhun arındırılması ve
eğitilmesinde önemli bir rol almaktadır. “Paignio”
bu dönemde hastalıklardan ve dertlerde n
kurtulmayı sağlayan neşe ve sevinç içeren şarkılara
verilen isimdir. Apollon’un oğlu, eski Yunan
müzisyeni Orpheus’un lir adı verilen bir çalgı
çaldığı bilinmekt edir. İnanışa göre lir insanların
sıkıntılarını, dertlerin i gideren bir çalgıdır. Tıbbın
babası sayılan Hippocrat es’ in de 2400 yıl önce,
hastaları ilahiler eşliğinde tapınağa götürdüğü
bilinir. Xenokrate s, Hipocrate, Asclepiad e, Colinos
Areteus, Cacleius, Theofrast e, tıbbi tedaviden fayda
görmeyen hastalard a müzik tedavisin i kullanmıştır
(8-12). M.Ö. 9. yüzyılda yaşayan Yunan şairi
Homeros yazmış olduğu Odyssiea adlı eserinde,
müziğin kanamaya karşı iyi geldiğini iddia etmiştir.
Ayrıca ameliyatl arında müziği kullanara k, etkili
olduğunu göstermiştir. M.Ö. 585–500 yıllarında,
yaşayan filozof ve matematikçi Pythagora s,
umutsuzluğa düşen ve çabuk öfkelenen hastaları
tedavi edebilmek için çeşitli yollar araştırmıştır.
Bunun için farklı melodiler ile tedavi fikrini öne
sürmüştür. Aesculape ise sağırlığın tedavisi için
trampet kullanmıştır. Yunanlıların büyük
filozofla rından olan Sokrates’in öğrencisi Platon’
da (Eflatun) M.Ö. 400 yıllarında ahenk ve ritimle
müziğin ruhun derinlikl erine etki ederek kişiye
hoşgörü ve rahatlık sağladığından bahsetmek tedir
(8,10,11).
Xenokrate s, akıl hastalarını at
kemikleri nden veya içi boşaltılmış bir çeşit bitki
sapından yapılmış aletlerle musiki çalarak tedavi
ediyordu. M.S. 5. yüzyılda Afrikalı bir hekim olan
Caeleius Aurelianu s, kronik hastaları tedavi etmek
için obua çalmayı öneriyor ve özellikle bazı
psikiyatr ik hastalıklarda müziğin etkili olduğunu
savunuyor du. Celsus ve Areteus, Roma’da müziğin
ruhu rahatlatıp yatıştırdığını ve ruh hastalarını
tedavi etmede faydalı olduğunu belirtmiştir. Eski
Roma’da müziğin sara, histeri, böcek sokmaları,
mikrobik hastalıklar, konuşmama ve ağrılar için
kullanıldığı bazı kaynaklar da yazılı olarak
belirtilm iştir. Özellikle histeri hastalarının flüt ile
tedavi edildiğine dair yazılı kaynaklar
bulunmakt adır. Roma hekimleri nden
Asclepiad es’in psikiyatr ik hastalıkların tedavisin de
müzik terapisin i kullandığı da bilinmekt edir (Karizmatik.
Eski Mısır’da hastalara tedavi öncesinde
müzik dinletili r, böylece hastaların tedavi öncesinde
büyük bir güç kazandıkları düşünülürdü. Ayrıca
doğum sırasında da müziği kullandıkları
 
 
 
 
 
bilinmekt edir. Meşhur Çin filozofu Konfüçyus
“müzik ile insanlar arası ilişkilerin düzeldiğini,
gözlerin parladığını, kulakların keskinleştiğini,
kanın hareketi ve dolanımının sakinleştiğini” ifade
ederek müziğin insan vücudu üzerindeki etkilerin e
dikkati çekmiştir. Çin toplumund a gür ses veren
“Lo” isimli gong kötü cinleri ve ruhları hastanın
yanından uzaklaştırdığı inancı ile hastalara iyi
olmaları için çalınırdı (8,10).
Türklerde müzik kültürü, Türk tarihi kadar
eskiye dayanmakt adır. Yaklaşık 6000 yıldan daha
uzun süreye dayanan bir geçmişten söz
edilmekte dir. Türk tarihinde Altay Türk kültürü
M.Ö. 3000’li yıllardan başlayarak Türk müzik
kültürünün temelleri ni oluşturmuştur ve göçler
sayesinde kültür dört bir yana yayılmıştır. Türkler
üflemeli, vurmalı, telli çeşitli müzik enstrümanları
kullanmışlardır.12 Bunlardan kopuz veya saz Orta
Asya döneminde iyi ruhları çağırıp kötü ruhları
uzaklaştırdığına inanılan, tedavi edici kabul edilen
bir çalgıdır. Davullar hasta tedavisin de ve dini
törenlerde özellikle ölüler, ruhlar, cinler ve perilerle
irtibat kurarak hastaları tedavi ettiğine inanılan
“şamanlar (trans ustaları)” tarafından kullanılmıştır
(12,13). Altay, Kırgız, Kaşgar Türklerinde, dansı
ve müziği hastalıkların tedavisin de kullanan
“Baskı” ve “Kam” adı verilen hekimler vardı. Bu
hekimleri n seans boyunca şiir, müzik, dansı
sanatsal bir biçimde birleştirerek trans ile iyileştirici
özelliği olduğuna inanılırdı. Çok yaygın olarak
bilinmese de Özbekistan’da da “Kinne Yöyücüler”
denilen, şarkı ve dansla nazar değen hastanın
ruhundan şeytanı uzaklaştırdığına inanılan kişiler
olmuştur (8,12,13).
İslamiyet’in ilk yıllarında müzik insanı
dini vazifeler inden uzaklaştıracağına, zevk ve
sefaya yönelteceğine inanıldığı için hoş
karşılanmamıştır. Ancak sonraları Peygamber
Efendimiz Hz. Muhammed’in Kuran-ı Kerim’in
güzel okunmasından memnuniye t duyması ile
toplumun müziğe bakış açısı değişmiştir. Zamanla
kişiler kültürlerinin yöresel müziklerine göre Kuran
okumaya başlamışlardır. Böylece kademe kademe
insanların yaşamlarına giren müzik, devletin ileri
gelenleri nin ilgisi ile gelişmeye devam etmiştir ve
Abbasiler döneminde ise yüksek bir seviyeye
ulaşmıştır. Abbasiler döneminde yaşayan ünlü
Türk-İslam bilgini ve filozofu Farabi, Kitab ül
Musiki adlı eserinde müziği nazari açıdan açıklamış
ve müzik enstrümanlarından bahsetmiştir (12,13).
İslam tarihinde sufiler müzikle ilgilenmiş
ve ruh hastalıklarının tedavisin de kullanıldığından
bahsetmişlerdir. Bu dönemlerde yaşamış olan
Zekeriya Er-Razi (854–932), Farabi (870–950) ve
İbni Sina (980–1037), ruhi hastalıklarda müzik
kullanımının öncüsü olmuşlardır (12,13).
Farabi, “Musiki ul Kebir” eserinde
müziğin astronomi ve fizik ile olan ilişkisini ele
almıştır. Farabi, Türk Müziği makamlarının ruh
üzerine olan etkilerin i şu şekilde sınıflandırmıştır
( 8,12,13 )
MUSİKİ MAKAMLARI VE TIP
1. Rast makamı: İnsana sefa (neşe-huzur)
verir.
2. Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk
fikri) verir.
3. Kuçek makamı: İnsana hüzün ve elem
verir.
4. Büzürk makamı: İnsana havf (korku) verir.
5. Isfahan makamı: İnsana hareket kabiliyet i,
güven hissi verir.
6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık
verir.
7. Uşşak makamı: İnsana gülme hissi verir.
8. Zirgüle makamı: İnsana uyku verir.
9. Saba makamı: İnsana cesaret, kuvvet
verir.
10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.
11. Hüseyni makamı: İnsana sükûnet, rahatlık
verir.
12. Hicaz makamı: İnsana tevazu (alçak
gönüllülük) verir.
İbni Sina musikiyi, Farabi’nin eserlerin den
öğrenip tıp mesleğinde uyguladığını, Kitabü-ş Şifa
adlı eserinde “Tedavinin en iyi yollarından, en
etkililer inden biri hastanın akli ve ruhi güçlerini
arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek
için cesaret vermek, hoşa gider hale getirmek ona
en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarl a
biraraya getirmekt ir” diyerek belirtmiştir (12,13).
Safiyuddi n Urmevi, 13.yüzyılda yaşamış,
Türk Musiki sistemini ilmi şekilde ortaya koymuş
ve mugni, santur ve nüzhe gibi çalgıları icat
etmiştir. 1360–1435 yılları arasında yaşamış Hoca
Abdülkadir Meragi büyük bir bestekâr, musiki
bilgini, hanende ve sazende olarak tanınmaktadır.
Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled Anadolu’da
Mevlevi kültürünün oluşmasına, Itri ve İsmail Dede
Efendi Türk Sanat Müziği’nin gelişmesine katkıda
bulunan isimlerdi r. Klasik Türk Müziği ve Mevlevi
müziğinin yanı sıra Hoca Ahmet Yesevi’nin şiirleri
ve Bektaşi nefesleri ile Türk Halk müziği de çok
büyük bir gelişme göstermiştir (12,13).
Türk tarihinde ilk müzikle tedavi
çalışmalarının Selçuklu ve Osmanlılar döneminde
uygulandığı görülmektedir. Darüşşifa, hastaların
tedavi edildiği mekân anlamına gelmekted ir. Orta
Asya Türkleri Darüşşifa yerine Darülmerza,
Selçuklular Darülafiye, Osmanlılar Darüssıha,
Şifahane, Bimarhane ve Tımarhane terimleri ni
kullanmışlardır (12,14).
Selçuklular döneminde müzikle tedavi
yapılan hastanele r; Nureddin Hastanesi (1154),
Kayseri Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı
(1206), Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ve
Amasya Darüşşifası (1308)’dır (14).
Osmanlılar döneminde müzikle tedavi
yapılan hastanele r Fatih Darüşşifası(1470), Edirne
II. Bayezid Darüşşifası(1488) ve Süleymaniye
Darüşşifası (1557)’dır. Bayezid Darüşşifası’nın iki
avlu ve bir ana blok olmak üzere üç bölümden
oluşan 30 yataklı akıl ve ruh hastalarının su ve
musiki sesi ile tedavi edildiği bir şifahane olduğu
kayıtlarda ifade edilmekte dir. Evliya Çelebi bu
şifaheneden “Bayezid Veli hazretler i
vakıfnamesinde” hastalara deva, dertliler e şifa,
divaneler in ruhuna gıda ve def’i sevda olmak üzere
on adet hanende (şarkı söyleyen) ve sazende (saz
çalan) gulam tayin etmiş ki, üçü hanende biri
neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu,
biri çengi, biri cenk santurcu, biri udcu olup haftada
üç kere gelerek hastalara ve delilere musiki faslı
icra ederler. Allah’ın emri ile nicesi saz sesinden
hoşlanır ve rahat ederler. Doğrusu musiki ilminde
neva, rast, dügah, segah, çargah, suzinak makamları
ona mahsustur . Ama zengüle makamı ile buselik
makamında rast kara kılsa insana hayat verir. Bütün
saz ve makamlard a ruha gıda verir.’ şeklinde
bahsetmek tedir (12,14).
Osmanlı şair hekimleri nden Şuuri Hasan
Efendi (ö.1639) “Tadil-ül Emzice” adlı eserinde
makamların hangi vakitlerd e icra edileceğini şu
şekilde belirtmiştir (8,12):
Rast ve Rehavi Makamları: Seher zamanları
etkilidir .
Hüseyni Makamı: Sabahları etkilidir .
Irak Makamı: Kuşlukta (sabah ve öğle arası )
etkilidir .
Nihavend Makamı: Öğleyin etkilidir .
Hicaz Makamı: İki ezan arası etkilidir .
Buselik Makamı: İkindi (öğle ile akşam arası)
etkilidir .
Uşşak Makamı: Gün batarken etkilidir .
Zengüle Makamı: Gurubdan (güneş battıktan
sonra) etkilidir .
Muhalif Makamları: Yatsıdan sonra etkilidir .
Rast Makamı: Gece yarısı etkilidir .
Zirefkend Makamı: Gece yarısından sonra
etkilidir
Tokatlı Mustafa Efendi’nin talebesi Hekimbaşı
Gevrekzad e Hasan Efendi “Emraz-ı Ruhaniyey i
Negama-ı Musikiye” adlı eserinde çocuk
hastalıklarına hangi makamın iyi geldiğini şu
şekilde belirtmiştir (8,13):
Rast Makamı: Felçle birlikte giden
hastalıklarda etkilidir .
Irak Makamı: Menenjit ve hırçınlıkta etkilidir .
Isfahan Makamı: Zihin açıklığı verir ve
zekânın keskinliğini artırır. Kalpte ferahlık
duygusu yaratır. Ateşli hastalıklardan korur.
Zirefgend Makamı: Felç, ağızda felç, sırt
ağrısı, eklem ağrıları ve kamburluk
durumlarında çok tesirlidi r.
Rehavi Makamı: Baş ağrısına, burun
kanamasına, balgam oluşturan üst solunum
yolu hastalıklarına iyi gelir.
Büzürk Makamı: Beyin ve ensede ortaya çıkan
şiddetli hastalıklarda kuvvetsiz liği ortadan
kaldırmak için kullanılır.
Zengük Makamı: Kalp hastalıkları, karaciğer
hastalıkları, mide yanması ve beyin
hastalıklarında kullanılır.
Hicaz Makamı: idrar zorluğunda kullanılır.
Buselik Makamı: Beyindeki düşünce
yoğunluğunu azaltıcı etkisi vardır. Göz ve
kalça ağrılarında da etkilidir

Uşşak Makamı: çok küçük çocuklarda
dinletili rse tüm organlarına ferahlık verir.
Hüseyni Makamı: Ferahlık duygusu veren bu
makam, karaciğer ve kalp iltihabını gidermede
etkilidir .
Neva Makamı: Ergenlik çağına gelmiş
çocuklarda kalça ağrılarında etkilidir . Ayrıca
kötü ve sıkıntılı fikirleri sevinç ve sakinlik
veren duygulara dönüştüren bir makamdır.
Tarih boyunca devam eden müzikoterapi
çalışmaları günümüzde de tüm dünyada devam
etmektedi r. Türkiye’de de son yıllarda pekçok
merkezde benzer çalışmalar yapılmaktadır. 2005-
2006 yıllarında 40 kontrol, 40 deney grubu toplam
80 gebenin katıldığı indüksiyon uygulanan primipar
gebelere travayda verilen eğitim ile dinletile n
müziğin doğum sürecine etkisi (Ersanlı, 2007) adlı
çalışmada deney grubundak i gebelere eğitim
verilmiş, doğum ağrılarına iyi geldiği bilinen
Rehavi makamındaki müzik birer saat arayla, her
saatte 20 dakika olmak koşulu ile en az 6 kez
dinletilm iş, kontrol grubundak i gebelere eğitim
verilmemiş, müzik dinletilm emiştir. Araştırma
sonucunda indüksiyon uygulanan primipar gebelere
travayda verilen eğitim ile dinletile n müziğin
doğum sürecine olumlu etkileri olduğu saptanmıştır
(15). 2007 yılında Gazi Üniversitesi Algoloji
Bölümünde bel, boyun ve baş ağrısı çeken 20 hasta
ile ağrılı hastalard a Türk Müziği ile tedavinin
etkinliği araştırılmıştır. Hastaların terapi öncesi ve
sonrası ağrı şiddetleri (0 ile 10 arasında) verbal
numerik skala (VNS) ile değerlendirilmiştir ve
hastaların ağrı dereceler i ile terapi öncesi ve
sonrasında anlamlı bir fark çıkmıştır. Ayrıca
hastaların terapi öncesi ve sonrası ACTH ve
kortizol stres hormonlarında da %40 azalma tespit
edilmiştir (Babacan, vd. 2008) (15).
2009 yılında Ege bölgesinde bir Araştırma
ve Uygulama Hastanesi nin Pediatri Klinikler inde
46 hemşire ve doktor ile müziğin klinikte kullanımı
hakkındaki görüşlerini belirleme k için yapılan
çalışmada bilgi düzeylerinin yeterli olmadığı
belirlenm iştir (16). Müzik ile tedavinin insan
hayatındaki olumlu etkileri tarihin her döneminde
anlaşılmış ve pek çok medeniyet tarafından
uygulanmıştır. Günümüzde de müzik ile tedavi için
Avrupa, Amerika ve Güney Amerika ülkelerinde
lisans ve yüksek lisans eğitim programla rı vardır;
ayrıca bu alanda dernekler kurulmakt a, bilimsel
kongreler ve konferans lar düzenlenmektedir. Mısır,
Letonya, Japonya gibi Türkiye de müzikle tedavi
eğitimi için yurt dışına öğrenciler göndermeli,
müzik profesyon ellerinin ilgisini bu alana çekmeli
ve tıp, psikoloji sosyoloji gibi alanlarda çalışan
kişilerin bu konuda çalışmalar yapmasını teşvik
etmelidir (15 )

KAYNAKLAR

1. Türk Dil Kurumu. http://www.tdk.gov.tr (Erişim Tarihi: 19.03.201 3).
2. Yıldırım F. Müziğin Sağlık Üzerindeki Beş Etkisi. http://www.saglikveyasamdergisi.com.tr (Erişim tarihi:
19.03.201 3).
3. Aydın S. Tedavi ve Zihin Gelişiminde Müzik. Sızıntı Dergisi 2000; 22 (5):256.
4. Uyar M, Akın Korhan E. Yoğun bakım hastalarında müzik terapinin ağrı ve anksiyete üzerine etkisi. AĞRI
2011;23(4):139-46.
5. Arya R, Chansoria M, Konanki R, Tiwari DK. Maternal Music Exposure during Pregnancy Influence s
Neonatal Behaviour: An Open-Label Randomize d Controlle d Trial. Internati onal Journal of Pediatric s
2012;2012:901812. doi: 10.1155/2012/901812. Epub 2012 Feb 14.
6. Kemper KJ, Danhauer SC. Music as Therapy. Southern Medical Journal 2005;98(3):282-8.
7. Cervellin G, Lippi G. From music-beat to heart-beat: A journey in the complex interacti ons between music,
brain and heart. European Journal of Internal Medicine 2011; 22(4):371-4.
8. Karahan S. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Anasanat Dalı. Tarihsel Süreç İçerisinde
Türklerde Müzikle Terapi Yüksek Lisans Tezi. Tunak Ü. Tez dnş. İstanbul; 2006.
9. Erer S, Atıcı E Selçuklu ve Osmanlılarda Müzikle Tedavi Yapılan Hastanele r Uludağ Üniversitesi Tıp
Fakültesi Dergisi 2010;36(1): 29-32.
10. Uçan Ö, Ovayolu N. Müzik ve Tıpta Kullanımı. Fırat Sağlık Hizmetler i Dergisi 2006;1(3):14-22.
11. Altınölçek H Tedavide Müzik ve Antik Dönem'de Uygulanma sı. Müzik ve Bilim Dergisi 2004: 1(1).
12. Güner SS. Müziğin Tedavidek i Yeri ve Şekli. Karadeniz Araştırmaları 2007;12: 99-112.
13. Somakcı P. Türklerde Müzikle Tedavi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2003;15 (2): 131-40.
14. Erer S, Atıcı E. Selçuklu ve Osmanlılarda Müzikle Tedavi Yapılan Hastanele r Uludağ Üniversitesi Tıp
Fakültesi Dergisi 2010:36 (1):29-32.
15. Uçaner B, Öztürk B, 2009. Türkiye’de ve Dünyada Müzikle Tedavi Uygulamal arı, I.Uluslar arası Eğitim
Araştırmaları Kongresi Çanakkale Erişim adresi: http://www.muzikegitimcileri.net/bilimsel/bildiri/Ucaner-
Ozturk.pd f (Erişim Tarihi: 19.03.201 3).
16. Dündar SA Pediatri Kliniğindeki Hemşire ve Doktorların, Müziğin Klinikte Kullanımı Hakkındaki
Düşünceleri. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2011;12(3):11-5

( PDF ) Ruhun ve Bedenin Gıdası: Geçmişten Günümüze Müzik ve Tıp. Available from
https://www.researchgate.net/publication/297717586_Ruhun_ve_Bedenin_Gidasi_Gecmisten_Gunumuze_Muzik_ve_Tip [ accessed Oct 11 2018 ]





MATEMATİK VE MÜZİK
MATEMATİK MÜZİK PDF  DOSYALARI

MATEMATİK MÜZİK İLİŞKİSİ

http://akifaltundal.net/tur/content/view/1072/


Yazar   Prof.Dr.C ihan Orhan
Müzik Ve Matematik

Daha önceki bir yazımızda matematik - sevgi ilişkisini kurmaya çalışmış ve matematiğin resim, müzik, mimari gibi bir güzel sanat olduğunu belirtmişti. Bu nedenle bu yazımızı matematik - müzik ilişkisine ayırdık.
T.Pappas'ın "Yaşayan Matematik" isimli kitabının önsözünde şunlar yazılıdır: "Matematik ten duyulan zevk bir şeyi ilk kez keşfetme deneyimin e benzer. Çocuksu bir hayranlık ve şaşkınlık insanı sarar. Bu deneyimi bir kez yaşadıktan sonra, bu duyguyu unutamazsınız. Bu duygu, ilk kez mikroskob a bakıp da daha önce çevrenizde her zaman var olan ama, göremediğiniz şeyleri gördüğünüz anki kadar heyecan vericidir ."
Gerçekten de matematiğin estetik çekiciliğine tamamen duyarsız, aydın bir insan bulmak biraz zordur. Matematik sel güzelliği tanımlamak çok güç olabilir fakat bu güçlük her tür güzellik konusunda geçerlidir.
Sadece düşüncede var olan olayların nerelerde uygulama alanı bulabilec eği hiçbir zaman önceden tahmin edilemez. Bu nedenledi r ki matematikçiler, yapılan çalışmaları estetik yönden değerlendirmekte, eserlerde bir sanatçı titizliği ile güzellik ve zarafet aramaktadırlar. İşte bunun için matematik - müzik ilişkisini bir magazin popülaritesi içinde sunmaya çalışacağız.
Orta çağda eğitim programla rında müzik, matematik ve astronomi ile aynı grupta yer alırdı. Matematik ve müzik ilişkisi, günümüzde bilgisaya rlar aracılığı ile devam etmektedi r.
Matematiğin müzik üzerindeki etkisini müzik parçalarının yazımında görebiliriz. Bir müzik parçasında ritim ( 4:4 lük , 3:4 lük gibi ), belirli bir ölçüye göre vuruş birlik, ikilik, dörtlük, sekizlik, onaltılık, ... gibi notalar bulunur. Belirli bir ritimde, değişik uzunlukta ki notalar, belirli bir ölçüye uydurulur . Her ölçünün ise değişik uzunlukta ki notaları kullanan belirli sayıda vuruştan oluştuğu görülür.
Pisagor ( M.Ö. 580- 500 ) ve onun düşüncesini taşıyanlar sesin, çekilen telin uzunluğuna bağlı olduğunu fark ederek, müzikte armoni ile tamsayılar arasındaki ilişkiyi kurmuşlardır. Uzunlukla rı tamsayı oranlarında olan gergin tellerin de armonik sesler verdiği görülmüştür. Gerçektende çekilen tellerin her armonik bileşimi tamsayıların oranı olarak gösterilebilir. Örneğin, do sesini çıkaran bir telin uzunluğunun 16/15'i si sesini verirken 6/5'i ise la sesi; 4/3'ü sol sesini; 3/2'si fa sesini; 8/5'i mi sesini; 16/9'u ise re sesini verir.
Görüldüğü gibi iki notayı bir arada duymak, iki frekansı ya da iki sayıyı ve bu iki sayı arasındaki oranı algılamaktan başka bir şey değildir. Demek ki armoni sorunu, iki sayının oranını seçme sorununa eşdeğerdir. Müzik, gizli bir aritmetik alıştırmasıdır diyen Leibniz'in haklılığı ortaya çıkıyor.Müziği, belli kurallara uygun olarak oluşturulmuş basit birtakım seslerin birbirler ini izlemesin den oluşan cümleler topluluğu olarak tanımlayabiliriz. Bu kurallar, matematik te mantık kurallarına karşılık gelirler.
Bir çok müzik aletinin biçiminin matematik sel kavramlar la ilgili olduğunu belirtirs ek şaşırmazsınız herhalde. Örneğin, aşağıdaki şekilde x >= 0 için y = 2x eğrisinin grafiği çizilmiş olup telli ya da üflemeli çalgıların biçimleri bu üstel eğrinin biçimine benzer.
Müzikal seslerin niteliğinin incelenme si 19. yüzyılda matematikçi J.Fourier tarafından yapılmıştır. Fourier, müzik aleti ve insandan çıkan bütün müzikal seslerin matematik sel ifadelerl e tanımlanabileceğini ve bunun da periyodik sinüs fonksiyon ları ile olabileceğini ispatlamıştır.
Bir çok müzik aleti yapımcısı, yaptığı aletlerin periyodik ses grafiğini, bu aletler için ideal olan grafikle karşılaştırır. Yine elektroni k müzik kayıtları da periyodik grafikler le yakından ilişkilidir. Görüldüğü gibi bir müzik parçasının üretilmesinde matematikçilerle müzikçilerin birliktel iği çok önemlidir.
Matematik - müzik ilişkisinin bir başka özelliğini ortaya çıkarabilmek için matematik te ve mimaride çok sık kullanılan bir orandan söz etmek istiyorum .
Uzunluğu L olan bir [AB] doğru parçasını ele alalım ve bunun uzunlukla rı a ve b olan iki parçaya ayıralım. Eğer a / b = L / a yani, a / b = (a + b) / b eşitliği gerçekleniyorsa, bu bölmeye [AB] doğru parçasının altın bölümü adı verilir. a / b oranına da ALTIN ORAN denir. Şimdi x = a / b dersek, ilgili denklem x2 - x - 1 = 0 şekline getirileb ilir. Bu denklemin pozitif kökü (1 + 5) / 2 = 1.618'dir.
Şimdi yeniden müziğe dönelim. İnsan kulağı için en uyumlu aralığın 8/5 frekans oranındaki major 6'lı olduğu bilinmekt edir. Bu oranın yukarıda bulduğumuz altın orana çok yakın bir oran olduğunu görüyoruz.
Bana göre müziğin matematik ten farklı tarafı, bazı göz kamaştırıcı tuzaklar kullanara k, insanları büyüleyebilmesidir. Halbuki matematik bunu yapmaz. Russell bunu şöyle özetliyor: "İyi bakıldığı zaman matematik sadece doğruyu değil yüksek bir güzelliği de içerir. Matematik bu güzelliklere bürünmek için insan doğasındaki zayıflıklara başvurmaz; resim ve müziğin göz kamaştırıcı tuzaklarını da kullanmaz ."

Matematiğin müziğe kıyasla önemli tarafı şudur: Müzikal bir parçanın içerdiği estetik unsurun müzik eğitimi almayan kimseler tarafından anlaşılabilmesine karşılık, bir matematik sel teoride dinleyici veya okuyucunu n tüm mantık zincirler ini izlemesi zorunluluğu vardır. Hatta içerdiği estetik unsuru da sezebilme si gerekir.
Şüphesiz matematiğin de müzik gibi kompozitörleri ve virtüözleri vardır diyor hocamız Cahit Arf. Kompozitörler, teorileri kuranlar; virtüözler de teorileri gerçek manada anlayarak ifade edebilenl er ve hissettir ebilenler dir.
Yazımızı, ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin şu sözleri ile noktalama k istiyorum: "Matematik sel açıklamalar ve yöntemler kullanılmadan yapılan hiçbir araştırmaya bilimsel denemez."

PROF. DR. CİHAN ORHAN
ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ
MATEMATİK BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ



BAĞLAMA VE THM ANEKTODLA RI

FORUM  ROCKDISTO RTION İSTANBUL 2017

AHMET REACİ YILMAZOĞLU - İTÜ İstanbul Devlet Konservat uvarı

RockDıstortıon forumda,daha önce
Bağlama Metodları ile ilgili
THM notaları ve genel olarak Türk Halk Müziği ile ilgili
Bazı önemli anektodla rı içeren yazılarımı
PDF dosyası niteliğindeki linkleri
Paylaşmıştım
Özet olarak buraya önemli olan ayrıntıları
Yeniden aktarıyorum

BAĞLAMA METODLARI

Genel olarak ( istisnala r hariç )
Bağlama Metodlarında  
TRT Repertuarındaki THM eserleri
Olduğu gibi alınarak
Metodlara aktarılıyor
Metod,bu haliyle THM Repertuar listesi haline geliyor
Ve Enstrüman ( Bağlama ) Metodu olmaktan çıkıyor
TRT Repetuarındaki THM eserleri
Kaval,Bağlama veya Kemençe gibi
THM Enstrümanları tarafından çalınabilir
Ancak,bu eserler ana kaynak eserlerdi r
Enstrüman için notaya alınan eserler değildir
Solo veya Koro tarafından
Seslendir ilebilmes i için
Şan Tekniğine göre,notaya alınmış eserlerdi r
Ve Enstrüman için notaya alınmadığından
Enstrümanlar tarafından çalınacaksa
Yeniden notasyon yapılması
Partisyon içindeki mezurlar
Porte altına,ilave bir porte eklenerek
Akolat ile bağlantı yapılarak
Üstte Şan tekniğiyle notaya alınmış şekli
Altta ise çalacak olan THM Enstrümanının
Yapısal ve teknik özelliklerine
Ses genliği ve renklerin e göre
Notaya alınmış şekli yer almalıdır
Göçürme ile bu notalar çalınmamalı
Transpoze ile notalar yeniden yazılmalıdır
Ayrıca çarpma çektirme gibi figürler
Özellikle nota olarak belirtilm elidir
Parmak numaraları ve tezene vuruşları
Her yerde olmasa bile
Önemli yerlerde özellikle daire içinde gösterilmelidir
Bela Bartok'un THM notaları
Çarpma gibi en ince ayrıntılar ile doludur
THM,bizde genel olarak
Batı gibi notasyon ile aktarılmıyor
Usta çırak modeli ile aktarılıyor
Usta,kendinden sonra,geleceklere aktarmak için
Metod yazmıyor
Usta çaldığı eseri,çaldığı şekliyle notaya almıyor
Notası mevcut bir eseri,çaldığı zaman ise
Notadaki gibi çalmıyor
Usta ölünce,eseri onun gibi seslendir ilemiyor
Dolayısıyla ustaların eserleri
Notasyon olmadığından,yok olup gidiyor
Batıda ise,usta denilince,akla ilk gelen
Bildiğini notasyon ile gelecek kuşaklara aktarandır
Vıdeo veya CD ile,eserler gelecek kuşaklara aktarılamaz
Müziğin kodlama sistemi notadır
Gitar ustası Jimi Hendrix,New-Orleansta
Kendisi gibi,Gitar çalmak isteyen bir gence
Eserlerin in notasını vermiş
Eserler ise Jimi Hendrix'in çaldığı gibi notasyon yapılmış eserlermiş
Bizde ise Vıdeo ve CD verilir
Elektro Bağlama için kullanılan manyetikl erde
Fender,Gibson v.s gibi markalar tercih edilir
Tüm dünyadaki markaların manyetikl eri,Gitar manyetiğidir
Türkiye veya Avrupada
Bağlama için özel olarak üretilmiş
Manyetik mevcut olmadığından
Gitar manyetikl eri kullanılmaktadır
Bu tür manyetikl erde
Bağlamanın otantik frekansı yoktur
Türkiye artık kendi enstrümanı Bağlama için
Yerli teknoloji ile bir manyetik üretmesi gerekmekt edir
LA sesi 440 Hertz olarak kabul edilmekte dir
Bu sistem,Batı'ya göredir
Türk Müziğinde LA sesi 432 Hertz olarak kabul edilir
Bununla ilgili bilimsel bir açıklama yapılacak olursa
http://www.bilgierdemdir.com/2016/09/evrenin-frekansi-432-hz-440-hz-frekansa.html
Evren bir titreşim yayar.
Tüm doğanın bir titreşimi vardır.
Tüm canlı ve cansız her şey titreşim yayar.
Havada bu titreşim dolaşır. Düşünceleriniz bir frekans yayar.
Müzik bu titreşimin en güçlü örneğidir.
İnsanlar ilk çağlardan beri müzik yapmaktadırlar.
Basit çalgılar güçlü ve karmaşık enstrümanlara dönüşmüştür.
Peki doğanın ve müziğin doğal frekansı nedir.
Müzisyenler ve müzikseverler 432 hz olduğunu söylüyorlar.
"  Her insanın kalbinde
Güzellik titreşimine cevap verecek bir yer vardır " Christoph er Morley
Peki neden 432 hz.
Yapılan araştırmalar
Eski müzisyenlerin müziklerini 432 hz ayarladıklarını söylüyor.
1953 yılında  Internati onal Standards Organizat ion ( ISO )
440 frekansına göre müziklerin ayarlanma sına karar veriyor.
Pek çok komplo teorisyen ine göre
440 hz frekansı nazi döneminde
insanları nasıl huzursuz ve depresif bir hale sokulacağının
Araştırmalarının sonucudur deniyor.
Sonuçta pek çok insan 432 hz frekans ile yapılmış müzikleri
Daha huzurlu buluyor
Ve kalplerin de bu frekansı hissettik lerini söylüyor.
THM sazlarının akortları yapılırken
Elektroni k dijital,tüm ölçü aletlerin de ana ses LA 440 Hertz'dir
Ve Türkiyede müzik kayıt işlemleri yapılırken
440 Hertz kullanılmasının asıl sebebi ise
Bütün Kayıt sistemler i
Elektroni k cihazlar
Batı 440 Hertz frekansına göre,imal edildiğindendir
Müziğin,LA 432 Hertz olan,Türk Müzik Sistemine göre yapılması için
Akort sistemler i
Kayıt sistemler i,Elektronik cihazların tümünün
Türkiyede imal edilmesi gerekmekt edir
Bağlama Metodları deyince
Özellikle şunu hatırlatalım
Batıda enstrümanlar için özel hazırlanmış
Metodlar kullanılmaktadır
Örneğin Gitar için notasyon yapılmış  
Gelişmiş metodlard a
Etüdler,Üvertürler ve Konçertolar vardır
Rodrigo'nun Gitar Konçertosu buna bir örnektir
Bağlama Metodlarında
Üvertür veya Konçertoya rastlanılmamaktadır
Bağlama denilen enstrüman,aslında Gitar'dan daha geniş
Ses özeliklerine sahiptir
Bünyesinde Pentatoni zm,Motalizm,Tonalizm
Ve Trioizm mevcuttur
Bağlama Metodu deyince
Türkiye'de,sadece türkü çalınması için
Metod hazırlanmaktadır
Bağlama öncelikle THM enstrümanıdır
Ancak,Metod deyince
Notasyonu yapılmış doğaçlamalar
TSM ve Batı notasyonl u eserlerde
Metodlara mutlaka ilave edilmelid ir
Bu şekilde hazırlanan metodlar sayesinde
Bağlama çalanların,daha ileri seviyeler e ulaşmaları mümkündür
Gitar denilen,aslen Endülüs-Emevi çalgısı
Tüm dünya müziklerinde,nasıl kullanılıyorsa
Bağlama'da tüm dünya müziklerinde
Kullanılabilir
Bağlama için,daha gelişmiş metodlar hazırlanarak
Çalış tekniği geliştirilerek
Tüm dünyada,hak ettiği yeri alabilmel idir
Aşağıda çok basit bir doğaçlama örneği
TSM ve Batı notasyonl u eserler ile
Orhan Gencebay tarzı eserlerde n bir örnek mevcuttur
Bağlama Metodlarında,bu tür eserlerin notasyonl arı
Mutlaka kullanılmalıdır

IslamGree n34 New World - Doğaçlama
https://www.youtube.com/watch?v=zyuaWc_WHwo

Hasan Genç - Nihavent Longa
https://www.youtube.com/watch?v=Srvkn23X3oQ

Hasan Genç - Hungary Czardas
https://www.youtube.com/watch?v=GPXjNVOX7wQ

Orhan Gencebay - Nihavent Üvertür  
https://www.youtube.com/watch?v=-cDN3Ixwmmw

Çetin Akdeniz - Pancar Pezik  
https://www.youtube.com/watch?v=97w92n1mAFU

Çetin Akdeniz - Kürdili Hicazkar Longa
https://www.youtube.com/watch?v=pqSrVZIYAPM

Çetin Akdeniz - Şehnaz Longa
https://www.youtube.com/watch?v=SVHEJBWQZO8

Aşağıda THM ve Bağlama ile ilgili
Önemli dosyalar mevcuttur
İnceleyiniz

THM Ezgilerin in İntikal ve Korunması

THM Bağlama Metodlarındaki Eksiklikl er

THM Bağlama Yöresel Düzenler Eğitimi  

Buraya Mehmet Yalçın'ın
Bağlama Akort Sistemi ile ilgili yazısını  
Alaturkamüzikler Forumdan alıntı yapıyorum
Bu yazıyıda özelikle okuyunuz


BAĞLAMA AKORT  SİSTEMİ

FORUM  ALATURKAMÜZİKLER  İSTANBUL  2017

MEHMET YALÇIN ORHANLIOĞLU
Haliç Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı
 

Bağlama akordu için basit olarak
Bazı bilgiler aktaralım
Bağlama deyince genel olarak kullanılan
Long Keyboard ( Uzun Sap ) bağlama
ve Short Keyboard ( Kısa Sap ) bağlama'dır
Kısa sap bağlama kendi arasında
Do kesik ve Re kesik diye ikiye ayrılır
Genel olarak kullanılan Re kesik bağlamadır
Uzun sap bağlamaya Copa yani ( kopa ) kelepçe takarak
Kısa sap bağlama gibide çalabilirsiniz
Re perdesine kopa takarak
Uzun sap bağlama notalarını çalabilirsiniz
Kısa Sap ( Çöğür Düzeni ) akordu boştaki sesler
alttan yukarıya  Re-Sol-La
Uzun Sap ( Kara Düzen )  akordu La-Re-Sol şeklindedir
Bağlama akordu için temel ses 440 Hertz LA sesidir
( Aslı 432 Hertz )

LA sesi nereden alınarak akort yapılabilir  
1 - Başka akordu yapılmış enstrümandan
2 - Piyano veya org'dan
3 - Bilgisaya r,tablet veya telefonda ki akort programı ile
4 - Elektroni k Dijital akort aleti ile
5 - Akort düdüğü ile
 
En basiti La sesi veren akort düdüğü iledir
Uzun Sap ( Kara Düzen ) bağlamanın en alt teli,boşta LA dır
Bu LA sesi Bilgisaya r,tablet veya telefonda ki akort programında ve
Elektroni k Dijital akort aletinde A harfiyle gösterilir
Uzun saplı bağlamayı,kısa saplı ( Çöğür Düzeni ) bağlama gibi çalmak için  
Uzun saptaki en üst teli,orta telin burgulara yakın olan
Mİ sesine çekerek,Kısa Saplı ( Çöğür Düzeni ) bağlama gibi çalabilirsiniz

Normalind e Uzun Saplı ( Kara Düzen ) bağlamayı
Mevcut bir Kısa Sap ( Çöğür Düzeni ) bağlama ile birlikte
Yan yana ve özellikle aynı ses tonunda çalmak için
Uzun Saplı ( Kara Düzen ) bağlamada
Kısa sap ( Çöğür Düzeni ) akordu yaptıktan sonra  
Uzun sap bağlamanın RE perdesine kopa takarak
Kısa sap bağlama gibi çalabilirsiniz
Bu şekilde yaparsanız
Uzun sap bağlamaya ait notaları
Alt teldeki nota yerleri ve sesleri
ve isimleri değişmeden çalabilirsiniz
Sadece pozisyonl ar değişir
Bu şekilde bağlamanız
RE kesik kısa sap bağlama gibi olur
Aynı sesi verir,ancak orjinal kısa sap tadını vermez

Yazımıza antiparat ez,birde şunu ilave edelim
Do kesik bağlama
Re kesik bağlama gibi
LongNeck bağlama ile uyumlu değildir
Ses ve perde ismi ile birlikte
Akort uyumuda değişmektedir
ShortNeck bağlamanın, RE kesik olması daha uygundur
Do Kesik bağlama diye,orjinal bir bağlama çeşidi yoktur

LongNeck Bağlama Formunda,alt telde
Klavyenin,burgulara yakın olan yerindeki
Do # Diyez ile RE perdesi yan yana bulunur
Perde ismi ile ses tonu aynı şekildedir ve orjinaldi r
Do kesik ( ShortNeck ) bağlamada ise
Bahsettiğimiz DO # Diyez perdesi,Mİ olarak adlandırılır  
RE perdesi ise,FA perdesi olarak adlandırılır
Dolayısıyla hem perde ismi,hemde ses tonu değişir
Re kesik Kısa Sap bağlamada,bu tür bir sorun yoktur
Perde ismi ,perde ismine göre ses tonu aynıdır
Dolayısıyla,Kısa Sap bağlama demek
Uzun Saplı bağlamanın,Re perdesind en kesilmiş halidir
THM normlarına göre ,orjinal olan format,bu şekildedir  

Do kesik bağlamanın,Re kesik bağlama ile  
Aynı ses tonunda olması için,Akort yaparken
Boştaki tellerin sesleri, 1 ses farklı çekilerek,dengelenir
Ancak,yine de,dediğimiz gibi
Do kesik bağlama,yanlış bir uygulamadır
Kısa Saplı bağlamanın,Do kesik olması,norm dışıdır
Hatalı bir imalat tarzıdır

Kaval,Kemençe gibi
THM enstrümanlarıyla,bir grup oluşturulduğunda
Normlara uygun olan Kısa Sap Bağlama,Re kesik bağlamadır
Birde yazımızda şunu belirteli m
Kısa Sap bağlamaya isim olarak Bağlama denmekted ir
Kısa Sap bağlama akorduna da,Bağlama düzeni denmekted ir
Uzun Saplı bağlamaya ise,Çöğür denmekted ir
Uzun Saplı bağlama akorduna da,Bozuk düzen denmekted ir
Bu terimler yanlıştır
Bağlama enstrümanın genel adıdır
Kısa Sap bağlama,Çöğür
Uzun Sap bağlama,Tambura
Olarak adlandırılır
Akort terimi,THM'de Düzen olarak adlandırılır
Kısa Saplı veya Uzun Saplı ayrımı yapılmaksızın
Varyantla rıyla birlikte,100 çeşit düzen olduğu saptanmıştır
Bozuk düzen ismiyle,bir düzen çeşidi yoktur
Bozuk düzen ismiyle adlandırılan düzenin
Orjinal ismi,Kara Düzen'dir
Alevi sazı veya Alevi düzeni gibi tabirler yanlıştır
Dünyayı kan gölüne çeviren ve dünyayı yöneten Siyonizm
Her yere bulaşmıştır
Siyonizm,Gitar için,İspanyol sazı terimini kullanıyor
Bağlama içinde,Alevi sazı terimini kullanıyor
Her ikiside yanlıştır
Bağlama'nın veya akordun Alevisi,Sünnisi olmaz
İslam Dininin özünde ve Kuran-ı Kerim'de
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed SAV 'in Hadis-i Şeriflerinde
Alevilik veya Sünnilik şeklinde,bir ayrımcılık yoktur
Bağlama denilen enstrüman,Hz.Ali r.a' devrinde
Arapların kültürüne has,kullandığı bir enstrüman değildir
Orta-Asya Türk menşeli Enstüman'dır
Ve Türkler,Müslüman olmadan önce de Bağlama vardı
Alevilik-Sünnilik şeklinde,İsrailiyatın ayrımcılığı olmadan öncede
Bağlama vardı
Türkler,müslüman olduktan sonrada Bağlama vardır
Bağlama,bir kültür ürünüdür,din değildir
Bağlama çalan,bir çok Hristiyan vardır
Türk olmayan,farklı ırklardada bağlama çalanlar vardır
Bağlama,artık bir ülkeye ve bir bölgeye has olmayan
Tıpkı Gitar gibi,evrensel bir sazdır

  
BAĞLAMA ETÜDLERİ

https://www.youtube.com/watch?v=Pq6ein8mSX8i
https://www.youtube.com/watch?v=Nl4029gE6EU
https://www.youtube.com/watch?v=bNvPhU84-9k

BAĞLAMA AKORT  SİSTEMİ

FORUM  ALATURKAMÜZİKLER  İSTANBUL  2017

MEHMET YALÇIN ORHANLIOĞLU
Haliç Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı


Yazımıza burada ara veriyoruz
İnşallah yararlı olmuştur
Her ne kadar sürc-i-lisan ettikse affola
Amacımız kimseyi eleştirmek veya kırmak değildir
Gayemiz,THM ve Bağlama ile ilgili
İnsanlara faydalı bilgiler iletmekti r
Allaha emanet olunuz



BAĞLAMA VE THM ANEKTODLA RI

FORUM  ROCKDISTO RTION İSTANBUL 2017

AHMET REACİ YILMAZOĞLU - İTÜ İstanbul Devlet Konservat uvarı



BAĞLAMA AKORT  SİSTEMİ

FORUM  ALATURKAMÜZİKLER  İSTANBUL  2017

MEHMET YALÇIN ORHANLIOĞLU
Haliç Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı
 

Bağlama akordu için basit olarak
Bazı bilgiler aktaralım
Bağlama deyince genel olarak kullanılan
Long Keyboard ( Uzun Sap ) bağlama
ve Short Keyboard ( Kısa Sap ) bağlama'dır
Kısa sap bağlama kendi arasında
Do kesik ve Re kesik diye ikiye ayrılır
Genel olarak kullanılan Re kesik bağlamadır
Uzun sap bağlamaya Copa yani ( kopa ) kelepçe takarak
Kısa sap bağlama gibide çalabilirsiniz
Re perdesine kopa takarak
Uzun sap bağlama notalarını çalabilirsiniz
Kısa Sap ( Çöğür Düzeni ) akordu boştaki sesler
alttan yukarıya  Re-Sol-La
Uzun Sap ( Kara Düzen )  akordu La-Re-Sol şeklindedir
Bağlama akordu için temel ses 440 Hertz LA sesidir
( Aslı 432 Hertz )

LA sesi nereden alınarak akort yapılabilir  
1 - Başka akordu yapılmış enstrümandan
2 - Piyano veya org'dan
3 - Bilgisaya r,tablet veya telefonda ki akort programı ile
4 - Elektroni k Dijital akort aleti ile
5 - Akort düdüğü ile
 
En basiti La sesi veren akort düdüğü iledir
Uzun Sap ( Kara Düzen ) bağlamanın en alt teli,boşta LA dır
Bu LA sesi Bilgisaya r,tablet veya telefonda ki akort programında ve
Elektroni k Dijital akort aletinde A harfiyle gösterilir
Uzun saplı bağlamayı,kısa saplı ( Çöğür Düzeni ) bağlama gibi çalmak için  
Uzun saptaki en üst teli,orta telin burgulara yakın olan
Mİ sesine çekerek,Kısa Saplı ( Çöğür Düzeni ) bağlama gibi çalabilirsiniz

Normalind e Uzun Saplı ( Kara Düzen ) bağlamayı
Mevcut bir Kısa Sap ( Çöğür Düzeni ) bağlama ile birlikte
Yan yana ve özellikle aynı ses tonunda çalmak için
Uzun Saplı ( Kara Düzen ) bağlamada
Kısa sap ( Çöğür Düzeni ) akordu yaptıktan sonra  
Uzun sap bağlamanın RE perdesine kopa takarak
Kısa sap bağlama gibi çalabilirsiniz
Bu şekilde yaparsanız
Uzun sap bağlamaya ait notaları
Alt teldeki nota yerleri ve sesleri
ve isimleri değişmeden çalabilirsiniz
Sadece pozisyonl ar değişir
Bu şekilde bağlamanız
RE kesik kısa sap bağlama gibi olur
Aynı sesi verir,ancak orjinal kısa sap tadını vermez

Yazımıza antiparat ez,birde şunu ilave edelim
Do kesik bağlama
Re kesik bağlama gibi
LongNeck bağlama ile uyumlu değildir
Ses ve perde ismi ile birlikte
Akort uyumuda değişmektedir
ShortNeck bağlamanın, RE kesik olması daha uygundur
Do Kesik bağlama diye,orjinal bir bağlama çeşidi yoktur

LongNeck Bağlama Formunda,alt telde
Klavyenin,burgulara yakın olan yerindeki
Do # Diyez ile RE perdesi yan yana bulunur
Perde ismi ile ses tonu aynı şekildedir ve orjinaldi r
Do kesik ( ShortNeck ) bağlamada ise
Bahsettiğimiz DO # Diyez perdesi,Mİ olarak adlandırılır  
RE perdesi ise,FA perdesi olarak adlandırılır
Dolayısıyla hem perde ismi,hemde ses tonu değişir
Re kesik Kısa Sap bağlamada,bu tür bir sorun yoktur
Perde ismi ,perde ismine göre ses tonu aynıdır
Dolayısıyla,Kısa Sap bağlama demek
Uzun Saplı bağlamanın,Re perdesind en kesilmiş halidir
THM normlarına göre ,orjinal olan format,bu şekildedir  

Do kesik bağlamanın,Re kesik bağlama ile  
Aynı ses tonunda olması için,Akort yaparken
Boştaki tellerin sesleri, 1 ses farklı çekilerek,dengelenir
Ancak,yine de,dediğimiz gibi
Do kesik bağlama,yanlış bir uygulamadır
Kısa Saplı bağlamanın,Do kesik olması,norm dışıdır
Hatalı bir imalat tarzıdır

Kaval,Kemençe gibi
THM enstrümanlarıyla,bir grup oluşturulduğunda
Normlara uygun olan Kısa Sap Bağlama,Re kesik bağlamadır
Birde yazımızda şunu belirteli m
Kısa Sap bağlamaya isim olarak Bağlama denmekted ir
Kısa Sap bağlama akorduna da,Bağlama düzeni denmekted ir
Uzun Saplı bağlamaya ise,Çöğür denmekted ir
Uzun Saplı bağlama akordunad a,Bozuk düzen denmekted ir
Bu terimler yanlıştır
Bağlama enstrümanın genel adıdır
Kısa Sap bağlama,Çöğür
Uzun Sap bağlama,Tambura
Olarak adlandırılır
Akort terimi,THM'de Düzen olarak adlandırılır
Kısa Saplı veya Uzun Saplı ayrımı yapılmaksızın
Varyantla rıyla birlikte,100 çeşit düzen olduğu saptanmıştır
Bozuk düzen ismiyle,bir düzen çeşidi yoktur
Bozuk düzen ismiyle adlandırılan düzenin
Orjinal ismi,Kara Düzen'dir
Alevi sazı veya Alevi düzeni gibi tabirler yanlıştır
Dünyayı kan gölüne çeviren ve dünyayı yöneten Siyonizm
Her yere bulaşmıştır
Siyonizm,Gitar için,İspanyol sazı terimini kullanıyor
Bağlama içinde,Alevi sazı terimini kullanıyor
Her ikiside yanlıştır
Bağlama'nın veya akordun Alevisi,Sünnisi olmaz
İslam Dininin özünde ve Kuran-ı Kerim'de
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed SAV 'in Hadis-i Şeriflerinde
Alevilik veya Sünnilik şeklinde,bir ayrımcılık yoktur
Bağlama denilen enstrüman,Hz.Ali r.a' devrinde
Arapların kültürüne has,kullandığı bir enstrüman değildir
Orta-Asya Türk menşeli Enstüman'dır
Ve Türkler,Müslüman olmadan önce de Bağlama vardı
Alevilik-Sünnilik şeklinde,İsrailiyatın ayrımcılığı olmadan öncede
Bağlama vardı
Türkler,müslüman olduktan sonrada Bağlama vardır
Bağlama,bir kültür ürünüdür,din değildir
Bağlama çalan,bir çok Hristiyan vardır
Türk olmayan,farklı ırklardada bağlama çalanlar vardır
Bağlama,artık bir ülkeye ve bir bölgeye has olmayan
Tıpkı Gitar gibi,evrensel bir sazdır

  
BAĞLAMA ETÜDLERİ

https://www.youtube.com/watch?v=Pq6ein8mSX8i
https://www.youtube.com/watch?v=Nl4029gE6EU
https://www.youtube.com/watch?v=bNvPhU84-9k

BAĞLAMA AKORT  SİSTEMİ

FORUM  ALATURKAMÜZİKLER  İSTANBUL  2017

MEHMET YALÇIN ORHANLIOĞLU
Haliç Üniversitesi ( İstanbul ) Devlet Konservat uvarı


http://www.notaarsivleri.com/NotaMuzik/topal_oyun_havasi.pdf
http://defteriniz.com/wp-content/uploads/2015/05/Topal_Oyun_Havasi.pdf
https://www.youtube.com/watch?v=RLshEv4EK5Y
  http://musicbyekmekci.blogspot.com/2013/11/topal-oyun-havas-notas.html




MUSIKİ VE İSLAMİ PERSPEKTİF

FORUM BOSPHORUS ALATURKA  İSTANBUL

AYDIN HALİT YILDIZLIOĞLU
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İlahiyat Fakültesinden mezunum  
İslami ilimlerle ilgilendiğim kadar
Beatbox-Acapella türü müzik ile
Bilgisaya r ile yapılan elektroni k müzik
Ve stüdyo kayıtlarıyla ilgileniy orum
Uzun süredir
İstanbul-Kadıköy Çınaraltı Özel Müzik Dershanes inde
Gitar ve müzik teorisi
Nota-solfej ile nazariyat dersleri alıyorum
Forumda Musıki ve islamiyet ile ilgili
Bazı paylaşımların mevcut olduğunu gördüm
Forumda bu konuya ek olarak  
Bir kaç önemli anektodu paylaşmak istedim

Dinimizde " Müzik kesinlikl e Haram'dır " şeklinde
Bir hüküm yoktur
Diyanet İşleri Başkanlığı
Bilhassa ezanların,makamlarına göre okunması için
Musıki ve Makam konusunda eğitimde vermekted ir
Haram : kötü,çirkin ve zararlı anlamındadır
Helal : iyi,güzel ve yararlı anlamındadır
Allah,zerreden kürreye herşeyin yaratıcısıdır
Ve Rabbimiz herşeyi iyi,güzel ve yararlı olarak yaratır
Rabbimiz hiç bir şeyi,çirkin,kötü ve zararlı olarak yaratmaz
Zakkum bitkisini n bile,zehir olarak yaratıldığını ileri sürenler
Zakkum bitkisind en,kanser ilacı üretildiğinde
Bu bitkinin yararlı yanlarınında olduğunu görmüşler
Ve ilimlerin in,herşeyi çözmeye yeterli olmadığından dolayı
Bazı şeylerin kötü,çirkin ve zararlı olarak kullanılmasının
Yaratıcının yarattığı doneden değil
Kendi ilimlerin in eksikliğinden kaynaklan dığını kabul etmişlerdir
Musıki,yani "Hendese-i Savt" ilmi içinde aynı şey söz konusudur

Bu " Müzik kesinlikl e Haram'dır " fetvalarını derinleştirmek
Türk-İslam dünyasındaki
İslam olarak kendini lanse eden,Siyonizm odaklı yapılanmaların
Telkinler idir
Bu konu ile ilgili bazı dipnotlar aktaracağım
Öncelikle,Musıki ve Din eksenli bir şey açıklayayım
Türk Tasavvuf Musıkisi formlarından birisi,Ezan'dır  
Dr.Alaatt in Yavaşça'nın notasyonu,Hicaz Makamı Ezan'ı
İstanbul-SultanAhmet Camisinde,ikindi vakti okutsak
Modifier Sembolite Si Bemol-Do Diyez-Fa Diyez'dir
Hicaz makamı ezanda,puandorgları kaldırıp
4/4 lük bir ölçü ile düzenlesek
Re Armonik Majör Tonu olarak değiştirsek
Modifier Sembolite de değişen bir şey olmayacak tır
Allahu Ekber ile başlayan Ezanı  
Arapçadan,İtalyancaya çevirip "Dıo E Grande" olarak başlatarak
Beyoğlu,istiklal caddesind eki  
Santa Maria Draperis Kilisesin de
Acapella formunda,ilahi olarak okutsak
Neticede,Draperis Kilisesi,Katolik İtalyan Kilisesid ir
Ayinlerin de Acapella ilahiler okumaktadırlar
Bu bir hata olarak değerlendirilir ise
Peki hatalı olan kimdir
Musıki ilmimidir
Yoksa,Acapella olarak Ezanı düzenleyip,okutanlarmıdır
Rum ve Ermeni Kiliseler inde
Okunan ilahilerd e
Türk Müziği Formatı olduğunu,hepimiz biliyoruz
Burada kimse hata aramıyor,doğal olarak böyledir
Türk Musıkisi makamlarını kullanmak tadırlar

Müslümanlar " Hendese-i Savt " İlmini bilmedikl erinden
Cami içinde kullanılan İnterior Wall,ColumnSpeaker ile
Cami dışında kullanılan WaterProo f
HornType hoparlörleri üretemiyorlar
İmam efendinin namaz kıldırırken kullandığı
CollarTyp e mikrofonu
Müezzinin ayakta ezan okurken kullandığı
Dynamıc-Footed mikrofonu üretemiyorlar
Batılı-Siyonist firmalar,bunları üretiyorlar
Müslümanlara yüksek ücretle satıyorlar
Yıllardır bu böyle devam edip gidiyor

Batıl,insanlığın başlangıcı itibariyl e  
Hak ile savaş halinde olup
İslamiyet ile savaştığı gibi
Günümüzde,Siyonizm adıyla
Irkçı-Emperyalizm olarak
Faaliyeti ni tüm dünyada
Ve her sahada sürdürmektedir
Siyonizm,bütün insanlığı
Kendi kölesi olarak görmektedir
Kabalist bir bakış açısıyla  
Tarih veya din ile bilim açısındanda
Kültür ve sanat ile müzik açısındanda
Durum aynıdır
Türk-İslam dünyasında müzik kelimesi kullanılmaz  
Musıki ilmi veya Hendese-i Savt ilmi olarak geçer
Siyonizm,Türk,İslam dünyasında
Hendese-i Savt ilminin gelişmesini istemiyor
" Müzik,kesinlikle Haramdır " diyerek
Hendese-i Savt İlminin gelişmesini engelleme ye çalışıyor
Hendese-i Savt İlmi,hangi alanlarda kullanılıyor
Ve eğer Türk-İslam dünyasında
Hendese-i Savt İlmi gelişemez ise
Sonuç ne olur bunu aktarmak istiyorum  
Öncelikle Forum Güneşli Bahçeler'de yayınlanan
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden
Hamza Nihat Alparslan oğlu'nun yazısını okuyalım
Ve konumuza devam edelim
Hamza Nihat yazısında şöyle diyor  
" İslami literatürde,Müzik ne anlama gelir
Önce bunu açıklayalım
Müzik kelimesi,Yunanca olduğu için
Yunan kültüründeki muhteviya
Farklı izah edildiğinden
İslami literatürde,müzik olarak izah edilemez
Nasılki islami literatürde
Allahın esma-ül hüsna'sı içinde,tanrı kelimesi yoksa
ve Allah'a tanrı demek,Allahın sıfatlarına aykırıysa
Tanrı kavramı ile Allah'a iman,izah edilemez ise
İslami literatürde ismi " Hendese-i Savt " olarak geçen olguyu
Müzik kelimesi ile izah etmekte,aynı şekilde aykırıdır
" Hendese-i Savt " nedir,diye sorulacak olursa,açıklayalım
Bu kelimede Hendese,geometriksel ölçü anlamında olup
Savt kelimesi ise,ses anlamındadır
Dolayısıyla " Hendese-i Savt " kelimesi
Belirli bir çerçeve,alan,hacim veya genişlik içinde
Ölçülendirilmiş ses anlamına gelir
Müziğin tanımlarından biriside
Ölçülü ve kurallı ses anlamındadır
Bu tanım aslında,sadece islami bir tanım değildir
Tüm dünyadaki dil ve kültürlerde yer alan
Müziğin mevcut olan,genel ve temel tanımıdır
Aynı zamanda,müziğin oluşumu ve kullanılışı
Allahın yaratılış ilkesine göre
Ancak " Hendese-i Savt " kelimesi ile izah edilebili r
Bu bakımdan " Hendese-i Savt " kelimesi
Her yönden,müziği,gerçek manada ifade eden,bir kelimedir  
Müzik kelimesi ile,Kuran-ı Kerim ayetlerin de
Arama yapmak yerine
" Savt " kelimesi ile,arama yapılması gerekir
Kuran-ı Kerim ayetlerin de
Müzik anlamında " Savt  " kelimesin i hedef alan
Kesin haram olduğuna dair,hiç bir ayete rastlanılamaz
Hadis-i Şeriflerde ise Savt kelimesi
Müzik anlamında ve haramlığı anlamında
Hangi ölçüye ve ne amaçla kullanıldığına göre
Değişen bir mahiyette,değerlendirilen bir kelimedir  
İcma ve kıyas ölçüsünde ise
Mezhep imamları ve islam ulemasının
Farklı görüşleri olsada
Tümünde hedef alınan ses değil
Nerede ve hangi amaçla kullanıldığıdır
Haram veya helal oluşuda
Bazı ölçülere ve kurallara göre belirleni r
Ses veya " Hendese-i Savt " direkt olarak
Haram olarak nitelendi rilebilec ek,bir materyal değildir
Sesi kullananın amacına göre,helal yada haram oluşu değişir
Dolayısıyla ses haram değildir
Haram haline getiren,kullanıcının kendisidi r
Müslümanın görevi,bir şeye haram diyerek,reddetmek değil
Helal olanını üretip kullanmasıdır " diyor
Evet,Hamza Nihat yazısında
Konu ile ilgili,çok önemli açıklamalarda bulunmuştur

Genel olarak,İslamiyetin musıkiye bakış açısı ile
Bazı islam alimlerin in ve bazı müslümanların bakış açısı
Birbirind en farklıdır
Bu ise siyonizmi n,bütün dinlerde ve ilimlerde
Yaptığı tahribatın sonucudur
Endülüsten beri devam eden
Din ve Bilim ayrılığı sonucu
Bilim adamları dinden kopmuştur
İslam alimlerid e,bilim dallarından kopmuştur
Ve İmam-ı Gazali'den beri süregelen
Akıl ve Vahiy tartışmalarından beri
İslam dünyasında
Her alanda,konuyla ilgisiz ve ilimsiz fetvalar mevcuttur
Musıkinin bir ilim dalı olduğunu
Bazı müslümanlar kabul etmezler  
Bu bakış açısı,siyonizmin etkisiyle ortaya çıkmıştır
Bazı müslümanlar,kadın sesinin erkek sesine benzemediğini
Kadının,erkekten daha ince,bir ses tonuna sahip olduğunu
Farklı bir nitelik taşıdığını belirtere k
Haram sınıfında değerlendirmişlerdir
Allah tarafından yaratılan,insan ve insan sesleri
Kadın sesi olarak,Soprano-MezzoSoprano-Kontralto
Erkek sesi olarak,Tenör-Bariton-Bas olarak
Yaratılmıştır
Bu sesleri çıkaran ve duyan bir mekanizma
İnsan bünyesinde mevcut olarak
Yine Allah tarafından
Semi sıfatının,insanda tecellisi olarak yaratılmıştır
( Semi : En iyi şekilde,her şeyi işiten ve duyan )  
Kuran-ı Kerim'de
" Kadın sesi kesinlikl e haram'dır " şeklinde
Bir ayet-i kerime yoktur
Kadın sesinin özellikleri
Allahın Bedi sıfatının, insanda tecellisi dir
( Bedi : Var eden,yaratıklarını ahenk ve güzelliklerle donatan )
Bu Soprano-Tenör sıralaması
Tüm müzik aletlerin inde varyant ve versiyonl arını
Oluşturmaktadır
Neticede müzik aletlerin in ve seslerini n kaynağı
İnsan ile aynı mecradandır
Allahın yarattığı sistemin
Allahın insana verdiği akıl,ruh ve duyu ile  
Üretilip algılanmasıdır
Allah tarafından,ilk yaratılan insan,Hz.Adem a.s'dan beri
İnsanoğlu,Musıkiye aşina olarak yaratılmıştır
İnsanın,Peygamber veya demirci ustası olması
Allah tarafından husule getirilen
Bu aşinalığı değiştirememektedir
Altını çizerek tekrarlay alım
Allah tarafından,her insan
Diyafram,akciğer,gırtlak ve ses telleriyl e
" Hendese-i Savt " ilminin izah ettiği gibi  
Ses üretmekte olup
Yine Allah tarafından yaratılan,kulak vasıtasıyla
İnsanın ses telleriyl e
Veya cisimleri n titreşimleriyle ürettiği sesleri,duymaktadır
İnsan sesi ile tüm cisimleri n
Ve müzik aletlerin in oluşturduğu
Seslerin kaynağı
Yine yoktan var eden Allahın
Halık sıfatının,insanda ve tabiatta tecelisid ir  
Kıyamete değin,insanoğlunun dünyada yok oluşuna değin
Bu yaratılış,Allah tarafından devam edecektir
Musıki denilen ilim
Veya musıki aletlerin in imal ve satışı
Bir dönem,İstanbul Karaköy semtinde
Sanki,genelev veya eğlence mekanlarıyla
Birlikte anılır hale gelmiştir
Dolayısıyla,kadınların izzet-i şerefi ve musıki
Ayaklar altına alınmıştır
Kadın ve musıki ilmi değersizleştirilmiştir
Elbette,genelevdekiler hayatlarından memnun değildir
Eğlence ile kadın ve musıki ilmini bir araya getirenle rinde
Hayatlarından memnun oldukları söylenemez
Kadını ve musıkiyi aşağılayan,bir bakış açısı siyonizm kaynaklıdır
İslamiyete göre kadın,bir zevk,eğlence ve şehvet aracı değildir
İçkili mekanlard a,erkeklerin huzurunda
Raks eden dansöz bayanlar ve bu tür bir musıki
Elbette helal sınıfında değildir  
Ancak bu tür mekanlar,bu tür musıki ve rakseden dansözler ile
Hakiki islamiyet in ve bizim halk kültürümüzün,bir bağıntısı yoktur
İslamiyet yayılmadan önceki,cahiliye devri adetidir
Ve tüm Türk-İslam coğrafyasında toplumsal bir problem olarak
Karşımızdadır
Müslümanların görevi her zaman
Bu tür olguları,toplumsal bir problem olarak görerek
Çözümüne katkıda bulunmaktır
Bunun yol ve yöntemi ise " haram " demek değildir
Böyle yapılırsa,problemden ve çözümünden kaçmak anlamına gelir
Aşırı alkol tüketiminin insan bünyesine verdiği zarar
Tıp bilimi yoluyla
Fuhşiyatın topluma ve aileye verdiği zarar
Sosyoloji ve psikoloji ilmi yoluyla incelenme li
Araştırılarak çözüm yolları topluma,eğitim yoluyla sunulmalıdır
İslamiyetin kadına bakış açısı
Ruh ve bedeniyle birlikte mükemmel
Allahın yarattığı eşref-i mahlukat olan insandır
İslamiyet,kadına erkekten daha fazla değer ve önem verir
Hz.Ali r.a
" Kadına saygılı ol,çünkü o insanoğlunun anasıdır " buyurmakt adır
Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
" Cennet,Annelerin ayakları altındadır " buyurmakt adır
İslamiyetin kadına verdiği değer ortadadır
Bazı müslümanların,islamiyet ile bağdaşmayan
Bakış açısıyla kadın
Erkeğin emirlerin e,kesin itaatle yerine getiren bir köle
Evde mutfak robotu,aşçı ve hizmetçi
Çocuk doğumunda kullanılan,bir kuluçka makinesi
Ve erkeğin zevk ve şehvet malzemesi dir
Bu bakış açısı,islamiyet ile bağdaşmamaktadır
Kadın ile musıki bir zevk,eğlence ve şehvet aracı değildir
Kadını bir şehvet ve eğlence aracı olarak görmek
Ortaçağda,hristiyan dünyasında
Engizisyo n mahkemele rinde
" Kadının içinde şeytan vardır " diyerek
Yargılayan batıl zihniyeti n
Günümüzde hakiki islamın değil,siyonizmin telkin ettiği islamın
Bazı müslümanların görüşü olarak
Karşımıza çıktığının delilidir
"Hendese-i Savt " bir ilim dalıdır
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
" İlim,kadınada erkeğede farzdır " buyurmuşlardır
Hz.Hatice r.a. islami ticaret hukuku ilminin kurucusud ur
Hz.Aişe r.a hadis ilminin kurucusud ur
Bunuda antiparan tez belirteli m
Musıki,Allah tarafından insana bahşedilen
Yemek yemek ve uyumak gibi bir eylemdir
Uyku bedenin dinlenmes i için
İnsana Allah tarafından bahşedilen bir nimettir
" Uyku kesinlikl e haramdır " şeklinde bir ayet-i kerime yoktur
Veya bu anlamda bir hadis-i şerif yoktur
Tıbbi açıdan,durumu araştıran bir bilim adamının
Uyku açısından bir değerlendirmesi vardır
http://www.radikal.com.tr/hayat/gundogumu-ve-batiminda-uyumak-sagliga-zararli-893926/
Selçuk Üniversitesi Konya - Meram Tıp Fakültesi
Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi
Prof.Dr. Süleyman Türk
Gün ışığının ilk saatlerin de
Uyumanın sağlık açısından çok zararlı olduğunu
Kalp krizlerin in bu saatte uyuyanlar da
Uyumayanl ara göre daha fazla görüldüğünü vurgulama ktadır.
Gün batımında uyumanın da zararlı olduğunu vurgulaya n Türk
"Bu saatte uyumak kalp hızı değişkenliğini
ve özellikle zihinsel fonksiyon ları olumsuz etkilemek tedir” şeklinde
Açıklama yapmaktadır.
Ancak,bu açıklama
İslami açıdan " kesinlikl e uyku haramdır " anlamına gelmiyor
Müslümanların haram diyerek,musıkiden kopması ile
Musıki ile meşgul olanların,sadece Rum veya Ermeni gibi
Hristiyan vatandaşlar,olduğu fikri
Siyonizm tarafından yaygınlaştırılmıştır
Musiki,sadece bir eğlence aracı gibi değerlendirilmiş
Musıkinin,bir ilim ve sanat dalı olma hüviyeti
Ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır
Musıki ilmine ve musıkişinaslara yapılan
En büyük kötülük budur
Bu kötülüğü yapanların içinde
Elbette bazı müslümanlarda vardır
Siyonizm,bazen müslüman kılığınada girmekted ir
Halbuki müslümanların,musıki gibi bir ilim ve sanat dalına
Eski dönemlerde verdikler i değerden
Çok daha fazla önem ve değer vermeleri gerekirdi
Günümüzde ise malesef
Dünyayı kendi istedikle ri gibi idare etmeye çalışan
Siyonist küresel güç merkezler i
Müslümanları
Müzik haram veya helal gibi konularla
Gereksiz yere meşgul ederek
Dünyayı sömürmeye devam etmektedi rler
Bir dönem,Kuran-ı Kerim basılması için
Matbaa kurulmaya çalışıldığındada
El ile yazılması gerektiğini
Matbaa ile Kuran-ı Kerim'in basılmaması gerektiği fikrini
Yaygınlaştıranda yine siyonizm'dir
Deve ile yapılan Hac yolculuğunda
Uçak kullanılmasının haram olduğu fikrini
Yaygınlaştıranda yine siyonizm'dir
Musıki yani " Hendese-i Savt " ilmi
Fonetik,Diksiyon gibi ilimleri
Kuran-ı Kerimi güzel okumak için geliştirilen,tevcid ilmi
Ezanı,makam ile güzel  okumak için geliştirilen
قراءة جميلة  Kuraat'ün Cemile ilmi v.s gibi ilimlerid e
Bünyesinde barındırır
Siyonizm,tüm musıki ilmi ile bağlantılı ilimleri
Bu ilim vasıtasıyla üretilen tüm doneleri
Sahte bir islami kimlik ile,haram olarak nitelendi rdiği için
Müzik aletleri üretiminide haram olarak
Nitelendi rmiştir
Dolayısıyla müzik ile ilgili endüstri
İslam ülkelerinde gelişmemiş
Amplifika tör,hoparlör,mikrofon gibi
Donelered e haram denilmiştir
" Mikrofon ile ezan okunamaz,haramdır "
" Hoparlörden ezan dinlenile mez,haramdır "
Gibi telkinler le
Müzik endüstrisi,islam ülkelerinde gelişemediğinden
İslam ülkeleri,bu endüstri donelerin i
Batılılardan satın almak zorunda bırakılmıştır
Milyarlar ca para bu tür ürünlere harcanmay a
Devam edilmekte dir
Siyonizmi n ürettiği algı
Bir dönem,televizyon ve radyo gibi iletişim araçlarınıda  
Haram olarak nitelendi rmiştir
Bazı islam alimleri
Kadın sesi haram,erkek sesi helal
İnsan sesi helal,çalgı sesi haram gibi
İfadeler kullanmışlardır
Şimdi konuya farklı bir bakış açısı getirelim
BeatBox-A Capella denilen bir müzik türü vardır
A Capella ve Beatbox karışımı bu türde
Çalgı kullanılmaz
Ancak,elektronik dijital stüdyo kayıtları neticesi
BeatBox-A Capella dinlenild iğinde
Hem insan,hemde çalgı sesi birlikte duyulur
Bunun yanında,bir Synthesiz er kullanılıp
Mixer ile kaliteli bir tonlama yapılıp
Stüdyodaki bilgisaya ra,Ableton Lıve 9 türü
Bir proğram yüklenerek
Kaliteli bir Shure mikrofon
Amplifika tör ve hoparlör sistemiyl e
Erkek sesinden üretilen,kadın sesini
Veya GarageBan d Proğramı ile yüklenen
Bir ansiklope di kapağının,açılıp örtülmesiyle oluşturulan
Gerçekte var olmayan
Bir ( Drum set ) davul sesini dinleyebi lirsiniz
Ortada kadın ve enstrüman olmadan
Günümüzdeki teknoloji ile yapılan kayıtla
Kadın sesi ve enstrüman sesi içeren
Bir stüdyo kaydını dinleyebi lirsiniz
İnsan sesine en yakın enstrüman sesi
Keman sesidir
Ancak,yukarıdaki ismini saydığım
Cihazlarl a kurulan bir stüdyoda
İnsan sesinden,keman sesi üretebilirsiniz
Şimdi Beatbox,Acapella ve Syntheise r nedir
Kısaca açıklayarak konumuza devam edelim
BEATBOX
Beatbox,kişinin hiçbir müzik aleti kullanmad an
Ağız, dudak, dil ve diğer organlarını kullanara k
Müzik oluşturmasına denir.
Beatbox yapan kişilere ise Beatboxer adı verilir.
Freestyle Beatbox ise kişinin kendine göre bağımsız olarak
Müzik oluşturmasına denir
A CAPELLA
A Capella, müzik terminolo jisinde
A Capella olarak geçen çok sesli bir müzik türü.
Enstrüman olarak insan sesi kullanılır.
Kelime anlamı olarak İtalyanca "kilise tarzı" demektir
Ve rönesans tarzı ile barok konçertosunu
Birbirind en ayırmak için geliştirilmiştir
SYNTHESIZ ER
Synthesiz er farklı türde bir müzik icat etmek
ve elektriks el sinyaller üretmek için
kullanılan bir müzik aletidir.
Üretilen sinyaller bir enstrüman amfisi
Hoparlör ya da kulaklık aracılığıyla
Ses'e dönüştürülüp duyulur hale gelir
Sanırım,yukarıdaki teknik bilgilerd en
Kadın sesi ve enstrüman sesinin
Kadın ve enstrüman olmadanda
Elde edilebile ceğini
Kavramışsınızdır
Buna rağmen,bazı müslüman erkeklerd e
Bu sahte kadın sesine karşı,bir ilgi olacaksa
Artık bu bazı müslüman erkekleri n
Sapık olarak nitelener ek  
Psikoloji k tedavi altına alınması,en doğru çözüm olacaktır
Ancak Kuran-ı kerim ve hadis-i şeriflerde
" Kesinlikl e kadın sesi haramdır
Ve kesinlikl e enstrüman sesi haramdır " diye
Bir şey olmadığı için
Bu tür doğal olmayan,ses üretimleride gereksizd ir
Toplumun tüm kesimleri nin,kadın ve musıki konusunda
Bilimsel olarak
Biyolojik,psikolojik,sosyolojik ve islami açıdan eğitilmeleri şarttır  
" Musıki ve kadın sesi haramdır " diyerek
Baskı ile hiç bir sorun çözülemez
Erkekler gibi,Kadınlarında,bir islami şiiri
Toplum içinde,seslendirme hakları elbette vardır
Konuyu,sadece ilahiyat eğitimi alanların değil
İlahiyat ile birlikte,konservatuvar eğitimi alanların
Değerlendirmesi gerektiğini
Aslında,haram olanın müzik olmadığını
İnsanların bunu bazen
Çeşitli şekillerde ve çeşitli ortamlard a
Kendileri nin haram haline getirdikl erini,belirtelim
Siyonizm,Türk,İslam dünyasında
Hendese-i Savt ilminin gelişmesini istemiyor
Ayet ve Hadislerd e " Müzik,kesinlikle Haramdır " şeklinde
Bir uyarı yoktur
Bu konu,İcma ve Kıyas ile belirlenm iştir
Mezhep İmamları ve bazı islam alimlerin in
Fetvalarına dayandırılmaktadır
Bilindiği gibi İcma ve Kıyas
Herhangi bir konuda,islami bir hüküm oluşturmada
Çok önemli bir faktördür
Ancak,bazı konularda,istisnai olarak
Zaman içinde farklı değerlendirmelere ve fetvalara sebep olabilir
Siyonizm,bu fetvaları derinleştirerek
" Müzik,kesinlikle Haramdır " fikrini yayarak
Türk-İslam dünyasında
Hendese-i Savt İlminin gelişmesini engelleme ye çalışıyor
Hendese-i Savt İlmi,hangi alanlarda kullanılıyor
Ve eğer Türk-İslam dünyasında
Hendese-i Savt İlmi gelişemez ise
Sonuç ne olur bunu aktarmak istiyorum
Önce,Hendese-i Savt ilmi'nin kullanıldığı alanları
Daha önce Forum DolunayVa kti İstanbul'da açıklanan
Selim Hüseyin Yıldırımoğlu'nun yazısını aktarayım
Daha sonra konumuza devam edelim

HENDESE-İ SAVT İLMİ VE TEKNOLOJİ

FORUM DOLUNAYVA KTİ İSTANBUL  

SELİM HÜSEYİN YILDIRIMOĞLU
İstanbul Üniversitesi Mekatroni k Mühendisliği Bölümü

Forum içinde " Musıki ve İslam " başlıklı yazılara
İlave olarak,bazı önemli konuları aktarmak istiyorum
Musıki denilince,Türk-İslam dünyasındaki ismi
" Hendese-i Savt İlmi " olarak geçmektedir
Hendese-i Savt İlmi,hangi sahalarda kullanılmaktadır
Bununla ilgili bazı anektodla r aktarmak istiyorum
Türk-islam dünyası,ses teknoloji sini haberleşme alanında kullanmıştır
Sultan Abdülhamit Han,istihbarat teşkilatının elemanlarına
Makam ve Kudüm velvelele ri ile gizli mesajlarını ulaştırıyordu
Ordu teşkilatı içinde kurulu olan mehter topluluğu ile
Ordunun hareket ve savaş vaziyetle rine ilişikin mesajlar
Musıki yoluyla  iletiliyo rdu
" Hendese-i Savt İlmi " çok farklı alanlarda kullanılmaktadır
Bununla ilgili yazılara geçmeden önce
Ses ve insan biyolojis i hakkında kısa bir bilgi aktarayım

SES VE İNSAN BİYOLOJİSİ  

Ses ve insan biyolojis i,bir bütün olarak Allah tarafından yaratılmıştır
Konuşurken veya şarkı söylendiğinde oluşan ses
Muhteviya t olarak aynı sistemin ürünüdür
Ses,insan bünyesinde,ses telleriyl e havanın etkileşimi sonucunda oluşur
Nefes borusunun en üst kısmında
Ses tellerini de içine alan kıkırdak dokulu gırtlak ( Larinks ) bulunur
Bunun Sağ ve solunda iki adet ses teli vardır
Bu ses telleri hareketli olup, birbirler ine doğru yaklaşıp ayrılırlar.
Nefes alıp verme sırasında yanlara doğru açılırken konuşma ve şarkı söyleme sırasında
Birbirler ine doğru yaklaşır ve titreşirler.
Sesin oluşumunda rol oynayan anatomik yapılar vardır
Akciğerler, diyafram, gırtlak ve ses telleri ile buna benzer anatomik yapılardır
Ses oluşumunda kullanılan,çene, dudak, dil ,damak vs.gibi yapılarda
Sesin duyulmasını sağlayan ve dış,orta ve iç kısımdan oluşan kulak denilen duyma sistemi
Diğerleri gibi,Allah tarafından yaratılmıştır
İnsan biyolojis i sesi oluşturan,yayan ve duyan bir mekanizma dır

SES VE TIP TEKNOLOJİSİ

Türk-İslam dünyasında " Hendese-i Savt İlmi "
Osmanlı döneminde
Edirne Darüşşifasında hastalıkların tedavisin de kullanılmıştır
Musıki sistemind e makamlar ile tedavi çok etkilidir
Osmanlı'nın şair hekimleri nden Şuuri Hasan Efendi'nin, "T'adil-Ül Emzice" adlı eserinde
Musiki makamlarının hastalıklarla olan ilgisi detaylarıyla anlatılıyor.
Eserde, Hicaz makamının iktidarsızlığa iyi geldiği ve cinsel gücü artırdığı belirtili yor.
Trakya Üniversitesi Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ratıp Kazancıgil de "Sultan 2'inci Beyazıd Külliyesi" adlı eserinde, konuya geniş yer ayırarak, musiki makamlarının hangi hastalıklara iyi geldiğini yazdı. Hicaz makamının cinsel gücü artırdığını ve yanlış anlaşılma korkusu ile bugüne kadar bunu söylemediğini anlatan Kazancıgil, "Tarihten önceki dönemlerden beri bilinen ve bu işle uğraşanların alanına giren bir kısım hastalıkların, müzikle tedavisi yapılmış. Bu külliye 1488 yılında her türlü hastalığın tedavi edildiği bir merkezdir . Burada sadece akıl hastaları tedavi edilmiyor du. Akıl hastalarının yanısıra diğer hastalar da tedavi görüyordu" şeklinde konuştu. Buradaki hastalara ilaçla tevavinin yanısıra müzikle tedavi de uygulandığını kaydeden Kazancıgil, "Evliya Çelebi, Seyahatna mesi'nde burayı anlatırken, on kişilik sazende ekibi ile birlikte akıl hastalarının ve diğer hastaların tedavi edildiği yer olarak bahsediyo r. Müzik, hastalığın tedavisin de yardımcı eleman olarak kullanılıyor" dedi. Diğer tedavi sistemler i olmadan sadece müzikle de tedavi olmayacağının altını çizen Kazancıgil, "Bizim hekimleri miz yaptıkları incelemed e müziğin beynin belli kısımların uyararak, hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğini yazmışlar. Hekimleri miz adeta "Müzikal Formakope" diyebilec eğimiz bir sistem geliştirmişlerdir" diye konuştu.

MÜZİKAL FORMAKOPE
 
Yrd. Doç. Dr Ratıp Kazancıgil'in Sultan 2'inci Beyazıd Külliyesi adlı eserinde, makamların etkisi hakkında şu bilgiler yer alıyor :
- Hicaz Makamı : Bu makamın nağmelerinin çocuklarda görülen idrar zorluğuna büyük yararı olup, yetişkin erkekleri n seksüel yönden uyarılması hususunda büyük etkisi vardır.
cinsel gücü arttırdığı belirlenm iştir  
- Rast Makamı : Havale ve felç illetine devadır.
- Irak Makamı : Har mizaçlılara, sersem ve hafakan faydalıdır.
- İsfahan Makamı : Zihni açar, zekayı artırır, anıları tazeler.
- Zirefgent Makamı : Sırt ve eklem ağrılarının ve kuluncun tedavisin de faydalıdır.
- Rehavi Makamı : Baş ağrısına devadır.
- Büzürk Makamı : Ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır, fikre yön verir.
- Neva Makamı : Irk'un nisa'ya iyi gelir.
- Zengule Makamı : Kalp hastalıklarının devasıdır.
- Buselik Makamı: kulunç ve bel ağrılarının ilacıdır.
- Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır.


SES TEKNOLOJİSİ VE ONKOLOJİ
Dr. Murat Baş, ses teknoloji siyle kanser tedavisin de büyük başarı sağlandığını açıkladı.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Dr. Baş, “Konformal” tedaviler in gündem de olduğu modern tıpın, sadece hastanın tedavi edilmesiy le değil, yan etkilerin in azaltılması, tedavi uygulamal arının daha rahat yapılabilmesi ve ağrısız, acısız girişimlerin uygulanab ilmesine yöneldiğini söyledi.
21. yüzyılın teknoloji si olarak ifade edilen “Ses Teknoloji si”nin insanda tedavi amaçlı olarak kullanılmasının yeni bir yöntem olmamasına rağmen, kanserde kullanılmasının henüz çok yeni olduğunu belirten Dr. Baş, “‘Yoğunluklu odaklanmış Yüksek Frekanslı Ses (HIFU)’ ya da ‘Ultrasonik Tedavi’ dalgasının taşıdığı enerji, insan vücudu üzerinde şimdiye kadar ‘açık cerrahi müdahale’lere gereksini m gösterdiğinden pek kullanılmamaktaydı. Bilgisaya r yazılım ve donanımlarının gelişmesiyle ayrıca, yarı iletken malzeme teknoloji lerinin hızlı ilerlemes i mümkün olabilmiştir. Daha önce, cerrahi müdahalelerin zor ve imkansız olduğu durumlard a iç kanamaları durdurmak amacıyla geliştirilen bu tür cihazlar, şimdi kanserin yok edilmesin de veya kontrol Altına alınmasında kullanılmaya başlanmıştır. Cihazın temel çalışma prensibi, transduce r (ses kaynağı) adı verilen piezoelek trik kristalle rin ürettiği ses enerjisin in istenen bölge üzerinde odaklanar ak, odak bölgesinde oluşan temel etkisine dayanmakt adır. Odaklanac ak bölge (tümör), ileri görüntüleme sistemler i (USG/Doppler-Ct-MRI) ile tespit edilir. Bölgeye odaklanan ses dalgalarıyla hedeflene n hücreler 60 derecenin üzerinde bir sıcaklığa 0.2 saniye gibi kısa bir süreç içerisinde ulaştırabilmektedir. Odak bölgesine yoğunlaşan termik enerji hedef bölgesi dışında bir etki göstermektedir” dedi. Dr. Baş, ses dalgasının odaklandığı bölgedeki etkinin 3 şekilde meydana geldiğini belirtere k, şu sıralamada bulundu: “Hipertermik (ısı) etkisi; 0.2-1 saniye içerisinde 65-100 derecelik bir ısıya ulaşan hücrede koagülasyon Nekrozu (pıhtılaşmayla ölüm) meydana gelmekted ir. Kavitasyo n; yüksek frekanslı ses dalgaları nedeniyle hücre içerisindeki Sıvıda oluşan kabarcıklar ve yüksek ısı duvarları hücreyi tahrip ederek yıkılmasına neden olur ve hücre parçalanır. Kan damarlarının tahribi; ses dalgaları, tümör içindeki 2 milimetre den daha küçük çaptaki kan damarları ve kapillerl er tahrip olur. Bu kanser hücresini besleyen damarların yok olması nedeniyle iskemik Nekroz neden olur.”
Dr. Murat Baş’ın açıklamasına göre, HIFU sistemini n avantajla rı şöyle:
- Girişimsel bir teknik değildir ( Non-invazif )
- Sadece kanser odağı tahrip edilir.
- Vücutta kesi olmaz, ses dalgasına bağlı hasar oluşmaz.
- Vücuda uygulanac ak herhangi bir kateter ya da probo ihtiyaç yoktur.
- Ses dalgası yolu boyunca önüne çıkan doku ve hücrelerde tahribat yapmaz.
- Kan değerlerinde düşme ya da değişiklik oluşmaz.
- Neredeyse hiç acısı olmayan bir işlemdir.
- Uygulama sonrası iyileşme süreci hemen başlar.
- Hedef üzerinde eşit doz dağılımı sağlanır.
- Hedefteki tümör dokusu yok olurken, çevre dokularda etki görülmez.
- Yapılan tedavinin etkinliğini ve hedef güvenirliliğini 3 boyutlu olacak (CT veya MR ile) şekilde tayin etmek mümkündür.
- Tedavi tümör şekline ve boyutlarına bağlı değildir.
- 2 milimetre den küçük çaplı damarların imha edilmesin i sağlayarak tümörün kanlanmasını, dolayısıyla da beslenmes ini durdurur.
- Cerrahi müdahalenin herhangi bir nedenle yapılamadığı durumlard a, HIFU tedavisi kolaylıkla uygulanır.
- Hedef üzerinde uygulanan ses dalgasının dozu, gerçek zamanlı ve geri dönüşümlü olarak tespit edilebili r, izlenebil ir.
- Bağışıklık sistemi üzerinde etkilidir; Lenfositl erin hedef dokuya ulaşmasını ve lenf fosiküllerinin oluşumunu sağlar.
- Tedavi edilen dokuda CD4, CD8 ve NK hücrelerinin sayısı artar. Lokal bağışıklık güçlenir.
- Tedavi güvenirliği yüksektir; hayati göstergeler (Nabız, tansiyon, solunum sayısı ve ateş) tedavi esnasında sabit kalır, değişmez.
- Tedavi sonrasında parçalanan tümör hücrelerinin, tedavi alanı içinde yayıldığı gözlenmemiştir.
- Tedavinin tolere edilemeye cek yan etkisi yoktur veya çok azdır.
- Radyoakti vite söz konusu değildir.
- Kullanıcıların üzerinde zararlı etkisi yoktur.
- Çevresel hasar oluşturmaz.
TEDAVİNİN UYGULANDIĞI TÜMÖRLER
Cerrahi uygulamal ardaki stres, travma, kanama, yavaş iyileşme ya da muhtemel tümör ekimi, HIFU tedavisin de görülmez.
Radyotera pi ( Şua tedavisi ) esnasında, radyasyon hasarı, kan değerlerinde düşme, kemik iliği ve bağışıklık sistemi baskılanması HIFU tedavisin de görülmemiştir. Ayrıca HIFU tedavisin de, radyotera pideki gibi radyasyon a duyarlı ya da duyarsız şeklinde tümör seçiciliği de söz konusu değildir. Tedavinin, meme kanserler i, kemik tümörleri, karaciğer kanserler i, yumuşak doku kanserler i (Kas, yağ, bağ dokusu), böbrek kanserler i, karın alt boşluğu tümörleri (Pelitonea Tümörler), retroperi toneal tümörler (Karın zarının arkasındaki yerleşmiş tümörler), pankreas kanserler i, metastazl ar (Başka bir bölgeye yayılmış, atlamış tümörler), ilerlemiş kanserler de palyatif amaçlı, klasik cerrahi uygulanmış, solid tümörlerde nüksleri önlemede veya nükslerin tedavisin de, Ameliyat edilmesi herhangi bir nedenle uygun olmayan tümörlerin tedavisin de, yetersiz ameliyat, radyotera pi uygulanmış rezidü (bakiye) tümörlerin tedavisin de, iyi huylu rahim tümörlerinde (myoma gibi) uygulandığı bildirild i.
HIFU tedavisin in uygulanma dığı tümörler ise şöyle:
- İçi boş (mide, bağırsak gibi) organ tümörlerinde
- Mediastin al (göğüs orta boşluğu) tümörlerinde
- Medula spinalis (omurilik) tümörlerinde HIFU Tedavisi uygulanam az.
Dr. Baş, “HIFU tedavisi bu haliyle, yakın gelecekte tümör tedavisin de cerrahiye ciddi bir alternati f olacağa benzemekt edir. Ülkemizde cihazın satışını yapan distribütör firma (Meteks) bulunmasına rağmen, maalesef HIFU tedavisi ülkemizde henüz uygulamay a başlanmamıştır. Bugün dünyada henüz birkaç merkezde (Japonya, Amerika, Malezya, Çin vb) uygulanan HIFU, tümör tedavisin de yeni bir çığır açmıştır. Yapılacak daha fazla sayıdaki bilimsel ve klinik çalışmalarla HIFU, tümör tedavisin de önemli bir yer edineceğe benzemekt edir

SES YANSIMA SİSTEMİ VE TEKNOLOJİ

Ses dalgalar halinde yayılır.  Ses dalgaları bir engelle çarptığında yönünü değiştirir ve geldiği ortama geri döner. Buna sesin yansıması denir.
Sesin yansıması ışığın yansımasına benzemekt edir. Yansıma kanunları ses içinde geçerlidir.
Yansıyan sesin hızında bir değişiklik olmaz
Yansıma olayında ses,yüzey düzgün ve pürüzsüz ise düzgün yansıyacaktır.
Pürüzlü yüzeyde ise dağınık yansıma gerçekleşir, ses farklı yönlere dağılır.
Sesin duyulması zorlaşır. ( Şiddeti azalır )
Ses yansıma sistemi,Hendese-i Savt İlmi'nin konusudur
Hendese-i Savt İlmi,çocukların zeka gelişiminde kullanılmaktadır
Botanik ilminde çiçeklere ve eğitmek için köpeklere
Yumurtlam ayı hızlandırmak için tavuklara
Batı klasik müziğinin dinletild iğini biliyoruz
" Ses yansımasının teknoloji deki kullanımı nasıldır" sorusuna cevap verelim
Ses kaynağından ses üretilir, engele çarpan sesin,çarptığı engelle ilgili bilgiler edinebili riz. Engelin uzaklığı, büyüklüğü, yüzeyinin şekli, hangi yönde hareket ettiği gibi bilgiler öğrenilebilir
Hendese-i Savt İlmi,denizin derinliğinin ölçülmesinde kullanılır
Gemilerde ki sonar cihazı deniz derinliğini ya da balık sürülerinin yerinin tespiti için kullanılır. Sonar cihazı denize ses dalgaları gönderir, sesin engele çarparak geri gelme süresini ölçer, ne kadar uzaklıkta olduğu bulunmuş olur.
Hendese-i Savt ilmi,Tıp alanında iç organların görüntülenmesini sağlar  
Ultrason cihazı sayesinde iç organlarımızın görüntülenmesi sağlanır. Doktorların hastalıkların teşhisinde, anne karnındaki bebeğin görüntülenmesinde ultrasonu kullanır. Bu aletle elde edilen görüntü ekrana aktarılır. Ultrason ses dalgalarından yararlanılarak geliştirilmiştir. Kulağımızla duyamadığımız sesi yayar, bu sesin iç organlard a yansıması ile ekranda oluşan görüntü ile iç organlarımız görüntülenmiş olur.
Hendese-i Savt İlmi,Böbrek taşlarının kırılmasında kullanılır
Böbreklerde oluşan taşlar ses dalgaları gönderilerek kırılır. Gönderilen şok ses dalgaları taşı kırar, bazı taşlar nadiren,belki sert olduğundan kırılamayabilir.
Ancak geneli,bu teknoloji ile kırılmaktadır
Bu teknoloji ile hastanın ameliyat olmasına gerek kalmaz

HENDESE-İ SAVT İLMİ VE TEKNOLOJİ

" Hendese-i Savt İlmi " bir çok teknoloji k üründe kullanılmaktadır
Radyo,televizyon,telsiz ve medyatik tüm araçların üretiminde
Hendese-i Savt ilmi kullanılnaktadır
Meteorolo ji istasyonl arında ve hava tahminler ini üreten cihazlard a
Depremi önceden haber veren ve şiddetini tesbit eden cihazlard a
Hendese-i Savt ilmi kullanılnaktadır
Bu konuyla ilgili bazı ayrıntıları aktarayım

Telefon da öncelikle sesimizi kaydeder sonra karşı tarafa iletir . bunu şuna benzetebi liriz annemiz babamıza birşey söylememizi istiyor ve bize birşeyler söylüyor . bizim bunu babamıza söyleyebilmemiz için öncelikle anlamış olmamız gerekir . aynı bu şekilde telefonla r da öncelikle sesimizi kaydedip başka bir formata dönüştürüp yerine göre elektrikl e yerine göre ise ses dalgaları ile önce aracı istasyonl ara sonra da ulaşmak istediğimiz kişilere ulaştırmaktadır . böylece günlük hayatımızda sevdikler imizle haberleşmemiz sağlanmış olur.
Akıllı telefonla rda gelişen teknoloji
ise cidden önemli . siri ve s-voice yakın zamanda örnekleri sesle kontrolün . aramak istediğin ya da telefonun yapmasını istediğin hamleleri sen söylüyorsun telefonun sen parmağını oynatmada n sana cevabı sesli bir şekilde döndürebiliyor

 
Televizyo nlarda da müzik sektörüne benzer şekilde bir yol izlenir . öncelikle izlenecek olan film , dizi , klip her ne ise bunlar kamera yardımı ile kaydedili r. kamera hem görüntüyü hem de sesi farklı kaliteler de kaydeder . daha sonra yayıncı kurum ya da kuruluş bunu alarak kendi yayın kanallarında yayınlarlar . burada hem ses hemde görüntü aynı anda içerikte yer alır . bizler de her akşam cips ve kola eşliğinde dizi keyfi süreriz .

Akıllı evler bir başka ses teknoloji sinin kullanıldığı sahadır
yakın bir zamanda evdeki neredeyse tüm elektroni k cihazları ki bunlara kapı pencere vs de dahil ses ile kontrol imkanı gelecekti r  
Bunun protopini microsoft un sahibi bill gates kendi evinde uyguluyor . geleceğin evleri çok akıllı olacak . hatta sesle kalmayıp IBM aldığı bir patentle dokunmati k zemin dahi yapmayı düşünüyor . bu sayede evde birisi yığılıp kalırsa,ambulans anında kapımıza gelecek . hatta büromuza giren hırsız anında yakayı ele verecek .

Medya alanında yine ses teknoloji sinin gelişmesiyle oluşan doneler vardır
Google sunduğu google arama ve google çeviri servisi sayesinde artık sesle işlem yapmak mümkün . diyelim bir kelimenin okunuşunu biliyor ama yazılışını bilmiyors unuz
mikrofonu olan bir bilgisaya ra oturup google ın ilgili servisine girip kelimeyi telaffuz ederek google da arama yapmak mümkün . şu an için ingilizce de arama yapılabiliyor . umarız yakın zamanda türkçe de eklenecek tir .

Sesli gazete ve dergiler hazırlanmaktadır,artık gazeteler i sesli şekilde de elde edebileceğiz.
Gazeteler i illa birinin seslendir mesine gerek kalmıyor . gazete bir uygulama oluşturuyor ve bu uygulamad a tüm harfler seslendir iliyor bir kişi tarafından . sonra habere entegre edildiğinde bir buton yardımıyla program çalışmaya başlıyor ve haber metininde ki tüm kelimeler i seslendir iyor .

Sonar adı verilen sistemle deniz tabanının haritası çıkarılabilir, batık gemilerin yeri tespit edilebili r. Gemilerde ki sonar cihazları yaydıkları ses dalgalarının yansıyıp geri dönme süresini ölçer ve yansımanın olduğu yüzeyin uzaklığını hesaplar. Sonar teknoloji sinin balıkçılıkta kullanılmasıyla balık sürülerinin varlığı, hareket yönü, balık miktarı, sürüde hangi balık cinsinden kaç ton bulunduğu öğrenilebilir.
Ultrason adı verilen araç sayesinde ses dalgaları kullanılarak insanların iç organlarına bakılabilir. Bu sayede hastalıklı dokular tespit edilebili r, bir bebeğin gelişimi izlenebil ir.
Uyarı ve güvenlik sistemler inde,ses teknoloji si kullanılmaktadır.
Otomobill erin kornaları,hırsızların korkulu rüyası alarmlar
Artık güvenle iş yerimizi evimizi ve arabamızı arkamızda bırakıp işlerimizi yapabiliy oruz ve sevdikler imizle zaman geçirebiliyoruz Eğer biri haberimiz olmadan dokunacak olursa alarmlar mahalleyi ayağa kaldırıyor

Bugün artık binalar yükselmiştir de yükselmiştir . mesela toki 15 - 16 katlı gökdelen misali apartmanl ar ve yerleşim birimleri yapmaktadır . haydi düşünelim şimdi eski usül kapı tokmakları var . alt kapıdaki biri nasıl 15. kattaki birinin kapısına vuracak nasıl geldiğini haber verecek ve ev sahibi alt kapıyı açacak  işte burada imdada yine teknoloji yetişiyor . bir kaç ses kaydı ile işlem tamam sonra gelen ziyaretçimizin kaçıncı dairede oturduğumuzu bilmesi yeterli . zile bir dokunuş ile ben geldim diyebiliy or

Polis radarları aynı prensiple oto yolda hareket eden araçların hızlarını kontrol eder. Uçak ve gemilerde ki radar cihazları ile geniş bir bölgede bulunan varlıklar tespit edilebili r.
Altın, gümüş gibi takıların ve hastanele rde kullanılan teşhis ve tedavi araçlarının dezenfekt e edilmesin de ses dalgaları kullanılabilir.
Sismik araçların oluşturduğu ses, yeraltındaki farklı tabakalar dan yansır. Yansıyan ses incelener ek su, petrol, doğalgaz ve madenleri n yeri tespit edilebili r.

Bu yukarıda aktardığımız konuların hepsi
Hendese-i Savt İlmi ile elde edilen teknoloji leri kapsar
Bu teknoloji lerin müslümanların elinde olmasını
Siyonizm istemiyor ve bunu engelleme ye çalışıyor
Türk-İslam coğrafyasındaki ülkelerin
Milyarlar ca dolar parası,Hendese-i Savt İlmi sonucunda
Üretilen ürünleri satın almak için
Batılı ve siyonist güçlere ödeniyor
Siyonistl ere ödenen paraları
Siyonistl er,Filistinde bebekleri öldürmeye harcıyor
Dolayısıyla silahların ve mermileri n parası
Elinde teknoloji olmadığından,satın alan
Müslümanlara ödetilmiş oluyor
Bu ürünler hayati önem taşır
Türk-İslam dünyasında
Sadece Mikrofon,Amplifikatör ve Hoparlör  ithalatına
Milyarlar ca dolar ödendiği düşünülürse
Yukarıdaki bazılarının ismini saydığımız
Yüzlerce çeşit teknoloji k ürünlere
Yıllardır ödenen parayı hesaplama ya
Hesap makinesin in kadranı yetmez
Bu ürünler ithal edilmese
Ve batılı ve siyonistl ere milyarlar ca dolar para ödenmese
Türk-İslam dünyasında üretilse olmazmı
Ancak,müslümanlar her türlü ilim dalıyla
Dalga geçtiği ve ciddiye almadığı için
Hendese-i Savt İlminede değer vermemiştir
Musıki'yi bir eğlence aracı lanse eden
Ve Hendese-i Savt İlminin haram olduğunu
Telkin eden,siyonistlerin çabası neticesin de
Türk-İslam coğrafyası,teknolojik ürünleri
İthal etmeye
Ve dolayısıyla,Filistinde katledile n masum çocuklara sıkılan
Mermileri n parasını ödemeye devam etmektedi rler

Amerikan İlionis Southern Edwardsvi lle Üniversitesi
Mekatroni k mezunu olan
Ses teknoloji si ve mekatroni k ilişkisini araştıran
Detroit Voice Elektroni c Power isimli
Dergide bazı yazılar yazan
Ve aynı zamanda islamı araştıran
Mac Carter Dwayne isimli uzmanın yazısında
özetle şunlardan bahsetmiş
Türk-İslam dünyasında " Hendese-i Savt " ilminin
Batıya,Voicetronic teknoloji si olarak geçtiğini
Endülüste El-Hamra sarayında
Su ile çalışan motor icat edecek kadar
Bilim ve teknoloji de ileri olan müslüman bilginler in
" Hendese-i Savt " ilmindede zirveye ulaştığını belirtmiş
Batıya,Voicetronik teknoloji si olarak geçen
" Hendese-i Savt " ilmi ile
Matematik,Fizik,Tıp ve Elektroni k ilimlerin in birleştirilerek
Avrupada ve dünyada,insanlık için faydalı olan
Bir çok teknoloji k materyali n üretildiğini belirtmiş
İmam-ı Gazaliden sonra, Türk-İslam dünyasında
Akıl ve bilimin reddedild iğini
Batılıların ürettiği bir çok teknoloji k ürününde
" Haram " fetvasıyla önce reddedild iğini
Daha sonra bu ürünlerin bazılarının
İnsanlık için faydalı olduğunun görüldüğünü
Ancak ilk baştan " Haram " olarak nitelendi rildiğinden
Üretim yapılabilecek düzeyde teknoloji inin geliştirilemediğini
Bu yüzden ürünlerin,ithal edilerek kullanıldığını belirtmiş
Bu ürünlerden bir kaç örnek vermiş
Tıp'ta hastaların böbrek taşlarını kırmak için kullanılan
Kidney-Stone Crushing türü cihazlar
Ultrason gibi tıbbi görüntüleme cihazları 
Petrol aramada kullanılan,Elektronik Oil-Search Device türü cihazlar
Batık gemilerin yerini tesbit etmek için kullanılan,Sonar türü cihazlar
Uyarı-Güvenlik hizmetler inde kullanılan, Warning-Security türü cihazlar
Savaş için kulanılan,erken uyarı,Early-Warning Radar türü cihazlar
Gibi yüzlerce teknoloji k üründen bahsetmiş



İSLAMİ ÖLÇÜ  VE MÜZİK

https://www.turkishnews.com/tr/content/2017/12/14/diyanet-muzik-haram-degildir-islami-muzik-yoktur-ancak/

Milliyet yazarı Melih Aşık’ın 12 Aralık 2017 tarihli ve “Müzik haram mı” başlıklı yazısında aktardığına göre
malum ulemaya mensup bazı eşhas müzik konusunda ki görüşlerini şöyle açıklamışlar:

– Necmettin Erbakan İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Orhan Çeker :
“Müzik için haram diyemeyiz ama helal de diyemeyiz . İçeriği uygun olmalıdır.
Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikl e caiz değildir.”

– Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren: “Çalgı aletleri, bunları çalmak, satmak ya da şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının ya da şarabın heyecan verici nitelikle rini anlatan şarkılar, çalgısız dahi olsa caiz değildir.”

– Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ekrem Buğra Ekinci: “Şarkı, ancak çalgı ve kadın sesi içermiyor, sözleri de dinen sakıncalı değilse dinlenebi lir.”

– İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman: “Müziğin icrası da, dinlenmes i de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere ahenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dahildir ve haramdır. Hükmün bazı istisnala rı vardır: Savaşta vurulan kös ile düğünlerde çalınan tef.”(1)

Eğer yukarıdaki görüşler, Melih Aşık’ın aktardığı gibi gerçekten adı geçenlere aitse, bizim müzik dünyasının yandığı gündür. Silme cehenneml iktirler
Sadece şarkıcı ve ses sanatçıları mı, müzik eşliğinde Semah dönen Alevi yurttaşlar, Sema Ayini yapan Mevlevile r ve hatta artık zikirleri ni müzik eşliğinde yapan Kadiriler vs. tarikat mensupları da az günah işlemiyorlar zikir ve ayin yaparken. Çünkü hoca, bırakın müzik aleti çalmayı, bir çubukla veya değnekle yere veya başka bir cisme tempolu şekilde dokunmanın bile haram olduğunu söylemektedirler.

Allah’tan “bilgisayarın veya daktilonu n tuşlarına tempolu şekilde basmak da haramdır” dememiş sevgili ulemamız, yoksa şimdi bu satırları nasıl yazacaktık. Sanırım, şarkıcı Kibariye örneğinde olduğu gibi bazı ortamlard a kendisine uzanan mikrofona “Bana her şey seni hatırlatıyor” parçasını söyleyen İmam-Hatipli Cumhurbaşkanımızın da bu konuda söyleyeceği bir söz vardır diye düşünmek herhalde hakkımızdır.

Diyanet’e Göre Müzik Haram Değildir, İslami Müzik Yoktur

Hemen her konuda görüşünü açıklayan Diyanet, neden bu konuda görüş bildirmiy or diye düşünüyorduk ki; nihayet Diyanet de açıklamış konuya ilişkin görüşünü ve demiş ki:

“İslam dini müzik konusunda ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine, genel ilke ve amaçları belirleme kle yetinmiştir. Buna göre İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerin e aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekt e ise dinen bir sakınca yoktur.”(2)

Görüldüğü gibi Diyanet’in görüşü, diğerlerine göre biraz daha insaflı, en azından çubukla, çer çöple uğraşmamış, genel ifadelerl e geçiştirmiş konuyu. Şu halde, Diyanet’in konuya ilişkin görüşünün detaylarını ortaya çıkarma görevi, yine bize düşmüş bulunuyor her zaman olduğu gibi.

“İslâm, gerek inanç ve ibadet esasları, gerekse hukuk ve ahlâk ilkeleri itibariyl e, fert ve toplum olarak insanın yaratılışına uygundur. İslâm, insanın yapısına, fıtratına uygun bir din olduğu için, fıtrat gereği olan ihtiyaç ve arzularının karşılanmasına ve tatmin edilmesin e önem vereceği açıktır. Bu itibarla, tıpkı insanın yeme içme ve cinsel ilişki gibi maddî/bedensel ihtiyaç ve istekleri ni karşılamasının mubah hatta bazı durumlard a vâcip olması gibi, ruhî-mânevî, bedîî-estetik ihtiyaç ve arzularını karşılaması da aynı şekilde mubah olması gerektir.”(3) şeklinde makul ve mantıklı açıklamaların bulunduğu Diyanet İlmihali’nde müzik, “Genel olarak vokal veya enstrümantal ses ve tonların bir araya getirilme sinden oluşan bir sanat” olarak tarif edilmiş ve “Yunan dilinden Arapça’ya geçen mûsiki kelimesin in yerini tutacak bir Arapça kelime olmadığı”ndan bahisle musiki kavramına en yakın iki kavram olan ve “şarkı” anlamındaki “gınâ, tegannî” ve “çalgı aletleri” anlamına gelen “melâhî” kavramları üzerinde durulmuş ve dört büyük mezhep imamının konuya ilişkin görüşleri şöyle özetlenmiştir:

“Ebû Hanîfe, gınâyı mekruh görmüş ve günah saymıştır. Sonraki Hanefî bilginler in, Ebû Hanîfe’nin ‘mekruh’ dediği şeylerin ‘harama yakın mekruh’ olarak anlaşılması gerektiğini ifade ettikleri göz önüne alınınca, Ebû Hanîfe’nin, gınânın tahrîmen mekruh olduğu kanaatini taşıdığı söylenebilir…

İmam Mâlik, gınânın hem icrasını, hem dinlenilm esini tasvip etmemiştir. Hatta satın alınan bir câriyenin şarkıcı (muganniye) olduğunun anlaşılması durumunda, bunun iadeyi gerektire n bir ayıp sayılacağını belirtmiştir…

Şâfiî, ‘Gınâ, bâtıla benzeyen mekruh bir eğlencedir. Bunu çok yapan sefih sayılır ve şahitliği reddedili r’ demiştir…

Ahmed b. Hanbel de kendisine gınânın hükmü sorulduğunda ‘Gınâ kalpte nifakı yeşertir, ben hoşlanmam’ diye cevap vermiştir…”(4).

Musikinin aleyhinde ve lehinde görüş bildiren belli başlı İslam âlimlerinin görüşlerinin aktarıldığı İlmihal’de, bütün bu görüşlerden hareketle şöyle bir kanaate varıldığı görülmektedir:

“Bütün bu anlatılanlardan şöyle bir sonuç çıkarılması mümkündür. Müzik, İslâm bilginler i tarafından çokça tartışılan ve hakkında lehte ve aleyhte çok şey söylenen konular arasında yer alır. Müziğin lehinde ve aleyhinde öne sürülen gerekçeler birlikte düşünüldüğünde müziğin mutlak olarak yasaklanm adığı, aksine mubah bırakıldığı sonucuna ulaşılır. Gerçekten de elde Kur’an ve Sünnet’te müzik dinlemeni n haram olduğunu ve müzik dinleyenl erin günahkâr olacağını ispata yetecek malzeme bulunmadığı açıkça görülmektedir. Ancak, diğer mubahlar gibi müziğin de haramın işlenmesine vesile yapılmasına karşı çıkılmıştır.

Bu itibarla içinde isyan, küfür veya İslâm’ın hoş karşılamadığı sözler bulunan yahut cinsel tahrik, müstehcenlik gibi dinimizce hoş görülmeyen şeylere yol açan müziğin söylenmesi ve dinlenilm esi kesinlikl e uygun değildir. Bununla birlikte müzik konusunu gerek önceki devirlerd e gerekse zamanımızda bir tercih ve takvâ meselesi olarak değerlendirenler de buluna gelmiştir. Bunların saygıyla karşılanması gerektiği gibi, müzik dinlemeyi bir eğlence unsuru olarak görenlerin de hoş karşılanması gerekir “(5).

Ayrıca söz konusu eserde, müziğin ruhu teskin ve tedavi edici fonksiyon u üzerinde de durulmakt a ve müziğin mubah olmasının gerekçelerinden birisinin de müziğin bu yönü olduğunun ima edildiği satırlarda şöyle denilmekt edir:

“Müziğin bir tedavi aracı olduğunu keşfetmiş bir kültürün vârisleri olarak, yeterli delil ve gerekçe olmadığı halde, vaktiyle birtakım sosyoloji k gerekçe ve amaçlarla verilen hükümleri içeriğinden mahrum bir şekilde günümüze taşımak veya yanlış değerlendirmelerde bulunmak suretiyle bu doğal ilâçtan insanları mahrum etmek isabetli bir bakış açısı olarak gözükmüyor.”(6).

“Son olarak kimi çevrelerde gündeme getirilen ve tartışılan İslâmî müzik-gayri İslâmî müzik ayırımına ve gayri İslâmî müzik yapılan müzik aletleriy le, İslâmî müzik üretmenin câiz olup olmadığı konusuna değinmek uygun olacaktır. Hemen belirtilm elidir ki, gerek müziğin, gerekse müzik aletlerin in İslâmî-gayri İslâmî şeklindeki kategorik ayırımı isabetli görülemez. Bunun yerine, halk müziği, sanat müziği gibi tür ayırımlarına benzer şekilde, belki, cami müziği/mûsikisi, tekke müziği, kilise müziği gibi tür bildiren isimlendi rmeler yapılabilir. Böyle bir yaklaşım ne kadar işin mahiyetin e uygunsa, din merkezli ayırımlar o kadar yapaydır”(7) şeklinde verilen bilgiler ise “İslami Müzik” adı altında, müzik yaptıklarını söyleyerek aslında din bezirgânlığı yaparak para kazanan kimi çevrelerin canına od tıkayacak türden bilgilerd ir. Tabi anlayanla r için.

Yusuf İslam ve Sami Yusuf gibi ecnebî asıllı Müslümanları getirip konserler verdirenl erle, dini içerikli sözler yazarak ve modern pop müziği enstrümanlarının arasına kilise veya tekke müziği enstrümanlarından birkaçını koymak suretiyle İslami Pop yaptıklarını zannedenl er bu sözlere iyi kulak vermelidi rler. Çünkü yaptıkları ya poptur, ya cazdır, ya halk müziğidir ya da sanat müziğidir. Müzikte din unsurunu merkez alan ayrımlar ise Diyanet’e göre yapay ayrımlardır.

Özetle Diyanet’e göre; “Müzik sözlerinin İslâmî ilkelere aykırılık içeren, içermeyen şeklindeki ayırımı bir ölçüde mâkul karşılansa bile, içinde besmele, tekbir, cihad, peygamber gibi kavram ve sözcükler geçenleri İslâmî, böyle olmayanla rı gayri İslâmî saymak doğru değildir. Diğer birçok sanat dalı gibi, müzik de önce yerel/millî, sonra evrenseld ir. Hal böyle olunca İslâmî-gayri İslâmî müzik aletlerin den değil, -çünkü müzik aletinin Müslüman’ı gavuru olmaz- asırlar içinde zenginleşen ve gelişen millî kültürümüzden gelen, bize ait olan müzik aletlerin den bahsedebi liriz. Elbette ki her türlü müzik üretiminde çoğunlukla bizim olan, bize mal edilen müzik aletlerin in kullanılması uygundur, fakat bu dinî hassasiye t değil millî hassasiye t gereğidir.”(Karizmatik.


 
Diyanet’in sanat dallarından müziğe karşı olan bakış açısını yansıtması bakımından ilginç bulduğumuz bir bilgi de, şarkılı türkülü davetlere katılıp katılmama konusunda ki görüşüdür. Bu konuda şöyle diyor Diyanet:

“İslâmî ölçülerle bağdaşmayacak ölçüde şarkılı türkülü ve eğlenceli bir yemeğe veya toplantıya davet edilen bir kimse, eğer bu münkerin işlenmesine engel olabileceğini kestiriyo rsa, davete icâbet edip toplantıya katılması uygun olur. Engel olamayaca ksa dinî, ahlâkî, sosyal fayda-zarar açısından katılma ile katılmama arasındaki etki ve sonuç farkını göz önüne alarak karar verir ve ona göre davranır.”(9).

Görüldüğü gibi, en azından 1999 yılında yayınlanan İlmihali esas alındığında Diyanet’e göre; müzik, haram değildir, ayrıca İslami Müzik-Gayriislami Müzik ayrımı son derece yapaydır ve gerçekçi değildir. Müzik konusuna da diğer birçok davranışımızda olduğu gibi, ahlaki değerler ve israf bakımından yaklaşmak gerekir. Bu ilkelere aykırı olmadığı sürece müzikle meşgul olmakta hiçbir sakınca yoktur.

Şu ayrıntıya da dikkat çekmekte fayda var: Melih Aşık’ın aktardığı kadarıyla; müzik konusunda en katı görüşler gördüğünüz gibi Prof. Dr. Hayreddin Karaman’a aittir. Zira M.Aşık’ın iddiasına göre; hoca bırakın müzik icrasını ve dinlenmes ini, çubukla ahenkli bir şekilde vurmayı bile haram kabul etmektedi r! Hayreddin Hoca’nın bunları söylediğine asla inanmıyorum. Bizi böyle düşünmeye iten husus, yukarıdaki bilgileri aktardığım 1999 tarihli Diyanet İlmihali’nin “İlmi Müşavere ve Redaksiyo n Heyeti” nde Sayın Hayreddin Karaman’ın da üye bulunması ve Müzik konusunun muhtemele n onun yakın arkadaşı da olan eski Diyanet İşleri Başkanlarından Prof. Dr. Ali Bardakoğlu tarafından kaleme alınmış olmasıdır.


 
Siz İslam Peygamber inden Daha mı Müslümansınız

Bence siz bakmayın; ilahiyatçıların “Müzik Haramdır” filan demelerin e. Pek çoğunun cep telefonla rında güncel şarkıların melodiler i yüklüdür! Bir çoğu, sazende ve hanende olarak müzikle uğraşır bunların. Sadece sözüm ona dini musiki de değil, hemen her müzik dalında hünerleri vardır hocaların. Buna yakından şahidim ben. Çünkü içlerinde yaklaşık 21 sene bulundum.

Yılını hatırlamıyorum; bir gün Ankara’da Kocatepe Camii’de cuma namazı kılıyoruz. O günlerde hizmet içi eğitim için Ankara’da bulunan bir grup müftü de var yanımızda. İsmail Coşar o güzel sesiyle tam Fatiha’yı okumaya başlamıştı ki; önümüzdeki saftan bir cep telefonu başladı Sibel Can’dan BERİVAN şarkısını söylemeye. Edirne Süloğlu Müftüsü’nün telefonuy du namazda Berivan söyleyen. Telefonun u kapatmayı unutan Müftü Efendi’nin oldukça mahcup olduğunu hatırlıyorum.

Kırklareli Müftü Yardımcısı Adnan Zeki Bıyık’ın “O Ses Türkiye” isimli şarkı yarışmasına katıldığını herkes biliyor bu ülkede. Ayrıca din adamlarından kurulu koroların, bugün “İslami Düğün” adı altında yapılan düğünlerde para karşılığı sahne aldıkları ve sözüm ona ilahi adı altında çalıp söyledikleri müzik parçalarının, genelde en hareketli güncel pop ve halk müziği melodiler iyle söylendiği de bilinmekt edir. Öte yandan geçmişte, isminin başında “Hafız” bulunan bir çok din adamı da müzikle ilgilenmişler, çalıp söylemişler ve besteler yapmışlardır. Hafız Burhan, Hafız Sadettin Kaynak, Hafız Yaşar Okur örneklerinde olduğu gibi.

Çünkü yukarıda da zikredild iği üzere, bu ülkede Diyanet İşleri Başkanı olacak kapasited e dini bilgisi olan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bile “Gerçekten de elde Kur’an ve Sünnet’te müzik dinlemeni n haram olduğunu ve müzik dinleyenl erin günahkâr olacağını ispata yetecek malzeme bulunmadığı açıkça görülmektedir.” diyor.

Tam aksine; Hz. Peygamber’in bu konuya hoşgörü ile baktığına dair birçok rivayet vardır. Onlardan birisi, Hz. Peygamber’in, “evlilikleri davul çalarak ilan” dediği şeklindeki rivayetti r.

Bir diğer rivayet ise şöyledir: “Bir sefer dönüşünde Enceşe isimli sahabe kadınların bindiği develere nezaret ediyor ve onların düzgün yürümelerini sağlıyordu. Bir ara Enceşe kendisini bir şarkıya kaptırmış ve bu arada kadınların bindiği develeri normalden hızlı yürütmeye başlamıştı. Durumu gören Hz. Peygamber, kadınları kasıtla ‘Ya Enceşe, lütfen billurları sarsıp incitme!’ demiştir”


 
Bir başka rivayet ise şöyledir: “Bir bayram günü, birkaç cariye Hz. Aişe’nin evinde def eşliğinde şarkı ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı.Hz. Peygamber de yatağına geçip uzanmıştı. O sırada eve gelen Hz. Ebu Bekir, ‘bu ne hal’ diyerek kadınları uyarmak istemiş, ancak Hz. Peygamber ‘Bırak onları Ya Ebu Bekir, gönüllerince eğlensinler, her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır’ buyurmuştur.”

Yine bir rivayete göre; Hz. Peygamber bir bayram günü bazı sahabeler le Mescide geldiğinde yeni Müslüman olmuş bir grup Habeşli Müslüman’ın Mescid’de kendi aralarında eğlendiklerini gördüler. Hz. Ömer, “Edepsizler bu ne haldir…” diyerek onları uyarmak istediğinde, İslam Peygamber i Ömer’e dönerek; “Onları rahat bırak Ey Ömer, bugünler bayram günleridir, gönüllerince eğlensinler” buyurdu.

Belki de bu son rivayetin başka bir versiyonu olabilir: Bir gün Habeşliler, Medine’de geniş çaplı bir eğlence tertip ederek kadınlı erkekli olmak üzere müzik eşliğinde meydanda eğleniyorlar, diğer Müslümanlar da onları seyrediyo rlardı. Bunu duyan Ayşe’nin talebiyle İslam Peygamber i, genç eşi Aişe’nin elinden tutarak onu eğlence yerine götürdü ve kalabalık arasında oyunları daha iyi görebilmesi için zaten ufak tefek bir kadın olan Aişe’yi omzuna aldı. Bazı kaynaklar da “onu sırtında yükseltti” tabiri geçmektedir. Bizim dilimizde bunun anlamı olsa olsa omzuna aldı olmalıdır.(10)
…
Bütün bunlardan sonra “Müzik Haramdır” fetvası veren hocalara sorarım şimdi, siz İslam’ın Peygamber inden daha mı Müslümansınız efendiler ..

14.12.201 7/Ömer Sağlam
_________ ______
1- http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/melih-asik/muzik-haram-mi–2570845/
2- Bkz. Sözcü gazetesi, “Piyangodan sonra şimdi de ‘ahlaksız müzik’ fetvası” başlıklı ve Ali Ekber Ertürk imzalı haber. http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/piyangodan-sonra-simdi-de-ahlaksiz-muzik-fetvasi-2131585/
3- İlmihal-II İslam ve Toplum,s, 106, TDV. İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) Yayını, İstanbul, 1999.
4- Age, s, 106-107.
5- Age, s,110-111.
6- Age, s.111.
7-Age, s, 111.
8- Age, s.111.
9- Age, s. 112.
10-Rivayetler, aklımızda kaldığı kadarıyla ve anlam itibarıyla aktarılmıştır. Kaynaklar da lafızları farklı olabilir.


İSLAMİ AÇI VE MÜZİK

http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/islamda-muzik.html

Müzik konusu tarih boyu hemen bütün medeniyet lerin konusu ve problemi olmuş bir konudur. İnsanlar tarihin her döneminde müziğin gizemli dünyasından istifade etmeye çalıştıkları gibi, müzik sebebiyle meydana gelen bir takım olumsuzlu klardan da şikayetçi olmuş ve bunun önünü almaya çalışmışlardır.

İslâm tarihinde de tarih tekerrür etmiş, insanlar müziğin gizemli dünyasından kendileri ni alamamışlar, bununla beraber çeşitli sebeplerd en dolayı olumsuz sonuçlarından da kaçınamamışlardır. Bu da müziğin meşruluğunu tartışma konusu yapmıştır. Yaptığımız araştırmada konu ile ilgili vardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:
I- Kur’ân-ı Kerim’de ses sanatı olarak “müzik” kavramını ifade eden özel bir kelime ve kavram bulunmama ktadır. Ancak müziğin muhtevası, icrası ve sonuçlarını ilgilendi ren ve bu hususlard a temel ölçü sayılacak kurallard an söz eden bir çok ayet-i kerime yer almaktadır. Bu kuralları şu şekilde özetleyebiliriz:
1- Müziğin, insanları Allah yolundan alıkoymaması.
2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi.
3- Dini sorumlulu k ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması.
4- Dini değerlere aykırı konularda propogand a özelliği taşımaması.
5- Söz veya icrâsında yalan, iftira, zinaya teşvik gibi
dince yasaklana n husus­ların yer almaması.
6- İbadet gibi telakki edilmemes i.
7- Kur’ân okuma ve dinleme kültürünün önüne geçmemesi.
8- İnsanları nefsânî arzularına esir edecek bir icra
 muhteva ve seviyede olma­ması.
9- insanları dini ya da dünyevî faydalard an
tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi.
10-Maddi ya da manevi her hangi bir zarar unsuru taşımaması.
II- Hadis kaynaklarında Rasululla h (s.a.s)’den çeşitli yorum ve uygulamal ar nakledilm ektedir. Bunların bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf diğer bir kısmı da uydurmadır. Sahih rivâyetlerde Rasululla h (s.a.s.)’in müziği Kur’ân-ı Kerim’de belirtile n ölçüler ışığında değerlendirdiği, dini açıdan sakıncalı gördüğü müzik icralarını yasakladığı, dini açıdan her hangi bir sakınca görmediği müzik icralarına da müsade ettiği, hatta bizzat kendisini n de bu gibi müzikleri dinleyip ashabını teşvik ettiği ifade edilmekte dir.
III-Eserlerinde müzik konusuna yer veren alimler bu hususta farklı görüşler belirtmişlerdir. Bu mayanda kimi İslâm alimleri müziği bütünüyle haram sayma yoluna gitmiş, kimisi mekruh demiş kimisi de müziğin bütünüyle mübah olduğunu savunmuştur. Bütün bunların yanında müziği çeşitli yönleriyle tahlil ederek olumlu/mübah olanını, olumsuz/haram olanından ayıklamaya çalışarak, gerek muhteva gerekse icrasında dinin temel kurallarına aykırılık bulunmaya n ve insanlard a olumlu sonuçlar doğuran müziğe cevaz verip, bu özellikleri taşımayan müziği haram sayanlar da olmuştur. Esasen kaynaklar dikkatli incelendiği zaman müziği haram, mekruh ya da mübah sayan alimlerin hemen bütününün konuyu bu açıdan ele alıp inceledik leri görülecektir. Bu da alimlerin müziği içinde yaşadıkları toplumların sosyo-kültürel yapısına göre değerlendiklerini göstermektedir.
KONUNUN DETAYI
İslam açısından müziğin hükmü, “müzik” denilince ne anlaşıldığına bağlıdır. Tarihboyu İslam kaynaklarında müzik çeşitli isimler altında anılmış, her kavram kendi içinde başka şeyleri de ifade etmiş ve müziği dini açıdan yorumlaya nlar da bu kavramlar ve içeriklerine göre müziği yorumlamışlardır. Günümüzde müziğin dini yönü ile ilgili tartışmalarda da bu husus geçerliliğini korumakta dır. Bundan dolayı burada müziğin İslam açısından tahliline geçmeden önce İslam kaynaklarında müzik kavramını ifade sadedinde kullanılan terimleri kısa da olsa tanımlamaya çalışacağız.
Kavramları kısaca tanımladıktan sonra İslam alimlerin in müzikle ilgili yorumlarını delilleri yle birlikte özet olarak sunmaya çalışacağız.
BİRİNCİ BÖLÜM
MÜZİĞİN TANIMI
I- Kelime Manası
Kelime olarak müziğin kökeni hususunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bunlarda bazıları şöyledir:
1- Müzik, kelime olarak Yunancada ki “Musaların Sanatı” anlamına gelen “mousike” sözcüğünden gelmekted ir[1]. Arap dilindeki (mûsîkî / mûsîkâ) kelimesi de aynı köktendir[2]. “Mûsî”, “nağmeler”; “kî” ise “ölçülü ve zevkli” anlamına gelmekted ir[3].
2- İnsanla yaşıt olan nağme sanatının adı Yunancada n alınmıştır ve dünyanın hemen bütün dillerind e aynı asıldan çıktığı belli olan benzer şekillerde kullanılır. Yunancada, o dilin alfabesin e göre m-o-u-s-a harfleriy le yazılan ve “mûsa” diye okunan “peri” anlamında bir kelime vardır. Yunancanın kurallarına göre, bir kelimenin sonuna gelen -ike veya -ika takısı, o kelimeye “konuşulan dil” anlamını kazandırır. Mûsa’ya eklenen -ike takısı, peri kelimesin e de “perilerin konuştuğu dil” anlamını verir. (Yunancası “ta mûsike’). Mûsiki ve şiire daha sonraları -İslâmî terimle- “meleklerin dili” denmiş olmasından da anlaşılacağı gibi, müzik kelimesin in kökündeki bu “perice” anlamı, bu sanatın sonradan yapılan bütün tarifleri nin en kısası değil ve en güzelidir[4].
3- Müzik kelimesi, Yunan mitolojis inde bi­lim ve sanat tanrıçası “Müz” isminden kaynaklan maktadır[5].
Türkçe’de şehir çevresinde saray ve konak müziklerine Kâr[6], Kârçe[7] ve Beste[8]; şehir ve çevresindeki küçük kasaba müziklerine Şarkı[9] ve Türkü[10]; cami müziğine Ezan, Dua, Tehlil[11],Tesbih[12], Salât[13], Tekbir[14] ve Temcid[15]; tek­ke müziğine Semâ[16], Deme[17], Tevşih[18], Şugl,[19] Durak[20], ilâhî[21], Nefes[22], Münâcaât[23], N’at[24] ve Âyin[25]; kışlalardaki askeri müziğe Mehter[26]; sınırboylarında kahramanlık ve savaş türkülerine Marş[27] adı verilmekt edir.[28] Bunların yanında Mani[29], Koşma[30], Divân[31], Karşılaşma, Bozlak[32], Uzunhava[33], Destan[34] gibi daha birçok çeşit müzik türleri de bulunmakt adır.
Peygamber (s.as.) dönemi musiki terimleri ve aletleri ile ilgili olarak Tarih, Edebiyat, Hadis, Tefsir vb. kaynaklar da farklı tespitler bulunmakt adır. Bu tespitler in ve rivâyetlerin mukayeses i, konunun netleşmesi bakımından önem arzetmekt edir. Ancak çalışmanın hacmini aşmaması bakımından biz burada başta hadis kaynakları olmak üzere, tefsir, fıkıh ve tasavvuf kaynaklarında geçen terimleri nakletmek le yetineceğiz.
Peygamber (s.a.s.)’in hadisleri ve diğer İslâm kaynaklarında tespit edebildiğimiz başlıca mûsikî terimleri şunlardır: “el-Gınâ”, “el-inşâd”, “el-Hudâ”, “en-Nasb”, “en-Niyâhe”, “el-Gazel”, “Zühdiyyât”, “Kaside”, “Tağyîr”, “Semâ”, “Mûsikî”, “el-Elhân”, “el-Edvâr”, “Meâzif”, “Mezâmîr” ve “Melâhî”.
II-TERİM MANASI
Terim olarak müziğin çeşitli tanımları bulunmakt adır. Biz burada Fârâbî (870-950)’nin yaptığı tanımı esas alacağız. O’na göre müzik: “Genel olarak nağmeler ve nağmeleri daha güzel hale getiren her türlü çalışmayı kapsayan bir sanattır[35]“. Fârâbî bu tanımında müziği yalnızca bir ses sanatı olarak ele almış ve sesle ilgili her türlü icrayı “müzik” değerlendirmiştir. Dolayısıyla bu tanım müzik esnasında icra edilen klipler, eğlenceler, raks, deveran vb. icraatların müziğin dışında, müzikle bağlantılı ayrı bir konu olarak değerlendirilmesini gerektirm ektedir.
Kur’ân-ı Kerim’de doğrudan müziği ifade eden her hangi bir terime rastlayam adık. Bunun dışında diğer İslam kaynaklarında müzik genelde bu muhteva içerisinde değerlendirilmekle birlikte bazı kaynaklar da farklı içerikli müzik icraalarının da “müzik” başlığı altında değerlendirilerek buna göre yorumlandığı görülmektedir. Başta hadisler olmak üzere fıkıh ve tasavvuf kaynaklarında müzik ilgili terimleri n başlıcaları şöyledir:
A- el-Gınâ
Hz. Peygamber in hadisleri nde ve İslam kaynaklarında en fazla kullanılan terim budur. Kelime olarak “yetinmek” manasına gel­mektedir[36]. Sesle ilgili bir terim olarak ise “sesin yükseltilip, peşpeşe yapılması” demektir[37]. Bir sese bu kelimeyi kullanabi lmek için o sesin coşturucu olması esastır[38]. Makamlı ve coşturucu her çeşit söz bu kavram içerisinde değerlendirilir[39].
Ehad Arpad’a göre “Gına”, her hangi bir şiirin, mevzi, ifade, mana ve veznine ehemmiyet verilmekl e beraber, tegannî edilmeden okunuşudur. Musikidek i ton, interval ve melodi mefhumlarından uzakça, fakat alelâde bir okuyuştan da tamamen farklı olan bir şiir okuma tarzıdır. Ekseriya bir şiir, her hangi bir münâsebetle, bir toplantıda, bir eğlencede veyahut kederli veya neşeli bir ruh haleti içinde tekrar edildiği zaman, “gın┠yapılmış olur. Böyle bir şey bazan irticâlen de yapılır[40].
Ebu’l-Bekâ (ö. 1094/1683)’ya göre bir şeyin “Gın┠ve “Teğannî” olabilmes i için, sözlerinin şiir kalıbında olması, alkışla beraber söylenmesi ve bu alkışın çalgıyla uyum içinde olması şarttır[41].
Arapça’da “Gın┠kelimesi, sadece sesi yükseltme manasına geldiği gibi, Arapların “Nasb” (gurbet türküleri) dedikleri terennümlerle “Hid┠(yolculuk türküleri) manasına da kullanılır. Ancak bunları yapanlara “Muğanniye” denilmiyo r. “Muğanniye” kelimesi, çekişli, kırışlı, coşturucu ve kötülüklere teşvik edici şeyler söyleyenlere kullanılır[42].
Hanefî fakihleri nden Kuhistânî’ (ö. 962/1554)’ye göre ise “gın┠şiir sözlerinin makam ve makama uygun el çırpmasıyla söylenmesidir. Bu üç şart -ses, makam ve el çırpma- olmasa “gın┠meydana gelmez.[43]“
İlk zamanlard a aşk şiirlerinden övgü veya hicivlere kadar makamlı söylenen her türlü şarkı çeşidine “gın┠ve “tegannî” terimi kullanılırken[44] sonraki dönemlerde bu terimler çalgı aletlerin i de kapsayan daha genel bir kavram ola­rak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim Ebu’l-Ferec el-isfehânî (ö. 356/967)’nin bir çeşit müzik tarihi olan hacimli eserinin adı “Kitâbü’l-Eğânî”dir.
Türkçe’de “Gınâ”, “ezgi, ağız, şarkı ve türkü söyleme” olarak terceme edilmişse de[45] bunların hiç biri, bünye ve karakter itibariyl e uzun hava kadar “Gın┠tabirini karşılamamaktadır[46]. Bu çalışmada, gerek hadis gerekse fıkıh kaynaklarında geçen “Gınâ/Teğannî” kelimeler i “Şarkı”; “Mugannî/ Muğannîye” kelimeler i de “Şarkıcı” olarak tercüme edilecekt ir.
B- el-İnşâd
Bazı kaynaklar da müzikle ilgili olarak “el-inşâd” terimine de yer verilmiştir. “el-inşâd” kelimesi esasen “yüksek sesle şiir okuma[47]” manasına gelmekted ir. Ancak bazı Arap edebiyatı tarihçileri bu kelimenin, sıradan bir şiir okuma sanatı olmayıp, daha çok musiki özelliği taşıyan bir şiir okuma tarzı olduğunu ifade etmişlerdir. Bu konuda Prof.Dr.M .Nihad Çetin şunları söylemektedir:
“Eski şairlerin şiir okumalarını ifade ederken “Anşada” fiilinin kullanılması da şiirin yüksek sesle alakası olduğunu gösterir. Nitekim sonraları şiir söylemeye, okumaya delalet eden bu fiilin kökünde, sair manaların yanında, eski ve asli manası olduğu intibaını veren “sesi yükseltme” vardır. Mevcut rivayetle re göre şiir, hususi bir tarzda yeknesak fakat -her halde vezni belirten- bir ahenk ile okunurdu. Eski şairin vezin bilgisi, sistemli ve kitabi bir kaynağa bağlandığına göre, inşâd’daki hususi makamın, manzûmelerin nazmedilişinde ameli bir hizmetini n bulunması da kuvvetle muhtemeld ir.[48]“
Halk arasında üç tip “gınâ”ya rastlanır. Solo, koro ve nevbetleşe teganni. Şarkı vezinli yahut vezinsiz olabilir. Birincisi ne “Naşid (inşâd, unşude, enşede) ve ikincisin e de “Tertil” denilir[49].
Ancak, belirtild iği üzere şiirde musiki, şiirin vezninden kaynaklan an ve vezne bağlı olan bir bestedir. Gınâ’da ise şiirin vezinleri ni de aşabilme özelliği taşıyan bir beste anlayışı vardır. Günümüzde de şiir, özel bir tarz ile okunur, ancak musikinin dışında ayrı bir sanat dalı olarak telakki edilir. Ayrıca nakledile n hadislerd e, Peygamber imizin “şiir” ve “inşâd”ı konu edinen açıklamaları ile “gına” hakkındaki açıklamaları muhteva ve yaklaşım bakımından birbirind en farklıdır. İslam kaynaklarında da şiir ile musiki (el-gına) genel olarak, ayrı ayrı başlıklar altında ele alındığından dolayı biz bu çalışmada “inşâd” ve “şiir” ile ilgili ayet, hadis ve fıkhi tartışmalara yer vermedik.
C- el-Hudâ
Kelime olarak “deve sürme”manasına gelmekted ir[50]. Deve çobanlarının develerin i güderken veya arap gençleri çölde dolaşırken söyledikleri bir teğannî çe­şididir[51]. Ancak bu yalnız deveciler e mahsus değildi. Ağır işlerde çalışırken yahut herhangi bir faaliyete refakat için şarkılar söylenmesine de yer yer rastlanır. Saka, kayıkcı, dokumacı, tarlada ba­şak döküntülerini toplayanl ar ve kezâ çadırda veya evde çalıştırılan kadınlar, bugün de olduğu gibi şarkı söylerlerdi[52]. Hidâ’nın Arap mûsikîsinin ilk örneği olduğu kabul edilmekte dir[53].
D- en-Nasb
Bir çeşit yolculuk türküsüdür. Hidâ ile aynı mahiyette olmakla beraber ondan daha etkileyic i bir özelliğe sahiptir[54]. Nasb, aynı zamanda bir çeşit gurbet türküsüydü. Mekke’den Medine’ye hicret eden müslümanlar, Mekke’ye duydukları özlemi türküleriyle (nasb) dile getirirle rdi[55].
E- en-Niyâhe
Kelime olarak “ağlamak ve başkasını ağlatmak[56]” manasına gelen Niyâhe her dönemde olduğu gibi Peygamber imiz devrinde de halk arasında yaygındı. Cahiliye devrinde ölülerin arkasından ücretle elbiseler ini yırtıp, saç-baş yolarak feryat eden bir takım kadınlar vardı. Nâiha veya Mürinne[57] de denilen bu kadınlar ölünün arkasından iyilikler ini ve kahramanlıklarını anlatan ezgiler okur, ses ve hareketle riyle çevredekileri elem ve ızdıraba boğar, hazin bir matem havası meydana getirirle rdi. Bu şekilde bazan kabile ihtilafla rı ve kan davaları körüklenir, böylece ölüm olayı ve cenaze kaldırma meselesi bir güç gösterisi ve bir intikam yemin merisimi haline getirilir di[58].
F- el-Meâzif
Çalgı aletleri konusunda ise, hadis-i şeriflerde yaygın olarak kullanılan iki kelime bulunmakt adır: Meâzif ve Mezâmîr.
“Meâzif”, “Mi’zef”in çoğuludur. “A-Z-F” kökünden gelir. “A’zf”, “Cin sesi” demek­tir. Geceleyin çöllerde zil sesi gibi duyulur. Gök gürlemesine de “A’zf” denilir. “Meâzif” ise Ud ve Tanbur gibi eğlence aletleri manasına gelmekted ir. Müzisyenler ve çalgı aletleri eşliğinde oynayana da “Âzif” denilmekt edir[59]. “Mi’zef” özellikle Yemenlile rin kullandığı vurmalı çalgı aletlerin den bir çeşidine kullanılır. Ud’a da “Mi’zef” denilmiştir[60]. Bir görüşe göre de kelime tekil olarak (Mi’zef) kullanıldığı zaman Yemenlile rin kullandıkları bir çeşit vurmalı çalgı aleti; çoğul olarak kullanıldığı zaman ise eğlence maksadıyla kul­lanılan, bütün vurmalı çalgılarını ifade eder[61]. ilk zamanlard a Ud ve Tanbur gibi parmak veya mızrapla çalınan çalgı aletlerin e kullanılmasına karşın, sonraki dönemlerde bütün telli ve nefesli aletleri ifade eden bir terim olmuştur[62].
G- el-Mezâmîr
“Mezâmîr” kelimesi de “Mizmâr”ın çoğuludur. Kelime olarak “Nefes ile çalınan kamış düdük” demektir. Cins ismi olarak, nefesli çalgı âletler zümresine dahil bütün çalgı aletlerin i ifade etmektedi r. Özel olarak; İbn Sinâ (ö.466/1073)’ya göre bir nevi kavala delalet eder. İbn Sinâ mizmâr (ney)’i “ucundan üflenerek çalınan bir çalgı” gibi tarif etmetke ve onu “bir delikten üflenerek çalınan” yara’dan (flüt) ayırmaktadır. Mefâtîhu’l-Ulûm’da “mizmar, ney’dir” denilmekt edir. Mezâmîr sınıfından olan çalgı isimleri Arapçada çoktur[63]. Aynı kökten gelen “Zemmâre” ise “zinakâr kadın” demektir[64]. Bu kadınlar aynı zamanda müzisyenlik yaptıklarından dolayı bu ismi almışlardır.[65]
“Mizmâr” kelimesin in, “Gın┠gibi ses ile okunan şeylere de kullanıldığı görülmektedir. Nitekim, Hz. Ebubekir (r.a.), bir bayram günü Peygamber (s.a.s.)’in evinde Def eşliğinde söylenen şarkıyı “Mezâmiru’ş-Şeytan” (Şeytan düdükleri)[66] şeklinde nitelendi rmiştir. “Câriyeteyn” hadisi olarak bilinen bu hadiste, câriyelerin yanında deften başka bir âletin varlığından söz edilmemiştir. Buna göre burada geçen “el-Mizmâr” ve “el-Mezâmîr” hep ses ile okunan şeyler manasına gelmekted ir.[67] Aynı şekilde Rasululla h (s.a.v.)’in, güzel sesi ile Kur’ân okuyan Ebu Musa el-Eşa’rî’ye iltifat için söylediği sözde[68] geçen “el-Mizmâr” kelimesi de bu manadadır. Çünkü Ebu Musâ el-Eş’ârî Kur’ân okumaktay dı ve yanında her­hangi bir çalgı âleti de yoktu.
Çalgı aletleri telli, üflemeli ve vurmalı olmak üzere üç kısımdır. Tesbit ede­bildiğimiz kadarıyla, hadis-i şeriflerde Hz. Peygamber döneminde telli aletleri ifade için “el-Meâzif”; üflemeli aletleri ifade için de “el-Mezâmîr” terimleri nin kul­lanılmasına karşın, vurmalı aletler için genel bir terim kullanılmamıştır.
H- el-Melâhî
Sonraki İslâm kaynaklarında çalgı aletlerin in genelini ifade için “el-Melâhî”[69] tabiri daha yaygınlaşmıştır. Örneğin İbn Ebiddünya (ö. 281/894) ağırlıklı olarak çalgı aletlerin e yer verdiği eserine “Zemmü’l-Melâhî”; Acurrî (ö. 360/970) aynı özelliği taşıyan eserine “Tahrîmü’n-Nerd ve’ş-Şatranc ve’l-Melâhî”; Mufaddal b. Seleme (ö. 390/999) de “Kitâbu’l-Melâhî ve Esmâih┠adını vermiş; İbn Kudâme (ö. 744/1343) de “el-Muğnî” adlı eserinde çalgı aletleri ko­nusunu “el-Melâhî” başlığı altında incelemiştir. İbn Ebiddünya’nın, eserinde şarkı ile ilgili hadislere de yer vermesi, “el-Melâhî” teriminin bu dönemde müziğin ge­nelini ifade sadedinde de kullanıldığını göstermektedir.
Ancak, bugüne kadar kullanılagelen el-Gınâ, es-Semâ, el-Mûsikî, el-Elhân, el-Meâzif, el-Mezâmîr, el-Melâhî vb. terimleri n bugünkü kapsamıyla müziği ifade etmekte ye­tersiz kaldığı iddia ederek, bilinen bu eski terimleri n yerine “hendesetü’s-savt” (ses sanatları) teriminin kullanılmasını daha uygun görenler de olmuştur[70].
I- Zühdiyyât, Kaside, Tağyîr ve Semâ
Abbâsiler döneminde “Zühd Kasideler i”nin ortaya çıkması yeni bir müzik türünün doğmasına sebep olmuştur. İmam Şâfii (ö.204/820)’nin ifadesind e “Tağyîr”[71] diye geçen[72] bu tür müziklere “Kaside”[73] ve “Zühdiyyât”[74] adı da verilmiş, yer yer “Sem┠terimi de kullanılmıştır. Daha sonraki dönemlerde “Sem┠terimi diğerlerinden daha yaygın kullanılır olmuştur.
Bu tabirlerd en Zühdiyyât ve Kaside mûsikîden çok şiirin konularındandır. Tağyîr ve Semâ ise mûsikînin konularındandır.
1- et-Tağyîr
Tağyîr, kelime olarak “Ğ-Y-R” kökünden gelen “Tef’îl” vezninde bir kelimedir . “Değiştirmek” demektir[75]. Terim olarak çeşitli tanımları yapılmıştır.
Zeccâc (v.316/928-929)’a göre, “insanları fani olan dünyadan, ebedi olan ahirete yönlendirmektir”. Ebu Mansur el-Ezherî (ö. 370/980) de şu tanımı yapmıştır: “Muğayyire, “dua ve yakarışla Allah’ı anarak insanları değiştiren topluluk” demek­tir. Allah’ı anarken söyledikleri ilahilere, coşturucu olduğundan dolayı “Tağyîr” adını vermişlerdir. Bu şiirlerin makam­larla okunması halinde coşup ve raks etmelerin den dolayı kendileri ne de “Muğayyire” demişlerdir[76].
2- es-Semâ’
Sema, kök olarak “S-M-A” kökünden gelmekted ir. “işitmek, duymak[77], hoş ma­kamlar, tatlı nağmelerle şiir okuyup dinlemek”[78] demektir. Müzik terimi olarak, sûfilerin cezbe haliyle ayakta zikretmel erine kullanıldığı gibi, Türkçe’de özellikle Mevlevîler arasında yaygın olan dini rakslara kullanılmıştır. Mevlevile r, bunu yapana “Semâzen”, bunları idare edenlere de “Semâzenbaşı” adını vermekted irler[79].
Semâ’ın çıkış noktasının Kur’ân tilâveti olduğu söylenebilir. Bilhassa Kur’ân tilâvetinden sonra okunan mensûr ve manzûm parçalar semâ’ın başlangıcını oluşturur. Hicrî III. asırdan itibaren tasavvuf muhitleri nde sem⒠ve mûsikîden söz edildiği; ilk sem⒠meclisini n Serî es-Sakatî (ö. 256/870) tarafından kurulduğu ve yeğeni Cüneyd el-Bağdâdî (ö. 298/910) ile Zünnûn el-Mısrî (ö. 254/868)’nin de semâ’ı belli şekillerde ifade ettiği bilinmekt edir[80].
İmam Kuşeyrî (ö. 465/1072) Risâle’sinde; Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî de (ö.597/1144) Telbîs-ü İblis adlı eserinde tasavvuf mûsikîsini “Sema” başlığı altında incelemişlerdir. İmam Gazali (ö. 505/1111), Ebu’l-Futûh el-Gazzâlî (ö.520/1126), İbn Hacer el-Heytemî (ö. 974/1567), Aliyyü’l-Kârî (ö. 1014/1605), Abdülgani en-Nablusî (ö. 1143/1731), Şevkânî (ö. 1250/1834) ve daha birçok müellif müzikle ilgili eserlerin i bu isim altında telif etmişlerdir. Bunlardan Abdulgani Nablusî, “Sem┠kelimesin in müziğin bütününü ifade eden bir terim olduğunu özellikle belirtmiştir[81].
J- el-Mûsîkî
Müzik nazariyel erinin oluşmaya başladığı dönemden sonra teorik müziğe Yunanca bir kelime olan “Mûsîkî/Mûsîk┠terimi; müzik icrasına da “ilmü’l-Gın┠terimi kullanılmaya başlanmıştır[82]. Nitekim Fârâbî (ö.339/950) müzikle ilgili olarak telif ettiği eserine “Kitâbü’l-Mûsîk┠adını vermiştir. Fârâbî “Mûsikî” terimini “Elhân” diye tanımlamış; “Lahn”ı da “Belirli bir sisteme göre düzenlenmiş olan çeşitli sesler topluluğu” olarak tarif etmiştir[83]. Aynı yaklaşım ihvân-ı Safâ’da da görülmektedir[84].
K- el-Elhân
“el-Elhân”, “Lahn” kelimesin in çoğuludur. “Lahn” ise “kaideli ve besteli ses”[85]; “ezgi, ırlama, nağme ve âhenk” demektir[86]. Coşturucu okuyuşlara da “Lahn” denilir[87].
H. IV. asırdan sonra “Gın┠ve “Mûsikî” tabiri yerine müziği ifade etmek için “Elhân” tabirinin kul­lanımının yaygınlaştığı görülmektedir. Bu konuda eser telif eden Abdülkadir Merâğî (ö. 838/1453) eserine “Câmiü’l-Elhân”; Ladikli Mehmet Çelebi (ö. yaklaşık 906/1500) de “Zeynü’l-Elhân” adını vermişlerdir.
L- el-Edvâr
Arapçada müzikle ilgili diğer bir terim de “Edvâr” tabiridir . Bu terim özellikle X-XV. yy.lar arasındaki müslüman müzikologların, müzik teorisi ve kuralları ile ilgili yazdıkları eserlere verdikler i bir isimdir. Bu kitaplard a ma­kamlar, perdeler ve usuller belirtili r[88].
İKİNCİ BÖLÜM
İSLAM ALİMLERİNİN MÜZİĞİN DİNİ YÖNÜ İLE İLGİLİ YORUMLARI
İslam alimleri genel olarak müziği önce Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler açısından ele almış sonra da bunun icra biçimi yanında faydaları ve zararları üzerinde de durarak yorumlar yapmışlardır. Bu yorum ve tutumları dört kısımda değerlendirmek mümkündür:
1-Genel olarak haram sayanlar, 2-Genel olarak helal sayanlar, 3-Genel olarak mekruh sayanlar, 4-Her müzik çeşidini özel olarak değerlendirip yorumlarını bunların icra şekli, muhtevası ve sonuçlarına göre yapanlar.
I-MÜZİĞİ GENEL OLARAK HARAM SAYANLAR
Bazı alimler türü ve muhtevası ne olursa olsun “müzik” kavramına giren her türlü ses sanatını haram saymışlardır. Bu husustaki bazı görüşler ve delilleri şöyledir:
A-Kur’an-ı Kerim
1- “insanlardan öyleleri vardır ki, halkı farkettir meden ve hiçbir bilgiye dayan­madan Allah yolundan saptırmak ve dini alaya almak için boş söz ve eğlendirici sözler (lehve’l-hadîs) satın alırlar. işte onlar için hor ve hakir edici bir azap vardır.[89]
Tirmizî’nin Ebu Ümâme el-Bâhilî’den naklettiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şarkıcı kadınların alım ve satımı, onlar üzerinden para kazanmak ve onların karşılığında alınan ücretler helal değildir. Allah Teâlâ’nın şu sözü onlar hakkında nazil olmuştur: “insanlardan öyleleri vardır ki…”[90]
Sahabeden İbni Mes’ud, İbni Abbas, Ebu Ümâme ve Cabir b. Abdullah; Tabiinden Mücahid, İbn Cüreyc, ikrime, Hasan-i Basrî ve Mekhûl burada geçen “lehve’l-hadîs”den maksadın şarkı olduğunu söylemişlerdir.[91] Bir rivâyette Mücâhid bunu “Davul” (Tabl) şeklinde tefsir etmiştir.[92]
İmam Kurtubi (ö. 671/1273), müfessirlerin bu konudaki görüşlerini nakletikt en sonra: “Bu konuda en doğru görüş, “Lehve’l-Hadis”ten maksadın şarkı olduğunu ifade eden görüştür. Peygamber (s.a.v.) ve ashab-ı kirâmdan nakledile n görüşler de bunu gerektiri r” demektedi r.[93]
İbn Arabî (ö. 543/1148) “Lehve’l-Hadis”in yorumunda “şarkı ve çalgı aletleri”, “batıl olan herşey” ve “darbuka” şeklinde üç ayrı görüş olduğunu söyledikten sonra, en doğru görüşün “Lehve’l-Hadis”ten maksadın “batıl olan herşey” olduğunu savunan ikinci görüş olduğunu ifade etmiştir[94].
Şafii fakihleri nden İbn Hacer Heytemî (ö. 974/1567)[95] ile bazı Hanbeli fakih­leri[96] bu âyete dayanarak şarkının haram olacağını; Hanefî fakihleri nden İbn Âbidîn de bu âyete dayanarak mübah şekliyle bile olsa şarkının mekruh olduğunu ifade etmiştir[97].
Muhamed Hamdi Yazır (ö. 1361/1942) ise konuyu şöyle özetlemektedir: “Tefsir alimlerin in bir çoğu “Lehve’l-Hadis”i şarkı ile tefsir etmişlerse de araştırmacıların tercihi ayetin zahiri gereği genel bir mana ifade etmesidir . Bununla beraber burada asıl azarlamanın hikmeti şununla anlatılmıştır: “Bilmiyerek Allah yolundan saptırmak ve onu alaya almak”. Yani saptırdığını hissettir meden, yaptığı işin akibetini sezdirmed en dini ve ahlakı bozmak ve Allah yolu ve onun hak diniyle eğlenmek için.[98]
Ayetin müziğin haramlılığına delil olarak ileri sürülmesine karşı çıkan İmam Gazzâlî bu konudaki görüşünü şöyle ifade etmektedi r: “Din karşılığında, Allah yolundan saptırmak için “Lehve’l-Hadis” satın almak haramdır. Bu konuda tartışma yoktur. Her çalgı, dinin karşılığında satın alınmıştır ve Allah yolundan saptırıcıdır da denilemez . Ayetten maksat da budur. Bir kişi Kur’an-ı Kerim’i dahi Allah yolundan saptırmak için okusa haram işlemiş olur.[99]
2- “Bu söze mi şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz… Ağlamıyorsunuz… Habersiz oya­lanmaktasınız (sâmidûn).” [100]
Ayette geçen “Sâmidûn” kelimesi İbn Abbas (ö. 68/687) ve ikrime (ö. 105/723)’ye göre şarkı manasındadır. Çünkü Yemen ve Hımyer lugatında “Sümûd” şarkı (gınâ) manasına gelmekted ir.[101] Mekkelile r Kur’ân dinledikl eri zaman ona kulak verme­mek için şarkı söyler, eğlenirlermiş.[102]
İbn Kayyım el-Cevziyye ayette geçen “Sâmidûn” kelimesin i şarkı olarak yorum­lamasından hareketle müziğin haram olduğunu ifade etmiş ve “Sâmidûn” kelime­sinin diğer manalarının da müziğin birer fonksiyon u olması münasebetiyle hangi noktadan ele alınırsa alınsın bu ayet-i kerimenin müziğin haramlılığını ifade ettiğini iddia etmiştir. [103]
İmam Gazzâlî ayet-i kerime’nin bu şekilde değerlendirilmesini şöyle tenkit etmiştir: “Sâmidûn” kelimesin in manasının şarkı olduğu kabülüne binaen eğer ayetteki sitem haramlılık ifade ederse, bundan önceki âyetlerde zikredile n gülmenin ve ağlamamanın da haram olması gerekirdi .[104]
3- “Onlar yalan yere şahitlik (zûr) etmezler, faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler”. [105]
Mücâhid (ö. 104/722) bu ayette geçen “ez-Zûr” kelimesin i şarkı (gınâ)[106]; İbn Hanefiyye (ö. ) de şarkı (gınâ) ve eğlence (lehv) şeklinde tefsir etmişlerdir[107].
İbn Kayyım el-Cevziyye ve bazı Hanbeli fukahası, Muhammed b. el-Hanefiyye’nin ayette geçen “ez-Zûr” kelimesin i “şarkı” (ginâ) şeklinde açıklaması ile ayette geçen “Lağv” kelimesin in, “terkedilmesi gereken her türlü batıl ve yanlış şey” manasına gelmesind en hareketle müziği batıllar arasında sayarak haramlığını ifade etmişlerdir. [108]
4- “Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler. “Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun. Cahillerl e ilgilenme yiz derler” [109].
İbn Kayyım’a göre bu ayet-i Kerime her ne kadar özel bir sebeb üzerine inmişse de ifade ettiği mana umumidir. Her türlü gereksiz ve faydasız şeyi (Lağviyyat) kap­sar. Müzik de gereksiz ve faydasız olduğuna göre o da bu ayetin hükmüne dahildir. [110]
5- “De ki, Hak geldi batıl zail oldu. Zaten batıl ortadan kalkmaya mahkum­dur.” [111]
İbni Vehb’in naklettiğine göre, Ubeydulla h, Muhammed b. Kasım’a:
- “Şarkı hakkında ne dersiniz?” diye sorar.
- Kasım: “O batıldır” der. Ubeydulla h:
- “O’nun batıl olduğunu ben de biliyorum . O’nun hakkında ne düşündüğünüzü sordum.” der. Kasım:
- “Batıl’ı bilirmisi n. O nerededir?” diye sorar. Ubeydulla h:
- “O ateştedir” diye cevap verir. Bunun üzerine Kasım:
- “işte o, odur” karşılığını verir.
Birisi, İbni Abbas’a: “Şarkı hakkında ne dersiniz? Helal mıdır, Haram mı? “diye sorduğunda İbni Abbas (r.a.) “Ben ancak Allah’ın kitabında haram dediğine haram derim” cevabını vermiştir.
Adam: “O helal mıdır?” diye sorduğunda İbni Abbas: “Öyle birşey diyemem. Sen hak ile batılı bilir misin? Kıyamet günü geldiğinde şarkının yeri neresi olur?” diye sormuş.
Adam: “O batıl ile beraber olur” diye cevaplayınca, İbni Abbas: “Şimdi git, sen kendi fetvanı verdin” demiştir.
İbni Kayyım el-Cevziyye bu görüşlerden hareketle şarkının haram olduğunu ifade etmiştir.[112]
6- “Ama kim Rabbinin azametind en korkup ta kendini hevadan (kötülükten) alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir .” [113]
İbn Kayyım’a göre müzik nefsin hevasından olduğuna göre ayetin ifade ettiği mefhum gereği sakınılması gerekir.[114]
7- “Kabedeki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka birşey değildir.” [115]
Kurtubî, “Bu âyyette rakseden, el çırpan ve bağıran cahil sufilerin bu dav­ranışlarına reddiye vardır”[116] derken; İbni Kayyım el-Cevziyye, toplu zikir halaka­larında el çırparak ilahi, kaside ve zikir çekenlerin bu halini Mekke’li müşriklerin hallerine benzetere k tasavvuf mûsikîsinin haram olacağını ifade etmiştir. [117]
8- “Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaadlerde bulun.” [118]
İbn Abbas ve Mücâhid bu ayette geçen sesi, “şarkı”, “çalgı aletleri” ve “eğlence” olarak tefsir etmiştir.[119] Dahhâk’a göre ise “çalgı aletlerin in sesi” (savtü’l-mezâmîr)’dir.[120]
İbn Kayyım el-Cevziyye, İbni Ebi Hatem’in bu ayeti “günaha çağıran herşey” olarak tefsir etmesi; Mücahid’in şeytanın sesinin “şarkı”, “batıl” ve “çalgı aletler”i (mizmarlar) olduğu” ifadesi ile Hasan-ı Basrî (ö.110/728)’nin şeytanın sesinin “Def” olduğu şeklindeki tefsirind en hareketle müziğin haram olduğunu söylemiştir.[121]
İbn Hacer Heytemî, bu âyete dayanarak çalgı aletlerin in haram olacağını ifade etmiştir.[122]
9- “Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitabı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.” [123]
“Sözlerin en güzeli Kur’an olduğuna göre dinlenilm esi gereken şey de Kur’an olmalıdır. Nitekim bu aynı zaman da bütün peygamber lerin sünnetidir” diyen İbn-i Teymiyye (ö. 728/1328), Kur’an-ı Kerim’deki dinlemek ve okumakla ilgili ayetlerle, mü’minlerin Kur’an dinlerken duydukları coşkuyu anlatan ayetleri de zikredere k “okunması, dinlenilm esi ve coşulması gereken tek şey varsa o da Kur’an’dır. Dolayısıyla aynı fonksiyon ları icra etmek maksadıyla şarkı gibi başka şeylerin kullanılması caiz değildir” görüşünü ileri sürmüştür. [124]
Sonuç olarak türü ve muhtevası ne olursa olsun her çeşit müziğin haramlılığı konusunda delil olarak sürülen bu ayetlerin bu iddiaya doğrudan delil teşkil etmesi mümkün gözükmemektedir.
Şöyleki bu hususta en fazla baş vurulan ayet olarak Lukman suresi 6. âyeti, İmam Gazzâlî ve Muhammed Hamdi Yazır’ın da ifade ettiği gibi, Allah yolundan saptıran şeyleri yasaklanm aktadır. Bu ise sadece müziğe mahsus bir özellik değildir. Üstelik müziğin her çeşidinin insanı Allah yolundan saptırdığı da idda edilemez. Ayrıca eğer eğlenceyi (Lehv) sırf eğlence olduğu için yasaklama k gerekirse dünyada olan herşeyin de yasaklanm ası gerekir. Çünkü Allah Teâl⠓Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir…”[125] buyurmakt adır.
Necm Suresi (53) 61. âyetinde geçen “Sümûd” kelimesi her ne kadar Himyer lugatında “müzik” manasına geliyorsa da, başta Kureyş lehçesi olmak üzere diğer lehçelerde eğlence (levh) manasına gelmekted ir.[126] Bu da âyet-i kerimenin, müzikle ilgili özel bir ayet olmayıp, dinden ve dini görevlerden engelle­yen bütün eğlence ve meşguliyet çeşitleri için geçerli olduğunu göstermektedir.
Özellikle İbn Kayyım el-Cevziyye tarafından ileri sürülen Furkan (25) 72, Kasas (28) 55, isrâ (17) 81, Nâziât (79) 40-41 âyet-i kerimeler inde geçen “Bâtıl”, “Lağv”, “Hev┠“Zûr” vb. tabirler müzikle ilgili özel tabir­ler olmayıp, müzikle beraber bu özellikleri taşıyan daha birçok konuyu ihtivâ et­mektedirler. Ayrıca bu kavramlar la yasaklana n hususların müziğin bazı çeşitleri için geçerli olsa bile bütünü için geçerli saymak mümkün değildir.
Enfâl (Karizmatik 35. âyetinde geçen “Mük┠(ıslık çalma) ve “Tasdiyeh) (el çırpma) müziğin bir çeşididir. Bu âyet müziğin bu çeşidinin haram olduğunu ifade etse bile bütününü kapsamama ktadır. Ayrıca bunların bir ibâdet çeşidi oldukları ifade edilmiştir. Dolayısıyla bu âyet daha çok ibâdetlerle ilgili müzikler için bir ölçü teşkil edebilir ki İbn Kayyım da âyeti bu şekilde yorumlamıştır.
İsrâ (17) 64. âyetinde insanı azdıran sesin “müzik” olduğu kanaatind en ha­reketle müziğin haram olacağı ifade edilmiştir. Halbuki müzik insanı azdırabildiği gibi insanda güzel duygular da uyandırabilir. Nitekim müziğin bir kısmı insanları isyan ettirirke n diğer bir kısmı insanları hakka davet edebilmek tedir. Kur’ân-ı Kerim’in güzel sesle okunmasına teşvik edilmesi bunun açık bir örneğidir.
Zümer (39) 23. âyetinde, Kur’ân-ı Kerim’in okunup dinlenilm esi ile ilgili ifadeler yer almaktadır. Kur’ân’ın en güzel olması, Kur’ân’a aykırı olmayan şeylerin güzelliğine engel değildir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) Mekke müşriklerine karşı Kur’ân’la cihad ettiği gibi[127] şiir vb. şeylerle de mücâdele etmiş bu hususda, Hasân b. Sâbit’i özel olarak teşvik ederek başarılı olması için dua etmiştir.[128] Ayrıca Yolculuk, düğün, bayram vb. durumlard a müzik dinlemiş ve dinlenilm esine de müsade etmiştir ki bunlar, Kur’ân-a aykırı olmayan şeylerin dinlenmes inde bir sakınca olmadığını göstermektedir.
Görüldüğü gibi, zikredile n âyetler müzik konusuna doğrudan ve açık olarak değil, dolaylı ve ihtimalli olarak delalet etmektedi rler. Bu yorumlard a üzerinde durulan gerekçeler, özel tabirler olmaktan çok genel kural mahiyetin dedirler. Müzik konusuna delalet ettikleri gibi başka şeyleri de kapsamakt adırlar. Buna göre ilgili âyetleri, müziğin helal ya da haram olması yönünden şu şekilde özetlemek mümkündür:
1- Müziğin, insanları Allah yolundan alıkoymaması.
2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi.
3- Dini sorumlulu k ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması.
4- Dini değerlere aykırı konularda propogand a özelliği taşımaması.
5- Söz veya icrâsında yalan, iftira, zinaya teşvik gibi dince yasaklana n husus­ların yer almaması.
6- Müziğin ibadet gibi telakki edilmemes i.
7- Kur’ân okuma ve dinleme zevk kültürünün önüne geçmemesi.
8- insanları nefsânî arzularına esir edecek bir şekil, muhteva ve seviyede olma­ması.
9- insanları dini ya da dünyevî faydalard an tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi.
Bu prensiple ri en kapsamlı bir şekilde A’râf (7) 33. âyet-i kerimesin de bulmak mümkündür:
“De ki: Benim rabbim ancak, açık ya da gizli yüz kızartıcı çirkin işleri (fuhş), günahı (ism), haksız yere başkalarının hakkına tecavüzü (bağy), Allah’a hiçbir de­lil indirmediği şeyi ortak koşmanızı (şirk) ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklar.”
Daha önce de ifade edildiği üzere âyet-i kerimede yer alan “Fuhuş”, açık ya da gizli her türlü çirkin işler ile başkalarının namus ve haysiyeti ne tecavüzü; “ism”, genel manada günah, akıl ve mantığa aykırı her türlü davranış ve bilerek Allah’ın yasaklarını çiğnemeği; “Bağy”, haksız yere başkalarının can, mal, namus ve kişilik haklarına tecavüzü ifade etmektedi r.[129]
B-Hadis-i Şerifler
Her tür ve çeşidiyle müziğin haramlılığını savunanla r bu hususta bir çok hadis ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf diğer bir kısmı da uydurmadır. Zayıf ve uydurma hadisler fıkhi konulara temel teşkil edemiyece klerinden burada bunlardan sahih olanların başlıcaları üzerinde durulacak tır.
1- Hâkimin bir rivâyeti şöyledir: “Bu ümmetten bir topluluk sabahlara kadar yiyip, içip ve eğlenecekler, sabaha ise domuz olarak çıkacaklardır.. Orada bir takım kabile ve yerleşim yerleri sabaha kadar darmadağın edile­cek ve sonra da “bu gece falancala r, falancala rın evleri tarumar edilmiş” denilecek tir. Onların üzerine, Lut kavminin üzerine gönderildiği gibi taş yağdırılacak ve köklerini kesen rüzgar gönderilecektir. içki içmeleri, faiz yemeleri, ipek giymeleri, dansöz-şarkıcı kadınlar edinmeler i ve akraba ile ilişkileri kesmeleri nden ötürü bu rüzgar, öncekileri köklerinden söküp attığı gibi onları da köklerinden söküp ata­caktır”[130].
Hâkim bu hadis hakkında, “Müslim şartına göre sahihtir” demiş, Zehebî de aynı kanaatte olduğunu be­lirtmiştir. Cüdey’, Hâkim ve Zehebî’nin, hadisin sahih olduğu yönündeki değerlendirmelerini geniş ola­rak yorumlayıp tenkit etmiş ve sonuç olarak, râvîlerden Ferkad (?)’ın zayıf râvî olması ve senette çelişki “Izdırap” bulun­ması sebebiyle hadisin “Zayıf” olması gerektiğini belirtmiştir[131].
Zeylaî bu hadis-i şerifi şarkının haramlılığına delil olarak ileri sürmüşlerdir.[132]
2- Ebu Hureyre (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) köpek ti­ca­re­tini ve şarkıcı kadının (Zemmâre) kazancını yasaklamıştır.”[133]
Hadisin isnadı sahihtir.[134]
“Zemmâre” zina eden kadın demektir. Ancak Ezherî’ye göre bundan maksat şarkıcı kadınlar da olabilir. Çünkü Arapça’da “Gınâ-u zemîr” (güzel şarkı) tabiri bulunmakt adır. Aynı zamanda zinakâr kadınlar da şarkı söylerlerdi. [135]
3- Ebu Amir ve­ya Ebu Ma­lik el-Eş’arî’nin pey­gam­be­ri­miz­den şu­nu işit­ti­ği riv­yet edil­miş­tir: “Üm­me­tim­den öy­le top­lu­luk­lar çı­ka­cak ki, zi­na­yı, ipe­ği, iç­ki­yi, ve çal­gı alet­le­ri­ni he­lal sa­ya­cak­lar. Yi­ne ba­zı top­lu­luk­lar, bü­yük bir ko­yun sü­rü­süy­le da­ğın ba­şın­da ko­nak­lay­cak, on­la­ra bir fa­kir ih­ti­ya­cı için gel­di­ğin­de “ya­rın gel “di­ye­cek­ler. Al­lah-u Teâlâ da on­la­rı bir ge­ce an­sı­zın he­lak ede­cek, da­ğı baş­la­rı­na yı­ka­cak. Di­ğer bir kıs­mı­nı da do­muz ve may­mun sûretine çevirecektir. Bu uygulama kı­ya­me­te ka­dar sürecektir”[136].
Hanefî fakihleri nden Fahreddin Zeylaî bu hadisi şarkının haramlılığına delil olarak zikretmiştir.[137]
4- Nâfi’den rivâyet edilmiştir: “İbn Ömer bir gün zurna sesi işitti. Parmaklarıyla kulaklarını tıkayarak yoldan çekildi ve “Ey Nâfi’ bir şey işitiyormusun?” dedi. Ben “Hayır” dedim. Bunun üzerine parmaklarını kulaklarından kaldırdı ve “Ben Peygamber (s.a.s.) ile beraberdi m. Bunun gibi birşey işitti ve aynen böyle yaptı”dedi[138].
Ebû Dâvud bu hadisin “Münker” olduğunu söylemiş ancak Sehârenfûrî bunu şu şekilde reddetmiştir: “Ebu Davud bu hadisin münker olduğunu söylemektedir. Ancak bunun münker yönüne rastlamadım. Bunun ra­vileri güvenilir kişilerdir. Hadis de bunlardan daha güvenilir kişilerin hadisleri ne aykırı değildir. Muhammed b. Tahir, ravilerde n Süleyman b. Musa ile bazı tenkitler ileri sürmüşse de birçok hadisçi onu güvenilir kabul etmiştir.”[139]
Hanefi fakihleri nden İbn Abidîn[140] ile Hanbelî fakihleri nden İbn Kudâme[141] bu hadisleri çalgı aletlerin in haram olduğuna delil olarak zik­retmiş; bir kısım ulema ise, iki sebepten dolayı bu hadisleri n bu yönde değerlendirilmesini yanlış bulmuşlardır. Birincisi hadisi nakleden Ebu Dâvûd’un, hadisin senediyle ilgili olarak “Bu hadis Münker’dir” demesi; ikincisi de Peygamber (s.a.s.)’in kendisini n kulaklarını kapamasına karşın İbn Ömer’in kulaklarını kapamaması. Çünkü böyle bir sesi dinlemek ha­ram olsaydı Rasululla h (s.a.s.) İbn Ömer’in, İbn Ömer de Nâfi’in dinleme­sine müsade etmezdi. İbn Kudâme ve onun paralelin de olanlar ise bu ten­kitleri şu şekilde cevaplandırmışlardır:
- Hallâl bu hadisi iki senetle nakletmiştir. Ebu Dâvûd bu senetler­den an­cak birine vakıf olabilmiş ve onu nakletmiş olabilir. Dolayısıyla O’nun “Münker” ifadesi, kendi rivayetin de yer alan râvîlerle ilgilidir .
- Peygamber (s.a.s.) kendi kulaklarını kapayıp, İbn Ömer’e ka­pattırmamıştır. Çünkü haram olan kulak kesilerek dinlemekt ir. Yoksa bir şeyi istemeyer ek dinle­mek haram değildir. Ayrıca bu olay hicretten önceki dönemde gerçekleşmiş ola­bi­lir. Bu dönemde ise insanları kötülüklerden engelleme k (Nehy-i ani’l-Münker) vacip değildi.[142] İbn Ömer’in kulaklarını tıkaması ise, bu sesin haram ol­masından değil, sadece Pegyamber (s.a.s.)’i taklit içindir. Ayrıca bu olay olduğunda Nafi henüz büluğ çağına ermemiş olabilir ki çocuklar için haram sözkonusu olmaz. [143]
5- İbn Abbas (r.a.)’dan nakledilm iştir: “Abdülkays heyeti Rasululla h (s.a.s.)’e ge­lerek “Yâ Rasulalla h! Hangi kaplardan içelim?” diye sordular. Rasululla h (s.a.s.) şöyle buyurdu: Ziftlenmiş kaplar, toprak kaplar ve su kabağından yapılan kaplar­dan su içmeyin, ancak su kaplarına şira sak­layın”. Sonra şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah bana (veya ümmetime) içkiyi, kumarı, davulu yasaklamıştır. Her sarhoş eden de haramdır”[144].
Yusuf b. Cüdey’ bu hadisin isnadının “Sahih ve “Muttasıl”, ravilerin in de güvenilir kişiler olduğunu ifade etmektedi r. [145]
6- İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmek­te­dir: “Şüphesiz Yüce ve Ulu Rabbim, size içki, kumar ve davulu yasakla­mak­tadır.”[146]
Hadisin isnadı sahihtir.[147]
7- Başka bir rivâyet de şöyledir: “Şüphesiz Allah ve rasulü, içki, kumar, davul ve tambur’u yasaklamışlardır.”[148]
Hadisin isnadı sahih, ravileri güvenilir kişilerdir.[149]
8- Kuteybe (r. a) peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmek­tedir: “Zil şeytanın müzik aletidir.”[150]
Zil’in yasaklanm asının sebepleri nden birisi de sesidir. Çünkü bu ha­diste onun sesi şeytan düdüğüne benzetilm iştir. Şafii mezhebine göre mek­ruhtur. Mâliki ve diğer mezhepler e göre ise tenzihen mekruhtur”[151]
9- Ebu Hureyre (r.a.) peygamber (s.a.s.)’in şöyle dediğini rivayet etmekte­dir: “Beraberinde köpek veya zil bulunan bir kafileye melekler refakat et­mez.”[152]
10- Ümmü Habibe (r.a.) peygamber (s.a.s.)’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Beraberinde zil bulunan kafileye melekler yoldaşlık etmez”[153].
Heysemî, hadisin râvîlerinin gövenilir kişiler olduğunu belirtmiştir.[154]
11- Müslim, Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas tarikiyle rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ size içki, kumar, davul, ud ve yahudiler in kutlama günlerini size yasakladı”[155].
Hadisin râvîlerinin güvenilir kişiler olduğu belirtilm iştir.[156]
12- Abdurrahm an b. Avf (r.a.) peygamber (s.a.s.)’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “iki günahkar ve ahmak sesi yasakladım: Musibet anındaki ses, yüz-göz tırmalama, yaka-paça yırtma ve şeytan sesi.”[157]
Tirmizi hadisin “Hasen” olduğunu söylemiştir.[158]
13- Ebu Hureyre (r.a.)’den, Peygamber (s.a.s.)’in şöyle dediğini işittiği rivâyet edilmiştir: “Allah Teâlâ, kıyâmet günü, tevbe etmeden ölen ağıtçılara ateşten bir gömlek giydi­rir ve onları bütün insanlara teşhir eder.”[159]
Heysemî hadisin senedinin “Hasen” olduğunu söylemiştir.[160]
14- Ümmü Atıyye’den rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) bizden ağıt yapma­mak üzere söz aldı.”[161]
15- Ebu Mâlik el-Eş’arî (r.a.)’den peygamber (s.a.s.)in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Ümmetimde dört şey vardır ki, bunlar cahiliyet adetidir ve bunu terke­demezler: Soy ve şerefle övünmek, neseplere ta’n etmek, yıldızlarla yağmur dile­mek ve ağıt yapmak.”[162]
16- Ebu Hureyre (r.a.)’den peygamber (s.a.s.)in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “iki şey vardır ki, insanlar onunla küfre düşer: Neseplere ta’n ve ölülere ağıt yap­mak.”[163]
Müziğin haramlılığı konusunda kaynaklar da pek çok hadis zikredilm iştir. Ancak bunların hemen büyük bölümü zayıf bir kısmının da mevzu (uydurma) olduğu görülmektedir. Bu hadisleri n içerisinde sahih olanların başlıcaları bu hadislerd ir.
Hadisleri n içerdiği konular dikkate alındığında müziğin genelini haram sayma konusunda delil kabul edilen bu hadisleri n ana konusunu çalgı aletleri, şarkıcı kadınlar (kayne) ve ağıtın oluşturduğu görülecektir. Zeylai gibi kimi alimler bu hadisleri müziğin genelini yasaklayıcı mahiyette yorumlamışlarsa da, İmam Gazzâlî, Kemâlüddin İbn Hümâm (ö. 861/1457), Abdülganî Nablusî (ö. 1143/1731), İbn Âbidîn (ö. 1252/1836), Takiyyüddin Sübkî, Remlî, İbn Hazm ve Şevkânî gibi diğer bir kısım alimler bu gibi hadisleri yorumlamışlardır. Yapılan yorumlar özetle şöyledir: Hadisleri n ana konuları içkili, kadınlı, içinde birçok haramın işlendiği meyhâne eğlencelerinden (lehv) oluşmaktadır. Bu da gerek çalgı aletleri gerekse diğer müzik çeşitlerinin haram ol­ması, aletlerin ve müziğin kendileri ile ilgili bir husus olmayıp, bunlarla haram işlenmesi ya da haram işlenen ortamlard a çalınmalarından dolayıdır. Dolayısıyla bu âletler helal ve mübah eğlencelerde, içine başka bir haram karıştırılmadan kullanılırsa caizdir. Beraberin de başka haramlar işleniyorsa, “harama sebep olan şeyin kendisini n de haram olur”[164] kuralı gereği caiz olmazlar.[165]
Ağıt konusunda ise hemen bütün alimler Rasululla h (s.a.s.)’den nakledile n bütün hadislerd e saç-baş yolma, yüz göz tırmalama şeklinde icra edilen ve kadere isyan manası taşıyan ağıtların yasak­landığını ifade etmişlerdir.
C- Mezhep İmamlarından Nakledile nler
Fıkıh kaynakları genelde ait olduğu mezhep İmamının görüşünü, fıkhi tartışmalarda delil kabul ederek üzerine hüküm bina etmektedi rler. Müzik konusunda da aynı tutum sergilenm iş ve Hanefi kaynakları İmam Azam, İmam Muhammed ve İmam Ebu Yusuf’un, Şafii kaynakları İmam Şafii’nin, Maliki kaynakları İmam Malik ve Hanbeli kaynakları da İmam Ahmed b. Hanbel’in görüşlerine başvurmuşlardır. Bu hususta tespit edebildiğimiz yorumlar şöyledir:
Hanefi kaynaklarının hemen bütününde İmam Ebu Hanife’in şu sözü nakledili r: “Bu­nun­la (şarkılı bir davetle) bir de­fa müb­te­lâ ol­dum, sab­ret­tim.” Hanefî kaynaklarının hemen hepsi bu ifadeyi naklettik en sonra: “Bu me­se­le, ve­lev ki ud (kadîb) çal­ma şek­lin­de de ol­sa her türlü çalgı aletinin (melâhî) ha­ram ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir. Ebu Ha­ni­fe’nin sö­zü de bu hük­mü ifa­de et­mek­te­dir. Çün­kü “ib­ti­l┠(im­ti­han olun­mak) an­cak ha­ram olan şey­ler­le olur.”[166] şeklinde yorum yapmışlardır. Ancak İbn Kemâl (ö. 875/1470) bu yorumu doğru bulmamıştır. O, hanefi kaynaklarındaki bu yorumu naklettik ten sonra şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Bu yorum tarışmalıdır. Çünkü “ibtilâ”, mübah bile olsa sonucu sakıncalı olan şeylere de kullanılır. Nitekim Peygamber (s.a.v.) kadılık görevi ile ilgili olarak “Kim yargı görevi ile mübtelâ olursa…” şeklindeki hadisinde “ibtil┠kelimesin i kullanmıştır. (Yargı görevi ise haram bir iş değildir). Sonra, davete icabet etmiş olmak için harama sabretmek caiz değildir. Çünkü, haram işleme durumu sözkonusu olduğu yerde, harama düşmemek için sünnet terkedili r. Buna göre, İmam Ebu Hanife, orada müziğe kulak vermeksiz in oturmuştur. Böyle olunca da eğlenceye oturmuş sayılmayacağından haram ile mübtela olmuş olmaz.[167]
İmam Mu­ham­med’den de “Bir ki­şi, müzisyen kadın ve er­kek­le­re va­siy­yet gi­bi, İslâmda ve ehl-i kitapta ha­ram olan bir­şe­yi va­siy­yet et­se…” şeklinde bir görüş nakledilm iş[168] ve bu görüşler O’nun müziğe cevaz vermediği ifade edilmiştir.
Maliki mezhebi kaynaklarında müziğin haramlılığı konusunda İmam Malik’in şu görüşlerine yer verilmiştir:
Mus’ab ez-Zübeyrî’den rivâyet edilmiştir: “Malik b. Enes’in meclisind e bulundum. Ebu Mus’ab ona müzikten (sem’â) sordu. O “bilmiyorum, bizim diyarın insanları onu kötü görmezler. Olduğu yerden kalkıp gitmezler . Müziği ancak, geri zekalı cahiller veya katı tabiatlı Iraklı âbidler kötü görürler şeklinde cevap verdi”[169].
Sahnun İbn Kasım’a sorar: “İmam Malik, şarkıyı hoş karşılamaz mıydı?
İbn Kasım: “İmam Malik, Kur’ân-ı Kerim’in makamlı (elhân ile) okunmasını hoş karşılamadığına göre, şarkıyı nasıl hoş karşılar. Aynı zamanda İmam Malik, bir cariyenin alım-satımında şarkıcılığın şart koşulmasını hoş karşılamaz. Bu da onun şarkıyı hoş karşılamadığını gösterir” cevabını verir.
Sahnun: “Peki, düğünlerde def çalınması hususunda İmam ne der? Cevaz verir mi vermez mi?”
İbn Kasım: “İmam Malik düğünlerde def dahil hiçbir çalgı âletini hoş karşılamazdı”[170] der.
İbnü’l-Cevzî (ö. 597/1200) Ah­med b. Han­bel’den o da is­hak b. îsa et-Tab­ba’dan şu­nu nak­let­mek­te­dir: “Ma­lik b. Enes’e Me­di­ne eh­li­nin şarkıya ruh­sat ver­me­le­rin­den sor­dum”. O: “Onu biz­de fa­sık­lar ya­pı­yor” di­ye ce­vap ver­di.[171]
İmam Ma­lik, çal­gı­yı ya­sak­la­mış ve bir ki­şi­nin bir ca­ri­ye sa­tın alıp şarkıcı çık­tı­ğın­da onu (şarkıcı olduğu için) ge­ri red­de­de­bi­le­ce­ği­ni söy­le­miş­tir[172]. Bu ay­nı za­man­da ib­ra­him b. Sa’d müs­tes­na bü­tün Me­di­ne eh­li­nin mez­he­bi­dir.[173]
Şafii kaynaklarında İmam Şafii’ye nisbet edilerek üzerine hüküm bina edilen bazı görüşler şöyledir:
“Müziği sanat edinerek, onunla meşhur olup onunla anılan ve müzik konusunda insanların kendisini aradığı kişilerin şâhitlikleri kabul edilmez. Çünkü bu mek­ruh olan bir eğ­len­ce­dir ve ba­tı­la ben­ze­mek­te­dir.[174] Müzikle bu seviyede meşgul olan­lar se­fih­ oldukları gibi şahsiyetsiz insanlard an sayılırlar. Kendisi için buna razı olanlar da açıkça haram işlemiş olmasa da şahsiyetlerini kaybetmiş olurlar.
Kişinin müzisyenliği meslek edinmeyip, gözde müzisyen olmayıp, müzik konserler i vermediği gibi böyle bir şeyden de hoşlanmayarak kendi halinde müzikle meşgul olması, aşırı olmadığı müddetçe şâhitliğinin kabul edilmesin i engelleme z.
Müzisyen câriye ve köle edinerek insanlarl a müzik ve eğlence âlemleri tertipley enler sefihtirl er[175] ve şâhitlikleri kabul edilmez. Özellikle cariyeler in bu şekilde kullanılması sefihlikt en de öte deyyüslüktür[176]. Köle ve câriyelerine, başkalarını toplamaksızın sadece kendisi için müzik icra ettirmesi ise kişinin şâhitliğini düşürmese de hoş birşey değildir.
Şarkı söylenen yerlerde geceleyen, bunu âdet hâline getiren ve bu yönüyle meşhur olan kişiler sefih oldukları için şâhitlikleri kabul edilmez. Bunu âdet haline getirmeye rek arasıra buralara uğrayanların şâhitlikleri kabul edilir. Çünkü bu husus açık bir nasla yasaklanm amıştır.”
Yolculuk türküleri (Hidâ) ve bedevî şiirleri (neşîdel-a’râbî) ister az ister çok olsun caizdir.
Amr b. Şerîd babasından naklediyo r: “Birgün peygamber (s.a.v.) beni bineğinin arkasına bindirdi ve bana “Ümeyye b. Ebi’s-Salt’in şiirlerinden bir şey biliyormu sun?” dedi. Ben de “Evet” dedim. “Öylesye söyle” dedi. Bir beyt okudum “devam” dedi taki yüz beyt kadar kendisine okudum.”
Ayrıca Hz. Peygamber yolculukl arında Abdullah b. Revâha’ya da yolculuk türküsü (hidâ) söyletmiştir.[177]
Özellikle tasavvuf mûsikisi konusunda İmam Şâfii’den, “Iraklı zındıklar “tağyîr”[178] denilen bir müzik icat etmişler, onunla insanları Allah’tan alıkoyuyarlar” şeklinde bir görüş nakledilm iş ve insanları dini görevlerden engelleye n ya da içerisinde dince mahzurlu unsurlar bulunan tasavvuf musikisin in haramlılığı ifade edilmiştir.[179]
Hanbelî mezhebind e de İbn Kudâme “Bir kişi ölse, arkasında bir çocuk ve bir şarkıcı cariye bıraksa, çocuğun o şarkıcı kızı satması gerekse, onu sade bir cariye olarak satar. Kendisine “ancak cariyenin, şarkıcı olarak fiyatı otuzbin, sade cariye olarak ise yirmi bin dinar ediyor” denilince o yine “cariye ancak sade cariye olarak satılır” şeklinde karşılık verdi.[180] sözünü nakledere k bu görüşün müziğin haram olduğunu gösterdiğini ifade etmiştir.[181]
Yine İbn Kudâme ve İbn Cevzî Ahmed b. Hanbel’den nakledile n şu görüşü müziğin haramlılığına delil kabul etmişlerdir. “Ah­med b. Han­bel’in oğ­lu Ab­dul­lah, ba­ba­sı­na şarkıdan sor­du. Babası “Şarkı, insanları iki yüzlü yapar. Be­nim ho­şu­ma git­mez.[182]“
İbnü’l-Cevzî Tasavvuf mûsikîsi konusunda ki görüşünü belirtirk en Ahmed b. Hanbel’den nakledile n şu rivâyeti de dikkate almış ve yorumlamıştır: İbn Cevzi Ahmed b. Hanbel’den şu görüşü nakletmiştir. Ebu Hâmid el-Halfânî Ahmed b. Hanbel’e “Cennet ve Cehennem’in anıldığı yanık kasideler hakkında ne dersiniz? diye sordu. O “ne gibi mesela?” dedi. Kendisine ” diyorlar ki :
“Rabbim bana derse ki, Benden utanmadınmı ki bana isyan ettin,
Günahlarını kullarımdan gizledin, bana ise isyanlarınla geliyorsu n?”
girip kapıyı kapattı. Bir de baktım ki evde bu beyitleri kendi kendine tekrar ediyordu.[183]
İbnü’l-Cev­zî Ahmed b. Hanbel’in bu görüş ve tutumlarındaki farklılıkları şöyle değerlendirmektedir: “Ah­med b. Han­bel za­ma­nın­da şarkı züh­de da­ir ka­si­de­le­ri ma­kam­sız, sa­de şi­ir şek­lin­de oku­ma­la­rın­dan iba­ret­ti. Da­ha son­ra bu şi­ir­ler ma­kam­lı ola­rak okun­ma­ya baş­la­yın­ca Ah­med b. Han­bel’den ri­va­yet­ler fark­lı­laş­mış­tır. An­cak bü­tün ri­va­yet­ler Ah­med b. Han­bel’in şarkıyı hoş kar­şı­la­ma­dı­ğı­nı gös­ter­mek­te­dir.[184]
Ebu Bekr Abdülaziz’e göre ise Ahmed b. Hanbel’in şarkıyı mekruh sayması, şarkı sözleriyle ilgili olmayıp, şarkıyla birlikte icrâ edilen eylemlerl e ilgilidir .[185]
Hanbelî mezhebini n önde gelen alimlerin den İbn Kayyım el-Cevziyye müziğin haramlılığını ispat sadedinde Muhammed b. Kasım’ın görüşünü de delil kabul etmiştir. O’dan gelen nakil şöyledir: Vehb, Ubeydulla h’ın, Muhammed b. Kasım’a “Şarkı hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormuş. İbn Kasım ” o batıldır” şeklinde cevap vermiş. Ubeydulla h “onun batıl olduğunu ben de biliyorum . Onun hakkında ne düşündüğünü sordum” demiş. İbn Kasım “Batılı bilir misin? O nerededir?” diye bir soru ile karşılık verince Ubeydulla h ” o ateştedir” demiş. Bunun üzerine İbn Kasım “işte bu odur” demiş.[186]
II-MÜZİĞİ GENEL OLARAK MÜBAH SAYANLAR
Bazı alimler müziğin genel manada helal olacağı görüşünü ileri sürerek çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir. Bu alimlerin başında Zahiriye mezhebi alimlerin den İbn Hazm el-Endülüsî ile İbn Tahir el-Kayserânî gelmekted ir.
Bu hususta ileri sürülen delilleri ve yorumlarını şöyle özetleyebiliriz:
A-Kur’ân-ı Kerim
Müziğin genel manada mübah olduğunu ifade ettiği söylenen ayetlerin başlıcaları şunlardır:
1- Kur’ân-ı Kerim’de müziğin bir cennet nimeti olduğu ifade edilmiş ve mü’minler buna özendirilmişlerdir. Dolayısıyla genel olarak müzik helaldır. Rûm (30) 15′de şöyle buyurulma ktadır:
“iman edip salih amel işleyenler, bir bahçede nimetleni r ve neşelenirler (yuhberûn).” [187]
Yahya b. Kesîr, Evzâî ve Vek’î, âyette geçen kelimesin i “zevk ve şarkı” olarak tefsir etmişlerdir.[188]
Bazı alimler ayetin bu şekildeki yorumunu esas alarak müziğin genel manada mübah olacağını ifade etmişlerdir.
Benzer bir yaklaşım Yasin 55′de yer alan “Doğrusu bugün, cennetlik ler eğlenceyle meşguldürler” mealindek i ayet-i kerimenin yorumunda sergilenm iştir. Ebu’l-Berekât en-Nesefî (ö. 710/1310) bu ayet-i kerimenin yorumunda kıyâmet günü mü’minlerin, meşgul olacakları nimetlerd en birinin de müzik dinlemek olacağından sözetmiştir.[189]
2-”O Allah yeryüzündeki herşeyi sizin için yaratmıştır.”[190]
“Allah size haram kıldığı herşeyi açılamıştır.”[191] mealindek i ayet-i kerimeler .
İbn Hazm bu ayetlerde yeryüzünde var olan bütün varlıkların insanın faydasına yaratıldığı ve hakkında özel bir yasaklayıcı nas bulunmadığı müddetçe de bunların helal olacağını; haklarında özel yasak bulundan şeyler arasında müzik diğe bir maddenin bulunmadığını ifade etmiştir.[192] Daha sonra İbn Hazm konuyu doğrudan ya da dolaylı ilgilendi ren diğer nasları da dikkate alarak şu yorumu yapmıştır: “Bununla beraber, ameller niyetlere göredir. Kim müziği Allah’a isyan etmek için dinlerse o fasıktır. Bu kural müzikten başka şeyler için de geçerlidir. ibâdetini daha rahat edâ edebilmek ve hayır işlerinde daha faal olabilmek için dinlenme maksadıyla müziği dinleyen kişi ise bununla Allah’a ihsan üzere itaat etmiş sayılır. Bu gibi kişilerin müzik dinlemesi ise haktır doğru bir iştir. Kim de ne ibâdet ne de günah maksadı olmaksızın müzik dinlerse o da fayda ya da zararı olmayan bir işle (lağv) meşgul olduğundan Allah tarafından bağışlanır. Bu çeşit müzik dinleme, dinlenmek için bahçeye çıkma veya kapısının önüne oturma, elbiseler i çeşitli renklere boyama gibi bir şeydir.”[193]
Da­ha son­ra müzik ve çal­gı alet­le­ri­nin ha­ram­lı­lı­ğı ile il­gi­li ile­ri sü­rü­len de­lil­le­ri se­net ve me­tin yö­nüy­le tenkit eden İbn Hazm, bu gö­rü­şü­nü is­ba­ta ça­lış­mış­, sonun da da “dolayısıyla müzik mübahtır, hiçbir kerâhet yoktur. Bunu inkâr eden şüphesiz hata etmiştir” şeklinde görüşünü tekrarlamıştır.[194] Bundan sonra da müziğin mübahlığı ile ilgili delillere yer vermiştir.[195]
B-Hadis-i Şerifler
1- Aişe (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Birgün Ebu Bekir (r.a.) yanıma geldi. Ensardan iki kız benim yanımda Buas günü ensarın söylediği mersiyele r­den söylüyorlardı. Fakat bunlar meslekten şarkıcı değildi. Ebu Bekir (r.a.) “Peygamber evinde şeytan düdükleri mi?” diye çıkıştı. O gün bayram günüydü. Peygamber (s.a.s.):”Ey Ebu Bekir! Her milletin bir bayramı vardır. Bu gün de bizim bay­ramımızdır” buyurdu.
Diğer rivayetle riyle hadis şöyledir:
Peygamber (s.a.s.) bizim yanımıza gelmişti.
1-Benim yanımda (Kurban bayram günlerinden bir gün “eyyam-ı mina” [196]) (kurban ya da Ramazan bayramı[197])
2-(Ensar’ın cariyeler inden[198]) iki cariye[199] (iki kayne[200])
3-Buas günü (Ensar’ın karşılıklı söyledikleri –tekavelet-[201]) (atışdıkları –tekazefet-[202]) (söylenen şarkılardan –tuganniyani bi ginai- )söylüyorlardı.[203] (şarkı söylüyor, def çalıyor ve vuruyorla rdı[204]), (Def eşliğinde oynuyorla rdı[205]), (şarkı söylüyor ve vuruyorla rdı[206]), (def çalıyor ve şarkı söylüyorlardı[207]), (uğultulu seslerle şarkılar söylüyorlardı –teazefet-[208]) Cariyeler şarkıcı (muğanniye) değillerdi. [209]
Peygamber (s.a.s.) yatağına yattı ve yüzünü çevirdi[210] (elbisesin e bürünmüş bir halde idi[211])
Ebubekir (r.a.) içeri girdi, beni (o iki kızı[212]) azarladı ve şöyle dedi “Peygamber (evinde[213]) yanında şeytan mizmarı (ları[214]) mı?” [215] (bunu iki defa söyledi[216])
İmam Gazzâlî ve İbn Kudâme el-Makdisî bu hadise dayanarak müziğin esasen mübah olması gerektiğini ifade etmişlerdir.[217]. İmam Gazzâlî bu yorumuna şu değerlendirmeleri katmıştır “Düğün, düğün yemeği, akika, sünnet, yolcu karşılama vb. şer’an se­vinilmesi gereken olay ve zamanlard a şarkı, raks, def çalma, kılıç-kalkan oy­nama gibi eğlenceleri tertiplem ek caizdir. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in çalınan defi şeytan düdüklerine ben­zet­melerine rağmen, Hz. Peygamber in buna karşı çıkması, yasaklana n çalgı aletinin bundan başka şeyler olduğunu gösterir. Eğer orada telli aletler (evtâr) kullanılmış olsaydı orada bulunmak caiz olmazdı.[218]“
İmam Nevevî’nin yorumu şöyledir: Bu hadis şarkıyı caiz görenlerin dayandıkları delillerd en biridir. Şarkıyı caiz görmeyenler ise hadisi şöyle yorumlamışlardır: Burada bah­sedilen şarkı, atılganlık, savaş, savaş tecrübeleri gibi dince sakıncası ol­mayan şarkılardır. Dolayısıyla bu hadis, insanı kötülüğe, tembelliğe ve her türlü çirkin şeye teşvik eden şarkıların caiz olmasına delil teşkil etmez.[219]
İbn Hacer ile İmam Aynî’nin yorumları da şöyledir: Bazı tasavvufçular bu hadisden hareketle çalgı aleti olsun olmasın müziğin caiz olduğunu söylemişlerdir. Ancak Hz. Aişe’nin “onlar meslek­ten şarkıcı (Muğanniye) değillerdi” ifadesi böyle bir sonuca engeldir. Çünkü Arapça’da “Gın┠kelimesi; sadece sesi yükseltme manasına geldiği gibi, Arapların “Nasb” (gurbet türküsü) dedikleri terennümlerle “Hid┠(yolculuk türküsü) manasına da kul­lanılır. Ancak bunları yapanlara “Muğanniye” denilmiyo r. “Muğanniye”: çekişli kırışlı, coşturucu ve kötülüklere teşvik edici şeyler söyleyenlere kullanılan bir ta­birdir.[220]
2- Aişe (r.a.)’den gelen diğer bir rivâyet de şöyledir: “O, bir kadını Ensardan birisi ile evlendird iği zaman Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: “Ey Aişe! Düğününüzde eğlence yoktu. Halbuki Ensar eğlenceden hoşlanır”.[221]
3-Hakim’den gelen bir rivâyette: “Çünkü Ensar eğlenceği sever” buyu­rulmuştur.[222]
Hâkim hadisin Şeyhayn şartlarına göre sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de bu tespiti doğru bulduğunu ifade etmiştir.[223]
4- Aişe (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) bir düğün do­layısıyla Ensar kadınlarının yanına uğramıştı. Onlar şu türküyü söylüyorlardı:
O’na bir teke hediye etti
Ağılında meleyen
Senin eşinse çöllerde
Yarın ne olacağını bilirsin
Bunu duyan Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Yarın ne olacağını bilen yalnız Allah’tır.”[224]
Hâkim ve Zehebî hadisin Müslimin şartlarına göre sahih olduğunu söylemiş, Heysemî de râvîlerin sahih hadis râvîleri olduğunu, zikretmiştir. [225]
5- Âmir b. Sa’d'den nakledilm iştir: “Bir düğün münâsebetiyle Karaza b. Ka’b ve Ebu Mes’ûd el-Ensârî’nin yanına gittim. Küçük bir kız çocuğu şarkı söylüyordu. Ben: “Siz Rasululla h (s.a.s.)’ın arkadaşları ve Bedir as­habından olduğunuz halde sizin yanınızda bunlar (nasıl) yapılıyor?” de­dim. Onlar: “ister bizimle kalırsın, is­tersen gidersin. Bize, düğünde eğlenmeğe, musibet anında da ağlamaya izin ve­rildi” dediler[226].
İbn Hacer hadisin râvîlerinin güvenilir kişiler olup isnadının sahih olduğunu ifade etmiştir. [227]
6- Rubeyy’i binti Muavviz b. Afrâ’dan nakledilm iştir.”Düğün günümün sabahı Rasululla h (s.a.s.) yanıma geldi; senin şu anda oturduğun gibi yatağıma oturdu. Bizim kızlarımız def çalıyor ve Bedir günü öldürülen aile büyüklerimle ilgili mer­siyeler söylüyorlardı. Bir ara birisi:
“Aramızda yarın ne olacağını bilen Peygamber var” dedi.
Bunun üzerine Rasululla h (s.a.s.): “Bunu bırak, diğer söyediklerini söyle!” bu­yurdu.[228]
7- Tirmizi rivâyeti ise şöyledir: “Nikahı ilan ediniz. Onu mescidler de yapınız. Nikahda def çalınız.”[229]
Tirmizî hadisin “Ğarîb ve Hasen” olduğunu belirtmiştir. [230]
8- Hakim rivâyeti de “nikahı ilan ediniz” şeklindedir.[231]
Hakim hadisin isnadının sahih olduğunu ifade etmiştir.[232]
9- Muhammed b. Hâtıp peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet et­mektedir: “Helal ile haram (nikah ile zina) arasındaki fark, ses ve def­tir.”[233]
Tirmizî, hadisin “Hasen” hadis olduğunu belirtmiştir.[234]
Bu hadislerd en birinci hadis bayram eğlenceleri ile ilgilidir . 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9. hadisler ise düğün eğlenceleri ile ilgilidir . Alimlerin bu hadisler hakkındaki görüşleri kısaca şöyledir:
İbn Hacer Mühelleb’den şunu nakletmek tedir: “Bu hadis düğünlerin, def ve mübah olan şarkılarla ilanının caiz olduğunu göstermektedir. Toplumda önder sayılan bir kişinin mübahlık sınırını aşmadıkça, eğlenceli düğünlere katılması da bu hadise göre caizdir”[235].
Aynî, “Bu hadis düğünlerin, zinadan ayırdedilebilmesi için def ve mübah olan şarkılarla ilanının caiz olduğunu göstermektedir”[236] diyerek kendi görüşünü be­lirttikten sonra et-Tevdîh adlı eserden şunu nakletmiştir: “Alimler düğün yemeğinde def vb. aletler eşliğinde eğlenmenin (lehv) caiz olduğunda ittifak etmişlerdir. Hadislerd e özellikle düğün üzerinde durul­ması ise, nikahın ilanı ve hukukunun sabit ol­ması içindir”[237].
Beğavî (ö. 516/1122)’nin yorumu da şöyledir: “İmam der ki: “Düğünü ilan et­mek ve düğünde def çalmak müstehaptır” “Ben de derim ki: Düğün ve sünnet düğünlerinde def çalmak bir ruhsattır”[238].
İbn Kudâme 6 nolu hadisi çalgı aletlerin den Def’in mübahlığına delil olarak zikretmiştir.[239]
10- Enes (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) bir yolculuğa çıkmıştı. Beraberin de Enceşe adında bir hizmetçisi vardı. Yol boyunca onlara yolculuk türküleri söyler ve develerin i sürerdi. Bir ara peygamber (s.a.s.) şöyle bu­yurdu: “Yavaş Ey Enceşe! Testileri düşünerek kervanı yavaş sür”. Bir rivâyette: Enceşe’nin kadınların bulunduğu kafile, Berâe’nin de erkekleri n bulunduğu kafi­leye şarkı söylediği rivâyet edilmiştir”[240].
11- Seleme b. Ekva’dan rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) ile birlikte Hayber’e yola çıkmıştık. Gece gidiyordu k. Kafileden bir kişi Âmir b. Ekva’a -Âmir şairliğiyle bilinen bir kişi idi- “Bize bildiğin şeylerden birşeyler söyle, dinleyeli m” dedi. Âmir devesinde n inerek şu türküyü söylemeye başladı:
Ey Allahım! Sen olmasaydın biz hidayet bulamazdık.
Sadaka verip, namaz kılamazdık.
Her şeyimiz sana feda olsun, bizi bağışla.
Düşmanla karşılaşırsak, ayaklarımız sabit kıl.
içimize huzur ve güven ver.
Biz, çağrılınca gideriz.
Seslendikçe yardıma erişiriz.
Peygamber (s.a.s.) “Kim bu sürücü?” dedi. “Âmir b. Ekva’” dediler. Peygamber (s.a.s.) “Allah on esirgesin” buyurdu[241].
İbn Hacer bu hadisle ilgili olarak şu yorumu yapmıştır: “Bazı alimler yolculuk türküsüne (hidâ) cevaz veren bu hadisden hareketle, çekişli (temdîd) sesle söylenen ve Arapların “Nasb” dedikleri gurbet türküsünün de caiz olacağını söylemişlerdir. Hatta bazıları bundan ha­reketle mûsikî ma­kam­larıyla söylenen şarkılara da fetvâ verecek kadar ileri gitmişlerdir. Fakat bu pek doğru bir yorum değildir”[242].
12- Abdullah b. Revâhe’den rivâyet edilmiştir. “O, peygamber (s.a.s.) ile be­raber bir yol­culuğa çıkmıştı. Peygamber (s.a.s.) kendisine: “Ey İbn Revâhe! in de, binek­leri biraz canlandır!” dedi. İbn Revâhe “Ya Rasulalla h! Ben bunları bıraktım” karşılığını verdi. Kafilede bulunan Ömer (r.a.) “dinle ve itaat et” dedi. Bunun üzerine İbn Revâhe kendisini hemen yere atarak şunları söyledi:
Vallahi sen olmasaydın doğru yolu bulamazdık.
Sadaka veremez, namaz kılamazdık.
Bize huzur ve güven ver (Ey Allah’ım!)
Düşmanla karşılaşırsak ayaklarımızı sabit kıl”[243].
10, 11 ve 12 nolu hadisler yolculuk esnasında türkü söyleme ile ilgilidir . Başta İmam Şâfii olmak üzere[244] Şâfiî fakihleri nden Nevevî ve Sübkî; Hanbelî fakihleri nden de İbn Kudâme yolculuk türkülerinin (hidâ) caiz olduğuna delil olarak zikretmişlerdir.[245]
Hadislerd en anlaşıldığı kadarıyla Peygamber (s.a.s.) zamanında yolculuk esnasında söylenen türküler bir yandan develeri coşturup harekete geçirdiği gibi, kervanda bulunan yolcuları da dinlendir ip canlandırmaktaydı. Dolayısıyla yolculuk türkülerinin yolculuğun yoruculuğunu hafifleti ci olması gerektiği gibi müziğin mübahlığı hususunda belirtile n ölçülere uyma özelliği de taşıması gerekir.
13- Sâib b. Yezid (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Kadının birisi Peygamber (s.a.s.)’a geldi. Peygamber (s.a.s.) “Ey Aişe! Bu kim biliyormu sun?” dedi. Aişe: “Hayır Ey Allah’ın peygamber i!” dedi. Peygamber (s.a.s.): “Bu falan sülalenin dansöz-şarkıcısıdır. Sana şarkı söylemesini ister misin?” Aişe: “Evet” karşılığını vererek, kadına bir tabak hediye etti, kadın da ona şarkı söyledi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Şeytan bu kadının burun de­liklerine üfürmüş”[246].
Heysemî, hadisi Taberânî’nin naklettiğini , Ahmed b. Hanbel’in râvîlerinin sahih râvîler olduğunu söylemiştir. Cüdey’ de hadisin Şeyhayn’in şartına göre sahih olduğunu belirtmiştir. [247]
14- Abdullah b. Humeyd’den nakledilm iştir: Babam, Zührî’ye, Peygamber (s.a.s.)’in müziğe ruhsat verip vermediğini sordu -ki ben de bunu dinliyor­dum-. Zührî dedi ki: “Evet. Peygamber (s.a.s.) bir gün dışarı çıkmıştı. Elinde def ile şarkı söyleyen bir genç kızla karşılaştı. Kız korktu, ürktü ve şöyle demeğe başladı:
Ey gamlı ve kederli yolcu!
Abdimenâf’ın evine uğradın mı?
Anan seni kaybetsin! Onların evlerine uğrasan olmaz mı?
Nice zillet ve dertlerde n kurtarırlar seni[248].
15- Aişe (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Bizim yanımızda kız şarkı söylerken pey­gamber (s.a.s.) içeri girdi. Kız şarkı söylemeye devam etti. Sonra Ömer (r.a.) içeri girmek için izin istedi. Çocuk hemen sıçrayıp kalktı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) güldü. Ömer (r.a.) “Bu günahkara neden güldün? Ya Rasulalla h!” dedi ve ekledi: “O kızın dinlettiğini -ya da Peygamber (s.a.s.)’in din­lediklerini- dinlemede n buradan ayrılmayacağım”. Peygamber (s.a.s.) kıza em­retti, o da Ömer’e dinletti[249].
Heysemî, hadisin râvîlerinin güvenilir kişiler olduğunu söylemiştir. [250]
16- Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyet edilmiştir: “Peygamber (s.a.s.) Medine so­kak­larında gezerken def eşliğinde şu beyitleri okuyan kız çocuklarına rastladı:
“Biz Neccar kızlarındanız
Muhammed gibi bir komşudan dolayı ne mutlu bize”
Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.): “Allah biliyor ki ben de sizi seviyo­rum”[251] dedi.
Bûsırî Zevâid’de, bu hadisin isnadının sahih, ravilerin in de güvenilir kişiler olduğunu belirtmiştir. [252]
13, 14, 15 ve 16 nolu hadisler normal zamanlard a şarkı-türkü dinleme ile ilgilidir . Bu hadislerd e genel olarak iki problem bulunmakt adır: Birincisi normal zamanlard a şarkı-türkü söylemenin caiz olup olmayacağı, ikincisi de kadın sesinin haram olup olmaması. Bu hususlarl a ilgil olarak alimlerin yorumları kısaca şöyledir:
1-Normal zamanlard a şarkı dinlemeni n hükmü
Hadisler ve fıkıh kaynaklarının genelinde müzik dinlemeni n bazı sebepler dolayısıyla ve belirli kurallar çerçevesinde caiz olacağı yönündedir. Ancak bu kaynaklar da belirtile n savaş, düğün, hacı karşılama, yolcu karşılama, bayram vb. sebepleri n dışında normal zamanlard a dinlenme ya da eğlenme amacıyla müzik dinlemeni n caiz olup olmayacağı hususuna da yer verilmiştir. Bu hususta Hanefî alimlerin den Haskefî, Kâsânî, Zeylaî, Molla Hüsrev, Dâmâd ve İbn Âbidîn şöyle demişlerdir: “Kişinin gayri meşru eğlence (levh) maksadı gütmeksizin, yalnızlığını giderme gayesiyle, kendi kendine şarkı söylemesinde bir sakınca yoktur.”[253] Yine İbn Âbidîn, düğün, gazi ve yolcu karşılama gibi gayri meşru eğlence (lehv) şeklinde olmadığı takdirde davul ve def çalmak için davulcu ya da defçi kiralamad a bir sakınca olmayacağını ifade etmektedi r[254]. Maliki alimlerin den Zürkânî, düğün vb. meşru eğlencelerin dışında, çalgı aleti olsun olmasın, müzikle fazla meşgul olmanın caiz olmayacağını, arasıra dinlemeni n mekruh olduğunu, zaman zaman icra etmenin ise tartışmalı olduğunu ifade etmektedi r[255]. Şâfii mezhebind en Sübkî, şarkı söylemeği meslek edinmeksi zin, kendi kendine şarkı söylemede bir sakıncanın olmayacağını ifade etmiştir[256]. Yine Şâfii mezhebind en Remlî baştan çıkarıcı (mutrib) çalgı aletleri olmaksızın şarkı söylemenin ve dinlemeni n haram olmayıp mekruh olduğunu ifade etmiştir[257]. İmam Gazzâ’lîye göre de zamanın çoğunu eğlence maksadıyla müzik dinlemeni n mekruh olduğunu, ancak sadece güzel ses dinlemek maksadıyla şarkı dinlemeni n caiz olacağını belirtmiştir[258].
C-Kadın sesi
Kadın sesi dinlemeni n haram olup olmayacağı konusu İslam alimleri arasında tartışılan bir husustur. Burada bu tartışmalara girmeksiz in bazı alimlerin görüşlerini nakletmek le yetineceğiz.
İmam Gazzâlî diyor ki: “Kadın sesi dinlemek, çalgı aletlerin in (Mezâmîr) sesle­rini dinlemek kadar haram değildir. Çünkü kadın sesinin haramlığı, zinaya düşme tehli­kesinin (fitne) oluduğu hallerded ir.[259]
İbn Hacer ve Aynî’nin görüşü şöyledir: “Zinaya düşme tehlikesi nin ol­maması (fitne) şartıyla, köle olmasalar da genç kızların şarkılarını dinle­mek caizdir. Çünkü Rasululla h (s.a.s.) “Câriyeteyn” hadisinde bunu engelleme miş, aksine Hz. Ebubekir’in karşı çıkmasını en­gellemiştir.”[260]
Abdülhayy el-Leknevî’nin hanefî mezhebini n görüşünü özetleyen yorumu şöyledir: “Kadıhan ve Muhît sahibine göre kadın sesi avrettir. Bu zayıf bir görüştür. Şerhu’l-Münye, Bahrurrâik ve Dürr’de ifade edildiği gibi Hanefî mezhe­binde sahih olan görüşe göre, fitne ihtimalin in olmadığı yerlerde kadın sesi avret değildir. Namazda “Tesbîh” (İmam yanıldığı zaman “Sübhânellah” diyerek onu uyarma) etmelerin e ve âmâlardan Kur’an öğrenmelerine müsade edilmesi de bundandır.[261]
Kadın sesi ile ilgili özel bir araştırma yapan Faruk Beşer de sonuç ola­rak şunları belirtmek tedir: “Kadın sesi, ses olması hasebiyle haram değildir. Bu ko­nuda Kur’ân-ı Kerim’de açık ve kesin bir nas bulunmama k­tadır. Kadının, yabancı erkekle konuşurken sesini inceltmes i, kırıla döküle, edalı ve endamlı konuşması Ahzâb (33) 32. âyet-i kerime­sinde yasak­lanmıştır. Bunun yasaklanışı ise bu sesin avret olduğundan değil, bu tür konuşmaların erkeklerd e haram duygular uyandıracağı içindir. Kadınların yabancı erkekleri n duyacağı şekilde besteli, makamlı ve nağmeli şarkı, türkü, mevlit, gazel, ilahi vb. okumaları caiz değildir.”[262]
C-Mezhep İmamlarının Görüşleri
Hanefî mezhebind en Zeylaî, Haskefî ve Dâmâd’a göre yalnızca güzel ses olması bakımından şarkının (teğanniyyi’l-mücerred) her çeşidi mübahtır.[263]
Şâfii alimlerin den İmam Gazzâlî “sadece güzel ses dinlemek maksadıyla müzik dinlemek mübahtır[264]” diyerek aynı görüşü paylaşmıştır.
Hanbelî alimlerin den İbn Kudâme de bu yöndeki görüşünü şu şekilde açıklamıştır: “Sa’d b. ibrahim, Ebu Bekr el-Hallâl ve arkadaşı Ebu Bekir Abdülaziz ile Medine ehlinden bir çoklarına göre şarkı mübahtır. Ebu Bekir Abdülaziz bunu, ağıtta olduğu gibi söz veya icrasında bir sakınca olmaması şartına bağlamaktadır.[265]
III-MÜZİĞİ GENEL OLARAK MEKRUH SAYANLAR
Müziği genel olarak, her çeşit ve türü ile haram ya da mübah sayanların yanında bir de onu mekruh sayanlar vardır. Bu husustaki bazı tespitler özetle şöyledir:
A-Hanefî Mezhebi
Hanefi mezhebi alimlerin den Zeylâî, Dâmâd, Haskefî ve İbn Âbidîn eserlerin de müziğin genel olarak mekruh olduğunu ifade eden görüşlere yer vermişlerdir. Bu hususla ilgili adı geçen eserlerde yer alan ifadeler şöyledir:
1- İmam Ebu Yusuf’a düğünlerin dışında, bir kadının, fasıklığı gerektire cek birşey olmaksızın çocuğuna def çalmasının hükmü sorulduğunda onun, “onu kötü görmem, ancak aşırı oyuna (la’bu’l-fâhiş) sebeb olan müziği hoş karşılamam” şeklinde cevap verdiği nakledilm ektedir.[266]
2-Şarkının (teğanniyyi’l-mücerred) her çeşidi mekruhtur .[267]
3- Lokman suresi 6. âyetinin gereği şarkının mübah olan şekilleri de mekruhdur .[268]
4- Tasavvufçuların adına “vecd” ve “muhabbet” dedikleri şarkılar mekruhtur ve dinde hiçbir dayanağı yoktur. Bu çeşit şarkıların söylendiği yerlere gitmek ve oralarda oturmak asla caiz olmayıp haramdır.
Çünkü Peygamber (s.a.v.) Kur’ân okunurken, cenazeler de, savaşlar ve vaazlarda sesin yüklestilmesini hoş karşılamazdı. Bu gün yapılan ve adına “vecd” ve “muhabbet” denilen şeylerin yapılması nasıl caiz olur.[269]
B-Maliki Mezhebi
Mâlikî kaynaklarında müziği genel olarak mekruh sayan görüşlerle ilgili şu yorumlara yer verilmiştir:
1- Mus’ab ez-Zübeyrî’den rivâyet edilmiştir: “Malik b. Enes’in meclisind e bulundum. Ebu Mus’ab ona müzikten (sem’â) sordu. O “bilmiyorum, bizim diyarın insanları onu kötü görmezler. Olduğu yerden kalkıp gitmezler . Müziği ancak, geri zekalı cahiller veya katı tabiatlı Iraklı âbidler kötü görürler şeklinde cevap verdi”[270].
2- Düğün vb. meşru eğlencelerin dışında, çalgı âleti olsun olmasın, müzikle fazla meşgul olmak caiz değildir. Arasıra dinlemek mekruhtur . Zaman zaman icrâ edilmesin in helal ya da haramlığı ise tartışmalıdır.[271]
3- Düğünler için def ve çalgı aletleri kiralamak mekruhtur . Düğünlerde def ve çalgı aletleri çalmanın caiz olmasına karşın, kiralamanın mekruh olması, muhtemel günahların önünü kesmek -Zedd-i Zerî’a- içindir. Çünkü düğünlerde buna cevaz verilirse insanlar diğer eğlencelerde de bunları kiralamay başlarlar. İbn Rüşd diyor ki: Düğünlerde defin caiz olması, “olsa da olmasa da olur” manasında bir cevazdır. Bir görüşe göre “olmasa daha iyi olur” manasında bir cevazdır ki bu görüş İmam Malik’in “Müdevvene”de ifade ettiği görüştür.[272]
4- Düğünlerde Zemmâre (klarnete benzeyen bir çeşit nefesil saz) ve Bûk (zurna) çalmak caizdir. Bu cevaz, “yapılmasa daha iyi olur” manasında bir cevazdır. Dolayısıyla mekruhtur . Bu aynı zamanda İmam Malik’in Müdevvene’deki görüşüdür.[273]
C-Şâfiî Mezhebi
Şâfiî mezhebind e müziği daha çok icra şekli, muhteva ve sonuçlarına göre değerlendiren İmam Gazzâlî’nin müziğin mekruh olması ile ilgili yorumu şöyledir:
“Zamanının çoğunu, eğlence maksadıyla müzik dinlemekl e geçirmek mekruhtur .[274]“
D-Hanbeli Mezhebi
Hanbelî mezhebi alimlerin den İbn Kudâme ile İbn Cevzî’nin bu husustaki yorumları şöyledir:
1- Ah­med b. Han­bel’in oğ­lu Ab­dul­lah, ba­ba­sı­na şarkıdan sor­du­ğun­da O’nun: “Şarkı, insanları iki yüzlü yapar. Be­nim ho­şu­ma git­mez” de­di­ği­ni nak­let­mek­te­dir.[275]
2- Şarkı haram olmayıp, mekruhtur . Kâdî’nin görüşü bu yöndedir. Ahmed b. Hanbel’in “Şarkı insanı iki yüzlü yapar. Be­nim ho­şu­ma git­mez” sözü de bunu ifade etmektedi r.[276]
3- Düğünlerde def çalmada bir sakınca yoktur. Davul çalmak mekruhtur . Ahmed b. Hanbel’in görüşü şöyledir: “Düğün gibi etkinlikl erde def çalmada bir beis olmayacağını ümid ederim. Ancak davul’u hoş karşılamam.”[277]
IV- MÜZİĞİN HARAM YA DA MÜBAHLIĞINI ŞARTLARA BAĞLAYARAK YORUMLAYA NLAR
Müziği temelde haram ya da helal kabul ederek değerlendiren alimlerin yanında, türüne, icra şekline ve icra edenler ile dinleyenl er üzerindeki etkilerin e bakarak değerlendiren alimler de vardır. Esasen yapılan tahliller dikkatle incelendiğinde hemen bütün alimlerin müziğin haram ya da helallığını belirli şartlar altında kabul ettikleri gözükecektir. Bu bölümde alimlerin bu husus­taki tahliller ini ve üzerinde durdukları şartları nakletmey e çalışacağız.
Müziği temel prensip olarak haram sayanlar helal olabilmes i için şartlar ileri sürerken, temelde müziği helal sayanlar haram olabilmes i için şartlar ileri sürmüşlerdir.
A-Müziği Temelde Haram Sayanların Helallık için Şartları
Müziğe temel olarak haram sayan ve caiz olup olmamasını bu açıdan tahlil eden alimlerin genelde Hanefî ve Hanbelî alimleri oldukları görülmektedir. Dolayısıyla burada bu iki mezhep alimlerin in bu hususla ilgili şartlarını nakletmey e çalışacağız.
1- Hanefi Mezhebi
a- Zeylâi, Molla Hüsrev, Dâmâd, Haskefî, Kâsân ve İbn Abidin başta olmak üzere hemen bütün Hanefi alimleri eğlence (lehv) maksadı gütmeksizin kişinin yalnızlığını gidermesi gayesiyle kendi kendine şartı söylemesinin caiz olacağını söylemişlerdir[278].
b- Zeylâî, Âlemgîr, Dâmâd, İbn Abidin vd. şiir kafiyeler ini ve güzel konuşmayı öğrenme maksadıyla şarkıyla meşgul olmada bir sakınca görmemişlerdir[279].
c-Haskefî’ye göre düğünlerde[280], ve ziyafetle rde[281] şarkı söylemenin bir sakıncası yoktur.
d- Zeylaî’ye göre hayatta olan belirli bir kadın tasviri içeren şarkı mekruhtur, ölmüş ya da belirsiz bir kadın tasviri yapan şarkılarda bir sakınca yoktur.[282]
e- Âlemgîr’e göre Kur’ân ve nasihat dinlemek caizdir. Müzik dinlemek ise bu bütün alimlerin ittifakıyla haramdır. Bazı tasavvufçulardan nakledile n müsade, eğlenceden uzaklaşıp, takva ahlakına bürünenlere aittir ve bu gibi kişiler için müzik, hastaların tedavisi gibidir. Ayrıca bu gibi müziklerin mübah olabilmes i için altı şart gerekir : Aralarında bıyığı terlememiş parlak erkek çocuk (emred) ve kadın bulunmama sı, müzikten maksatları konser verip kazanç sağlama olmayıp sırf Allah rızası için olması, yeme içme gibi bir gayeye matuf olmaması, oradan ancak müziğin etkisinde kalmış olarak (mağlub) olarak ayrılmaları ve göstermelik coşku yapmamala rı. Hülâsa zamanımızın tasavvuf mûsikisine (semâ) ruhsat vermek mümkün değildir. Çünkü Cüneyd (rh.a) bile kendi zamanının tasavvuf mûsikisinden tevbe etmiştir.[283]
f- İbn Âbidîn’e göre şiir gibi müziğin de kötüsü ve iyisi vardır. Peygamber (s.a.v.)’in “Kur’ân-ı teğannî ile okumayan bizden değildir” sözü de bu manadadır. Sözlerinde hikmet ve nasihat bulunan müzikler aslen mübah olmakla beraber, beraberin de çalınan âletlere göre hükmü değişir.[284]
g- Zeylaî ve Haskefî’ye göre düğünlerde def çalmada bir sakınca yoktur[285]. İbn Âbidîn ise def çalmanın kadınlara özel bir durum olduğundan erkekleri n çalması kadınlara özenti özelliği taşıyacağından mekruhtur[286]
ğ- Haskefî ve Kâsânî def ve kaval gibi çalgı aletlerin in helal olma şartını “(İslâm) toplumu tarafından çirkin karşılanmama (gayr-i müsteşna’) şartına bağlamaktadırlar[287]. Ancak Haskefî bu şarta ilave olarak “eşliğinde oynama (raks) gibi eğlenceler icra edilecek kadar aşırı gitmeyi büyük günahlardan saymaktadır[288].
h- İbn Âbidîn düğün, gazi ve yolcu karşılama gibi eğlence (lehv) dışı konularda davul ve def çalmak için müzisyen kiralamad a bir sakınca olmayacağını ifade etmektedi r.[289]
Özet olarak Hanefî mezhebi alimlerin in görüşü şöyledir: Hanefî mez­he­bi­nin önde gelen mu­hak­kık­la­rın­dan İbn Hümâm (ö. 861/1457), sonuç olarak “haram olan müzik, sözlerinde, hayatta olan belirli bir erkek veya kadın tasviri, içki, meyhane vb. yerlere özendirici sözler, belirli bir müslüman veya zimmî’yi kötüleyen ifadeleri hitiva eden müziktir”[290] derken; Abdülgani en-Nablusî (ö. 1143/1731) “Müzik, müzik olduğu için haram değildir. Böyle olacak olsa bütün coşturucu güzel seslerin de haram olması gerekir. Bu ise yanlıştır. Bilakis müziğin haram oluşu, eğlence (lehv) özelliği taşımasından dolayıdır. Çünkü müzikle ilgili nakledile n hadisler genelde eğlence (lehv) şartı ile kayıtlıdır. Bu kaydın bulunmadığı hadisler de, genel muhtevâya göre yorumlanır. Dolayısyla müziğin haram olabilmes i için, gerek şarkı gerekse çalğı aletlerin in eğlence (lehv) özelliği taşıması şarttır. Eğlence (lehv) özelliği taşımayan müzik haram olamaz”[291] açıklamasına yer vermiş; İbn-i Abi­din (ö. 1252/1836) de: “Çalgı alet­le­ri (âletü’l-lehv) za­tın­dan do­la­yı haram (ha­ram li aynihi) de­ğil­dir. Bi­la­kis ya din­le­yen­de­ki ve­ya kul­la­nan­da­ki ba­zı özel­lik­ler­den do­la­yı ha­ram olur­lar. Ha­ram ve­ya he­lal­ oluşu bun­lar­dan bi­ri­siy­le tes­bit edi­lir. Dik­kat edi­lir­se bu alet­le­rin ça­lın­ma­sı, din­le­yiş niy­ye­ti­ne gö­re ba­zen ha­ram ba­zen de he­lal ol­mak­ta­dır. Ge­nel bir ka­i­de de var­dır ki: “iş­ler mak­sat­la­rı­na gö­re­dir” diyerek Nablusî ile aynı görüşleri paylaşmıştır.[292]
Sonuç olarak Hanefî fukahasının da, şarkı, şarkıcılık ve çalğı âletlerini eğlence (Lehv)[293], toplumsal itibar (Sefihlik)[294], zinaya düşme tehlikesi (Fitne), kazanç sağlama, riyâkârlık (özellikle tasavvuf mûsikîsinde)[295], söz veya icrasında söz veya davranışlar[296], karşı cinse özenti[297], kadın sesi[298], müziğin insan üzerindeki ekileri[299] ile bazı âyet[300] ve hadisler[301] açısından değerlendirdikleri görülmektedir.
Hanefi kaynaklarında yer verilen bu gerekçeler, kaynakların hemen hepsinin üzerinde durduğu iki genel kavramla özetlenebilir ki bunlar “Lehv” ile hukûkî niteliği olan “Adâlet” kavramı.
Levh: “Düşünce ve gayreti, kullanılması hoş karşılanmayan yerlerde kullanma; faydalı ve öncelikli yapılması gereken şeylerden engelleye n, nefsânî ve şehevî duyguları kısa zamanda harekete geçiren her şey” şeklinde tanımlanmıştır.[302] Başta İbn Hümâm olmak üzere, Abdülganî Nablusî ve İbn Âbidîn gibi birçok Hanefî alimi şarkı ve çalgı aletlerin in fıkhî hükümlerini bu kavram doğrultusunde değerlendirmişlerdir.
Adâlet: “Kişiyi, dini yasaklar ve toplumsal itibarı zedeleyen yakışıksız davranışlardan sakındıran alışkanlık”[303] olarak tanımlanmıştır ki büyük ve küçük günahlarlar ilgili bir kavramdır. Özellikle yargı hukukunda şâhitlerin durumu incelenir ken, “Adâlet” kavramı gündeme getirilmiş, büyük ve küçük günahlardan sakınma ile toplumsal güveni zayıf olanların (sefihleri n) şâhitliklerinin kabul edilemeye ceği belirtilm iştir. Bu meyanda şarkıcı ve müzisyenlerin ya günah işlemeleri -müziğin haram olması durumunda- ya da toplumsal güven bakımından zayıf oldukları gerekçesiyle şâhitliklerinin kabul edilemeye ceği ifade edilmiştir.
Bu gerekçelere göre Hanefi mezhebi, dini görev ve sorumlulu kları engelleme yen, söz veya icrasında haramlara özellikle de zinaya teşvik ve tahrik unsuru bulunmaya n, toplumsal itibar ve güveni zedelemey en, ahlaksızlara, karşı cins (kadın-erkek) veya farklı din sahipleri ne özenti içermeyen müzik çeşitlerinden istifade etmede bir sakınca görmemektedir. Hatta İmam Kâsânî insan üzerinde olumlu etkileri olan müziklerden istifade etmenin gereklilğine dikkat çekmiştir.[304] Ancak İmam Ebu Yusuf gereğinden fazla müzikle meşgul olmanın doğru olmayacağını belirtmiştir.[305]
Hanefî mezhebind e, hakim görüş, kadınların normal zamanlard a bile seslerini yükseltmelerinin[306], şarkıcılığı meslek edinmeler i ve yabancı erkekleri n işiteceği şekilde şarkı söylemelerinin haram olduğu, çocuklarına ninni söylemelerinin caiz oluduğu yönündedir.[307]
2-Hanbelî Mezhebi
a-Ebubekir Abdülaziz’e göre söz veya icrasında dinen sakıncalı bir durum yoksa müzik helaldır[308].
b-İbnü’l-Cevzî Ahmed b. Hanbel’in “düğün gibi etkinlikl erde def çalmada bir beis olmayacağını ümid ederim. Ancak davul’u hoş karşılamam.[309] dediğini nakletmek tedir.
c-İbn Kudâme’ye göre ud (kadîb) haram ya da el çırpma, müzik ve raks gibi mekruh olan şeylerle birlikte çalınırsa mekruhtur . Eğer haram ya da mekruh olan şeylerden birisi bulunmaz ise mekruh değildir[310].
Sonuç olarak Hanbelî âlimlerinin müziği şu açılardan ele aldıkları görülmektedir: Söz veya icrasında sakıncalı bir unsur[311], ahlâkî bakımdan olumsuz etkiler[312], makam (Lahn)[313], toplumsal itibarı zedeleme (Sefihlik)[314], karşı cinse özenti[315], âyet, hadis, sahabe ve ta­bi­i­n sözlerinde müzikle ilgili olarak kullanılan, Lehv, Lağv, Ba­tıl, Zûr, Mü­ka, Tas­di­yeh, Ruk­ye­tu’z-Zi­na, Kur’ânu’ş-Şey­tan, Mun­bi­tü’n-Ni­fak’ı fi’l-Kalb, Sav­tu’l-Ah­mak, Sav­tu’l-Fa­cir, Sav­tu’ş-Şey­tan, Mez­mu­ru’ş-Şey­tan, Sümûd vb. tabirler[316] ile bazı âyet[317] ve hadisler[318].
Buna göre Hanbelî mezhebind e, söz veya icrasında haram ya da harama teşvik ve tahrik unsuru bulunmaya n, insanların davranışları üzerinde olumsuz etkisi olmayan, toplumsal itibarı zedelemey en, ahlaksızlara, karşı cinse ve farklı din sahipleri ne özenti özelliği taşımayan ve naslarda özel olarak yasaklanm ayan müzik çeşitlerini dinlemede bir sakınca yoktur. Bununla beraber müziğin mübah olan çeşitlerine fazla düşkünlük te doğru bulunmamıştır.[319]
B-MÜZİĞİ TEMELDE MÜBAH SAYANLARI N MÜZİĞİN HARAM OLMASI İÇİN İLERİ SÜRDÜKLERİ ŞARTLAR
Görüldüğü kadarıyla genelde başta Zâhirî’ye mezhebi olmak üzere Mâlikî ve Şâfiî mezhebi alimleri de müziğin temelde caiz olduğunu ancak icra, muhtevâ ve sonucuna göre bu hükmün değişebileceğini savunmuşlardır. Bu hususla ilgili tespit edebildiğimiz yorumlar özetle şöyledir:
1-Mâlikî Mezhebi
Maliki kaynakları İmam Malik’in müziği genel olarak caiz görmediğini nakletmek le[320] birlikte Zürkânî mezhebin genel görüşünü şöyle özetlemektedir:
1- Söz veya icrasında haram unsuru taşıyan müziği dinlemek ya da icrâ etmek haramdır. Bunun bir defalığına ya da sürekli, çalgı âleti eşliğinde ya da yalnız sözlü, düğün ya da benzeri meşru eğlencelerde icrâ edilmesi bu hükmü değiştirmez.
2- Söz veya icrasında haram unsuru bulunmaya n müziğin düğün, doğum vb. meşru eğlencelerde icrâ edilmesi caizdir. Bu gibi yerlerde icra edilecek müzikte çalgı âleti kullanmanın da bir sakıncası yoktur.
3- Düğün vb. meşru eğlencelerin dışında, çalgı âleti olsun olmasın, müzikle fazla meşgul olmak caiz değildir. Arasıra dinlemek mekruhtur . Zaman zaman icrâ edilmesin in helal ya da haramlığı ise tartışmalıdır.[321]
Sonuç olarak Yapılan tespitler de, İmam Malik’in müziği makam (Lahn)[322], ahlaki ve fıkhî kurallar (Fâsıklık)[323] ile Medine ehlinin uygulamal arı açısından değerlendirdği görülmektedir.
Mâliki mezhebine göre bir sözün makamlı söylenmesi, müziğin söz veya icrasında günah unsuru bulunması, çalgı âletlerinin kullanılması ve şarkıcılığın meslek edinilmes i şer’an hoş şeyler değildir.[324] Çünkü bunlar, genel fıkıh ve ahlâk kurallarına aykırı oluduğu gibi aynı zamanda Medine ehlinin uygulamal arına da uygun değildir.[325]
Yine İmam Mâlik’ten nakledile n görüş ve davranışlar, O’nun söz veya icrasında günah unsuru bulunmaya n müzikle meşğul olmada bir sakınca görmediğini ifade etmektedi r. Çünkü böylesi bir müzik genel fıkıh ve ahlâk kurallarına aykırı olmadığı gibi Medine ehlinin uygulamasıyla da uyum halindedi r.[326]
Burada dikkati çeken hususlard an biri İmam Mâlik’in makam (Lahn) ile ilgili tavrıdır. Ne varki bu görüş İmam Mâlik’in kendi görüşü olmayıp İbn Kâsım’a ait bir yorumdur. Çünkü İmam Mâlik’in makam (Lahn) konusunda ki tavrı Kur’ân’ın okunuşuyla ilgili bir konudur.[327] Ancak İbn Kâsım O’nun bu tavrını müzik konusuna da teşmil ederek müziğin geneliyle ilgili bir sonuç çıkarmıştır.
2-Şâfii Mezhebi
a-İmam Şâfii’nin müziğin cevazı ile ilgili görüşü şöyledir: “Müziği sanat edinerek, onunla meşhur olup onunla anılan ve müzik konusunda insanların kendisini aradığı kişilerin şâhitlikleri kabul edilmez. Çünkü bu mek­ruh olan bir eğ­len­ce­dir ve ba­tı­la ben­ze­mek­te­dir.[328] Müzikle bu seviyede meşgul olan­lar se­fih­ oldukları gibi şahsiyetsiz insanlard an sayılırlar. Kendisi için buna razı olanlar da açıkça haram işlemiş olmasa da onurlarını kaybetmiş olurlar.
Kişinin müzisyenliği meslek edinmeyip, gözde müzisyen olmayıp, müzik konserler i vermediği gibi böyle bir şeyden de hoşlanmayarak kendi halinde müzikle meşgul olması, aşırı olmadığı müddetçe şâhitliğinin kabul edilmesin i engelleme z.
Müzisyen câriye ve köle edinerek insanlarl a müzik ve eğlence âlemleri tertipley enler sefihtirl er[329] ve şâhitlikleri kabul edilmez. Özellikle cariyeler in bu şekilde kullanılması sefihlikt en de öte deyyüslüktür[330]. Köle ve câriyelerine, başkalarını toplamaksızın sadece kendisi için müzik icra ettirmesi ise kişinin şâhitliğini düşürmese de hoş birşey değildir.
Şarkı söylenen yerlerde geceleyen, bunu âdet hâline getiren ve bu yönüyle meşhur olan kişiler sefih oldukları için şâhitlikleri kabul edilmez. Bunu âdet haline getirmeye rek arasıra buralara uğrayanların şâhitlikleri kabul edilir. Çünkü bu husus açık bir nasla yasaklanm amıştır.”
Yolculuk türküleri (hidâ) ve bedevî şiirleri (neşîdel-a’râbî) ister az ister çok olsun caizdir.[331]
İmam Şâfiî’ye göre tasavvuf mûsikîsinin caiz olmasının şartı insanları dini görevlere engel olmamasıdır. Çünkü O Iraklı mutasavvıfların tasavvuf mûsikîlerini şu şekilde değerlendirmiştir: “Iraklı zındıklar “tağyîr”[332] denilen bir müzik icat etmişler, onunla insanları Allah’tan alıkoyuyarlar”[333].
b-Müzik konusunu en geniş şekliyle inceleyen İmam Gazzâlî’nin görüşü şöyledir: 1- Müzik bir sanattır. Bundan dolayı müzikte as­lo­lan mu­bah olmasıdır.
Müzik çok yönlü bir konudur. Bun­la­rı ön­ce tek tek ele alıp, son­ra top­tan de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir.
Müzik­de, ma­na­sı an­la­şı­lan, kal­bi ha­re­ket­len­di­ren, ve­zin­li ve gü­zel ses var­dır. En ge­nel vas­fı gü­zel ses ol­ma­sı­dır. Gü­zel, hoş ses ve­zin­li ve ve­zin­siz ol­mak üze­re iki kıs­ma ay­rı­lır. Ve­zin­li olan­lar da şi­ir­ler gi­bi ma­na­sı an­la­şı­lan­lar ile canlı ve cansız varlıkların ses­le­ri gi­bi ma­na­sı an­la­şıl­ma­yan­lar ol­mak üze­re iki kıs­ma ay­rı­lır:
ba- Ve­zin­siz gü­zel ses :
Ve­zin­siz gü­zel ses had­di­za­tın­da ha­ram ol­ma­ma­sı ge­re­kir. Bi­la­kis hem âyet ve hadis hem de kı­yas bu­nun he­lal ol­ma­sı­nı ge­rek­ti­rir.
Kur’ân-ı Ke­rim’de şöyle buyurulmuştur:
“(O Allah) ya­rat­ma­da di­le­di­ği­ni ar­tı­rır.”[334]
Bir gö­rü­şe gö­re bu ar­tı­rı­lan şey gü­zel ses­tir.
“Ses­le­rin en çir­ki­ni şüp­he­siz mer­kep­le­rin se­si­dir.” [335]
Bu ayet-i ke­ri­me dolaylı olarak gü­zel se­si övmektedir.
Peygamber (s.a.v.)’den gelen bazı rivâyetler de şöyledir :
Ka­ta­de’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Allah Teâlâ, bü­tün pey­gam­ber­le­ri gü­zel yüz­lü ve gü­zel ses­li ola­rak gön­der­miş­tir. Ey Mu­ham­med üm­me­ti, si­zin pey­gam­be­ri­niz (s.a.v.) bü­tün pey­gam­ber­ler­den da­ha gü­zel yüz­lü ve da­ha gü­zel ses­li idi…”
Ebu Hu­rey­re ri­va­yet edi­yor. Pey­gam­ber (s.a.v.) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Allah Teâlâ,gü­zel se­siy­le ceh­ren ve te­ğan­ni ile Kur’ân oku­yan bir pey­gam­be­re ku­lak ver­di­ği gi­bi hiç­bir şe­ye ku lak ver­me­miş­tir.”
Ebu Mu­sa (r.a,) Pey­gam­ber ( s.a.v.)’in ken­di­si­ne: “Sa­na Âl-i Da­vud’un miz­mar­la­rın­dan bir miz­mar ve­ril­di.” de­di­ği­ni ri­va­yet et­mek­te­dir.
Bu­ra­ya ka­dar zik­re­di­len de­lil­le­rin sadece Kur’ân-ı Kerim okumakla ilgili olduğu şeklinde bir iti­raz ile­ri sü­rü­le­mez. Çün­kü bu tak­dir­de bül­bü­lün se­si­ni din­le­meninde ha­ram ol­ma­sı ge­re­kir.
Ma­na­sı an­la­şıl­ma­yan ses­le­ri din­le­mek ca­­iz ol­du­ğu­na gö­re, için­de hik­met ve doğ­ru şey­ler olan ses­le­ri din­le­mek ni­çin ca­iz ol­ma­sın? Üs­te­lik bazı şi­i­rlerde hikmet olduğu da bir gerçektir.
Müzik, gü­zel ses işit­me du­yu­su­nun, ken­di­si­ne mah­sus olan şey­ler­den zevk almasıdır. in­sa­nın beş du­yu or­ga­nı ve ak­lı var­dır. Her du­yu or­ga­nı­nın ken­di­si­ne mah­sus bir id­ra­ki ve her id­rak edi­le­nin de zevk ver­me özel­li­ği var­dır. Gö­zün, di­lin, tat­ma­nın, do­kun­ma­nın ve ak­lın hoş­lan­dı­ğı ve hoş­lan­ma­dı­ğı şey­ler ol­du­ğu gi­bi ku­la­ğın da hoş­la­nıp hoş­lan­ma­ya­ca­ğı şey­ler ola­bi­lir. Di­ğer du­yu or­gan­la­rı­nın hoş­lan­dık­la­rı şey­ler he­lal ol­du­ğu­na gö­re, ku­la­ğın da hoş­lan­dı­ğı şey­le­rin he­lal ol­ma­sı ge­re­kir.
bb- Ve­zin­li gü­zel ses:
Ve­zin­li ses­ler, can­sız var­lık­lar ile in­san ve di­ğer­le­rin­den olu­şan can­lı var­lık­lar ol­mak üze­re iki kı­sım­dır. in­sa­nın dı­şın­da­ki di­ğer can­lı­la­rın -bül­bül gi­bi- ses­le­ri­ni din­le­mek ha­ram de­ğil­dir. in­san ve can­sız­la­rın ses­le­rini din­le­mek de bun­la­ra kı­ya­sen ha­ram ol­ma­ma­ma­sı ge­re­kir. An­cak, can­sız­lar­dan eğlence âletleri (Melâhî), telli çalgı âletleri (Ev­tar) ve üflemeli çalgı âletleri (Mezamîr) ay­rı de­ğer­len­dir­me­lidir. Çün­kü bun­lar özel nas ile ya­sak­lan­mış­lar­dır. Bun­la­rın ya­sak­la­nış­la­rı­nın se­be­bi ise ge­nel­de iç­ki ve ka­dın alem­le­ri­ni ha­tır­lat­ma­la­rı ve in­san­la­rı ora­la­ra sü­rük­le­me­le­ri­dir. Ha­ra­ma ve­si­le olan her­şe­yin ya­sak ol­ma­sı pren­si­bi ge­re­ği bu alet­ler de ya­sak­lan­mış­lar­dır.
Bu açık­la­ma­lar­dan da an­la­şı­ya­ca­ğı üze­re, çal­gı ve­ya çal­gı alet­le­ri­nin ha­ram­lı­lıl­ğı­nın se­be­bi zevk ve lez­zet de­ğil baş­ka şey­ler­dir.
bc- Ve­zin­li an­la­şı­lır ses­ler:
Ma­na­sı an­la­şı­lır ve­zin­li müzik, şi­ir­dir. Di­ğer­le­ri gi­bi ın­sa­nın bo­ğa­zın­dan çı­kan bu kıs­mın far­kı, ma­na­sı­nın an­la­şı­lır ol­ma­sı­dır. Yalın ola­rak gü­zel ve­zin­li söz ha­ram ol­ma­dı­ğı­na gö­re gü­zel ses­le söy­le­ne­nin de ha­ram ol­ma­ma­sı ge­re­kir. An­cak, için­de sakıncalı ifa­de­ler olur­sa o za­man onun düz ya­zı­sı da, şi­i­ri de, ko­nuş­ma­sı da ha­ram olur.[336]
Ayrıca İmam Gazzâlî Allah sevgisini n kendisini kuşattığı kişilerin müzik dinlemele rinin cevazdan öte müstahap olacağıdır[337].
İmam Gazzâlî’ye göre müzik ancak şu beş sebepten biri ile haram olabilir :
1- Kadın ve parlak erkekleri n müzik söylemesi. Çünkü bu zinaya sebep olabilir.
2- Kullanılan müzik âleti, fâsık ve muhannesl erin[338] kullandıkları aletlerde n olması.
3- Müziğin sözlerinde sakıncalı ifadeleri n bulunması.
4- Dinleyenl erin, şehevî duygularının kabarık olması ve genç olmaları. Çünkü, özellikle aşk gibi konularda söylenen müzik onları zinaya sürükler.
5- Avam (halk) için müzik -bu şartlara aykırı olmadığı takdirde- genel olarak mubahtır. Ancak onlar da zamanlarının büyük bölümünü müzikle meşgul ederlerse bu onlar için de haram olur. Çünkü mubahlarl a aşırı meşgul olmak küçük günahtır. Küçük günahlarda ısrar etmek, onu büyük günaha çevirir.[339]
İmam Gazzâlî çalgı aletlerin in haram olabilmes i için de şu şartları ileri sürmektedir:
1- in­san­la­rı iç­ki vb. şey­le­re da­vet etmesi.
Çün­kü o alem­ler an­cak iç­kiy­le ta­mam olur­lar.
2- iç­ki­yi ve iç­ki alem­le­ri­ni ye­ni bı­ra­kan ki­şi­ler­de o alem­le­re olan öz­lem­le­ri ha­tır­la­tıp can­lan­dı­rması.
3- Müzik kon­serlerinin verilmesi . Bu fâsıklara bir özenti olacağından he­lal ol­maz. Çün­kü bu on­la­rın ade­ti­dir. “Ve kim de bir top­lu­ma ben­zer­se o top­lum­dan olur.”[340]
c- İmam Sübkî’ye göre sanat edinmeksi zin kendi halinde şarkı söylemede bir sakınca yoktur[341]. Yolculuk türküleri (Hidâ) ve bedevî şiirlerini (neşîdel-a’râbî) dinlemek caizdir.[342] Bir başka görüşe göre darbukayı şarkı eşliğinde çalmak mekruhtur . Çünkü o coşturucudur. Darbuka yalnız başına çalınmaz. Şarkı ile birlikte çalındığından hükmü şarkının hükmü gibidir.[343]
d- Sübkî ve Remlî’ye göre coşturucu ve baştan çıkarıcı (mutrib) çalgı âleti olmaksızın şarkı söylemek ve dinlemek haram değil mekruhtur .[344] Tanbur, Ud, Rabab, Santur, Cenk, Kemence, Sanc ve Irak Mizmarı gibi içkicilerin şiarları olan çalgı âletlerini kullanmak haramdır[345]. Çünkü bunlardan duyulacak zevk insanı içki içmeye sevk edecektir . Ayrıca bunlar fasıkların şiarlarıdır, sarhoş ve fasıklara özenti ise haramdır.[346] Bu gibi müzikler insanları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan alıkoyduğu gibi bu uğurda birçok gereksiz ve faydasız harcama yapılacaktır ki bu da haramdır.”[347] Düğün ve sünnet vb. merasimle rde pullu da olsa def çalmak caizdir.[348]
e- Remlî’ye göre iş ve ağır yük taşıma esnasında yolculuk türküleri (hidâ) ve ninni gibi şarkılar söylemede bir sakınca yoktur. Hatta bu gibi şarkılar kişinin çalışma azmini artıracak ya da hac ve savaşta olduğu gibi kişiyi bir hayra teşvik edecek özellikte ise o zaman mendub olur. Ashab-ı kirâmın müzikle ilgili tutumları da bu şekilde yorumlanm alıdır.[349]
Yine Remlî’ye göre şarkıya haram olan çalgı âletlerinden birisi karışırsa, fıkhî kural bu çeşit şarkının haram olmasını gerektiri r. Zerkeşi’ye göre bu haramlık çalgı âletiyle sınırlı olup, şarkının mekruh olmasını etkilemez . Ancak adil iki doktor bu gibi çalgı âletlerinin tedâvîde zaruri olduğunu söylerse o zaman -diğer haramlard a olduğu gibi- bunları dinlemek helal olur.[350] Darbuka (Kûbe) çalmak haramdır.”[351]
Sonuç olarak kaynakların ileri sürdükleri gerekçeler dikkate alındığında Şâfii mezhebini n müziğe şu açılardan baktığı görülür: Se­fih­lik[352], sanat, estetik ve insan üzerindeki etkileri, söz veya icrasında haramlara özellikle de zinaya teşvik ve tahrik (fitne) unsuru[353], insanların nefsânî ve şehevî duygularına canlandırma[354], fâsık ve günahkârlarla farklı dinden olanlara özenti[355], dini görev ve sorumlulu kları engelleme[356] ve ekonomik imkanların faydasız işlerde israf edilmesi[357] ile bazı âyet[358] ve hadisler[359].
Buna göre Şâfiî mezhebind e, toplumsal itibarı zedelemey en, sanat ve estetik özelliği taşıyan, insan üzerinde olumlu etkileri olan, söz veya icrasında haramlara özellikle de zinaya teşvik unsuru bulunmaya n, insanlard a kötü ve haram duyguları canlandırmayan; ahlaksızlara, karşı cins ve farklı din sahipleri ne özenti özelliği taşımayan, dini görev ve sorumlulu kları engelleme yen ve insanlara maddi (ekonomik) ve manevi zararı olmayan müzik çeşitleri mübahtır. Ayrıca genel fıkhî ve ahlâkî kurallar ile haramlılığı hususunda özel nas bulunan çalgı âletlerine zaruret halinde cevaz verildiği gibi[360]; çalışma azmini artıracak ya da hayra teşvik edecek özellikte olduğu zaman meşru hatta mendub[361] olduğu da kabul edilmiştir.
Bununla beraber müziğin mübah olanlarıyla fazla meşgul olmanın sakıncaları üzerinde durulmuş, gerekçe olarak ta, mubahlarl a aşırı meşgul olmanın küçük günah; küçük günahlarda ısrar etmenin de büyük günah olduğuna dikkat çekilmiştir.[362]
Şâfii mezhebind e, İmam Sübkî’nin değindiği önemli bir ayrıntı da, müzik konusunda, mezhep kaynaklarında geçen “Haram” tabirinin “Küçük Günah” manasına[363] gelmiş olmasıdır.
3-Zâhiriye Mezhebi
Müziğin temelde mübahlar arasında yer aldığını ve yasak olduğu hususunda hiçbir nassın bulunmadığını savunan İbn Hazm’ın müziğin bu mubahlık sınırından çıkması için ileri sürdüğü şartlar şöyledir:
“Ameller niyetlere göredir. Kim müziği Allah’a isyan etmek için dinlerse o fasıktır. Bu kural müzikten başka şeyler için de geçerlidir. ibâdetini daha rahat edâ edebilmek ve hayır işlerinde daha faal olabilmek için dinlenme maksadıyla müziği dinleyen kişi ise bununla Allah’a ihsan üzere itaat etmiş sayılır. Bu gibi kişilerin müzik dinlemesi ise haktır doğru bir iştir. Kim de ne ibâdet ne de günah maksadı olmaksızın müzik dinlerse o da fayda ya da zararı olmayan bir işle (lağv) meşgul olduğundan Allah tarafından bağışlanır. Bu çeşit müzik dinleme, dinlenmek için bahçeye çıkma veya kapısının önüne oturma, elbiseler i çeşitli renklere boyama gibi bir şeydir.[364]
İbn Hazm temelde “O Allah yeryüzündeki herşeyi sizin için yaratmıştır.”[365] âyetini esas almış[366]; müziği yasakladığı ileri sürülen âyetleri yanlış yorumlama, hadisleri de uydurma, zayıf olma veya yanlış yorumlama gerekçesiyle dikkate almamış; bu hususda ki fıkhî sonucun, kişilerin niyyetler i ile yaptıkları müziklerin söz veya icrasındaki duruma göre değişeceğini belirtmiştir.[367]
——————————————————————————–
[1]- Milliyet, Büyük Ansiklope di, Müzik md.
[2]- H.G.Farme r, “Mûsiki” md,İA.
[3]- Mehmet Lâdikî, Zeynü’l-Elhân, ist, Ünv., Ktp, Yzm., nr., 4380, vr., 128b.
[4]- Tanrıkorur, Cinuçen, Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler, ist., 1998, s., 13-14.
[5]- Ünkan, Emin-Ünkan, Bedia-Ünkan, Hakan; Türk Sanat Musikisin de Temel Bilgiler, ist., 1984; s. 7
[6]- Din dışı büyük formlu güfteli eserler. (Ünkan, a.g.e., s., 38)
[7]- Kâr’ların kısa ve terennümleri daha az olanları. Klasik fasıllarda yeri kârdan sonra bestelerd en evvel ve
kâr yoksa peşrevden sonre bestelerd en evveldir. (Ünkan, a.g.e., s., 38)
[8]- Müzik yapıtını oluşturan ezgilerin tümü. (Ünkan, a.g.e., s., 20)
[9]- Sözlü musikimiz de bir form. Küçük usuller kullanılarak 4, 5, 6, 7 mısralı güftelerden oluşan eserler.
(Ünkan, a.g.e., s., 55)
[10]- Sanat mûsikisi ile Türk halk musikisi arasında yer alan, güfteleri hece vezinli veya vezinsiz olan eserlerin oluşturduğu musiki türü. (Ünkan, a.g.e., s., 60)
[11]- Dini musikinin cami musikisin de bir form. “Lâ ilâhe illallah” cümlesinin fevkalade günlerde ve olay­larda makam ile minareden okunması. (Ünkan, a.g.e., s., 57)
[12]- Dini musikimiz in cami musikisin den bir form. Kutsal gecelerde namazdan sonra cami içindeki tesbih me­rasiminde okunan temcid. “Sübhânellah” kelimeler inin tekrarından ibarettir . (Ünkan, a.g.e., s., 58)
[13]- Dini musikimiz in cami musikisi formu. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Allah Teâlâdan rahmet ve selâ­mını bil­diren arapça sözlü eser. Nedenleri ne göre ayrı ayrı isimlendi rilir. Bayram Salât’ı, Cenaze Sa­lât’ı, Cuma Salât’ı ve Salât-ı Ümmiyye. (Ünkan, a.g.e., s., 52)
[14]- Dini musikinin cami musikisin de bir form. Bayramlar da, mevlidler de, cenaze namazlarında ve çeşitli ne­denlerle “Allâhu Ekber” kelimesin in tekrarı. (Ünkan, a.g.e., s., 57)
[15]- Dini musikinin cami musikisin e ait form. Kutsal günlerde ve belirli zamanlard a minareden okunan arapça güfteli tesbih. (Temcid, Tesbih, Tehlil ve Mahfel sürmesi arasında belirgin bir fark yoktur.) (Ünkan, a.g.e., s., 58)
[16]- Aslında “S-M-A” kökünden, “Sam’” ve “Sim’” gibi, bir masdar olup, “işitme, duyma, dinleme, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma, şarkı dinleme, mecâzen şarkı, nağme, raks,vecd, üns meclisi ve yarı dinî mâhiyette çalgılı ve şarkılı ziyâfet gibi türlü manalara gelmekted ir. Daha sonraları tasavvufî bir terim ola­rak “mevlevî dervişlerinin kudûm, ney, nısfiye gibi çalgıların eşliğinde özel giysileri yle dö­nerek yaptıkları toplu ayin” manasında kullanılmaya başlanmıştır. (Tahsin Yazıcı, İA., ist., 1993, X, 464; Büyük Larousse, XVII, 10328)
[17]- Daha çok alevi şairlerin tarikatla rıyla ilgili konularını işleyen şiirlerine kendileri nce verilen ad. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Ank, 1988, I, 351)
[18]- Camide okunan Naat, Mevlid ve Miraciye okunurken arada okunan eserler. (Ünkan, a.g.e., s., 58)
[19]- Arapça güfteli ilahiler. (Ünkan, a.g.e., s., 56)
[20]- Dini musikimiz de Durakevfe ri usulü ile bestelenm iş ilahilerd ir. Terennüm bulunmaz ve ilâhilerden daha itinalı eserlerdi r. Tasavvufi duyguları ve düşünceleri kesinlikl e vurgulaya n güftelerden oluşur. (Ünkan, a.g.e., s., 28)
[21]- Cami ve tekkelerd e okunan dini mûsiki. Güfteler koşma tarzındadır. (Ünkan, a.g.e., s., 36)
[22]- Dini musikimiz in tekke musiki bölümünde bir form. Bektaşi tekkeleri nde okunan ilahiler olup genel­likle hece vezinli eserlerde n seçilmiş güfteli ve bestecile ri bilinmeye n eserlerdi r. ilâhilerde Türk Sanat musiki­sinin, Nefeslerd e Türk halk musikisin in şekli ve kuralları uygulanır. (Ünkan, a.g.e., s., 46)
[23]- Cami musikisin de bir form. Kaside türü şiirlerden beztelene n ve bağışlaması için tanrıya yakarış. (Ünkan, a.g.e., s., 45)
[24]- Dini musikimiz de bir form Konusunu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in medhi oluşturur. Tekkelerd e yaygın­dır. Mevlevî hânelerde âyîn-i şerîften önce bir kişi tarafından okunur. (Ünkan, a.g.e., s., 46)
[25]- Tekkelerd e tasavvufî bir lirizme bürünerek, insanı raks etmeye teşvik eden musiki eşliğinde zikr ve özel rakslar. Sözlük anlamı “müzik eşliğinde dinsel tören.” demektir. (Ünkan, a.g.e., s., 20)
[26]- Tanzimat dönemine kadar Osmanlılarda asker musikisi. (Ünkan, a.g.e., s., 42)
[27]- Genellikl e yürüyüşlerde çalınmak ve söylenmek için hazırlanmış musiki parçaları. Yürüyüşler hari­cindeki nedenlerl e de belirli anlamları vurgulama k için yapılanları da vardır. (Ünkan, a.g.e., s., 42)
[28]- Ünkan, a.g.e., s., 7-8.
[29]- Genellikl e dört dizeden oluşan ve hecenin yedili ölçüsüyle söylenen bir halk edebiyatı nazım biçimi. (Milliyet, Büyük Ansiklope di, X, 3763)
[30]- Onbirli hece vezni ve özel bir uyak düzeniyle yazılan, dörtlüklerden oluşan, aşık edebiyatında ençok kul­lanılan nazım biçimi. (Milliyet, Büyük Ansiklope di, IX, 3284)
[31]- Güfteleri aruz vezninin (failatün failatün failatün failün) kalıbına uyan parçalardan seçilmiştir. Şarkı for­munda basit ve samimi eserlerdi r. (Ünkan, a.g.e., s., 27)
[32]- Orta ve Güney Anadolu’da yaygın bir halk türküsü makamı ve bu makamla okunan uzun hava. (Milliyet, Büyük Ansiklope di, III, 883)
[33]- Türk Halk Müziğinde belirli bir karakteri olmayan, bölgesel öğelerin etkisi altında gelişerek özellik ka­zanmış türkü. (Türkçe Sözlük, TDK., II, 1528)
[34]- Olağanüstü kahramanlıklar ve olayları anlatan büyük koşuk eser. (Milliyet, Büyük Ansiklope di, IV, 1353)
[35]- Farabi, Kitabu’l-Mûsiki’l-Kebir, (Nşr., Eckhard Neubauer), intitute for the History of Arabic-İslamic Science, Frankfurt, 1998, s., 8-9.
[36]- İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, XV, 136.
[37]- İbn Manzur, a.g.e., X, 136; İbnü’l-Esîr, Nihâye, III, 391.
[38]- İbn Manzur, a.g.e., X, 139.
[39]- İbn Manzur, a.g.e., X, 140.
[40]- Ehad Arpad, Gına md, İA.
[41]- Ebu’l-Bekâ, Külliyyât, Beyrut, 1993, s., 670
[42]- Nevevî, Şerh-u Müslim, Beyrut, 1990, VI, 182-183; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, V, 115; Aynî, Umdetü’l-Kârî, V, 370.
[43]- İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddü’l-Muhtâr, V, 305.
[44]- İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, X, 140.
[45]- Şemseddin Sâmî, Kâmus-i Türkî, ist., 1317, s., 970.
[46]- Ehad Arpad, Gına md, İA.
[47]- Fîruzâbâdî, Kamus, s. 411.
[48]- Çetin, Nihad M., “Şiir” md., İA, XI, 534; Brockelma nn, “Arabistan (Edebiyat)” md., İA., I, 525.
[49]- H. G. Farmer, “Gına” md., İA., IV, 773.
[50]- Fîruzâbâdî, Kâmûs, s. 1643; İbn Manzur, Lisan, XIV, 168.
[51]- Corci Zeydan, Medeniyet-i İslâmiye Tarihi, V, 52; Philip K. Hitti, İslâm Tarihi. II, 420
[52]- C. H. Farmer, “Gına” md., İA.
[53]- Türâbî, A. Hakkı, ilk Dönem İslâm Dünyasında Mûsikî Çalışmalarına Bakış, s., 227.
[54]- İbn Manzûr, Lisan, I, 761-762.
[55]- Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 46; Beyhakî, Sünen, X, 225; Zehebî, Siyer, I, 354; II, 502; Abdurrazz ak, Musannef, II, 5.
[56]- Fîruzâbâdî, Kâmûs, s., 314.
[57]- Heysemî, Mecma’, III, 13.
[58]- Uludağ, Süleyman, “Ağıt” md., DİA, I, 470.
[59]- Fîrûzâbâdî, Kâmûs, s., 1082; İbnü’l-Esîr, Nihâye, III, 230.
[60]- İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, IX, 244
[61]- Zebidi, Tâcü’l-Arûs, VI, 196; İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, IX, 244
[62]- H. G. Farmer, “Mi’zef” md, İA.
[63]- H.G.Farme r, “Mizmar” md., İA.
[64]- İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, IV, 328
[65]- Beğavî, Şerhu’s-Sünne, VIII, 23.
[66]- Buhârî, ideyn, 2, Müslim, Salâtü’l-Îdeyn, 4.
[67]- Ahmet Nâim, Tecrîd-i Sarîh Terceme ve Şerhi, Ank., 1981, III, 156.
[68]- Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 34; Nesâî, iftitâh, 83.
[69]- “Melâhî” kelime olarak “Lehv” kökünden gelir. “Lehv”, “Oyun”; “Melâhî”de “oyun aletleri” demektir. (Fîruzâbâdî, Kâmûs, s., 1717)
[70]- Farukî, Lois L., İslâm’a Göre Müzik ve Müzisyenler, (Trc., Ü. Taha Yardım), ist., 1985, s, 12-13; Fârûkî, ismail R.-Fârûkî, Lois L., İslâm Kültür Atlası, ist., 1991, s., 467
[71]- İbnü’l-Cevzî, Telbîs-ü iblîs, Mısır, ts.,s., 222
[72]- İbnü’l-Cevzî, Telbîs, s., 222.
[73]- İbnü’l-Cevzî, a.g.e., 220.
[74]- İbnü’l-Cevzî, a.g.e., 218.
[75]- Fîruzâbâdî, Kâmûs, Beyrut, 1987, 583.
[76]- İbnü’l-Cevzî, Telbîs-ü iblîs, Mısır, ts.,s., 222.
[77]- Fîruzâbâdî, Kâmûs, 943.
[78]- Pakalın, M. Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, ist., 1993, III, 162.
[79]- Pakalın, M. Zeki, Pakalın, a.g.e, II, 499; Yazıcı, Tahsin, İA, ist., 1993, X, 464; Büyük Larousse, XVII, 10328.
[80]- Yılmaz, Hasan Kâmil, Aziz Mahmud Hüdâyî’nin “Sem⒠Risâlesi”, MÜiF Dergisi, yıl, 1986, sayı, 4, sh., 273.
[81]- Îdâhu’d-Delâlât fî Semâ’i'l-Âlât, Süleymaniye Ktp., Esat Ef., nr, 1712/1, vr., 24a-b.
[82]- H.G.Farme r, “Mûsikî” md., İA.
[83]- Abdülkadir Merâğî, Câmiü’l-Elhân, Nuruosman iye Ktp., nr., 3644, vr., 2a.
[84]- ihvân-ı Safâ, Resâil, Hindistan, 1305, I, 87.
[85]- Fîrûzâbâdî, Kâmûs, s., 1587.
[86]- Şemseddin Sâmî, Kamûs-i Türkî, s., 1237.
[87]- Fîrûzâbâdî, Kâmûs, s., 1587.
[88]- Büyük Larousse, VI, 3528; Ünkan, a.g.e., s., 28.
[89]- Lokman (31), 6
[90]- Tirmizî, Buy’u, 51; Beyhakî, Sünen, IV, 14; Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl, Beyrut, ts, 260.
Tirmizî, hadisin râvîlerinden Ali b. Yezid’i bazı hadisçilerin tenkit edip zayıf kabul ettikleri ni ve bu zatın Şamlı olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla hadis zayıftır.
[91]- Âcurrî, Tahrîmü’n-Nerd ve’ş-Şatranç ve’l-Melâhî, (Thk., Ömer Garâme el-Amravî) Cezayir, 1407, s., 368-377; Buharî, el-Edebu’l-Müfred, s. 326; Taberi, Câmiü’l-Beyân, Beyrut, 1992, X, 202-204; Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, VIII, 409; İbn Arabî, Ahkâmü’l-Kurân, Beyrut, 1972, VII, 1493-1494; Beyhakî, Sünen, X, 223; İbni Hazm, Muhallâ, IX, 60, 72, 73; İbn Cevzi, Telbîsu iblîs, s., 231; Hâkim, Müstedrek (Kitabu’t-Tefsir), II, 202, 411; İbn Ebi’d-Dünyâ, Zemmü’l-Melâhî, s., 73; Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl, s., 259-260.
[92]- Taberî, Câmiü’l-Beyân, X, 204.
[93]- Ahkâmu’l-Kur’ân, XIV, 53
[94]- Ahkâmu’l-Kur’ân, III, 1481-1482
[95]- Heytemi, Zevâcir, II, 175.
[96]- İbn Kudâme, Muğnî, XII, 43.
[97]- Reddü’l-Muhtâr, V, 46.
[98]- Hak Dini Kur’ân Dili, V, 3839
[99]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 164
[100]- Necm (53), 59-61
[101]- Taberî, Câmiü’l-Beyân, XI, 541-543
[102]- Taberî, a.g.e., XI, 541; Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, X, 29.
[103]- Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s., 48
[104]- İhyâ, VI, 165
[105]- Furkân (25), 72
[106]- Taberî, Câmiu’l-Beyân, IX, 420.
[107]- Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, VIII, 132.
[108]- İbn Kudâme, Muğnî, XII, 43; İbn Kayyım, a.g.e., s., 6
[109]- Kasas (28), 55.
[110]- İbn Kayyım, Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s., 2
[111]- isrâ (17), 81
[112]- Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s., 28; İbn Ebiddünya, Zemmü’l-Melâhî, s., 74.
[113]- Nâziât (79), 40-41
[114]- Âcurrî, Tahrîm, 219
[115]- Enfâl (Karizmatik, 35
[116]- el-Câmi li Ahkãmi’l-Kur’an, VII, 254.
[117]- Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s., 29-30
[118]- isrâ (17), 64
[119]- Taberî, Câmiü’l-Beyân, VIII, 108; Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, VII, 79; Kurtubî, el-Câmi li Ahkâmi’l-Kurân, Beyrut, 1988, X, 187;
[120]- Ebu Hayyân, a.g.e., VII, 79.
[121]- Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s., 46-47
[122]- Heytemi, Zevâcir, II, 175.
[123]- Zümer (39), 23
[124]- İbn Teymiyye, Mecmûatü’l-Fetâvâ, XI, 533
[125]- Hadîd (57), 20.
[126]- İbn Manzur, Lisan, III, 219.
[127]- Furkan (25) 52.
[128]- Buhârî, Edeb, 91
[129]- Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, III, 2155.
[130]- Hâkim, Müstedrek, el-Fiten ve’l-Melâhim, 280/ 8572; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 259; Beyhakî, Şuab, 5614.
[131]- Hâkim, Müstedrek, el-Fiten ve’l-Melâhim, IV, 560-561; Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmi’l-Gınâ, s., 112-115.
[132]- Zeylaî,Tebyîn, VI, 13-14.
[133]- Beyhakî, Sünen, VI, 126; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, VIII, 22-23.
[134]- Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 51
[135]- Beğavî, Şerhu’s-Sünne, VIII, 23.
[136]- Buhârî, Eşribe, 7; Beyhakî, Sünen, X, 221
[137]- Tebyîn, VI, 13.
[138]- Ebû Dâvûd, Edeb, 60, Beyhakî, Sünen, X, 222; Şuab, 5120.
[139]- Bezlü’l-Mechûd, Beyrut, ts., XIX, 166.
[140]- İbn Âbidîn, Hâşiyetü Reddü’l-Muhtâr, V, 306
[141]- Muğnî, XII, 41.
[142]- el-Muğnî, XII, 40-41; Şevkânî, Neyl, VIII, 113-119.
[143]- Sehârenfûrî, Bezlü’l-Mechûd, XIX, 165-166, 167.
[144]- Ebû Dâvûd, Eşribe, 7; Beyhakî, Sünen, X, 221; Şuab, 5116; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 274.
[145]- Ahâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 45.
[146]- Beyhakî, Sünen, X, 221.
[147]- Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 46.
[148]- Beyhakî, Sünen, X, 222.
[149]- Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 43.
[150]- Müslim, Libas ve Zînet, 27; Ebû Dâvûd, Cihad, 51; Beyhakî, Sünen, V, 253; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, XI, 26
[151]- Nevevî, Şerh-u Müslim, XIV, 95.
[152]- Müslim, Libas ve Zinet, 27; Tirmizî, Cihâd, 25; Ebû Dâvûd, Cihad, 51; Dârimî, isti’zân, 44; Beyhakî, Sünen, V, 254; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, XI, 25; Heysemî, Mecma’, V, 175. Hadisin bazı rivâyetlerinde “Lâ teshabenn e” yerine “Lâ tettebi’ ” ifâdesi kullanılmıştır.
[153]-Mâlik b. Enes, el-Muvatta, (Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî Rivâyeti), Siyer, nr., 903; Dârimî, isti’zân, 44; Heysemî, Mecma’, V, 175.
[154]- Mecma’, V, 175.
[155]- İmam Ebu Hanîfe, Müsned, (Aliyyü’l-Kârî şerhi ile beraber), Beyrut, 1985, s. 461.
[156]- Ebu Hanife, Müsned, s., 461.
[157]- Tirmizî, Cenâiz, 25.
[158]- Tirmizî, Cenâiz, 25.
[159]- Heysemî, Mecma’, III, 13; Beyhakî, Sünen, IV, 63.
[160]- Mecma’, III, 13.
[161]- Müslim, Cenâiz, 10; Nesâî, Cenâiz, 15; İbn Mâce, Cenâiz, 51; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29; Beyhakî, Sünen, IV, 62.
[162]- Müslim, Cenâiz, 10; Tirmizî, Cenâiz, 23; İbn Mâce, Cenâiz, 51; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, V, 437
[163]- Müslim, iman, 30; Beyhakî, Sünen, IV, 63
[164]-
[165]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 142-144; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadir, VI, 482; Nablusî, Îdâhû’d-Delâlât, Süleymaniye Ktp., Esat Ef., nr., 1762/1, vr., 7a-b, 8a-b, 9a, 11a, 27a, 28a; İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, V, 305, 307; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VIII, 113-119; Sübkî,Tekmile, XX, 230; Remlî, Nihâyetü’l-Muhtâc, VIII, 298; Muhallâ, VII, 567.
[166]- Mergînânî, Hidâye, Mısır, ts., IV, 80; Zeylaî, Tebyînü’l-Hakâik Şerh-u Kenzü’d-Dekâik, Mısır, 1313, VI, 13; ibrahim Halebî, Mültekâ, ist., 1315; s., 158; Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr Şerh-u Tenvîrü’l-Ebsâr, (İbn Abidin Haşiyesiyle), ist., 1260; V, 305
[167]- el-islâh ve’l-Îzâh’tan naklen, Îdâhu’d-Delâlât fî Semâi’l-Âlât, vr., 7a.
[168]- Birgivî, Tarîkat-ı Muhammedi yye, ist., 1317, s., 140
[169]- İbn Tahir, Sem’â, s., 46
[170]- el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, IV, 421.
[171]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 221.
[172]- el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, IV, 421.
[173]- Gazzâlî, ihya, VI, 138
[174]- Gazzâlî, İmam Şâfiî’nin bu görüşlerini şu şekilde yorumlama ktadır: “İmam Şâfii’nin “Bâtıl’e Benzer” ve “Mekrûh” ifadeleri haramlılık ifade etmezler. Eğer doğrudan “Bâtıl” demiş olsaydı o zaman bu “haram” manasına gelirdi. “Bâtıl’a benzer” ifadesi içi boş, faydasız demektir. “Mekruh” tabiri de bu manadadır, en fazla “tenzîhen mekrûhluk” ifade eder. (ihyâ, VI, 163.)
[175]- Aşırı sevinç ve aşırı öfke sonucu, kişiyi akıl ve din kurallarına aykırı davranmay a sebep olan hafiflikt ir. (Cürcânî, Ta’rîfât, ist, 1275, s., 48)
[176]- Deyyûs: Namusunu kıskanmayan kimse demektir. (Ahterî, Ahterî Kebîr, I, 322)
[177]- el-Ümm, Kahire, 1968, VI, 214-215
[178]- Kelime manası “değiştirmek” demektir. Terim olarak Ebu Mansur el-Ezherî şöyle tarif etmiştir: “Muğayyire, Allah’a dua ve yakarış ile insanları değiştiren topluluk demekir. Allah Teâlâ’yı şiirlerle anınca, müzik makamlarının verdiği coşku ile kendileri nden geçerek raks etmeleri sebebiyle de bu müziğe “Tağyîr” adını vermişlerdir.” Zeccâc da “insanları dünyadan uzaklaştırarak ahirete yönlendirmeleri dolayısıyla kendileri ne “Muğayyirîn” adını verdikler ini ifade etmektedi r. (İbn Cevzî, Telbîs, s., 222)
[179]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 222.
[180]- İbn Kudâme, Muğnî, XII, 43
[181]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 43.
[182]- İbn Kudâme, Muğnî, 1986, XII, 43; İbn Cevzi, Telbîs, 228.
[183]- İbn Cevzi, a.g.e., s., 201-202.
[184]- İbn Cevzî, a.g.e., s., 203.
[185]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 42.
[186]- İbn Kayyım, Hükmü’l-İslâm fi’l-Gınâ, s, 28-29.
[187]- Rûm (30), 15.
[188]- Taberî, Câmi’u'l-Beyân, X, 173; Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, VIII, 380.
[189]- Medârikü’t-Tenzîl, (Mecmûatü’n Mine’t-Tefâsîr içerisinde), ist., 1319, V, 214.
[190]- Bakara (2), 29.
[191]- En’am (6), 119.
[192]- İbn Hazm, Muhallâ, VII, 559.
[193]- İbn Hazm, a.g.e., VII, 567.
[194]- Muhallâ, VII, 559-569.
[195]- Muhallâ, VII, 570-571.
[196] – Buhari, Menakıb, 15; İdeyn, 25; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480
[197] – Buhari, Menakıb, 46
[198] – Buhari, İdeyn, 3; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1479; İbn Mace, Nikah, 1888
[199] – Buhari, İdeyn, 2; el-Cihad ve’s-Siyer, 81; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480
[200] – Buhari, Menakıb, 46
[201] – Buhari, İdeyn, 3
[202] – Buhari, Menakıb, 46
[203] – Buhari, İdeyn, 2; el-Cihad ve’s-Siyer, 81; Menakıb, 46 ; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480
[204] – Buhari, Menakıb, 15; İdeyn, 25
[205] – Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1479
[206] – Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480
[207] – Nesai, Salatü’l-İdeyn, 1579
[208] – Buhari, Menakibu’l-Ensar, 46.
[209] – Buhari, İdeyn, 3; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1479
[210] – el-Cihad ve’s-Siyer, 81.
[211] – Buhari, Menakıb, 15; İdeyn, 25; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480; Nesai, Salatü’l-İdeyn, 1579
[212] – Buhari, Menakıb, 15; İdeyn, 25
[213] – Buhari, İdeyn, 3; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1479
[214] – Buhari, İdeyn, 3
[215] – Buhari, İdeyn, 2; el-Cihad ve’s-Siyer, 81; Müslim, Salatü’l-İdeyn, 1480
[216] – Buhari, Menakıb, 46
[217]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 153; İbn Kudâme, el-Muğnî, XII, 41-42.
[218]- Gazzâlî, a.g.e., VI, 151- 154.
[219]- Nevevî, Şerh-u Müslim, VI, 182.
[220]- İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, V, 115; Aynî, Umdetü’l-Kârî, V, 370.
[221]- Buhârî, Nikâh, 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 269; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, IX, 49.
[222]- Hâkim, Müstedrek, II, 200, nr. 2749; Beyhakî, Sünen, VII, 288.
[223]- Hâkim, Müstedrek, II, 200.
[224]- Hâkim, Müstedrek, II, 201-22; Heysemî, Mecma’, IV, 289-290; Beyhakî, Sünen, VII, 289.
[225]- Hâkim, Müstedrek, nr. 2753; Heysemî, Mecma’, IV, 289-290.
[226]- Nesâî, Nikah, 80; Tahâvî, Şerhu Meânî’l-Âsâr, IV, 294; Beyhakî, Sünen, VII, 289; İbn Hacer, el-Metâlibü’l-Aliyye, II, 54.
[227]- İbn Hacer, Metâlib, II, 54; Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 50.
[228]- Buhârî, Nikâh, 48, Meğâzî, 12;Tirmizî, Nikâh, 6; İbn Mâce, Nikâh, 21; Ebu Dâvûd, Edeb, 59; Beyhakî, Sünen, VII, 288-289.
[229]- Tirmizî, Nikah, 6.
[230]- Tirmizî, Nikah, 6.
[231]- Hakim, Müstedrek, Nikah, 77/2748
[232]- Hakim, Müstedrek, II, 200.
[233]- Tirmizî, Nikah, 6; İbn Mâce, Nikah, 20; Nesâî, Nikah, 72; Beyhakî, Sünen, VII, 289; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, IX, 48.
[234]- Tirmizî, Nikah, 6.
[235]- Fethu’l-Bârî, XIX, 244.
[236]- Umdetü’l-Kârî, XVI, 330.
[237]- Umdetü’l-Kârî, XVI, 345.
[238]- Şerhu’s-Sünne, IX, 47, 49.
[239]- Muğnî, XII, 42.
[240]- Buhârî, Edeb, 90; Müslim, Fedâil, 70, 73; Beyhakî, Sünen, X, 227.
[241]- Buhârî, Meğâzî, 38; Edeb, 90; Diyât, 17; Müslim, Cihad ve Siyer, 123; Beyhakî, Sünen, X, 227.
[242]- Fethu’l-Bârî, XXII, 349.
[243]- Beyhakî, Sünen, X, 227-228.
[244]- el-Ümm, Kahire, 1968, VI, 214-215
[245]- Nevevî, Şerh-u Müslim, XV, 81; Sübkî,Tekmiletü’l-Mecmû, XX, 230-231; İbn Kudâme, el-Muğnî, XII, 44.
[246]- Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 449; Heysemî, Mecma’, VIII, 130.
[247]- Heysemî, Mecma’, VIII, 130; Cüdey’, Ehâdîs-ü Zemmî’l-Gınâ, s., 51.
[248]- Beyhakî, Şuab, 5112.
[249]- Heysemî, Mecma’, VIII, 131.
[250]- Heysemî, Mecma’, VIII, 131.
[251]- İbn Mâce, Nikah, 21.
[252]- İbn Mâce, Nikah, 21.
[253]- Zeylaî, a.g.e., IV, 222; VI, 14; Molla Hüsrev, a.g.e., II, 380; Dâmâd, a.g.e., II, 190; Haskefî, a.g.e., IV, 591; İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 592; Kâsânî, Bedâ’î, VI, 269.
[254]- İbn Abidin, Hâşiyetü Reddi’l-Muhtâr, V, 46.
[255]- Şerhu’z-Zurkânî alâ Muhtasar-ı Seydî Halil, Beyrut, ts., VII, 159.
[256]- Tekmiletü’l-Mecmû’, XX, 230.
[257]- Nihâyetü’l-Muhtâc, VIII, 298.
[258]- ihyâ, VI, 199.
[259]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 151- 154.
[260]- İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, V, 115; Aynî, Umdetü’l-Kârî, V, 370.
[261]- Leknevî, Sibâhetü’l-Fikr fi’l-Cehr-i bi’z-Zikr, (Hzr., Abdülfettâh Ebu Gudde), Beyrut, 1989, s., 79.
[262]- Hanımlara Özel Fetvâlar, istanbul, 1992, s., 62-66.
[263]- Zeylaî, a.g.e., IV, 222; Dâmâd, a.g.e., II, 190; Haskefî, a.g.e., IV, 592
[264]- Gazzâlî, a.g.e., VI, 199.
[265]- İbn Kudâme, el-Muğnî, XII, 42.
[266]- Âlemgîr, Fetâvây-ı Hindiyye, Mısır, 1310, V, 351; Şilebî, Hâşiyet-ü Tebyîn, VI, 13; Aynî, Umde, V, 369.
[267]- Zeylaî, Tebyîn, IV, 222; Dâmâd, Mecma’, II, 190; Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr, IV, 592; İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, IV, 592; V, 305.
[268]- İbn Âbidin, a.g.e., V, 305
[269]- İbn Âbidîn, a.g.e., V, 306.
[270]- İbn Tahir, Sem’â, s., 46
[271]- Şerhu’z-Zurkânî alâ Muhtasar Seyyidî Halîl, Beyrut, ts., VII, 159.
[272]- Şerhu’z-Zurkânî, VII, 20-21.
[273]- Şerhu’z-Zurkânî, IV, 54-55.
[274]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 199.
[275]- İbn Kudâme, Muğnî, 1986, XII, 43; İbn Cevzi, Telbîs, 228.
[276]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 43.
[277]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 213.
[278]- Zeylaî, a.g.e., IV, 222; VI, 14; Molla Hüsrev, a.g.e., II, 380; Dâmâd, a.g.e., II, 190; Haskefî, a.g.e., IV, 591; İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 592; Kâsânî, Bedâ’î, VI, 269.
[279]- Zeyla’î, a.g.e., IV, 222; VI, 14; Âlemgîr, Fetâvây-ı Hindiyye, V, 351-352; Dâmâd, a.g.e., II, 190; İbn Âbidin, a.g.e., IV, 592; V, 305
[280]- Haskefî, a.g.e., IV, 591-592
[281]- Dâmâd, a.g.e., II, 190; İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 592.
[282]- Tebyîn, IV, 222; VI, 14.
[283]- Fetâvây-ı Hayriye’den naklen İbn Âbidîn, a.g.e.,V, 306.
[284]- İbn Âbidîn, a.g.e., V, 305
[285]- Zeylaî, Tebyîn, IV, 222; Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr, IV, 592
[286]- İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 592.
[287]- Kâsânî, a.g.e., VI, 269;
[288]- Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr, IV, 591.
[289]- İbn Âbidîn, Hâşiyetü Reddi’l-Muhtâr, V, 46
[290]- İbn Hümâm, Fethü’l-Kadir, VI, 482; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 305.
[291]- Îdâh, vr., 7a-b, 8a-b. 9a, 11a, 27a-28a.
[292]- İbn-i Abidin, Hâşiyetü Reddi’l-Muhtâr, V, 307
[293]- Zeylaî, Tebyîn, IV, 222; VI, 14; Molla Hüsrev, Dürer, II, 380; Dâmâd, Mecma’, II, 190; Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr, IV, 591; İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, IV, 591-592; V, 306; Kâsânî, Bedâ’î, VI, 269; Nablusî, Îdâh, vr., 7a-b, 8a-b. 9a, 11a, 27a-28a; Şilebî, Hâşiyet-ü Tebyîn, (Tebyînü’l-Hakâik’in kenarında), IV, 421; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI, 481.
[294]- Serahsî, Mebsut, XVI, 132; Kâsânî, a.g.e., VI, 269; Zeylaî, a.g.e., VI, 13
[295]- Fetâvây-ı Hayriye’den naklen İbn Âbidîn, a.g.e., V, 306.
[296]- İbn Hümâm, Fethü’l-Kadir, VI, 482; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 305, 307.
[297]- İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 592.
[298]- Molla Hüsrev, a.g.e., II, 380.
[299]- Kâsânî, a.g.e., VI, 269
[300]- Lokman (31), 6; En’âm (6), 68; Ayetlerin değerlendirmesi için bk., s., 56-57.
[301]- Hadisler için bk., s., 113-114.
[302]- Ebu’l-Bekâ, Külliyyât, 778, 799; Ebu Hayyân, Bahru’l-Muhît, VII, 415
[303]- Aliyyülkârî, Şerh alâ Nuhbetü’l-Fiker, ist., 137, s., 52-53.
[304]- Kâsânî, Bedâî, VI, 269
[305]- Âlemgîr, Fetâvây-ı Hindiyye, V, 351; Şilebî, Hâşiyet-ü Tebyîn, VI, 13; Aynî, Umde, V, 369.
[306]- Dürer, II, 380.
[307]- Tahâvî, Muhtasar Tahâvî, s., 435; Kudûrî, (Mukayyed), s., 177; Haskefî, Dürrü’l-Muhtâr, IV, 591-592; Serahsî, Mebsût, XVI, 132; Zeyla’î, Tebyîn, IV, 221-222; Mergînânî, Hidâye, III, 123; Molla Hüsrev, Dürer, II, 380; ibrahim Halebî, Mültekâ, s, 112; Âlemgîr, a.g.e., V, 351; Şilebî, a.g.e., VI, 13; Aynî, a.g.e., V, 369.
[308]- İbn Kudâme, el-Muğnî, XII, 42.
[309]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 213.
[310]- İbn Kudâme, el-Muğnî, XII, 42.
[311]- İbn Tahir, Sem’â, s., 47; Gazzâlî, a.g.e., VI, 139; İbn Kudâme, Muğnî, XII, 42; İbn Cevzî, Telbîs., s., 201-202, 235.
[312]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 43; İbn Cevzi, a.g.e., 228
[313]- İbn Cevzî, a.g.e., s., 203.
[314]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 43.
[315]- İbn Kudâme, a.g.e., XII, 42.
[316]- İbn Kayyım bu husustaki görüşlerine “iğâsetü’l-Lehfân” adlı eserinde geniş olarak yer vermiş, daha sonra bunlar “Hükmü’l-İslâm fi’l-Gin┠adıyla ayrı bir eser olarak Kahire Mektebetü’l-Kayyime tarafından h. 1398 yılında neşredilmiştir.
[317]- Enfal (Karizmatik, 35; isrâ (17), 64, 81; Hac Suresi (22), 30; Furkan (25), 72; Kasas (28), 5; Lukman (31), 6; Necm (53), 59-61; Ayetlerin değerlendirmesi için bk., s., 56-57.
[318]- Hadisler için bk., s., 117.
[319]- İbn Kudâme, Muğnî, XII, 40, 44.
[320]- el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, IV, 421.
[321]- Şerhu’z-Zurkânî alâ Muhtasar Seyyidî Halîl, Beyrut, ts., VII, 159.
[322]- el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, IV, 421
[323]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 221.
[324]- Müdevvene, IV, 421; İbn Cevzî, Telbîs, s, 221; Gazzâlî, ihyâ, VI, 138.
[325]- İbn Cevzî, a.g.e., s, 221; Gazzâlî, ia.g.e., VI, 138.
[326]- Müdevvene, IV, 421; İbn Cevzî, a.g.e., s, 221; Gazzâlî, a.g.e., VI, 138; Zehebi, Siyer A’lâmi’n-Nübelâ, VIII, 372.
[327]- Müdevvene, IV, 421.
[328]- Gazzâlî, İmam Şâfiî’nin bu görüşlerini şu şekilde yorumlama ktadır: “İmam Şâfii’nin “Bâtıl’e Benzer” ve “Mekrûh” ifadeleri haramlılık ifade etmezler. Eğer doğrudan “Bâtıl” demiş olsaydı o zaman bu “haram” manasına gelirdi. “Bâtıl’a benzer” ifadesi içi boş, faydasız demektir. “Mekruh” tabiri de bu manadadır, en fazla “tenzîhen mekrûhluk” ifade eder. (ihyâ, VI, 163.)
[329]- Aşırı sevinç ve aşırı öfke sonucu, kişiyi akıl ve din kurallarına aykırı davranmay a sebep olan hafiflikt ir. (Cürcânî, Ta’rîfât, ist, 1275, s., 48)
[330]- Deyyûs: Namusunu kıskanmayan kimse demektir. (Ahterî, Ahterî Kebîr, I, 322)
[331]- el-Ümm, Kahire, 1968, VI, 214-215
[332]- Kelime manası “değiştirmek” demektir. Terim olarak Ebu Mansur el-Ezherî şöyle tarif etmiştir: “Muğayyire, Allah’a dua ve yakarış ile insanları değiştiren topluluk demekir. Allah Teâlâ’yı şiirlerle anınca, müzik makamlarının verdiği coşku ile kendileri nden geçerek raks etmeleri sebebiyle de bu müziğe “Tağyîr” adını vermişlerdir.” Zeccâc da “insanları dünyadan uzaklaştırarak ahirete yönlendirmeleri dolayısıyla kendileri ne “Muğayyirîn” adını verdikler ini ifade etmektedi r. (İbn Cevzî, Telbîs, s., 222)
[333]- İbn Cevzî, Telbîs, s., 222.
[334]- Fâtır (35) 1.
[335]- Lukman (31) 19.
[336]- ihyâ, VI, 140-144.
[337]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 199.
[338]- Muhannes: Kadınsı davranışlarda bulunan erkek. (İbn Manzur, Lisan, II, 145). Kadınlara özenti ile kırıtarak konuşan, toplum nezdinde küçük düşüren işlerle meşgul olan kişi. (Zeylaî,Tebyîn, IV, 222)
[339]- Gazzâlî, a.g.e., VI, 158-163, 199.
[340]- ihyâ, VI, 143
[341]- Sübkî,Tekmiletü’l-Mecmû, XX, 230.
[342]- Sübkî, a.g.e., XX, 230-231.
[343]- Sübkî, Tekmile, XX, 230.
[344]- Remlî, Nihâyetü’l-Muhtâc, VIII, 298; Sübkî, Tekmiletü’l-Mecmû, Mecm’û, XX, 229.
[345]- Sübkî, Tekmile, XX, 230.
[346]- Remlî, Nihâye, VIII, 298
[347]- Sübkî, a.g.e., XX, 230.
[348]- Remlî, a.g.e., VIII, 298; Sübkî, a.g.e., XX, 230.
[349]- Remlî, a.g.e., VIII, 298.
[350]- Remlî, a.g.e., VIII, 298.
[351]- Remlî, Nihâye, VIII, 298.
[352]- el-Ümm, VI, 214-215
[353]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 140-144
[354]- Remlî, Nihâyetü’l-Muhtâc, VIII, 298; Sübkî, Tekmile, XX, 229, 230.
[355]- Gazzâlî, a.g.e., VI, 143; Sübkî, a.g.e., XX, 230; Remlî, a.g.e., VIII, 298;
[356]- Sübkî, a.g.e., XX, 230; İbn Cevzî, Telbîs, s., 222
[357]- Sübkî, a.g.e., XX, 230.
[358]- isrâ (17), 64; Lukman (31), 6, 19; Fâtır (35) 1; Ayetlerin değerlendirmesi için bk., s., 56-57.
[359]- Hadisler için bk., s., 114-117.
[360]- Remlî, Nihâye, VIII, 298.
[361]- Remlî, a.g.e., VIII, 298
[362]- Gazzâlî, ihyâ, VI, 158-163
[363]- Sübkî, a.g.e., XX, 230
[364]- İbn Hazm, a.g.e., VII, 567.
[365]- Bakara (2), 29.
[366]- İbn Hazm, Muhallâ, VII, 559.
[367]- İbn Hazm, a.g.e., VII, 559-571.



 
İBADET VE MÜZİK

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13584


TEGANNİ VE MÜZİK

Tegannini n mubah olması için şartlar nelerdir
CEVAP
Büyük İslam âlimi Seyyid Abdullah-i Dehlevî hazretler i buyuruyor ki :
Sima ancak, Allahü teâlâya müteveccih olanlara caizdir. Aletsiz, çalgısız olan sese sima [teganni] denir. Yalnız çalgı ile veya çalgı ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir. (İlk teganni eden şeytandır) ve (Gına, kalbde nifak hâsıl eder) hadis-i şerifleri de gınanın [müziğin] haram olduğunu göstermektedir. Âlimler, simanın haram olmasında ihtilaf etti. Gınanın haram olduğunda ihtilaf yoktur. Kadın sesi gınaya dâhildir. Simaya helal diyen âlimler de, bazı şartlar bildirdi. Bu şartlar bulunmaya n sima da haram olur. (Dürr-ül-mearif)

Tegannini n mubah olması için şu beş şartı gözetmek gerekir:
1- Yabancı kadın sesini, yanında dinlemek haramdır. Bunları görünce, temiz kalb sıkılır, hasta olur. Nefs ise, zevk alır, kuvvetlen ir, azar. Böylece kuvvetlen en nefs, haramları, kalbe yaptırır. Çünkü her aza kalbin emrindedi r. Kadınların okuduğu ilahileri, mevlidler i erkekleri n dinlemesi haramdır. [Kasetten, radyodan dinlemek ise mekruhtur .] Şehveti harekete getiren şiirleri teganni ile okumak haramdır.

2- Çalgı bulunmama lıdır. Çünkü keyif için, eğlence için, her çalgıyı çalmak ve dinlemek haramdır.

3- Çalgısız olsa da, günah olan şarkı ve türküleri dinlememe lidir.

4- Dinleyici ler arasında yabancı kadın bulunmama lıdır.

5- Nefsinde şehvet hissi olmayan kimseleri n, zevk için, güzel ses dinlemele ri caiz ise de, devamlı olmamalıdır. Bazı mubahları sık sık işlemek, abes olur, boş yere zaman öldürmek olur. Bunlar ise haramdır. (Dürr-ül-mearif, Hadika, K. Saadet)

İmam-ı Gazalî hazretler i buyuruyor ki:
İnsanların yüreğinde kalb [gönül] denilen bir kuvvet vardır. Çelik, taşa sürtülünce ateş çıktığı gibi, ahenkli ses de, gönlü harekete getirir. Kalbde, Allah sevgisi varsa, güzel ses, bu sevgiyi arttırır. Çalgı ve her günah nefsi kuvvetlen dirir, zararlı olur.

Temiz kalb müzikten zevk alamaz. Güzel ses, kalbe, dışarıdan bir şey getirmez. Sağlam kalbdeki helal olan bağı harekete getirir. Hasta olmayan kalbin teganni dinlemesi helal olur. Kalbde bir bağlılık yoksa, güzel sesten lezzet alması, kuş sesi dinlemek, yeşillik, akarsu seyretmek gibi olur. Bunları seyir, göze lezzet verdiği gibi, güzel koku, burna hoş geldiği gibi, güzel ses de, kulağa lezzet verir ve mubah olur.

Kalbi hasta olanın [Allah’tan başka şeye bağlananın] nefsi azar, çalgı dinleyinc e, haram işleme arzusu artar. Musikiden ruh değil, Allahü teâlânın düşmanı olan nefs lezzet alır. Zavallı ruh, nefsin elinde esir olduğu için, kendi lezzeti sanır.

Musikinin tadı, zehirli bala, yaldızlanmış pisliğe benzer. Hasta olmayan kalbin, helal şeylere olan sevgisini arttıran ve nefsi zayıflatan sesleri dinlemek de, bazı şartlarla mubah olur.

Hacca gidecek olanın Kâbe, hac, Mekke, Medine şarkılarını dinlemesi, askerleri n harb, kahramanlık şarkılarını dinlemesi mubah, hatta sevap olur. Düğün, ziyafet, bayram, sefer dönüşü gibi sevinmesi gereken yerlerde helal olan ses ile neşelenmek mubahtır. Bu sesler, nefse değil, kalbe kuvvet verir. (İhya)

Raks nedir
Sual: Raks, sima ve teganni nedir, haram mıdır
CEVAP
Raks, eli, ayakları tempo ile oynatmak ve dans etmek demektir. Eskiden raks eden erkeğe rakkas, kadına da rakkase denirdi. İhtiyari olmayan, yani kendi elinden olmadan raksa vecd denir. Vecde gelmek, kendi elinde olmadığı için günah değildir.

Sima, nağmeli ses demektir. Nağmeli sesin de, mubah ve haram olanı vardır.

Aletsiz, çalgısız olan insan sesine, sima [teganni] denir. Çalgılı veya çalgıyla birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir.

Büyük İslam âlimi Seyyid Abdullah-i Dehlevî hazretler i buyuruyor ki:
Sima kalbi öldürür ve kalbde nifak hâsıl eder. (Mekatib-i şerife m.99)

Tegannini n bir sünnet olan kısmı, bir de haram olan kısmı vardır:
Sünnet olan teganni, Kur'an-ı kerimi tecvide uyarak okumaktır. Teganni, kelimenin manasını değiştirmezse ve harfler, iki harf kadar uzamazsa, yalnız sesi güzelleştirip okumayı süslerse, caiz olur. Hatta namaz içinde de, namaz dışında da, müstehab olur.

Haram olan teganni, ırlamaktır, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Harfleri, kelimeler i bozarak türlü sesler çıkarmak demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberanî]

Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazs a mekruh olur. Burada kelimeler bozuluyor . Kur'an-ı kerimi teganni ederek, yani kelimeler i bozarak okumak, caiz değildir.

Kalbde helal olan şeyin sevgisi [mesela Allah sevgisi] varsa, sima [ilahi, kaside gibi nağmeli sesler] onu artırıyorsa o kimsenin teganni dinlemesi helal olur. Kalbinde, dinimizin yasak ettiği bir şey olanın, teganni dinlemesi günah olur. (K. Saadet s.322)

Sima ancak, Allahü teâlâya müteveccih olanlara caizdir. (Dürr-ül mearif s.4)

Teganni ile okuyan bir imam arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. (Halebi)

İmam-ı Rabbanî hazretler i buyuruyor ki: İlahi ve kasideler i teganni ile okumak ve dinlemek, bizim yolumuzda yasaktır. (1/266 ve 3/7)

İmam, amel-i kesir olacak kadar teganni ederse namaz bozulur. (Ebussuud efendi fetvası)

Kur’an-ı kerimi, zikri, duayı, teganni ile okumanın haram olduğu, Bezzaziyy e’de yazılıdır. (Berîka)

Teganni ile okunan ezanı, Kur’an-ı kerimi ve mevlidler i dinlemek de günahtır. Kelimeler i bozmadan teganni etmek, yani sesi güzelleştirmek caizdir ve iyidir. (S. Ebediyye)

Teganni haramdır. (Tıbb-ün-nebevi)

Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhanedd in-i Mergınânî buyurdu ki:
Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun demek, küfür olur. Tecdid-i iman gerekir. Kuhistânî de böyle yazmaktadır. (Dürr-ül-müntekâ)

Musiki ile okunan şeyleri dinlememe li. Cahil tarikatçılar teganni ile ilahi okuyorlar . Musikiden hâsıl olan şehvet lezzetler ine, ibadette lezzet hâsıl olduğunu, feyiz geldiğini sanıyorlar. Böyle sapıklar, Deccal’ın askeridir . Kur’an-ı kerimi, zikri ve duayı teganni ile okuyanları dinlememe k gerekir. Tatarhani yye fetva kitabı, bunları teganni ile okumanın haram olduğunda sözbirliği bulunduğunu yazmaktadır.(Birgivî vasiyetna mesi şerhi)

Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak haramdır. (K. Saadet) [Tecvide uygun olarak teganni edilirse mahzuru olmaz.]

Mescitler de Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyanları nehyetmek farzdır. (İhya 2/823)

Tekkelerd e ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır. (Hindiyye)

Sima esnasında raks günahtır. (Merec-ül-bahreyn)

Hiçbir âlim, hiçbir zamanda, tegannini n mubah olduğunu söylememiştir. (Mültekıt)

Hak sevgisi ile sima dinleyen sıddık, nefse uyup dinleyen zındık olur. (Siyerül-aktab)

Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arabî hazretler i, zamanındaki sofileri sima ve rakstan men etmişti. (Mektubat-ı Masumiye 4/29)

Tasavvuf ehlinde meşhur olan sima ve raks iki türlüdür:
Birincisi, kalbin ve nefsin fani olmasından sonra, cemal veya celal sıfatlarının tecellisi nde hâsıl olur ki, bunda aklın ve nefsin müdahalesi yoktur. Mevlana Celaleddi n-i Rumi’nin ve Sünbül Sinan efendinin zikir ve simaları böyleydi. Şah-ı Nakşibend hazretler i, (Biz, bunları yapmayız, büyük zatların yaptıklarına da günah demeyiz) buyurdu.

İkincisi, bazı cahil ve gafil tarikatçıların, noksan akıllarına ve azgın nefisleri ne uyarak, bağırmaları ve zıplamalarıdır. (Makamat-i Mazheriyy e m.11)

Kur’an-ı kerim okumaya, namaz kılmaya vakit bırakmayan her mubah iş mekruhtur . Tarikatçıların raks etmeleri, dönmeleri haramdır. Onları seyretmek de haramdır. Her çeşit çalgı çalmak haramdır. (Fetâvâ-yı Hindiyye)

Eğlence veya para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek haramdır. Çalgıyla raks etmek büyük günahtır. Sıkıntısını gidermek için, kendi kendine şarkı söylemek günah değildir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül-Muhtar)

Mevlidde, salihlerl e salevat okumak, her zaman sevabdır; fakat buna haram karıştırmak, mesela çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)

Büyük âlim İbni Arabi hazretler i Fütuhat-ı Mekkiyye kitabında, raks ile ve dönerek olan simanın yasak olduğunu bildirmiştir. (Mektubat-ı Rabbanî)

Raksla, sözle [şarkıyla, çalgıyla] başkalarını eğlendirenin şahitliği kabul edilmez. (Mecelle m. 1705)

Ney de, diğer çalgılar gibi, asla caiz değildir. Eğlence ve para kazanmak için şarkı söylemek haramdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek, raks etmek caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan Mevlana Celaleddi n-i Rumi hazretler i, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Musiki dinlemedi ve raks etmedi. Zikrin kalble, sessiz olacağını Mesnevi’de bildirmek tedir. (S. Ebediyye)

İbadet, eğlence ve müzik
Sual: Ramazan eğlenceleri, ramazan konserler i düzenleniyor. Bir de, tasavvuf müziği eşliğinde iftarlar veriliyor . Bunlar dine uygun mu
CEVAP
Hiçbirinin dinde yeri yoktur. İslam âlimleri buyuruyor ki:
Çağıranın yemeği şüpheliyse veya İslamiyet’in yasak ettiği şey varsa, mesela çalgı çalınıyorsa, oyun, kumar gibi şeyler varsa, o çağrılan yere gidilmez. (İhya)

Gıybet, oyun, şarkı bulunan yemeğe gidilmez. (Muhit, Metalib-ül-müminin)

Ramazan ayı, eğlence ayı değil, ibadet ve fırsat zamanıdır. Ramazan ayında, çeşitli çalgılı programla r, konserler düzenlenmesi dine aykırıdır. En tehlikeli si de, bunların bir kısmı, tasavvuf müziği, semah gösterisi vs. adı altında yapılarak, ibadet olarak sunulmakt adır. Hâlbuki dinimizde, her çeşit çalgı haramdır. İbadete haram karıştırmak ve bundan daha da kötüsü, bizzat ibadet olarak sunmak, küfre kadar götürür, fakat maalesef, bugün Müslümanların çoğu bu gaflet içindedir. Çalgının haram olduğunu bilen azalmıştır. Bu durumu mucize olarak, sevgili Peygamber imiz şöyle bildiriyo r:
(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazıları, mizmarı [çalgıyı] helâl sayacaktır.) [Buharî]

(Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriy le eğlenenleri, Allahü teâlâ, yerin dibine batırır.) [İbni Mace]

(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Lanetleşme, içki içme, erkekleri n ipekli giymesi, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.) [Deylemî, Hâkim]

(Ben, mizmarları [çalgıları] ve putları yasaklama k için de gönderildim.) [İ. Ahmed, Ebu Nuaym]

(İblis’e, senin müezzinin mizmarlar [çalgılar] denildi.) [Taberanî]

(Nimete kavuşunca çalgıyla eğlenmek lanetlenm iştir.) [Bezzar]

(Resululla h, çalgı aletleriy le para kazanmayı yasakladı.) [Begavî]

İncil’in yasakladığı müziği, sonradan papazlar, Hristiyan lığa soktu. (Mevahib-i ledünniyye şerhi)

Müzik, çalgı diğer dinlerde de büyük günahtı. (Dürr-ül-münteka)

Çalgısız da olsa, tegannili sesleri çok dinlemekt en sakınmalı, çünkü sima, kalbi öldürür. Kalbde nifak hâsıl olur. (Mekatib-i şerife, m. 90, 99)

İbni Âbidin hazretler i de buyuruyor ki: Tarikatçıların yaptığı gibi, ölçülü hareketle rle sallanıp oynamaya raks denir. Fıkıh âlimleri, (Raksı helâl sayıp, bilhassa tefle oynayarak teganni eden kimse kâfir olur) demişlerdir. Bezzaziyy e kitabının sahibi Kurtubî’den, (Çalgının ve raksın haram olduğu hususunda müctehid imamların icma’ı vardır) diye nakledip, (Şeyhülislam Kirmani’nin, “Raksı helâl gören kâfir olur” fetvasını gördüm) demiştir. Raksı helâl sayanların, fâsık olacağını bildiren âlimler de olmuştur. Bütün bunlar, kâfirlerin âdetidir. Her çalgı haramdır. Eğer ansızın kulağına gelirse, mazur sayılır. Dinlememe k için, bütün gücünü sarf etmek farzdır. (Redd-ül-muhtar)

İbadete haram karıştırmak
Sual: Çalgı çalmak ve dinlemek haram olduğu gibi, mevlidi ve ilahileri çalgı eşliğinde okumak da haram mı
Mevlid-i şerifi halk müziği yerine tasavvuf müziği ile mi okumalı
CEVAP
İlahi ve mevlid okumak ibadettir . Adına "tasavvuf müziği" de dense, çalgının her çeşidi haramdır. İbadet etmeye, Kur’an okumaya, namaz kılmaya, zikir çekmeye, mevlit okutmaya haram karıştırmak küfür olur. Çünkü İmam-ı Gazâlî hazretler i buyuruyor ki: Resululla h’ın geldiği bir evde, küçük zenci kızlar [cariyeler] tef çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resululla h’ı övmeye başladılar. Resululla h, (Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin! Beni övmek [mevlid, ilahi okumak]ibadettir . Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. Bazıları, bu hadis-i şerife istinaden kadınların şarkı söylemesinin ve çalgının caiz olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki şarkı söyleyen kızlar cariyeydi . Cariyenin statüsü farklıdır. Sesi de avret değildir. (İhya)

(Çalgıya helâl diyen âlimler var, çalgılı ilahi küfür olmaz) diyen türedilere itibar etmemeli.

Defle zikir çekmek
Sual: Zikretmek için Avrupa’dan zilli def istediler . Defin zilli olup olmaması fark eder mi
CEVAP
Zilli olup olmaması fark etmez. Defle veya ney gibi başka çalgı aletiyle zikir çekilmez, ilahi söylenmez. Çünkü zikir de, ilahi de ibadettir . İbadete çalgı karıştırılmaz. Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur. Bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı. Resululla h efendimiz gelince, şarkıyı bırakıp, Resululla h'ı övmeye başladılar. Resululla h efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin! Beni övmek [mevlid, ilahi] ibadettir . Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. (K. Saadet)

Resululla h efendimiz, Rübeyyi binti Muavviz’in düğününde, def çalarak Bedir savaşıyla ilgili kahramanlık türküleri söyleyen iki küçük kızı dinlemiştir. Bu esnada şarkı söyleyenlerden birinin, (Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var) demesi üzerine, Resululla h Efendimiz, (Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gaybı ancak Allah bilir) buyurmuştur. (İbni Mace)

(Beni övmeyi bırak, önceki sözlerine devam et!) buyurması haram işleyerek ibadet yapılamayacağını göstermektedir. Bunun küfür olduğu bildirilm iştir.

Kadınların düğünde kendi aralarında def çalıp oynamaları caizdir. (Redd-ül-muhtar)

İmam-ı Münavî hazretler i, (Mescitler de def çalınmaz, yalnız nikâh yapılır) buyuruyor . (Hadika)

Bazı tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtâvî şerhi)

Musikiden hâsıl olan şehvet lezzetler ini, ibadetten lezzet hâsıl oldu, feyiz geldi sanan kimse, sapıktır, Deccal’ın askeridir . Kur'an-ı kerimi, zikri ve duayı teganniyl e okuyanları dinlememe k gerekir. Tatarhani yye fetva kitabında, (Bunları teganniyl e okumak sözbirliğiyle haramdır) buyuruluy or. (Birgivî vasiyetna mesi şerhi)

Hazret-i Ebu Bekir, def için (Şeytanın düdüğüdür) buyurmuştur. (Buharî, Müslim)

Ney denilen çalgıyla veya başka çalgılarla Kur’an, salevat, ezan ve ilahi okumak ve böyle zikir yapmak da bidattir, büyük günahtır. Bazı bidatler, küfre sebep olur. (M. Nasihat)

Şu hâlde defle veya başka çalgılarla ilahi söylemek ve zikretmek ten çok sakınmalı. İbadete, bir çalgı aleti olan defin zillisini de, zilsizini de karıştırmamalıdır.

İlahi dinlemek
Sual: Çalgısız ilahi dinlemekt e mahzur var mıdır
CEVAP
Ara sıra, uygun ilahileri dinlemekt e mahzur olmaz. Her zaman dinlememe li. Çünkü bazı mübahları, sık sık işlemek, zamanı boşa harcamak olur. Bu ise caiz olmaz. Günahları, kusurları, azapları anlatan ilahileri ara sıra dinleyere k, üzülmek, tevbeye sebep olmak sevabdır, ama ölüme, kaza kadere karşı üzülmeye sebep olan ilahileri dinleyere k üzülmek haram olur. Bunun için, mevlidler de vefat bahsi okunmamalıdır. (S. Ebediyye)

Çalgı ile ibadet
Sual: Fıkıh kitaplarında, fısk meclisler inde, çalgı çalınan yerlerde, tesbih, zikir, çekmek, hatta din kitabı okumanın bid’at ve haram olduğu, çünkü Peygamber efendimiz in böyle okumaları yasak ettiği bildirili yor. Minibüslerde kadın erkek karışık olduğuna göre fısk meclisi olmuyor mu? Bir de çalgı çalınıyor. Böyle minibüslerde giderken Kur’an okumak, zikir ve tesbih çekmek haram değil mi?
CEVAP
Çalgı çalarak zikretmek le, bir yerde çalgı çalınırken zikretmek ayrıdır. Görmekle bakmak ayrı olduğu gibi dinlemekl e duymak da ayrıdır.

Minibüslerde biz çalgı eşliğinde zikir etmiyoruz . Biz istemeden kulağımıza geliyor. Herkes gaflette iken, zikir çekmek günah olmaz aksine çok iyi olur.

Böyle bir durum olmadan çalgı ile zikir çekmek elbette büyük günahtır. Din kitaplarında deniyor ki:
Musiki ile okunan şeyleri dinlememe li. Cahil tarikatçılar teganni ile ilahi okuyorlar . Musikiden hâsıl olan şehvet lezzetler ine, ibadette lezzet hâsıl olduğunu, feyiz geldiğini sanıyorlar. Böyle sapıklar, Deccal’ın askeridir . Kur'an-ı kerimi, zikri ve duayı teganni ile okuyanları dinlememe k gerekir. Tatarhani yye fetva kitabı, bunları teganni ile okumanın haram olduğunda sözbirliği bulunduğunu yazmaktadır.(Birgivî vasiyetna mesi şerhi)

Kilisede org çalarak İncillerden parçalar okunduğu gibi, Kur'an-ı kerimi çalgı çalarak okumak küfürdür. (S. Ebediyye)

Ney çalgısı
Sual: Dini yayınlarda fon müziği olarak kullanılan ney, diğer çalgılardan farklı mıdır
CEVAP
Farklı değildir. Ney de diğer çalgılar gibidir. Çalgı ve diğer günahları ibadete karıştırmak daha büyük günah olur. Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur. Tabiîn’in büyüklerinden Hazret-i Nâfi anlatır: Sahabeden Abdullah bin Ömer’le beraber gidiyordu k. Ney sesi işittik. Kulaklarını parmaklarıyla kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. (Ney sesi daha işitiliyor mu) dedi. (Hayır, işitilmiyor) dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. (Resululla h da böyle yapmıştı) dedi. Ben o zaman çocuktum.

Çocuğa günah olmayacağı için, ona da kulaklarını kapat dememiştir. Hazret-i Nâfi, (Abdullah bin Ömer takvası sebebiyle kulaklarını kapattı) denmemesi için çocuk olduğunu özellikle bildirdi. (Eşiat-ül-lemeat)

Ney çalgısı
Sual: Mesnevi’de, (Dinle neyden…) deniyor. Buradaki ney’den maksat çalgı mıdır, yoksa bir benzetme mi yapılmıştır?
CEVAP
Ney çalgıdır; fakat buradaki ney çalgı değildir. Çalgının her çeşidi haramdır. Mevlana Cami hazretler i buyuruyor ki:
Mesnevini n birinci beytinde, (Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor) deniyor. Burada neyden maksat, İslam dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar, kendileri ni ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, Allahü teâlânın rızasını aramaktadır. Ney, Farsça’da, yok demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hâsıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendileri nden, Allahü teâlânın ahlakı, sıfatları ve kemalatı zahir olmaktadır. Neyin üçüncü manası, kamış, kalem demektir ki, bundan da, insan-ı kâmil kastedilm ektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketle ri ve sözleri de, hep Allahü teâlânın ilhamı iledir. (Mesnevi şerhi)

Fon müziği
Sual: Bazı belgesel programla rında, dini filmlerde ve dini şiirlerde, fon müziği kullanılabiliyor. Bunları izlemek, dinlemek günah olmaz mı
CEVAP
Faydalı belgesel veya uygun dini film izlerken, uygun olan dini şiir dinlerken, fon müziği, elde olmadan kulağa gelebiliy or. Elde olmadan kulağa gelen şeyler, duyan için günah olmaz; fakat piyasada, fon müziği olmaktan çıkıp, müzik sesinin ön planda olduğu programla r da mevcuttur . Böyle yayınları izlemek, müzik dinlemek olup, günah olur. Bir başka husus da, bunlar dinlemek içindir; zaruretsi z fon müziği çalmak caiz olmaz.

Çirkin istek
Sual: Bazı radyolard a, Peygamber efendimiz için şarkı, türkü veya çalgılı ilahiler söylenmesini istiyorla r. Radyo da, (Bu şarkıyı Peygamber imiz için yayımlıyoruz) diyor. Böyle bir istek uygun mudur
CEVAP
Hiç uygun değildir. Peygamber imizin ismini günaha bulaştırmak, çok çirkin olur. Mubah olan bir şey olsa bile, yine uygun olmaz.

Çalgılı ilahi
Sual: (Ebüssüûd Efendi, çalgılı ilahinin küfür olduğuna fetva vermiş) deniyor. O fetva nasıldır
CEVAP
Fetva şöyledir: Sual: Ney çalıp, tevhid ve salevat okumanın ve işitip lezzet duymanın hükmü nedir? Cevap: Bu iş, tevhidi ve salevâtı hafife almak ve alay olacağı için küfür olur.

NOT: İşitip lezzet duymak demek, kendi isteğiyle severek dinlemek demektir. Yoksa kulağına gelse, bu işi beğenmese küfür olmaz. Tevhid ve salevat okumak ibadettir . İbadetin arasına haram olan çalgı karıştırılmaz. Çünkü Resululla h efendimiz, Rübeyyi binti Muavviz’in düğününde, def çalarak Bedir savaşıyla ilgili kahramanlık türküleri söyleyen iki küçük kızdan birinin, şarkı arasında, (Aranızda, yarın ne olacağını bilen bir Peygamber var) demesi üzerine, Resululla h Efendimiz, hemen müdahale edip, (Bırak o sözü, önceki söylediklerine devam et!) buyurmuştur. (İbni Mace)

Resululla h'ı övmek, mevlit okumak, ibadettir . (Beni övmeyi bırak, önceki sözlerine devam et!) buyurması haram işleyerek ibadet yapılamayacağını göstermektedir. Ebüssüûd Efendi de, bunun küfür olduğunu bildirmiştir.

Yunus Emre’nin, ilahi mahiyetin deki şiirlerini de, böyle çalgı çalarak okumanın küfür olduğunu, yine Ebüssüûd Efendi bildiriyo r. Bazı cahiller, Ebüssüûd efendinin, Yunus Emre’nin şiirlerine küfür dediğini sanıyorlar. Hâlbuki o, bunları çalgı ile okumaya küfür diyor.

Teganni ile okumak ne demektir
Sual: Teganni ne demektir ve Kur’an-ı kerimi, ezanı teganni ile okumak niçin uygun görülmemektedir
Cevap: Teganni, güzel, hoşa gidecek sesle okumak demektir. Kur’ân-ı kerimi, ezanı, mevlidi, ilahileri teganni ile okumak iki türlü olur:
1- Sünnet, sevap olan tegannidi r. Tecvit ilmine uygun okumaktır. Böyle teganni, kalplere, ruhlara kuvvet vermekted ir.

2- Haram olan tegannidi r ki, musiki perdeleri ne uyarak okumaktır. Böyle teganni, harfleri, kelimeler i bozuyor, manayı değiştiriyor. Böyle okuyanların nağmeleri, nefse hoş, tatlı geliyor. Nefisleri ne mağlup kimseleri ağlatıyor. Bunların manalarından haberleri olmuyor, kalpleri, gafletten, hastalıktan kurtulamıyor.

Kur’an-ı kerimi ve ezanı teganni ile okurken, mana değişir veya harf tekerrür ederse, haram olur. El-fıkhu alel mezâhibde diyor ki:
“Teganni ile ezan okumak haramdır. Bunu dinlemek caiz değildir.”

Her türlü oyunu oynamak
Sual: Her türlü oyunu kumarsız olarak oynamanın, çalgılı şarkılar dinlemeni n dinimiz açısından bir mahzuru var mıdır?
Cevap: Konu ile alakalı olarak Fetâvâ-yı Hindiyyed e deniyor ki:
“Her türlü teganni, yani çalgı ile şarkı söylemek ve dinlemek haramdır. Ansızın işitir ve oradan kaçarsa günah olmaz. Günah olmayan şeyleri böyle olmayan seslerle dinlemek caiz olur. İlim, ahlak bulunan şiir yazmak, söylemek caizdir. Kur’an-ı kerim okumaya, namaz kılmaya vakit bırakmayan her mubah iş mekruhtur . Tekkelerd e ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır. Bu tekkelere gitmek, oturmak da haramdır. Şimdi, dinden haberi olmayan fasıklar, böyle tarikatçılık yapıyorlar. Düğünlerde ve küçük çocuğu eğlendirmek için kadının def çalması caizdir. Günah şey söylemeden ve başkalarını güldürmek için olmayan mizah, latife söylemek caizdir. Kuvvetlen mek için güreşmek caizdir. Oyun ve eğlence için mekruhtur . Tavla, onaltı taş, iskambil, briç ve bilardo, bezik gibi oyunlar, kumarsız da olsalar, mala-yanidir. İlim öğrenmeye, namaz kılmaya mani olan her şey haramdır.”

Sual: Neşeli zamanlard a anlamı güzel olan şiirleri söylemenin, okumanın dinen bir mahzuru var mıdır
Cevap: Düğün, ziyafet, sünnet, bayram, sefer dönüşü gibi sevinmesi lazım olan yerlerde helal olan ses ile neşelenmek mübahtır. Bu sesler, nefse değil, kalbe kuvvet verir. Mevâhib-i ledünniyyede deniyor ki:
“Resûlullah efendimiz Mekke’ye girdiği zaman, önünde ibni Revaha beyitler okuyarak gidiyordu . Hazret-i Ömer bunu görünce;
-Resûlullah efendimiz in önünde şiir okunur mu? diyerek darıldı. Resûlullah efendimiz de;
-Bırak ya Ömer, mâni olma! Bu beyitler kâfirlere, ok atmaktan daha çok tesirlidi r buyurdu. Buradan anlaşılıyor ki, nefsi azdıran şiirleri okumak caiz olmayıp, harpte kafirlere zarar verici, onları üzücü şiirleri okumak caizdir.”

Günahları, kusurları, azapları anlatan kasideler i, ilahileri dinleyere k, üzülmek, tevbeye sebep olmak sevaptır.

Sual: Başkalarını kötüleyen, ahlaksızlık anlatan şiirleri okumak mahzurlu mudur
Cevap: Bu konuda Hadîkada deniyor ki:
“Tâtârhâniyye fetva kitabında; başkalarını hicveden, kötüleyen ve fuhuş, içki anlatan, şehveti harekete getiren şiirleri teganni yani ses dalgaları ile okumak, her dinde haramdır. Harama sebep olan şeyler de haram olur demektedi r.”

Kur’ân-ı kerimi, teganni ederek okumak
Sual: Kur’ân-ı kerimi, mevlidi ve ezanı, şarkı kalıplarına uyarak okumanın dinimiz açısından bir mahzuru var mıdır
Cevap: Kur’ân-ı kerimi, mevlidi ve ezanı musiki ile, teganni ederek okumak, manasını bozuyor ve zararlı oluyor. Mesela, Allahü ekber, Allahü teâlâ büyüktür, demektir. Sesi uzatarak, mesela Aaaallahü ekber, şeklinde okunursa, Allah, acaba büyük müdür demek olur ki, böyle söyleyenlerin imanlarının gideceği meydandadır. Bütün fıkıh kitaplarında ve mesela, Halebî-yi sagîrde, konu ile alakalı olarak buyuruluy or ki:
“Kur’ân-ı kerimi nağme ile, yani sesi musiki perdeleri ne uydurarak okumak, harfleri bozmaz ise, âlimler mekruh demiştir. Zira fasıkların nağmelerine teşebbühtür, benzemekt ir. Eğer harfler değişir ise, haramdır. Okuması mekruh olan bir şeyi dinlemek de mekruhtur . Okuması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. Kur’ân-ı kerimi teganni ile okuyan hafızlara emr-i ma'rûf yapmak vaciptir. İnatlarına, düşmanlıklarına sebep olacak ise, bunları dinlememe li, orayı terk etmelidir . Teganni ile okuyan bir imam arkasında kılınan namazın iadesi, tekrar kılınması lazımdır . "






« Son Düzenleme: Şubat 23, 2019, 01:37:32 ÖS Gönderen: admin » Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes