+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » SANAL ALEM ANEKTODLARI 1. BÖLÜM  » 3 - SANAL ALEM - SANAL ALEM VE MÜSLÜMAN GENÇLİK İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR 1. BÖLÜM (Moderatör: İman_Power)
 SANAL ALEM - SANAL ALEM AHLAKIMIZI BOZMASIN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: SANAL ALEM - SANAL ALEM AHLAKIMIZI BOZMASIN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 2652 defa) Seçenekler Arama
« : Ekim 29, 2008, 08:35:33 ÖS »
admin
Ziyaretçi
SANAL ALEM - SANAL ALEM AHLAKIMIZI BOZMASIN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

SANAL ALEM - SANAL ALEM AHLAKIMIZ I BOZMASIN - LÜTFEN ALTTAKİ LİNKİ TIKLAYINI Z
http://www.anafilya.org/go.php?go=7d5c360050985

  Yıl 2005   Aralık Dergisi - Sayı:54   sayfa:5       

 
SANAL ALEM AHLAKIMIZ I BOZMASIN
 

Osman Yavuz İNAL
 

--------------------------------------------------------------------------------

Anafilya’nın Aralık ayı dergisind e “Sanal Ortamda Edebiyat ve Etik” teması işlenecek haberini aldığımda, her nedense öğrencilik yıllarım ve yaşadığım birkaç olayı paylaşmak aklıma geldi.

Öğrencilik dönemim; Türkiye’nin zor bir dönemeçten geçtiği 1980’li yıllardı. Siyasal Bilimler Fakültesi de, siyasetin gündemde olduğu, karşıt grupların arasıra okulu bastığı ve öğrenimin sık sık kesintiye uğradığı, dönemin diğer okulları gibiydi. Okulun kesintiye uğradığı veya öğrenimin sürdüğü her gün beraber olduğumuz, küçük ve eğlenceli bir grubumuz vardı. Hemen hemen hepimiz, Türkiye’nin değişik şehirlerinde, farklı kültürlerinde yetişerek İstanbul’a gelmiş, üniversitede tanışmış ve birbirimi zi çok sevmiştik. Seyrettiğimiz bir film, okuduğumuz bir makale, günlük gazeteler den bir haber veya bir arkadaşımızın “ taksiyi kaçırdım, otobüsle okula geldim” diye şaka yapması, o günün konuşma ortamını oluştururdu. Ve ülkemizin yaşadığı ve bir daha yaşamaması için dua ettiğimiz o karamsar günlerin bıkkınlığını, ağırlığını üstümüzden atardık.

Öğrencilik yılarımda hobi olarak karikatür çiziyordum. Gırgır, Fırt, Çarşaf ve Çivi gibi dönemin ünlü mizah dergileri nde, hemen hemen her hafta amatör köşelerinde veya iç sayfalard a bir karikatürüm yayımlanırdı. Mizah dergileri ne yayımlanmak için verilen karikatürler, ertesi hafta bir kutuda toplanır ve amatör çizerler yayımlanmayan ürünlerini o kutan seçer alır ve böylece diğer karikatür heveslile rinin çizdiği ancak yayımlanmayan eserlerin i görürdü. Ben de çizdiğim karikatürleri arkadaşlarımla paylaşır, önerilerini alırdım. Bazen de karikatürün konusu sohbetler imizden, şakalaşmalarımızdan çıkar, ben bu mevzuyu çizdikten sonra o güzel anları sanki tekrar yaşardık.

Karikatürden kazandığım parayı - yeni bir kitap almadığım zamanlar - patron benim diyerek arkadaşlarımın sinema, çay, kahve ya da yemek paralarını ödemekte kullanırdım. Genelde mizah dergileri ni okula ben getirirdi m, bir müddet sonra memlekett en harçlığı sürekli geç gelen bir arkadaşım da haftalık dergileri nin abonesi oldu. Tüm harcamala rını hesaplı yapan bu arkadaşım, bir gün neden mizah dergileri ni her hafta aldığını şöyle anlatmıştı: “şunu çizsene dediğimizde; bilgiç bilgiç onu şu şekilde şu çizdi, daha evvel benzerler i yapıldı, her seferinde özgün olalım, diğerlerinden bir farkımız olsun diyorsun. Her hafta değişik bir konu bulmak için yırtınıp, duruyorsu n. Ben de senin çizdiğin, bizimle paylaştığın konuların türevleri bir iki hafta sonra başkaları tarafından nasıl çizildiğini merak ediyorum. Sadece onları takip ediyorum.” demişti. Felsefeyi, felsefi konuşmayı seven bu arkadaşım “bak göreceksin, bu kolaycılığa, ahlaksızlığa kaçanların ömrü uzun olmayacak, bir müddet sonra kaybolaca klar.” demiş; ben de, ”onların yaptığı ahlaksızlık, onlar ahlaksız diye ben de mi ahlaksız olayım?” diye ağır bir cümle kurmuştum.

Bir müddet, benim çizdiğim ve yayımlanmamış olan veya arkadaşlarımla paylaştığım ancak yayımlanmamış karikatürlerin türevlerini dergilerd en takip etmiştik. Dediği kadar da konuşacak malzeme çıkmıştı. Bir gün yine çok severek çizdiğim bir karikatürümü, çok ünlü bir karikatürcünün albümünde görünce o gece uyuyamamıştım. Rahatsız olup, kendimi hırsız gibi hissetmiştim. Defalarca iki karikatürü yan yana koyup, inceledim . Konu ve kullanılan objeler aynı, kompozisy on farklı idi ve o karikatürü bir daha başka yerde yayımlatmadım.

Bir başka anım da; çok sevdiğim bir arkadaşımla, bir gazetenin yayın yönetmenine gittik. Çizdiğim karikatürlere tek tek baktı. Uzun yıllar ara verdiğimi ve tekrar çizmeye başladığımı söylediğimde “bu iş kuyudan kova ile su çekmeye benzer, ilk çıkan su biraz kirlidir ama suyu çekmeye devam ettikçe, suyun berraklaştığını sen de göreceksin, biz de göreceğiz.” demişti. Bu “çiz” demekti ve o akşam çizdiğim ilk karikatür “çini mürekkebi kutusunda n kuyu, tarama ucundan da kova yapıp”, o güzel sözleri çizgi ile anlattım. Yıllar sonra da aynı temayı, daha önce başka bir karikatürcünün çizmiş olduğunu görünce, anlık, kolay bulunan, bir anda akla gelen karikatürler çizmemeğe özen gösterdim. Yıllar öncesi söylediğim -o zaman ”etik” kelimesi henüz sözcük dağarcığımıza girmemiş, bu kadar yaygınlaşmamıştı ve yerine daha genel bir anlam içeren ahlak sözü veya ahlaksızlık ifadesi daha yaygın kullanılmaktaydı- “…onlar ahlaksız ise ben de mi ahlaksız olayım…" sözünü de bundan sonra ince eleyip, sık dokudukta n sonra söylemeye çalıştım.

Sanal ortamda yayımlanan, Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğüne girip, “etik” yazıp, arama tuşuna bastığımızda karşımıza; “1. töre bilimi, 2. ahlak, 3. ahlaki, ahlakla ilgili” ifadeleri geliyor. Bu sözcükleri sorgulayınca da, “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” açıklaması bulunuyor .

Burada söze özellikle, sanal ortam diye başladım. Çünkü, internet kullanımı artıkça bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. O yüzden, yaşadığımız çağa bilim çağı denilmekt edir. Bilgiye bu kadar çabuk ulaşmak, bir takım yanlış uygulamal arı da beraberin de getirdi. Birilerin in çalışıp, didinip öğrendiği, üzerine kendi bilgi ve deneyimin i ekleyerek yarattığı bir yazıyı, bilgiyi, kendi yazısı üzerine bir şey katmadan, yeni bir görüş, eklenti yapmadan ve kimin bilgisi/eseri olduğunu belirtmed en, internett en bul, kopyala, yazdığın yazıya ekle kendi düşüncen olsun (!), kolaycılığı arttı.

Kopyala, kes, yapıştır bilgisaya rın en çok kullanılan işlevleri haline geldi. Hiç kabul edemediğim başka bir durum ise, bir yazarın ya da şairin eserini alıp, kimin eseri olduğunu belirtmed en başkaları ile paylaşmak. Evet paylaşmak güzeldir, hele paylaşılan iyi ve güzel bir şey ise, o iyilik ve güzellik paylaştıkça çoğalır. Ama, unutmamamız gereken diğer şey ise, emeğe saygı göstermek gerekliliğidir. Hele kopya edilen bilgiden, eserden para, unvan, şan, şeref sağlamaya çalışmak, düpedüz hırsızlıktır. Kabul edilecek bir tarafı yoktur. Yine, etik tanımından hareketle; “toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” ifadesine dönecek olursak; toplum içindeki davranışlar değiştikçe veya bozuldukça toplum, kendi kurallarını geliştirmeye başlar. 20 yıl evvel işe giren hiç kimse işe girerken, iş akdi yanında etik ilkeler sözleşmesi imzalamaz dı. Şimdi bir çok meslek örgütü ve şirket çalışanlarına veya üyelerine “etik ilkeler sözleşmesi” imzalatma k durumunda kalmış, kendileri ni bu yanlış uygulamal ardan korumak zorunda veya yanlışın yayılmasını önlemeye çalışmak durumunda kalmıştır. Bazı meslek örgütleri ise bu etik ilkelere aykırı davrananl arı uyarmaya hatta yanlışlıklarında ısrar edenleri meslekten men etmeye başladıklarını görüyoruz.

Sanat ve edebiyat dünyası etik olmayan davranışlar konusunda, en hasas olunması gereken konumdadır. Ama ne yazık ki, sanatçı demeye dilimin varmadığı birçok kimse, sanat adına, sanatsızlık örneği vermekted ir. Yazımın ilk paragrafının sonunda; bu tip hükümlere, "ince eleyip, sık dokumadan" birkaç kere yutkunmad an söylemeye çalışsam da maalesef değişik şeklillerde sıkça karşılaşmaktayım.

Sanatçının, her olaya karşı saygın bir duruş göstermesi gerekmekt edir. Bu, sanatçı olmanın ön koşuludur. Burada örnekleri artırmak, çeşitlendirmek kolay. Konumuz sanat, edebiyat ve sanal alem olunca, “Sanal alem ahlakımızı bozmasın” diyorum. Amaç ne olursa olsun, sanatçı duruşunu yaşantımızın her alanında uygulayalım. Bu davranış biçimini göstermeyenlere veya bu davranış biçiminde ısrar edenlere ise Ziya Paşa’nın bir deyişini hatırlatmak istiyorum: “Nush (nasihat) ile uslanmaya nı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmaya nın hakkı kötektir.” Sanat ve edebiyatt a etik ilkelere uyma- yanların sonu; çekirge gibi bir sıçrayacaklar, iki sıçrayacaklar, çok mesafe kat ettikleri ni sanaken, yakalanac aklar ve hiç kuşkusuz ki amaçladıkları hedefe bir türlü ulaşamayacaklardır. Çok kısa bir zaman sonra bu davranış bozuklukl arını tekrarlay anlar, teşhir edilecekl er veya meslekten uzaklaşmak durumunda kalacakla rdır.
 
Osman Yavuz İNAL
 
 
--------------------------------------------------------------------------------
 sayfa:5
--------------------------------------------------------------------------------
   
 
Yazdır
 
 ANAFİLYA YAYIN İLKELERİ
 
 İLETİŞİM İÇİN
 
 
 
 

« Son Düzenleme: Mart 15, 2010, 07:31:53 ÖÖ Gönderen: admin » Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes