+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » KÜLTÜR ______________________________________________________________________________________ » ULU HAKAN ABDÜLHAMİT HAN (Moderatör: İman_Power)
 ULU HAKAN ABDÜLHAMİT HAN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: ULU HAKAN ABDÜLHAMİT HAN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 10382 defa) Seçenekler Arama
« : Nisan 22, 2009, 09:23:13 ÖÖ »
admin
Ziyaretçi
ULU HAKAN ABDÜLHAMİT HAN - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

ULU HAKAN ABDÜLHAMİT İÇİN
LÜTFEN ALTTAKİ LİNKİ TIKLAYINI Z

http://www.sadakat.net/forum/tarihi-ve-kulturel-degerlerimiz/ikinci-abdulhamit-hani-merhumun-bir-duasi-t12088.0.html
İkinci Abdülhamit Han-ı Merhumun Bir Duası
« : Ağustos 19, 2007, 10:12:51 am »  

--------------------------------------------------------------------------------
CENNET MEKAN 2.ABDÜLHAMİT HAN - DUA-I KEBİRİ

“Allahım helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenle re
hakkımı helal etmiyorum!
Beni, benim için lif lif yolsalar
cımbız cımbız zerreleri mi koparsala r, sarayımı yaksalar
hanümanımı, hanedanımı söndürseler
çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de
Sevgili’nin (SalAllahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni
bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!

Allahım! Mukaddes isimlerin e kurban olduğum Allahım!
Ya Âdil! Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için
ellerinde n geleni yapan Ermeniler i, şimdi beni devirenle re parçalatıyorsun!
Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?..
Fakat yâ Rahman!..
Adaletinl e tecelli edersen hepimiz kül oluruz! Bize acı! Resûlünün
Sevgilini n, Kainatın Efendisin in nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete
rahmetinl e, fazlınla, lütfunla tecelli et!

Yâ Kâdir! Kundaktak i yavruyu gagasına almış
kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir.
Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!

Ya Ma’bud !..
Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum!
Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!..
Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime
yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!

Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda
Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse
duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!

Yâ Sübhan! Şu titrek elleri, Kıyamet gününde
sana “Ümmetim, ümmetim!” diye yalvaraca k olan Habibinin eteğinde
şimdi “Milletim, milletim!”diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme!
Milletimi evvel⠓Ba’sü ba’de’l-mevtsiz” bir ölümle yok etmeye götüren
sahte kurtarıcılar ve sahta kurtuluşlardan kurtar;
ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..

Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.
Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım!
Ayakta duramaz, haldeyim! Vadem ne gün dolacak Allahım?.. “ (Necip Fazıl'dan Alıntı)
http://www.sadakat.net/forum/tarihi-ve-kulturel-degerlerimiz/ikinci-abdulhamit-hani-merhumun-bir-duasi-t12088.0.html

Sultan Abdülhamit Han ile ilgili diğer linkler alttadır tıklayarak okuyunuz

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Default.aspx?t=02.06.2007&y=MehmetSeker
Mehmet Şeker
mseker@yenisafak.com.tr02 Haziran 2007 Cumartesi
Sultan Abdülhamit'in Siyonist önder Herlz'e cevabı
Hz. Süleyman zamanında inşa edilen ünlü Süleyman Mabedi
Sion tepesi üzerindeydi.
İki defa tahrip edilen ve bugün Ağlama Duvarı denilen kısımdan başka bir şeyi kalmayan
bu yapının Yahudilik nezdinde çok büyük bir önemi vardır.

Yahudiler bu mabedi tekrar inşa edip dünyayı bu noktadan yönetme idealini taşımaktadırlar.
Ve bu sebeple idealleri ne, bu tepenin adına izafeten Siyonizm adını vermişlerdir.


* * *
İlk Siyonist Kongresi toplanmad an önce 1896 yılı yazında Herlz
Sultan Abdülhamit'le görüşebilmek umuduyla İstanbul'a gelmiştir.
Herlz, bir müddetten beri Viyana'da Neue Freie Presse'nin çalışanıdır
ve bu gazetenin siyaset konularındaki yazılarını tanzim etmektedi r.

Gazeteci sıfatıyla muhtelif ülkelerin Kralları, Reisicumh urları
Başbakanları ve diğer Siyaset Adamları ile görüşme imkânı bularak
onların siyonizme bakışlarını öğrenmiş ve tasvipler ini almağa çalışmıştı.

Bir yandan da Yahudi banker ve ilim adamlarıyla temasta olan Siyonist Önder
bütün bu çalışmalarında başarılı olmuş ve siyonizm yolunda ilerleme kaydetmişti.

Fakat Osmanlı Sultanı ile görüşmek o kadar kolay değildi.
Ülke içinde ve dışında çağının en güçlü istihbara t ağına sahip olan Abdülhamit'in
Herlz,'in faaliyetl erinden haberdar olmaması düşünülemezdi.
Gazeteci sıfatı taşısa bile, İmparatorluk toprakları üzerinde gözü olan bir kişinin
Sultan'ın huzuruna çıkabilmesi çok özel bir durum muvacehes inde imkân dâhiline girebilir di.


* * *
Herlz'in aracılara ihtiyacı vardı.
Dersaadet'teki Avusturya-Macaristan Sefiri Newlinski y'i bu iş için uygun bulur
ve Padişah'la görüşebilmek için tavassutu nu ister.

Newlinski, Herlz'e bu hususta yardımcı olamamakl a beraber
onun düşünce ve teklifler ini Sultan Abdülhamit'e götürmeyi başarır.

Herlz, Newlinski kanalıyla Padişah'a yaptığı teklifte
Filistin'de Yahudiler e verilecek bir miktar arazi karşılığında
Osmanlı Devleti'nin borçlarının ödenmesini
Avrupa basınının Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamit aleyhine yaptığı neşriyatın durdurulm asını
ve Ermeniler'in pasivize edilmesin i garanti etmiştir.

Herlz'in bu iş için gözden çıkardığı para 20 milyon altın civarındadır.


* * *
Newlinski, Sultan'ın sözlerini Herlz'e aynen aktarır:

“Ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın.
Ben bir karış dahi olsa toprak satamam
zira bu vatan bana değil milletime aittir.
Milletim bu imparator luğu kanlarını dökerek kazanmışlar
ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.
O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz.
Benim Suriye ve Filistin Alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit düşmüşlerdir.
Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır.
Türk İmparatorluğu bana ait değildir
Türk Milletini ndir.
Ben onun hiçbir parçasını veremem.
Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar.
Benim İmparatorluğum parçalandığı zaman
onlar Filistin'i hiç karşılıksız ele geçirebilirler.
Fakat yalnız bizim cesetleri miz taksim edilebili r.
Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.”


* * *
Bir yıl sonra ilk Siyonist Kongresi (WZO) Basel'de toplandı.
Herlz, hatıra defterine şunları yazdı: “Ben Basel'de Yahudi Devletini kurdum.
Eğer şimdi bunu bağırarak söylesem herkes gülecektir.
Belki 5 yıl içinde, ama 50 yıl içinde mutlaka herkes bunun doğru olduğunu görecektir.”

Herlz'in hesabı doğru çıkmıştı.
50 yıl sonra Birleşmiş Milletler kanalıyla Filistin'de İsrail Devleti kuruldu.


* * *
Ali Uğur'un yeni çıkan Mavi Emperyali zm adlı kitabından özetledik.
(Çatı Yayıncılık, 0212 458 97 72)
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Default.aspx?t=02.06.2007&y=MehmetSeker

Sultan Abdülhamit Han ve Son Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu beyefendi ile ilgili
başka bir yazılı metin alttadır lütfen okuyunuz


http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1248
Abdülhamid'i gören son gözler de kapandı
 

31 Ağustos 1912 İstanbul doğumlu 'Osmanlı Hanedanı Reisi' Osman Ertuğrul Efendi
23 Eylül 2009 Çarşamba günü saat 20.19'da hayata gözlerini yumunca
tarihimiz in renkli bir sayfası daha kapanmış oldu.

Zira Osmanlı Devleti'nin 'Son Sultanı' Abdülhamid'i dünya gözüyle gören son kişiydi kendisi
Ayrıca İstanbul'da doğmuş olan hayattaki son, 95 yaşını geride bırakan ilk Şehzadeydi.

Merhum Osman Ertuğrul Efendi'yi 2004 yazında Maçka'daki evinde ziyaret etmiş
eşi Zeynep Osman Hanımefendi'yi de orada tanımıştım.
Abdülhamid'in bir başka torunu Harun Efendi de gelmiş
sevincim katlanmış ve dahi kanatlanmıştı.
Nasıl kanatlanm asın ki! Düşünün
karşınızda hakkında kitap yazmaya soyunduğunuz bir insanın torunu oturuyor.
Onu gören gözler size bakıyor, öpmek için elini tutan el dudaklarınıza uzanıyor.
Kaç saat yüzlerinde Sultan'ın gölgesi dolaşıp durmuştu.

Osman Efendi sanırım biraz keyifsizd i o gün, ayrıca röportaj için gelenler vardı
bu yüzden fazla bir şey konuşamadık.

Aradan yıllar geçti; 5 ay önce bir e-mail düştü posta kutuma.
Mesaj Zeynep Osman Hanımefendi'den geliyordu .
O günlerde kendini bilmezin teki ikide bir iftira atıyordu Sultan'a.
Yok Siyonistl erle Filistin'de toprak pazarlığı yapmış, yok 'bal gibi içki içermiş'...
Ben de bunlara belgeler ve aklıselim ışığında cevaplar veriyordu m.
Meğer Zeynep Hanımefendi yazılarımı Osman Efendi'ye okumuş
o da dedesinin hakkını savunduğum için teşekkürlerini iletmesin i istemiş kendisind en.
Bunun üzerine şimdi 2. cildini yazmakta olduğum "Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" adlı kitabımı
New York'taki adresleri ne elden gönderdim.
Okuyup beğendiklerini öğrenmek tarif edilmez bir mutluluk kaynağı olmuştu fakir için.

 

Vefat eden Osmanlı Hanedanı Reisi Osman Ertuğrul Efendi eşi Zeynep Hanım'la birlikte.

Bu yaz Türkiye'ye geldikler inde görüşecektik.
Hatta temmuz sonu gibi müsait de bulunuyor lardı.
Ne var ki, kısmetten fazlası olmuyor.
Ben biraz gecikince rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldı. Kaldırılış o kaldırılış...
Hayırlı işlerde acele etmek gerektiğini bir kere daha ama acı bir dersle anlamış oldum.
Başta Zeynep Hanımefendi olmak üzere
bütün Osmanlı hanedanı üye ve mensuplarına, tabii milletimi ze başsağlığı diliyorum .

Sultan Abdülhamid 8 oğlu içinde
en çok Osman Ertuğrul Efendi'nin babası olan Mehmed Burhanedd in Efendi'yi severmiş.
Kendisi fevkalade piyano çalar, resim yaparmış.
Zeki ve kabiliyet li
güzel konuşan bir şehzade olduğu anlaşılan Burhanedd in Efendi'yi
cuma selamlıklarına giderken Saltanat Arabası'nda karşısına oturtur
bazen de kendi adına tebrikler de bulunmak üzere elçiliklere gönderirmiş.
Belki bilmezsin iz: Balıkesir'in "Burhaniye" ilçesi
adını Osman Ertuğrul Efendi'nin babasından almıştır.
Sevgili Şehzade'sinin ismini, yaptığı yatırımlarla şenlendirdiği
bu şirin beldeye veren kişi de Abdülhamid'dir.
(Onun için diyorum ya bu topraklar dan Abdülhamid'in mührünü silmek kolay değildir diye.)

Ne var ki, babası tahttan indirildi kten sonra
İttihatçılarla dirsek temasına giren Şehzade için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

Önce Osman Efendi'nin annesi olan eşi Âliye Hanımefendi
Burhanedd in Efendi'den boşanmış, sonra da meşhur Maliyeci Cavid Bey'le evlenmiştir.
(Ne var ki, bu defa da mutluluğu uzun sürmeyecek ve Cavid Bey
İstiklal Mahkemesi tarafından asılacaktır.)
Ardından Balkan Savaşları patlamış
ve Burhanedd in Efendi'ye, bağımsızlığına kavuşan
Arnavutlu k'un başına kral olması teklif edilmişse de
Osmanlı gururu buna mani olmuş, bu cazip teklifi reddetmiştir.
Ardından ABD'ye yerleşip zengin bir Amerikalı hanımla evlenmiştir.
15 Haziran 1949'da vefat etmiş, cenazesi gemiyle İstanbul'a getirilme k istenmiş
ama CHP hükümeti izin vermemiş
bunun üzerine Şam'a götürülerek Sultan Vahdettin'in yanına gömülmüştür.
Burhanedd in Efendi'nin Osman Efendi'den bir yaş büyük olan diğer oğlu
Mehmed Fahreddin Efendi'nin de
iyi bir ressam olduğunu ve 1968'de ABD'de vefat ettiğini biliyoruz .
(Kadir Mısıroğlu, "Osmanoğulları'nın Dramı", Sebil Yay., 1974, s. 265-270.)

Merhum Osman Ertuğrul Efendi'yi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?
İşte bundan sadece 6 gün önce Zeynep Osman Hanımefendi'nin lütfedip gönderdiği bilgiler.
Bu bilgileri n en azından bir kısmı burada ilk kez yayınlanıyor:

"Babası Burhanedd in Efendi iki oğlunu da küçük yaşlarından itibaren
her Avrupa'ya gidişinde beraber götürürmüş.
Aile memlekett en çıkarıldığında Viyana'daymışlar
dolayısıyla diğer aile fertleri gibi sürgün olayını yaşamamışlar
ama ortada bir tuhaflığın olduğunu da hissetmişler.
Bazı halaları ve aile fertleri Viyana'da Burhanedd in Efendi'nin evinde bir süre kalmışlar.

 

Sağda Osman Ertuğrul Efendi, solda Harun Osmanoğlu Efendi ile Maçka'daki evlerinde .

Gayet iyi ata binermiş, birçok madalyala r ve kupalar kazanmış ama Bar Harbour'da
(New York'un kuzeyinde ki Maine eyaletind e)
babasının evinin olduğu mıntıkada çıkan bir yangın neticesin de
bir sürü kıymetli malların arasında onlar da yanıp kül olmuş.

1930'ların sonlarında Amerikalı olan üvey validesin i ziyaret etmek üzere
Washingto n DC'ye gitmiş
babası da bir müddet sonra oğluna ve zevcesine iltihak etmiş
ve yarı Washingto n'da, yarı New York'ta yaşar olmuşlar.
Sonra New York'ta karar kılmışlar.
Osman Efendi Güney Afrikalı İngiliz asıllı bir hanımla (Gulda Twerskoy) evlenmiş
bir maden şirketi kurup
uzun seneler dünyanın birçok memleketi nde maden ocakları açıp işletmiş
çok muvaffak olmuş ve şirketini kuruş ve çalıştırışıp
yepyeni ve kendine has bir tarz olduğundan Columbia Üniversitesi'nde ders olarak okutulmuş.

Babası fevkalade iyi bir piyanistm iş.
Osman Efendi, "Babam, Abdülhamid'in oğlu olmasaymış devrin en iyi piyanisti olurmuş."
der her zaman.
Kendisi de, benim o zamana kadar tanıdığım insanların içinde
müziği en iyi bilip tahlil edebilen
ve adeta müzikle bir olmuş bir kimsedir.
Onun kadar iyi müzik kulağı ve bilgisi olan bir kimseyi ben şahsen tanımadım.
Gayet iyi bir marangozd ur, evde kendi eliyle yaptığı üç masamız durur.
Aynı zamanda çok da mükemmel bir aşçıdır.
Çok okur, Türkçe, Almanca, Fransızca ve İngilizceyi mükemmel bilir, İspanyolcayı konuşur
İtalyancayı anlar, icab ederse onu da konuşur ama diğerleri kadar değil.

Hayvanları çok sevdiği için New York'ta bir hayvan kurtarma ve yerleştirme
(adoption) vakfı kurmuş, uzun seneler ilk zevcesi işletmiş.
Onun vefatından sonra vakfı devretmiş.
Ben kendisini ilk hanımının vefatından iki sene sonra tanıdım
ve tanıdıktan iki sene sonra da evlendik. Yıl 1991."

Okuduğunuz bilgiler elime geçtiği günlerde Osman Ertuğrul Efendi henüz sağdı
yaşayacağından umutluydu k.
İyileşirse hazırlıklı olayım diye hakkında bazı sorular daha sormuştum eşine.
O sıkıntılı günlerinde zahmet edip cevapladılar.
Bunları da sizinle paylaşmak isterdim ama gördüğünüz gibi yerimiz tükendi.
( Bu metnin orjinali aşağıdaki linktedir lütfen tıklayarak okuyunuz )  
http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1248

Sultan Abdülhamit Han ve Son Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu ile
Osmanlı'ya bakışın ele alındığı bir yazılı metin lütfen okuyunuz
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/osmanli/index.html
Babamın cenazesin i İstanbul'a almadılar

80 yıllık Türk pasaportu özlemini Türk vatandaşlığına kabul edilerek dindiren
Osmanlı hanedanının hayattaki en kıdemli mensubu Prens Ertuğrul Osman
sürgündeki yaşamının yanısıra ailesine ilişkin bilinmeye n pekçok gerçeği, Yeni Şafak'a anlattı.


Osmanlı Hanedanı'nın son Osmanlı kimliğini taşıyan
Sultan II. Abdülhamid'in torunu Ertuğrul Osman
Türk vatandaşlığına kabul edilmenin mutluluğunu yaşıyor.
Ertuğrul Osman sürgündeki yaşamının yanı sıra ailesine ilişikin
bilinmeye n pek çok gerçeği Yeni Şafak'a anlattı.
Sultan II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Mehmed Burhanedd in Efendi'nin oğlu olan Ertuğrul Osman
1912 yılında Yıldız Sarayı'nda dünyaya geldi.
12 yaşında babası ile önce Avrupa'ya sonra Amerika'ya giden
Ertuğrul Osman Viyana ve Paris'te diplomatlık eğitimi aldı.
1933 yılında babası ile Amerika'ya giden Ertuğrul Osman
ilk evliliğini 1947 yılında New York'ta Gulda Twerskoy ile yaptı.
1949 yılında Şehzade Mehmed Burhanedd in Efendi'nin vefatından sonra
1952 yılında merkezi Kanada'da olan maden şirketini kuran Ertuğrul Osman
özellikle Güney Amerika ülkeleri ile alışan şirketini New York'taki bürosundan yönetiyor.

Ertuğrul Osman, babası Şehzade Mehmet Burhanett in'in cenazesin in bulunduğu geminin
İstanbul'a sokulmayışını hiç unutmamış.
6 asır Osmanlı İmparatorluğu'nu yöneten bir hanedanın sürgünde vefat eden
mensubuna reva görülen bu muamaleyi Ertuğrul Osman şöyle anlatıyor:
"Babam Şehzade Mehmet Burhanett in
Sultan II. Abdülhamid'in sekizinci çocuğuydu.
Avrupa'da seyahatte iken cumhuriye tin ilanı üzerine vatana dönememiş.
Babam çok zeki, herşeyden anlayan, güzel söz söyleyen bir şehzade idi.
Fevkalade piyano çalar, resim yapar, son derece sanatkar bir ruha malikti.
Öyle ki daha yedi yaşında iken bir marş bestelemiş ve büyükbabam bunu bastırarak kendi alayına
Bahriye Muzıkası'na vermiş. 1949'da vefat ettiğinde cenazesin in bulunduğu gemi
İstanbul'a sokulmadı. Gemiyi karaya yanaştırmadılar, yolcuları indirdile r
cenaze gemide kaldı. Babamın cenazesin i Türkiye hükümeti kabul etmedi.
Cenaze Beyrut'ta askeri törenle karşılandı. Şam ve Lübnan hükümeti mezarı hazırladı
ve babam Şam'da defnedild i."

Kraliyet ailesiyle akraba

Ertuğrul Osman'ın yaşamı
Osmanlı hanedanı ile benzer bir akibeti paylaşan Afgan Kraliyet ailesinde n
Prens Abdulfett ah Tarzi'nin kızı Zeynep Tarzi ile çakışır.
Tarzi, anne tarafından bir Osmanlı ailesine mensuptur .
Ertuğrul Osman ve Zeynep Tarzi 1991 yılında New York'ta evlenirle r.
Sabık Afganista n Kraliçesi Süreyya'nın akrabası olan Zeynep Hanımın annesi
Türkiye'nin ilk kadın doğum uzmanı ve İstanbul'un çeşitli semtlerin e dağılmış
doğum klinikler i ile laboratua rların kurucusu ve sahibi Pakize Tarzı'dır.
Pakize Tarzi'nin babası Osmanlı döneminde Ziraat Bankası'nın
Suriye Umum Müdürlüğü'nü yapan Babası İzzet Saltık Bey'dir.
Halep'de doğan Pakize Tarzı, Boğaz'ı yüzerek geçen ilk kadın olarak da tanınıyor.
Aile Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve Şam'ın düşmesinden sonra, Adana'ya göç eder.
Zeynep Hanım anne tarafından Afgan kraliyet ailesi mensubudu r.
Afganista n Kral Amanullah'ın karısı Kraliçe Süreyya ve sabık Afgan Kralı Zahir Şah ile akrabadır.

Kırgın değiliz

1924 yılında hanedan mensuplarının Türkiye'den ayrılmaları sonrasında
ailenin mensuplarının çok büyük sıkıntılar yaşadığını belirten Ertuğrul Osman
"Fakat hanedanın hiçbir mensubu Türkiye'ye karşı kırgınlık hissetmem iştir.
Bizler bugüne kadar siyasette n uzak durduk.
Daha da mühimi, hiçbir zaman saltanat iddiasında bulunmadık.
Ben İstanbul'da doğdum ve sonra yurtdışına çıktım. Ancak
Türkiye şimdi pasaportu mu verdi bana. Pasaport verilmede n önce de Türktüm
şimdi de Türküm ve Türk olarak öleceğim" diyor.

Ermeniler i korumuştu

"Bugün Sultan II. Abdülhamit ile yüz yüze görüşen benden başka kimse yoktur" diyen
Osman Ertuğrul konuşmasını şöyle sürdürdü
" Cumhuriye t devrinde II. Abdülhamit kadar karalanmış başka bir kişi yok.
Dedemin istibdat ve baskıyla anılmasından rahatsızlık duyuyorum .
Bu haksız ithamlar Sultan'ı karalamak isteyen İttihat ve Terakki ile dış güçler tarafından ortaya atıldı.
Sultan II. Abdülhamid Ermeniler i katletmed iği gibi, onları korumaya çalıştı.
Yine de Avrupa'nın kışkırtmasıyla bu damgayı yedi."

http://www.yenisafak.com.tr/diziler/osmanli/osmanli02.html

Son Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu Beyefendi ile ilgili linkler
aşağıdadır lütfen tıklayarak okuyunuz
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=ERTU%C4%9ERUL+OSMAN+EFEND%C4%B0&meta=

http://www.frmtr.com/tarih/2593841-millet-bize-cok-calismamiz-icin-maas-veriyor.
http://www.ihlassondakika.com/detail.asp?id=207423

Osmanlıya bakışın degerlend irildiği bir yazılı metin alttadır lütfen okuyunuz
    
http://www.stargazete.com/politika/osmanli-ya-bakis-degisti-haber-215489.htm
Osmanlı’ya bakış değişti  28 Eylül 2009 Pazartesi, 00:30 POLİTİKA Star Gazetesi
Şehzade Ertuğrul Osman’ın cenazesin e binlerce kişinin katılması
‘Osmanlı’ya bakışın değişmesi ve vefa borcunun ödenmesi’ olarak yorumlandı

EBRU BARAN  İSTANBUL

Abdülhamit’in torunu Şehzade Ertuğrul’un cenazesin deki yoğun katılımı
ve basının ilgisini ailesi ve tarihçiler değerlendirdi.

Zeynep Tarzi Osman: Osmanlı tarihine duyulan saygının bir ifadesidi r katılım.
Tarihiyle iftihar eden, Osmanlı hanedanına son vazifeler ini yapmayı düşünmüş
zevatın ilgisi diye de düşünürüm.
Sultan Abdülhamit son zamanlard a
aslında Kızıl Sultan değil iyi bir padişah olarak anılmaya başlamıştır.
Bunu da halkımız ve gençlerimiz yeni öğreniyorlar. Katılımda bunun da etkisi var.
Ayrıca Osman Efendi padişahın son torunudur ve ondan sonra torunu kalmadı.
Yani saltanat bitti. Eşimle birlikte saltanat da öldü.  

Gazeteci Avni Özgürel:  Türkiye son yıllarda Osmanlı’yı daha iyi tanımaya ve anlamaya başladı.
Geçmişte Osmanlı’ya öfkeyle yaklaşan halk
bugün tersine Osmanlı mirasının övünülecek bir tarih olduğu kanısında.
Son 10 yılda tarihimiz le ilgili bakış açışımızı değişti.
6 asırlık Osmanlı’ya çok şey borçlu olduğumuzu görmeye başladık
ve bu borcuda vefa ile ödemeye çalışıyoruz.

Tarihçi Mustafa Armağan: Katılımın büyük olmasının 3 nedeni var.
Bir, 1999’da Osmanlı’nın kuruluşunun 700’üncü yılı etkinlikl erine
hem devlet hem halk çok büyük bir katılım gösterdi.  
Türkiye’de Osmanlı ile barışma yönünde çok önemli adımlar atıldı.
İki, Türkiye 99’dan bu yana Osmanlı’nın yükseliş dönemine benzer bir açılım gösterdi.
Özellikle Dış işleri Bakanı Davutoğlu’nun  komşularla iyi geçinme
herkesi ayrımcılık yapmadan kucaklama diplomasi si Osmanlı’yı tekrar hafızamıza soktu.
Üç, Ertuğrul’un Abdülhamit’in torunu olması. Çünkü en sevilen padişah Abdülhamit’ti.  

Prof. İlber Ortaylı: Anadolu halkı Osmanlı’yı çok seviyor.
Öyle bir kalabalığın diğer nedeni de Şehzade Ertuğrul
mükemmelin üzerinde bir adamdı.
Aynı zamanda cumhuriye ti seven biriydi. Hükümet üyeleri de cenazeye geldi
ve Osmanlı’nın mirası ile olan iyi uyumu gösterdi.

‘Bugün 20. evlilik yıldönümümüzdü’  

Şehzade Ertuğrul’un eşi Zeynep Tarzi Osmanoğlu
“Bugün (dün) evliliğimizin 20. yıldönümüydü.
Hayatta olsaydı Şehzade Ertuğrul Osman ile 20. yılımızı kutlayaca ktık” dedi.
Şehzade Ertuğrul’un vefatının ardından, ailesi
şehzadenin doğduğu Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki Çadır Köşk’te     kabul etti.
• ERDİNÇ AKKOYUNLU  İSTANBUL

Vatanına sevdalı bir insandı

Başbakan Erdoğan
önceki gün toprağa verilen II. Abdülhamit’in torunu Ertuğrul Osman’ın ailesine
taziye ziyaretin de bulundu. Erdoğan
ABD dönüşü Atatürk Havalimanı’ndan Yıldız Sarayı Çadır Köşkü’ne geçerek
burada eşi Emine Erdoğan’la
Ertuğrul Osman’ın eşi Zeynep Osman ve aile üyelerine taziye dilekleri ni iletti.
1 saat süren ziyaretin ardından
çıkışta Başbakanımız  Recep Tayyip Erdoğan şunları kaydetti:
‘’Türkiye sevdalısıydı, vatanına sevdalı bir insandı.
Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, milletimi ze sabırlar diliyorum .
İnanıyorum ki milletçe de hep birlikte üzerimize düşen son görevi yerine getirdik.’’  
http://www.stargazete.com/politika/osmanli-ya-bakis-degisti-haber-215489.htm

Cennet Mekan Sultan Abdülhamit Han ile ilgili bir kaç örnek link
alttadır lütfen tıklayarak okuyunuz

http://www.enfal.de/otarih41.htm
http://www.megaturks.net/turk-tarihi-50/116-yil-once-karikatur-krizi-ve-sultan-abdulhamid-15443/
http://www.maxicep.com/hikaye/sultan-abdulhamid-i-ve-osmanlilari-nicin-kotulemisler-180932.html
http://www.forumistik.com/forum/k5232--sultan-abdulhamit-ten-teknolojik-ferman.html
http://www.habereditor.com/news_detail.php?id=61422
http://www.turkish-media.com/forum/topic/146787-sultan-ii-abdulhamidin-hazirlattigi-haritaya-gore/
http://www.porttakal.com/haber-sultan-abdulhamit-e-atilan-buyuk-iftira-114444.html
http://www.cixiz.biz/osmanli-imparatorlugu/sultan-abdulhamit-handan-muthis-bir-ani-21209.html
http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=2386

Sultan Abdülhamid Han'ın azli ile ilgili aşağıdaki linki okuyunuz
http://www.ezberim.com/turk-tarihi/8133-ayse-osmanoglunun-dilinden-sultan-abdulhamidin-hal/
Ayşe Osmanoğlu'nun dilinden Sultan Abdülhamid'in hal edilişi


Sultan Abdülhaimd'in tahttan indirilişini kızı Ayşe Osmanoğlu'nun dilinden dinleyeli m.
Gençliğimin ilk acı ve kederli günleri babamın hal’i ile başlar.
Şiddetli top sesleri sarayın duvarlarına aksedip camları sarsarken
kalbimde duyduğum ıstırapla gözlerimden yaşlar boşandı. İlk sözlerim
Cenabı Hakka yalvarara k
 “Allahım! babama acı. Hayatını bağışla!” diye dua etmek oldu.
Taht, taç bunlar hep boş şeylerdi. Şimdi bize yalnız onun hayatını korumak
ölümden, ecel-i kazadan muhafaza olunması için dua etmek, Ra bbimizden yardım beklemek kalıyordu.


Sığınağımız Allah’tı. Küçük yaştan beri sarayın eskilerin den dinlediğimiz
Sultan Aziz’in hal’i ve katli, bu müthiş felaket, dimağlarımızda yer etmişti.
Şimdi bizim başımıza da aynı halin gelme ihtimali vardı.
Bu korkulu düşünce ile harap ve perişan titriyor, gözlerimden yaşlar boşanıyor, hıçkırıyordum.


Sarayın her tarafından feryatlar yükseliyor
ah ve enin sesleri arasında “Allah Efendimiz e acısın” nida ve duaları işitiliyordu.
31 Mart (13 Nisan) Vakası gününden beri huzur ve sükundan mahrum kalmıştık.
Hele bir haftadan beri nasıl yaşıyor, neler çekiyorduk?
Sarayın bütün genci, yaşlısı sofalarda, odalarda dağınık bir halde bulunuyor lardı.
Her saat her dakika felaket haberini bekliyord uk.


Saray büyük bir korku ve hakiki bir karanlık içindeydi.
Elektrikl erle havagazla rı sönmüş, sular bile kesilmişti.
Gece bekçileri, sadık zannettiğimiz Arnavut kapıcılar, hademe ağalar, bahçıvanlar
tablakarl ar, hatta Haremağaları bile, çoktan çıkıp gitmişlerdi.
Koca sarayda kadınlardan başka kimseler kalmamıştı. sinir buhranları geçiren
korku ve dehşetten bayılan kadınlar görülüyordu.
Etrafımız abluka içindeydi. Arada silahlar atılıyor, sarayın bahçesine kurşunlar düşüyordu.
Bu sesler bizi iliklerim ize kadar titretiyo rdu.


Bütün bu hallere rağmen aramızda en metin olan yine babamızdı.
Sükun ve vakarını asla terk etmeyerek büyük bir tevekkülle
Küçük Salondaki masasında oturuyor, bu patırtıları
ağlayışları hiç işitmiyormuş gibi
bermutat elindeki kitap ve kağıtları ile meşgul oluyordu.
Elindeki tesbihini çekerek güler yüzle odanın içinde dolaşıyor
bu haliyle bize gayret ve teselli veriyordu .
Biz kendisini rahatsız etmemek için odasına girmiyord uk.
Yalnız annem girip çıkıyordu.


Bir aralık babam anneme “Kadınım! Çoluk çocuk kaç gündür ne yiyorlar?” diye sordu.
Annem, “Efendiciğim! Hiç merak etmeyiniz .
Aç kalmıyorlar. Ne buluyorla rsa yiyorlar. Bisküvi falan da vardır.
Sizin sağlığınızdan başka istedikle ri yoktur. “ dedi. Babam
 “Kadınım! Bu kadar saray halkı bu kadar az şeyle yaşayabilir mi?
Zavallı kadınların günahları ne ki açlığa mahkum olsunlar?
Bu nasıl devam eder? bir çaresine bakmalı.” dedi.


Kapıda bekleyen İkinci Musahip Gevher Ağaya seslendi.
Başkatibi çağırttı. Beş dakika geçmeden Cevad Bey geldi.
Babam “Başkatip! bir haftadan beri çoluk çocuk, genci, ihtiyarı
bütün kadınlar adeta aç yaşıyorlar.
Bu masum kadınların günahı nedir?
Biraz ekmek lazım değil mi? Bir çaresine niçin bakmıyorsunuz?” diye sordu.
Cevad Bey laubali bir tavırla :
” Ne yapalım? Onları düşünecek halde değiliz.
Ne bulurlars a yesinler. Yemeği nereden bulayım?
Aşçılar gitmiş, sarayda kimse kalmamış, biraz ekmek getirtiri m.
Suya banıp yesinler.” cevabını verdi.


Hiç beklemediği bu cevap üzerine babam pek mahzun olmuş
hayretler içinde kalmıştı. Babam da kara günde terk olunan insanların kırgınlığı vardı
“çoluk çocuk açlığa mı mahkum edildiler? İnsanlık ortadan kalktı mı?
bir kişi için bin kişi feda edilir mi? Bu nasıl söz? Herhalde bir çaresini bulunuz.”
diyerek Küçük Salona doğru yürüdü.
Biraz sonra Hareme bir Çuval ekmek gönderilmişti.
Kalfalara dağıtıldı. Bizler ise birer parça bisküvi ve kahveyle idare ediyorduk .


Biz Efendiler in saraydan çıktıklarını biliyordu k.
Hatta Burhanedd in Efendi kendisine yapılan iftiralar dan dolayı korkup
sarayı terk etmeye mecbur olduğunu da bildiğimiz halde
babama söylememiştik.
Abdürrahim Efendi , zavallı çocuk ağlıyarak geldi. Baba oğul öpüşüp ağlaştılar.
Babam “Oğlum! Sen daha çocuk denecek yaştasın. Bu felaketle re tahammül edemezsin .
Sana yazık olur Haydi sen de benimle veda et. Büyük biraderle rin gibi hemşirelerinin evine git.
Tehlike içinde bulunmanı istemem.
Hatta burada bulunan üç genç hemşireni de beraber götür.
Onlar da burada kalmasınlar,” dedi.
Fakat biraderim iz cesaretle “Hayır babacığım! Sizi bırakıp gidemem.
Tehlikede n korkmuyor um. Sizden ayrılacak değilim.
Size ne olacaksa bana da o olacaktır. Gitmem!” dedi.


Biz üç hemşire ise , biraderim iz gitmiş olsa bile
her tehlikeye göğüs gerecek, yine babamızı bırakmayacaktık.
Bunu, çoktan aramızda kararlaştırmıştık.
O günden sonra Abdürrahim Efendi de aramıza girdi.
Selamlık tarafındaki odalardan birinde küçük bir kanepede yatıp kalkmaya başladı.
O zaman Abdürrahim Efendi 14, Nureddin Efendi 7
Abid Efendi ise 4 yaşında idiler. Babam küçük biraderle r için analarının
yanında kalsınlar ve ayrılmasınlar diye emretti.


Artık cülus topları atılmaya başlamıştı.
Beklenile n müthiş gün gelip çatmıştı
Yukarıda yazdığım gibi cümlemiz korku içinde idik..
Ağlaşiyor, dua ediyorduk .
Bütün haremleri ve evlatları Büyük Salon’ a toplanmıştık.
Kendisi metin ve mütevekkil aramızda dolaşiyordu.
Bizlere hitaben, “Taakdir-I İlahi yerini buldu. Elhükmülillah,” diyordu.
Biz kendimizi tutamıyarak ağlıyorduk. O ise, bilakis bize ****
net tavsiye ederek tesellimi ze çalışıyordu.
Bu sırada Cevher Ağa kapıdan gözüktü
 “Başkatip Cevad Bey, Efendimiz i görmek istiyor,” dedi. Babam, “gelsin,” diyerek
bizleri Küçük Salon’a geçirdi.
Kapı ardına kadar açıktı. Hepimiz kapının önünde duruyordu k.
Cevad Bey girerek Milli Meclis’ten heyet geldiğini haber verdi. Babam “buyursunlar,” dedi.
Başkatip önde olarak, gelen heyet içeri girdi.


Dört kişi idiler. Babamın karşısına sıra ile durup kısa birer selam verdiler.
Babam mukabele etti.


Başata duran Esat Toptanî, yekten , “Millet seni azletti.” dedi.
Babam metin ve gür bir sesle “ Zanneders em hal’ etti demek istiyorsu nuz.
Pek âlâ! Buna gösterilen sebep nedir?” diye cevap verdi.


O zaman ikinci askerî şahıs fetva suretini okumaya başladı.
Fetva şöyle başlıyordu: “İmâm-I Müslim'in olan Zeyd bazı
mesâil-i mühimme-Ii şer’iyyeyi kütüb-ü ser’iyyeden tayyü ihrâc
ve kütüb-Ii mezkureyi men’ü hark ü ihrak…”


Bu “kütüb-ü şer’iyyeyi hark ü ihrak “ yani “şer’i kitapları yakma “ sözlerine gelince
babam yüksek sesle , “ Ben kütüb-ü şer’iyyeyi yakmışım?
Hasbünallah derim,” dedi ve fetvayı sonuna kadar dinledi.


Fetvanın okunması bitince,”Bu kararı hangi makam verdi?”
diye Arif Hikmet Pasa’ya sordu. Arif Hikmet “ Meclis-I Milli” diye cevap verdi.
Bunun üzerine babam, “Ya ...Öyle mi? Bu meclise riyaset eden kimdir? dedi.
Ve Ayan Reisi Said Paşa olduğu cevabını alınca hayret eden bir seda ile
”Said Paşa , öyle mi?” dedikten sonra şu sözleri söyledi
” otuz üç sene millet ve devletim için, memleketi min selameti için çalıştım.
Elimden geldiği kadar hizmet ettim.
Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek olan Rasululla h’tır.
Bu memleketi nasıl buldumsa öylece teslim ediyorum.
Hiç kimseye bir karış toprak vermedim.
Hizmetimi ancak Cenab-Iı Hakkın takdîrine bırakıyorum.
Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetler ime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak da oldular.”


Burada babam sağ ayağını öne atarak
” Allah, düşmanlarımı kahretsin,” dedi. O zaman hepimiz birden “amin” dedik.
Salonun içinde bu seda yükseliyor, bu amine erkek sesleri de iştirak ediyordu.
Acaba Bendegân mı, babamın karşısında bulunan heyet azaları mı amin demişlerdi
bunu anlayamadık.


Babam tekrar Arif Hikmet Paşa’ya hitap etti,” Sizden bir ricada bulunacağım:
Lâzım gelenlere ve biraderim e bildirini z.
Bana Çırağan Sarayını tahsis etmelerin i istiyorum .
Buradan oraya kolaylıkla geçmemiz mümkündür.
Ahir-I ömrümüzü biz de orada ibadetle geçiririz.
Başka bir arzum yoktur, “ dedi. Bir selam verdi.
Vakur ve metin adımlarla, bulunduğumuz Küçük Salon’a doğru yürüdü. Heyet de çıkmıştı.


Bu konuşma sırasında
babamın iki elinin paltosunu n cebinde olduğunu görmüş gibi söyleyenler vardır.
Babam, iki eli yanlarında olarak resmi bir tavırla duruyordu .
Kimseyi, hatta bizleri bile eli cebinde kabul etmezdi.
Ne babamın terbiyesi, ne de Türk terbiyesi bu şekilde bir kimseyi kabule müsait değildi.
Maalesef şehzade Abdülmecit Efendi, yani merhum son halife
bu konuşmayı canlandıran tablosund a babamı elleri cebinde olarak tasvir etmiştir.
Pek akıllı olan Abdulmeci d Efendi’nin, babam gibi bir hükümdarın eli cebinde olarak
bir heyet kabul etmeyeceğini düşünmemesi şaşılacak şeydir. Fazla söze lüzum görmüyorum.


Sonra bize heyet azâsını anlatmaya başladı.
“Baştaki çok iyiliğimi görmüş olan Esat Toptanî’dir. İkincisi Arif Hikmet’tir ki
bizim Kızlarağası Abdülgani’nin yetiştirdiği
ve o yüzden himayeme aldığım, ferikliğe kadar yükselttiğim bir nankördür.
Öbür ikisi de Yahudi Karasu ile Ermeni Aram’dır.
Milletimi n namına otuz üç senelik hizmetimi n mükâfatı memleketi me
ve milletime düşman olduklarından şüphe etmediğim
bu adamlar tarafından hal’imin tebliği oldu.
Zarar yok . Milletim masumdur.
Bunları tertib edenler şahsi düşmanlarımdır.
Fakat Allah adildir. Bir gün elbet hakikat tecelli eder. Her ne ise
takdir bu imiş.”dedi.Sonra bize döndü,” Haydi çocuklarım, çok üzüldünüz .
Odalarınıza gidip biraz dinlenini z. Benim gibi ****netli olmaya gayret ediniz.
Olabilir ki yarın ya da öbür gün bizi burdan çıkarırlar.
Yüzleriniz çok solgun. Haydi ağlamayınız. Allah kerimdir,” diye ilave etti.
Hemen babamızın elini öperek odadan çıktık. Ağlıyorduk.


Ben bir haftadan beri daireme çıkmamıştım.
Sofalarda ağlayan saray kalfalarının arasından perişan bir halde geçerek
dairemin merdiveni ne gelmiştim. Üst basamakta, elinde doğup büyüdüğüm ihtiyar abam
çökmüş ağlıyordu. Beni bekliyord u.” Aman, arslanım ne hale gelmişsin? Biraz istirahat et .
Kendini bu kadar harap etme .”
gibi samimi nasihatla rla teselli vererek beni odama götürdü.
Yatağımın üzerine uzandım. Hemen oracıkta bir kahve pişirip elime verdi.
fakat o gün istirahat günü değildi. Bir hiss-i kablel vuku ile aklıma hep fena şeyler geliyordu .
Daha çok göreceğimiz var diyerek kalbim ürperiyor, âdeta diken üzerinde yatıyormuşum
hissiyle harap oluyordum .


O sırada aşağıda ki Hünkar Sofrası’ndan yine telaşlı konuşmalar
feryatlar, patırtılar başladı. Hemen fırladım.
Ne oluyor diye merdiveni n başına koştum.
Alt başında olan kızlar, “Eyvah! Efendimiz i götüreceklermiş!” diye bağırıyorlardı.
Elim, ayağım kesilmişti.
Titriyord um. “ Aman babacığım, ben duramam. Babamı götürüyorlarmış.
ben de gideceğim ,“ dedim.


Sultan Aziz vukuatını görmüş olan tecrübeli ablam
 “Arslanım! Bu halde gitme Hiç olmazsa şu örtüyü başına al.
Şu mantoyu da giy,” diyerek beni giydirdi. Ayrıca elime bir manto ile bir örtü daha verdi.
”Bunları da annene götür,” dedi.
Birbirimi ze sarıldık “Hakkını helal et abacığım,” diyerek merdivend en koşa koşa aşağı inmeye başladım.
Arkama baktığım zaman bu şefkatli kadının
merdiven üzerine düşmüş ağlar bir halde olduğunu gördüm
ve onu o halde bıraktım.
Doğruca babamın dairesine koşuyordum.
Her tarafta, sofalarda bekleyen genç, ihtiyar kalfalar arkamdan
”Sen de mi gidiyorsu n? Bizi kimlere bırakıyorsunuz?
Sizden başka kimimiz var?” diye bağırıyorlardı.
Bana sarılmak istiyorla rdı. Ellerinde n güçlükle kurtuluyo r
”hakkınızı helal edin babamla gideceğim.” diyordum.


Nihayet kendimi babamın dairesind e buldum.
İlk gözüme çarpan kapının yanında sapsarı kesilmiş bir halde duran annem oldu.
Ona doğru koşarak
” Ne var Allah aşkına , ne oluyoruz anneciıimı” dedim.
Annem,"Kızım babanı Selanik'e götürmek istiyorla rmış.
Cevad Bey gelip haber verdi. Efendimiz şimdi heyetle konuşuyor," diye cevab verdi.


Kapının önünde bekleşiyorduk. Akıbetimizin ne olacağını düşünüyorduk.
Böyle bir hal şimdiye kadar ne görülmüş ne de işitilmişti.
Ecdadımızdan tahttan indirilmiş olanlar burada yaşamış
burada ölmüşlerdi. Hatta öldürülen dahi olmuş
fakat bir vilayete nakledile n kimse görülmemişti.
Adeta aklımız durmuştu.
Bu sırada babam içeriye girdi,"Hayır, gitmeyeceğim. İstediklerini burada yapsınlar!"
diye ısrar ediyordu.
Cevad Bey kapıya gelmişti,"İnad etmeyiniz .
Çoluğunuza çocuğunuza acıyınız.
Benim vazifem hitam bulunuyor .
Ben de gideceğim. Çabuk cevabınızı bekliyorl ar." diyordu.


Babam tekrar salona geçti. Ne kadar müddet kaldığını tahminden bugün acizim.
Tekrar içeri girip heyetin söylediklerini bize anlattı.
Heyet dört kişi idi. Kimler olduğunu hemen biraz sonra öğrenmiştik.
Biri Hüsnü Paşa, ikincisi Hadi Paşa[1] idi. Üçüncüsü Galip Bey
dördüncüsü de Fethi Bey(Fethi Okyar) idi.


Babam bu heyete," Ben burada ölmek isterim.
Ecdadımın medfeni buradadır.
Beni götürmek istemeniz meşrutiyete mugayirdi r," demiş.
Fethi Bey," Ordu, hayatınızı tekeffül ediyor. Size ordu bakacaktır.
Bizi cebir kullanmay a mecbur etmeyiniz," diye cevap vermiş.
Hüsnü Paşa ise," Arabaya beraberce binelim.
Emniyet etmiyorsa nız elinize bir tabanca alınız.
Karşınızda oturalım.
Bizden bir hareket görürseniz bizi vurmak elinizded ir
" teklifini tapmış. Babam da:
" Paşa!Ben sizi vurduğum takdirde beni kim vuracak?" diye sormuş.


Babam ilave ediyordu,"Sözde devletler gemilerin i göndermişler.
Çanakkale'de bekliyorl armış.
Dahilde bir vukuat zuhur ederse memleketi işgal edecekler miş.
tarih huzurunda yine benim mesul olacağımı da utanmadan söylediler.
Bu sırada aklıma bir fikir geldi. Beni evlatlarım ve ailemle beraber göndermeye
müsaade ederlerse giderim dedim. Şimdi sormaya gittiler."


Burada babam acı ve hazin bir bakışla,"İyi yaptım mıı Beraber gelecek misinizı" diye sordu
Hepimiz,"Evet Efendimiz! Pek iyi yaptınız.
Siz nereye giderseni z biz de elbet beraber geleceğiz," dedik.
Babam bize teşekkür ederek odanın içinde dolaşmaya başladı.
" Mukaddera tımızı verecekle ri karar tayin edecektir," diye cevab verdi.


Hepimiz takdire razı olmuştuk. Tek korktuğumuz şey, babamı bizden ayırmaları
yalnız götürmeleri idi. O zaman ne olacaktıı Bunu düşünerek titriyor, hazin hazin ağlıyorduk.


O sırada Cevad Bey kapıya geldi,"" Müsaade geldi. Ailece çıkmanıza izin verildi.
Şu şartla ki bir an önce çıkmalısınız," dedi.
Annem,"Efendiciğim! Biraz çamaşır falan alsak olmaz mıı" deyince Cevad Bey
" Hayır,olamaz! Vakit dardır. Gideceğiniz yerde her şey vardır.
Başınıza toplar atılacak. Bir an evvel çıksanız daha iyi lolur
" diye bağırarak mani oldu. Annem şaşırmıştı.
Bizimle beraber gitmeye hazır bulunan Hazinedar Gülşen'e babam
"Rica ederim kızım, bana çabuk bir bardak su getir," dedi.
Gülşen hemen koşarak suyu getirdi.
Babam durduğu yerde bu suyu sonuna kadar içti.
Gülşen'e,"Allah razı olsun" dedi.[2]İşte saraydan son nafakasını almıştı.
Bu sırada saat takriben zevali yedi idi (on dokuz) zannındayım.


Babam suyu içtikten sonra bizlere döndü."Haydi evlatlarım
hazır mısınız? Besmele-i Şerif ile çıkalım. Allah muinimiz olsun.
Tevekkeltü alellah," diyerek yürüdü.
Annem Küçük Salon'daki masanın üstünde duran çantayı eline aldı.
Bu çantanın içinde Kuran-ı Kerim vardı.
Babam nereye gitse bu çantayı beraber götürürdü.
Cümlemiz, Mümkün olduğu kadar toplu bulunmaya dikkat ederek
babamın etrafını sardık. Böylece Büyük Salon'u geçerek kapının önüne geldik.
Annem derhal atıldı
" Dur Efendiciğim!Evvela ben inip arabaya bineceğim," dedi.
Önden inip arabaya girdi. Sonra babam
Abdürrahim Efendi ve en küçük kardeşimiz Abid Efendi'nin annesi
Saliha Naciye Hanım arabaya girdiler.
Saliha Naciye Hanım'ın kucağında oğlu Abid Efendi bulunuyor
ve zavallı küçük çocuk her şeyden habersiz uyuyordu.


Babamın arabası derhal hareket etti.


Şimdi sıra bize gelmişti.
Sarayın her tarafı müthiş bir karanlık içindeydi. Bir takım beyaz külahlı
acayip insanlar merdiveni n başında, arabaların önünde bulunuyor lardı.
Bu korkunç insanlar nereden çıkmıştıı Bizi dağlara mı kaçıracaklardıı
Titreyere k bunların arasından geçiyorduk. Cevad Bey de orada duruyordu .
İkinci arabaya da biz bindik.


Nihayet Sirkeci'ye vardık.
Babamın arabası bizden önce gelip durmuştu, kendisi inmek üzere idi.
Bizim araba da durunca hemen kendimizi atarak babamıza doğru koşmaya başladık.
Yine etrafını sardık.
Şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim ki elinde bir baston dahi yoktu.
Bir takım askerler, zabitler, jandarmal ar bizle yürüyorlardı.
Trene gelmiştik. Babam vakar ve temkinle trenin basamakla rına çıktı.
Arkasında annem vardı. Sıra ile hepimiz içeri girdik. Salonlu bir vagon hazırlanmıştı.


Hepimiz trene binince üzerimize kapılar çekilip kilitlend i.
Babam salonun ortasında ayakta duruyordu .
Cevher Ağa'ya bendegand an kimlerin geldiğini sordu.
O da Müsahiplerden Selim ve Şöhreddin Ağa'larla
Çerkes Mehmet Paşa'nın, Kahvecibaşı Ali Efendi'nin
Katiplerd en Ali Muhsin Bey'in geldiğini bildirdi. Ve tren yola koyuldu.
http://www.ezberim.com/turk-tarihi/8133-ayse-osmanoglunun-dilinden-sultan-abdulhamidin-hal/

Sultan Abdülmamit Han ile ilgili diğer linkler alttadır lütfen okuyunuz

http://www.webhatti.com/turkiye-ve-ulu-onder-ataturk/189570-senin-istifa-ettirdigini-bizde-istifa-ettirdik.html
http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=8624
http://www.netgazete.com/NewsDetail.aspx?nID=503532
http://www.sozcu.net/deneme/21338-2-abdulhamit-hanin-bir-binbasisi.html
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=ay%C5%9Fe+osmano%C4%9Flu&start=0&sa=N
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=abd%C3%BClhamitin+vasiyeti&meta=
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=abd%C3%BClhamit+han&meta=
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=cennet+mekan+abd%C3%BClhamit+han&meta=
http://www.abdulhamid.org/default.asp?m_id=3&c_id=688&title=Hal%20kararını%20Tebliğ%20ve%20Selanik%20eSürgün
http://www.abdulhamid.org/default.asp?m_id=3&c_id=679&title=Aram%20Efendi
http://www.frmtr.com/tarih/2593841-millet-bize-cok-calismamiz-icin-maas-veriyor.html
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=abd%C3%BClhamit&meta=
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=SULTAN+ABD%C3%9CLHAM%C4%B0T&meta=



OSMANLI SULTANI ABDÜLHAMİT  VE DÜNYA 

Ulu Hakan Osmanlı Sultanı Abdülhamit
Filistin'den sizlere toprak vermez etmez vatanına ihanet
Selanik'ten gelip Abdülhamit'i  tahtından indirip
Osmanlıyı yıkıp İsraili kuran imansız siyonist cellat

Kan gölü oldu ortadoğu ve heryer ayrı rezalet
Ne huzur bıraktınız bu dünyada nede bereket
Sizlerde bilirsini zki tarih tekerrürden ibaret
Merak etmeyiniz sizleride bekliyor  aynı akıbet

Ceddim Osmanlı rahat uyusun sandukasında ilelebet
Bu günlerde gelip geçecek Sultanımızın mekanıdır cennet
Kanı dökülen şehitlerimizin hatırına ayaktadır bu memleket
Bayrağımız ezanımız vatanımız emanettir Rabbimize bu devlet

Dağılacaktır mutlak gökteki kara bulutlar Rabbimizd endir medet
Öyle bir nesil gelecekki arkasından gelecek refah ve selamet
Ahirete kalmayaca k hesaplar yerine gelecek mutlak yüce Adalet
Osmanlınında müslümanlarında insanlığında yüzü gülecek elbet

ISLAMGREE N34  NEW WORLD



SULTAN ABDÜLHAMİT HAN
http://abdulhamid.site/2-abdulhamid-hakkinda/abdulhamidin-hayati-ve-kisiligi/sultan-ii-abdulhamidin-yasami-ve-kisiligi-1876-1909/

Sultan Abdülmecid ile Tîrimüjgân Kadın Efendi’nin oğlu olan 34. Osmanlı padişahı Sultan II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842 sabahı Eski Çırağan Sarayı’nda doğdu.

11 yaşında annesini veremden kaybetti. Babası Sultan Abdülmecid, çocuğu olmayan gözdesi Piristu Kadın Efendi’yi Şehzadeye analık yapmakla görevlendirdi. Piristu kadın O’na, şehzade Abdülhamid de Piristu Kadın’a her zaman saygıyla davrandı. Tahta çıktıktan sonra O’na Valide Sultanlık rütbesi verdi. Bu durum Osmanlı Devlet tarihinde bir ilkti.

Fiziksel görünüm olarak Sultan Abdülhamid orta boylu, esmerce tenli, Osmanlı padişahlarının karakteri stik özelliği olan yüksek bir burun yapısına sahip, koyu kumral saçlı, hafif kıvırcık sakallı idi. Göz rengi yeşil ve mavi arası, bakışları gayet zeki ve hassastı. Sesi tatlı, kalın ve gürdü. Bir şey söylediğinde zevkle dinletird i. Fikirleri ni ve meramını fevkelade bir ifade ve nezaketle anlatırdı. Açık bir tarzda konuşur, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlerdi. Hafızası pek nadir insanda bulunacak kadar kuvvetli idi. Dikkati çekecek tarzda üst düzey bir zekaya sahipti.

Vücutça zinde ve çevik idi. Uyuşukluktan hiç hoşlanmazdı.

Şehzadeliğinde özel hocalarda n İslâmi ilimleri, hat, musiki, Arapça, Farsça, siyaset, iktisad, Osmanlı Edebiyatı ve tarih dersleri alan II Abdülhamid, resme ve marangozl uğa merakı sebebiyle sanatkarl ardan ayrıca marangozl uk ve oymacılık öğrendi

19 yaşında babasını da, annesi ve dedesi 2. Mahmut gibi veremden kaybetti. Bu suretle çok genç yaşta anne ve babasından mahrum kalmıştı. Bu durumun O’nun şahsiyetine etki ettiği muhakkaktır. Anne ve babasından yoksun olmasının; O’nun içine kapalı biri olması, sorunlarını kendi başına çözme ve hadiseler i metanetle karşılama yeteneği kazandırdığı söylenebilir.

Babasından sonra amcası Sultan Abdülaziz tahta çıktı. Sıradaki veliaht abisi V. Murat’tı. Bu yüzden padişahlıği kendisine uzak görüyordu.

Abdülhamid, saraydan ayrılarak Maslak’taki köşk, Tarabya’daki yazlık ve Kağıthane’deki çiftlik arasında ailesi ile beraber kendi halinde bir hayat yaşamaya başladı.

Tutumlu, becerikli, akıllı ve çalışkandı. Tarımla uğraşıyor, sarayın kendisine bağladığı 1000 altınlık maaşın 250’sini harcıyor, 750’sini biriktiri yordu. Kazancını dönemin önemli üç bankerind e değerlendiriyordu. Padişah olduğunda dağıttığı 60 bin altın cülüs bahşişini kendi cebinden ödemişti. Tutumlulu k özelliği O’nu en zengin Osmanlı padişahı yapmıştı.

Dindar ve çok temizdi. İslamiyet’in emirlerin i yapmakta ve yasaklarından kaçınmakta son derece hassasiye t gösterirdi.

Çok okurdu. Şehzadeliğinde Osmanlı devletini n geçmişine ait çok sayıda kitap okumuştu. Dedektif romanlarına ve seyahatna melere çok meraklıydı. 5000 kitaptan oluşan polisiye roman kolleksiy onu vardı. Sherlock Holmes’in bütün polisiyel erini Osmanlıca’ya çevirtmişti.

Atlara ve güvercinlere düşkündü. Fırsat buldukça atları ve güvercinleri ile ilgilenir di

Büyük cüsseli bir kedisi vardı. Ona Ağa adını takmıştı.

Gençliğinde binicilik, atıcılık sporları ile ilgilendi . Çok iyi at binicisi ve iyi bir atıcı olmasına rağmen, padişahlığında bunlara fırsat bulamamıştı.

Aşırılıktan, şatafattan hiç hoşlanmazdı. Bu yüzden hep siyah, gri, lacivert elbise giyer, aynı renkten boyun bağı kullanırdı.

Tiyatro ve operaya ilgi duyardı. Yıldız sarayına tiyatro sahnesi yaptırdı. Buraya çeşitli oyun ve operalar getirtir, ailesi ve saray mensupları ile izlerdi. Bazen vermek istediği mesajları, oyunların içine sokuştururdu.

Sultan Abdülhamid, muhafazak ar ve müteasıp olmakla birlikte müzikte batı tarzını tercih ederdi. Türk müziğine düşkün değildi. Alaturka gam veriyor, alafranga ile neşeleniyorum derdi. Ancak, bu tercihi Onun Türk müziğini himaye etmesini engelleme mişti

http://abdulhamid.site/abdulhamid-ve-eserleri/abdulhamid-donemi-icraatlari-eserler-yenilikler-okullar-kurumlar/

Osmanlı padişahı 2 Abdülhamid Dönemi, Cumhuriye t, Cemaat, Meşrutiyet ve batılaşma ikilemler i içindeki dönüm noktalarından birisidir . Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi, şartlar çok na müsait idi

Amcası Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilme si ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indiriler ek Çırağan Sarayı’na hapsedilm esi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876’da padişah ilan edildi.

Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi. 1871’de Âli Paşa’nın ölümünden sonra saray ile Bâb-ı Âli arasındaki çekişme alevlenmiş; 1875’te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek ‘Muharrem Kararname si’ ile moratoryu m ilan etmiş; Rusya’nın başını çektiği Panslaviz m akımının etkisiyle Balkanlar’da ulusal ayaklanma lar baş göstermişti.

Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor, hatta padişahlığın tasfiyesi yle cumhuriye t ilânı fikri tartışmaya açılıyordu.

Abdülhamid, tahta geçmeden Mithat Paşa’ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876’da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî’yi ilan etti.

Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877’de açıldı. BöyleceI. Meşrutiyet dönemi başladı.

Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayl a yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı. Abdülhamid, Kanun-ı Esasî’nin 113. maddesiyl e kendisine tanınan “idari sürgün yetkisi”ni kullanara k, 1881 yılında Mithat Paşa’yı sürgüne yolladı.

Bu Mithat Paşa, İttihat Terakki ve dolayısıyla Said Nursi efendi konusuna girmeden evvel, 2. Abdulhami d’in padişahlığı dönemindeki icraatlarına bir göz atalım

Mülkiye (Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getiriler ek açıldı

Memurlara sicil tutulmaya başlandı

Eski Eserler Müzesi açıldı

Hukuk Fakültesi açıldı

Muhasebat Divanı (Sayıştay) kuruldu

Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı

Ticaret Fakültesi açıldı

Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı

Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) açıldı

Terkos Suyu hizmete girdi

Bütün yurtta İdadiler (Lise) açılmaya başlandı

Ziraat Bankası kuruldu

Bursa’da İpekhane açıldı

Emekli Sandığı kuruldu

Halkalı Ziraat ve Veteriner lik Fakülteleri açıldı

Bursa Demiryolu hizmete girdi

Aşiret Okulu açıldı

Bütün yurtta Rüşdiyeler (Ortaokul) açılmaya başlandı

Kudüs Demiryolu hizmete girdi

Ankara Demiryolu hizmete girdi

Kağıt Fabrikası kuruldu

Kadıköy Gazhanesi kuruldu

Beyrut’ta liman ve rıhtım inşaa edildi

Osmanlı Sigorta Şirketi kuruldu

Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi

Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi

Şam Demiryolu hizmete girdi

Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi

Galata Rıhtımı inşa edildi

Beyrut Demiryolu hizmete girdi

Darülaceze (Kimsesizl er yurdu) hizmete girdi

Mum Fabrikası kuruldu

Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi

Sakız Adası’nda Liman ve Rıhtım inşaa edildi

İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi

Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalı açıldı

Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi

Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi

Hicaz Telgraf hattı kuruldu

Hama Demiryolu hizmete girdi

Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu’na bağlandı

Hamidiye Suyu hizmete girdi

Dünyanın ilk dişçilik okulunu kurdu.

Paris’te İslam Külliyesi kurdu.

Selanik’te Liman ve Rıhtım inşaa edildi

Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşaa edildi

Sirkeci Garı

Haydarpaşa Garı

Maden Fakültesi açıldı

Şam Tıp Fakültesi açıldı

Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı

Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu

Konya Ereğlisi’nde demiryolu hizmete girdi

Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu

Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu

Medine Telgraf Hattı kuruldu

Şam’da Elektrikl i tramvay hizmete girdi

Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos’ta İstanbuldan kalkan tren, 3 gün sonra Medine’ye ulaştı

Pekin’de Üniversite kurdurdu. (Dar’ul Ulum’il Hamidiye = Hamidiye Üniversitesi)

Toplu sünnet merasimle ri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderdi ve bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetlerin yaygınlaşmasını sağladı.

Kendi el emeği ile kazandığı ve biriktird iği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmay a tahsis etti.

Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektirdi.

Döneminde yaptırılan Demiryoll arı

http://abdulhamid.site/2-abdulhamid-kimdir/2-abdulhamid-kimdir-hayati-onemli-bilgileri/

Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve İslam halifeler inin doksan dokuzuncu su.

Saltanatı: 1876-1908

Babası: Abdülmecid Han – Annesi: Tir-i Müjgan Sultan

Doğumu: 21 Eylül 1842 Vefatı: 10 Şubat 1918

Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerin i ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatle rinde yanında götürdü. Abdülaziz Han’ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti’nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, V. Murat’ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisini n çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han’ı sultan ilan ettiler.

Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimiz e dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanma lar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi.

Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgarist an’dan İstanbul’a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefan os antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum’u kaybediyo rdu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı’nda kaybedile n toprakların bir kısmına sahip oldu.

Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekett e büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberl iği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı.

Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamla r yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanista n’a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanista n’ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

Yahudiler in Filistin’de bir cumhuriye t kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim teklifler ini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeye ceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudiler e satılmaması için gerekli tedbirler i aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketle rine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyet ini pekiştirdi.

Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmede n Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyal arı yaparlark en, diğer taraftan suikastla r tertip ettiler

Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklope dilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.

Bu arada Padişah’ın devlet idaresind e nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdile r.

Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbey i Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir.

II. Abdülhamit Han’ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletini n çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilme sinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparator luğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilme siyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmi n oyuncağı haline gelmiştir.

Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını aşağıdaki şiirliri ile dile getirmişlerdir.

Tarihler adını andığı zaman,

Sana hak verecek hey Koca Sultan,

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyasî Padişahına.

( Rıza Tevfik )

——————————————————-

Padişahım gelmemişken ya da biz,

İşte geldik senden istimdada biz,

Öldürürler başlasak feryada biz,

Hasret olduk eski istibdada biz 

( Süleyman Nazif )


ABDÜLHAMİT İLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNEN 10 GERÇEK

https://www.ahaber.com.tr/galeri/yasam/abdulhamid-han-hakkinda-yanlis-bilinen-10-sey


1. Kızıl Sultandı

Bu iddia, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid'in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyund a Abdülhamid'in kan dökücü bir padişah olduğu propagand ası başlatıldı. İşte "Kızıl", yani kan döken Sultan lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermeniler in böyle demesini anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid'e Jön Türkler neden "Kızıl Sultan" dediler? 1915'te yüzbinlerce Ermeni'yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propagand a ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi

.2. Meşrutiyet düşmanıydı

93 Harbi'nde Osmanlı topraklarının üçte biri kaybedilm işti. Bu çapta bir toprak kaybı karşısında meclistek i farklı milliyetl ere mensup üyeler paniğe kapılmış, her biri kendi milletini n topraklarını kurtarma telaşına düşmüştü. Birleştirici olacağı ümidiyle kurulan meclis, tam tersine bölücü bir meclis olmuştu. İki seçenek vardı: Ya parçalanmaya seyirci kalmak ama meşrutiyetten taviz vermemek ya da meşrutiyeti askıya almak ama ülkeyi parçalanmaktan kurtarmak . Abdülhamid ikincisin i seçti ki, aynı durumda devlet refleksi zaten başkasını yapmasına müsaade etmezdi.

.3.Millet i cahil bıraktı

Bilinenin aksine, Osmanlı tarihinin en canlı eğitim hamlesi, Abdülhamid dönemine rastlar. Sevan Nişanyan'ın hesaplama larına göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950'li yıllarda ulaşabilmiştir. Mesela 1895'te TC sınırlarına tekabül eden bölgede bine yakın (835) ortaokul ve lise bulunuyor ken 1923'te bu sayı 95'e düşmüştür. 1895'teki yüz bine yakın öğrenci sayısı (97.837), 1950-51 sezonunda aşağı yukarı aynı seviyede seyretmek tedir (90.356). Öncesiyle kıyasladığımızda Abdülhamid dönemindeki eğitim patlaması daha görünür hale gelir. Tahta geçtiği yıl 250 olan rüşdiye sayısı 1909'da 900'e, 6 olan idadi sayısı 109'a çıkmıştır. 1877'de İstanbul'da sadece 200 tane modern ilkokul varken 1905'te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açılmıştır ki, bu, Cumhuriye t döneminde bile kırılamamış bir rekordur.

.4. Denizciliğe düşmandı

Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük deniz gücü olmuştuk ama bu donanmanın sadece yıllık boya parası bile Denizcili k Bakanlığı'nın bütçesini aşıyordu! Abdülhamid "karacı" idi, kabul. Ama Atatürk de, İnönü de karacı idi. Demek ki, Türkiye'nin etrafı denizlerl e çevrili bile olsa böylesine büyük bir deniz gücünü besleyebi lecek ekonomik altyapısı mevcut değildi. Savaş gemisi alıp yeniden dışarıya bağımlı kalmaktan sa Abdülhamid tercihini kara ve demiryoll arından yana kullandı. İttihatçılar da, Atatürk de, İnönü de demiryolu na öncelik vermedile r mi?

.5. Keyfî sansür uyguladı

Sansürün elbette savunulac ak tarafı yok. Ancak PKK ile mücadele döneminde basının nasıl ağır bir sansür altında çalıştığını unutmadık. Sansür vardı, evet. Fakat siyasi konulara girilmeme si aynı zamanda edebiyatımızın görkemli eserlerin in ortaya çıkması gibi hayırlı bir sonuç da vermemiş midir? Hem Takrir-i Sükûn döneminde uygulanan "cellat sansürü"yle hiç mi hiç kıyaslanamaz Abdülhamid'inki.

.6.Hafiye teşkilatı zararlıydı

Hafiye teşkilatının topluma nefes aldırmadığını iddia edenler, aksi halde ne yapılması gerektiğini de söylemelidirler. Meydanı İngiliz, Rus, Fransız ajanlarına mı bırakmalıydı? Hafiyesiz, ajansız, casussuz bir devlet olur mu? Unutmayalım ki, Fransa'nın İstanbul büyükelçisi, Abdülhamid'in tahta geçtiği yıl sokaklard a Fransız Kralı'nın posterler inin Ermeni hamalları tarafından satıldığını yazıyordu. Devlet Londra, Paris ve Petersbur g'dan yönetiliyor, "Hasta Adam"ın kimin kucağında öleceği tartışılıyordu. Abdülhamid, iktidarın dizginler ine asılabilmek için hafiye teşkilatını kurmak zorundaydı. Elbette suistimal ler olmuştur ama yakınlarından biliyoruz ki, Sultan her jurnali okuyor ama mutlaka yazanın adam olma niteliğine göre değerlendirmeye tabi tutuyordu .

.7. Despottu

'İstibdad' kelimesin i 'despotizm' diye çevirmek yanlıştır. Hele totalitar izm hiç değil. Kaldı ki, İslam siyaset düşüncesinde "istibdâd" meşru yönetim şekillerindendi. Mesela İbn Haldun 'istibdâd'ı tek adam yönetimi, yani otokrasi anlamında kullanır ve meşru yönetim şekillerinden biri kabul eder. Kaldı ki, önüne gelen idam cezalarını sürekli affeden birinin istibdâdın yetkileri ni hangi yönde kullandığını da pekala görmüş oluyoruz.

.8. 31 Mart'ı tertiplem işti

31 Mart isyanında en ufak bir katkısının olmadığı kesin olarak ortaya çıktığı halde asırlık İttihatçı propagand anın etkisi hâlâ sürüyor. İsyanı araştırma komisyonu başkanı Yusuf Kemal [Tengirşenk], 31 Mart'ın Abdülhamid'in eseri olmayıp İttihatçılara karşı yabancı casus şebekeleri ile mürtecilerin teşebbüsleri olduğunu yazmıştır. Rıza Tevfik ise mahkemede şunları söylemiştir: 31 Mart uydurma ihtilali hazırlandığı zaman ben Talat Bey'e beyhude yere kardeş kanı dökülmesinin büyük bir cinayet olduğunu anlattım. Aldığım cevap şu oldu: "Ne yapalım, Cemiyetin paraya ihtiyacı var, bunu da ancak Yıldız Sarayı'nın hazinesi karşılayabilir."

.9. Hamidiye Alayları gereksizd i

Hamidiye Alayları şunlara yaramıştı: 1. Askerlik yapmayan Kürtlerle kolluk kuvveti eksikliği giderildi . 2. Rus istilasına karşı caydırıcı oldu. 3. Kürtler ve konar göçerlerin dış güçlerce kullanılmasına engel oldu. 4. Aşiretlerin yerleşik hayata geçmelerini hızlandırdı. 5. Çocuklar İstanbul'daki Aşiret Mektebi'nde eğitilerek Osmanlılık bilinci edindiler . 6. Aşiret kavgalarının önüne geçildi. 7. Sükûnet sağlanınca Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun imarına çalışıldı…

.10. Korkaktı

Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Bey'in dediği gibi "Abdülhamid'in korkak olduğunu sananlar yanılırlar. Korkak olmak şöyle dursun, tam tersine cesurdu." Dolmabahçe Sarayı'ndaki bir bayramlaşma sırasında deprem olmuş ve tavana asılı 1,5 tonluk bir avize yere düşmüştü. O kargaşalıkta salonda kılı kıpırdamayan tek kişi, Abdülhamid'di. Keza yanı başında bomba patlarken bile metanetin i yitirmemiş, öğleden sonra elçilerle mutad görüşmelerini dahi aksatmamıştı. Kızı Ayşe Sultan'a söyledikleri karakteri ni iyi özetler: "Kalbimde yalnız Allah korkusu vardır. Bir hadise olmadan evvel onu önlemek için telaş ederim. Ama tehlikeni n içinde bulunduğumu hisseders em icabında ateşe atılmaktan bile çekinmem." ( Kaynak: Suffagah )



ABDÜLHAMİT HAN SULTAN

https://www.istiklal.com.tr/foto-galeri/ii-abdulhamit-hanin-esi-son-sozlerini-duyunca-irkildi-cunku/62771/2

Osmanlı İmparatorluğu'ndan onlarca padişah gelip geçti ama en çok konuşulan hükümdarlardan biri oldu. İşte Osmanlı'nın ilk ve tek anayasasını düzenleyen II.Abdülhamit'in hayatı hüzünlerle doluydu
21 Eylül 1842´de başlayan hayatı, 10 Şubat 1918´de sona erdi

Cihan Harbi´nde (1914–1918) cephelerd en gelen acı haberler karşısında çok üzülen yaşlı hünkâr, her yanı tarih kokan ama merkezî ısıtma sistemine ve diğer saraylard aki gibi ihtişamlı şöminelere sahip olmayan Beylerbey i Sarayı´nda, mangal ateşiyle ısıtılan bir odada ölümü karşılamak zorunda bırakılmıştı

5 Şubat 1918´de şiddetli soğuk algınlığı sebebiyle rahatsızlanan 2. Abdülhamid, saray doktoru Hüseyin Âtıf Bey´in verdiği ilâçları kullanınca akşama doğru iyileşir gibi oldu
hattâ giyindi ve biraz dolaştı

Devlet erkânı ve İstanbul halkının iştirakiyle toprağa verilen padişahın son günleri ve cenaze merasimi, üzerinde durulması gereken hâdiselerdir. Tam 33 yıl (1876–1909) Devlet-i Âliye´yi idare ettikten sonra 31 Mart Vak´ası ile tahttan indirilen ve İttihatçılar tarafından Selanik´e sürülen 2. Abdülhamid, Balkan Harbi´nin patlak vermesi üzerine İstanbul´a geri getirildi . Hâkân-ı Sâbık, beş yıl boyunca Beylerbey i Sarayı´nda sıkı gözetim altında yaşadı

Akşam yemeğinde âdeti olduğu üzere ailesiyle birlikte sofraya oturdu. İştahsızlıktan söz ederek bir köfte, bir iki kaşık kabak, bir adet de pirinç unu tatlısı yiyen 2. Abdülhamid, yemekten sonra göğsünde bir sancı hissetmey e başlayınca Müşfika Hanım derhal doktor getirtmek istedi; ama Âtıf Bey o sabah müsaade alarak evine gitmişti

Kardeşi Vahdettin Efendi´nin hususî doktoru Aleksiyad is Efendi Beylerbey i´nde oturuyord u. Hemen Muhafız Kumandanı Rasim Bey ona haber gönderdi. Abdülhamid´i muayene eden doktorun teşhisi 'zatürree' başlangıcıydı. Hâkân-ı Sâbık´ın üşüme nöbetlerinin ardı arkası kesilmiyo rdu

Bu arada Sultan Reşad ve Enver Paşa´ya vaziyet bildirild i. Sonunda Âtıf Bey saraya geldi. O da muayene neticesin de aynı kanaate varınca Abdülhamid, bir de meşhur doktorlar dan Neşet Ömer Bey´e kontrol ettirildi . Durumu iyi değildi, sabaha kadar sarayda kimsenin gözüne uyku girmedi

Doktorların tavsiye ettiği ilâçları kullanmasına rağmen, Abdülhamid´in hastalığı ağırlaşıyor ve bir iyileşme belirtisi görülmüyordu

Sabahları banyo yapmaması tavsiye edilen Abdülhamid, ihtimal vefat edeceğini hissetmiş olmalı ki, 'Banyo benim medar-ı hayatımdır, beni kimse bundan men edemez, beni banyodan mahrum ederseniz hakkımı helâl etmem.' diyerek bu tavsiyeyi dinlemedi . Vefat ettiği günün sabahında da banyosunu yaptı

Fakat bir şey dikkatini çekti. Abdülhamid´in sırtı fevkalâde terliyord u. Müşfika Hanım endişe içerisinde, 'Aman efendiciğim çok terliyors unuz.' deyince Abdülhamid´in dudaklarından, 'Kadın, bu ecel teridir' sözleri döküldü

Bu ifadeler karşısında Müşfika Hanım irkildi

Âdeti üzere yarım bardak maden suyuna karıştırılmış sütünü içtikten sonra, 'Hamdolsun Yarabbi! Daha iyiyim.' deyip Müşfika Hanım´ın yardımıyla yatak odasına girdi ve yavaşça yatağına uzandı

Muayene esnasında Şehzade Âbid Efendi´nin mahzun bir hâlde karşısında durduğunu gören Abdülhamid, 'Ağlama oğlum. İyiyim, üzülme.' diyerek onu teskin etti

Biraz rahat nefes alabilmek için doktorlar dan kan almalarını istedi

Heyet odadan çıktıktan sonra içeride kalan Rasim Bey, Abdülhamid´in yanına gelerek elini öptü ve 'Hâkânım hakkını helâl et!' dedi

Doktorların, rahat etmesi için morfin yapma teklifler ini ise reddetti,

Abdülhamid, Selanik sürgününden bu yana yanında bulunan muhafız kumandanının yüzüne hayretle baktı, bir cevap vermedi

Şubat ayıydı ve kelime-i şehadet ile son nefesini verdi



SULTAN ABDÜLHAMİT HAN VE KUDÜS İLE SİYONİZM

http://www.islamiturlar.com/makale-Sultan-2.-Abd%C3%BClhamid-Kud%C3%BCs-ve-Siyonizm-38


Sultan 2. Abdülhamid, saltanatı boyunca ittihad-ı islâm (islâm Birliği) için çalışmış ve mânevî mesuliyet ini daima üzerinde hissettiği Hilafet makamını, Müslümanların selâmeti adına maharet ve ustalıkla kullanmıştır. Ülke ağır borç yükü altında olmasına rağmen, dünya siyasetin deki dengeleri iyi değerlendirerek Osmanlı toprakları genelinde, bilhassa Anadolu'da eğitim, ulaşım ve haberleşme başta olmak üzere pek çok sahada, hâlâ hizmet görmeye devam eden müesseseler açarak devletin geleceği adına yatırımlar yapmıştır. Onun bu faaliyetl eri millet nezdinde yeni bir heyecan uyandırmış ve devletin bekâsi adına ümitleri arttırmıştır.

   Sultan 2. Abdülhamid'in saltanat yıllarında, Avrupa ülkelerinde ve Rusya'da Hristiyan idareler altında zorluklar içinde yaşayan Yahudiler ceddi gibi mültecilere yardım etmeyi şiar edinen bu şefkatli padişahin kontrollü müsaadesi altında Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Zulüm gören Yahudiler in, asırlar evvel Sultan 2. Beyazıt devrinde olduğu gibi, yine Osmanlı topraklarına sığınmaları oldukça mânidardır. Osmanlı topraklarına yerleşecek Yahudiler in sâdık, vatanperv er, padişah ve saltanat için fedakârlık yapacak birer teba olacaklarını, din farklılığına rağmen kat'iyen devlete ihanet etmeyecek lerini, vergileri ni düzenli verecekle ri ve askerlik yapacakla rını" vaat eden Siyonist liderler, yüklü miktarda paralar teklif ederek Yahudiler in tamamının Filistin'e yerleşmesi için mücadele vermişlerdir. Fakat Sultan Abdülhamid, Yahudi göçünün insanî ve siyasi yönlerini hassasiye tle birbirind en ayırarak buna izin vermemiş; onlara toprak satılmaması için tedbirler almış, hattâ bazı kritik bölgeleri şahsi mülkü hâline getirmiştir. Nüfus dengeleri nin altüst olmaması için, Kuzey Irak gibi Filistin bölgesi dışındaki Osmanlı topraklarına yerleşmeleri için kolaylık sağlamıştır. Doğrusu onun Filistin meselesin de ortaya koyduğu hassasiye t,başlı  başına bir ve hayranlığı hak etmektedi r



   Kudüs'ün Yahudiler e Allah tarafından vaat edildiğine inanan Siyonistl erin, Sultan Abdülhamid'i tahttan indirmek istemeler inin en büyük sebebi, onun Filistin için ortaya koyduğu bu asil tavırdır. Alınan tedbirler e rağmen, Siyonist teşkilatların himayesin de çeşitli yollarla Filistin'e yerleşmeyi başaran Yahudiler olmuş ve bunlar vaat edilmiş topraklar da küçük koloniler kurmuşlardur. Bu otonom yerleşim yerleri, osmanlı merkezi idaresini n taşıdığı endişenin daha da artmasına sebep olmuştur. Siyonist lider Theo dore Herzl'in Sultan 2. Abdülhamid'e evvelâ aracılar, daha sonra da bizatihi yaptığı, "Filistin topraklarının Yahudiler e satılması ve bunun karşılığında Osmanlı borçlarının ödenmesi" şeklindeki teklif, esasen meselenin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koymaktadır. 19. yüzyıl sonlarında Ortadoğu'da keşfe dilen petrol yataklarına gözünü diken ingiltere de, Yahudiler i himaye etme kisvesi altında onları Osmanlı'ya karşı bir fitne ve baskı unsuru olarak kullanmak istemiştir.

   29 Ağustos 1897 tarihinde isviçre'nin Basel şehrinde, ömrünü Yahudi dâvâsına adayan Dr. Theodore Herzl liderliğinde toplanan 1 Siyonist Kongresi'nde bir yol haritası çizilmiş ve evvelâ Filistin'de Yahudiler için otonom bir idare tesisi için Osmanlı'dan bir miktar toprak talep edilmesin e, sonraki süreçte ise bölgede bir Yahudi devleti kurulmasına karar verilmiştir. Dünya Yahudiler inin bu davaya vereceği destekten emin olarak konuşan Herzl, kuracakla rı devletin sınırlarını şöyle açıklamıştır: "Kuzey sınırlarımız Kapadokya daki dağlara, güneyde ise Süveyş Kanalına kadar dayanar. Slogantmız Davud ve Süleyman'in Filistin'i olacaktır. Ben Baselde Yahudi Devletini kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu böyle bilecekti r."


   Sultan 2. Abdülhamid'i ikna edebilmek için, Osmanlı Devleti'nin dış borçlarının koz olarak kullanmayı düşünen Herzl, hemen harekete geçmiş; Osmanlı maliyesin in darboğazda olduğu bir dönemde dış borçların yüzde seks senini ödemeyi teklif etmiştir. Hem çok zeki ve kurnaz bir insan olan hem de Siyonist ve emperyali st güçlerin bölge üzerindeki niyetleri ni gayet iyi bilen Abdülhamid Han: "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır..." diyerek bu teklife karşı çıkmıştır. Diğer yandan Kudüs ve çevresindeki mübarek mekânların bakımı ve ihyâsı için devletin bütün imkânlarını seferber etmiştir. İslami Turlar Kudüs Turları boyunca 2. Abdulhami d'in gösterdiği çabayı daha da iyi anlayacağız. 
 
Theodore Herzl, 1896-1902 yılları arasında tam beş defa istanbul'a gelmiş; hatta 17 Mayıs 1901 de padişahla doğrudan görüşme imkânı bularak teklifler ini iletmiştir. Diplomasi dilini maharetle kullanıp, Düyun-u Umumiye üzerinden devletin dış borçlarını yapılandırmak isteyen Sultan 2. Abdülhamid, Herzl'in cazip teklifler i karşısında onu bir müddet oyalamış; Avrupalı alacaklıları Osmanlı dış borçlarının indirilme sine ve yeniden yapılandırılmasına ikna edince bir daha huzuruna kabul etmemiştir. Theodore Herzl, 1904'te ölmüş ama onun fitilini ateşlediği daha önce dediği gibi elli yıl sonra başarıya ulaşmıştır. "Para kuvveti her şeyi yapar." diyen Herzl'in açtığı yoldan adım adım ilerleyen Siyonistl er, siyasî ve maddi bütün güçlerini kullanara k hedefleri ne ulaşmışlardır. Siyonist hareket tarafından Avrupa'da Sultan 2. Abdülhamid aleyhinde yoğun bir faaliyet başlatılmış ve Osmanlı Devleti içinde bu karalama kampanyasına çanak tutanlar olmuştur 1909'da Istanbul'da patlak veren 31 Mart Hâdisesi sonrasında Sultan 2. Abdülhamid tahttan indirilmiştir. ittihatçılar ve Ingilizle r kadar, ona karşı inanılmaz bir husumet besleyen Siyonist güçler ve Mason locaları da bunda büyük rol oynamışlardır. Filistin meselesin de bir çok ferasetli siyaset takip eden ve Yahudiler in bütünüyle Filistin'e yerleşmemesi için elinden geleni yapan Sultan 2. Abdülhamid, ittihatçılar tarafından Selanik'e sürgüne gönderilmiş ama orada da Filistin ve Kudüs meselesin i düşünmeden edememiştir. ( Kudüs Turu boyunca rehberler imiz Kudüs Tarihini detaylıca anlatıcaktır.)
   
    Hususi doktoru Hüseyin Atif Bey ile 1911de selânik sürgününde iken yaptığı bir sohbette, Yahudiler e Filistin'de toprak satılmasıyla alakalı söylediği şu sözler, onun bir Yahudi devletini n kurulacağını yıllar evvel nasıl hesap ettiğini ortaya koymaktadır: "Para kuvveti herşeyi yapar. Yahudiler de bugün hükümet teşkil edecek değiller ya. Bu bir başlangıçtır. Gaye-i emeldir. Şimdiden işe başlayıp birçok sene hatta bin sene sonra maksatlarına muvaffak olabilirl er ve zannederi m ki olacaklar da. Ne acıdır ki tarih, Koca Sultan'ı haklı çıkarmış ve onun bu sözlerinin üzerin 37 yıl geçtikten sonra israil Devleti kurulmuştur. Sultan 2. takip eden yıllarda, Osmanlı Devleti peşe peşe savaşlara girmiştir. Sözde serbestli k ve hürriyet getireceğiz" iddiasıyla idareye koyan ittihatçıların iktidarda olduğu yıllarda ülkede, savaşın dışında yer yer kargaşa da hâkim olmuştur. Halk, "müstebit idare oluyormuş" bunu görmüş ve bu kargaşa Filistin'e gizli Yahudi göçü ve bölgede toprak satışı çoğalmıştır. 1914 Ocak'ında Ittihat ve Terakki iktidarı, Abdülhamid'in yıllarca çok ciddi bir hassasiye tle tatbik ettiği Filistin siyasetin e darbe vuran vahim bir karar almış ve Yahudiler in Filistin'e yerleşmelerine mani olmak için alınan tedbirler i "işe yaramadıkları" gerekçesiyle yürürlükten kaldırmıştır. Filistin'de 20-25 bin civarındaki yerleşik Yahudi Sefarad nüfusu, 15-20 yıl içinde Eşkanaz Yahudiler in bölgeye göçüyle birlikte 125 bini bulmuştur. Osmanlı'nın bölgeden tamamen çekilmesiyle doğan siyasi boşlukta Yahudiler, Filistinl ilerin topraklarına, mülklerine zorla el koymaya başlayınca, bugünlere uzanan trajik sürecin fitili ateşlenmiştir

http://www.osmanli-islam34.tr.gg




« Son Düzenleme: Ekim 22, 2017, 08:28:51 ÖS Gönderen: admin » Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes