+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » KÜLTÜR ______________________________________________________________________________________ » KURAN-I KERİM VE TEVAFUKAT (Moderatör: İman_Power)
 KURAN-I KERİM VE TEVAFUKAT - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: KURAN-I KERİM VE TEVAFUKAT - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 9597 defa) Seçenekler Arama
« : Mayıs 03, 2009, 08:43:43 ÖÖ »
admin
Ziyaretçi
KURAN-I KERİM VE TEVAFUKAT - KONU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

KURAN-I KERİM VE TEVAFUKAT

KURAN VE TEVAFUK   http://www.kuranvetevafuk.com/index.php/tevafuk-nedir/

Tevafuk ne demektir “Kur’an’daki tevafuk mucizesi” tabiri ile anlatılmak istenen nedir
Tevafuk, iki şeyin birbirine uygun ve denk gelmesi demektir
Hususen tesadüfe verilme ihtimali olmayan ve arkasında
İlâhî bir kasıt ve iradenin varlığı hissedile n denk gelmelere tevafuk denir

Kur’an’daki tevafuk mucizesi ise
Kur’an’da bulunan toplam 2806 adet “Allah” lafzının
bazı müstesnalar hariç birbiriyl e tevafuk etmesidir
Kur’an’ın 604 sayfasının çoğunda“Allah” lafzı mükerrer olarak geçmektedir
Bu lafızlar, har sayfada ya alt alta, ya karşılıklı sayfalard a üst üste
ya da bir yaprağın iki sayfasında sırt sırta gelerek
ya da sayfalar arasında birbirine tevafuk etmektedi r
Rab, Kur’an ve Resul kelimeler inde de aynı tevafuk olduğu gibi
daha başka tevafuk çeşitleri de vardır.
Kur’an’ın yazısında olan bu mucizesin i
ilk olarak geçen asırda Üstad Bediüzzaman Hz. keşfetmiştir
Maddeci dinsiz felsefeni n insanları derinden etkilediği
ve akılları gözlerine inmiş ve görmediğine inanmayan
veya inanmakta zorlanan insanların yaşadığı
böyle bir asırda Kur’an’ın gözlere hitab eden tevafuk mucizesin in
ortaya çıkması gayet manidardır ve tamamen Allah’ın bir lütfudur.

Ayrıca Kur’an’ın inişinden yaklaşık 1350 sene sonra
böyle bir mucizenin ortaya çıkmasında
reddedilm esi mümkün olmayan şöyle bir hikmet daha vardır: Şöyle ki
eğer ilk yazılan Kur’an’da
bu mucize görünse idi müşrikler
ve sonraki asırlardaki gayrimüslimler
“Bunu Muhammed (sav) ve ashabı çalışıp denk getirmişler” diyecekle rdi
Bu kadar zaman sonra üstelik insanların “Görmediğime inanmam.”
demeye başladıkları bir dönemde
keşfedilmesi bütün itirazları çürütecek bir durumdur.

Bu konuya dair Bediüzzaman Hz. mealen şunları söyler:

“Kur’an-ı Mucizül Beyan’ın mucizelik yönlerinden göz ile görünecek kısmının
beş altı vechinden bir vechini gösterecek yeni bir Kur’an Elhamdülillah yazıldı
Ümmetçe Hafız Osman hattıyla makbul Kur’an’ın aynı sayfalarını
ve satırlarını muhafaza etmekle beraber
Allah lafzı Kur’an’da toplam 2806 defa tekerrür ettiği halde
nâdir ve nükteli müstesnalar hariç kalıp geri kalanı tevafuk ettiğini anladık
Sayfa ve satırlarını değiştirmedik. Yalnız tanzim ettik
O tanzimden harika bir tevafuk ortaya çıktı
Yazdığımız Kur’an’ın parçalarını bir kısım ehli kalp görmüş
Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler.”

(Mektubat, Fihriste-i Mektubat ve Rumuzat-ı Semaniye)


http://hayratvakfi.org/index.php/2015/01/26/tevafuklu-kuran-i-kerim-belgeseli/

Kur’an’daki tevafuk mucizesin i gösteren Mushaflar nasıl ortaya çıkmıştır
Bu işin ilk başlangıcı Kur’an’daki “ayet ber kenar” denen sayfa düzeninin
keşfedilmesiyle olmuştur
Şu an bütün İslam dünyasında kabul görmüş olan bu sayfa düzeni
yani her sayfanın günümüzdeki en-boy orantısı
on beş satır ve altı yüz dört sayfa olan bu günkü tertibini
ilk kez uygulayan Osmanlı son dönem meşhur hattatlarından
Kayışzâde Hâfız Osman Efendi’dir (ö. 1895).

Bu zat Kur’an’ın sayfa ölçüsünü yine Kur’an’dan alarak bir mushaf yazmış
ve bununla Kur’an’ın gözlere hitap eden bir mucizesin e kapı açmıştır
O da Kur’an’ın her sayfasının ayetle başlayıp ayetle bitmesidi r.

İşte bu özelliğe ayet ber kenar özelliği denilmekt edir
O güne kadar yazılan Mushaflar da böyle bir özellik yoktu
Hafız Osman Efendi’nin Kur’an’dan aldığı ölçü şu idi:
Sayfa boyu ölçüsü olarak en uzun ayet olan ve tam bir sayfa süren
47. sayfadaki Müdayene ayetini esas almış
sayfa eni ölçüsü olarak da en kısa sure olan İhlas suresini esas yapmıştır
Bu ölçüyle tüm Kur’an’ı yazdığında her bir sayfanın ayetle başlayıp
ayetle bittiğini görmüştür
Üstad Bediüzzaman’ın “İlhamı ilâhî olduğunu ve ayet ve sureden alındığı için
Kur’an’ın kendi ölçüsü” (Bkz. 19 ve 29. Mektub) olduğunu beyan ettiği
bu tertip âlem-i İslam’da büyük bir rağbete mazhar olmuş
ve her tarafta Mushaflar ekseriyet le bu ölçü esas alınarak yazılır olmuştur

Yaklaşık bin üç yüz sene evvel nâzil olan Kur’an’da
böyle bir güzelliğin bu kadar asır geçtikten sonra ortaya çıkması
onun bir insanın suni çabalarının mahsulü olmadığına
bilakis Allah’ın ilhamıyla yazdırılarak Kur’an’ın Levhi Mahfuz’daki
hakiki sayfa düzeninin ihsan edildiğine delildir
Çünkü hem ayetlerin nüzul sıraları farklıdır
Hem de uzunlukla rı farklı farklıdır
Her sayfa sonunun ayet bitişine denk gelmesi
ne tesadüfle, ne de insan iradesi ile olabilece k bir durum değildir.
Bu işin ikinci safhası ise yaklaşık kırk sene sonra
(1930’ların ortalarına doğru) asrın müceddidi Üstad Bediüzzaman Hz. nin
Hafız Osman hattıyla yazılmış olan kendi Kur’an’ın’da
Allah lafızlarının kısmen tevafuk ettiğini fark etmesi üzerine olmuştur
Bunun üzerine bütün sayfaları ve o sayfalard a geçen Allah lafızlarını inceleyen
Hz. Üstad mühim bir kısmının tevafuk ettiğini, bir kısmında da
tevafuk matlup olduğu halde kaymalar bulunduğunu görmüştür.

Slayt7Bun un üzerine Kur’an’da Allah lafızlarının dizilişinde var olduğu anlaşılan
bu tevafuk mucizesin i gözlere gösterecek bir biçimde
yeni bir Kur’an yazdırmaya karar verir
Talebeler inden on tanesine üçer cüz dağıtarak
Kur’an’da çok nadir müstesnalar hariç
Allah lafızlarının hemen hemen tamamının tevafukta olduğu gösterecek
bir Kur’an’ı yazmak için çalışmalarını ve özellikle iradeleri ni
karıştırmamalarını emreder
Kısa bir zaman sonra, kendisini Risale-i Nur’un Kahramanı olarak isimlendi rdiği
ve en çok değer verdiği bir talebesi olan
Ahmed Hüsrev Efendi’nin yazdığı cüzlerde tevafuk görünürken
diğerleri muvaffak olamadılar.
Bu tevafukla rın açıkça görünmesi için kırmızı yazılmasını da emretmişti
Bediüzzaman Hz. , Hüsrev Efendi’nin muvaffaki yetini “Tevafuk Hüsrev’in tarzındadır.”
(Barla Lahikası) diyerek ilan etmişti
Artık bundan sonra Hüsrev Efendi yine Üstad’ın ifadesiyl e
Mucizeli Kur’an’ın kâtibi olmuştu ve en kısa sürede bütün cüzleri
tamamlaya rak Üstadına takdim etti
Üstad Hz. Hüsrev Efendi’ye yazdığı bir mektubund a,

“Senin yazdığın mu’cizeli iki Kur’an-ı Azîmüşşan’ın bu havalide
hususan Ramazan-ı Şerif’te sana kazandırdıkları sevabları
ve tahsin ve tebrikler ini, inşâallah yakında tab’a girmesiyl e (basılmasıyla)
âlem-i İslâm’dan senin ruhuna yağacak rahmet dualarını düşün
Allah’a şükreyle.” (Kastamonu Lahikası)
diyerek kendisini tebrik ediyor
ve kazanacağı büyük sevaplarl a müjdeliyordu.
Daha sonraki kırk yıl boyunca Hüsrev Efendi tevafuklu Kur’an’ı
toplam dokuz defa yazarak en mükemmel şeklini vermiş oldu
Günümüzde Tevâfuklu Kur’an, Hüsrev Efendi’nin çabalarıyla kurulan
Hayrât Vakfı bünyesindeki Hayrât Neşriyat tarafından basılarak
ehl-i imanın istifades ine sunulmakt adır.

http://www.kuranvetevafuk.com/index.php/tevafuklu-kuranin-yazilisi/


KURAN - KERİM VE TEVAFUKAT VİDEO

http://www.kuranvetevafuk.com/index.php/tevafuk-ornekleri-videolari/

http://www.hayrat.com/
http://hayratvakfi.org/
http://www.hayrat.com.tr/
http://www.hayratnesriyat.com/




İSLAMİYETİN ANA KAYNAK ESERLERİ 
SİYONİZMİN ELİNDE

FORUM ALACAKARA NLIK İSTANBUL

AHMET FEHİM SALİHOĞULLARI
( İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi )

Forumda daha önce,yayınlanan yazıda
Kuran-ı Kerimde,İsrailoğulları olarak bildirile n kavmin
İnsanlık tarihiyle birlikte var olduğu
İslamiyetin yok olması
Veya aslından saptırılması için çalıştığı
Yüzyıllardır bunun çeşitli şekillerde veya isimlerle
Farklı islami mezhepler,cemaatler veya tarikatle r kurarak
Devam ettiği belirtile rek
" İsrail Devleti kurulmada n öncede
Siyonizmi n
Dünya üzerindeki planlarının varlığı bilinmekt edir
Osmanlı Devletini n yıkılması
Dünyanın fiziki ve siyasi olarak bölünüp,parçalanması
Aynı planların ürünleri olduğu bilinmekt edir 
İsrail Devleti olsada olmasada
Siyonizmi n,bütün dünya devletler inin içindeki
Kurulmuş gizli örgütleriyle
Bulundukl arı ülkede söz sahibi olmaya
Siyonizmi n amaç ve çıkarlarına göre
Ülkeleri ve dünyayı dizayn etmeye   
Ve siyonizmi n müslüman düşmanlığı ile
İslamiyeti aslından saptırma çabaları
Devam edecektir " denilmekt edir

Siyonizmi n yüzyıllardır uyguladığı bir plan gereği
İslamiyete ait ana kaynak eserlerin
Aslı ele geçirilerek
Siyonist merkezler de saklandığı bilinmekt edir
Örneğin :
Eski adıyla, Kudüs Yahudi Milli ve Üniversite Kütüphanesi
Jewish National and Universit y Library
Yeni adıyla,İsrail Milli Kütüphanesi
Israel Natıonal Lıbrary
Bu kütüphanelerden birisidir
Bu konu ile ilgili
Quantum İslam isimli Arapça bir dergide açıklama yapan
Mescid-i Aksa el Yazmaları
Bölümü Başkanı Hüseyin Barikat ise
İsrail Kütüphanelerinde
bulunan eserlerde n bazılarının
Irak işgali sonrası,Irak Millî Kütüphanesi'nden 
çalınarak getirilmiş olabileceğini belirtiyo r
1982 yılında kurulan
ve 5 milyondan fazla kitabın bulunduğu
İsrail Milli Kütüphanesi'nde
İslam ve İslam tarihine ilişkin 100 bin kitap
ve 2 bin el yazması eser bulunduğunu 
İsrail'deki Kütüphane, 600 yıl önce yazılmış
ve Sultan I. Selim'in mührünün bulunduğu
Şahsi mushafıda bünyesinde barındırdığını belirtiyo r
İsrail Millî Kütüphanesi'nde, saf altınla bezenmiş
İslamî nakışlarla süslü
Tarihi 1200 yıl öncesine dayanan
Kûfî hattıyla yazılmış
Bir Kuran-ı Kerim mushafınında bulunduğunu belirtiyo r
İsrailliler bu eserleri satın aldıklarını iddia ederken
Filistinl i Uzmanlar bu eserlerin bazılarının
ABD işgali sonrası Bağdat'tan yağmalanarak
İsrail'e getirildiğini söylüyorlar
Bu gibi İsrail kütüphanelerinde
Yüzlerce islamiyet e ait, ana kaynak eserler mevcuttur
Siyonizm tarafından ele geçirilen 
İslamiyete ait ana kaynak eserlerde n bir kaçının listesi
Aşağıdadır inceleyin iz

TEFSİR

- Ebu İhsan Ali bin Ahmed bin Mehmed bin Ali, d. 468
(m. 1075), el Vahidi, Esbab-ı Nüzül el Kur'an,

- El Menla Hüsrev bin Mehmed bin Feramuz, d. 885
(m. 1480), Esrar El Fatiha

- Celaleddi n El Suyuti, d. 911 (1505), El Aklil fi İstinbat el Tenzil

- Mehmed bin Ebubekir el Maruf Baben el Kim, d. 751
(m. 1350), Emsal el Kuran,

- Nasreddin Ebu Said Abdullah bin Ömer bin Mehmed El Beyzavi, d. 685
(m. 1286), Envar el Tenzil ve Esrar el Tevil

- Kemaleddi n Ebu El Ganaim Abdülrezzak bin Ebu el Fazıl el Kaşani, d. 751
(m. 1350), Tevilat el Kur'an

- Muvafıkeddin Ahmed bin Yusuf el Musuli el Şibani el Şafii, d. 680
(m. 1281), Tebsirat el Mütezekkir ve Tezkiret el Mütedbir

- Ali bin Ahmed bin Ali bin Ahmed el Mahaimi el Hindi, d. 835
(m. 1480)
Tebsir el Rahman ve Tesir el Menan Bi Baz ma Aşir el Mecaz fi El Kur'an

- Yahya bin Şerafeddin el Nuvi, d. 676 (m.1277), El Tayan fi Adab Hamlete'l Kur'an

- Mustafa bin Ali el Sakdari, d. Tuhfet ül İhvan ve Hediyetü'l Sübhan
yazım tarihi, 1104
(m. 1692)

- Ahmed bin Mehmed el Hanefi, Tuhfetü'l Ekyas fi Tefsir-i Ayet
yazım tarihi, d. 1197
(m. 1783)

- Ahmed bin Hasan el Kırmani, d.-
Tuhfetü'l Besmele, yazım tarihi 1171 (m. 1757)

- Abdurrahm an bin Abdullah el Sıhli, d. 571
(m. 1175), El Tarif vel Ailan fima İbham fi El Kur'an men El Sema Alel İlim

- Takiyüddin Ali bin Abdülkafi el Sebaki, d. 756
(1355), Taalikat fi Kıraat el Kur'an, yazım tarihi, 934 (m. 1527)

- Ahmed bin Haydar el Kürdi Fahreddin, d: -
Tesir-i Ayet-el Kürsi, yazım tarihi, 1057
(m. 1647)

- Ebu Ellis el Semerkand i, d. 375 (m. 985), Tefsir-i Cüz-i Em

- Ebu Ali İhsan bin Abdullah bin Sina el Feylesof, d. 27
(m. 648), Tefsir-i Suretü'l İhlas

-Ibn Teymiye Takiyüddin, d. 728, Tefsir-i Suretü'l Kevser

* Tefsir-i Suretü'l Felak

* Tefsir-i Suretü'l Felak vel Nas

* Kaidet'ül fi el Kur'an

- Ibn Receb Abdurrahm an el Hanbeli, d. 795 (m. 1393), Tefsir-i Suretü'l Nasr

Tefsir-i Suretü'l İhlas

- El Mevli Hüsrev Mehmed bin Feramuz, d.885 (m. 1480), Tefsir-i Suretü'l Bakara

- Şeyfeddin Ebu İhsan Ali bin Mehmed bin Ali El Amedi el Şalebi, d. 631
(m. 1234), Tefsir-i Suretü'l Yasin

- Abdullah bin Abbas bin Abdulmutt alip, d. 65 (m. 684), Tefsir el Kur'an el Azim

- Ebu Ellis el Semerkand i Nasır bin Mehmed el Hanefi, d. 375
(m. 985), Tefsir el Kur'an el Azim

- El Celal el Mahali Mehmed bin Ahmed, d. 864 (m. 1460), Tefsir el Kur'an

- El Vahidi ebu İhsan Ali bin Ahmed, d. 468 (m. 1075), El Tefsir el Veciz

- Necmeddin Ebu Hafız Ömer bin Mehmed el Nesfi el Maturidi, d. 537
Tesfir fi İlmt'l Tefsir

- Mehmed bin Yakub, Mücadeleddin el Firuzabad, d. 817
(m. 1414), Tesfir-i Fetha el Ahab Bitefsir Fetha el Kitab

- Ebubekir Abdüsselam bin Ahmed bin Salih el Basri
Sevab el Kur'an el Kerim, yazım yılı 554

- El İmam Gazali Ebu Hamid Mehmed bin Mehmed, d. 505
(m. 1111), Cevahir el Kur'an

- Seyyahzad e Muhyiddin Mehmed bin Mislühiddin Mustafa el Kuçi
d. 951 (m. 1544), Haşiyetü'l Tefsir el Bizavi

- Katibüddin el Şirazi, d. 710 (m. 1309), Haşiyet ali el Kişaf

- Ahmed bin Yusuf bin Abdüldaim el Maruf Banan el Samin el Hali el Nahavi
d. 756 (m. 1355), El Dar el Masun fi Ulum el Kitab el Meknun

- Celaleddi n el Suyuti, d. 911 (m.1505), El Dar-ı El Nazım-ı fi Fezail-i el Kur'an el Azim

- Ebu Ömer Osman bin Said el Dani el Kartabi, d. 444 (m. 1052), Risalet fi Resm el Mushaf

-Ahizade Abdülhalim bin Mehmed el Halefi, d. 1013 (m. 1604), Risalet fi El Tefsir

- El İmam el Gazali Ebu Hamid, d. 505 (m. 1111), El Risaletü'l Maznuniye

- Abdullah bin Ahmed el Kufi el Hamdani, d. 745
(m. 1344), Şerhh-i Amdeti'l Kur'an fi el Fark bin Taiz el Kur'an

- İbrahim Fasih bin Sebgetull ah el Haydari, d. 1300
(m. 1883), Fasih el Beyan fi Tefsir el Kur'an

- Mahmud bin Ömer Carullah el Zemahşeri, d. 537
El Keşaf en Hakaik el Tenzil ve Uyun el Akavil fi Vechi'l Te'vil

- Ömer bin Abdurrahm an el Farisi, d. 475 (m. 1082), El Keşaf ali El Keşaf

- El Fazıl bin El Hasan el Tebrizi, d. 547, Mecmua el Beyan el Ulum el Kur'an

- El Hüseyin in Mehmed El Ragıb el İsfahani, d. 502 (m. 1108), Müfredat el Faz el Kur'an

- Ebu el Kasım Hibbetull ah bin Selamet bin Nasır el Bağdadi, d. 410 (m. 1019), El Nasih vel Mensuh

- Ebubekir Mehmed bin Abdulaziz el Secistani, d. 330 (m. 942), Nüzhekü'l Kalub

- Ebu El Fer Abdurrahm an bin Ali bin Elcevzi, d. 597
(m. 1201), Nüzehtü'l Eyvan vel Nevazır fi

- El Eşbah vel Nezair


HADİS

- Ebu Hafız Ömer bin Bedir el Musuli El Kürdi el Hanefi, d. 622
(m. 1225), El Ahadis el Mevzuat fi El Hakim el Meşruat

- Şerafeddin Şaban bin Mehmed el Karaşi el Şair, d. 828
(m. 1425), Erbaun-i Hadisen fi el Salat vel Teslim Ali el Nebi el Kerim

- Ebu el Kasım Ali bin El İhsan bin Mehmed bin Abdullah bin Eşnuye el Yezidi
d. 511, İrşad el Sari ali İhtisar-ı Sahih el Buhari

- Şehabeddin Ahmed bin Mehmed ibn Hacer el Kastelani, d. 923
(m. 1517), İrşad el Sari Şerh-i Sahih el Buhari

- İbn Kitabe Abdullah bin Müslim el Dinuri, d. 276, Te'vil-i Muhtelif el Hadis

- Müslim bin El Haccac el Kuşeyri, d. 261, El Cami el Sahih

- İbn Kesir El Muarrih, Amadeddin İsmail bin Ömer, d. 714
(m. 1314), Cami el Mesanid vel İnsan el adi el Akvam el Sanin

- İbn Receb el Hanbeli, d. 795 (m. 1393), Risalet fi Şerh-i Ahadis-i Şerife

- El Seyyid el Şerif el Cürcani, d. 679 (m. 1280), Risalet fi el Mestalah

- Ebu Mehmed Abdulgani bin Said el Azadi, d. 409 (m. 1018), Risalet fi el Hadis el Rubai

- Süleyman bin el Aşas Ebu Davud el Secistani, d. 275, Senin Ebu Davud

- Ahmed bin Ebu el Sürur ibn Ferah el Ahami el Endülüsi, d. 699
(m. 1300), Şerh el Erbain el Nüviyet

- Hamid bin Mehmed bin İbrahim el Hitabi, d. 386 (m. 996), Şerh-i Sanin Ebu Davud

- Ebu Mehmed el Hüseyin bin Mesud el Ferai el Baguvi, d. 516, Şerh el Senet el Nebuye

- Ebu Cafer Ahmed bin Mehmed bin Selamet el Dahavi el Hanefi, d. 321
(m. 933), Şerh-i Meani el Asar el Muhtelifa t el Musaverat

- Ali bin Sultan el Kazi, d. 1014 (m. 1605), Şerh-i Tuhbetü'l Fikir el İbn Hacer

- İbn Receb el Hanbeli, d. 795 (m. 1393), Şerh-i Hadis

- Ebu Ahmed bin Mehmed el Selefi, d. 576, Şerh el Erbain el Vedaniye
El İbn vdain Mehmed bin Ali bin Abdullah

- Abdulezza k bin Ahmed el Kaşani, d. 730 (m. 1330), Şerh-i Hadis

- Cemaleddi n Mehmed bin Abdullah bin Malik el Nahavi el Endülüsi, d. 672
(m. 1273), Şevahid el Tezih vel Tashih el Müşkülat el Cami el Sahih

- Muhabbedd in Ahmed bin Abdullah bin Mehmed el Taberi el Mekki, d. 694
(m. 1295), İlm el Hakim el Hadis el Hakim

- Osman bin Abdurrahm an el Şehrizori el Şafii el Dımışki
d. 643 (m. 1245), Ulum el Hadis

- Bedreddin Mahmud bin Ahmed el Ayani el Halebi, d. 855
(m. 1451), İmdat el Kari bi Şerh-i Sahih el Buhari

- Carullah Mahmud bin Ömer el Zemahşeri, d. 538
(m. 1143), El Faik fi Garib el Hadis

- El İmam el Azam Ebu Hanife el Numan bin Sabit el Kufi, d. 150
(m. 767), Mesned-i Ebu Hanife

- El İmam Mehmed bin İdris el Şaii el Karaşi, d. 204 (m. 819), Mesned-i el Şafii

- El İmam Ahmed bin Habel el Şeybani, d. 241 (m. 855), Mesned-i İbn Hanbel

- Ebu Davud Süleyman bin Davud bin El Carud el Talasi, d. 204
(m. 819), Mesned-i el Talasi

- El İmam Malik, d. 179 (m. 795), el Muta

Siyer (Peygamber in hayatını araştıran İslam ilmi)

- İbn Teymiye, d. 724 (m. 1324), Risalet fi Ruyet-i Allah hel Kanet bayani Reise

- Kemaleddi n Mehmed bin Abdulvaha b el Sivasi bin el Hamam d. 861
(m. 1457), Risalet fi Ziyaret Kabir el Nebi

- Ebu el Kasım el Hadis el Nişaburi, d. 406 (m. 1015), Risaletbi Tab el Nebi

- Mehmed bin İsa el Tirmizi, d. 279, Şemail-i el Nebi

- Hüccetül İslam Muhammed bin Muhammed el Gazali Ebu Hamid, d. 505
(m. 1111), Kitab fi Ahval-i Veladet el Resul

- Ahmet bin Farisi, h. 395 (m. 1005), Muhtasal el Siyet el Nebeviye

- Bedreddin Muhammed bin İbrahim bin Cemaat el Kenani, d. 733
(m. 1332), El Muhtasar el Kebir fi Siret-i Seyyidina Resullull ah

- İbn Hacer, d. 974 (m. 1566), Mülahaza el Mevlid-i Nebeviye


FIKIH - İSLAM HUKUKU

- Burhanedd in İbrahim bin Ebubekir el Hanefi el Trablusi, d. 743
(m. 1342), El İsaf fi Ahkam el Evkaf

- Ali bin İbrahim el Trablusi el Hanefi, d. 758 (1357), Enfa el Usul ali Tahrir el Mesail

- Şemseddin Ahmed bin Süleyman bin Kemal Paşa, d. 940 (m. 1533), İzah el Islah

- Zeyneledd in Mehmed bin Ebubekir bin Abdülkadir el Razi el Hanefi
d. 666 (m. 1268), Tuhfetü'l Mülk

- Tahir bin Selam bin Kasım el Nasiri el Horezmi, d. 771 (m. 1369), Cevahir el Fıkıh

- Yakup Paşa bin Hızır Bey, d. 891
(m. 1486), Haşiyet ali Vakay-ı el Rivaye el Burhanedd in bin Sadır el Şeriat

- Ebu Elis Nasır bin Mehmed el Semerkand i, d. 383 (m. 993), Hazinetü'l Fıkıh

- Muhammed bin Ali bin Muhammed, Alaadin el Hısnkeyfi, d. 1088 (1677)
El dar el Muhtar fi Şerh Tenvir el Ebsar

- Sadr el Şeriat Abdullah el Mesud, Risalet fi El Tahir min Eh Hayz

- Mahmud bin Hamzat el Aydınıi Güzelhisari el Rumi el Hanefi, d. 1010
(m. 1601), Risalet fi El Kadir el Mesnun min el Hayat

- İbn Kemal Paşa, d. 940 (m. 1533), Risalet fi Ma el Vuzu'

- Mehmed bin İbrahim bin Ahmed el Hanefi el Edirnevi, d. 1136
(m. 1723), Riyaz el Kasimin fi Mesele el Hayatan

- Mahmud bin Ahmed el Ayni Bedreddin, d. 855
(m. 1451), Rumuz el Hakaik fi Şerh Kenz el Dakik i Nefsi

- El Mevali Dede Efendi el Bursevi el Hanefi, d. 973 (m. 1565), El Siyaset el Şerait

- Hüsameddin Ömer bin Abdulaziz ibn Maze el Şehid el Buhari, d. 536
(m. 1141), Şerh-i Edeb el Gazi el Ebu Bekir el Hisaf

- Alaaddin Ali bin Mehmed el Semerkand i el Gazi, d. 535
(m. 1140), Şerh-i Muhtasal el Tahlavi Ahmed bin Mehmed

- Ebunasır Ahmed bin Muhammed el Bağdadi el Akdi, d. 474
(m. 1081), Şerh-i Muhtasar el Kaduri Ahmed bin Muhammed

- İbrahim bin Süleyman el Konevi el Rumi, d. 832
(m. 1429), Şerh el Cami el Kebir el Muhammed bin el Hasan el Şibani

- Sadık Muhammed bin Ali el Sakızi, d. 1099 (m. 1688), Suretü'l Fetva

- Hacı Resul bin Salih el Aydıni, d. 978 (m. 1570)
El Fetva-yı Ali Asih el Rivayet el Kavliye

- Hamid Efendi bin Muhammed el Amedi el Kavuni, d. 980
(m. 1572), El Fetvayi el Hamidiye

- El Hamid bin Mansur bin Mahmud el Avazcendi, d. 592
(m. 1196), Fetvayi Gazi Han

- Mahmud bin Hasan bin Hamit el Dımişki el Hanefi el Üsküdari
d. 1175 (1761), El Kav el Zahir fi Cevaz bis el Ahmed

- Yusuf bin Mhmud bin Muhammed el Tahrani el Razi, d. 794 (1392)
Keşf el Rakaik (el Hakaik) şerh kenz el Dakaik

- Hüseyin bin Nasuh el Bosnevi, 1054, Mecmu-i Tercih el Niyet ind Tariz el Beyanat

- Muhammed bin Katibüddin el İzniki, d. 885
(m. 1480), Mürşidü'l Mütehallin fi Ada el Nagah

- İbrahim bin Yusuf Abdullah el Boluni, d. 1041 (m. 1631), Mesail-i el Cenaiz

- Alaaddin Ali bin Halil el Trablusi el Kudusi, d. 844
(m. 1440), Main el Hakim fima Yetereddüd bin el Hasimin min el Hakim

- Cemaleddi n Ahmed bin Mahmud el Gaznevi, d. 593
(m. 1197), El Mukaddime

- Nasreddin Muhammed bin Yusuf el Hüseyni el Semerkand i, d. 556
(m. 1161), El Mültekad fi el Fakih

- Ebu Abdullah Hüsameddin el Hasan bin Şerif el Arhavi el Hanefi, d. 770
(m. 1368), Manzume-i Dürur el Bahar

- Muhammed bin Mustafa el Vani el Meşhur, d. 1000
(m. 1592), Nakd el Dürur

- El İmam el Şafi Muhammed bin İdris, d. 204 (m. 819), Alam

- Cemaleddi n Yusuf bin İbrahim el Erdebili el Şafii, 799
(m. 1397), El Envar el Amal el Ebrar

- Ebu İshak İbrahim bin Ali el Şirazi, d. 476 (m. 1083), El Tenbiye

- İbn el Sakali Fahreddin Muhammed bin Muhammed, d. 271
(m. 884), El Tenciz fi Tashih el Taciz

- Taceddin Abdulvaha b bin Ali el Üskübi, d. 771
(m. 1369), Nuşye el Tashih el Nuvi

- Burhanedd in İbrahim bin Muhammed el Meşhur Baltacı, d. 813
(m. 1410), Risalet fi Salat el Tesbih

- Ebu Şecai Muhammed bin el İhsan bin Ahmed, d. 488
(m. 1095), Gayet el İhtisar

- El İmam el Gazali Ebu Hamid, 505 (m. 1111), el Vesait fi el Mezheb

- Muhyiddin bin el Arabi, d. 638 (m. 1240), Talik ali Risalet fi el Selat

- İbn Teymiye Ahmed bin Abdulhali m, d. 728 (m. 1328), Acubet el Fıkıh vel Tevhid

Risalet fi il Miya

Risalet fi Taklid el Müslimin ve Hayhud ve Nisari

Risalet fi El Fıkıh

El Siyaset el Şerait

- Ibn Kayyum el Cevziye, d. 754 (m. 1353), Ahkam ehl-i El İmat

- El İmam Ahmed bin Hanbeli, d. 241 (m. 855), Risalet el Salah

- İbrahim bin Hamid Gözübüyük, 1253, Risalet fi el Besmele

- Mekki bin Ebu Talip el Kaysi, d. 437
(m. 1045), Müşkül-i Arab el Kur'an

- El İmam el Şafi Muhammed bin İdris, d. 204
(m. 819), Mesned el İmam el Şafii

- Sadr el Şeriat Abdullah bin Mesud, d. 747
(m. 1346) Şerh ve Gayet el Rivayet fi Mesail el Hidayet

Kaynak : ATLAS DERGİSİ


İLK KURAN-I KERİM HAKİKİ MUSHAFI
MÜSLÜMANLARIN ELİNDE DEĞİL
SİYONİSTİK MERKEZDE

İsrail dışındada,siyonistik merkezler bulunmakt adır
Amerika Metropoli tan Müzesi Kütüphanesi
İngiltere Birmingha m Üniversitesi Kütüphanesi, vesaire gibi
İsrail dışındada bir çok siyonisti k merkezler bulunmakt adır 

Siyonizm tarafından ele geçirilen
İslami eserler
Tel-Aviv Islamıc Works Laborator y gibi
İslami ilimlerde uzman
Siyonist bilim adamlarının bulunduğu
Merkezler ce incelener ek
Yeniden düzenlenerek
Farklı Ülkelerde ve farklı dillerde
Farklı isimlerin editörlüğünde
Farklı islami kişiliklerce yazılan ve yayınlanan 
Kitaplar ve eserler olarak karşımıza çıkartılmaktadır
Mısır El-Ezher Üniversitesi veya
Suudi Arabistan Kral Fehd Akademisi gibi
İslami eserler yayınlayan siyonisti k merkezler
Bunların içinde en tanınmışlarıdır
Suudi Arabistan Kral Fehd Akademisi nin
Yayınladığı Kuran-ı Kerim tercümesi 
Bu eserlere bir örnektir
Kral Fehd Akademisi
Tel-Aviv Islamıc Works Laborator y benzeri
Siyonist merkezler in
Kabul edebileceği tarzda yayınladığı
Kuran-ı Kerimde,İslami uzmanlarc a 300 hata tesbit edilmiştir

https://www.timeturk.com/suudi-kraliyet-yonetimi-kur-an-i-kerim-deki-tam-300-ayet-i-degistirdi/haber-1342905

Siyonizm,İslamiyete ait ana kaynak eserleri
Ele geçirerek
Aslı kendisind e kalmak şartıyla
Yeniden düzenleyerek
İslam alemine sunmaya
Dolayısıyla,tıpkı bir zamanlar
Karamanoğulları Beyliği döneminde
Konya eyaletind e yaymaya çalıştığı
OrthoJewi sh türü
Yeni bir İslam Dinini geliştirip
Müslümanlara ve dünyaya yaymaya çalışmaktadır
İslamiyetin ana kaynaklarından
Kütüb-i sitte'yi oluşturan eserlerin asıllarının 
Müslümanların elinde olmadığı
Osmanlı döneminden sonra
Türk-İslam coğrafyasında yapılan
Büyük bir tahribatl a birlikte,yok edildiği
Orta-Doğu'da yapılan savaşlarla birlikte 
Siyonizmi n eline geçen kaynakların çokluğu ile
Ve son yapılan araştırmalar neticesin de ortaya çıkmıştır
Dolayısıyla,Siyonizmin yaymaya çalıştığı
Yeni OrthoJewi sh-İslam Dinine karşı
Müslümanların,hakiki islamiyet i ispat edebileceği
İslamiyetin ana kaynakları elinde mevcut değildir
Bilim ve İçtihad yöntemini uygularke
İslami hükümlerin elde edilebile ceği
Ana kaynaklar dan mahrumdur 
Günümüzde,Türk-İslam cografyasında mevcut olan
Kuran-ı Kerim nüshalarının
Kuran-ı Kerim'in mushaf haline getirildiği döneme ait
İlk hakiki mushaflar olmadığı,artık bilinen bir gerçektir
Hakiki Kuran-ı Kerim mushaflarının
Daha önceden bulunduğu yerlerin listesi
İslam alimlerin ce şu şekilde sıralanıyordu

1 - Mekke
2 - Medine
3 - Basra
4 - Kufe
5 - Taşkent
6 - Kahire
7 - Şam
8 - İstanbul
9 - Yemen

Ancak bu listedeki Kuran-ı Kerim mushaflarının 
İstanbul dışında kalan yerlerde mevcut olmadığı
Eksik veya Orjinal olmadığı
Daha önceleri ifade edilmekte ydi.
Son dönemdeki araştırmalar neticesin de
İstanbul nüshasından daha önceki asıl mushafın
Irak mushafı olduğu
Bu mushafın ise,Irak'ta bulunmadığı
Osmanlı ve İslamiyeti çökertmeye çalışan
Siyonistl er tarafından
Bir kısmının tahrip edilerek,kalan kısmının
1920 yılında Irak'tan,İngiltereye taşındığı
Birmingha m Üniversitesi Kütüphanesinde saklandığı
Ortaya çıkmıştır
Yani Kuran-ı Kerim'in ilk yazıldığı döneme ait
Hakiki mushafın
Tahrip edilmemiş,tahrifat yapılmamış
Eksiksiz ve orjinal bir nüshasının
Müslümanların elinde bulunmadığı artık bilinmekt edir
Bu konuyla ilgili,aşağıya bazı yazılardan özetleri paylaştık,okuyunuz

https://www.milliyet.com.tr/dunya/dunyadaki-en-eski-kuran-i-kerim-bulundu-2091124
https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150722_en_eski_kuran_1


İngiltere'deki Birmingha m Üniversitesi'nde dünyadaki en eski Kur'an-ı Kerim olabileceği düşünülen kitaptan bazı bölümler bulundu.
Karbon 14 tarihleme metoduyla yapılan incelemel er, kitabın en az 1370 yıllık olduğunu gösteriyor.
British Library'deki uzmanlard an Dr. Muhammad Isa Waley, "heyecan verici bu keşfin Müslümanlar için çok büyük bir sevinç kaynağı olduğunu" söyledi.
Söz konusu Kur'an'ın, yaklaşık yüz yıldır üniversite kütüphanesinde olduğu ve farkedilm ediği belirtild i. Kitap, dünyadaki en eski Kur'an Kerim'den bölümler olduğu belgelenm emiş halde, Orta Doğu bölgesinden diğer birçok kitap ve belgeleri n yer aldığı koleksiyo nda bulundu.
Bir doktora öğrencisinin, koyun veya keçi derisinde n parşömene yazılmış olan kitabın parçalarını dikkatle incelemes inden sonra, karbon 14 tarihleme yöntemi uygulanma sı kararlaştırıldı ve büyük heyecan uyandıran, bu yazıların bugüne dek ulaşmış en eski Kur'an-ı Kerim'e ait olabileceği sonucu ortaya çıktı
Yapılan tahliller, parşömenin yüzde 95 olasılıkla, 568 ile 645 yılları arasındaki dönemden kalmış olduğunu gösteriyor.

Birmingha m Üniversitesi özel koleksiyo nlar bölümü başkanı Susan Worrall, araştırmacıların, kitaptan geriye kalmış bölümlerin bu denli eski olabileceğini "hayal bile edemedikl erini" söylüyor. Üniversitenin Hristiyan lık ve İslamiyet dalı öğretim üyelerinden Prof. David Thomas da, "bu kitabı yazmış olan şahsın o dönemde yaşamış, Muhammed Peygamber'i görmüş, hadisleri ne tanıklık etmiş olabileceğini" belirtti.
Hicaz Arapçasıyla yazılmış olan Kur'an bölümlerinin "çok güzel ve şaşırtıcı derecede okunaklı durumda" olduğu kaydedild i. Birmingha m Merkez Camii imamı Muhammad Afzal da, "üniversitede bulunan Kur'an bölümlerini görmekten mütehassis olduğunu" söyledi. Mingana Koleksiyo nu adıyla anılan 3.000'i aşkın belge ve kitap, 1920'lerde, Musullu Keldani rahip Alphonse Mingana tarafından derlenmişti. Mingana, koleksiyo n malzemesi derlemek üzere varlıklı iş adamı Edward Cadbury tarafından Orta Doğu'ya gönderiliyordu.

( 1920 yılında Irak'tan İngiltereye getirilen Kuran-ı Kerim'in
Hakiki Kuran-ı Kerimin Irak mushafı olabileceği ve müellifinin
Hz.Muhamm ed sav ile aynı dönemde yaşadığı ifade edilmiştir )

HAKİKİ KURAN-I KERİM YAKILDIMI

https://sorularlaislamiyet.com/kuranin-ilk-yazilmis-nushalari-neden-ortadan-kaldirildi-kuranin-asli-yakildi-mi-0

Hz. Ali, Hz. Abdullah b. Mesud, Hz. Aişe, Hz. Abdullah b. Abbas gibi bazı sahabiler in elindeki Mushaflar, hususilik arz ediyordu. Daha Kur'an'ın vahyi tamamlanm adan, bu zatlar peyderpey gelen ayetleri kendileri ne yazmaya başlamışlardı. Bu Mushaflar, onların kendileri ne özel mushaflar olduğu için, ayetin manasını açıklayan bazı haşiye türü eklemeler i yazmakta bir sakınca görmemişlerdi. Halbuki daha sonra bu farklı ifadeler veya açıklamalar başkaları tarafından ayetin kendisi olarak değerlendirilebiliyordu.

Misal olarak, Abdullah b. Mesud'un mushafında meal olarak:
"(Hac mevsimind e) "Rabbinizd en rızk istemeniz de bir günah yoktur." (Bakara, 2/198) şeklinde yazılmıştı. Oysa parantez içindeki bilgi, onun Hz. Peygamber (a.s.m)'den öğrendiği ayetin bir açıklamasıdır.
İşte yedi lehçe, farklı telaffuz ve benzeri sebeplerd en dolayı, Hz. Osman (ra) devrinde, -daha önce- Hz. Ebu Bekir (ra) döneminde bir araya getirilen ve daha sonra Hz. Hafsa (ra)'nın yanında bulunan Kur'an sahifeler i esas alınarak dört veya yedi adet Mushaf nüshaları düzenlenmiştir.
Ümmet içinde bu konuda birliği sağlamak maksadıyla, bazı kimselere özel Mushafları -sahabelerin onayıyla- yaktırmıştı. (bk. Suyutî, İtkan, I/134; Subhi Salih, el-Mebahis, s. 78-85).
Ünlü tefsir ve hadis âlimi İbn Kesir (ö. 774), söz konusu nüshalardan bir tanesini Şam'da Dimaşk camiinde gördüğünü söylemiştir. İbn el-Cezerî, İbn Fadlullah el-Umerî de bu Mushafı orada gördüklerini söylemişlerdir. (bk. el-Mebahis, s. 88-89).
Konuyla ilgili detaylı bilgi için şu makaleyi de okumanızı tavsiye ederiz:
Kur'an'ın aslı yakıldı mı
Vahiy nedir, Kur’an Nasıl Toplanmıştır
VAHİY: Kelime anlamı, imâ, fısıldama, işaret, bir şeyi hızla yapmaktır. Dini anlamda ise vahiy; Yüce Allah'ın, insanlara ulaştırmak istediği mesajı (emir, yasak, tavsiye, bilgi,..), değişik yollarla Peygamber ine iletmesin e denir. Vahiy kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de; ilham etmek, içgüdü, emretmek, işaret etmek, fısıldamak anlamlarında da geçmektedir...
Peygamber imiz (a.s.), peygamber liğinin ilk altı ayında sâlih rüyalar görür ve gördükleri aynen çıkardı. "...Mü'minin rüyası, peygamber liğin kırkaltı parçasından biridir.” buyurmuştur. (Peygamber lik süresi yirmi üç yıldır, altı ayda bu sürenin kırk altı da birini oluşturur.) Cebrâil (a.s.), vahyi Peygamber imize görünmeden getirdiği gibi, asıl şekliyle ya da bir insan şeklinde görünerek getirdiği de olurdu. Miraçta olduğu gibi aracısız olarak doğrudan Yüce Allah tarafından verildiği de olmuştur...
Vahiy gelmeye başladığında Peygamber imiz (asm) oldukça zor ve dayanılması güç anlar geçirir,
“Doğrusu biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz." (Müzzemmil, 73/5)
ayetinde olduğu bildirild iği gibi kendisini sıkıntı basardı. Soğuk günlerde bile çok fazla terlerdi, deve üzerinde vahiy geldiğinde, deve buna dayanamaz hemen yere çökerdi. Mekke'de vahyin gelmeye başladığı ilk yıllarda vahiy inerken, Hz. Peygamber (asm) sesli olarak inen âyetleri tekrarlar dı, fakat daha sonra bunu terk etmiştir. Vahyin gelişi anında bilincini kaybetmez, vahiyden hemen sonra, inen âyet ya da sureyi görevlendirdiği vahiy katipleri ne yazdırırdı. (Vahiy kâtiplerinin sayısı zaman zaman değişmekle birlikte, yaklaşık kırk kişidir), daha sonra arkadaşlarına okurdu, onlar yazar dileyenle rde hem ezberlerd i. Bir âyet indiğinde, onun hangi surede, hangi âyetten sonra olması gerektiğini belirtir, vahiy katipleri de onu oraya ilave ederlerdi . Vefatından dokuz gün öncesine kadar vahiy indiği için, hayattayk en ciltli tek bir kitap haline getirilme miştir. Hz. Ebu Bekir, halife olduktan sonra bazı bölgelerde dinden dönme (ridde) olayları meydana gelmiş, Yemame savaşında (M.633), 70 hafız şehit olmuştur. Bunun üzerine, Hz. Ömer (ra)'in teşvik ve ısrarıyla, Hz. Ebu Bekir (ra), kendisi hafız ve aynı zamanda vahiy kâtibi olan Zeyd bin Sabit başkanlığında bir heyet oluşturmuş, Kur'ânı toplayıp bir kitap haline getirme görevini bu heyete vermiştir. Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, İbni Kâab Zeyd’e büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Oldukça titiz çalışmalar sonucunda yaklaşık bir yıl sonra Kur'ân-ı Kerim, ciltli bir kitap haline getirilmiştir, ama sure sıralarına riayet edilmemiştir.
Ermeniyye bölgesindeki bir savaşta bir araya gelen değişik kabileler deki Müslümanların Kur’an’ın kelimeler ini değişik şekillerde okudukları haberi üzerine, Hz. Osman (ra)’ın emriyle dördü asıl, on iki kişilik bir heyet oluşturulmuş. Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında yazılan Kur'ân-ı Kerim'e bakılarak çoğaltılmış olan Mushaf, aynı zamanda sure sıraları da Hz. Peygamber (asm)'in emir buyurduğu gibi düzenlenmiştir. Bu tasnifte ihtilaf edilen kelimeler de Kureyş lehçesine göre yazılmıştır. Bundan sonra Kur’an önemli şehir merkezler ine gönderilmiştir. (H.25 / M.646)
O dönemde Arap harflerin de nokta ve hareke yoktu, Hz. Muaviye devri Irak valisi Ziyad bin Ebih, Arapçayı bilmeyen Müslümanların, Kur'ân-ı Kerim'i yanlış okumasını önlemek için devrin âlimlerinden Ebu'l Esved Dueli'yi görevlendirmiş. O da kelimeler in sonuna harekeyi belirleme k için nokta koymuştu. Daha sonra Haccac, kâtiplerinden Nasr bin Asım ve Yahya bin Ya’mer’e harflere nokta koymalarını emreder. Harflere ve noktalara bugünkü şeklini veren, Halil bin Ahmet (M.718) olmuştur.
Zeyd İbni Said şöyle der: “Kur'ân'ı araştırmağa, hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeğe başladım. Tevbe Suresi'nin sonu olan: ‘Andolsun size kendi içinizden öyle bir elçi geldi ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü'minlere şefkatli, merhametl idir. Eğer (inanmakta n) yüz çevirirlerse de ki: 'Allah bana yeter. O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım. O, büyük Arşın sahibidir .' âyetini yalnız Ebû Huzeyme el-Ensârî'nin yanında buldum." (Buhârî, Fedâilu'l Kuran, 3, 4 ncü bâblar; Ibn Hanbel, Musned, 1/13; Ebu Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhif, s. 67)
Zeyd İbni Said ve komisyond a bulunan diğer üyeler güçlü hafız olmalarına rağmen titiz çalışmasından dolayı başka iki şahidin bulunmasını da istemişlerdir. İbni Hacer Askalani “Belki de iki şahitten maksat: Hem ezberleme k hem de yazılı olarak getirmekt i.” der. Ebu Şâme: Zeyd “Onu Huzeyme’den başkasında bulamadım.” demiştir. Yani onu Ebu Huzeyme’den başkasında yazılı olarak bulamadım, demektir.’ der. Doğrusu da budur.
Zeyd'in derlediği bu Mushaf, Ebubekir (ra)'in yanında kalmış, onun vefatıyla Ömer (ra)'e intikal etmiş, onun vefatından sonra da kızı Hafsa'nın eline geçmiştir.
Hz. Osman (ra), okuma farklarını ortadan kaldırıp Müslümanları bir tek kıraatte birleştirmek amacıyla başka bütün mushafların ve Kur'ân parçalarının yakılmasını emretmiştir. (Beyhekî, es-Sunen, Kitabu's-Salât, 2/42)
Hz. Osman'ın, yazdırdığı resmî Mushaf dışındaki mushafların yakılmasını emretmesi, kıraat ihtilâflarını ortadan kaldırmak, Müslümanları tek kıraatte birleştirmek, birliği sağlamak içindi. Nitekim Hz. Ali (ra)’nin:
"Ey insanlar, Osman hakkında aşırı sözler söylemekten, ona 'Mushaflar yakıcısı!' demekten sakının. Vallahi o, Mushafları, biz Muhammed'in ashabı önünde yaktı. Osman zamanında yönetici ben olsaydım, onun Mushaflar hakkında yaptığını ben de yapardım." dediği rivayet edilir.(Kurtubî, 1/54; el-Fethu'r-Rabbânî, 18/34)
Hz. Osman'ın, özel mushafları yaktırdığı rivayet edilmekte dir, ama onun bu emrine uymayıp kendi özel Mushaflarını saklayanl arın bulunduğu da tarihen sabittir. Çünkü Hz. Alî, Abdullah ibn Mes'ud, Übeyy ibn Ka'b'ın özel Mushaflarından söz edilmekte dir.(Kurtubî, 1/53) (Bu Mushaflar a dokunulma mış olmasının nedeni, düzgün ve imla kurallarına uygun olarak yazılmış olmalarıdır.)
Ebûbekir ibn Dâvûd, özel sahâbî mushaflarındaki farkları Kitâbu'l-Mesâhif’inde toplamıştır. Buhârî'nin rivayetin e göre Hz. Âişe (ra), Mushafını görmek üzere gelen bir Iraklıya, özel mushafını göstermiştir.(Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân, 5)
Tüm Mushaflar yakıldıysa Hz. Aişe kendi tasnifi olan mushafı nasıl gösterebilmiştir
Hz. Hafsa'ya iade edilmiş olan ana Mushaf da ölünceye dek onun yanında kalmış, Medine valisi olan Mervân ibn el-Hakem, yakmak üzere o nüshayı istemişse de Hz. Hafsa vermemiş, fakat bu mü'minler anasının vefatı üzerine Mervân o Mushafı alıp yakmıştır. (el-Fethu'r-Rabbânî, 18/34)
Kur’an-ı Kerim'de bazı ayetler neshedilm iş, yani önce Peygamber e inmiş daha sonra ise hükmü kaldırılmıştır. Kur’an bu üslubuyla tedriciliği yani kolaydan, zora doğru eğitimi insanlara öğretmektedir. Aynen Hz. Aişe’nin dediği gibi
“İnsanlar Müslümanlığı kabul ettikten sonra helal ve harama dair ayetler indi. İlk evvel ‘içki içmeyiniz’ tarzında ayet inseydi ‘içkiyi terk etmeyiz’ diyecek, yahut ilk evvel ‘zina etmeyiniz’ tarzında ayet inseydi, herkes ‘zinayı terk etmeyiz’ diyecekti .” (Buhari, Telifü’l-Kur’an Babı)
Günümüz modern eğitiminde de yerini almış olan bu metot, daha o zamanlard a topluma yön veriyordu . Hükmü kalkan o emirlerin büyük bir bölümü yine Yüce Allah’ın emriyle Kur’an’da yer almadı.
  Resmî Mushaf Dışındaki Mushaflar Neden Yakıldı
1. Özel mushafların yakılmasının temel nedeni, Kur'ân üzerinde bir düşünce ayrılığının doğmasını önlemek idi. Henüz gelişmemiş, noktasız ve harekesiz olan o zamanki Arap yazısı ile tutulan notların, aynen Peygamber'den duyulduğu biçimde okunması da çok zor idi. İşte bundan ötürüdür ki okuma farkları baş göstermişti.
2. Kur'an'ı yazan Müslümanlar, anlamını bilmedikl eri kelimeler in yanına Peygamber (asm)'den duydukları anlamları da yazıyorlardı. Bu ileride büyük karışıklıklara neden olacaktı.
3. Kişilerin, kendi kendileri ne tuttukları notları, evlerinde veya herhangi bir yerde okurken yanılabilmeleri mümkün idi. İşte bu yanılmalardan ötürü bazı kelimeler in okunuşunda farklar doğmuştu. Kimi bir kelimeyi hitap kipiyle okurken, kimi de onu üçüncü şahıs kipiyle okumuştu.
Bu farkları ancak uzmanlard an oluşan bir komisyon ortadan kaldırabilirdi. İşte bu iş, ilk olarak Ebubekir zamanında yapıldı. Titiz bir çalışma ile Kur'ân'ın sûreleri derlendi, bir araya getirildi . Fakat sûre denilen bu bölümler, esaslı bir sıraya konmamış, derlenen parçalar, rast gele bir araya getirilip bir cild (Mushaf) halinde bağlanmıştı. Bu Mushaf, özel nüshalardan farklı idi. Çünkü özel nüshaların kiminde sûreler iniş sırasına göre dizilmiş, kiminde böyle bir metot izlenmemişti.
Böylece Peygamber (asm)'e vahyedilm iş olan bütün Kur'ân âyetlerini ve sûrelerini içeren Mushaf yazılmış oldu. Bu Mushaf çoğaltıldı, biri Başkent Medine'de bırakıldı, ötekiler, eyalet merkezler ine gönderildi.
4. Resmî Kur'ân'dan az da olsa farklı birtakım özel Kur'ân nüshaları durdukça Kur'ân üzerindeki ihtilâflar sürüp gider ve hattâ büyürdü. İşte böyle bir ihtilâfı önlemek için özel Mushaflar yakıldı.
5. İkinci derlemede meydana gelen Kur'ân nüshasının, diğerinden farkı birinci derlenen Mushaf’ın sûreleri bir sıraya konmamıştı. İşte Osman (ra) zamanında kurulmuş olan komisyon, daha titiz ve daha rahat bir çalışma ile Kur'ân'ın tüm âyetlerini ve surelerin i derleyip Hz. Peygamber (asm)’in işaret ettiği gibi yerli yerince konmuştur.
6. Hz. Osman (ra) zamanında yapılmış olan derleme, Peygamber (asm)'in yazdırdığı Kur'ân'dan farklı olsaydı, Osman'dan sonra halîfe olan Hz. Alî, kendi özel Mushafını resmîleştirir, Osman Mushafını yürürlükten kaldırırdı. Oysa öyle yapmamış, kendi Mushafını muhafaza etmekle beraber resmîleştirmemiş, Osman Mushafını resmî Muhsaf kabul etmiştir. Bu durum da mevcut Mushafın, asıl Kur'ân'a uygunluğunu gösterir.
Hz. Âlî (ra) Mushafını görmüş olanlar, onun-sûrelerinin iniş sırasına göre düzenlenmiş olmakla beraber-içerikte Osman Mushafının aynı olduğunu söylemektedirler. Sadece sayısı pek az bazı kelime farkları vardır. Bunlar da anlam değişikliği yapmayan sinonim kelimeler dir.
7. Resmî Mushaf'tan ayrı olarak meydana getirilmiş olan özel nüshalar yakılmış olmakla beraber, bunlardan bazıları saklanara k sonraki kuşaklara intikal etmiştir. Bunları görenler, bunlarla resmî Mushaf arasındaki farkları tesbit etmişlerdir. İbn Ebî Davud'un Kitâbu'l-Mesâhifi, bu farkları belirtmiştir. Bunlar gözden geçirilince resmî Mushaf ile bu özel nüshalar arasında da temelde bir fark olmadığı, sadece ufak tefek bazı kelime farkları bulunduğu, çok az olan bu farkların da bir anlam değişikliği yapmadığı görülür. Bu durum da resmî Mushafın, Peygamber’in okuduğu Kur'ân olduğunu kesin bir biçimde ortaya koyar.
Hz. Peygamber Devrinde Kaç Hafız Vardı
- Hz. Peygamber (asm)'in vefatından bir yıl sonra yapılan Yemame savaşında 70 hafız sahabe şehid düşüyor. Ayrıca Bi’ri Maune olayında 70 hafızın şehid düştüğü göz önüne alınırsa, hafız sahabi sayısının çok olduğu anlaşılmaktadır.
- Mesela, bir sahabe 1-10 arasındaki sureleri ezbere biliyor, bir başkası 5-13, bir diğeri de 10-20 arası sureleri biliyordu . Bunların ortak bildikler sureler hesaba alındığında, sadece Medine’de bile aynı sureleri bilen Müslüman sayısının ne kadar çok olduğu ortaya çıkar. Veda haccında yüz bin Müslümanın Hz. Peygamber i (asm) dinlediği göz önüne alınırsa, nasıl bir rakamın ortaya çıkacağı gün gibi aşikârdır.
8. Çevre ülke, şehir ve kasabalar a dağılan Hz. Peygamber in arkadaşları gittikler i yerde öğrencilerine Kur’anı ve Peygamber in sünnetini öğretmişlerdir. Eğer onların bildikler i, tertip edilen Kur’an’dan farklı olsaydı mutlaka farklılıklar olurdu? Ama Dünyanın neresine gidilirse gidilsin farklılık yoktur.
9. Kur’an’ın aslı yakıldı, diyerek gerçek Kur’an’ın ortada olmadığı iftirasını atanlar, o devir Müslümanlarının ezberledi kleri surelerin hafızalarının nasıl silindiğini açıklamak durumunda dırlar. Demek ki Hz. Peygamber den dinledikl eri Kur’an’la aynıydı ki itiraz etmediler .
10. O devirde yaşayan Müslümanlar, günümüzde İslam’a, Hz. Peygamber e en küçük bir hakarette ayaklanan Müslümanlardan daha mı duyarsızdılar ki Kur’an’ın aslı yakılırken(!) hiçbir itiraz ve tepki göstermeyip sineye çektiler?
11. İbni Hacer Askalani’ye göre, Osman diğer nüshaları yakmamış, okunmasını düzeltmiş, düzelmesi mümkün olmayanla rı toplamış, yanlış okumaya, hatalı okuyuşa meydan vermemek için bozmuş suyla silmiştir. Noktasız “haraga” kelimesi yakmak anlamına gelir, “haraga” noktalı olarak yazılırsa yırtmak anlamına gelir. Düzeltilmesi mümkün olmayan sayfaları yırttı attı demektir.
Kâfirlerin akıl hocalarından olan oryantali stlerden Schwally, Hz. Osman’a isnad olunan bu yakma işini çok şüpheli bulur.
Prof. M. Hamidulla h şöyle der:
"Kur'an'ın bütün metnini ezberleme alışkanlığı Hz. Peygamber (s.a.) zamanından başlar. Halifeler ve İslâm devlet reisleri daima bu alışkanlığı teşvik etmişlerdir... Başlangıçtan beri Müslümanlar bir eseri müellifinin veya icazetli bir talebesin in huzurunda okumayı ve karşılaştırmayı, zamanında gerekli düzeltmeler yapılmış ve tesbit edilmiş metnin rivayeti için yazılı iznini (icazetnam esin) almayı âdet edinmişlerdi. Kur'an'ı ezberden okuyanlar yahut sadece yazılı metni yüzünden okuyanlar da aynı şeyi yaptılar ve bu itiyat günümüze kadar böylece devam etti. Bu işin dikkat çeken yönü şuydu: "
"Her üstad kendisi tarafından verilen icazetnam ede talebesin in yalnız okuyuşunun doğruluğunu değil, aynı zamanda kendisini n üstadından işittiği okuyuşa uygun olduğunu açık bir şekilde söyler ve kendi üstadının da üstadından bunu böyle okuduğunu ve talebesin e öyle öğrettiğini zikredere k zincir Hz. Peygamber e (s.a.) kadar devam ederek götürülür."
"Bu satırların yazarı Kur'an'ı Medine'de şeyh Hasan eş-Şair'den okudu ve aldığı icazetnam ede diğer bilgiler arasında üstadların ve üstadların üstadlarının zinciri nihaî kısımlardaki üstadın aynı zamanda Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. İbn Mesud, Hz. Übey İbn Kâab ve Hz. Zeyd bin Sabit'den (ki hepsi ashabdandırlar. Allah cümlesinden razı olsun) okuduğunu kayıt eder. Hafızların sayısı dünyada şimdi yüz binlerle sayılmaktadır ve metnin kopyaları (yani Kur'an-ı Kerîm'in aslî nüshaları) dünyanın her tarafında bulunur ve birinin metniyle diğerinin metni arasında katiyen fark bulunmaz. Bu kayda değer bir noktadır ki, hafızların hafızalarındaki Kur'an ile eldeki Kur'an metni arasında hiçbir ayrılık yoktur." (İslam Giriş, Prof. M. Hamidulla h, s.42)
- İmamı Nevevi, Müslim şerhi Şerhi Mühezzeb’te: "Bütün Müslümanlar Felak, Nas ve Fatiha’nın Kur’an’dan olduğunda ittifak ve icma etmişlerdir. Onların Kur’an’dan olduğunu inkar eden kafir olur." der
- Dr. Muhammed İbni Lütfî es-Sabbâğ, "Lemehât fî Ulûmi'l-Kur'ân" adlı kitabında; "Osmanî Mushaflar şimdi nerede?" başlıklı kısımda şöyle diyor:
...Hicri 614 yılında ölen İbni Cübeyr, Seyahatnâme'sinde, Dımışk Câmi'inden söz ederken şunu zikretmiştir.
“Mısırdaki yeni maksureni n doğu rüknünde (köşesinde) büyük bir dolap (hazâne) vardır ki içinde Osman'ın mushaflarından bir mushaf bulunmakt adır. O Osman'ın Şam'a gönderdiği mushaftır. Dolap her gün namazın ardı sıra açılır. İnsanlar ona dokunup öpmekle teberruk ederler. Onu uğurlu sayarlar.” (el-Burhan, 1/235-el-İtkan, 1/60)
- İbni Faldan el- Ömeri Ö.Hicri 749) de Dımışk’ta bir mushaf görmüştür. Onun Osmani mushaflar dan biri olduğunu anlatıp, Onun sol tarafında, müminlerin emiri Osman ibni Affan’ın hattıyla “Osmani Mushaf” diye yazılı olduğunu söylemiştir. (Mesalikü'l-Ebsar fi memaliki’l-Emsar, 195)
- İbni Batuta, Şam’daki nüshadan ayrı Basra’da Osmani mushafından bir tane daha gördüğünden bahseder. (Rıhletü İbni Batuta, 1/116)
- Dr. Abdurrahm an eş-Şehbender demiştir ki: Dımışk-ı Şam'da bu Osmânî mushaflar dan bir nüsha elde ettim. Maalesef onu, otuz yıl önce Emevî Camiini yakıp kül eden yangında ateş telef etmiş." O, bu sözü, M. 1922 yılının Nisan ayında yazmıştır. (Müzekkirât-ı Abdurrahm an eş-Şehbender, s. 34)
- Üstad el-Kevserî'nin zikrettiğine göre; Şeyh Abdulhakîm el-Efgânî (ö.H. 1326-M.1908), ölümünden önce bu Osmânî Mushaf'ın resmine (yazı ve imlâsına) uygun bir mushaf kopya etmiştir.
- Kevserî, bu Osmânî Mushaf'ın, Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a nakledild iği zannındadır. Efgânî'nin kopya ettiği mushafın ise Dımışk'taki adamlarından birinde mahfuz olduğu zikredilm iştir.(Makâlâtu'l-Kevserî, s. 12)
Yine Kevserî, Küfe Mushafının, Humus'ta bulunduğunu ve onun, Birinci Dünya Savaşı sırasında başkent İstanbul'a götürüldüğünü zikretmiş, ancak Humus'ta hangi mescidde bulunduğunu zikretmem iştir.
Nitekim Kevserî, Medine'de bulunan Medine mushafının da, Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a götürüldüğünü zikretmiştir. (Makâlâtu'l-Kevserî, s. 12)
İstanbul’da “Türk ve İslam Eserleri Müzesinde” şu tarihi mushaflar bulunmakt adır:
- 457 numarada: Hz. Osman imzasını ve hicri 30 yılını içeren Mushaf-ı Şerif.
- 557 numarada: Hz. Ali’nin imzasını içeren Mushaf-ı Şerif.
- 458 numarada: Hz. Ali’nin yazısı olduğu belirtile n Mushaf-ı Şerif.
Hz. Ömer’e nisbet edilen ve ceylan derisine yazılmış, tahtaya yapıştırılmış bir Kur’an sayfası. (Ulumu’l-Kur’an,187-190)
"Bir mucizedir ki nur-i Kur’ân,
Durdukça cihan durur numâyan." (Ziya Paşa)
İlave bilgi için tıklayınız:
- Kur'an-ı Kerim'in yazılması, toplanması ve kitap haline getirilme si hakkında detaylı bilgi verir misiniz?..
Bu yazı Rıza GÖRÜŞ'ün "Kur'an'ın Aslı Yakıldı mı" isimli makalesin den istifade edilerek hazırlanmıştır

http://www.gazetevatan.com/suleyman-ates-261634-yazar-yazisi-ilk-kur--n-nerede-/


KURAN-I KERİM NÜSHALARI İLE İLGİLİ - WİKİPEDİA

HAFIZ OSMAN  KURAN-I KERİMİ

Hafız Osman'ın Kur'anı,
Osman bin Affan’ın suikastı sırasında okumakta olduğu düşünülen Kur'an nüshasıdır.
Suikastı sırasında Halife Osman'ın kanının, okumakta olduğu Kur’an sayfasına sıçradığı düşünülür. Üzerinde kan izi olduğu söylenen kimi el yazması eski Kur’an nüshalarının “Osman'ın Kur’anı” olduğu iddia edilmiştir.
Özbekistan'ın başkenti Taşkent’te bulunan “Semerkand Kur’anı”, Topkapı Sarayı’nda Kutsal Emanetler bölümünde bulunan “Topkapı Sarayı Kur’anı”, İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan “TİEM Kur’anı”, Kahire’de Hüseyin Camisi’nde saklanan “Kahire Kuranı”, Mısır Ulusal Kütüphanesi’ndeki “Dar’ül Kütüp Kuranı” ve büyük bölümü Sankt-Peterburg’da Şarkiyat Enstitüsü’nde bulunan “St. Petersbur g Kuranı”, “Osman’ın Kur’anı” olarak bilinirle r[1]
[2]
 

SEMERKANT KURAN-I KERİMİ
Semerkant Kur'’anı
 
Günümüzde Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te Eski Eserler Müzesi’nde metal bir sandık içinde muhafaza edilmekte olan[3] Kur’an sayfaları, literatürde “Semerkant Kur’anı” olarak anılır. Özbekler tarafından Halife Osman'a ait olduğu; dünyada el yazması Kur'anlar içerisinde en eski olduğuna inanılmaktadır.
53x68cm. ebadındadır. Deri üzerine kûfi hatla yazılmıştır. 353 varaktan oluşur. Tamamının 950 varak olması gerektiği tahmin edilir ancak varakların yaklaşık üçte ikisi kaybolmuştur; sadece 25 sureden ayetler içermektedir.[3]
Radyokarb on tarihleme yöntemine göre 595-855 yılları arasına ait olduğu belirlene n Mus'haf, paleograf ik çalışmalara göre 8. yüzyıla ait bir yazma eserdir.[4]
Rivayete göre Mushaf, Osman’ın öldürülmesinden sonra, Halife Ali tarafından Küfe’ye getirilmiş, 1402’de bölgeyi talan eden Timur’un eline geçmiş, 1485’te Semerkand’da ortaya çıkmıştır. 1868’de Rus işgalinden önce Hoca Ahrâr es-Semerkandî Mescidi bitişiğindeki Ak Medrese’de muhafaza edilen el yazması Kuran’ın Timur’un Kufe’den getirdiği Mus’haf olduğu ileri sürülmüştür. "Osman'ın Kur'anı" diye anılan ve Müslümanların dini idareleri nin koruması altında ziyarete açık iken varakları birer birer kopartılıp kaybolan eser, 24 Ekim 1869’da St. Petersbur g Ulusal Müzesi’ne nakledilm iştir.[3]
Semerkant Kur’anı, 1891’de şarkiyatçı Shebunin’in yayımladığı bir makale ile bilim dünyasına tanıtıldı ve 1905’te tıpkıbasımı yapıldı. 1917’de Lenin’e yazılan bir mektupla Müslüman topluma iadesi istenmiş ve bu istek yerine getirilmiştir. Bir süre Ufa’da kaldıktan sonra 1924’te Taşkent Dini İdaresi’ne teslim edilen Kur’an, 1926’da Taşkent Eski Eserler Müzesi’ne nakledild i.
Semerkand Kur’anı, 1997’de Dünya Belleği Listesi’ne dahil edilmiştir.[5]
TOPKAPI SARAYI KURAN-I KERİMİ
Topkapı Sarayı Kur'anı
Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından 1811 yılında Sultan II. Mahmud’a hediye edilmiş 408 varaktan oluşan el yazması Kur’andır.[2]
32x40cm. ebatındadır. Deri üzerine kûfi hatla yazılmıştır.
 
İlk varakından önce yazılmış 1811 tarihli bir tanıtım yazısı bulunur. Bu tanıtım yazısında bizzat Halife Osman tarafından yazıldığı, uzun zaman Kahire’de muhafaza edildiği, Kavalalı tarafından Osmanlı padişahına hediye edildiği belirtilm iştir.[3] Palegrafi k incelemel er, hicri 2. yüzyılın başlarında yazıldığını gösterir[6]




« Son Düzenleme: Mart 20, 2020, 03:35:25 ÖS Gönderen: admin » Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes