+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » GÜZEL SANATLAR - EDEBİYAT ______________________________________________________________________ » TÜRK ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ (Moderatör: İman_Power)
 TÜRK ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ - LÜTFEN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: TÜRK ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ - LÜTFEN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 7357 defa) Seçenekler Arama
« : Eylül 12, 2008, 03:01:07 ÖS »
Ziyaretçi
TÜRK ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ - LÜTFEN TIKLAYINIZ

TÜRK ŞAİRLERİ VE ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ
KONU İÇİN LÜTFEN ALTTAKİ LİNKLERİ TIKLAYINI Z

http://www.siirdefteri.com/
http://www.aruz.com/

http://www.google.com.tr/search?q=T%C3%9CRK+%C5%9EA%C4%B0RLER%C4%B0+VE+%C5%9E%C4%B0%C4%B0RLER%C4%B0+&ie=utf-8&oe=utf-8&aq=t&rls=org.mozilla:tr:official&client=firefox-a

AŞK SATIN ALINMAZ AŞKTA MANTIK OLMAZ AŞK ANLATILMA Z YAŞANIR

FARUK YALÇIN USTAOĞLU

FORUMİSTANBUL 2011 ŞİİR SAYFASI  

Ben başkasını seviyordu m
Ümitsiz çaresizce yaşanan bir aşktı benimkisi
Yok oldu hayalleri m özlemlerim
Yüreğimden çoktan uçtu ve gitti
Şimdi seviyormu sun deseler
Hayır çoktan o aşk ve sevgide yüreğimde eridi bitti
Ailem gördü halimi belki onlarda bilemedi çivi çiviyi söker dedi
Evlen biriyle karış çoluk çocuğa unut gitsin yaşanılan herşeyi
Nikahta keramet vardır dediler
Nasıl olsa seversin elbet sende evlendiğin eşini

Ben seninle evlendiğimde kader-i kebirdir dedim
Değerli eşim asla aşk değildiki bizimkisi
Sevmeye çalıştım seni
Keşke aşık olsaydım sana
Sen yüreğimdeki tek aşkım olmalıydın belki
Ama ne çareki sen başka alemlerde ydin
Ben başka alemlerde sen beni hiç anlamadınki
Senin herşeyin mantık ve hesaptı
Senin yüreğinde sevgiye ve gerçek aşka hiç yer yoktuki
Ne yazdığım şiirleri okudun nede anladın benim ruh halimi
Haklısın belkide ruh halimiz farklıydı sen beni anlayamaz dınki
Sen bana aşık olmadınki
Belkide beni sen insan olarak sevdin ama bunun adı aşk değildiki

Eşim ben sana hiç kızmadımki ben hep kendi kendime kızdım
Seni hiç ama hiç suçlamadımki  
Ben hep kendimde aradım hatayı
Hep ben suçluyum dedim sana suçlusun demedimki
Ben hatalıydım evet kaderimde yoktu demekki aşık olduğumla evlenmek
Benim kaderim buydu ben ne yapabilir dimki
Seninle ben ayrı dünyaların insanıyız
Sen beni hiç anlamadın sen bunu hiç kabul etmedinki
Hep beni birgün anlamanı bekledim sabırla
Ama sen hep beni anladığını iddia ettin değilmi
Halbuki sen beni hiç anlamadın
Fakat anladığını iddia etmekten bir türlü vazgeçmedinki


Sen hep mantık ve hesaplarl a uğraştın
Kalbinde hiç hakiki sevgiye ve aşka yer vermedink i
Hep bir ev hayali vardı aklında
Keşke o ev olsaydı bari o zaman belki görecektin gerçekleri
Evle maddiyatl a mutluluğun belki olmadığını görecektin
Ama olmadı o ev senin hayalinde ki
Olmasını isterdim bende gerçekten
Ne anlamı varki evin içinde aşk yaşanmadıktan sonra
Neticede ev dediğin nedirki
Ben bu bu yalan dünyaya hiç bir şeye değer vermedimk i
Bir eve niye o kadar değer vereyimki
Her alışverişte ayrı hesap vardı aklında değilmi
Benim giydiğim kıyafette bile senin zevkin vardı
Ben ne isterim bir gün sorma zahmetind e bulunmadınki

Böyle geldi geçti işte hayat ve bitiyor işte ömür
Çocuklarımız var geride başka ne varki
Ölümü özledim bazen biliyormu sun eşim
Bu dünyada hayalleri me ve aşklarıma yer hiç olmadıki
Sen anlayamaz dın beni çünkü farklı karakterd e insanlardık
Ben romantikd im sen ise hep erkeksi
Tam tersine bir birliktel ik ve hataydı biliyorum
Bu evlilikte n aşk zaten bekleneme zdiki
Ben aşksız ve sevgisiz yaşayamazdım
Ama sanırım sen aşksızda yaşardın sana göre aşk dediğin nedirki
Aşkta hesap ve mantık olmazdıki aşk parayla satın alınamazdıki
Aşk yaşanırdı anlatılamazdıki ama bunu sen anlayamaz dınki

Aşk bir hak değildi benim için aşk hak olsaydı eğer hak edene verilirdi
Düşünüyorumda ben aşık oldum ama ulaşamadım demekki ben hak etmedimki
Ben aşksız yaşayabilen biri değildim
O yüzden hep aşk içinde aşksız bir hayat beni eritti
Aşk yüreğimdeydi ama hiç aşkım benim olmadıki
Belkide olsaydı bunun adına aşk denilmezd iki
Benim aşklarım hep imkansız hep ulaşılmaz olan aşklardı
Gerçek aşkta zaten bu değilmiydi
Seninle birliktey dik ama hep iki yabancı gibiydik
Aşksız bir birliktel ikten başka ne beklenird iki
Kader-i kebirdir buda bir imtihandır dedim
Sabır ile katlanmak tan başka ne yapabilir dimki
Beni ben olmaktan sen çıkardın ve bana bir profil çizdin
Çizdiğin profildek i beni sen sevdin ama ben bu değildim
Çizdiğin profile uymadım beni kestin biçtin hep suçladın
İçimdeki sevgiyi yok ettin sonunda ben sevmeyede çalıştım
Sevmek istedim ama sen kendi çizdiğin insanı sevmeye izin verdin
O ben değildim ama sen gerçek beni hiç görmedin
Bana sormadın bile sen kimsin neyi seversin
Yıllar geçti ve ben senin çizdiğin profilden artık bıktım
Ben ben olarak sevgi aramaya kalktım
Bunun suçlusu sen değilsin ama bende değilim
Beni bana bırak artık seni sevemem ben olmadı çok denedim

FARUK YALÇIN USTAOĞLU

FORUMİSTANBUL 2011 ŞİİR SAYFASI



MÜSLÜMAN GİBİ  SEVMEYİ SEN NE ZAMAN ÖĞRENECEKSİN


FARUK  YALÇIN İHSANOĞULLARI

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2000


Yeter artık yeter ben bıktım artık bu yalan dünyanın yalan aşklarından
Sen ne zaman müslüman gibi sevmeyi öğreneceksin ne zaman
Zerreden kürreye herşey Rabbimizi ndir bu aklımız fikrimiz herşeyimiz onun
Senin sevdiğini sandığın ben değilim sahibim Allahtır ruhumun ve bedenimin
Sen nefsinin ve zevkinin peşindesin sen aşk ile sevmeyi ne zaman bileceksi n


Sen aklın ile bedenin ile seviyorsu n bunun adı aşk değildir bunun adı şehvet
Yıllardır bekliyoru m sen gerçek aşkı ve sevgiyi ne zaman öğreneceksin
Sen aklınla seviyorsu n Rabbim izin vermeden sen kimseyi sevemezsi n
Rabbini sevmeyene Allah gerçek aşkı vermez bunu ne zaman göreceksin
Ne zaman asıl sevginin sahibi Alahtan gerçek aşkı vermesini isteyecek sin


Sen sevemezsi n çünkü sevgiyi veren Allahtan sen sevgiyi istemiyor sun
Kulların kullara bir şey veremeyec eğini anla artık Allah vermez istemeden
Senin istemenle sevgi ve aşk olmaz  sen verecek olandan isteyecek sin
Aklınla sevmeye çalışıyorsun çünkü gerçekten sen beni sevmiyors un
Allahın vermediğini sana kimse veremez bende seni sevemem anlamıyormusun





 
« Son Düzenleme: Kasım 02, 2016, 10:55:18 ÖÖ Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #1 : Eylül 15, 2017, 12:12:10 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


ISLAMGREEN34 NEW WORLD ŞİİRLERİ - LÜTFEN TIKLAYINIZ


VATAN VE ŞEHADET

ISLAMGREE N34 NEW WORLD


Onlar bir vatan ve şehadet sevdası için yaşadılar ve öldüler  
Vatan için can vermek ömrün en güzel nihayetid ir dediler
Şehadet için Çanakkalede toz duman olup yok olup gittiler
Ölüler demiyoruz bilakis canlıdırlar şehitler asla ölmezler
Osmanlıyı ayakta tutanlar ve ilk cepheye koşanlar işte tıbbiyeliler  
Yüreklerimizde yaşıyorlar ve ilelebet inşallah yaşayacaklar
Ölüme bilerek koştular çünkü savaşın adıydı vatan ve şehadet


Bir devlet kurulacak tı ama onlar önce şehadet dediler
Çünkü devletler i vardı adıyla şanıyla Osmanlıydılar
Osmanlı yıkılmasın diye devletler i için topyekün savaştılar  
Vatan bayrak ezan millet ve din iman yaşayacak ilelebet dediler
Ama bilemedil er uğruna savaştıkları devleti elbet  birilerin in yıkacağını
Bilemedil er savaşanların içinde Osmanlıyı yıkanlarında bulunduğunu  
Bilselerd e savaşırlardı çünkü savaşın adıydı vatan ve şehadet


Almanlar savaşa girmeden önce devletler ini yeniden kuracak beyinleri
Türkiyeye gönderdiler savaşta ölmesinler ve yeni devleti kursunlar diyerek
Osmanlıda ise Çanakkalede ilk önce eğitimli tıbbiyeliler cepheye koştular
Bilmiyorl ardıki savaştıkları devletin yıkılıp yerine yeni devletin kurulacağını
Kendileri gittiler ve geriye kaldı çiftçi köylü cahil devlet kuramayac ak kimsesizl er
Bilemedil er yeni devletin eğitimli kişilerle kurulacağını ve önce tıbbiyelilerin yok olacağını


Bilemedil er eğitimli diyerek yeni devlette görev alacakların içinde kimlerin olduğunu
Osmanlıyı yıkanların Türk'ü arkadan vuranlarında bazen " Ben Türküm Osmanlıyım " dediğini
Söz vermişlerdi baştan cepheye gidecekle rine Hz.Hüseyin gibi ölüme bilerek gittiler
Bilselerd e savaşırlardı ve can verirlerd i çünkü savaşın adıydı vatan ve şehadet
Hak ve batılın savaşıydı bu asırlardır ve dünya kurulduğundan beri aynı savaşın dehşeti
Osmanlıyı sakın unutma ey Türk oğlu ve unutma sakın Osmanlının seni yaşatmak için öldüğünü


http://www.fatih-alparslan34.tr.gg




RESİMDEKİ  BENİM  ÇOCUĞUM



Bu şiir resimdeki benim çocuğuma yazıldı

Beynimize hayatın gerçekleri kazıldı

Aslında tek gerçek vardı ,hayatın yalan oluşu

Bir gün gerçek sanılan hayatında son buluşu



Resimdeki çocuğum çok masumdu

Çocuklar her zaman masumdur ama

Benim resimdeki çocuğum bir başka masumdu

Gözlerindeki meraklı bakışlarından belli masum olduğu




Resimdeki çocuğum büyüdü ve Anne oldu

Onunda pırlanta gibi çocukları oldu

Ama resimdeki çocuğum öyle güzel bir Anne olduki

Çocuklarıyla tıpkı bir çocuk gibi oldu



Resimdeki çocuğuma bakıp ağlıyorum

Hayat bazen ne kadar acmasızdı

Resimdeki çocuğumada bu hayat hiç acımadı

Ne beni anladı bu hayat,nede resimdeki çocuğumu



Resimdeki çocuğuma bakıp ağlıyorum

Rabbim bilir yüreğimdeki sızıları

Hayat elbet bir gün son bulacak

Kimbilir bu hayat daha ne çocukları yutacak



Bir başka masum olmaktır çocuk olmak

Müslüman nefreti bilmeyen çocuk gibidir

Sevgi dolu bir yürektir çocuk olmak

İşte böyle bir çocuktur resimdeki benim çocuğum



ISLAMGREE N34 NEW WORLD


http://www.islam-realizm.tr.gg





« Son Düzenleme: Mart 11, 2018, 02:57:52 ÖS Gönderen: admin » Logged
« Yanıtla #2 : Eylül 18, 2017, 03:03:14 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


SELİM GÜNDÜZALP VE ZAFER DERGİSİ - LÜTFEN TIKLAYINIZ

SELİM GÜNDÜZALP VE ZAFER DERGİSİ

SELİM GÜNDÜZALP  AGABEYİMİZ

Biz anlatırken kalp kırmamayı
Gönül adamı olmayı
Geleceğe ümitle bakmayı
Mütevaziliği ve nezaketi senden öğrendik
Selim Gündüzalp Ağabeyimiz
Gençlik seni asla unutmayac aktır
Allah günahlarını affetsin mekanın cennet olsun
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz komşun olsun İnşallah
Ruhuna El-Fatiha 


http://www.haber7.com/yasam/haber/2422460-selim-gunduzalp-kimdir-aslen-nereli-ve-kac-yasindadir

 

Gerçek adı Hüseyin Adnan Şengörür olan Selim Gündüzalp, 1954 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi.

1979 yılında Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu.

1968 yılında ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı.

Bunun ardından Selim Gündüzalp, Zafer Dergisi'nin kurucuları arasında yer alarak çalışma hayatına girdi.

Çalışmaya başladıktan bir süre sonra Genel Yayın Yönetmenliği görevini icra etti.

Selim Gündüzalp'in ilk kitabı olan “Ölüm ve Ötesi'' 1985 yılında Cihan Yayınları’nda yayınlandı.

1986 yılında Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı.

Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı.

1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.

2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu.

Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkı sağladı.

Aynı zamanda bu yayın evinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yer aldı. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının,“Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza attı.

Bunların dışında birçok esere imza atan Selim Gündüzalp, 13 Eylül 2017 tarihinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle 63 yaşında hayata gözlerini yumdu


SELİM GÜNDÜZALPİN VEFATINDA Kİ TEVAFUK

15 EYLÜL 2017

YUSUF YALÇIN

http://www.nurnet.org/selim-gunduzalpin-vefatindaki-tevafuk/


O bizim Hüseyin abimiz, milyonların ise Selim Gündüzalp’iydi
Evlenmemiş, çocuğu olmamış ama binlerce manevi evlat sahibi olmuştu. Sokakta yürürken ona selam verip uzaktan koşup gelip sarılan çocukların, tek tek isimleri ile hatırlarını sorduğunu gördüm. Annelerin e uzaktan “kızım sen nasılsın” diye, baba şefkatiyle soruşuna şahit oldum… Tabutuna sarılıp ağlayan gençleri müşahede ettim, “Selim Dede” diye seslenenl eri biliyorum…

Mala mülke yatırım yapmamış, insana yatırım yapmış; ömür boyu koşturmuş, yazmış anlatmıştı. Dertliydi, Üstadım dediği Bediüzzaman Said Nursi gibi önünde bir imansızlık yangını görmüş, o yangını söndürmek için konferans, seminer, radyo programı, tv programı, kitap, makale, dergi, broşür her imkanla seferber olmuş, Anadolu’yu karış karış dolaşmış bir sevdalıydı…

Kolay değil, tam kırk iki sene bir dergiyi ülkenin en zor dönemlerinde hatta ihtilalle rde bile çıkarmıştı. Askerdeyk en bile dergisini n içeriğini hazırlayıp, ziyaretin e giden merhum Mehmet Kırkıncı hoca ile dergiyi çıkaran kardeşlere göndermeyi ihmal etmemişti. Vefat ettiği gün bile, derginin istikbali ile ilgili bir proje için bizleri müteaddit defalar arayıp, iki gün sonrasına program organize etmiş, kendisind en sonra derginin nasıl devam edeceğine dair vasiyetin i yapmıştı. Yani emaneti teslim edip, bu fani dünyadaki ömür sayfasını dava aşkı ve görev şuuru ile tamamlaya n bir dava adamıydı…

Vefatını hissetmiş gibi son zamanlarında çok sık bir şekilde her yazısında “son nefeste imanla göçme duasıyla” yazılarını noktalamış, Zafer’deki son yazısında ise vefatını haber vermiş ve nasıl vefat edeceğini kerametva ri bir şekilde yazmış ve inşaAllah imanla göçeceğinin muştusunu vermişti.

Vefatından günler önce kaleme aldığı ve vefat ettiği gün evlerimiz e ulaşan dergideki “Deniz ve Biz” ismini verdiği makalesin de “Ecel geldi mi, bir yudum suda da bulur seni, denizin içinde de…” demişti. Ölüm onu bir denizin içinde karşıladı.

Günlük çalışmalarını tamamlayınca evladı gibi olan dergideki Suat ağabey ve çocukluklarından beridir Hüseyin abinin yanında büyümüş, ona “dede” diyen gençlerle denize yorgunluğunu atmaya gidiyor, yüzüyor, eğleniyor, yemek yiyor gençlerle top oynuyor. Son olarak üstündeki kumları temizleyi p yola koyulmak için tekrar denizin kenarına gidince, bu defa ömrü boyunca anlattığı ölüm, “güzel yüzünü” ona gösteriyor ve denizin içinde kalp krizi ile bu fani dünyaya veda ediyor…

Yazısının sonunda ise şu niyazı yapıyordu

Her şey senin, her yer senin.
Ben de senin aciz bir kulunum.
Batmaktan, içimin denizleri nde boğulmaktan beni muhafaza eyle.
Denizin üstünden uçup giden kuşlar gibi emniyet içinde dünyadan göçmeyi nasip eyle. Nasipten öte yol yok.
Her şey kader ile takdir edilmiştir bilirim.
Son nefesi almadan, son yudumu içmeden, son lokmayı yemeden gitmem bilirim.
Sana bir çocuğun safiyeti, bir mübarek ihtiyarın acziyeti ile iman ederim.
Arzularım çok, hayatım kısa.
Teknem küçük, denizin büyük.
Sen yarattığın her şeyden büyüksün.
Dualarımı kabul eyle.
Denizleri nde batmadan, dünya sularında boğulmadan, ebediyet sahilleri ne güven içinde ulaşmayı nasip eyle.

”Bu makbul duaya amin diyor, nasıl bir ilim aşığını ve dava adamını ahirete uğurladığımızı tarif etmek için son bir anekdot daha aktarmak istiyorum:

Vefatından bir gün sonra evini ve kaldığı odasını ziyaret etmek nasip oldu. Evin içine girince bir ilim aşığı, bir âlim nasıl olurmuş ibretle müşahade ettim. Evin yerleri hatta merdivenl eri kitaplarl a kaplı, duvarlar bile yazılarla doluydu. Yani okumuş, yazmış, anlatmış anlatmış… Bir ömür böyle dolu dolu geçmiş. Rabbim bizlere de böyle dolu dolu iman davasıyla geçecek bir ömür nasip eylesin. Allah bu kahraman ağabeyimizin mekanını cennet makamını âli eylesin. Kur’an’ı kabrinde dost ve yoldaş, ömrü boyunca davasına sarıldığı Resululla h (sav) ashabı ve Üstadı ile komşu eylesin. Ardından onun davasına sahip çıkacak on binler Hüseyinler, Selimler ve saireler göndersin.Amin

Ruhu için El-Fatiha

Yusuf Yalçın -  http://www.nurnet.org/selim-gunduzalpin-vefatindaki-tevafuk/


SELİM GÜNDÜZALP İLE GAZETECİ YUSUF SIDDIK RÖPORTAJ

http://www.risalehaber.com/selim-gunduzalp-anlatti-zafer-dergisi-40-yasinda-254138h.htm

Röportaj: Yusuf Sıddık-RisaleHaber

Zafer Dergisi, kırk yıla yaklaşan yayın hayatıyla neredeyse bir neslin yetişmesine eşlik etmiş  bir dergi… Derginin kurucularından ve genel yayın yönetmeni Selim Gündüzalp ile Zafer Dergisi’ni konuştuk.

Hocam biraz kendinizd en bahseder misiniz?

Estağfirullah..

Önce selam sonra kelam ile. Tüm dostlarımıza kalbi selam ve dualar. Rabbimize sonsuz hamdediyo ruz, Peygamber Efendimiz e de (sav) sayısız salât ve selâm olsun.

Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğuyum. Adapazarı doğumluyum. İlkokulu, orta ve liseyi Adapazarı’nda, zorlu yıllarda ise, üniversiteyi İstanbul’da okuduk. Edebiyat öğretmeniyiz ama vazife almadık.

Bu ulvî görevi inşaallah Zafer Dergimizl e yapmışızdır diye teselli buluyoruz .

İlk günkü aşkla, şu anda da Zafer Dergimizd e çalışmaya devam ediyoruz.

Herkes gibi biz de, yaşadığımız hayattan geriye kalmasını istediğimiz hoş bir sâdânın notalarını yazmakla meşgulüz, inşaallah güzel biter.

70'Lİ YILLAR ÇOK ÖNEMLİ VE ZORLU YILLARDI

Zafer Dergisi nasıl ve ne için kuruldu, hikayesin i anlatır mısınız?

Bu fasıl uzun çeker, kısaca anlatalım. Önce sorunuzun "nasıl" kısmından başlayalım. 70'li yıllar, Dünya için olduğu kadar, Türkiye içinde çok önemli ve zorlu yıllardı. Her şey kayıp gidiyordu elimizin altından. En önemlisi de inancımız. Bu hengâmede Nur'ları tanıdık. Okuduğumuz kitaplar ile hayatımız değişti.

Gençlik buhran geçiriyordu, idealsiz hayatlar her gün kar gibi eriyordu. Bozuk düşünceli tipler de boş durmuyord u. Boş bir dava için ve bir hiç uğruna çalışanları gördükçe, biz de eli kolu bağlı oturamazdık. Neden mi? Çünkü elimizde daha önce tecrübe edilmiş tüm insanlığın yarasına şifâ ve deva olacak ilahî bir reçete vardı çok şükür. Şefkatli ve hikmetli bir dil ile gençlere yaklaşıp anlatmaya başladık. İlçe ilçe, köy köy dolaşıp sohbetler ediyor, seminerle r veriyordu k.

Fanilik ruhumuza o kadar işlemişti ki, her an ölecekmişiz duygusu hâkimdi. Günler çok uzun geliyordu gözümüze. Bir güne bir ömür sığacak kadar bereketli geçiyordu.

Ancak bu çalışmayla yine de nereye kadar gidebilir dik. Kaç kişiye ulaşabilirdik? Yıkmak yapmak gibi değil. Bizim yolumuz, metodumuz tamir olduğu için görünüşte ağır gidiyordu k. Yangın ise çok yaygındı, su ise çok azdı. Bu böyle olmazdı, olamazdı. Daha kestirme yollar gerekliyd i bize. Yangınlar seyredilm ez dedik. Hiç olmazsa evimizin önünden, kendi bölgemizden, kendi şehrimizden işe başlayalım dedik. Bir şeyler yapmamız gerek diye düşündük bir avuç genç arkadaşımızla. Yolu açan büyüklerimiz de oldu. Onların değerli fikirleri nden de istifade ettik sağ olsunlar. Bir dergi çıkarmak niyetiyle yola çıkmadık ancak gençliğe ulaşma ideali ve gayreti bir dua hükmüne geçti. Zafer Dergimizi meyve verdi. Kısacası bu...

ZAFER DERGİSİNİN ÇIKIŞ MACERASI

Sorunuzun "niçin" kısmına gelince: 1976 yılının son aylarından birinin pazar gününde bir sabah... Cevat Bey işhanının 2. Katındaki ıssız bir dükkanda dört/beş kişi bir araya geldik.

Kararı orada aldık. Bismillah deyip kolları sıvadık. Hiçbirimizin basın yayın konusunda en ufak bir tecrübesi, bilgisi ve birikimi de yoktu. Maddi imkan ise, zaten kuruş yok. Ama öyle samimi bir niyet ve azim vardı ki sormayın gitsin. Hazineler onun yanında bir hiçtir. Sanki dünyayı fethedece kmişiz gibi bir hâl vardı içimizde. Şevk, heyecan ve ümitle beraber acizlik ruhumuzun gıdası oldu. İnayeti ilâhiyyeyi görmemek mümkün değil. O günün üzerinden 468 ay geçmiş. Yani tam 40 yıl. Demek niyet güzel olunca, akibette güzel oluyormuş.

Zafer'imizin çıkış macerası kısaca bu. İlim ve dini elele bir potada yoğurup Çağ'ın anlayışına Kur'ân'ı ve islamı yeniden sunmaktı. Nurun metodu bize her daim ışık oldu. Zafer'imiz kendinden sonra çıkmaya başlayan dergilere de pişdarlık ve öncülük etti.

zafer1.jp gNEDEN “ZAFER” İSMİ VERİLDİ

Zafer bir tarafın diğer tarafa üstün gelmesini ifade ediyor malûm, biz de merak ediyoruz, neden isim olarak Zafer’i tercih ettiniz?

Hangi ismi seçsek bu soru yine sorulacak tı sanırım.

Ama zafer gerçekten özel bir isim olduğunu ve olacağını biz dahi başta bilemezdi k. Sonra sonra sırrı ayan oldu.

Mânâ şairin içinde derler ya. Ne desek bir şeyler hep yarım, dili yok kalbimizi n.

Zafer'imizin bizim için ifade ettiği gerçek mânâsına gelince. Zafer, elbette İslamın zaferidir ama meselenin diğer bir yönü ise şudur: Zafer, Rububiyet i ilâhiyenin zaferidir . Rabbimizi n Birliğinin hücreden atoma, yıldızdan insana ilânıdır. Her bir şeyde görünen ilâhî birlik mühürlerini nazara vermektir . Nurlardan bir cümleyle özetlersek: "Her şeyde bir birlik var. Birlik ise, Bir'i gösterir.." İşte bu..

Bu konuda öyle bir havayla karşılaştık ki, biz de şaşırdık. Meğer ortam hazırmış. Vakti geldiğinde, doğru fikrin önünde hiç bir şey duramazmış. Ulaşılacak çok insan varmış, fethedile cek milyon gönül varmış yaşayıp gördük. İç daire, dış daire ile bütünleşti.

İnsanlar aradıkları soruların cevaplarını bu özlü cümleyle özetlediğimiz Zafer'imizin sayfalarındaki yazılarda buldular. Çok dua aldık. Çekilen ne zahmet varsa, hepsi rahmete döndü. Kur'an bir kere daha gönülleri mest etti. Hiç girilmeye n ve gidilmeye n yerlere gidildi çok şükür. Rabbim başlangıçtaki bu sâfi niyetten bizleri ayırmasın inşaallah.

ZORLUKLAR VE ZAHMETLER HEP GIDAMIZ OLDU

Kırk yıla yaklaşan yayın hayatı boyunca zorluklar yaşadınız mı?

Zorluklar ve zahmetler hep gıdamız oldu. Her zorluktan sonra da bir değil iki kolaylık verildi. Allah'ın özel inayeti altında çıkan bir dergi olduğunu düşünüyoruz Zafer'in. Çünkü her zorlu dönemeçte ve her defasında yoluna devam etmesinin işaretini gösterdi Rabbimiz. Çiğnenmeden lokma yutulmuyo r, o kadarcık zahmet de olacak elbet. Bu konuda emeği geçen tüm kardeşlerimize, dostlarımıza, yazarlarımıza, desteğini ve duasını esirgemey en herkese özellikle de, bizi hiç yalnız bırakmayan sadık ve vefakâr aboneleri mize gönül dolusu dua ve teşekkür ediyoruz efendim.

zafer_eki m.jpgDerg iyi çıkaramadığınız zamanlar oldu mu?

Çok şükür olmadı. 40 yıl boyunca hiç bir ay olmadı bu. Bundan sonra da olmaz inşaallah. Ne ihtilal günleri, ne deprem yılları, ne şu, ne bu, Zafer'imiz için bir mâni, bir engel oluşturmadı. Biraz sendelediğimiz oldu ama yıkılmadık. Yiğit düştüğü yerden kalkar derler. Biz de silkelend ik şöyle bir kendimize geldik. O günün zorlukları da yeni imkanların, yeni kapıların aralanmasına sebep oldu çok şükür. Gerçeğe Doğru serisi de bu günlerin yadigârıdır meselâ.

Yani şerler bile hayırlara vesile oluyorsa varın siz, hayırların bizzat kendisini hayal edin.

Zafer'in de kendine mahsus bir imtihanı var değil mi?

Dünya böyle.. Evet... İmtihansız yer ve insan yok.. Bu zaten adımızdan da belli değil mi?

Öyle bir isim almışız ki, onun tam karşısında nice badireler ve hendekler var.

Bazen beş, bazen on yılda bir bu imtihanla rın şiddetlisi oluyor. Bir gerçek var ama; Zafer'e, çiçekli yoldan gidilmiyo r. Bu yolun engelleri ve zahmeti var ama o nisbette rahmet yönleri de var. Deveye hörgücü yük değil. Yiğide kılıcı yük değil. Allah (cc) hiçbir zaman yalnız ve çaresiz bırakmadı. Ne kadar hamd etsek Rabbimize azdır.

Her sayımıza, son sayımız diye baktık hep. Bir yılı bile önümüzde garanti görmedik. Bu da tazarru ve duaya sevkediyo r insanı. Çileyi göze alanı, Allah da yardımsız bırakmıyor. Belki böyle olması da ilâhî bir hikmetin gereğidir, bilemeyiz .

Şimdiye kadar ortalama kaç yazar dergide yazı yazdı?

Tam saymadık ama tahminen 400 ya da 500 kişinin arasındadır. Bunun doğru bir rakam olması için, bir ara sayalım inşaallah, doğrusu bizi de meraklandırdınız.

Yayın hayatına başladığınız ilk günden bu yana dergide düzenli olarak yazanlar kimler?

Hemen akla gelen isimler; Mehmet Kırkıncı, Cüneyt Suavi, İbrahim Erdinç Şumnu, Alpaslan Özyazıcı, Nevzat Emiroğlu, Mustafa Nutku, Zafer Örsdemir, Âdem Tatlı, Alaaddin Başar, Vehbi Vakkasoğlu, Safâ Mürsel, Sefa Saygılı, İbrahim Tekeoğlu, Sinan Bengisu, Osman Çerezci, Gürbüz Azak, Muammer Erkul, Âdem Köseoğlu, Mehmet Dikmen, Ahmet Şahin, Mustafa Yazgan, Alpaslan Özyazıcı, Nevzat Tarhan, İsmet Hasenekoğlu, Şadi Eren, Selim Gündüzalp ... Ama şuan aklıma gelmeyen daha çok kıymetli kalemler vardır, ama hafızayı tekrar yoklamak ve arşive bakmak gerekecek .

ZAFER HER AY YENİDEN DOĞAR

Zafer’in bir sayısı nasıl hazırlanır?

Zafer için aylar yetmiyor. Çünkü kendimiz için hazırlıyoruz âdeta zevkle ve şevkle. Seçilen konulara göre yazılar ve araştırmalar talep ediliyor, ona göre de bir yol haritası belirleni yor. Anlatırken zorlandığımız bir bahiste burası. Bir fıkra vardır. Hani kırkayağa nasıl yürüyorsun diye sormuşlar ya. Dönmüş ayaklarına bakmış, o da şaşırmış. O günden sonra da bir daha doğru dürüst yürüyememiş, derler ya bizimkisi de aynen o misâl. Bazen yaşadıklarınızı anlatmak, onları yaşamış olmaktan daha zor oluyor. Bu kadarı da yeter. Damla denize işaret eder.

Her ay nasıl bir süreç yaşanır?

Her ay Zafer Dergi'mizin mutfağında diğer aylardan farklı bir heyecan yaşanır. Ayları ve mevsimler i yayın işinin içinde olanlar bilirler. Apayrı bir algı, bir duygu dünyası vardır. Yazarlarımızla telefon görüşmeleri yapılır, mailler atılır, bazen konular da belirleni r. Bu süreç uzun bir süreç, yorucudur belki ama manevi zevki bir başkadır. Gelen yazılar görüş ve ufkumuzu geliştirdiği ölçüde biz de coşarız, heyecanla nırız. Empati sırrıyla okuyucula rımızın eline geçtiğinde neler hissedeceğini de az çok tahmin ettiğimizden ayrı bir sevinci de onlar adına biz yaşarız.

Bu fasıl da gerçekten çok zorlu, çok zevki ve belki de mahrem kalması gereken bir sırdır. Bu kadarı da kâfidir sanırım. Zafer her ay yeniden doğar, yeniden okuyucusu na taze bir merhaba der.. Yeni bir nefes ve taze bir ses olur. Anlatılmaz yaşanır derler ya, gerçekten burası öyle bir sırra mazhardır. Rabbimizi n özel bir inayeti vardır. Bunu her sayıda hücrelerimize kadar hissederi z.

Sizin adınızla benzer birkaç dergi ve yayın organı daha var, merak ediyoruz, Zafer derginizi n başka yayın organı var mı?

Zafer Dergimiz'in Zafer'in dışında herhangi bir yayın organı yoktur. 40 yıl önce zafer nasıl başladıysa, kendi çizgisinde yoluna aynen devam ediyor. Zafer adı kullanılarak okuyucula rımızın kafalarını karıştıranlara ve maddî çıkar peşinde koşanlara kesinlikl e yüz vermemek gerekiyor . Tekrar hatırlatalım: Zafer dışında bir Çocuk dergimiz yoktur. Küçük Kâşif adlı çocuk dergisiyl e de Zafer Dergimizi n hiç bir ilişkisi bulunmama ktadır.

Zafer Dergimizi n sayfalarında bu ve benzeri yayınlarla alâkalı tek bir haber ve bilgi verilmemiş olması da zaten bu konudaki hassasiye timizi göstermektedir.

Ancak bazı abone ve okuyucula rımızı Zafer adı kullanara k şark kurnazlığı yapılarak maalesef yanılttılar. Okuyucula rımızın dikkatini buradan bir daha çekelim inşaallah.

En evvel şunu bilmek gerekiyor zafer dergisi ticari bir kuruluş değildir. Bir hizmet, bir dava dergisidi r. Diğerleri şahıs adına çıkan ticarî şeylerdir. Bu ruh, bu fark da zaten herşeyi anlatmaya yeter de artar. Her nevi ikazı yapmamıza rağmen türlü entrika ve yalanlarl a zaferin adını kullandılar maalesef. Hakkımızı ve davamızı sonuna kadar takip edeceğiz inşaallah. 40 yıllık mazimize gölge düşürmeyeceğiz. Dünya imtihan dünyası.

Bunun içinde hukukî bir süreç başlatmış bulunuyor uz. Bize ve okuyucuya verdikler i maddî ve manevî zarar çok fazla.. Bu yıl bu zararı telafi için çok çalışmamız ve Zafer'imize sahip çıkmamız gerekecek .

Onun için Zafer Aboneleri nin aşağıda vereceğimiz telefon ve adresleri n dışındaki aramalara ve şahıslara asla iltifat etmemeler ini rica ediyoruz.

Son olarak ben de Zafer’in yirmi yıllık bir okuyucusu olarak, bazen dergimin bana ulaşmadığı veya geç ulaştığı dönemler oluyor. Bu durumlard a ne yapmak gerekiyor, bilgi verir misiniz?

Evet bu konu maalesef kronik bir hale geldi. Kardeşlerimiz alternati f modeller üzerinde çalışıyorlar. Hatta başarılı da olduğumuz bir uygulama var. Onu da aboneleri mize yeni bir teklif ve tercih olarak sunuyoruz . Aşacağız inşaallah bu problemi kararlıyız. Mevlam bir yol gösterir ve yine yardım edecektir .

Ayrıca bu röportajı okuyan okuyucula rımızdan henüz abone olmayanla r varsa nasıl abone olabilirl er paylaşır mısınız

Efendim, zafer dergimiz için yeni ve geçerli olan iletişim bilgileri miz şöyle
Aylık çıkan zafer dergimizi n bir yıllık 12 sayısının abone ücreti sadece 60 tl. dir.

Geçerli olan yeni telefon ve iletişim bilgileri miz aşağıdaki gibidir
0090 264 279 80 81 - 0 549 674 75 01 ve 0549 674 75 02 ve 03/04

Abone kaydı için:
e@gmail.com">zaferabon e@gmail.com

Adresimiz: ZAFER KÜLTÜR MERKEZİ

Papuççular Mah. Çıracılar Cad. Nu: 7 Kat: 2

Adapazarı, Sakarya, TÜRKİYE

Kaynak: Selim Gündüzalp anlattı: Zafer Dergisi 40 yaşında
Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes