+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » İSLAM-GREEN34 YAZI GRUBU ÜYELERİNDEN ÖRNEK METİNLER » İSLAM - GREEN34 ÜYELERİNDEN ÖRNEK METİNLER (Moderatör: İman_Power)
 ALLAH GÜNAHLARI ÖRTER İFŞA ETMEZ - KONU İLE İLGİLİ YAZI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: ALLAH GÜNAHLARI ÖRTER İFŞA ETMEZ - KONU İLE İLGİLİ YAZI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 3858 defa) Seçenekler Arama
« : Mart 31, 2015, 04:32:23 ÖS »
admin
Administrator
Full Member
*****

Mesaj Sayısı: 102


ALLAH GÜNAHLARI ÖRTER İFŞA ETMEZ - KONU İLE İLGİLİ YAZI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ


ALLAH GÜNAHLARI ÖRTER İFŞA ETMEZ
RESİM VE GÖRÜNTÜLERİ SÜREKLİ PAYLAŞMAK
İNSANLARDA PSKOLOJİK TRAVMALAR OLUŞTURUR

FORUM YILDIZLIS EMALAR İSTANBUL 2010

SALİH MEHMED ARİFOĞLU

Selamün Aleyküm kardeşlerim
Allah günahları örter isimli yazıyı
Kaleme almaktaki maksadımız şudur
Öncelikle medyatik görüntüler
Resimler ve sanal alemdeki paylaşımlar
Tecacüz katliam veya savaş görüntüleri vesaire
Toplumdak i hataları yok etmeye bazen yetmediği gibi
İnsanların ruh alemini çökertmeye
Psikoloji k yapılarını bozmaya
Yapılanları sıradanlaştırmaya neden olur
Hatalar hepimiz için geçerlidir
Ve insan veya müslüman olarak
Hatalarda n ders alırken
Hatalara karşı uyarı yapanlarında
Biraz dikkatli davranmal arını istediğimizdendir
İnsan olarak veya müslüman olarak
Hepimiz hata yapabilir iz
Veya başkalarının hatalarınıda görebilirz
Ancak hatalı davranışlarımızdan dolayı
Bizleri uyaranların üsluplarındaki
Rencide eder tarz bizleri bazen hatadan alıkoyamaz
Hata yapan insanları rencide etnekten ziyade
Ağırbaşlı ve sakin davranara k hataları söylemek
Ve bu hataları söylerkende
Toplum içinde değil özel bir yerde söylemek
Başkalarınında duymalarına engel olarak söylemek gerekir
Çünkü Allah merhametl idir ve mağfiret sahibidir
Biz hataları hata yapanların yüzüne söylemeden önce
Hata yapan kişi çok pişman olmuş ve tövbe etmişte olabilir
Rabbimiz hataları gördüğünden affetmişte olabilir
İnsanları azarlar şekilde
Fütursuzca hatalarını yüzlerine vurmak
Ve hatalarından dolayı insanlara eziyet etmek
Onları toplum içinde rencide etmek
Halis müslümana yakışmayan davranışlardandır
Yapılan hataları sürekli yazılarla veya resimlerl e paylaşırkende
Ve toplumda bunları yaymaya çalışırkende
İnsanların resmileri ni ve kimlikler ini
İsimlerini adresleri ni ifşa ederek paylaşmak yanlıştır
Amaç hataları topluma anlatmaktır
Ve hatalarda n ders alınmasını sağlamaktır
Fakat kişilerin isimlerin i resimleri ni ifşa etmek yanlıştır
Zulme uğrayanlarında kan revan içindeki resimleri ni
Sürekli görüntülerini gündeme taşıyarak duygu sömürüsü yapmakta yanlıştır
Bu zaman içinde insanların pskolojik yapılarının bozulmasına neden olur
Hataların yada günahların alışılagelmiş bir şeymiş gibi algılanmasına yol açar
Irak işgali ve Bosna Hersektek i görüntülerle
Aslında dünya vahşet görüntülerine alıştırılmıştır
Medyadaki haber yada sinemalar daki
Tecavüz cinayet görüntülerininde sürekli paylaşılması
Aynı şekilde insan ruhunda pskolojik travmalar a sebep olur
Bu konuyla ilgili aşağıdaki yazıyı okuyalım inşallah



HATALARI ÖRTMEK

http://www.sevde.de/islam_Ans/H/hatalari_ortmek.htm

 

İnsan, hata işlemeye müsait bir şekilde yaratılmıştır. Onun bu zaâfı, nefsi aklına galebe çaldığı zaman daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bazen de insan farkında olmaksızın, bilmeyere k hata işler. Kısacası insan, beşeri özellikleri sebebiyle, zaman zaman kusur ve hatalar işleyebilir. Ancak, farkına vardığı zaman hemen Allah Teâlâ'dan af veya hakkına tecavüz ettiği kişiden özür dilemesi, güzel bir ahlâk örneğidir. Çünkü "hatadan dönmek de bir faziletti r. "

İsimlerinden biri de "Settâr" olan Allah Teâlâ, kullarının kusur ve hatalarını, günahlarını örterek gizler ve diğer kulların bilmesine engel olur. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatı da "Settârel-Uyûb" (ayıpları örten, gizleyen) dur. Eğer O'nun bu ismi kulları üzerinde tecelli etmeseydi, insanlar birbirler inin kusurlarına muttali olur ve birbirler ine karşı rezil olurlardı. Böylece toplum içinde çeşitli huzursuzl uklar meydana çıkardı.

Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'in birçok ayetinde, mü'minlerin kusur ve hatalarını örttüğünü ifade buyurmakt adır.

"İman ederek salih amel işleyenlerin hatalarını andolsun ki, örteriz ve onları yaptıkları amellerde n daha güzeli ile mükafatlandırırız" (el-Ankebut, 29/7).

Allah Teâlâ'nın, kullar tarafından işlenen hataları örttüğünü bildiren bu gibi ayetlerde bazı ön şartlar vardır. Yani kişinin, Allah'ın affına ve hatalarını gizlemesi ne ulaşabilmesi için, bazı özelliklere sahip olması lâzımdır. Bu özellikler ise söz konusu ettiğimiz ayetlerde açıkça görülmektedir. Bunların başında "iman" gelmekte ve hemen ardından "salih amel" şartı zikredilm ektedir. Konuyla ilgili âyetler şöyledir:

"(Allah) İman eden erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakla rı, altlarından ırmaklar akan cennetler e koyar ve onların hatalarını örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur" (el-Feth, 48/5).

"Allah'a iman eden ve salih amel işleyenlerin ve Muhammed'e Rablerind en bir gerçek olarak indirilen e inanan kimseleri n hatalarını Allah örter ve durumlarını düzeltir" (Muhammed, 47/2).

"Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün, işte o gün, kimin aldandığını ortaya çıkaracağı bir gündür. Kim Allah'a inanmış ve salih amel işlemişse, Allah onun hatalarını örter, onun içinde ebedi kalacağı, altlarından ırmaklar akan cennetler e koyar. Büyük kurtuluş işte budur" (et-Teğâbun, 64/9).

Allah Teâlâ hataları örtmeyi iman şartına bağlamaktadır:

"Şayet Ehl-i kitâb (Hristiyan ve Yahûdiler) iman edip de Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları ni'met cennetler ine koyardık" (el-Mâide, 5/65).

Konuyla ilgili diğer ayetlerde göze çarpan bir diğer özellik de "takva" şartıdır.

"Bu Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah'ın buyruğuna karşı gelmekten sakınırsa, Allah da onun kötülüklerini diğer ve mükâfatını yüceltir" (et-Talâk, 65/5).

"Zira Allah (takva sahibi) mü'minlerin yaptıkları hataları örter ve onlara işledikleri amellerin en güzeliyle karşılık verir" (ez-Zümer, 39/35).

Allah'ın haram kıldığı günahlardan kaçınmak da bir takva işaretidir.

"Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız," kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (en-Nisâ, 4/31).

Bu ayetlerin yanında, "Ey mü'minler! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz de sizin kötülük ve hatalarınızı örtsün, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetler e koysun" (et-Tahrîm, 66/8) âyetinden "tevbe" nin de bir şart olduğunu anlıyoruz.

Kişinin, Allah'ın af ve müsamahasına ulaşabilmesi için, tamamlayıcı bir şartın da "ihlas" olduğu sabittir.

"Sadakalarınızı açıktan verirseni z ne güzel! Eğer onları gizlice verirseni z, bu sizin için daha hayırlıdır. Bununla Allah hatalarınızı örter. Allah işlediklerinizden haberdardır" (el-Bakara, 2/271).

Allah Teâlâ tarafından "akıl sahipleri" olarak nitelendi rilen mü'min kulların duası, bu konuda mü'minler için en güzel örnektir:

"Onlar ki şöyle derler: Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, "Rabbinize iman edin' diye inanmaya çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla, hatalarımızı ört ve canımızı iyilerle birlikte al" (Alu İmrân, 3/193). Bu ayetin devamında da duâlarının kabul edildiği bildirilm ektedir:

"Rableri duâlarını kabul etti. Sizden kadın olsun, erkek olsun, yaptığınız ameli boşa çıkarmam (dedi). Hicret edenlerin, memleketi nden zorla çıkarılanların, benim yolumda savaşan ve öldürülenlerin kusurlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak onları içlerinden ırmaklar akan cennetler e koyacağım. Nimetin en güzeli ise Allah katındadır" (Alu İmrân, 3/195).

Zikredile n ayetlerin ışığında denilebil ir ki, insan gerçek anlamda iman edip, sâlih amel işler, takva üzere bulunur ve hatalarından dolayı pişman olup tevbe ederek Allah'a yönelirse, bu kişi Allah'ın affına ve müsamahasına hak kazanır. Dünyada olduğu gibi âhirette de hataları, Allah tarafından gizlenir.

Hataları örtmek hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s) mü'minleri teşvik etmektedi r: " Kim, dünyada müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını âhirette gizleyip kapatır" (Müslim, Birr, 58, 72).

Buna karşılık, Hz. Peygamber (s.a.s) "Din kardeşini, bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu kendisi de işlemedikçe ölmez" (Tirmizî, Kıyamet, 53) buyurarak, müslümanların, hatalarından dolayı birbirler ini kınamaları ve hor görmelerinin, kendileri için ne derece kötü bir sonuca yol açtığına dikkat çekmiştir.

"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır" sözü gereği, insan başkalarının kusurlarıyla uğraşmamalı ve hataları örten kişi olmalıdır. Bu konuda mü'minin rehber edineceği prensip Allah Teâlâ tarafından şu ayetle açıklanmıştır:

"İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel olan iyi bir hareketle önle. O vakit bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan biri yakın bir dost gibi olmuştur" (el-Fussilet, 41/34).

Mehmet Emin AY


GÜNAHLARI GİZLEMEK GEREKİR

Ebû Hüreyre r.a.’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah s.a.v. şöyle buyurdu:

“İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir.

Bir adamın gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü halde, sabahleyi n kalkıp:

Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım”, demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisini n kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.” (Buhârî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52)

HADİS-İ ŞERİF’İN AÇIKLAMASI

Bir günah işlemek, bir kusur ve hata yapmak, sevilmeye n, arzu edilmeyen ve sahibine de hiçbir kıymet kazandırmayan, sadece kötü görülmesine ve bayağı sayılmasına vesile olan bir haslettir . Durum böyle iken, gizli kapaklı bir yerde işlediği ve Allah’tan başkasının bilmediği, Allah’ın da örttüğü bir günahı bir meziyet yapmış gibi ortaya döken ve başkalarına anlatan bir kimse, Allah tarafından affedilme şansını kaybetmiştir.

Günah ve kusurlarını başkalarına anlatanla r, Allah’ı, Resûlünü ve salih amel sahibi müminleri hafife almış, kötülüklerini iyilik, günahlarını sevap, bayağılıklarını fazilet saymış olurlar. Bu ise, en az işledikleri günah seviyesin de bir pervasızlıktır. Oysa günah işleyen bir kimsenin, hiç olmazsa onu gizli tutması, kendisini aşağılanmaktan kurtarır. Aksi takdirde açıkladığı günah eğer bir cezayı gerektiri yorsa cezalandırılmasını, cezayı gerektirm iyorsa kınanmasını icap ettirir.

Bir kimse, dünyada işlediği bir günahı utanarak gizlerse, Allah’ın kendisini kıyamet gününde rüsvay etmemesi umulur.

HADİS’TEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

1. Kişinin, gizli olarak işlediği bir günahı açığa vurmaması, Allah’ın onu affetmesi ne vesile olur.

2. İşlediği günahı başkalarına anlatan ve bunu bir meziyet sayanları Allah affetmez.

3. Gizli işlenen günahları açığa vurmak, başkalarına anlatmak, Allah ve Resûlünü hafife almaktır.

4. Gizli işlediği günahları açığa vuranlar, eğer bu günah cezayı gerektiri yorsa cezalandırılırlar. Çünkü açığa vurmak itiraf sayılır.

Riyazu’s-salihin tercümesi, 2.cild, 234. hadis



GAFÛR, GAFFÂR, ĞÂFİR

                              http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/gafur-gaffar.html

 
 Her üç ismin kökü olan ĞAFR, öretmek, gizlemek, kirlenmek ten korunmak maksadıyla bir şeyin üstünü örtmek anlamında.

  Kur’an-ı Kerim’de bu kökten türemiş 234 kelime bulunmakt adır: Bunlardan beş tanesi bağışlamak anlamında insana izafe edilmiştir. 187 tanesi de doğrudan Allah’ü Teâlâ’ya izafe edilmiştir: 61 tanesi değişik fiil kalıplarında, kalanı da çeşitli sıfat ve isimler şeklindedirler. 42 tanesi de istiğfar kavramıyla ilgilidir .

  Üç isimde de muhteva
1 – Hata ve kusurları örten,

2 – Günahkârı dünyada da ahirette de cezalandırmayan (cezayı gizleyen) –Allah’ın kendisi için seçtiği tarz, insanların güzelliklerinin görünmesi, gözükür hâle gelmesidi r. Bu maksatla Allah bir iyiliği on sayar, bir kötülüğü de bir kötülük. Yine bu maksadla Allah günahlarını, kusurlarını bağışlar, örter ki güzellikleri gözükür hale gelsin. Bağışlamasının değişik şekilleri bize asılda onun tarzının güzelliklerinin görünmesi ve bundan hareketle görünmesini engelleye n kusurların örtülmesidir. Yapılan bir kötülüğün, yapılan bir iyiliğin on sevabından bir tanesiyle giderilme si de bundandır. İnsanlar arası muamelede de aynı tarz yani güzelliklerinin görülür hâle gelmesi için çirkinliklerinin örtülmesi tarzı takip edilmelid ir.-

3 – Günahkârın durumunu gizleyen: Buna delîl:
     
           
Buharî, Müslim, Hanbel, İ. Mâce,  Hûd 18
  İbn Ömer (r.a.) Rasûlullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururke n işittim: Şüphesiz Allah mümini yaklaştırıp üzerine korumasını örter gizler ve şu günahını biliyor musun, şu günahını biliyor musun? diye sorar. O da evet biliyorum ey Rabbim der, sonunda günahlarını ikrar ettiğinde içinden artık işinin bittiğini, helâk olduğunu görüp düşündüğü sırada Allah, dünyada senin üzerindeki günahları güzleyip örttüm bugün de onları bağışlıyorum buyurur, arkasından iyilikler inin yazıldığı kitap verilir. Kâfir ve münâfıklara gelince şahitler, Rablerine yalan söyleyenler işte bunlardır, iyi biliniz ki Allah’ın lâneti zalimlere dir derler.

  ĞAFFÂR, üç âyette AZÎZ ismiyle birlikte gelmiştir. ĞAFÛR ismi ise iki âyette tek başına 71 yerde RAHİM ile birlikte, bir yerde de ZÜRRAHME ile birlikte gelmiştir. Bir yerde de RAHİMUN ĞAFÛR şeklinde gelmiştir. Bir tek yerde VEDÛD ismi ile gelmiştir. Bunlardan başkası HALÎM, AFÜVV isimleri ile gelmiştir. İki âyette de AZİZ  ile birlikte gelmiştir.

  GAFÛR ve GAFFÂR mübalağa ifade ederler. Aralarındaki fark hususunda Zeccâc, GAFFÂR günahları dünyada örten, GAFUR ise ahrette bağışlayan demektir, der.
Kuşeyrî, GAFFÂR’ın daha çok mübalağa ettiğini ifade ederek, asıl mağfiret kulun tevbesi ve itâatıyla değil ilâhî lütufla gerçekleşir der. İbn Arabî de GAFFÂR’ın, GAFÛR’a göre daha fazla mübalağa ifade ettiğini söyler.

  Gazalî, GAFFÂR tekrarlan an hata ve kusurları, GAFÛR ise her nevî günahı bağışlamayı ifade eder. Bir çeşitten günahı bağışlayana GAFUR denmeyeceği gibi, bütün günahları kuşatsa bile sadece bir defa bağışlayan için de GAFFÂR ismi kullanılmaz.

  Gazalî’ye göre GAFFÂR, güzel olanı gösterip çirkin olanı gizleyen demektir. Günahlar, Allah’ın dünyada üzerlerini örtü ile gizlediği, ahrette de cezalandırmaktan vazgeçtiği çirkinliklerdir. Ğafr (غَفر ) örtmek manasınadır. Allah’ın kulu üzerindeki iki setri (ğafr)

1 – Görenlere çirkin gelecek yerleri içeride, güzel gelecek yerlerini de dışarıda yaratmış olmasıdır.
2 – Kötü düşünceler ve çirkin arzularını kimsenin vâkıf olamayacağı kalbinde gizlemesi . Kimsenin nüfûz edemeyeceği bir yeri bunların karargâhı kılarak kendisind en başkalarına örtmüştür.
3 – Kulun başkalarının yanında mahcup olmasına, itibar kaybetmes ine sebep olacak günahlarını bağışlamasıdır.
4 – Bir başka şekli de imanla ölenlerin güzel amellerin in sevabıyla günahlarının çirkinliklerini örtmek için kötü amellerin i güzel amelleri dönüştürür.

 Mağfiret’ten türemiş üç isim vardır:

ĞAFİR (غَافِرْ ) Esma-i Hüsna listesini n bulunduğu hadis rivayetin de yer almamakta, sadece Kur’an’da bir ayette karşımıza çıkmaktadır. Gâfir 40/3

ĞAFUR: Kehf 18/58, Buruc 85/14, Hıcr 15/49, Zümer 39/53, Nîsâ 4/110

GAFFÂR: Tâhâ 20/82, Nuh 71/10, Zümer 39/5

Kul da işlediği masiyetle r dolayısıyla Allah tarafından üç isimle isimlendi rilmiştir:

ZÂLİM:

       
  Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.     Fâtır 35/32

ZALÛM:

           
  Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular . Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. Ahzab 33/72

ZALLÂM:

               
  De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetind en ümit kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o çok bağışlayan çok esirgeyen dir. Zümer 39/53

   Sanki Cenab-ı Hak, kulunun masiyetle ilgili zulmü konusunda üç ismi var, benim de kulumun bu hallerine mağfiret ile rahmet etmem üç değişik şekilde gerçekleşir: Sen zalim olursan ben ĞÂFİR, zalûm olursan ben ĞAFÛR, zallâm olursan ben de ĞAFFÂR olurum.
Allah Teâlâ ĞAFİR’dir amel defterind en masiyeti giderir, ĞAFÛR’dur, meleklere senin amellerin i unutturur, ĞAFFÂR’dır öyle bir unutturma gerçekleştirir ki sanki sen günah değil iyilik işlemiş olursun.

GÂFİR’dir dünyada, ĞAFÛR’dur kabirde, GAFFÂR’dır kıyamet meydanında.

ĞÂFİR’dir ilmel yakîn inananlar için, ĞAFÛR’dur aynelyakîn inananlar için, ĞAFFÂR’dır hakkalyakîn inananlar için.

Cürcanî, Tarifât’ta, mağfiret, bağışlama, kâdir olanın kudreti altındaki kimseden sadır olan çirkin bir davranışı örtmesidir. O kadar ki bir köle, efendisin in kusur ve aybını azarlamasından korktuğu için örtse mağfiret etti denmez.

Bütün peygamber ler Cenab-ı Hakk’tan mağfiret talebinde bulunmuşlardır.:

Hz. Âdem:

               
  Rabbımız kendimize yazık ettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kaybedenl erden oluruz, dediler. Araf 7/23

Hz. Nuh:

           
  Eğer beni bağışlamazsan ve bana acımazsan kaybedenl erden olurum. Hud 11/47
 
 Hz. Mûsâ:

         
  Rabbim ben kendime yazık ettim beni bağışla dedi. Kasas 28/16
 
 Bir tek günahı bağışlayan ĞÂFİR, 1000 günahı bağışlayan ĞAFÛR, sayılamayacak kadar günahı bağışlayan da ĞAFFÂR’dır.

 Allah Teâlâ kimleri, hangi vasıflara sahip olanları bağışlar:

1 – Emirlerin e uygun hareket edenler. Bakara 58, Araf 7/161
2 – Rasûlüne ittiba edenler, Âli Îmran 3/31
3 – Allah’a ittikâ edenler. Enfal 8/29
4 – Allah’ın kalplerin de hayır bulunduğunu bildikler i, Enfal 8/70
5 – Affedip görmezden gelenler, Nûr 24/22
6 – Önce inananlar, inananların ilkleri, Şuara 26751
7 – Allah’tan ittikâ edip doğru söz söyleyenler, Ahzab 33/70-71
8 – Allah’ın rahmetind en ümit kesmeyenl er, Zümer 39/53
9 – Allah’ın davetçisine icabet edenler, Ahkaf 46/31
10 – Allah’tan ittikâ ve Rasûlüne (s.a.v.) iman edenler, Hadid 57/28
11 – Allah’a ve Rasûlüne (s.a.v.) inanıp mallaı ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Saf 61/11-12
12 – Karz-ı hasende bulunanla r, Teğabün 64/17
13 – Allah’a kulluk eden, karşı gelmekten sakınan ve Rasûlüne (s.a.v.) itaat edenler. Nuh 71/2-3
14 – Kendime zulmettim beni bağışla diyenler, Kasas 28/16
15 – Bir kötülük yaptıklarında, kendileri ne zulmettik lerinde Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma talep edenler, Âli Îmran 3/135
16 – Nefisleri ne zulmettik lerinde Rasûle gidip bağışlanma dileyen Rasûlün de (s.a.v.) kendileri için bağışlanma talep ettikleri, Nîsa 4/64
17 – Kötülük yapan veya nefsine zulmeden sonra da Allah’tan bağışlanma talep edenler, Nîsa 4/110
18 – İşledikleri kötülüklerde bile ısrar etmeyenle r, Âli Îmran 3/135
19 – Allah yolunda ölen veya öldürülenler, ÂliÎmran 3/157
20 – Mücahitler, Nîsa 4/95-9
21 – İman edip de Salih amel işleyenler, Mâide 5/5, Hacc 22/50
22 – Gerçek mümin olanlar, Enfal 874-74
23 – Sabredip ameli Salih işleyenler, Hud 11/11
24 – Temiz kadınlar (Tayyibât) Nur 24/26
25 – Zikreden erkek ve kadınlar, Ahzab 33/35
26 – Zikre uyan, gayben Hakk’tan korkanlar, Yasin 36/11
27 – Müttakiler, Muhammed 47/15
28 – Rasûlüllah’ın (s.a.v.) huzurunda seslerini kısanlar, Hucûrât 49/3

  Allah Teâlâ kimleri bağışlamaz:

1 – Kendisine ortak koşanları:

           
  Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Nîsa 4/48

2 – İman edip inkâr eden… sonra da inkârlarını artıranlar:

         
  İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip inkâr edenleri sonra da inkârlarını artıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecekt ir. Nîsa 4/137

3 – İnkâr edip zulmedenl er:

             
  İnkâr edip zulmedenl eri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları bir yola da iletecek değildir. Nîsa 4/168

4 – Münafıkları:

           
  Onlara (münafıklara) mağfiret dilesen de dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikl e bağışlamayacaktır.  Münâfikun 63/6

5 – İnkâr edip Allah yolunda alıkoyan ve kâfir olarak ölenler:

           
  İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah sala bağışlamaz. Muhammed 47/34

Allah bağışlamaz mağfiret etmezse ne olur:

1 – Hâsîrlerden (zarara uğrayanlardan) olur:

         
 Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka zarar uğrayanlardan olacağız. Araf 7/149

                 
  Adem ile eşi dediler ki: Ey Rabbimiz Biz kendimize zulmettik . Eğer bizi bağışlamazsan ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerde n oluruz. Araf 7/23

             
  Eğer beni bağışlamaz ve esirgemez sen ziyana uğrayanlardan olurum. Hud 11/47

2 –Yola hidayet etmez:

           
  Allah asla bağışlayacak değildir. Yola hidayet edecek de değildir. Nîsa 4/168

             
  Allah onları bağışlayacak değildir. Yola hidayet edecek de değildir. Nisa 4/137

  Allah  Teâlâ kulunun nelerine mağfiret eder:

1 – Hatâya:

                                         
  Sizin hatalarınızı bağışlayalım. Bakara 58

2 – Hatîât:

                                         
  Hatalarınızı bağışlayalım A’raf 7/161

3 – Zünûb:

                                           
  Günahlarınızı bağışlayalım.  A. Îmran 31

4 – Hatâyânâ:

                     
  Rabbımızın hatalarımızı bağışlayacağını umarız. Şuara 26/51

5 – Hatîetî:

         
  Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O’dur.   Şuara 26/82

6 – Min zünûbüküm:

                         
  O sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak…. için sizi çağırıyor. İbrahim 14/10

7 – Mâ kad selef:

           
  İnkâr edenler vazgeçerlerse geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Enfal 8/38

8 – Mâ teahhara ve mâ tekaddeme:

             
  Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Feth 48/2

  İnsan Allah Teâlâ’dan nelerinin ve kimlerin bağışlanması talebinde bulunur:

1 – Zünûbenâ:

         
  Ey Rabbimiz, iman ettik, bizim günahlarımız bağışla, bizi ateş azabından koru diyenler. Âli Îmran 3/16

2 – Lî (beni):

         
  (Mûsâ) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. A’raf 7/151

3 – Lenâ (bizi)

             
  (Mûsâ) Sen bizim sahibimiz sin, bizi bağışla ve bize acı. Sen bağışlayanların en iyisisin. A’raf 7/155

4 – Liebî (babam):

                       
  Babamı da bağışla çünkü o sapıklardandır. Şuara 26/86

5 – Lillezine tâbû (tevbe edenleri):

           
  Ey Rabbimiz senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabında koru. Mümin 40/7

6 – İhvâninâ (kardeşlerimizi):

           
  Rabbimiz, bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla. Haşr 59/10

7 – “Mü’minîn” ve “vâlideyye” (ana-babamı):

       
  Rabbimiz hesap günü beni, ana-babamı ve müminleri bağışla. İbrahim 14/41
 
 Bu arada mağfiret ve aff-ı ilâhî arasındaki farka da değinelim: Kulun dünyada gerçekleştirdiği her eylemin (bu eylem ister dünyevî isterse uhrevî olsun) dünyada ve ahrette karşılıkları vardır. “Eylem”: iyilikler i, iradesiyl e gerçekleştirmek, kötülükleri de iradesiyl e terk etmek olarak anlıyoruz. Her eylemin bizi dünyada karşı karşıya getireceği durumlar var. Bu durumlar, eylemimiz in iyi veya kötüyü hedefleme sine binâen olumlu veya olumsuz olabilirl er. Ama her iyi eylemimiz bizi dünyada olumlu, hoşumuz giden durumlarl a karşı karşıya getirdiği gibi her kötü eylemimiz de dünyada olumsuz, hoşumuza gitmeyen durumlarl a karşı karşıya bırakır. Yani, her eylemimiz dolayısıyla iki karşılık alırız: dünyada, ahrette. Olumsuz eylemin dünyada ve ahrette cezası, olumlu eylemin dünyada ve ahrette mükâfatı.

  Varlıklar insanın hizmetind e. Allah Teâlâ, bütün varlıklara karşı insanın vekilidir . İnsan da bütün varlıklar arasında emanetin kendisine verildiği varlık. Allah namına hareket edebilen tek varlık.   Gerçekleştirdiği eylemeler in tümü ya varlığın hukukunu varlığa teslim eden, ya da teslim etmeyen eylemler. Bu eylemler varlıkların insana muamelesi nin (tepkisini n) de sebebi olurlar.   Yani bizim eylemleri miz, varlığın bize aldığı pozisyon belirleyi cisi olurlar. Her eylemimiz yine bize eylem olarak döner.

  Allah’ın affı eylemleri mizin dünyada bizi karşı karşıya getireceği olumsuz durumlarl a ilgilidir . Mağfireti ise ahrette karşı karşıya getireceği olumsuz durumlarl a ilgilidir .

  İyiyi, iyiliği, güzeli, güzelliği gerçekleştirmenin, kötüyü, kötülüğü, çirkini, çirkinliği terk etmenin mükâfatını dünyada hoşumuz giden yaşanabilir, huzurlu, arzu edilir durumlar olarak, ahrete de Rabbimizi n rızası olarak buluruz.

  İyiyi, iyiliği, güzeli, güzelliği yapmamanın, terk etmenin, ihmal etmenin, bu konuda lâubalilik etmenin, kötüyü, kötülüğü, çirkini, çirkinliği gerçekleştirmenin cezasını da dünyada hoşumuza gitmeyen hastalıklar, felâketler, mahrûmiyetler, âfetler, musîbetler olarak, ahrette de Rabbimizi n gazabı olarak buluruz.

  Sadakanın belâları defetmesi; ömrü uzatması, sıla-i rahim’in ömrü uzatması, Yâsin suresini okumanın kötülükleri uzaklaştırıcı iyilikler i çağırıcı olması…..gibi durumlar dünyadaki mükâfatlarıdır. Ahretteki ler hesaba gelmez.

  Hazan Basri hazretler ine bir adam geldi ve hanımım bana evlat veremiyor ne yapayım diye sordu. O, Allah’a istiğfar etmesini (estağfirullah demesini) söyledi. Başka bir adam da gelip ey imam semâdan yağmur inmiyor, tarlalarım kurudu deyince onda estağfirullah’a devam etmesini söyledi. Daha sonra başka biri geldiğinde rızkının daraldığından şikâyet ettiğinde ona da aynı  istiğfarı tavsiye ettiğinde orada bulunan ve bu sorularla, aynı cevabı duyanlar; ey imam sana şaşmamak mümkün değil, başka başka isteklerl e yanına gelen üç kişiye de aynı şeyleri söyledin der. İmam da der ki, İstiğfar rızık genişleme sebebidir . Yağmurların yağmasının, çocuk sahibi olmanın da sebebidir der ve şu âyeti okur:

           
  (Hz. Nuh) Dedim ki rabbinizd en mağfiret dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır. (mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. Nuh 71/10-11-12

  Cenab-ı Hak affıyla (AFÜVV ismiyle) kulun sorumlulu klarını asgariye indirir, iyilikler i yapmasını kolaylaştırır, kötülükleri işlemesini zorlaştırır. Buna rağmen kötülük yapanları da, mağfiretiyle (GAFÛR, GAFÂR, ĞÂFÎR isimleriy le) muamele ederek bağışlar (dilerse).
Kulun amelindek i kusurlar/ niyetinde ki kemâl ve ihlâs ile/ imanındaki salâbetiyle/ Allah hakkındaki hüsn-ü zannıyla bağışlanır.

Bağışlaması da,

1 – Kulun bağışlanmayı talep etmesiyle,
2 – Kulun keffâret edici özelliğe sahip eylemleri gerçekleştirmesiyle,
3 – Şartsız ve karşılıksız olarak Hakk’ın devreye girmesiyl e gerçekleşir.
Kulun talebi veya karşılıksız olarak Hakk’ın devreye girmesiyl e gerçekleşen bağışlama:
1 – Kulun cezayı hak eden davranışını dünyada kimse görmemişse, kimseye ilân edilmeyer ek sanki işlenmemiş gibi yapılarak bağışlanır.
2 – Görülmüşse seyyiatını hasenata çevirerek bağışlar,
3 – Şahitlerine, meleklere unutturar ak bağışlar,
4 – Kendisine unutturar ak bağışlar,
5 – Şefaat ile bağışlar,
6 – Cezaya konu olan davranış kul hakkı ise sahibini razı ederek bağışlar,
7 – İşlediği kötülüğü bir tek kötülük sayarak da bağışlamış olur.

  Konevî, O her an günahı bakanların gözlerinden gizler ve kendine melekleri n sayfalarından siler. Bu ismin hükümlerinden bazıları, korumak, kıskanmak ve muhafaza etmektir. Örtülenler üç tabaka da bulunurla r:
I – Günah işledikten sonra cezalandırılmaktan korunanla r. Bunlar mağfiret edilenled ir.
Bağışlanma talebi (istiğfar) dışında gerçekleştirildiğinde işlenmiş bir takım günahlar için bağışlanma sebebi sayılacağı bildirile n ameller:
1 – Abdest,
2 – Abdest peşinde üç kez
                                           
denilmesi
3 – Abdesti tamamlayıp namazı da tamamlama k,
4 – Kuşluk namazı kılmak,
5 – Beyt-i makdiste namaz kılmak,
6 – Ramazan orucu tutmak,
7 – Şevval ayında altı gün orucu tutmak,
8 – Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri oruç tutup Cuma günü az veya çok sadaka vermek,
9 – Oruç tutan biri iftarı

         
diyerek yapan kimse,
10 – Ölüyü yıkamak,
11 – Yemek yedikten sonra

                         
denilirse,
12 – Müslüman bir kardeşinin ihtiyacını görme kasdıyla yola çıkmak,
13 – Meclisten ayrılırken selâm vermek,
14 – Hastalıklarına sabreden kimse,
15 – Akşam namazından sonra altı rekât evvabin namazı kılmak,
16 – Günde veya her Cuma, veya her ay veya yılda bir kez tesbih namazı kılmak,
17 – Sübhanallahi  ve bihamdihi diyen kimse,
18 – Allah korkusund an tüylerin diken gibi olması,
19 – Müslüman kardeşle karşılaşıp musafaha edilip birbirler ine muhabbetl e güelr yüz göstermek,
20 – Su dağıtmak,
21 – Namazları cemaatle edâ etmek üzere camiye gitmek,
22 – Semîallahü limen hamideh dediğinde imam, rabbenâ lekelhamd demek,
23 – Beş vakit nazmı edâ,
24 – Secde yapmak,
25 – Kadir gecesini ihya etmek,
26 – Şehid olmak,
27 – İhlas suresini okumak (her gün ikiyüz kere)
28 – Sübhanallahi velhamdülillâhi velâilâhe illallahü vallahüekber demek, (Amellerin Faziletle ri ve El-Makamül mahmud kitaplarından derlenmiştir.)
II – Günaha arzu duymadıkları için günah işlemekten korunanla r. Bunlar korunanla rdandır.
III- Hakk’ın sıfatlarında boğulmuş, zât nurlarında kendileri ni yitirmiş oldukları için günah ve tâatları görmeyen insanlar. Bunlar masumdurl ar.

  Dünyada gerçekleştirilen her eylemin yine dünyaya ve ahirete bakan bir yüzü var. Dünyaya bakan yüzü eylemimiz in bizi fayda ve zararla karşılaştırmasıdır. Ahirete bakan yüzü ise cennet veya cehennem karşılaştırmasıdır.

                                             
Amellerin iz âmilleriniz (idarecile riniz)dir.

                       
Nasılsanız öyle idare edilirsin iz. 

  Beyhakî, Ka’b’den rivayet eder: Allah her zaman için o zamanda yaşayan insanların kalplerin in istikamet i üzre melek gönderir. Eğer onların salâhını murad ediyorsa mütreflerini (refahtan şımarmışlar takımını) gönderir.

  Hasan Basrî’den: Beni İsrail Mûsâ’dan sordular: Rabbine sor ki bizden razı olduğunun veya bize öfkelendiğinin alâmeti nedir bize açıklasın. O da sordu. Allah da; onlara haber ver ki üzerlerine hayırlıların âmil tayin edilmesi benim onlardan razı olduğumun, şerlilerin âmil tayin edilmesi de onlara öfkelendiğimin alâmetidir.

  Hasan Basrî bir adamın Hacca aleyhine bedduada bulunduğunu duydu da böyle yapma siz nefsinizd en dolayı bu duruma geldiniz. Korkarım Haccac görevden alınır veya ölürse size maymunlar ve domuzlar idareci olurlar. Rivayet edilmiştir ki âmilleriniz amellerin izdir, nasılsanız öylece idare olunursun uz.

A’meş’e

           
“İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerd en bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” En’âm 6/129 ayetiyle ilgili öncekilerden neler duyduğu sorulmuş da o : Onlardan bu konuda duyduğum insanlar bozuldukl arında en kötüleri onlara emîr olur” sözüdür demiş. Keşfulhafâ

  Affetmek ve bağışlamak güçlü ve haklı olmanın en güzel tezahürüdür. Cezalandırmada bile bu tezahürü bu kadar mükemmel ve güzel bulmak mümkün değildir.

  Esmaî anlatır: Bir arabî Ravza-i Mutahhara’nın durdu ve şöyle seslendi: Allah’ım, bu habîbindir, ben de kulunum, şeytan da düşmanın. Eğer beni bağışlayacak olursan habîbin sevinir, kulun kurtulur, düşmanın da öfkelenir. Bağışlamayacak olursan habîbin öfkelenir, düşmanın sevinir kulunsa helâk olur. Sen habîbini öfkelendirmekten, düşmanını hoşnut kılmaktan ve kulunu helâk etmekten daha keremlisi n.

               
  Üç şey kimde bulunursa Allah onu korumasına alır, rahmetini ona akıtır, cennetine sokar: Verildiğinde şükreden, güçlü iken bağışlayan ve öfkelendiğinde vazgeçen.

           
  Hz. Mûsâ Ya Rabbi, katında kullarının en azizi kimdir? diye sordu. Allah, gücü yettiğinde bağışlayan dedi. Kenzulummâl

             
  Nîsa 123. âyeti nazil olduğunda Ebubekir Ey Allah’ın Rasûlü bu ayet “Ne sizin kuruntula rınız ne de ehl-i kitabın kuruntula rı (gerçektir): Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve sonra kurtuluş nasıl beklenebi lir ki işlediğimiz her kötülük dolayısıyla cezalandırılacağız, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) Allah sana mağfiret etsin ey Ebu Bekir, sen hasta olmaz mısın, sen yorulmaz mısın, sen hüzünlenmez misin? dedi de Ebu Bekir evet dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) işte bu durumlar sizin cezalandırılmanızdır buyurdu.

  Ebu Hüreyre (r.a.) den şöyle dediği rivayet edilmiştir. Nîsa 123 nazil olduğunda hüzünlendik ve Ey Alalh’ın Rasûlü bu ayet bizde ümit bırakmadı dedik. Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz:

         
  Sevinin, bu dünyada sizden birinin başına gelen her musîbeti, Cenab-ı Hak o kimsenin günahlarına bir kefaret yapar. Hatta ayağına batmış bir dikeni bile dedi. Buharî

  İbn Abbas bu ayet gelince müminlere çok zor geldi. Dediler ki Ta Rasûlallah hangimiz kötülük yapmadı ki? Bunun cezası nasıl olur? Hz. Peygamber (s.a.v.): Allah Teâlâ tâate on iyilik bir günaha karşılıksa tek bir ceza va’detmiştir. Kim yaptığı bir kötülükten dolayı cezalandırılırsa, on sevabından biri eksiltili r. Geriye dokuz sevabı kalır. Birleri onlarına baskın çıkıp galip gelenlere yazıklar olsun, buyurdu.

  Abdullah b. Mes’ud’dan: “Kim Estağfirullah ellezî lâ ilâhe illa hüvel hayyül kayyûmu ve etübü ileyh” diye üç kez söylerse savaştan kaçmış bile olsa mağfiret olunur. Taberânî

           
  Huzeyfe (r.a.) den: Benim dilimde aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına olmazdı. Bu halimi Aleyhissa lâtü vesselâma söyledim, Rasûlullah istiğfar bakımında ne haldesin? Bu kusurunun bağışlanması için günde 70 kere istiğfar et, buyurdula r. Ktb Stt. Terc. 17/498

         
  Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz: Amel defterind e çok istiğfar bulunana ne mutlu, buyurdula r. Ktb Stt. Terc. 17/498

           
 Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz şöyle dua ederdi: Beni güzellikleri işlediklerinde sevinenle rden kötülükleri işlediklerinde istiğfar edenlerde n eyle.17/498

           
 Ebu Hureyre’den: Aleyhissa lâtü vesselâm efendimiz şöyle buyurdu: Allah azze ve celle hazretler i Salih kulunun derecesin i cennette yükseltir. Kul bu nasıl benim olur der de Allah çocuğun senin için gerçekleştirdiği istiğfar dolayısıyla senindir der. Heysemi Mecma’uz-zevâid.

  Kulun istiğfarının sağlayacağı faydalar:

1 –

           
  Dedim ki rabbinizd en mağfiret dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır. (mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızıçoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. Nuh 71/10-11-12

2 –

         
  Ve rabbinizd en mağfiret dilemeniz sonra da tevbe etmeniz için (indirildi . Bunu yaparsanız) Allah sizi tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Hud 11/3

3 –

       
  Ey kavmim Rabbinizd en bağış dileyin, sonra da ona tevbe edin ki üzerinize göğü bol bol göndersin ve kendinize kuvvet katsın. Hud 11/52

4 –

       
  Rabbinizd en bağışlanma dileyin sonra da tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çokmerhametli ve vedûd’ur. Hud 11/90

5 –

               
  Allah’tan mağfiret dileyin şüphesiz Allah çok bağışlayıcı çok esirgeyic idir.Müzzemmil 73/20

6 –

               
Bakara 199

7 –

           
  Rabbini hamd ile tesbih et ve onsan bağışlanma dile çünkü o tevbeleri çokça kabul edendir. Nasr 110/3

8 –

       
  O halde O’ndan mağfiret isteyin sonra da ona tevbe edin. Çünkü Rabbim çok yakındır, dualara icabet edendir. Hud 11/61

9-

             
  Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti. Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımız bağışla. Ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl. Allah da onlara dünya nimetini ve ahiret sevabının güzelliğiniverdi. Allah iyi davrananl arı sever. Ali İmran 147-148

10 –

       
  Mûsâ Rabbim doğrusu kendime zulmettim beni bağışla dedi. Allah da onubağışladı. Kasas 28/16

11-

           
  Yine onlara bir kötülük yaptıklarında ya da kendileri ne zulmettik lerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki. Bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan içinde ebedî kalacakla rı cennetler dir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir. Ali İmran 135/136

12 –

                 
  Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.  Neml 27/46

13 –

                 
  Onlar mağfiret dilerlerk en Allah onlara azap edecek değildir. Enfal 8/33

  Özetle söyleyecek olursak Allah’tan bağışlanma dileyenle re:

1 – Bol yağmurlar,
2 – Mal çokluğu,
3 – Çocuk çokluğu,
4 – Güzel bahçeler,
5 – Akan ırmaklar,
6 – Güzel dünya meteâı,
7 – Merhamet-i îlâhiye,
8 – İlâhî muhabbet,
9 – Rahmet,
10 – Tevbe kabulü,
11 – Yakınlık,
12 – Dualarına icabet,
13 – Dünya nimeti,
14 – Ahiret nimeti,
15 – Ebedî  kalacakla rı cennetler,
16 – Azaptan kurtuluş.

  Yalnızca mağfiret isteği (istiğfar) geçmiş olan günaha pişmanlıkla şerrinden korunmayı dua ederek talep etmektir, gelecekte de karşımıza çıkacak günahın şerrinden de onu yapmamaya azmederek korunmayı talep etmektir.

  Kullar ne kadar gayret etseler de Allah’ın celâline lâyık olanı gereği gibi îfâda kusurdan uzak kalamazla r. Buna işaret etmek üzere bir çok tâatten sonra istiğfar da meşrû kılınmıştır. Farz namazı kılan kimsenin akabinde üç kez istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seherde dilediği kadar istiğfar etmesi, hacını hacdan sonra istiğfar etmesi meşrû kılınmıştır.

                               
                                                                                        Ali İmran 17

     
                                                                                        Bakara199
 
 Yine abdestin sonunda, her meclisin bitirilişinde istiğfarın meşrûiyeti de rivayet olunmuştur. Rasûlullah (s.a.v.) herhangi bir meclisten kalkarken de

                 
derdi.
  İstiğfar tevbeyi de kaplayabi lir. Yalnızca bağışlanma talebi (istiğfar), duada bağışlanma talebiyle beraber tevbedir. Tevbenin de kelime olarak zikri geçtiği istiğfar

                                       
  İse sadece bağışlanma talebiyle duadır. Geçmiş günaha nedâmet yoksa o sade duadır, nedâmetle birlikte olursa tevbedir.

                           
  Çocuğun, öldükten sonra babası için yaptığı istiğfar birr (iyilik)tir. Kenzulumm al, Câmiu’s-Sağîr

         
  Rabbin Teâlâ kulunun rabbim günahlarımı bağışla demesinde n, kulum benden başkasının günahlarını bağışlayamayacağını bildi diye sevinir. Tirmizî, Ebu Davud, Ramuz 1/122

     
  Şüphesiz Allah kulun Rabbının bağışlamasını sevdiği gibi ruhsatların kul tarafından kabul edilmesin i de sever.

       
  Allah Teâlâ hazretler i, benim, günahları bağışlamaya gücüm olduğunu sizden kim bilirse, hiç aldırmaksızın –eğer bana hiçbir şeyi ortak koşmamışsa- onu bağışlarım.

         
  Ümmetimde mâsiyetler zuhur ettiğinde Allah onlara azabı vermiştir. Dedim ki yâ Rasûlallah o gün insanlar arasında Salih insanlar yok mudur? O evet vardır dedi. Ben bunlar ne olacak dedim. O, insanlara gelen onlara da gelecek, sonra Allah’tan bir Rıdvan ve mağfirete ulaşacaklar dedi.

     
  Ebu Bekir (r.a.) Rasûlullah (s.a.v.) efendimiz e bana namazda yapabilec eğim bir dua öğretir misin? dedi de Rasûlullah: Allah’ım ben nefsime çok zulümler ettim, günahları senden başkası bağışlamaz beni katından bir mağfiretle bağışla ve rahmet bana et. Zira sen gafursun, rahimsin de buyurdu.

       
  Ebu Zer (r.a.) den, Rasûlullah (a.s.) buyurdu ki: Allah azze ve celle buyurdu ki: Kim bir hasene işlerse onun için on misli vardır veya daha da artırırım. Kim bir seyyie işlerse onun karşılığı onun kadardır veya bağışlarım. Kim yeryüzü dolusu hatâ işlese ve sonra bana hiçbir şeyi şerik koşmayarak kavuşursa onun için yeryüzü dolusu mağfiret kılarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira’ yaklaşırım, zira’ yaklaşana kulaç yaklaşırım, bana yürüyerek gelene koşarak gelirim.

       
  Bir kimse istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan bir çıkış verir. He kaygıdan azade kılar ve rızkını ummadığı yerden verir.

         
  Bir kimse yetmiş kere istiğfar ederse yediyüz günahı bağışlanır. Bir gün ve gecede yediyüz günahtan fazla işleyene hayret. O hüsrana uğramış iflas etmiştir.

           
  Size derdinizi devanızı bildireyi m mi? Haberiniz olsun sizin derdiniz günahlar, devanızsa istiğfardır.

     
  Kimseden bir şey isteme, cennet senin olsun. Öfkelenme, cennet senin olsun. Güneş batmadan önce her gün 70 kez estağfirullah de Allah 70 yıllık günahını bağışlasın. De ki benim 70 yıllık günahım yoksa, o zaman baban için olur dedi. Babamın da 70 yıllık günahı yoksa, o zaman ailen için olur dedi. Onların da yoksa dedi de Rasûlullah (s.a.v.) o zaman komşuların için olur buyurdu.

       
  Kim hergün “Allahım beni, müminleri ve müminâtı bağışla diye dua ederse her mümin adedince sevaba ulaşır.

     
  Şeddad b. Evs (r.a.). hz. Peygamber (s.a.v.) istiğfarın en değerlisi şu duadır: Allah’ım sen benim rabbimsin, senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Zâtına verdiğim sözde gücüm yettiği kadar durmaya çalışıyorum. Yaptığım günahların şerrinden sana sığınıyorum. Bana verdiğin nimetini itiraf ediyorum, günahlarımı da itiraf ediyorum, beni bağışla çünkü senden başkası günahları bağışlayamaz. Kim inanarak gündüz bunu söyler de o gün akşamdan önce vefat ederse cennetlik olur. Kim inanarak gece söyler de o gece sabahtan önce vefat ederse o da cennetlik tir buyurmuştur.

  İSTİĞFAR, rabbânî sevginin eskisi kadar sağlam, daha güçlü hale gelmesini istemekti r. İnsanın dış dünyasında düştüğü hataya rağmen iç dünyasında bir değişikliğin –menfi anlamda- gerçekleşemediğinin, sirâyet etmediğinin ifadesidi r. İstiğfar, işlenilen hatanın iç dünyanızda oluşturacağı pişmanlığın psikoloji k etkilerin i, hatanın muhatabına itirafı ile aza indirgeme ktir. İstiğfar bir tevazu davranışıdır. İstiğfarı terkse kendini beğenmişliğin büyüklenmenin ifadesidi r, büyüklenenlerin tarzıdır. İstiğfar Allah Teâlâ’ya ait olan bağışlamaya kulun verdiği değerin, önemin ifadesidi r. İstiğfarı terk ise bağışlanmayı aldırmazlığın, ne yaparsan yap demenin, hataları umursamaz lığın …ifadesidir. Allah’a giden yolculuğu sürdürmektir, sürdürme azim ve niyetini hatalarımıza rağmen göstermektir. Kararlılık ifadesidi r. Rabbimizi n mağfiretini büyük gördüğümüzü göstermektir.

  Bazı amel vardır ki ondan kusur vaki olur. Yani sûreti kusurdan hâli olmaz, marîz ve pîrin namazı gibi. Velâkin niyette kusur olmaz. Bu cihetten niyet kabule şefi’ olur ve bu mânâ dahi esrar-ı acibedend ir ki Hakk’ın abdi tedarükündendir. Zira her abd kemâ yenbaği uhde-i hizmetten gelemez, feemma bâtında iman ve itikadı kavîdir. Pes iman ve itikadın hükmü suret-i amele sarî olup filmesel girikanı (yakayı) tahlis eder. Ve bir tedarük dahi budur ki ba’des salât meselâ üç defa istiğfar eder ki onun manası salâtta olan taksiratın setrini taleptir. Bu manadandır ki istiğfar avam ve havasa vird-i dâimîdir. Zira muktezayı beşeriyet zelle ve taksirdir…istiğfar etmek âmmdır ki ehl-i husus ve umuma şamil ve aleddevam vel istimrardır. Sair amel ise feraizden maada böyle değildir, belki nice nafile evardır ki bi-hasebil özr sâkıt olur İ.H.Bursalı, Kitabünnetice c2,s,290

  Bu isimlerin Cenab-ı Hak hakkında ifade ettiği anlamlar:

1 – Allah güzel olanın gözükmesin ister,
2 – güzel olmayanı, gözükmesini engelleme k için örter, gizler,
3 – Kullarından da güzel olanı görünür kılmak için çirkin olanları gizlemele rini ister,
4 – İnsanların çirkinliklerini derileriy le, duygu ve düşüncelerinin çirkinliğini kalpleriy le, kendisini n görüp başkalarının görmediği çirkinliklerini bağışlamasıyla örter,
5 – Şahitlere de unutturar ak gizler,
6 – Kendisine de unutturar ak gizler,
7 – Günahı hasenata tebdil ederek gizler,
8 – Kuldan bağışlanma talebinde bulunmasını, kulun nezdinde bağışlanmanın kıymeti düşmesin diye, kulun tevazusun a uygun olsun diye, kul işlediği cürmün farkına varsın diye, bağışlanma dileyerek kullukta sebat göstersin diye, bağışlanma dileyerek, kul için yapacakla rına, verecekle rine yardımcı olsun diye, kendisi de Allah’ın muamelesi ne benzer şekilde insanlara davransın diye, güzelliklerinin gözükmesi için çirkinliklerinin  gizlenmes ini isteyerek bu türden isteklere cevap vermeyi alışkanlık haline getirsin diye, istiğfarı nimet bilip şükretsin diye …….istemiştir.
9 – Bazı kullarını günah arzularından soyutlaya rak, bazılarını günahları onlardan gizleyere k bağışlar, yani işlemelerini engelleye rek bağışlar,
10 – Bağışlanma talebinde bulunan kullarını bağışlamanın dışında başka mükâfatlarla ödüllendirir. Yağmurların düzenli yağması, ırmakların akması, bağ bahçelerin bereketle nmesi, evlat ve emval bereketi, yaşama güzelliği, dünya nimetleri, sıkıntılardan çıkış yolu, kaygulard an âzadelik, beklenmed ik yerlerden rızık bulmak….

  Aleyhissâlatü vesselâmın bağışlayıcılığı;

1 – Kendisine karşı işlenmiş bütün suçları bağışlardı,
2 – İnsanların da bağışlayıcı olmalarını tavsiye ederdi,
3 – İnsanların günahlarını gizler, onların güzelliklerini açığa çıkarırdı: Mute’den kaçanlara muamelesi,
4 – Hemen her güzel davranışın peşinden Allah’tan bağışlanma diler ve ümmetinin de böyle yapmasını isterdi,
5 – Çok ibadet ettiğini görüp günahlardan bağışlandığını söyleyenlere “istiğfar eden bir kul olmayayım mı” cevabını verirdi,
6 – Günde 100 kez istiğfarda bulunurdu,
7 – Üzerinde hakkı bulunanla rın, kendisind en talepte bulunanla rın bağışlanmaları için duada bulunurdu,
8 – Ümmeti için bağışlanma talebinde bulunurdu,

       
   Rasûlullah (s.a.v.) (Hz. İbrahim’in duası olan): Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlard an çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir . Kim de emirlerim e karşı gelirse şüphesiz sen çok bağışlayıcı çok merhamet edicisin (İbrahim 36) mealindek i ayet-i ile Hz Îsâ’nın duası olan “Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen her şeyi hikmetle yaparsın” (Maide 113) mealindek i ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: Allah’ım ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfire et) ve ağladı. Allah Teâlâ hazretler i: Ey Cibril Muhammed’e git dedi –Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor diye emretti. Cebrail (a.s.) Ona gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teâlâ’ya dönüp Muhammed’in) ne söylediğini o çok iyi bildiği halde haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hazretler i: Ey Cebrail Muhammed’e git ve ona söyle ki: Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlend irmeyeceğiz. Müslim Ktb. Stt. Terc. 12/407
9 – Bağışlanma ve bağışlanmayı isteme konusunda ulaşılamaz bir seviyede idi.

  Müminlerin bu isimlerde n nasibi;

1 – Allah’ın bağışlayıcılığından asla ümit kesmemek,bağışlayıcılığına güvenerek günahlara düşmemek,
2 – Allah’ın, bağışlayıcılığından istifade etmesinin, emri altındakilere, kendisiyl e ilgili olanlara…. Herkese bağışlayıcı bir tarzı gerçekleştirmesiyle mümkün olacağına inanmak, tarz olarak kendisine yapılmış, işlenmiş kusurları bağışlayıcılığı seçmek,
3 – Bağışlayıcılığı rol icabı değil, tevazu icabı seçmek, tevazuunu gösterme vasıtası bilmek,
4 – Sadece kendi kusurlarının değil ana-babasının, inananların bağışlanması için Allah’tan talepte bulunmak,
5 – İnanan insanların bağışlanmasını talepte cimri olmamak,
6 – İstiğfarı pişmanlığın göstergesi, Allah’ın bağışlamasına verdiği değerin ifadesi, işlediği kusurunu ne kadar büyük gördüğünün ilanı, yolculuğunu (seyr-i ilallah) sürdürme kararlılığının izharı, amel defterind e o günahı görmek istemediğinin itirafı görmek,
7 – Kendisi gibi başka müminlerin de bağışlayıcı olmaları konusunda gayretli olmak,
8 – İnsanların, Allah’tan, Allah’ın mağfiretinden ümit kesmemele ri, ne kadar büyük olursa olsun istiğfar ile telafi edilebile ceğini bilip işledikleri günahların kendileri nde sabit hale dönüşmemesini temin eden bir gayrete ermek.

https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ion=1&espv=2&ie=UTF-8#q=allah g%c3%bcnahlar%c4%b1 %c3%b6rter



http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7964203&yazarid=253



Nihat HATİPOĞLU 
u@hurriyet.com.tr">nhatipogl u@hurriyet.com.tr

Günahları örtün ki Allah da örtsün!

HANGİMİZİN günahı yok ki? Hangimiz melek kadar temiz, saf ve berrağız. Hiçbirimiz. Her birimizin kendimize göre bir günahı vardır.

Kimimiz gıybet etmişizdir, kimimiz hak yemişiz, kimimiz haram kazanıp haram tüketmişiz, kimimiz komşumuzu rahatsız etmişiz, kimimiz daha başka günahlar işlemişizdir. En azından kalbimizl e bile olsa günah işlemişizdir. Kötülük düşünüp kalbimize leke sıçratmışızdır.

Bu günahlardan hangisind en tövbe ettik veya tövbe ettiğimiz hangi günahımız bağışlandı. Bilmiyoru z. Yüce Allah bizim hakkımızda nasıl bir karar verecek, bunu da hiçbirimiz bilmiyoru z. Bildiğimiz tek şey, Allah'ın rahmetind en ümit kesemeyec eğimizdir. Çünkü ümitsiz insan imanını da yitirebil ir. Yaşama sevincini, direncini kaybeder.

* * *

Son zamanlard a günah ve hata arama timleri kurduk sanki. Birbirimi zin günahlarını dedektörle aramaya başladık. Aslında olması gereken bu değildir. Belki tam zıttı. Bizler kendi hatalarımızı görmeliyiz. Başkalarından önce kendimize bakmalıyız. İyilikte kendimizd en daha üstte olanları, daha fazla iyilik yapanları görmeliyiz. Kötülük ve günahta ise kendimizd en daha az günahkár olanlara bakmalıyız. Kendimizi herkesten daha günahkár görmeliyiz. Büyük insanlar hep böyle yapmışlar. Çağımızda işlediğimiz en büyük günahlardan birisi de kötülükleri ve günahları teşhir hastalığımızdır. Her gün televizyo nlarda, dost sohbetler inde bunun binlerce örneğini görebilmekteyiz. Maalesef en nezih ve özel toplantılarda bile insanları günah ve hatalarından dolayı fişleyebiliyoruz. Bundan da zaman zaman haz alıyoruz. Düşmüş olanı vurunca, yarın bizim de düşebileceğimizi hesaplamıyoruz.

Rabbimiz gizli ve açık her türlü günahı yasaklıyor (Enam 6/151). Ama günah işleyebileceğimizi de belirtiyo r (Nisa 4/17). İnsanız. Hata edebiliri z. Ama bu hata ve günahları ilan etmemeliy iz. Günahımıza şahitler tutmamalıyız. Tek şahidimiz Rabbimiz olmalıdır. Ona yönelmeliyiz. Ondan gizli kalacak hiçbir gizli yoktur. Zira acılar paylaşılarak azalır belki ama günahlar paylaşılarak affettiri lmez. Günahların açıkça söylenmesi, günaha karşı olması gereken direnci kırar. Onun için örtülü kalmalı. Allah perdeyi kaldırmadıkça kişi perdeyi kaldırmamalıdır. Günahını böbürlenerek anlatan günahının cezasını katmerleştirir.

Yüce Allah, bütün Müslümanların günahlarını bağışladığı halde günahlarını ortalığa yayanları affetmez. Peygamber imiz günahını açığa vuranı ikaz eder ve şöyle buyurur: Adamın biri gece kötü bir iş yapar. Yüce Allah o kişinin suçunu örter. Fakat o kimse sabah olunca rastladığı kişiye ben dün gece şöyle şöyle günah işledim, der. Allah da geceleyin örttüğü bu suçu ortaya saçar. Açığa çıkarır. Artık bu gizli günah açıkça işlenmiş hale gelir.

Peygamber imiz yanında yetişmiş olan dostları bu hususlard a çok hassaslar dı. Bir günAbdullah bin Mesud'a (RA) bir adam getirilir . Şu adama bakar mısın! Sakalından şarap damlıyor. Bu adama ceza verir misin, derler. Eskiden gayrimüslim bir deve çobanı olan ama sonraları Hz. Peygamber'in eğitiminden geçip Müslüman olan bu zarif sahabi, tam bir zarafet ve insanlık dersi verir. Peygamber imizin kusur, ayıp ve günahları araştırmayı yasakladığını hatırlatır. Sonra da kendiliğinden ortaya çıkan kusur ve ayıpların yargılanacağını ekler. İslam dinini; şiddet, terör, toleranssızlık ve merhamets izlikle eş olarak takdim eden art niyetlile rin veya bu din adına konuştuğunu zanneden sözde hocaların(!) elinden ancak Peygamber (SAV) döneminin temiz hassasiye tiyle kurtarabi liriz. Katışıksız, sadece vahye dayanan, radikalli kten uzak, dini Allah için ve insanlık için yaşamakla özetleyebilecek Peygamber (SAV) dönemi.

Başkasının mahrem hayatına girilmeme lidir. Aile mahremiye ti korunmalıdır. Bu mahremiye te sadakat göstermeyecek kadar ucuzlaşmış olanlara imkán verilmeme lidir. Hz. Peygamber (SAV); başkasının konuştuklarını onlardan habersiz dinlemeyi n. Onların ayıplarını araştırmayın, gizli hallerini ortaya çıkararak onların ahlakını zedelemey in, buyuruyor lar. Hatta çıtayı yukarı doğru taşıyarak şu tehlikeyi işaret ediyor: Kim bir Müslüman'ın ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıplarını araştırır (ortaya çıkarır). Allah kimin ayıbını araştırırsa, onun herkesten gizli gözden uzakta yapmaya çalıştığı kusur ve ayıbını ortaya çıkarır ve onu herkese rezil eder.

Özel hayatın dokunulma zlığı olmalıdır. Yasal gereksini m ve insanlığa zararlı bir unsur içermedikçe kişilerin içyüzü ortaya saçılmamalıdır. Şeref ve onur korunmalıdır. Hz. Peygamber (SAV); kim bir Müslüman'ın kusurlarını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter. Kişi kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah da o kuluna yardım eder, buyurur. Peygamber imiz (SAV); namus ve iffeti örtün, kim bunu zedelerse Allah da onu zedeler, ikazını yaparak hálá bu hastalığını tedavi edemeyenl ere karşı ayrı bir caydırıcılık yöntemini kullanır. Zarar verirsen zarar görürsün. Ama erdemli tavır, zarar görürüm korkusuyl a değil, insani duygulard an dolayı insanları hoş görüp affetmekt ir.

* * *

Belki en zor günde, mahşerde Allah'ın huzurunda günahlarımız birbiri ardınca ortaya döküldüğünde yaşayacağımız şu manzara bize örnek olur: Kıyamet günü Yüce Allah, mümin kulunu hesaba çeker. Onu kendine hiç kimsenin görmeyeceği, duymayacağı şekilde yaklaştırır ve şu günahını hatırlıyor musun diye sorar. Kul hepsini itiraf eder, her şeyin bittiğini zanneder. Tam o esnada Yüce Allah, günahlarını dünyada halktan gizlemiştim, şimdi de o günahları bağışlıyorum, buyurur.

Evet. Günahları, kaçamakları itiraf etmek erdem değildir. Allah örttüyse örtelim. Ama bilelim ki bu rahmet, yani Yüce Allah'ın günahları örtmesi bize günah işleme hakkını ve haklılığını vermez.

SORALIM ÖĞRENELİM

Dua ne demektir? Duada nelere dikkat etmeliyiz?

Dua din literatüründe, insanın bütün benliğiyle Allah'a yönelerek maddi ve manevi istekleri ni O'na arz etmesi demektir. Duanın ana gayesi, insanın halini Allah'a arz etmesi ve O'na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır. Bir başka deyişle dua sınırlı, sonlu ve gücü sınırlı olan varlığın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür. Özet olarak duanın yöntemi şöyledir: Dua gönülden, gizlice ve alçak sesle yapılmalı, mübarek vakit ve yerler tercih edilmeli, kıbleye yönelerek ve Allah'ın adıyla başlanarak, günahlara pişmanlık duyularak yapılmalı, kabulü için acele edilmemel i, kabul edileceğine inanarak duaya ısrarla devam edilmeli, sebepler dünyasında yaşadığının bilincine ererek talep ettiği şey birtakım sebeplere bağlıysa önce bu sebepleri yerine getirmeli, yani fiili duasını yapmalıdır. Ayrıca kişi isteğini Allah'a arz etmeden önce Allah'a hamdü sena Peygamber'e (SAV) salat ve selam getirmeli dir.

İslamın şartı 5 denilir. Doğru mudur?Sait ŞAHİN/ADANA

Halkımız arasında İslam'ın gayesi olarak bilinen ve Hz. Peygamber'in (SAV) meşhur hadisinde de ifade edilen hususlar, dinimizin inanç ve ibadetler konusunda ki temel esaslarına dikkat çekmektedir. İslam'ın sadece bunlarla sınırlı olduğunu ve bunların yerine getirilme si halinde yeterli olacağını düşünmek yanlıştır. Zira, İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak alanında öngördüğü ve yaşanmasını istediği diğer hususlara da riayet edilmedikçe gerçek bir İslamiyet'ten söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in (SAV) hadisinde belirtile n hususları İslam'ın temel dinamikle ri şeklinde anlamak gerekir. Aksi yöndeki düşünce ve değerlendirmeler isabetli değildir


Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes