+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » iSLAM COĞRAFYASI VE ORTADOĞU _______________________________________________________________________________________________ » İSLAM COĞRAFYASI-ORTADOĞU ve FARKLI İSLAM ÜLKELERİNE AİT DÖKÜMANLAR (Moderatör: İman_Power)
 ORTADOĞU İSLAM TÜRKİYE VE DAVİD ROCKEFELLER - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: ORTADOĞU İSLAM TÜRKİYE VE DAVİD ROCKEFELLER - KONU İÇİN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 1664 defa) Seçenekler Arama
« : Ekim 05, 2015, 06:21:57 ÖÖ »
admin
Administrator
Jr. Member
*****

Mesaj Sayısı: 98


ORTADOĞU İSLAM TÜRKİYE VE DAVİD ROCKEFELLER - KONU İÇİN TIKLAYINIZ


ORTADOĞU İSLAM TÜRKİYE VE DAVİD ROCKEFELL ER

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE
 
AHMET YILMAZ DİRLİKOĞLU

http://bilgipaylastikca.com/viewtopic.php?f=213&t=3952

ABD’li Yahudi bankacı işadamı David Rockefell er, son yüzyılın en büyük itiraflarını yaptı. Rockefell er’e atfedilen bu itiraflar, aslında hepimizin bildiği tarihi gerçekler..

İşte David Rockefell er’in söyledikleri:

TÜRKİYE’YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA “MARSHALL YARDIMI” İLE EL ATTIK

Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisind en ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazla r tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikala r arka arkaya dikiliyor du. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI

Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim istekleri miz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim istekleri miz doğrultusunda ülke ekonomisi ni yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisi ne geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.

BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ

En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsa cılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyord u. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojil er uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliver di. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullene cektir.

ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI

Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim istekleri miz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilme k için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerl e, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.

TÜRKİYE’DE PARA İTİBAR GÖRDÜ, ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU

Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalis t sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikala rla soyulmala rı, banker skandalla rı birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliy ordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor, ya da özelleştirme hikayesiy le, ucuz fiyatlarl a şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.

“KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ” HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerl e işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitaliz min çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesle r ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisind en Kürt devleti fikirleri nden bahsetmes ini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisi ne çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.

TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ… SU KAYNAKLAR ININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA

Rockefell er de sözü devralara k başlıyor;

Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenleri ne gelince:

Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.

İkincisi, Müslüman ve demokrati k bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsa k önce Türkiye’den başlamalıyız.

Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır. Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsa k bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletler i de yakında darbelerl e kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzu n içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorl ar. Türk devletler inde kilit mevkilerd eki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdikler inde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerl e bunu önlüyorlar.

EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR

Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.

Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyet in beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felakette n sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotam ya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.

Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotam ya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemele ri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyet inin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyet leri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.

Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyet ini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyet i başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitle rini yapabilec ek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratla rını aynı biçimde yapmışlardır.

MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYD IK

Medeniyet in beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarke n, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.

Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidi r, okumak çok zor gelir.

Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyinc e konuyu değiştirmek istedim.

OSMANLI’YI YIKMAK ZOR OLMADI

“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum. Rothschil d kendimden emin bir tavırla konuşmayı sürdürdü.

Rothschil d: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparator lukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletini n yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletini n kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikl e Türk kadınları yerine, fethettik leri ülkelerden köle olarak getirdikl eri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyor lardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarl a topraklar kaybedilm eye başlandı. Hazine plansız harcamala rla tüketildi. Savaş sonunda hedefimiz e ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelemem ize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetler ini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.

HİTLER, BİZİM TARAFIMIZ DAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR

İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudiler in, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeler iydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudiler den nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannes i o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannes i bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudiler e kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudiler i korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamla r kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryola rı üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanma ktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlar ca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.

ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA’YA ATILAMAZD I, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI

Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyor du. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabil mesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.

İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ’NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU

Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomile rinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefell er, Vanderbli t ve Rothschil d finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu .

SOVYETLER BİRLİĞİ’NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ

Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan Internati onal Barnsdall Corporati on şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali destekler le petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisi ni geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitaliz m arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitaliz mi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.

ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK

Çin ise Amerikan Bechtel Corporati on’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisi ne büyük katkıda bulunuyor lar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.

VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVY A SAVAŞ ENDÜSTRİSİ’NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI

Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim; Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletler i ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisin i canlandırmak için devlet, eskileri kullanara k elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.

Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeler i yapıldı.

Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.

Tayland’da yine ülke yönetimi devrilere k yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.

Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletler i’nin verdiği silahlarl a Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.

Afganista n savaşı Ruslara silah sanayisin i geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerin i deneyebil mek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganista n yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.

İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirler inin petrol kuyularını ve tesisleri ni bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabil mek için ülke ekonomile rini iflas ettirecek düzeye getirdile r. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacak tı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.

Saddam dolduruşa getiriler ek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlar ca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoakti f maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerleri mizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar .

1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorl ar.

Rotthschi ld konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefell er devam etti.

ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA’DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIM IZDI

Zaire devletini n başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.

Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.

Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirler iyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.

Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.

Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim istekleri miz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletler i’ne aktardığı milyarlar ca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.

Brezilya da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletler i’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.

Dominik Cumhuriye ti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.

1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyon larını finanse ediyor.

Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.

Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinle r, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.

BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARIN I DEVREYE SOKUYORUZ

Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbara t örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.

İstanbul’daki sinagogla ra yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim istekleri mizi görmezden geldikler ini hatırlatmak için yaptırıldı.

New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler .

Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefell er böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;

DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ

“Bu arada, bütün organizas yonların çok yüksek olan maliyetle ri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetl eri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademeler de işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlarda dır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetl erimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.

NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR

Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorla rsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlik leri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomile ri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerim izi bekliyorl ar.

Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacakla r. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabil ecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.

İlk önce bütün bu anlatılanları çok büyük hayaller olarak görmüştüm; ama diğer ülkelerin durumu aklıma gelince gerçekleşme olasılıklarının olduğunu hesapladım. Gerçekten de çok az televizyo n seyretmem e rağmen savaş ve ayaklanma haberleri gözüme çarpıyor, açlıktan ve sefalette n sürünen insanları seyrettiğimi hatırlıyorum. Ama ben medya adamıydım ve bütün bunların sebepleri ni araştıracak zamanım yo
ktu
Logged
« Yanıtla #1 : Aralık 03, 2017, 05:01:21 ÖS »
admin
Administrator
Jr. Member
*****

Mesaj Sayısı: 98


İKİ PİRAMİT SİSTEMİ - KONU İÇİN TIKLAYINIZ



İKİ PİRAMİT SİSTEMİ

FORUM YILDIZLIB AHAR İSTANBUL 2016

AHMET YILMAZ SALİHOĞLU

Selamün Aleyküm Kardeşlerim
Bugün forum sitemizde farklı bir konu hakkında
Toparlaya bildiğim bazı doneleri aktaracağım İnşallah
Konumuz " Siyonizm " illetidir
" Hakikati bilen yalnızca Allah'tır "
Sultan Abdülhamid Han ve Prof.Dr Necmeddin Erbakan hocamız
Siyonizmi n varlığı hakkında çok detaylı bilgiler vermiştir
Hoca deyince toplumumu zun genel olarak algıladığı şey " Cami Hocası "
Yada İlahiyatçı türünden Zat-ı muhterem kişilerdir
Ancak bizim hocadan kastımız , bunların hiç birisi değildir
İslamiyeti bildiğini yaşadığını iddia eden müslümanlarıda kastetmiy oruz
Ancak bazı müslümanların zerre kadar anlamadığı 
Bilim adamı ve öğretmenden bahsediyo ruz
Prof.Dr Necmeddin Erbakan , böyle bir bilim adamıdır ve öğretmendir
Aynı zamanda hoca efendi diye nitelenen lerden çok daha fazla
İslamiyete ve insanlığa hizmet etmiş biridir
" Two Pyramid Systems " konusu ise
Prof.Dr Necmeddin Erbakan hocanın
Siyonizm hakkında müslümanlara anlatmaya çalıştığı bazı ayrıntılardan
Bizim eksik kapasitem izle acizane anlayabil diğimiz
Anlayabil diğimizide aktarırken koyduğumuz konu başlığıdır
" Two Pyramid Systems "
Yoksa biz Hocamızın her anlattığını
Doğru anlayabil ecek ve dogru anlatabil ecek kapasited e olduğumuzu sanmıyoruz
" Two Pyramid Systems " dediğimizde iki farklı piramitte n bahsedebi liriz
Görünüşte ikiside aynı kuzey buz denizinde seyir halinde olan iki ayrı aysberg
Aralarındaki fark nedir
Birinci aysbergin deniz yüzeyindeki buz tabakası görülüyor
Görülüyordan kastımız herkesin gördüğü değil
Görülmesine müsaade edilen kısmı , bazıları tarafından görülebiliyor
Diğerinin ise kendisini bir tarafa bırakıın
Denizin yüzeyindeki tabakası bile görünmüyor
Görünen ile görünmeyeni anlatmaya çalışan nadir insanlar var
Bu iki piramit ise
Dünyadaki bütün ülkelerin kendi tarihleri ndeki
Kendileri nin bile izah edemedikl eri olayları çözerek
Tarihleri ni yeniden yazmalarını gerektire n sebepler yekünüdür

Mavi turnusol kağıdı
Hidroklor ik asit dolu bir kaba batırılırsa
Elbette kırmızı renge dönüşecektir
Ve bu kağıdın renk değiştirmek dışında asite karşı bir hükmü olmayacak tır
Domuz kanı emdirilmiş bir kağıdı
Hidroklor ik asite daldırırsak
Yine renk bakımından bir değişiklik olmayacak tır
Ancak renk değişikliği dışında olan şey
Bu kan asitin içeriğini bozacaktır

Mavi turnusol kağıdı ile Kan bulaşmış kağıt aslında aynı materyal
Kağıtlar ve piramitle rin bir adı var " Siyonizm "
Şimdi Aysbergin görünen yüzü ile ilgili bir yazı aktaralım 
Siyonizm, Filistin'de Yahudiler için yeniden bir vatan kurulmasına destek veren uluslarar ası Yahudi siyasi hareketid ir. Söz konusu alan, Tevrat'ta bahsi geçen ve İsrail Diyarı (İbranice: Eretz Yisra'el) adı verilen topraklar dır. İsrail'in kurulmasından bu yana, Siyonist hareket de şekil değiştirerek öncelikle Modern İsrail devletini n desteklen mesi amacı ile varlığını sürdürmektedir.[1]

Siyonizm esas olarak Yahudi ulusu kavramının MÖ 1200 ile İkinci Tapınak döneminin sonları (MS 70 yılına kadar) arasında ilk olarak geliştiği İsrail Diyarı ile Yahudiler i ilişkilendiren tarihi bağlar ve dini gelenekle r kavramına dayanmakt adır.[2][3] Büyük ölçüde Avrupa Yahudiler inin kıtanın dört bir yanında yükselen antisemit izme verdiği bir tepki şeklinde başlayan çağımızdaki hareketin kurucuları çoğunlukla laik Yahudiler den oluşmaktadır.[4] Siyonizm, modern milliyetçilik görüngüsünün bir koludur.[5] Başlangıçta, asimilasy ona ve Yahudiler in Avrupa'daki durumuna karşı alternati f tepkiler sunan çok sayıdaki Yahudi siyasi hareketin den biri olan Siyonizm, hızla büyümüş, Holokost'un (Yahudi Soykırımı) ardından da Yahudi siyasi hareketle ri arasında hakim güç halini almıştır.

Siyasi hareket, Avusturya-Macar gazeteci Theodor Herzl tarafından, Der Judenstaa t (Yahudi Devleti) adlı eserinin yayımlanmasının ardından, 19. yüzyılın sonlarında resmen kurulmuştur.[6] "İsrail Diyarı"na Yahudi göçünü teşvik etmeyi amaçlayan hareket, sonunda Yahudiler için bir anavatan olarak İsrail'i kurma hedefine 1948 yılında ulaşmıştır. Savunucul arı, Siyonizmi n amacını Yahudi ulusu için kendi kaderini tayin olarak görmektedir.[7] İsrail'de yaşayan Yahudiler in dünya üzerindeki Yahudiler içindeki payı hareketin hayata geçirilmesinden bu yana sürekli olarak artmıştır. Bugün, dünyadaki Yahudiler in yaklaşık yüzde 40'ı İsrail'de yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletler i'nde de benzer sayıda Yahudi yaşamaktadır (bakınız Amerikan Yahudiler i), ancak bu rakamın İsrail'e oranla azalmaya devam etmesi beklenmek tedir

Genel Siyonizm
Bütün Siyonistl erin buluştuğu ortak payda, İsrail diyarının Yahudiler için millî yurt olarak tanımlanmasıdır [8]. Bu tanımlama ve anlayış, tarihi bağların ve dini gelenekle rin Yahudiler i İsrail’e bağlamasından doğar [9]. Siyonizm standart bir ideolojiy e dayanmaz ve birçok ideoloji arasındaki dialoglar a dönmüştür: Genel Siyonizm, Dini Siyonizm, İşçi Siyonizmi, Revizyoni st Siyonizm, Yeşil Siyonizm, v.b.

Millî bir devletler i olmaksızın, Yahudi diasporasının iki milenyum süren varlığından sonra, Siyonist hareket; 19. Yüzyılda Laik Yahudiler tarafından kuruldu. Dreyfus meselesi ve Rusya İmparatorluğu’ndaki Yahudi pogromlarında da görülen, Avrupa’daki artan anti semitizme cevap olarak Aşkenaz Yahudiler in çoğunlukla destekled iği bir tepki olarak ortaya çıktı[10]. Resmi olarak, hareket, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’lı gazeteci Theodor Herzl tarafından 1897 yılında bastığı Der Judenstaa t (Yahudi Devleti) kitaptan sonra kurulmuştur [11]. O zamanlar, hareket, Yahudiler in Osmanlı’nın bir parçası olan Filistine gitmeleri ni destekled i.

Başta diğer birçok Yahudi asimilasy onu ve antisemit izme tepki olan hareketle r içinde yer almasına rağmen, Siyonizm hızlı bir şekilde büyüdü ve Yahudi politikal arında dominant bir güç haline geldi. Hareket sonunda başarılı oldu ve 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti Yahudiler in ülkesi olarak kuruldu. İsrail’de yaşayan Yahudiler in oranı da daimi bi şekilde arttı ve hareketin oluşmasından günümüze kadar gerçekleşen göçlerle, dünyadaki Yahudiler in yaklaşık %40'ı, İsrail’de yaşamaktadır. Bu oranı dünyadaki diğer bütün ülkelerden fazladır. Bu iki sonuç Siyonizm’in diğer Yahudi politik hareketle rden daha başarılı olduğunu gösterir. Bazı akademik çalışmalarda, hem diaspora politikal arı altında işlenir hem de millî kurtuluş hareketle rine örnek olarak üzerinde çalışılır[5].

Siyonizm aynı zamanda, modern dünyayla Yahudiler in ilişkilerine yönelik de tutum aldı. Diaspora’dan dolayı, birçok Yahudi dışlanmış kaldı ve modern çağ hakkında pek fikre sahip değillerdi. Birçok Yahudi tamamen asimile olup, inançlarını geride bırakıp modern dünyaya entegre olmak istiyorla rdı. Asimilasy onu destekley en radikal grup, Yahudiler in Avrupa toplumuna tamamen entegre olmalarını istedi. Böylece, Yahudiler ve Yahudi olmayanla r arasındaki fark ortadan kalkacaktı. Bu grup homojen bir topluma kendi kimlikler inden vazgeçerek ulaşmayı amaçladı. Başka bir asimilasy on yöntemi olarak kültürel sentez, Yahudiliğe ait gelenekle ri korurken, modern dünyayı kabule edip ona göre davranmayı öne sürdü. Bu fikri öne sürenler daha korumacı oldular, böylece bir yandan gelenekle ri kaybetmey ip, öte yandan modern çağa ayak uydurabil eceklerdi .[12].

Terminolo ji
"Siyonizm" kelimesi, Siyon (İbranice: Tzi-yon ציון) kelimesin den türetilmiştir. İsim esas olarak, Kudüs yakınlarında bulunan Siyon Dağı ile bu dağ üzerindeki Siyon Kalesi'ni belirtmek için kullanılmaktaydı. Sonraları, Kral Davud döneminde, "Siyon" tüm Kudüs şehrine ve İsrail Diyarı'na atıfta bulunan bir kapsamlam a haline geldi. Tevrat'taki birçok ayette, İsrailoğullarından Siyon halkı, Siyon'un oğulları ya da kızları olarak bahsedili r.

Yahudi milliyetçiliğini tanımlamak için kullanılan bir terim olarak "Siyonizm," ilk milliyetçi Yahudi öğrenci hareketi Kadimah'ın kurucusu Avusturya lı Yahudi yayımcı Nathan Birnbaum tarafından, kendi çıkarttığı Selbstema nzipation adlı gazetede, 1890 yılında ortaya atılmıştır. (Birnbaum bir süre sonra siyasi Siyonizme sırtını dönerek ilk Haredi hareketi olan Agudat Israel'in genel sekreteri olmuştur.)[13]

Siyonizm, Yahudi anavatanını sadece ve sadece Eretz Israel'de kurmayı tasarlaya n bir Yahudi milliyetçi hareketi olması ile Toprakçılıktan (Tertoryal izm) ayırılabilir. Siyonizmi n ilk dönemlerinde, Yahudiler in Avrupa dışına yerleştirilmesine yönelik bir dizi teklif getirilmişse de, bunlar eninde sonunda ya reddedilm iş ya da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu teklifler in yarattığı tartışmalar ise Siyonist hareketin niteliği ve odağının tanımlanmasına katkıda bulunmuştur.

Örgütlenme
1939 Ziyonist Kongresi'nde ülkelere göre (Siyonizm Rusya'da yasaklanmıştı) üye ve delegeler . 70.000 Polonya Yahudisi, burada temsil edilmeyen Revizyoni st Siyonizmi destekliy ordu.[14]
Ülke   Üyeler   Delegeler
Polonya   299.165   109
ABD   263.741   114
Filistin   167.562   134
Romanya   60.013   28
Birleşik Krallık   23.513   15
Güney Afrika   22.343   14
Kanada   15.220   8
Dünya çapındaki çok uluslu Siyonist hareket bir temsili demokrasi şeklinde yapılandırılmıştır. Dört yılda bir kongreler düzenlenmekte (İkinci Dünya Savaşı'ndan önce iki yılda bir düzenlenmekteydiler) ve kongreye katılan delegeler üyeler tarafından seçilmektedir. Üyelerin, şekel adı verilen üyelik aidatını ödemesi gerekir. Kongrede, delegeler 30 kişilik icra kurulunu, bu kurul da hareketin liderini seçerdi. Kuruluşundan itibaren demokrati k bir yapıya sahip olan harekette kadınlar da oy hakkını, Birleşik Krallık'ta oy hakkını kazanmada n da önce, elde etmişlerdir. 1917 yılına kadar, Dünya Siyonist Örgütü devamlı küçük ölçekli göç ve Yahudi Ulusal Fonu (1901 – Yahudiler in yerleşimi için toprak satın alan bir yardım derneği) ve İngiliz-Filistin Bankası (1903 – Yahudi işletmelerine ve çiftçilere kredi sağlayan bir kuruluş) gibi oluşumların kurulması yoluyla bir anavatan kurma stratejis ini izlemiştir. 1942 yılında düzenlenen Biltmore Konferansı'nda, Siyonistl er programla rını değiştirerek hareketin amacı olarak bir Yahudi devleti kurulmasını talep ettiler.

1968 yılında Kudüs'te bir araya gelen 28. Siyonist Kongresi, "Kudüs Programı"nda belirtile n beş noktayı Siyonizmi n günümüzdeki amaçları olarak kabul etmiştir. Bu noktalar şöyledir:[15]

Yahudi Halkının birliği ve İsrail'in Yahudi yaşamında sahip olduğu merkezi önem;
Yahudi Halkının, tüm ülkelerden yapılacak göçler (Aliyah) yoluyla, tarihi anavatanı olan Eretz Israel'de bir araya gelmesi;
Adalet ve barış vizyonu üzerine kurulu olan İsrail Devleti'nin güçlendirilmesi;
Yahudi ve İbrani dili eğitiminin ve Yahudi ruhani ve kültürel değerlerinin teşvik edilmesi yoluyla Yahudi Halkının kimliğinin korunması;
Yahudi haklarının her yerde korunması.
İsrail'in kurulmasından bu yana, hareketin rolü önemini çok büyük ölçüde yitirmiş olsa da, hareket içindeki ideolojik farklılıklar gerek İsrail'de gerekse Yahudiler arasında yapılan siyasi tartışmaların çok önemli bir parçası olmayı sürdürmektedir.

İşçi Siyonizmi
İşçi Siyonizmi Doğu Avrupa'da doğmuştur. Sosyalist Siyonistl ere göre, yüzyıllar boyunca Yahudi düşmanı toplumlar içinde gördükleri baskı yüzünden Yahudiler süklüm püklüm, aciz, umutsuz bir hale düşmüşler, bu da Antisemit izmin daha da şiddetlenmesine davetiye çıkartmıştı. Bu grup, Yahudi ruhu ve toplumund a bir devrimin gerekli olduğunu, bu devrimin de kısmen İsrail'e göç ederek, kendileri ne ait bir ülkede çiftçilik, işçilik ve askerlik yapan Yahudiler tarafından gerçekleştirilebileceğini savunuyor lardı. Çoğu Sosyalist Siyonist, gelenekse l dine dayalı Yahudiliğin uygulanma sına Yahudi halkı arasında "Diyaspora zihniyeti"ni devam ettirdiği gerekçesiyle karşı çıkmış ve İsrail'de "kibbutzim" adı verilen kırsal toplulukl ar oluşturmuştur. Her ne kadar Sosyalist Siyonizm Yahudiliğin temel değerleri ve ruhaniliğinden esinlenmiş ve felsefi olarak bu esaslar üzerine kurulmuşsa da, Yahudiliğin ifade edilmesin de benimsediği ilerici yaklaşım Ortodoks Yahudilik ile arasında karşıtlığa dayalı bir ilişkiyi beslemiştir.

Filistin'deki İngiliz Manda Yönetimi sırasında, İşçi Siyonizmi Filistin'deki Yahudi yerleşimi Yişuv'un siyasi ve ekonomik hayatında baskın güç haline gelmiş ve İşçi Partisi'nin yenilgisi ile sonuçlanan 1977 seçimlerine kadar da İsrail'deki siyasi yapının hakim ideolojis i olmayı sürdürmüştür. Gelenek (zayıflamış olmakla birlikte) İşçi Partisi tarafından halen sürdürmekte, parti son yıllarda Batı Şeria ve Gazze'de bir Filistin Devleti'nin kurulmasının savunucul uğunu yapmaktadır.

Liberal Siyonizm
Genel Siyonizm (ya da Liberal Siyonizm), başlangıçta 1897 yılında toplanan Birinci Siyonist Kongresi'nden I. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Siyonist hareket içindeki hakim eğilim olmuştu. Genel Siyonistl er kendileri ni Herzl ve Chaim Weizmann gibi Siyonist liderleri n gıpta ile baktığı liberal Avrupa orta sınıfı ile özdeşleştirmiştir. Liberal Siyonizm günümüzde İsrail'deki herhangi bir parti ile ilişkilendirilemese de, İsrail siyasetin de serbest piyasa ilkelerin i, demokrasi yi ve insan haklarına bağlılığı savunan güçlü bir eğilim olarak varlığına devam edip sürdürmektedir.

Milliyetçi Siyonizm
Milliyetçi Siyonizm, Jabotinsk i'nin önderliğindeki Revizyoni st Siyonistl erin içinden çıkmıştır. Revizyoni stler, bir Yahudi devleti kurulmasının Siyonizmi n amaçlarından biri olduğunu beyan etmeyi reddedere k 1935 yılında Dünya Siyonist Örgütü'nden ayrıldılar. Revizyoni stler, Arap nüfusunu Yahudiler in kitlesel göçünü kabul etmeye zorlamak ve bölgedeki İngiliz çıkarlarını savunmak üzere Filistin'de bir Yahudi Ordusu kurulması fikrini savunuyor lardı. Revizyoni st Siyonizm zaman içinde evrilerek İsrail'de 1977 yılından bu yana birçok hükümetin ana ortağı olan Likud Partisi'ne dönüşmüştür. Pati, İsrail'in Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki kontrolünü sürdürmesini savunmakt a ve Arap-İsrail anlaşmazlığında sert bir çizgi izlemekte dir. 2005 yılında, Likud işgal altındaki topraklar üzerinde bir Filistin Devleti kurulması konusunda bölünmüş ve barış görüşmelerinden yana tavır koyan parti üyeleri Kadima Partisi'ni kurmuştur.

Dini Siyonizm
1920'li ve 1930'lu yıllarda, Haham Abraham Izak Kook (ilk Filistin Hahambaşısı) ve oğlu Haham Zevi Judah Kook, din karşıtlığını ima eden unsurlarını reddettik leri Siyonizmi n birçok idealinde muazzam bir dini ve gelenekse l değer gördüler. Siyonizmi n pozitif idealleri ni uygun şekilde kucaklaya cak ve Ortodoks ve laik Yahudiler arasında bir köprü vazifesi yapacak bir Ortodoks Yahudilik kolu kurmayı amaçladılar.

Her ne kadar diğer Siyonist gruplar zaman içinde milliyetçiliklerinde yumuşamaya gitmişlerse de, Altı Gün Savaşı'nın kazanımları, dini Siyonizmi İsrail siyasi yaşamında önemli bir konuma getirmiştir. Günümüzde Ulusal Dini Parti ve Gush Emunim ile ilişkilendirilen Dini Siyonistl er, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimleri konusunda ve Kudüs'ün Eski Şehir olarak adlandırılan bölümünün Yahudiler in kontrolü altına alınmasına yönelik çabalarda ön plana çıkmıştır.

Büyük ölçüde Modern Ortodoksl arı barındıran Dini Siyonizm, artan sayıda (daha gelenekse l) Ultra-Ortodoks Yahudiyi de içine almaktadır. Sefarad partisi Şas Siyonist hareket ile doğrudan ilişkili olmamakla birlikte genel olarak bir Ultra-Ortodoks gündem izlemekte dir.

Yeşil Siyonizm
Yeşil Siyonizm, Siyonizm’in İsrail’in doğasıyla ilgilenen bir dalıdır. Çevresel tek Siyonist parti Yeşil Siyonist İttifakıdır.

Neo-Siyonizm ve Post-Siyonizm
20. yüzyılın son çeyreğinde, İsrail’deki klasik milliyetçilik azalmaya başladı. Bu, diğer iki muhalif hareketin doğuşuna sebep oldu: Neo-Siyonizm ve Post-Siyonizm. Bu iki hareket dünya çapındaki iki fenomenin İsrail versiyonl arı anlamına geldi:

Globalleşmenin ortaya çıkması, market toplumu ve liberal kültür
Yerel ters tepki [16].
Neo-Siyonizm ve Post-Siyonizm, Klasik Siyonizm’le aynı özellikleri paylaşırlar fakat, hissettir ilen duruş ve çap ayrımları ortaya koyar. Neo-Siyonizm, Siyonist milliyetçiliğin dini ve çıkarcı yönlerini ortaya koyar, öte yandan Post-Siyonizm, daha normalleşme ve evrensell iğe yönelik bir yaklaşımda bulunur [17]. Post-Siyonizm’e göre İsrail “Yahudiler için devlet” olmaktan çıkmalı ve bütün vatandaşları için bir devlet olmalı[18] ya da Arap ve Yahudiler in eşit güce sahip olduğu, çift-milliyetçi bir yapıya bürünmelidir.

Siyonizm ve Haredi Yahudilik
Haredi Ortodoksl arın birçoğu Siyonist hareketin parçası değildir. Siyonizmi laik görüp, milliyetçiliği doktrin olarak kabul etmemekte ler. Yahudiliği ilk ve en önde gelen din olarak görmektedirler. Buna rağmen, Shas gibi bazı Haredi hareketle r, açıkça Siyonist hareketle bağını ortaya koymaktadır.

Haredi hahamlar İsrail’i Yahudiliğin temelleri ne uyan, Yahudiler e özgü bir devlet olarak görmemektedir. Bunun sebebi ülkeyi laik bulmalarıdır. Bununla birlikte, kendileri ni, Yahudiler in dini bilince ulaşmalarında onlara yardımcı olması gereken kesim olarak görmektedirler. İki Haredi politik parti İsraildeki seçimlere girmekted ir. Bazen, bu partiler, milliyetçi ya da Siyonist fikirleri n pararleli nde bulunur, bunun temel sebebi bu partileri n İsrailin Yahudiliğini güçlendirmek istemeler idir.

Shas Partisi Siyonist hareketle ilişkisi olduğunu kabul etmese de 2010 yılında, Dünya Siyonist Örgütüne katıldı. Partiye oy verenler kendileri ni genelde Siyonist olarak görürler ve partileri n Knesset’teki üyeleri Siyonist denilebil ecek politikal arı savunmakt adır. Hasidik olmayan Litvanyal i Haredi Aşkenazlar, Aşkenaz Agudat İsrail partisi tarafından temsil edilmekte ve bu parti Siyonist hareketle aralarında bir ilişki kurmaktan hep kaçınmıştır. Partinin en büyük amacı İsrail ve İsrail kanunlarının Halaha’ya uymasıdır.

Siyonist inançların özellikleri
Siyonizm, bir Yahudi devleti kurma amacıyla oluşmuştur. İlerki dönemde Siyonist liderler İsrail topraklarında Yahudi devletini kurmayı amaçlamalarına rağmen, Theodor Herzl, Amerika Birleşik Devletler i’ne Kuzey Afrikada’ki koloniler den birinde Yahudi yerleşim birimi kurmak için yaklaştı [19]. İsrail topraklarına Aliyah (göç) Yahudi ibadetler inde daima tekrarlan an konudur. Diaspora’da yaşamayı reddetmek, Siyonizmi n merkezind e yer alır[20]. Fikre göre diaspora, bir Yahudinin ve Yahudi millî bilincini n tamamıyla gelişmesini engelleme ktedir.

Siyonistl er genelde İbranice konuşur. Bu dil Sami dillerind en olup, antik Yehuda’nın özgür koşullarında geliştirildi. Birçok Siyonist, Avrupa dillerind en etkilenmiş Yiddiş dilini konuşmayı reddeder. İsrail’e göçtükten sonra diasporad a kullandıkları dillerden ve isimlerde n vazgeçerler. İbranice sadece ideolojik olarak tercih edilmedi, dil ayrıca bütün İsraillilerin ve yeni devletin ortak dili oldu. Bu Siyonistl er arasında kültürel ve politik bağları güçlendirdi.

Siyonist düşüncenin ana hatları İsrail Özgürlük Bildirges inde gösterilir:

    « 'İsrail toprakları Yahudiler in doğum yeridir. Bu topraklar da Yahudiler in manevi, dini ve politik kimlikler i şekillenmiştir. Bu topraklar da ilk devletler ini kurdular ve kültürel değerlerini yarattırlar ve bu topraklar Dünyaya kitapların en mukkadesi ni verdi. '
Topraklarından güçle kovuldukt an sonra Yahudiler topraklarına geri dönme ümitlerini hiç kaybetmed iler ve daima eve dönüp politik özgürlüklerine kavuşmak için dua ettiler.

Bu tarihi ve gelenekse l bağlarla, Yahudiler, kendileri ni antik evlerine tekrar entegre etmek için çaba gösterdiler ve yakın tarihlerd e kitleler halinde geri döndüler[21]. »
    
Siyonizm, anti-semitizmle savaşmaya adamıştır kendisini . Bazı Siyonistl er anti-semitizmin hiçbir zaman yok olmayacağına inanır[22] öte yandan bazıları Siyonizmi n ant-semitizmi bitirecek araç olduğuna inanır.

Tarihçe
Her ne kadar İsrail Diyarı'nda (Eretz Yisra'el) her zaman bir Yahudi cemaati bulunmuşsa da, MS 1. yüzyıldan itibaren, Yahudiler in çoğunluğu sürgünde yaşamıştır. Yahudilik inanışına göre, Eretz Yisra'el ya da diğer adıyla Siyon, Tevrat'ta Tanrı tarafından Yahudiler e vadedilmiş bir ülkedir. İkinci yüzyıldaki Bar Kokhba ayaklanma sının ardından, Romalılar Yahudiler i Filistin'den sürmüş, Yahudi diyaspora sı da bu şekilde ortaya çıkmıştır.

On dokuzuncu yüzyılda, Yahudilik içinde Filistin'e dönüşe destek veren akımın popülerliği de artmıştır. Siyonizm öncesi Aliyah ile, Yahudiler, Siyonizmi n fiilen başladığı yıl olarak kabul edilen 1897 yılından önce de Filistin'e göç ediyorlar dı.[23] Aktif Siyonizm'in başlangıcı kabul edilen 1897 yılından önce dahi Yahudiler in Filistin topraklarına göç ettiği görülmüştür.[24].

Filistin'e ciddi Yahudi göçü 1882 yılında başlamıştır. Göçmenlerin çoğu, sık sık gerçekleştirilen pogromlar dan ve devlet yönetimindeki baskılardan kaçtıkları Rusya'dan geliyordu . Bu gruplar, Batı Avrupa'daki Yahudi hayırseverlerden gelen mali destek ile bir dizi tarımsal yerleşim alanı oluşturdular. Rus Devrimi ve Nazi rejiminin başlaması ile de yeni Aliyahlar gerçekleştirilmiştir.

1890'lı yıllarda, Theodor Herzl Siyonizme yeni bir ideoloji ve fiili aciliyet katarak, Dünya Siyonist Örgütü'nün (WZO) oluşturulduğu 1897 yılında İsviçre'nin Basel şehrinde düzenlenen ilk kongrenin toplanmasını sağladı.[25] Herzl'in amacı, Yahudi devleti hedefinin elde edilmesi için gerekli hazırlık niteliğindeki adımları başlatmaktı. Herzl'in Filistin'i hakimiyet i altında tutan Osmanlı yöneticileri ile bir siyasi anlaşma yapma teşebbüslerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine başka hükümetlerin desteği arandı. Filistin'de küçük ölçekli yerleşimlere destek veren WZO, Yahudilik duygusu ve bilincini güçlendirmeye ve dünya çapında bir federasyo n kurmaya odaklandı.

Dinlere göre Filistin nüfusu[26]
Yıl   Müslümanlar   Yahudiler   Hıristiyanlar   Diğerleri
1922   486.177   83.790   71.464   7.617
1931   493.147   174.606   88.907   10.101
1941   906.551   474.102   125.413   12.881
1946   1.076.783   608.225   145.063   15.488
Uzun bir devlet yönetiminde soykırım ve etnik temizleme ("pogromlar") siciline sahip olan Rus İmparatorluğu, yaygın şekilde Yahudi halkının tarihi düşmanı olarak kabul edilmekte ydi. Lider kadrosunu n büyük bölümü Almanca konuşanlardan oluştuğu için, Siyonist hareketin merkezi de Berlin'de bulunuyor du. I. Dünya Savaşı'nın başlangıcında, Yahudiler in (ve Siyonistl erin) büyük bölümü Rusya'ya karşı verdiği savaşta Almanya'nın safında yer aldı.

Rusya'dan gelen Yahudi göçmen Chaim Weizmann'ın yürüttüğü lobicilik çalışmaları ve Amerikan Yahudiler inin Amerika Birleşik Devletler i'ni Almanya'ya destek vermeye teşvik edeceği endişesi Britanya hükümetini 1917 yılında Balfour Deklarasy onu'nu kaleme almaya sevk etti. Deklarasy on, Filistin'de bir Yahudi anavatanı kurulmasını onaylıyordu. Ayrıca, Britanya saflarında Filistin'de savaşmak üzere de Siyonistl erden oluşan Jabotinsk i komutasında bir askeri birlik kuruldu. 1922 yılında, Milletler Cemiyeti, Britanya'ya verdiği mandada söz konusu deklerasy onu kabul etti:

Manda (…) önsözde de belirtild iği gibi, Yahudiler için bir ulusal vatan kurulmasını ve kendi kendini yöneten kurumların oluşturulmasını ve ırkı ve dini ne olursa olsun, Filistin'de yaşayan herkesin medeni ve dini haklarını güvence altına alacaktır.[27]

Balfour Deklarasy onu'nun çıkarılmasında oynadığı rol, Weizmann'ın hareketin lideri olarak seçilmesinin de önünü açtı. Weizmann, 1948 yılına kadar bu görevde kaldı.

Britanya Manda Yönetimi Filistin'e daha yüksek sayıda Yahudinin göç etmesine ve Yahudiler tarafından bölgedeki toprak ağalarından daha fazla arazi satın alınmasına yol açtı. Bunun sonucunda, yerel halkın topraksız kalması bölgedeki (çoğu zaman bizzat araziyi satan toprak ağalarının önderliğinde gelişen) huzursuzl uğu körükledi. 1920, 1921 ve 1929 yıllarında yaşanan ayaklanma lara kimi zaman Yahudiler e yönelik katliamla r da eşlik etti. Kurbanlar çoğunlukla Siyonist olmayan Ortodoks Yahudiler di. Britanya ilkesel düzeyde Yahudiler in göçünü desteklem ekle birlikte, Arapların çıkarttığı şiddet olaylarından ötürü Yahudi göçüne kısıtlamalar getirmiştir.

Hitler'in 1933 yılında Almanya'da iktidara gelmesini n ardından, 1935 yılında kabul edilen Nürnberg Yasaları Almanya Yahudiler ini (daha sonraları da Avusturya ve Çek Yahudiler ini) ülkesiz mülteciler haline getirdi. Benzer kurallar, Nazilerin Avrupa'daki müttefikleri tarafından da uygulanmıştır. Zaman içinde Yahudi göçünde yaşanan artış ve Arap dünyasına yönelik Nazi propagand asının etkisi ile Filistin'de 1936-1939 Arap ayaklanma sı yaşandı. Britanya durumu araştırmak için Peel Komisyonu'nu kurdu. Avrupa'daki Yahudiler in durumunu dikkate almayan komisyon, iki devletli bir çözüm ve halkların zorunlu transferi yönünde bir çağrıda bulundu. Ancak, Britanya bu çözümü reddedere k yerine 1939 tarihli Beyaz Kitap'ı uygulamay a koydu. Beyaz Kitap, Yahudi göçüne 1944 yılı itibarıyla son verilmesi ni ve Yahudi göçmenlerin sayısının 75.000 ile sınırlandırılmasını planlıyordu. İngilizler, Manda yönetiminin sonuna kadar bu politikayı sürdürdüler.

Filistin'deki Yahudi cemaatini n büyümesi ve Avrupa'daki Yahudi varlığının muazzam bir yıkıma uğraması, Dünya Siyonist Örgütü'nün de devredışı kalmasına neden oldu. Amerikalı Siyonistl erin para yardımı ve Washingto n'daki nüfuzları ile destek verdiği, David Ben-Gurion'un liderliğindeki Filistin için Yahudi Ajansı, kendi politikal arını giderek artan şekilde dikte ettirmeye başladı.

İkinci Dünya Savaşı ve Holokost'un (Yahudi Soykırımı) ardından, başta Holokost'tan kurtulmuş olanlar olmak üzere, ülkesiz Yahudiler den oluşan muazzam bir dalga Britanya'nın belirlediği kurallara meydan okuyarak küçük teknelerl e Filistin'e göç etmeye başladı. İngilizler, (aralarında çok sayıda öksüz kalmış çocuğun da bulunduğu) bu Yahudiler i ya Kıbrıs'ta hapsetmiş ya da Britanya kontrolü altındaki Almanya'daki Müttefik İşgal Bölgeleri'ne göndermiştir. Bu ise, Siyonizmi n tüm Yahudiler den destek bulması ve Amerikan Kongresi'nin Britanya'ya ekonomik yardım verilmesi ni reddetmes i ile sonuçlandı. Siyonist grupların Filistin'de İngilizlere yönelik saldırılarına ek olarak, imparator luğu iflasın eşiğine gelmiş olan Britanya konuyu yeni kurulan Birleşmiş Milletler'e havale etmek zorunda kaldı.


 
Birleşmiş Milletler Paylaşım Planı (1947)
1947 yılında, Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) Filistin'in batısının bir Yahudi devleti, bir Arap devleti ve Kudüs'ü çevreleyen BM kontrolü altındaki bir bölge (Coprus separatum) olmak üzere üçe bölünmesini yönünde tavsiyede bulundu.[28] Bu taksim planı, 29 Kasım 1947 tarihinde, 181 Sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı ile, 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oy ile kabul edildi. Oylamanın sonucu, Yahudiler in çoğunlukta olduğu şehirlerin sokaklarında kutlandı.[29]

Filistinl i Araplar ve Arap devletler i BM kararını reddedere k tek bir devlet oluşturulmasını ve Yahudi göçmenlerin Filistin'den çıkartılmasını talep ettiler. 14 Mayıs 1948 tarihinde, Britanya mandasının sona ermesinin hemen ardından, Ben-Gurion'un liderliğindeki Yahudi Ajansı İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan etti ve aynı gün yedi Arap ülkesinin orduları İsrail'i istila etti. Savaş yüzünden yaklaşık 711.000 Filistinl i Arap[30] yaşadıkları toprakları terk etmek, 850.000 Yahudi de Arap dünyasından büyük çoğunlukla İsrail'e göç etmek zorunda kaldı.

İsrail Devleti'nin kuruluşundan bu yana, Dünya Siyonist Örgütü genellikl e Yahudiler in İsrail'e göç etmeye teşvik edilmesi ve yardımcı olunmasına adanmış bir örgüt olarak işlev görmüştür. Örgüt, diğer ülkelerde İsrail'e siyasi destek sağlamış olsa da, İsrail'in iç politikasında küçük bir rol oynamıştır.

Hareketin 1948 yılından bu yana kaydettiği önemli başarılar arasında, göç eden Yahudiler e lojistik destek sağlanması ve en önemlisi, Sovyetler Birliği'ni terk etme ve dinlerini özgür bir şekilde uygulama hakkı konusunda ki mücadelelerinde Sovyet Yahudiler ine yardım edilmesi de vardır.

Balfour İlanı ve Filistin Mandası
1903 yılında, Siyonist kongresi, İngilizler tarafından Uganda’da bir vatan oluşturulması teklifini reddetti. 1917 yılında İngiliz hükümeti Balfour Deklarasy onu ile Filistin’de bir Yahudi ülkesi kurma kararını verdi:

    « Majestele rinin hükümeti Filistind e Yahudiler için bir millî bir vatan kurma fikrini desteklem ekte ve bu fikrin gerçekleşmesi için gereken desteği verecekti r. Bu amaç gerçekleşirken, şu an o topraklar da bulunan Yahudi olmayan kişilerin sivil ve dini hakları korunacak tır[31]. »
    
1922 yılında, Milletler Cemiyeti, deklarasy onunu kabul etti ve İngilizlere Filistin himayesin i verdi:

    « Himaye, Yahudi millî vatanın oluşturulmasını garanti altına alacak, kurulan devlette kendini yönetebilme organları kurulacak ve orada yaşayan Yahudi ve Yahudi olmayan herkesin hakları koruma altına alınacaktır[32]. »
    
Rusya'ya göç etmiş olan Yahudi Chaim Weizmann Balfour Deklarasy onun’daki katkılarindan dolayı hareketin başı olarak 1948 yılına kadar kaldı ve Devlet kurulduğunda İsrail’in ilk Başkanı oldu.

Yahudiler in Filistine göç etmesi ve feodal toprak sahipleri nden alınan geniş topraklar, topraksızlığa ve giderek artan hoşnutsuzluğa sebep oldu. 1920, 1921 ve 1929 yıllarında ayaklanma lar gerçekleşti ve zaman zaman Yahudiler in katledilm esiyle sonuçlandı[33]. Kurbanlar genelde Siyonist olmayan, dört kutsal dört şehirdeki Haredi Yahudiler oldu.

Hitler'in yükselişi
1933 yılında Hitler Almanya’da yönetimi ele geçirdi ve 1935 Nürnberg Kanunları ile Alman Yahudiler i (ve daha sonra Avusturya ve Çek Yahudiler i) vatansız göçmen oldular. Benzer kanunlar Avrupa’daki diğer Nazi müttefikleri tarafından uygulandı. Bu durumu takip eden Yahudi göçü ve Arap dünyayı hedef alan Nazi propagand ası, 1936-1939 Filistin Arap ayaklanma sına neden oldu. İngiltere, Filistin Kraliyet Komisyonu nu durumu incelemek için kurdu. Komisyon, Avrupa’daki Yahudiler in durumunu değerlendirmedi ama iki-devlet çözümü savunarak zorunlu nüfus değişimi önerdi. İngiltere bu çözümü geri çevirdi ve bunun yerine 1939 White Paper (Malcolm Mac Donald) çözümünü öne sürdü. Bu çözüm 1944 yılına varıldığında Yahudi göçünü tamamlama yı planladı ve bu döneme kadar 75.000 Yahudinin göçünü sağlamayı amaçladı. Bu Avrupa’daki şiddetli ayrıma uğrayan ve gidecek yerleri olmayan Yahudiler için faciaydı. Bu politikayı İngilizler himayenin sonuna kadar yürütebildi.

Filistin’deki Yahudiler in sayısının artması ve Avrupa’daki Yahudiler in kötü durumu Dünya Siyonist Organizas yonunun güçlenmesini sağladı. David Ben-Gurion liderliğindeki Filistin Yahudi Kurumu Yahudiler in göçünü artırmak için Amerika’dan destek sağladı. Destek veren kurumlar arasında Amerika Filistin Komitesi’de vardı.

İkinci Dünya Savaşı ve Holokost’tan sonra, çoğunluğunun Holokost’tan kurtulanl ar olduğu ülkesiz çok sayıda Yahudi küçük botlarla İsrail’e göç etti. Holokost, Siyonist projesiyl e dünyadaki Yahudiler arasında büyük bağlar kurdu[34]. İngilizler Yahudiler i ya Kıbrıs’ta tutukladı ya da Almanya’da müttefiklere ait alanlara gönderdi. Bu durum Yahudiler in Siyonizmi daha çok desteklem elerini sağladı. Siyonist gruplar Filistin’deki İngilizlere saldırdı ve İngilizler ise, karşılaştıkları iflasla, durumu Birleşmiş Milletler e götürdü.

1947 yılında Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komisyonu, Batı Filistin’in Yahudi ve Arap devletler ve Birleşmiş Milletler tarafından kontrol edilen Küdus olarak bölünmesini önerdi[35]. 181 nolu çözüm önergesi 1947 yılı Kasımında 33 kabul, 13 ret ve 10 nötr oyla kabul edildi. Karar Yahudi şehirlerde kutlamala rla karşılandı[36]. Buna rağmen Filistinl i Araplar ve Arap Devletler BM kararını reddetti ve Yahudi göçmenlerin geri gönderilmesini istedi. Bu durum 1948 Arap-İsrail Savaşıyla sonuçlandı.

Mayıs 1948’de, İngiliz Himayesi sona erdi ve David Ben-Gurion İsrail devletini n kurulduğunu ilan etti ve aynı gün yedi Arap ülkesi İsrail’i işgal etti. Çatışmalar 711.000 Filistinl i Arabın yaşadıkları yerden göçmesine neden oldu[37]. Bu Filistinl iler tarafından Al Akba (Felaket) olarak adlandırıldı ve Arap ülkelerindeki 850.000 Yahudi İsrail’e göçtü. Birçok kanunla, İsrail, göçen Filistinl ilerin geri dönmesini engelledi . İsrail Devletini n kurulmasından itibaren, Dünya Siyonist Örgütü, Yahudiler i İsraile göçmek için destekley en bir kurum olarak çalışmalarına devam etti. İsrail iç politikasına karışmazken, İsraile politik destek verdi. En büyük başarıları arasında göçen Yahudiler için Lojistik destek vermek, Yahudiler in SSCB’den ayrılmalarını sağlayacak yasal zemini hazırlamak ve SSCB’de kalan Yahudiler in dinlerini özgürce yaşamalarını desktekle mekti.

Herzl'in II. Abdülhamid'e teklifi
Theodor Herzl, dönemin sultanı II. Abdülhamid'e Kont Nevlinski (bir Leh soylusu, II. Abdülhamit'in şahsi dostu) aracılığla Filistin'e özerklik ve Musevi ikametliği ister. Buna karşılık şu taahhütlerde bulunur:

Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.
İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.
Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.
Ancak, II. Abdülhamit teklifi kabul etmez ve şu yanıtı verir:

"...Bu meselede (Theodor Herzl) ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprağı dahi satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsûldar kılmıştır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz..."[kaynak belirtilm eli]
Tarih araştırmalarında Prof. Dr. Vahdettin Ergin tarafından ortaya çıkarılan yeni belgeler ışığında Abdülhamid ve yakın çevresi ile Siyonizm'in en önemli ismi olan Herzl arasında 1896'dan başlayarak altı sene boyunca yoğun temaslar yaşandığı kanıtlanmıştır. Theodore Herzl, Osmanlı Arşivleri'ndeki belgelere göre, Sultan Abdülhamid ile görüşmüş ama bu görüşme sırasında Herzl'in Filistin'de bir Yahudi Osmanlı Arşivleri'nden 19 Nisan 1900 tarihli bir belge Yahudi göçüne izin verilmiyo r (İ.HUS.81/1317Z.48)

Prof. Dr. Vahdettin Engin vatanı kurulması, dolayısıyla da Abdülhamid'in bu talebi tek bir cümleyle reddetmes i gibisinde n bir olay yaşanmamış; Abdülhamid, aksine, "Filistin'e değil, Mezopotam ya'ya yerleşin" demiştir.[kaynak belirtilm eli] Herzl, Sultan Abdülhamid'e daha sonra, 16 Şubat 1902'de gönderdiği bir mektupta bu görüşmenin ayrıntılarını hatırlatıyordu. Herzl, "Majestele ri, memleketi nde yaşayan Yahudiler'e gösterdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudiler'e de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine, değişik bölgelerde bulunmala rına izin vermekted irler" diye yazmaktay dı.[kaynak belirtilm eli]

Prof. Dr. Vahdettin Engin'in ortaya çıkardığı belgelerd e, bu görüşmenin ve diğer temasların ayrıntıları açıkça görülüyor: Herzl, Yahudiler için "toprak" istemiyor, toprak satın almak gibi bir talepte de bulunmuyo r, aksine Filistin'de "özerk" bir Yahudi devletine izin verilmesi ni istiyor. Abdülhamid ise, Yahudiler'in Filistin yerine Mezopotam ya'ya yerleşmelerini ama tek bir yerde değil, değişik bölgelerde yaşamalarına sıcak bakabilec eğini söylüyor.[kaynak belirtilm eli]

Siyonizme yönelik muhalefet ve eleştiriler
1920'li yıllarda, Siyonist hareketin giderek daha laik bir kimliğe bürünmesi, bazı Ortodoks Yahudi gruplarının da muhalefet ini çekmiştir. Harekete, İslami kuruluşlar ve milliyetçi Arap örgütlerinin yanı sıra, kimi asimile olmuş Yahudiler ve Siyonizmi n Britanya'nın Hindistan'daki kalabalık Müslüman tebaası ile ilişkilerine zarar vereceği endişesini taşıyan İngiliz emperyali stlerinin de muhalefet i ile karşılaştı. Zaman zaman Marksist örgütler de çeşitli nedenlerd en ötürü Siyonizme karşı çıkmışlardır.

İsrail'de, 1930'lu ve 1940'lı yıllarda başını şair Yonatan Ratoş'un çektiği Kenancı hareket, "İsraillilik"in etnik kimlikler üstü bir milliyet olması gerektiği fikrini savunmuştur.

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, İsrail'deki klasik milliyetçilikte bir düşüş yaşandı. Bu ise, neo-Siyonizm ve post-Siyonizm gibi iki karşıt hareketin yükselmesine yol açtı. Her iki hareket de, aslında dünya çapında rastlanan bir görüngünün İsrail'e uyarlanmış haliydi: (1) küreselleşmenin, bir pazar toplumunu n ve liberal kültürün yükselişi ve (2) yerel bir tepki.[38] Neo-Siyonizm ve post-Siyonizm, bir yandan "klasik" Siyonizm ile belirli özellikleri paylaşırken, diğer yandan da halihazırda Siyonizmd e mevcut olan birbirine muhalif ve taban tabana zıt kutupları vurgulama ları ile birbirind en ayrılmaktadır. "Neo-Siyonizm, Siyonist milliyetçiliğin kurtarıcılık ve adanmışlık boyutlarına vurgu yaparken, post-Siyonizm ise normalleşme ve evrenselc ilik boyutlarının altını çizer."[17]

Marcus Garvey ve Siyah Siyonizm
Siyonistl erin, Filistin'de Yahudiler için bir Ulusal Anavatan oluşturulmasına Britanya'nın desteğini kazanmaya yönelik çabalarının başarı ile sonuçlanmasından etkilenen Jamaikalı milliyetçi Marcus Garvey, Afrika asıllı Amerikalıların Afrika'ya dönmesine adanmış bir hareket başlattı. 1920 yılında, Harlem'de yaptığı bir konuşmada, Garvey şunları söylüyordu: "diğer ırklar —Yahudiler Siyonist hareket, İrlandalılar ise İrlanda hareketi yoluyla— davalarını başarıya ulaştırmak için uğraştılar ve ben de bedeli ne olursa olsun, Zencileri n menfaatle rinin gözetilmesini sağlamak için uygun şartları yaratmaya karar verdim."[39]Garvey, Amerikalı Siyahların Afrika'ya göç etmesi için uygun şartları yaratmak amacıyla, Black Star Line adlı bir gemicilik şirketi kurduysa da, çeşitli sebeplerd en ötürü bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Ortaya attığı fikirler, Jamaika'da Rastafary anizme, Siyah Yahudiler e ve[40] İsrail'e yerleşmeden önce Liberya'ya taşınan Kudüs'ün Afrikalı İbrani İsrailoğulları'na esin kaynağı oldu.

Yahudi olmayanla rdan Siyonizme verilen destek
Yahudiler in İsrail Diyarı'na dönüşüne verilen siyasi destek, Yahudi Siyonizmi nin bir siyasi hareket olarak resmen örgütlenmesinden de eskiye dayanır. On dokuzuncu yüzyılda, Yahudiler in Kutsal Topraklar a Döndürülmesi'nin savunucul arına Restorasy oncular adı verilmekt eydi. Yahudiler in Kutsal Topraklar a geri dönmesi, Kraliçe Victoria, Kral VII. Edward, ABD Başkanı John Adams, Güney Afrika Başbakanı General Smuts, Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Masaryk, İtalyan filozof ve tarihçi Benedetto Croce, Kızılhaç'ın kurucusu ve Cenevre Konvansiy onları'nın yazarı Henry Dunant ve Norveçli bilimadamı ve hayırsever Fridtjof Nansen gibi önde gelen isimler tarafından da yaygın olarak desteklen miştir.

Bakan M. Cambon'un şahsında, Fransız hükümeti de resmen, "İsrailoğullarının yüzyıllar önce sürgün edilerek çıkarıldıkları topraklar da Yahudi milliyeti nin yeniden doğuşunu" sağlamayı taahhüt etmiştir.

Çin'de, aralarında Sun Yat-Sen'in de bulunduğu Milliyetçi hükümetin önde gelen isimleri Yahudiler in bir Ulusal Anavatan kurma arzularına sempati ile baktıklarını ifade etmişlerdir.[41]

Siyonizmi destekley en Hıristiyanlar
Siyonizm öncesinde, Yahudiler in Kutsal Topraklar a dönüşü fikrinin Hıristiyanlar tarafından desteklen işi uzun bir tarihe sahiptir. Siyonizme destek veren ilk ünlü isimler arasında, Britanya Başbakanları David Lloyd George ve Arthur Balfour, ABD Başkanı Woodrow Wilson ve Siyonizme destek vermeye yönelik faaliyetl eri yüzünden Britanya Ordusu tarafından Filistin'de görev yapması süresiz olarak yasaklana n Orde Wingate de bulunmakt adır. Carleton Üniversitesi'nden Charles Merkley'e göre, Hıristiyan Siyonizmi 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından kayda değer ölçüde güç kazanmıştır ve başta Amerika Birleşik Devletler i'ndekiler olmak üzere, birçok dönemselci Hıristiyan, bugün Siyonizme güçlü destek vermekted ir.

Ahir Zaman Azizleri İsa Mesih Kilisesi'nin kurucusu Joseph Smith, yaşamının son yıllarında, "Yahudiler için İsrail diyarına dönme zamanı[nın] şimdi" olduğunu ilan etmiştir. 1842 yılında, Smith, Ahir Zaman Azizleri İsa Mesih Kilisesi'nin Havariler inden Orson Hyde'ı, toprakları Yahudiler in dönüşüne adamak için Kudüs'e göndermiştir.

İsrail'e açık destek veren Hıristiyan Araplar arasında, her ikisi de Mısır doğumlu olan, İsrail'i Savunan Araplar adlı Web sitesinin kurucusu Amerikalı yazar Nonie Darwish ve Viva Israele adlı kitabın yazarı, eski Müslüman Magdi Allam da bulunmakt adır. Lübnan doğumlu Amerikalı Hıristiyan gazeteci ve Gerçek için Amerikan Kongresi'nin kurucusu Brigitte Gabriel, Amerikalıları "Amerika, İsrail ve Batı medeniyet ini savunmak için korkusuzc a seslerini duyurmaya" çağırmaktadır.[42]

Siyonizme destek veren Müslümanlar
1873 yılında, İran Şahı Nasıreddin Şah, gerçekleştirdiği Avrupa seyahati sırasında aralarında Sir Moses Montefior e'nin de bulunduğu Britanyalı Yahudi liderleri ile bir araya geldi. Görüşme sırasında, İran şahı Yahudiler in toprak satın alarak burada Yahudi halkı için bir devlet kurmalarını tavsiye etmişti.[43]

Bugünkü Ürdün kraliyet ailesinin atalarından ve Osmanlı Türklerine karşı Arap direnişinin lideri (Osmanlı karşıtı Yahudi direnişi ile birlikte) Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali, I. Dünya Savaşı sırasında, "Bu ülkenin kaynakları bakir topraklar dır ve bu Yahudi göçmenler tarafından [Avrupa'dan getirecek leri teknoloji ile] işlenecektir" demiş, Yahudiler e abna'ihelasliy in (toprakların "öz evlatları") olarak adlandırmıştır.[44] Hiçbir zaman hayata geçirilmeyen 1919 tarihli, Faysal-Weizmann Anlaşması'nda, oğlu Emir Faysal, "Onların [Siyonist] ulusal arzularını gerçekleştirilmesinin en emin yolu, Arap devletler inin ve Filistin'in gelişmesinde mümkün olan en yakın işbirliği yoluyladır" diyen bir bildiriye imza atmıştır. Faysal'ın 1919 yılında şunları söylediği Araplar tarafından aktarılır: "Araplar, özellikle de aramızdaki eğitimli kişiler, Siyonist harekete en derin sempati ile bakarlar… Yahudiler e evlerine kalpten bir hoş geldin diyeceğiz… Hep birlikte ıslah edilmiş ve gözden geçirilmiş bir Yakın Doğu için çalışıyoruz ve iki hareket birbirini tamamlıyor. Yahudi hareketi emperyali st olmayan, milliyetçi bir hareketti r… Nitekim, bu iki harekette n hiçbirinin diğeri olmadan gerçek bir başarıya ulaşabileceğine inanmıyorum." (örneğin. Birleşik Krallık'ın Filistin Kraliyet Komisyonu Raporu'nda, Faysal'ın yaşamında sıtmanın yaygın olduğu (örn. s. 233, s. 259) ve Yahudi göçmenlerin bataklıkları kurutarak sıtmayı yayan sivrisine kleri öldürdüklerinin altı çizilir.)[45] Günümüzde halen yayınlanmakta olan El-Ahram gazetesin in editörünün bu konuda yazdıkları Faysal'ın sözlerinden pek farklı değildi: "Siyonistl er ülke için gereklidi r: Beraberle rinde getirecek leri para, bilgi ve zeka ve belirleyi ci özelliklerinden olan çalışkanlıkları ile hiç şüphesiz ülkenin yeniden canlanmasına katkıda bulunacak lardır."[46]

İtalyan Müslüman Meclisi lideri ve İslam-İsrail Derneği eş kurucusu Şeyh Abdul Hadi Palazzi ve Kanadalı İmam Halil Muhammed, Kur'an'ın Siyonizmi destekled iğini belirtir.[47] Siyonizmi destekley en diğer Müslümanlar arasında, Pakistanlı gazeteci Tashbih Sayyed ve Bangladeşli gazeteci Salah Choudhury de bulunmakt adır. 2003 yılından bu yana hapiste olan Choudhury ölüm cezası ile karşı karşıyadır.[48]

Dönem dönem, Kürtler ve Berberile r gibi kimi Arap olmayan Müslümanlar da Siyonizm'e destek verdikler ini belirtmişlerdir.[49][50]  [51]

 Siyonizme destek veren Hindu'lar

İsrail'in 1948 yılında kurulmasından sonra, Hindistan Millî Kongresi hükümeti Siyonizm’e karşı çıktı. Bazı yazarlar, bu karşı çıkışın daha çok Müslüman oy vereni kazanmak için olduğunu iddia etti (o dönemde Müslümanlar 30 milyon üzerindeydi) [52]. Buna rağmen, Sangh Parivar’ın liderliğini yaptığı tutucu hindu milliyetçiler açıkça Siyonizmi savundu. Ayrıca Vinayak Damodar Savarkar ve Sita Ram Goel gibi milliyetçi entelektüel isimler de Siyonizmi savundu[53]. Yahudiler i atalarının vatanına geri getirme hareketi birçok Hindu Milliyetçi için ilgi çekici geldi çünkü İngiliz yönetiminden kurtulma ve Hindistanın bölünmesi, uzun yıllardca ezilen Hindular için benzer tecrübelerdi.

Uluslarar ası anketlere göre, Hindistan dünyadaki İsrail-Devletini en çok savunan ülkelerdendir[54][55][56][57]. Yakın dönemlerde tutucu Hindistan partileri ve kurumları Siyonizmi desteklem ektedir[53][58]. Birçok Hindistan solu üyesi Hinduları bu nedenle, Yahudi lobisiyle işbirliği yapmakla suçlamıştır[59].

Marcus Garvey ve Siyahi Siyonizm
Siyonistl erin bir Yahudi Millî Vatanı oluşturmak için İngilizlerin desteğini almaları, Jamaikalı milliyetçi Marcus Garvey’e ilham verdi ve Amerika’da yaşayan Afrika kökenlileri Afrika’ya geri getirecek hareketi kurmasını sağladı. 1920 yılında Harlem’de verdiği bir konuşmada, GarNecmed din Erbakan hoca vey, “diğer ırklar kendi gelecekle rine kendileri karar verdi-Yahudiler Siyonist hareketle, İrlandalılar, İrlanda hareketle riyle… ve bende Negroların kendi gelecekle rine karar vermeleri ni istiyorum [60]. Garvey bir gemi nakliye şirketi kurdu (Black Star). Bu gemilerle siyahi Amerikalıların Afrika’ya göçmelerine yardımcı olacaktı fakat birçok nedenle çabaları sonuç vermedi ve hareket başarısız kaldı.

Garvey, Jamaika'da Rastafari Hareketin e ilham verdi
Siyahi Yahudiler in ve Afrika’daki İbranilerin İsrail’den önce göç ettikleri yer Liberya

Yukarıdaki aktarılan yazı
Siyonizmi n kendisini tanıttığı ve görülmesini istediği kadarıyla tarif edilebile n
Aysbergin deniz yüzeyinde kalan kısmıdır
Bir ülke yada devlet olarak bu simgelene cekse eğer
Bu devlete israil devleti diyebilir iz
Prof.Dr Necmeddin Erbakan hocanın anlattığı Siyonizm ise
Bu Aysbergde n çok daha farklı bir yapıdır
Ve Aynı zamanda siyonizmi n ifşa ettiği bir piramit ile
İfşa etmediği bir ikinci piramitin var olduğu ortaya çıkmaktadır
Bu bakımdan bu sisteme biz " Two Pyramid Systems " demekteyi z
Prof.Dr.N ecmeddin Erbakan hoca
Bazen akademik bir dil ile 
Bazende müslümanların daha rahat anlayabil mesi için
Halk diliyle anlattığı ve aslında böyle anlatmasına rağmen
Bazı müslümanların hiç anlayamadığı
Siyonizm
Anlatılanların dışında kalan yanlarıdır
Siyonizm kendini tarif ederken soykırımdan bahsediyo r
Konunun gerçeği şudurki :
Soyu Yahudi olan Hitler
Siyonist Yahudiler le anlaşarak
Dolayısıyla Muharref Tevratın emirlerin e itaat ederek
İsrail Devletini n kurulması için
Almanya'daki Yahudiler in Filistine göçünü sağladı
Muharref Tevrat'ın emrine uymayan
Ve kenan diyarına göç etmeyi reddeden
İsrailin kurulmasını geciktirm eye çalışan Yahudiler i ise
Yine ordusunda bulunan Yahudi Subayların denetimin de
Ve Siyonist Yahudiler in emirlerin e uyarak
cezalandırdı
Dünyayı  yöneten ve şu an en fazla etkisini Amerika ile İsrailde gösteren
Yahudiler in " New Zionist Block " grubu
İsrailin gerekirse yıkılmasını , çünkü İsrail mevcut olmasada   
Dünyayı kendileri nin yönettiğini
İsrailin ise Aysbergin üstünü ifşa ettiğini ve gereksiz olduğunu düşünüyor
Bu bakımdan bu grup
İsraildeki Radikal Yahudiler le aynı düşünceye sahip değil
Radikal yahudiler ise
İsrailin tamamıyla Filistin topraklarına hakim olmasını istiyor
Bunların dışında Yahudiler in birde Natorei Charta grubu var
Ancak Natorei Charta grubu bir dini cemaat ve bu iki gruptanda değil
Natorei Charta grubu aynı zamanda Anti-Siyonist bir grup
Ancak sayıları oldukça az
Ve bu coğrafyada etkileri yok denecek güçsüz ve zayıf bir grup 
İsraildeki Radikal grup ve İsrail Soft Yahudi grubu fikir çatışması içinde
Soft Yahudiler İsrailin yayılmacılığını istemiyor
Ve Yahudiler dışındakilerlede barış içinde yaşanabileceğini düşünüyor
İsraildeki Radikal grup
Orta-Doğunun hakimiyet inin Yahudiler e ait olmasını istiyor
Orta-Doğuda ayrıca Türkiyenin güçlü bir devlet olduğunu
Ve bu hakimiyet in önündeki engelin Türkiye olduğunu düşünüyor
Ve ileride Türkiye ile İsrail arasında ( Armagedon ) bir savaş olabileceği 
Yadudiler in olduğu kadar herkesin düşündüğü bir gerçek
Siyonizmi anlamak aslında bir bilim dalıdır
Biz siyonizmi tarif ederken 
Turnusol örneğini verdik
Mavi turnusol kağıdı
Hidrokror ik asit dolu bir kaba batırılırsa
Elbette kırmızı renge dönüşecektir
Ve bu kağıdın renk değiştirmek dışında
asite karşı bir hükmü olmayacak tır
Domuz kanı emdirilmiş bir kağıdı bu asite daldırırsak
Yine renk bakımından bir değişiklik olmayacak tır
Ancak renk değişikliği dışında olan şey
Bu kan asitin içeriğini bozacaktır
Siyonizm önce mavi turnusol kağıdı şeklindeydi
Asitin içinde renk değiştiriyordu
Kırmızıya dönüşüyordu
Bukalemun gibi renk değiştiren bu kağıdın
Önceki rengini tesbit edebilen bir Abdülhamid Han vardı
Müslümanlar onu zerre kadar anlayamadığı için
Osmanlı yıkıldı gitti ve İslamiyet yıkıldı
Abdülhamitten sonraki dönemde ise
Siyonizm domuz kanıdır artık
Dolayısıyla bu kanın rengi ile asitin rengi aynı olsada
Artık asitin eski özelliğinden eser kalmamıştır
Siyonizmi n olduğu asitte kan bulaşıktır artık
Buradaki asitten kasıt İslamiyettir
Osmanlıdan sonraki dönemde ise bunu görebilen
ProfDr. Necmeddin Erbakan hoca çok anlatmıştır
Siyonizm öyle bir mikroptur ki
Girdiği her yeri mahveder ve kendine benzetir
Siyonizmi n ne olduğunu bilmeyenl er
Elbet bir gün onun tuzağına düşebilir
Düştüğü tuzaktan kurtulması zordur
Çünkü tuzağa düştüğünün farkında bile değildir
Zarar verdiği ya kendisidi r yada vatanı
Profesör olsa bile , bir bilim dalında uzman bile olsa
İlahiyatçı olabilir , tarihçi olabilir hiç fark etmez
Kürt olabilir ,Türk olabilir hiç fark etmez
Müslüman olabilir veya hristyan olabilir, hiç fark etmez
Siyonizm nerede görülürse
Orada islamiyet in özelliği değişmiş demektir
Hakiki manada islamiyet yerine 
Siyonizmi n çerçevesini çizdiği , farklı bir islamiyet vardır artık
Siyonizmi n ne olduğunu bilmediği için , tuzağa düşen müslüman
Beş vakit alnı secdede olsa bile
Tarikat ehli olsa bile hiç fark etmez
Siyonizmi bilmiyors a eğer
Gerçek İslamiyeti bilmeside yaşamasıda mümkün değildir artık
Siyonizmi bilmeyenl er onun tuzağına düşerse
İslamiyete ve insanlığa zerre kadar  faydası olamaz
Lawrence gibi çölde namaz kılanlardan
Tekin Alp gibi Türk olanlarda
İslamiyeti ve Türklüğü öğrenirim diye yola çıkanlar
Siyonizmi n oyuncağı olmuştur artık
Ebu Cehil gibi olduktan sonra
Seyyid olmanın ne hükmü vardır 
Ebu Cehil ise , Peygamber imizin soyundandır ama yolundan değildir artık
Bizim burada anlatmak istediğimiz şey
Prof.Dr.N ecmeddin Erbakan hocamızı anlamak içinde
Siyonizmi n ne olduğunu anlayabil memiz gerekmekt edir
Bu akıl ile mümkündür
Bazı müslümanlar aklı bir tarafa bırakmışlardır
Aklı bir tarafa bıraktıkları içinde
Dünyadaki olan bitenleri anlayamay acak hale gelmişlerdir
Kendi cehaletle rini örtmek içinde
" Peygamber imizde cahildi " demektedi rler 
Peygamber imize cahil diyenler bunu neye dayanarak diyorlar 
Hz.Cebrai l as " İkra Bismi Rabbike " dediğinde
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
" Bilmiyoru m " diye cevap verdiği için
Cahil diye nitelendi riyorlar
Bu konu ile ilgili bir alıntı yapalım

http://www.haksozhaber.net/ummi-peygamberin-okur-yazarligi-28709yy.htm
Lisanu’l-Arab’ta Ümminin kitabî bir eğitim almamış halde yani anasından doğduğu gibi olan kimse olduğu ifade edilir. Ümmi yaz(a)mayan kişidir. Yazma sonradan kazanılan bir şeydir (İbn Manzur, XII: 34). Kur’an’ın Hz. Peygamber (s)’in ümmiliğinden söz etmesi (Araf, 7: 157) ile sözlükteki bu tanım birleştirilerek -biraz da Kur’an’ın mucize oluşu bağlamında- Rasululla h’ın okur-yazarlıktan uzak bir kişi olduğu ifade edilmekte dir. Bu yazıda onun ve toplumunu n “ümmi” oluşunun okur-yazarlıktan uzak olup olmamakla ilişkisi üzerinde duracağız.
Ümmiler semavi bir kitabı olmayan toplulukl ara mensup kimseler tanımlamak için de kullanılmaktadır. Isfahani de Ferra’dan naklen Arapları böyle nitelemek tedir. Buna benzer genelleme lere tarihten şu örnekleri verebilir iz: Romalılara göre, kendileri nin dışındaki toplulukl ar vahşi insanlar anlamında barbar idi. Araplar Arap olmayanla ra; konuşma bilmeyen, dili anlaşılmaz, derdini anlatamaz kimse anlamında acem derlerdi. Yahudiler de kendileri dışındakilere, “kendilerine Allah’tan kitap indirilme miş kimseler” anlamında “ümem” demişlerdir (Câbirî, 2011: 92, 106, 94).
İbn İshak’ın aktarımına göre, Peygamber’in büyük dedesi Kusayy b. Kilâb ve ilk kuşak dedesi Abdülmuttalip b. Hişam da okur-yazardır. Abdülmuttalip delikanlılık çağına gelen on çocuğundan birini Kâbe’nin önünde kurban edeceği sözünü vermesini n ardından ona bu nasip olunca durumu çocuklarına anlatır ve kura çekmek için onlara, “Her biriniz birer çubuk alın ve üzerine isminizi yazıp bana getirin.” der. Bu olay gerçekten yaşanmış ise Peygamber (s)’in dedesi zamanında bile insanların okur-yazarlığın olduğu söylenebilir. Hz. Muhammed’in Hatice’nin ticaretin i yürütürken okuma yazma bilmemesi olacak gibi değildir (Câbirî, 2011: 96, 97). Uluslarar ası bir ticaret sözlü taahhütlerle bir yere kadar devam eder.
Buhari’de mevcut Hz. Ayşe rivayetin de Rasululla h’a ilk vahiy geldiğinde onun vahiy meleği Cebrail’e “Ben okuyan değilim.”  (مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏) dediği aktarılmaktadır (h. 1422, I: 7). Bu rivayet, vahyin “yazılı inmediği” dikkate alındığında pek anlamlı görünmemektedir. Çünkü onun vahyi ezberden okuması istenmekt edir. Bu tür bir nakli okur-yazar olmayan birisi de kendisine/insanlara okuyabili r.
Yukarıdaki “Ben okuyan değilim.” şeklindeki nakilden farklı olarak Taberi’nin Tarihü’l-Ümem adlı eserinde Hz. Peygamber (s)’in Cebrail’e “Ne okuyayım?” (Mâ aqra?) ve yine “Neyi okuyayım?” (Mâzâ aqra?) dediği de belirtilm ektedir. Mâzâ aqra ifadesini soru anlamı dışına çekmek olanaksızdır. Buna göre Peygamber (s)’in Cebrail’e verdiği yanıt okuma bilmediğini ifade etmeye değil, neyi okuması gerektiğini bilmeye yönelik bir sorudur (Câbirî, 2011: 88-89, 90). Taberi’nin Hz. Peygamber’in Cebrail’e sorduğuna dair iki aktarımının -Buhari’ninkine kıyasla- Hz. Muhammed-Cebrail diyaloğunda geçme ihtimali daha yüksektir.
Peygamber (s) döneminde okur-yazarlığa işaret eden başka bir nakle göre, Hz. Peygamber Hz. Ömer’i görür ve ‘Nedir o (elindeki)?’ diye sorar. O da, ‘Tevrat’ın bir bölümü.’ diye cevap verir. Yine diğer bir nakle göre, Hz. Ömer Kur’an okuduğunu duyduğu kız kardeşi ve eşinin yanına geldiğinde kız kardeşi Fatıma, yazılı sayfayı alıp koynuna gizler (Câbirî, 2011: 96). Buhari’nin İbn Abbas’tan yaptığı nakle göre Peygamber (s) vefatı sırasında bir şeyler yazmak için kâğıt kalem istemişti (h. 1422, VII: 120).
Yukarıda söz ettikleri mizden anlaşıldığı kadarıyla Mekke’de sözlü kültüre göre daha zayıf olan okur-yazarlık Rasululla h döneminde ve hatta öncesinde Mekke toplumu tarafından bilinmeye n bir şey değildi. Ayrıca vahiy geldikten sonra Peygamber (s)’in okur-yazar olmadığına ilişkin kesin bir delil yoktur (Ankebut, 29: 48). Peki, bu durumda şu iki ayeti nasıl anlamalıyız: “Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları o ümmî nebi olan peygamber e tâbi olanlardır. O (peygamber), onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır. De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ki ben sizin hepinize, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, kendisind en başka hiç bir ilâh olmayan, hayat veren ve öldüren Allah’ın gönderilmiş elçisiyim. O halde Allah’a iman edin. Allah’a ve kelimeler ine iman eden ümmî nebi olan elçisine de iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulmuş olasınız.”(Araf, 7: 157-158). Rasululla h dönemi öncesi ve sırasında okur-yazarlığın varlığını gösteren nakilleri miz doğrultusunda bu iki ayetten anlaşılan, Peygamber (s)’in okur-yazar olmadığı değil Kur’an inmeden önce onun Tevrat ve İncil türü Allah’tan indirilen herhangi bir kitap okuma-yazma etkinliği içinde olmadığıdır. Benzer şekilde “Kitaplı bir toplum” denecek kadar Mekkelile rde –içlerinde kendileri ni Hz. İbrahim’e atfedenle r olsa da- vahyin izine rastlanma maktadır.
En doğrusunu Allah bilir.
Buhari, İsmail Ebu Abdillah (ö. h. 256), Sahihu’l-Buhari, 9 c., Daru Tavki’n-Necat, Beyrut, h. 1422.
Câbirî, Muhammed Âbid, Kur’an’a Giriş, (çev: Muhammed Coşkun), 2. bs., Mana Yay., İstanbul, 2011.
İbnu Manzur, Ebu’l-Fadl Cemâluddîn, Lisânu’l-Arab, 15 c., Daru Sadır, Beyrut, h. 1414.
Kaynak : Ümmi Peygamber in Okur-Yazarlığı - MURAT KAYACAN

Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Bir konuda fikir ileri sürmeden önce
Karşısındakinin bilgisini kendisiyl e paylaşmasını sağladığı bilinmekt edir
Bunun sebebi cahil olduğundan değildir
Peygamber imiz mütevazi ve alçak gönüllüdür
Bilgiçlik taslamaya n bir yapısı vardır
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Ticaretle meşgul olduğu için
Aldığı ve sattığı mal ile birlikte
Borçlu olduğu kişileri ve alacaklıları not ettiği bilinmekt edir
Arkadaşları olan Hz.Ebubek ir ve Hz.Ömer kadar kadar yazı biliyor olması doğaldır
bir eğitim görmemiş olan o insanlar da
Hz. Muhammed ile aynı ortam içinde yetişmişlerdi
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz
Mu'âviye'ye
Akra ve Uyeyne için
ta'lîmât yazmasını emretmiş
Uyeyne, bu yazılan ta'lîmatı "Götüreyim mi?" diye sorunca
Allah'ın Elçisi yazılan sahîfeyi alıp bakmış
ve: "Sana emredilen leri yazmış" demiş.
Bu rivayeti aktaran Yunus:
"Bize göre Allah'ın Elçisi
kendisine vahiy geldikten sonra yazı yazmıştır" demiştir
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz ile cehalet bir arada olabilirm i
Bazıları kendi cehaletle rinin hoş görülmesi ve savunulma sı için
Peygamber imize cahil demektedi rler
Bu nasıl bir mantıktır anlamak mümkün değildir
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz için
" Ümmi " denilmekt edir
Ümmi kelimesi Arapçada sadece okur-yazarlık için kullanılmaz
Bir kaç farklı manası vardır
" Anasından doğduğu gibi kalan "
" yeni bir bilgi edinmemiş olan "
"Ümm" kelimesin in ism-i mensubu "ümm"e mensup olan
Arap dilinde "ümm" kelimesi Anne demektir
Bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir
( Firûzâbâdî, el-Kamûsu'l-Muhît, Beyrut 1987, 1891)
Sözlük' anlamının yanında mecazı bazı anlamları da vardır
Kur'ân-ı Kerîm'de anne, asıl ( kaynak )
dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır
( Abdurrahm an İbnu'l-Cevzî
Nüzhetu'l A'yuni'n-Nevazır fî İlmi'l-Vücûh ve'n-Nezâir Beyrut,1985,141-142 )
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed sav Efendimiz e
Neden " Ümmi " sıfatı verilmiş olduğuna dair
İslam alimlerin in ittifak ettiği bir kaç husus vardır
1- Bu kelime ile Anneye nisbet kastedilm iştir
Sanki doğduğu hal üzere kalmış
Yeni bilgiler elde ederek asli fıtratının değişmediği kastedilm iştir
2- Arap milletine mensup olduğu işaret edilmiştir
Bir dönem Ümmi sıfatı bu millet için kullanılmıştır
3- Mekkeli anlamında kullanılmıştır
Çünkü Mekkenin isimlerin den birisi Ümmü'l-Kura idi
( Kurtubî, el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân; Beyrut, 1965, VII, 298-299
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dinî Kur'n Dili, İstanbul, 1979, IV, 2297 )
Allah aklını kullanlar dan eylesin İnşallah
Allaha emanet olun

İKİ PİRAMİT SİSTEMİ

FORUM YILDIZLIB AHAR İSTANBUL 2016

AHMET YILMAZ SALİHOĞLU

Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes