İSLAMGREEN34 NEW WORLD

KÜLTÜR ______________________________________________________________________________________ => İSLAMİ DEFORMASYON ve ÇOK FARKLI KÜLTÜREL VE İSLAMİ KONULARA AİT DÖKÜMANLAR => Konuyu başlatan: admin üzerinde Aralık 08, 2011, 03:47:22 ÖS



Konu Başlığı: ORGAN NAKLİ VE İSLAM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ
Gönderen: admin üzerinde Aralık 08, 2011, 03:47:22 ÖS
ORGAN NAKLİ VE İSLAM - KONU İÇİN LÜTFEN ALTTAKİ LİNKİ TIKLAYINI Z

http://www.google.com.tr/#hl=tr&sa=X&ei=Ld3gTrnoMOje4QS-tunFBg&ved=0CBUQBSgA&q=ORGAN+NAKL%C4%B0+CA%C4%B0Z+M%C4%B0D%C4%B0R&spell=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.,cf.osb&fp=6d1fa06cb36601d2&biw=784&bih=497

http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/15634/organ-bagislamak-organ-nakli-helal-midir-musluman-olmayan-bir-kimseden-organ-almak-ya-da-ona-organ-bagislamak-uygun-mudur.html

Organ bağışlamak helal midir? Gayr-i müslimden organ almak ya da ona organ bağışlamak uygun mudur? O organla işlenen günahtan kim sorumludu r?

Kullanıcı: kobra | Tarih: 25-Mart-2007, Saat: 14:41:21
Cevap
Değerli kardeşimiz;



Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunu n genel dinî telakkisi ni belki de en çok meşgul eden meseleler den birisi organ naklidir. Günümüzde organ nakli konusu, alternati fsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılmasını gerektirm esi sebebiyle konu din, hukuk ve ahlâkı da yakından ilgilendi rmektedir . Burada sadece konunun dinî öğreti ve telakkiyi ilgilendi ren kısmı üzerinde durulacak tır.

Kısa bir tarihçe vermek gerekirse, yaklaşık XVI. yüzyılda başlayan otoorgan nakli giderek geliştirilmiş, XIX. yüzyılda insandan insana doku ve organ nakline başlanmış, önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde başlayan bu tedavi yöntemi giderek geliştirilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği, kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiş, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Artık organ nakli günümüzde, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de binlerce ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumunda dır. Ancak, insandan insana organ nakli böylesine önemli bir tedavi yöntemi olmasının yanı sıra, bazı dinî ve hukukî sorunları da beraberin de getirmiş ve konu değişik çevrelerde farklı açılardan tartışılmaya başlanmıştır.

Organ naklinin İslâm’ın prensip ve amaçlarıyla ilişkisini kurarken konu iki ayrı açıdan ele alınabilir. Birincisi, organ naklinin itikadî (inanç esasları) ve uhrevî (âhiret hayatına ilişkin sonuçları) açıdan değerlendirilmesi. İkincisi de, organ naklinin İslâm hukukunun ilke ve gayeleri açısından incelenip câiz olup olmadığının araştırılması.

1. İtikadî ve Uhrevî Açıdan

Organ naklinin itikadî ve uhrevî açıdan değerlendirilmesi, bunun cismanî haşir inancıyla, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meselesiy le ve genel olarak dinî sorumlulu k esaslarıyla bağdaşıp bağdaşmayacağı gibi tartışmaların açılmasını ve bu konularda belli bir sonuca varılmasını gerekli kılmaktadır.

Cismani haşir ve o organla işlenen günah

Ehli sünnet bilginler inin ve kelâmcıların çoğunluğu, âhirette haşrin cismanî olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltili p böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya ödüle muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an âyetleri de bu görüşü doğrular mahiyette dir (bk. Tâhâ 20/55; elHac 22/5, 7; enNûr 24/20; Yâsîn 36/7879; elKıyâme 75/34). Âhirette haşrın cismanî (bedenî) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismanî haşirle doğrudan ilişkisi, daha doğrusu organ naklinin cismanî haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledile cek organın tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebili r. Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’ânı Kerîm’de (elKıyâme 75/34) âhirette insanın bütün uzuvlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı ifade edilir. Bu ve benzeri delillerd en yola çıkan İslâm bilginler i de herkesin aslî parçalarının kendisiyl e haşrolacağı görüşündedirler.

Emanetle işlenen günahın sorumluluğu

Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin cüzünü oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle alâkalı bir meseledir . Çünkü sorumlulu kta aslolan iradedir, sorumlusu da o organları kullanan şahıstır. Nitekim emanet olarak verilen bir şeyle birisine zarar verilirse, bundan asıl mal sahibi değil, onunla zarar veren kimse sorumlu olur.

Kıyamette organların şahitliği

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesin e gelince, bu husustaki âyet ve hadisler organların âhirette lisânı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlana bilir. Bu konudaki âyetler (enNûr 24/24; Fussılet 41/19, 21, 22) gerçek anlamında alınsa bile yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Zira her şey Allah’ın bilgisi dahilinde dir ve organlar her bir bedende bulundukl arı süre içinde olup bitene şahitlik edebilirl er.

Dini sorumlulu k açısından ve Müslim-gayr-i Müslim olması bakımından

Konuya genel olarak dinî sorumlulu k esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi mânevî, ruhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamakta dır.

Diğer taraftan, dikkatten uzak tutulmama sı gereken bir husus, İslâm dininin, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana insan olarak baktığı ve eşit bir yaşama hakkı tanımış olduğudur. Şu halde organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de isabetli olmaz. İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesin de görmüştür (elMâide 5/3). Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayri müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır. Sorumlulu kta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.

2. İslâm Hukuk Prensiple ri Açısından

İslâm hukuku açısından organ naklinin hükmüne, câiz olup olmadığına gelince; çağımızda güncelleşen bu mesele hakkında gerek naslarda gerek klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifadenin bulunmaya cağı açıktır. Kur’an ve Sünnet gerekli gördüğü bazı konularda ayrıntılı hükümler koymakla beraber, genelde her hukukî olaya ayrıntıyla inmeyip, bütün devir ve dönemlerde ortaya çıkabilecek problemle r için geçerli birtakım ilke ve ölçüler koymakla yetinmiştir. Bu, Kur’an ve Sünnet’in kıyamete kadar müslümanlar için kaynak ve ölçü olmasının tabii sonucudur . Klasik fıkıh kitapları da, Kur’an ve Sünnet ışığında kendi devirleri nin problemle rini çözmüş, müslümanlara günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş, onlara yardımcı olmuştur. Bu duruma göre, günümüzdeki organ naklinin hükmünü, nasların ve İslâm hukukçularının benzeri olaylar karşısında gösterdiği tavıra ve gözettiği gayeye bakarak kavramak mümkündür.

Zaruretle r haramı helal kılar

Kur’an’da (elBakara 2/173; elMâide 5/3; elEn‘âm 6/119, 145) ve hadislerd e (Müsned, V, 96, 218; Ebû Dâvûd, “Et‘ime”, 36) insan hayatını tehdit eden bir açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın kalkacağı bildirilm iştir. İslâm ölüye değer vermekle birlikte, insana ve hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından biri saymıştır.

İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebilec eğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabi leceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini, yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini, yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini belirtmişlerdir. İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvaları günümüzdeki organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır. Ancak bu gibi durumlard a belirtile n çözümleri benimseme yen fakihler de vardır.

Bu durum, fıkhın "Zaruretle r, mahzurlu (sakıncalı) olan şeyleri helal kılar" ve "Zararın ağır olanı, daha hafif olanıyla giderilir" genel kaideleri ne uyan bir davranıştır. Ayrıca, zaruret halinde "iki şerden ehven olanı tercih edilir" görüşüne de uygundur. Çünkü burada bir hayatı kurtarmak söz konusudur .

Kadavrada n organ nakli

Çağdaş İslâm bilginler i ve fetva kuruluşları, ölüden (kadavra) tedavi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilm esine, çeşitli gerekçelere istinaden cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu daha önceki kararlarının yanı sıra 03.03. 1980 tarih ve 396/13 sayılı kararı ile, belli şartların bulunması halinde ölüden diriye organ naklinin câiz olduğuna fetva vermiştir. Aynı şekilde Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Başkanlığı’na bağlı Fetva Kurulu’nun 24. 12. 1979 tarih ve 132/79 sayılı, 14.09.198 1 tarih ve 87/81 sayılı kararları ile, Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin ve Mısır’daki Ezher Fetva Kurulu’nun kararları ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.198 8 tarih ve 4/1 sayılı kararı da bu yönde olup, bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz görülmektedir. Çağdaş İslâm bilginler inin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu paralelde fetva vermiştir.

Yukarıda işaret edilen kurullar ve şahıslar, ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmes i için şu şartların bulunması gerektiğini belirtirl er:

1. Organ naklinde zaruretin bulunması,

2. Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması,

3. Ölümünden önce kendisini n veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması,

4. Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması,

5. Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,

6. Alıcının da buna razı olması.

Söz konusu kurullar ve bilginler, ölüden organ nakline fetva verirken genellikl e, zaruret halinde haramı işlemeye, necis ve haramla tedavi olmaya ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklan an fıkhî kuralları ve ictihadla rı delil olarak göstermektedirler. Ayrıca, zarurette ki kimsenin ölü insan etinden yiyebilme si, deve idrarıyla tedavi olabilmes i, ipek ve altın kullanabi lmesi, insan vücuduna ölünün kemiğinin veya dişinin takılabilmesi, cenini kurtarmak için ölü annesinin karnının yarılabilmesi, annenin hayatını kurtarabi lmek için karnındaki ölmüş ceninin parçalanarak çıkarılabilmesi gibi ruhsat hükümlerini örnek göstererek bunların gerekçelerini esas almaktadırlar.

Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler ise, insan ölüsünün saygınlığını ve dokunulma zlığını, “Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir” meâlindeki hadisi (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 60; elMuvatta’, “Cenâiz”, 45), cismanî haşir ve organların şahitliği inancını, hilkati (aslî yaratılış) bozmanın câiz olmaması ilkesini gerekçe göstermektedir. Ancak bu görüşün ve dayanakla rının, İslâm’ın yukarıda zikredile n ilke ve gayeleri karşısında daha zayıf kaldığı açıktır.

Diriden diriye nakil

Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı çağdaş İslâm bilginler i ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Kuveyt Fetva Kurulu’nun 24.12.197 9 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin 1928 Ocak 1985 tarihinde Mekke’de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı’nda alınan kararlard a ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.198 8 tarih ve 4/1 sayılı 20.03.199 0 tarih ve 6/58 sayılı kararlarında diriden diriye organ nakli, belli şartlarla câiz görülmüştür. Bunun cevazı için ileri sürülen şartlar ise şunlardır:

1. Zaruretin bulunması.

2. Vericinin izin ve rızâsının bulunması.

3. Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayaca k olması ve bu durumun tıbbî raporla belgelend irilmesi,

4. Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş bulunması,

5. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması,

6. Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması.

Bu fetvanın dinî dayanağı olarak yukarıda zikredile n deliller, özellikle “Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir” (el-Mâide 5/32) ve “İyilik ve takvâ üzere yardımlaşınız” (el-Mâide 5/2) meâlindeki âyetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakârlığı, zararı önleyip faydalıyı hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.

Diriden diriye organ naklini câiz görmeyen çağdaş İslâm bilginler inin sayısı, ölüden organ nakli konusunda kine göre biraz daha fazladır. Bu görüşün sahipleri gerekçe olarak da, insanın kendi organlarına mâlik olmadığını ve onlar üzerinde tasarruf yapma hakkının bulunmadığını, insanın saygıdeğer ve dokunulma z olduğunu, organ naklinin hilkati (aslî yaratılış) değiştirdiğini, iki taraf için de denk bir tehlike teşkil ettiğinden bunun zararın zararla giderilme si kabilinde n olduğunu ileri sürmektedirler.

Ancak, diriden alınan her organ ve dokunun aynı sonucu doğurmadığı ve aynı derecede hayati tehlike, sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği meydana getirmediği açıktır. Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını veya görünümünü bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve organ nakline zarureten başvurulan alternati fsiz bir tedavi yöntemi olduğu sürece olumlu bakmak, herhalde İslâmî prensiple rle ve dinî hükümlerin amaçlarıyla daha uyumlu bir tavır olacaktır.

Organ bağışlama durumuna gelince; bu, sahasında otorite olan ve itikadı sağlam bir doktorun gözetim ve denetimin de olmalıdır. Sonra da, "kendi nefisleri nizi öldürmeyin" (en-Nisâ, 4/29) ve "Kendi elleriniz le kendinizi tehlikeye atmayın " (el-Bakara, 195) ayet-i kerimeler i göz önünde bulunduru lmalıdır. Şunu da unutmamalıdır ki, bu iş organ bağışlayana zarar vermemeli, buna zorlanmam alı, bu iş için aldatılmamalıdır.

Bu ölçüler kan bağışı için de geçerlidir.

Kendi vücudundan organ nakli

Öte yandan, kişiye kendi vücudundan organ veya doku nakli meselesi önemli tereddütlere yol açmamış; İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı olan İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.198 8 tarih ve 4/1 sayılı kararında, sağladığı yarar, getireceği zarardan fazla olmak, biyolojik veya psikoloji k açıdan kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilme si amacına yönelik bulunmak şartıyla bu tür tıbbî operasyon ların câiz olduğu belirtilm iştir. Buna karşılık aynı kararda, kişinin hayatiyet ine son veren, yine hayatiyet ine son vermese de vücudun temel fonksiyon larından birini tamamen sona erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin câiz olmadığı vurgulanmıştır.

İslam’ın insan hayatına verdiği önem

Hayatı, ölümü ve ölüm ötesini tabii birer hadise ve kademe olarak tanıtıp anlamlı hale getiren İslâm dininin dünyada insanların fert ve toplum olarak sağlık, huzur ve güven içinde yaşamasına önem verdiği, bunu sağlayıcı tedbirler in bir kısmını emrettiği, bir kısmını da insanların çaba ve inisiyati flerine bırakıp ilke olarak teşvik ettiği bilinmekt edir.

Böyle olunca müslüman toplumların, yeni bir tedavi yöntemi olan organ nakli konusunda başlangıçta mütereddit davranması, hatta toplumsal refleksle karşı bir tavır sergileme si ve bu konuda birtakım dinî gerekçeler üretmesi mâkul karşılanabilir. Bu tarz bir direnç, gelenekse l toplumların her bir yenilik karşısında dağılıp parçalanmasını önleyici ve toplumsal yapıyı koruyucu bir sigorta işlevi de görmektedir.

Ancak, organ naklinin artık alternati fsiz bir tedavi yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra bu tereddütlerin ve çekimser tavrın terkedilm esi, hatta bu yönde ciddi adımların atılması, kamuoyu oluşturulması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması gerekir.

İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan Müslümanların bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir.
 
Organ Satışı

Cenabı Hak Kur'an-ı Kerim'de, "Andolsun, Biz Âdemoğullarına (güzel şekil, mîzac ve aklî kabiliyet ler vermek suretiyle) çok ikramda bulunduk. Onları havada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık" (el-İsrâ,17/70) buyurarak insanın şerefli bir varlık olduğunu bildirmek tedir.

Cenabı Hakk'ın insanoğluna bahşettiği şeref şundan da anlaşılmaktadır ki; hür bir insanı köleleştirip satmak caiz değildir (İbn Miftâh, Şerhul-Ezhâr, 3/30; İbn Hazm, el-Muhallâ, 9/17; el-Huliyy, Şerâiul-İslâm, 2/ 16).

İbn Kudâme, bu hükümle ilgili olarak, "Bu hükme kimsenin muhalefet ettiğini bilmiyoru z" demektedi r (İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 302).

Bu hüküm hadis-i şeriflerle de sabittir. İmam Buhârî ve diğerlerinin Ebû Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Resululla h (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

"Cenabı Hak şöyle buyurmuştur: Üç kişi var ki kıyamet gününde ben onların hasmıyım: 1- Benim adıma bir söz verip de sonra verdiği sözden cayan kimse, 2- Hür bir şahsı satıp da parasını yiyen kimse, 3- Ücretle birini tutup da, adam işi yaptığı halde ücretini vermeyen kimse" (İbn Hacer, Fethul-Bârî, IV, 417; el-Aynî, Umdetül-Karî, XII, IV).

İnsanın kendisini n satılması caiz olmadığı gibi, onun bir cüz'ünün, organının satılması da caiz değildir. Çünkü bu alış-verişte insana ve parçaya hakaret, onun şerefini düşürme vardır. Hanefi fakihleri bu görüşü savunurla r. Yukarıda geçen Ebû Hüreyre hadisiyle amel edip "Hür insanın alınıp satılması nasıl caiz değilse, ona ait bir cüz'ün satılması da caiz değildir. Çünkü ona ait cüzlerin hükmü kendisini n hükmü gibidir" derler (Kemalü'd-Din Muhammed b. Abdül-Vahid, Şerhu Fethi'l-Kadir, VI, 63). Buna dayanarak insana ait cüzlerden başka yollarla faydalanm ak da haram kabul edilmiştir. Bunlardan saç ve tırnak gibi cüzlerden istifade edilmez, bunlar gömülür (en-Nevevî, Şerhu Müslim, XIV, 103). Çünkü Resululla h (a.s.m.): "Saça saç ekleyene ve eklettire ne, dövme yapana ve yaptırana Allah lânet etsin " (Tirmizî, Libâs, 25) buyurmuştur.

Ancak, organ nakli yapılmadığı takdirde, ikinci şahıs için hayatî tehlike söz konusu ise, alıcının satın alması caizdir. Bu satıştan doğacak günah, organı satana aittir (Muhammed Vefâ, Bey'ul-A'yânil-Muharrame, s. 110-113).

Sonuç:

Zaruret halinde organ naklini caiz gören âlimlerimizin düşüncelerini şöyle sıralayabiliriz.  

1- "Bir insanın yaşamasına vesile olmanın bütün insanların hayatına vesile olmak manasına geleceği" (el- Maide Suresi, 5/32) prensibin den hareketle caizdir demişlerdir.

2- İslam'ın kolaylık dini olmasını göz önünde bulundurm uşlardır.

3- Kan nakli bugün caiz görülüyorsa organ nakli de -insanın hürmetine uygun hareket etmek şartıyla- caizdir mantığı da yürütülmüştür.

4- Organını bağışlayan kişi, organını verdikten sonra yaşayamayacaksa buna katiyen cevaz verilmemiştir. Çünkü bir canı kurtaralım derken diğer canı öldürmek caiz değildir.

5- Yaşayan birinin böbreklerinin ve gözlerinin biriyle, kan ve dişlerinin bağışlanması, o şahsın iznine tabidir. Razıysa, verir.

6- Organ nakli yapılmadan evvel, konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması gerekir.

7- Nakli yapılacak organ bir ölüden olacaksa, ölümünden önce kendisini n veya ölümünden sonra mirasçılarının onayı alınmalıdır.

8- Diğer yandan organın alınması, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş olmalıdır.

9- Organ nakli, hemen içine girilecek bir iş olarak değil, son çare olarak düşünülmelidir. Çok mecbur kalındığında, iki zarardan biri tercih edilerek, ölmektense, bir insanın organıyla yaşamak tercih edilebili r. Buna da yine, hem dini alanda hem de tıp ve psikoloji alanında işin mütehassısları tarafından karar verilmeli dir.  

Önemli bir mesele de şudur: Organ naklini son çare olarak görmemek gerekir. Zira Hz. Peygamber Efendimiz'in (a.s.m.) sahih hadisiyle ihtiyarlık ve ölüm hariç her hastalığın tedavisi bulunacak tır. Organ ve doku naklinin de dini prensiple re riayet çerçevesi içinde tedavisin in bulunabil eceği fikri daima canlı kalmalıdır. Çünkü bütün çalışmalar, yalnız nakil üzerinde yoğunlaşırsa, naklin dışındaki çıkış yolları elbetteki tıkanacak bir türlü başka tedavi şekli bulunamay acaktır. Bunun içindir ki, meselenin ehilleri, nakle verdikler i önem kadar en azından başka alanlarda da çalışmalarını yoğunlaştırmalıdırlar. Aksi takdirde şimdilik çare olarak görülen nakille ilgili bilgi gelişimi temin edilirken daha insanî çıkış yolları kapatılmış olacaktır.  

Bu vesile ile bu meselede sıkça sorulan bir hususa da açıklık getirelim:

Ölmeden önce göz ve böbrek gibi bir organını bağışlayan kimse, bu organlarının öldükten sonra bir hastaya takılmasıyla şüphesiz sevap kazanacak tır. Çünkü bu sayede başka bir insan sıhhate kavuşmuş, hayata dönmüştür.

Domuz kalb kapakçığı ve domuz kalbi insana nakledile bilir mi? Böyle bir nakil caiz mi?

Domuz eti ve domuzdan edinilen ürünler dinen haramdır. Ancak ortada zorunlu bir durum varsa, bu zorunlulu k hayatı etkileyen bir sağlık meselesi ise ve başka bir maddeden yapılan bir kapakçık yoksa bu durumda domuz kalp kapağının kullanılmasında bir sakınca bulunmama ktadır.

Domuz kalbinin insan kalbine uyumlu olmasından dolayı domuzdan kalp kapakçığı nakli yapılmaktadır.

Zaruri durumlard a haramlar mubah olur. Bu bakımdan kalp hastası olan bir hastanın tedavisi için domuz kalbinin kullanılması caizdir. Ancak zaruret yoksa caiz olmaz.

Yaşama ümidi kalmayan hastanın fişi çekilerek organları alınabilir mi?

İslam dinine göre kişinin kendi canına kıyması (intihar) yasak olduğu gibi tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın yaşamına bir başkası eliyle son verilmesi talebi olan ötenazi de yasaktır.
 
Ancak yoğun bakım cihazına bağlı olarak yaşamını sürdüren kimsenin, solunum cihazından kurtarılmasının iki şartının bulunması durumunda caiz olacağı ifade edilmiştir. Bu şartlar;

1. Kalp ve solunum tamamen durmuş ve uzman tabipleri n, bu durumdan geri dönüşün artık imkansız olduğu sonucuna varmaları.

2. Beynin bütün fonksiyon ları kesin olarak durmuş ve uzman tabipler bu durumdan geri dönüş olmadığını ve beynin çözülmeye başladığına hükmetmiş olmalı.

Belirtile n bu şartların gerçekleşmesi durumunda hastanın bağlı olduğu yoğun bakım cihazı kapatılabilir.



Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet