+ İSLAMGREEN34 NEW WORLD » KÜLTÜR ______________________________________________________________________________________ » İSLAMİ DEFORMASYON ve ÇOK FARKLI KÜLTÜREL VE İSLAMİ KONULARA AİT DÖKÜMANLAR (Moderatör: İman_Power)
 DECCAL VE ARMEGEDON - 1. BÖLÜM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Sayfa: [1]
Konu: DECCAL VE ARMEGEDON - 1. BÖLÜM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ  (Okunma Sayısı 7933 defa) Seçenekler Arama
« : Eylül 19, 2008, 02:35:21 ÖÖ »
admin
Ziyaretçi
DECCAL VE ARMEGEDON - 1. BÖLÜM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

DECCAL VE ARMEGEDON - 1. BÖLÜM

DECCAL VE ARGEMEDON - KONU İÇİN LÜTFEN ALTTAKİ LİNKLERİ TIKLAYINI Z
 
DECCAL  http://islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/Imam%20Mehdi%20as%20Zuhuru/05.html

Deccal’ın zuhuru da Hz. Mehdi’nin zuhurunun alametler inden biridir. Deccal’ı şöyle tavsif etmektedi rler: Kafir birisidir . Bir gözü kördür. Bir gözü de alnındadır ve yıldız gibi parlamakt adır. Alnında şöyle yazılıdır: "Bu Kafirdir". Bunu okuma-yazması olan veya olmayan herkes okumaktadır. Beyaz bir merkebe binmekted ir ki her adımı bir mil kadardır. Gökler onun emriyle yağmur yağdıracak ve yeryüzü bitki bitirecek tir. Yeryüzünün hazineler i onun elindedir . Ölüyü diriltece k ve herkesin duyacağı gür bir sesle şöyle diyecekti r: "Ben sizin yüce tanrınızım ki sizleri yaratmış ve rızık vermektey im. Bana doğru koşunuz."

Denildiğine göre bu şahıs Peygamber (s.a.a) zamanında hayatta olup adı da Abdullah veya Said b. Sayd idi. Peygamber ve ashabı tanrılık iddia eden bu şahsın evine gittiler. Ömer onu öldürmek istedi. Ama Peygamber engel oldu. Şimdiye kadar da güya sağ kalmış ve ahir zamanda İsfahan’ın yahudi köylerinin birinden zuhur edecektir . [1]

Önceleri Hıristiyan olup H. 9. yılda Müslüman olan Temim-ud Dari’nin "Ben Deccalı bir adada gördüm ki zincirler e vurulmuştu." dediği nakledilm iştir. [2]   

Deccal’a ingilizce Antichris t denilmekt edir ki "Mesih’in düşmanı (Anti-İsa)" manasını ifade etmektedi r. Deccal kelimesi belli bir insanın adı değildir. Arapça’da yalancı ve hilekar herkese "deccal" diyorlar. İncil’de de "deccal" kelimesi bir çok yerde göze çarpmaktadır.

Yuhanna’nın ilk mektubund a şöyle yazar: Yalancı kimdir? İsa’nın Mesih olduğunu inkar edenden başkası mıdır? Baba ve oğulu inkar eden deccaldır." [3]

Yine aynı mektupta şöyle yazmaktadır: Deccal’ın geleceğini duymuşsunuzdur. Şu anda da deccallar oldukça çoktur. [4]

Diğer bir yerinde: Mücessem olmuş (cisimleşmiş) İsa’yı inkar eden bir ruh, Allah’tan değildir, geleceğini duyduğunuz deccalın ruhudur ve şu anda dünyadadır. [5]   yazmaktadır.

Bir diğer babda ise şöyle geçmektedir: Dünyada bir çok sapıklar ortaya çıkmış cisimleşen İsa Mesihi inkar ediyorlar, işte onlar sapık ve deccal olanlardır. [6]

Bu İncil ayetlerin den de anlaşıldığı gibi deccal yalancı ve sapıtıcı manasınadır. Deccalın çıkışı ve hayatta olması o zamanlar da hırıstiyanlar arasında yaygın idi ve de onun çıkışını bekliyorl ardı.

Hz. İsa, Deccal’ın çıkışını haber vermiş ve halkı onun fitnesind en sakındırmıştır. Bu yüzden hırıstiyanlar onu bekliyorl ardı. Muhtemele n Hz. İsa’nın (a.s) haber verdiği Deccal da beş asır sonra zuhur ederek yalan yere peygamber lik iddiasında bulunan yalancı Mesih idi. Darağacına asılan da bu yalancı Mesih idi; Peygamber olan Hz. İsa Mesih değil. [7]   

İslam'da da Deccal’ın varlığı hakkında birtakım hadisler vardır. İslam Peygamber’i halkı Deccal’dan sakındırıyor ve çıkaracağı fitneleri haber veriyordu . Nitekim bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Nuh’tan sonra gönderilen tüm peygamber ler kavmini Deccal fitnesind en sakındırmışlardır." [8]

"Kendini peygamber sanan otuz deccal zuhur etmedikçe kıyamet kopmaz." [9]

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Otuz yalancı Deccal zuhur edip de Allah ve Resulüne yalan şeyler isnad etmedikçe kıyamet kopmayaca ktır." [10]

Keza Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Deccal zuhur etmeden önce yetmiş Deccal zuhur edecektir ." [11]

Mezkur hadislerd en de anlaşıldığı gibi Deccal belirli bir şahıs adı değildir.Tüm yalancı ve saptırıcı kimseler için kullanılmaktadır. Deccal kıssasının kökenini İncil’de ve hıristiyanlarda aramak gerekir. Daha sonra bu hususta bir çok hadis özellikle Ehl-i Sünnet kitaplarında ve onların tarikiyle nakledilm iştir. Velhasıl Deccal olayının aslı doğru olabilir, ama hakkındaki tavsif ve tarifleri n güvenilir bir senedi yoktur. 

Dolayısıyla Deccal olayının aslı doğru da olsa bir takım hurafe ve asılsız şeylerle karışmış ve gerçek mahiyetin i kaybetmiştir. Bu nedenle şunu söyleyebiliriz: Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin zuhuruna yakın bir zamanda yalancılık ve hokkabazlıkta önde gelen birisi zuhur edecek ve bu şahıs yalancılıkta diğer Deccaller den daha önde olacaktır. Yalanlarıyla bir çoklarını saptıracaktır. İnsanlara hayat, su ve ekmekleri nin kendisini n elinde olduğunu söyleyerek onları kendine uyduracak tır. İnsanların bazısı da her şeyin onun elinde olduğunu sanacaktır. Yalancılıkta öyle bir hadde gelecekti r ki iyi işleri kötü, kötü işleri de iyi göstermeye çalışacak. Cehennemi cennet ve cenneti de cehennem olarak gösterecektir. Ama küfür içinde bulunduğu herkese malum olacaktır.

Ama Said b. Sayd’ın vaat edilmiş Deccal olduğu ve Hz. Resululla h’ın (s.a.a) zamanından şimdiye kadar da yaşadığı hususunda muteber bir delile sahib değiliz. Hem hadisin senedi zayıf hem de Peygamber (s.a.a) Deccal hakkında şöyle buyurmakt adır: "Mekke ve Medine’ye girmeyece ktir." Halbuki Said b. Sayd Medine’de vefat etmiş ve halktan bir kısmı da onun öldüğünü görmüştür. [12]

Faraza Hz. Peygamber (s.a.a) Said’i Deccal olarak tanıtmışsa da, yalancı manasındaki deccaldır, zuhurun alametler inden biri olan vaat edilmiş Deccal değildir. Başka bir tabirle İslam Peygamber i Said’i görmüş ve onu ashabına bir deccal örneği olarak tanıtmıştır. Evet Peygamber (s.a.a) ahir zamanda zuhur edecek olan Deccal’den sözettiği için bu ikisi karıştırılmış ve insanlar bu hususta yanılgıya düşmüş olabilirl er yani Peygamber’in deccal olarak adlandırdığı Said’in ahir zamanda zuhur edecek olan Deccal olduğunu sanarak onun sağ olduğunu ve uzun süre yaşadığını söylemişlerdir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] - Bihar-ul Envar, c.52, s.193-197, Sahih-i Müslim, c.18, s.46-87, Sünen-i Ebi Davud, c.2, s.212.

[2] - Sahih-i Müslim, c.18, s.79, Sünen-i Ebi Davud, c.3, s.214.

[3] - Yuhanna Risalesi, 2.Bab, 22.ayet.

[4] - Yuhanna Risalesi, 1.Bab, 18. ayet.

[5] - Yuhanna Risalesi, 4.Bab, 3.ayet.

[6] - Yuhanna 2. Risale, 7. ayet.

[7] - El- Mizan, c.3 ve "Iran'da Tarih ve Takvim" kitabına müracaat ediniz.

[8] - Bihar-ul Envar, c.52, s.197.

[9] - Sünen-i Ebi Davud, c.2.

[10] - Sünen-i Ebi Davud, c.2.

[11] - Mecme-uz Zevaid, c.7, s.333.

[12] - Bihar-ul Envar, c.52, s.199.


http://www.harunyahya.org/KITAP/deccalin_ayini/deccal.html

Deccal kelimesi pek çok kişi için bir anlam taşımaz. Çünkü insanların büyük bir bölümü bu konuda çok sınırlı bilgiye sahiptir, hatta bu kavramı hiç duymamışlardır. Oysa Deccal, Peygamber imiz (sav)'in kıyamet gününün yaklaştığına işaret eden hadisleri nde, hakkında çok fazla detay verilen son derece önemli bir kavramdır. Bu kitabın amacı da Deccal'i hadislerd e bildirile n tüm özellikleriyle tarif etmek, Peygamber imiz (sav)in dikkat çektiği bu şeytani gücün yakından tanınmasına vesile olmaktır.

Deccal ahir zamanda (dünyanın son devirleri nde) ortaya çıkacak en büyük negatif gücün adıdır. Hadislerd e genelde bir kişilik olarak tasvir edilmekte dir, ancak bu bir kişi olabileceği gibi, şiddete ve vahşete eğilimli, şeytani özelliklere sahip ve insanlara zulmeden bir ideoloji de olabilir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de Deccaliye t bu yönü ile ele alınacak, tüm dünyaya etki eden sapkın bir fikir akımı olduğu gösterilecektir. Bu fikir akımı, adeta bir büyü gibi kitlelere etki eden, tüm saçmalığına ve yanlışlığına rağmen takipçileri olan ve hatta kendi içinde çeşitli mezhepler i bulunan bir akımdır.

Bu akımın, kendi çarpık ideolojis ini dünyaya hakim kılmak için, insanları korku ve tedirginl iğe iterek karmaşa ve anarşi meydana getirmesi, yeryüzünde huzur ve güvenlik bırakmaması, kitapta üzerinde durulacak bir diğer önemli konudur. Söz konusu akımın, hedefine ulaşmak için en yoğun şekilde kullandığı yöntemlerden biri, savunmasız insanlara yönelik olan şiddet ve terör eylemleri dir. Diğer bir deyişle terör, Deccal sistemini n en önemli aracıdır. Bu araç, Deccal sistemini n takipçileri tarafından adeta bir ayin şeklinde, yani büyük bir histeri ve feveran içinde kullanılır.

Bugün halen dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden savaşlar, çatışmalar, kanlı terör eylemleri, vahşi katliamla r, cinayetle r ve soykırımlar, ahir zamanın en önemli şeytani gücü olan Deccal'in eseridir. Bu sistemin ana hedefi, insanları imandan, güzel ahlaktan, manevi derinlikt en, sevgiden, şefkatten ve tüm insani meziyetle rden uzaklaştırıp, onları sevgisiz, saldırgan, vahşetten ve şiddetten zevk alan vahşi birer hayvan haline getirmek ve bu şekilde dünyayı kanlı bir arenaya çevirebilmektir. Ancak bu planın hiçbir zaman galip gelemeyec eği ve Deccal'in sistemini n mutlaka yok olacağı asla unutulmam alıdır. Oluşturduğu kaosun ve meydana getirdiği fitnenin boyutları her ne olursa olsun, Deccal'in fikir sistemi, hak olmayan tüm diğer fikir akımları gibi Allah'ın bir kanunu gereği yenilmeye ve yok olmaya mahkumdur . Ve bu yenilgi, Allah'ın izni ile, ihlasla Allah'a yönelen ve yeryüzünde imanın ve güzel ahlakın yayılması için çaba gösterenlerin yaptıkları fikri mücadele ile gerçekleşecektir. Bu, Allah'ın iman edenlere bir vaadidir. Bir Kuran ayetinde, hakkın ortaya konmasının, batılı yok edeceği şöyle haber verilir:

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)
 
   

http://www.milligazete.com.tr/makale/deccallar-ve-kezzablar-130543.htm

Âhir zamanda zuhur edeceği Peygamber imiz (sallallah u aleyhi ve sellem) tarafından haber verilmiş olan büyük Deccal'ın mânevî şahsiyeti tahribatına devam etmektedi r.Deccal komitaları içimizdedir.

Deccal çeşitli kollardan ve kanallard an çalışır.

Bir taraftan İslâm'a açıktan açığa saldırır, Müslümanları düşman ilan eder.

Öte yandan, sûret-i haktan görünür, İslâm'ı yüceltmek için dinde reform, yenilik, çağdaşlaşma faaliyetl eri yapar.

Resululla h Efendimiz asırlar boyunca otuz küsur Decccal çıkacağını, bunların kendileri ni (açıkça veya dolaylı şekilde) ya tanrı ya nebi ilan edeceğini bildirmiştir.

Peygamber imiz sallallah u aleyhi ve sellem Şeytan'ın boynuzunu n Necid'den çıkacağını bildirmiştir.

Hindistan'da zuhur eden Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî, nebi olduğunu çok açık bir şekilde iddia etmiştir.

Memleketi mizdeki birtakım reformcul ar, Peygamber imizi devre dışı bırakmaya çalışıyor, halkı kendileri nin peşine takılmaya çağırıyor.

İslâm dünyasının yakın tarihinde nice zalim Deccal kendini putlaştırmış, tanrılaştırmış, şeytanî bir cazibe ile halkın bir kısmını peşinden sürüklemiştir.

Resul-i Kibriya Efendimiz sahihhadîs-i şerifinde "Deccallar ve kezzablar" demektedi r.

Deccal fitnesi âhir zamanın en büyük fitnesidi r.

Nice ahmâk ve gafil vardır ki, kendini mü'min ve Müslüman sanır, lâkin Deccal ve Kezzablar a tâbi olduğu, onları putlaştırdığı için dinden çıkar.

Müslümanlar, Deccalların ve Kezzabların fitne ve fesadından korunmak ve imanlarını muhafaza etmek istiyorla rsa, Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz in vekilleri, vârisleri, halifeler i olan Rabbanî ve Râsih âlimlere tâbi olsunlar, onların sözlerinden çıkmasınlar.

Allahu Teâlâ biz mü'min kullarına ve bütün insanlığa düstur ve imam olarak gönderdiği Kur'ân-ı Azimüşşan'da "Allah'a, Resulüne ve sizden olan emir sahipleri ne itaat ediniz" buyurmakt adır.

Rabbanî ve Râsih âlimler, bizden olan emir sahipleri zümresindendir. Onlara itaat etmek, onların öğütlerini dinlemek boynumuza borçtur.

Deccallar, Kezzablar, Büyük Deccal, Deccal'ın şahsiyet-i mâneviyesi, Deccal komitaları, deccaliya t konusunda fazla yazamıyorum, ayrıntılara giremiyor um.

Deccal her zaman dine açıktan saldırmaz. Bazen Müslüman görünerek tahribatını yapar; fitne, fesat, nifak, şikak ve gizli dinsizlik tohumları eker.

Deccal fitneleri çok çekicidir, nefs-i emmârelere hoş gelir.

Öyle Deccallar görülmüştür ki, namaz kılar, oruç tutarlar.

Cahil ve gafiller bazı Deccalları müceddid sanır.

Deccal fitnesind en Cenâb-ı Hakk'a sığınırız.

Ulemâ-i su'un ve müteşeyyihin eteklerin e yapışanların ayakları kayar.

Rabbanî, râsih, âmil, muhlis, muttaki, zâhid gerçek ulemanın izinden gidenler gaflete düşmez, karanlıkta kalmaz.

Kâmil mürşidler, küfür ve deccaliye t tuzaklarından koruyan rehberler dir.

Deccal, Müslümanları şaşırtmak için, içinde imana münâfi aykırı yorumlar bulunan meâller, tercümeler ve tefsirler bile çıkartır.

Deccala hizmet eden komitalar vardır.

Herkes imanını kurtarmay a baksın.

Deccalların ve Kezzabların peşine düşenler yandılar.

Kendi düşen ağlamaz.

(Not: Deccal ve Kezzabların bazısından istidrac dahi sadır olur. Bu yazım umum Deccal ve Kezzablar konusunda bir uyarı mahiyetin dedir. Yazımın, isim verilerek ölmüş veya diri herhangi bir kimseye mal edilmemes ini önemle rica ederim. Büyük Deccal'in bazı sıfatları ve özellikleri: Çok yalancıdır... Kendisini Peygamber yerine koyar...T anrılık taslar...Çok cazibesi (çekiciliği) vardır... Bir gözü kördür. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.)

Gürûh-İlâyüflihûn

Dökülenler... Sapıtanlar...Mukaddes dâvâyı deve yapanlar. .. Hıyanet edenler.. .Dinleri para olanlar.. .Yalancılar...Taqiyye yaparak iman kardeşlerini aldatanla r...Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışıp âhireti unutanlar ...Namazı terk edip şehvetlerine uyanlar.. .Riba yiyenler. ..Rüşvet alıp verenler. ..Her türlü emanete hıyanet edenler.. .Nefs-i emmâresini put edinenler ... Allah'ın yap dedikleri ni yapmayan, yapma dedikleri ni yapanlar. ..Haram yiyenler. ..Parayı kenz edenler, istifleye nler... Lüks ve israf sergileye nler...Mü'min kardeşlerine sırt çevirip kâfirleri dost ve velî edinenler ... Nifak, şikak, tefrika çıkartanlar...Gurur ve kibir içinde yüzenler...Küçük dağları ben yarattım diyenler. ..Riyaset ihtirası ile yanıp tutuşanlar... Herkesi muhtî, kendileri ni mâsum görenler...Yeryüzünde zemini titretirc esine azamet içinde yürüyenler...Lüks ve israf kurbanları... Kanaat ve tevazudan nefret edenler.. .Bin kere ben deyip bir kere biz demeyenle r... Rühbanlarını ve baronlarını erbab haline getirip putlaştıranlar... Otuz iki dişleri ve küçük dilleri görünecek şekilde kahkaha ile gülenler...Göz yaşsızlar...Başsız başsız adamlar.. .Yaşayan ölüler... Bozuk düzenin haram rantlarına ve yağlı kemikleri ne köpek gibi saldıranlar...Dünya cifelerin e kilâb gibi tâlip olanlar.. . Mürüvvetsizler...Fütüvvetsizler...Nifakın bütün alâmetleri kendileri nde zâhir olanlar.. . Komşusu aç iken kendisi tok yatanlar. ..Merhame tsizler.. .Vicdansızlar... Nâbekârlar... Mideleri büyük, beyinleri küçük olanlar.. .Komşularına eziyet edenler.. . Dünya sarhoşları...Gafiller...Cahiller...Echeller... Yalakalık, yağcılık, dalkavukl uk, meddahlık yapanlar. ..Vicdanl arını ve kalemleri ni kiraya verenler. .. Uğursuzlar...Meymenetsizler... Hayırsızlar...Küfre kuyruk sallayanl ar... Zalim uşakları... Para ve mal hammalları... Gıybetçiler... Nemmamlar ... Nemrud ve Fir'avn taslakları...

Uykudasınız şimdi... Ölünce uyanacaksınız... Şaşkına döneceksiniz...

Bunlar kimdir amaçları nedir?

Yakın tarihimiz de Kürt kökenli vatandaşlarımızı çileden çıkarmak, küstürmek, bir kısmını dağa çıkartmak, devlete düşman etmek için akla ve hayale gelen bütün  habasetle r, hainlikle r, şeytanlıklar kasıtlı ve planlı olarak yapılmıştır. Gaye neydi? Bu ülkenin iki temel unsuru olan Türklerle Kürtlerin aralarını açmak onları çatıştırmak...

Yine Sünnîlerle Alevîleri birbirine düşman etmek ve çatıştırmak için iblisâne planlar, programla r, kışkırtmalar yapılmıştır. Kahramanm araş olayları, Sivas Madımak facası, Başbağlar katliamı ve daha nice üzücü kahredici olaylar hep bu planların neticesid ir.

Dindarlar la laiklerin, muhafazak arlarla çağdaşların çatışmaları da böyledir.

Sağcılar solcular. .. Şucular Bucular.. .

Bu planları yapanlar ülkede sosyal ve millî barış ve uzlaşma olmasını istemiyor lardı. Düşman kamplara, kesimlere ayrılmış, çekişen ve tepişen bir Türkiye istiyorla rdı.

Bu istedikle riyle Türkiye'nin bölüneceğini, parçalanacağını, perişan olacağını bilmiyorl ar mıydı? Biliyorla rdı... Zaten böyle olması için bunları istiyorla rdı.

Türkiye'yi seven, bu ülkeyi vatan bilen, bu halkı kendi halkı olarak kabul eden bir zihniyet Türk-Kürt, Sünnî-Alevî, Dindar-Lâik, Sağcı-Solcu, Şucu-Bucu çatışması çıkartmak ister mi? Kesinlikl e istemez.

Peki, böyle isteyenle r, böyle yapanlar kimlerdir?

Türkiye'yi sevenler, Türkiye'nin bütünlüğünün korunmasını isteyenle r, ülkede barış ve uzlaşma olmasından yana olanlar, Türkiye'nin kalkınma bakımından Ortadoğu'nun Japonya'sı olmasını hedefleye nler, bu topraklar daki bütün halkın kardeşçe yaşamasını hayal edenler yukarıdaki sorunun cevabını mutlaka bulmalıdır ve öğrenmelidir.

Tekrar ediyorum: Bu ülkeyi bu hale hangi zihniyet, kimler getirmiştir?

Diyarbakır Cezaevi'nde bir Kürt tutukluya (veya mahkuma) diri bir fare yedirenle r ve daha bir sürü iğrenç, korkunç, feci işkenceler yapanlar kimlerdi? Hangi akla hizmet etmişlerdi? Amaçları neydi? Etnik kökenleri neydi? İki kimlikli mi idiler? Bir ülkede, o ülkenin vatandaşına niçin diri bir fare yedirilmiştir? Bu cinnetin sebebi nedir?


http://www.sevde.de/islam_Ans/D/deccal.htm
DECCAL
Kıyamete yakın bir dönemde çıkıp İslâm dinini ve ümmetini ifsad edip kötülüklere sürükleyecek olan ve aynı zamanda kıyametin alametler inden sayılan biri.

Deccâl, "decl"in mübâlağa siğası olup "çok yalancı, aldatıcı, hilekâr" manasına gelmekted ir. O "Bu ümmetin âhir zamanında çıkacak Yahûdîlerden biri olup ilâhlık iddia edecektir ." Yalancı olduğundan kendisine bu isim verilmiştir. (İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, Beyrut 1389, I, 948).

Deccal, aldatıcı ve yalancı özelliği ile, çok eski batıl dinlerde de varlığı kabul edilmiş olup ilk olarak Zerdüşt dininde görülmüştür.

Kur'ân-ı Kerim'de Deccâl'den bahsedilm ez. Ancak sahih hadis. kitaplarında Deccâl'le ilgili pek çok rivayet vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadisleri nde: "Şüphesiz on alâmet zuhur etmedikçe kıyamet kopmayaca ktır." Doğuda, Batıda ve Arap yarımadasında birer yerin batması: Duman*; Deccâl; Dâbbetü'l-arz ; Ye'cûc ve Me'cuc*; güneşin battığı yerden doğması ve Aden toprağının sonundan (Yemen'den) bir ateş çıkarak insanları haşrolacakları yere sürmesi" buyurmuştur. (Müslim, Fiten, 39, 40, 128, 129; Ebû Dâvûd, Melâhim, 12; Tirmizî, Fiten, 21; İbn Mâce, Fiten, 25, 28).

Deccâl'in çıkması haktır. Deccâl, belli bir şahıs olup, Cenâb-ı Allah onunla, kullarını imtihan edecektir . Deccâl olsun, diğer kıyamet alâmetleri olsun bizim için gaybdır. Bunlar hakkında bilgi edinmemiz ancak nakil (Kur'ân ve hadis)le mümkün olur. Akılla verilebil ecek bilgileri n isabet etmeme ihtimali büyüktür. Öteden beri kıyâmet alâmetleriyle ilgili olarak çok te'vîller yapılagelmiştir. Herhangi bir dayanağı olmayan bu te'villerin geçerliliği de yoktur. Ayrıca bunlar, akılla ulaşılamayacak bilgiler olduğundan, yapılacak te'viller, halkı yanlış bilgilend irme vebâline sevk edecektir . Aynı yanılgı ve vebâl bunun için de söz konusudur . Bazıları Deccal'in komünizm olduğunu ileri sürerler. Ancak komünizm bir şahıs değil, bir sistemdir . Halbuki hadis-i şeriflerde Deccâl'in vasıfları sıralanırken, onun, her haliyle bir insan olduğu belirtili yor. Ancak gözlerinin birinin kör olduğu bildirili yor. Nitekim bir hadisleri nde Hz. Peygamber (s.a.s.); "Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetini tek gözlü yalancı (Deccâl)'den uyarmış olmasın. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Körün (Deccâl'in) iki gözünün arasında KFR (kâfir) yazılmış olacaktır" buyurdula r. (Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101; Tirmizî, Fiten, 56)

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hadisleri yle Deccâl'in bazı vasıflarını haber veriyor. Buna göre Deccâl, bir gözü kör olan bir insandır. Hz. Peygamber de ümmetini Deccâl'e karşı uyarmıştır. Zira Deccâl, bazı harikalar gösterecek ve tanrı olduğunu iddia edecektir . İmansızlarla, bazı zayıf imanlılar, ona kanacaktır. İmanı kuvvetli olanlar ise kanmayaca klardır.

Dünya, imtihan yeridir. İnsanlar bu dünyada imtihana tabi tutulmakt adırlar. Deccâl da bir imtihan vesilesid ir. Allah'ın kendisine verdiği güçle birtakım hârikalar gösterecektir. Deccâl'in göstereceği hârikalara "istidrâc" denir. İstidrâc, "inançsız ve şerîr kimseleri n arzularına uygun olarak gösterdikleri hârikalara" denir.

İlâhlık iddia eden Deccâl, istidrâc türünden hârikalar gösterecek ve neticede bazı zayıf inançlılar buna aldanacak, imanı kuvvetli olanlar ise kanmayaca klardır. Zira insanlar çok iyi bilirler ki, ilah doğmaz, yemez, içmez, acıkmaz, susamaz, dünyada insanlar tarafından görülmez. Halbuki Deccâl ise bir insandır, üstelik eksik yani kör bir insan ve hatta kendi gözünü iyileştirmekten aciz bir yaratıktır. İşte insanlar, akıllarıyla bunları bilebilec ekleri için Deccâl ve benzerler inin istidrâc göstermeleri mümkinattandır. Müseylemetü'l-kezzâb gibi peygamber lik iddia edenler ise "ihânet" türünden hârikalar gösterebilirler. Yani istekleri nin zıddı gerçekleşerek rezil olurlar. İstedikleri yönde harika gösterseler; yalancı peygamber le gerçeğini halk ayırt edemez. Ve bu, halkın sapmasına sebep olacağından caiz değildir. İnsandan peygamber olur ama ilah olamaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Dikkat edin Deccâl'in sağ gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir" diye ümmetini bu konuda uyararak Deccâl'in harikalarına aldanmala rını önlemiştir. Hadislerd e Deccâl'in iki gözü arasında KFR (kâfir) yazılacağı ve bunun herkes tarafından okunacağının bildirilm iş olduğunu ifade ettik. (Müslim, Fiten,102, 103,105). Deccâl, müminler için çok büyük bir fitne olduğundan, bütün peygamber ler ümmetlerini Deccâl'e karşı uyarmışlardır. (Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101).

Yine hadislerd e bildirild iğine göre Deccâl, Medine'ye giremeyec ektir. Zira, Deccâl çıktığı zaman Medine'nin yedi kapısı olacaktır ve her kapıda iki melek bekçilik yaparak Deccâl'i Medine'ye sokmayaca ktır. (Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 112).

Deccâl, Medine'nin dışındaki bazı işlenmedik tarlalara kadar gelecek, o günün en hayırlı insanı çıkıp Deccâl'e, "Şehadet ederim ki sen, bize Rasûlullah'ın sözünü ettiği Deccâl'sin" diyecekti r. Deccâl de yanındakilere, "Ne dersiniz, bu adamı öldürsem, sonra diriltsem şüphe eder misiniz?" diye soracak, oradakile r de "hayır" diyecekle r. Bunun üzerine Deccâl onu öldürecek, sonra diriltece k. Dirilttiği adam o anda: "Vallâhi senin hakkında hiçbir zaman şimdikinden daha basiretli etli olmamışımdır" şeklinde cevap verecekti r. Deccâl onu tekrar öldürmek isteyecek ama buna gücü yetmeyece ktir. Bu şahsın Hızır (a.s.) olduğu söylenir. (Buhârî, Fiten, 27; Müslim, Fiten, 112) Yine Hz. Peygamber, Deccâl'in aldatmaca sına karşı da ümmetini şöyle uyarmıştır: "Ben, Deccâl'in beraberin de olan şeyleri pekala biliyorum: Onun beraberin de sudan bir nehir ve ateşten bir nehir olacaktır. Ama ateş gördüğünüz şey sudur. Su gördüğünüz şey ise ateştir. İmdi sizden kim buna erişir de su içmek isterse, ateş gördüğünden içsin. Çünkü onu su bulacaktır." (Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 105-109). Demek ki Deccâl, Allah'ın, insanları imtihan için kıyâmetten önce göndereceği bir sihirbazdır. Cennet'i Cehennem gibi; Cehennem'i Cennet gibi göstermeye çalışarak fitne ve fesada sebep olacaktır. Kehf sûresinin ilk ve son âyetlerini (Deccâl'e karşı) okuyan mümin onun fitnesind en korunmuş olur. (Müslim, Fiten, 110)

Deccâl, yeryüzünde kırk gün kalacaktır. Sıkıntıdan dolayı kırk günün birinci günü bir yıl gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü bir hafta gibi, diğer günleri normal günler gibi gelecekti r. (Müslim, Fiten, 110). Deccal'in göstereceği harikalar; rüzgâr estirmek, yağmur yağdırmak, bitki bitirmek vb. birtakım harikalar dır.

Sonra Cenâb-ı Allah, İsâ (a.s.)'ı Şam'ın doğusundaki Akminarey e, iki meleğin kanatlarına elini koymuş olduğu halde indirecek ve İsâ (a.s.) Deccâl'i öldürecektir. (Müslim, Fiten, 110; Tirmizî, Fiten, 62).

Deccâl'le ilgili hadis kitaplarında pek çok rivayetle r vardır. Bunların sahih, zayıf ve merdûdlarını ayırt eden bir araştırmanın yapılması faydalı olacaktır.

Allah, Deccâl'in fitne ve fesadından Ümmet-i Muhammedi korusun.

Mehmet BULUT

 


http://www.guncelhaber.org/viewnews.php?id=100
http://www.turkforum.net/showthread.php?t=24336
http://www.netpano.com/newsdetail.asp?NewsID=96
http://www.derki.com/dergi/index.php/mehdi-bolum-2/Page-3.html
http://www.guncelhaber.org/viewnews.php?id=100
http://tr.wikipedia.org/wiki/Deccal
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&source=hp&q=DECCAL&gbv=2&oq=DECCAL&aq=f&aqi=g10&aql=&gs_sm=e&gs_upl=3063l4344l0l8813l6l5l0l2l2l0l375l687l3-2l2l0

DECCAL VE ARMEGEDON 1. BÖLÜM SONU LÜTFEN 2. BÖLÜMÜ OKUYUNUZ
« Son Düzenleme: Aralık 08, 2011, 12:14:55 ÖS Gönderen: administratör » Logged
« Yanıtla #1 : Aralık 08, 2011, 12:17:58 ÖS »
admin
Ziyaretçi
DECCAL VE ARMEGEDON - 2. BÖLÜM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

http://www.dervisan.com/kiyamet/deccal.html

KÜTÜB-İ SİTTE'DE DECCAL'LE İLGİLİ HADİSLER

4973 - Şa'bî'nin, Fatıma bintu Kays RA'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Temîmüd-Dârî hristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccal'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temîm, bir gemiye binip denize açılmıştı. Yanında Lahm ve Cüzam kabileler inden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın Şaşkın:)

"--Sen necisin, neyin nesisin?" dediler.

O cevap verdi:

"--Ben cessâseyim!"

"--Cessâse nedir?" denildi.

"--Ey cemaat! Su manastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberiniz e müştaktır!" dedi.

O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatce gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerind en topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.

"--Vah sana! Kimsin sen?" dedik.

"--Benim haberimi alabilmişsiniz. Simdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi.

Arkadaşlarım:

"--Biz bir grup Arabız. Bir gemideydi k, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra su adaya yaklaştık, sandallar a binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık.

"--Vah sana, nesin sen?" dedik.

"--Ben cessaseyi m!" dedi. Biz:

"--Cessase de ne?" dedik.

"--Manastirdaki su adama gelin, o sizin haberiniz e pek müştaktır!" dedi.

Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk." dedik.

Adam:

"--Bana Beysan hurmalığından haber verin!" dedi.

Biz:

"--Onun neyinden haber soruyorsu n?" dedik.

"--Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi.

"--Evet!" dedik.

"--Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi.

"--Bana Taberiye gölünden haber verin!" dedi.

"--Onun nesinden haber istiyorsu n?" dedik.

"--Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi.

"--Bana Züger gözesinden haber verin!" dedi.

"--Sen onun neyinden haber istiyorsu n?" dedik.

"--Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi.

"--Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!" dedik.

"--Ummîlerin peygamber inden bana haber verin? O ne yaptı?" dedi.

"--O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik.

"--Araplar onunla mukàtele etti mi?" dedi. Biz:

"--Evet!" dedik.

"--Onlara karşı ne yaptı?" dedi.

Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettikleri ni haber verdik. (O da bize:)

"--Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccal'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayaca k, Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mânî olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!" dedi."

Sonra Rasûlüllah SAS çubuğuyla minbere dürterek:

"--Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi?" buyurdula r.

Halk da:

"--Evet!" diye karşılık verdi.

Bunun uzerine SAS:

"--Temîmid-Dârî'nin rivayetin in benim size ondan (Mesih Deccal'dan), Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizinde dir. Hayır, doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir . O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti."

Müslim, Fiten 119, (2942); Ebû Dâvud, Melâhim 15, (4325, 4326); Tirmizî, Fiten 66, (2254).


4982 - Yine Ebû Hüreyre RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Rumlar, A'mak ve Dabık nam mahallere inmedikce kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak uzere saf saf düzen alınca, Rumlar:

"--Bizden esir edilenler le aramızdan çekilin de, onları öldürelim!" derler.

Müslümanlar da:

"--Hayır! Vallàhi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz." derler.

Bunun üzerine (müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçtebiri inhizama ugrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçtebiri katledili r, bunlar Allah indinde şehidlerin en faziletli leridir. Üçtebiri de muzaffer olur, bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar Istanbul'u da fethederl er.

(Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar:

"--Mesih Deccal, ailelerin izde sizin yerinizi aldı!"

Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber bâtıldır. Şam'a geldikler inde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikàmet okunur. Derken İsâ ibn-i Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hazret-i İsâ'yi görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helâk oluncaya kadar eriyecekt i. Ancak Allah onu İsâ AS eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesind eki kanını gösterir."

Müslim, Fiten 34, (2897).


4983 - Yine Ebû Hüreyre RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS (bir gün):

"--Bir tarafı karada, bir tarafı da denizde olan bir şehir isittiniz mi?" diye sordular.

Oradakile r "Evet!" deyince, şöyle buyurdula r:

"--İshakoğullarından yetmişbin kişi bu şehre sefer tertiplem edikçe kıyamet kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarl ar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir ok dahi atmazlar. "Lâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber!" derler. Bunun uzerine şehrin deniz tarafı düşer. Sonra askerler ikinci kere, "Lâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber!" derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar "Lâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber!" derler. Bu sefer onlara kapılar açılır. Oradan şehre girerler ve şehrin ganimetin i toplarlar . Ganimetle ri aralarında taksim ederlerke n, yanlarına bir münâdi gelip, "Deccal çıktı!" diye bağırır. Askerler her şeyi bırakıp geri dönerler."

Müslim, Fiten 78, (2920).


4976 - Ebû Said el-Hudrî RA'in anlattığına göre, Rasûlüllah SAS'e Deccal'den sormuş. SAS de şu cevabı vermiştir:

"O (Deccal) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun hakkında, benden önceki peygamber lerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım:

Onun sağ gözü meshedilm iştir, (görmez), pertlekti r, göz hadakası yoktur, sanki hadakası cevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberin de sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir.

Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca, Deccal'in ashabından ilki oraya girer."

Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan mefhumların şahidleri Sahihayn ve diğer kaynaklar da çoğunluk itibariyl e gelmiştir.


4977 - İbn-i Ömer RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS Veda haccı sırasında (bir ara):

"--Halk susup dinlesin!" buyurdula r.

Sonra Allah'a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzun uzun söz ettiler ve buyurdula r ki:

"--Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh Aleyhisse lâm ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamber ler de...

O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayaca k. Rabbinizi n tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir . Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm danesi gibidir. (İki gözünun arasında ke-fe-re yâni kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır)."

Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169)-(2933).


4975 - Hz. Huzeyfe RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Deccal çıktığı vakit, beraberin de su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördügu tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur."

Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebû Dâvud, Melâhim 14, (4315),


4572 - Yine Ebû Hüreyre RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Medine'ye geçit veren dağ gedikleri nde (birbiriyl e kenetlenm is) melekler var. (Her gedikte (kınından çekilmiş) kılıçlarıyla bekleyen iki meleğin korumaları sebebiyle Medine'ye ne veba ve ne de Deccal giremez."

Buhari, Fezailu'l-Medine 9, Tibb 30, Fiten 27; Müslim, Hacc 485, 486, (1379, 1380); Muvatta, Cami' 16, (2, 892); Tirmizi, Fiten 51, (2244).


Müslim'in rivayetin de şu ziyade var: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Mesih Deccal, doğu tarafından gelir. Kasdı Medine'dir. Uhud'un arka tarafına iner. Derken (Medine'yi bekleyen) melekler, onun yüzünü Şam tarafina çevirirler ve orada helâk olur."


4573 - Hz. Enes RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Mekke ve Medine hariç Deccal'in çignemeyeceği memleket yoktur. Mekke ve Medine'ye geçit veren yolların herbirind e saf tutmuş melekler vardır, buraları korurlar. (Deccal) es-Sebbiha nam mevkie iner. Sonra Medine ahalisini üc sarsıntı ile sarsar. Bunun üzerine (şehirde bulunan) bütün kâfir ve münafıklar (şehri terkedere k Deccal'e) gelirler."

Buhàrî, Fezailu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 123, (2943).


4974 - Ebû Saidi el-Hudrî RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS bize Deccal uzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize anlattıkları meyanında şöyle de demişti:

"Deccal, Medine gecitleri ne girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısi olan --veya en hayırlılarından-- bir kimse onun karşısına çıkar ve:

"--Sen Rasûlullah SAS'in bize haber verdiği Deccal'sin!" der.

Deccal de (kendi adamlarına):

"--Ben şunu oldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu iste bir süpheye düşer misiniz?" der.

Oradakile r:

"--Hayır!" derler.

Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Diriltild iği zaman, adam:

"--Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi diyerek öldürmek isteyecek, fakat musallat edilmeyec ek."

Buhari, Fiten 27, Fedailu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 112, (2938).


7194 - Abdullah ibn-i Mes'ud RA anlatıyor:

"Mi'rac gecesinde, Rasûlüllah SAS Hz. İbrâhim, Hz. Mûsa ve Hz. İsâ ile karşılaştı. Kıyameti aralarında müzakere ettiler. Önce Hz. İbrâhim Aleyhisse lâm'dan başlayıp ona kıyametten sordular. Onun kıyamet hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Sonra Hz. Musa Aleyhisse lâm'a sordular. Kıyamet hakkında onun da bir bilgisi yoktu. Söz Hz. İsâ Aleyhisse lâm'a geldi. O:

"--Kıyametin kopmasina yakın şeyler (alametler) hakkında bana bilgi verildi. Ama Kıyametin kopma (vaktini) Allah'tan başka hiç kimse bilemez!" dedi.

Sonra (kıyametin alâmetlerinden biri olarak) Deccal'in çıkmasını anlattı. Şunları söyledi:

"Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketl erine dönecek. Bu defa onların karşısına Ye'cüc ve Me'cüc çıkacak ve her tepeden hızla hücum edecekler . Onlar giderken rastladıkları her suyu icip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler .

Bunun uzerine halk feryad ederek Allah'tan yardım dileyecek . Ben de Ye'cüc ve Me'cüc'ü öldürmesi için Allah'a dua edeceğim. (Duam kabul görecek) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile çok pis kokacak. Ben yine Allah'a dua edeceğim! Allah da bir su gönderecek ve o su, onları taşıyıp denize atacaktır.

Daha sonra dağlar ufaltııp dağıtılacak ve yer, derinin yayılıp genisleti ldiği gibi yayılıp genişletilecek. İşte şöylenen bu hal vukua gelince, insanlara yakınlığı itibariyl e kıyametin, ev halkı ne zaman doğumu ile aniden karşılaşacaklarını bilmedikl eri hamile kadın gibi olacağı bana bildirild i."

Râvi el-Avvam demiştir ki: "Bunun tasdiki Kitabulla h'ta bulunmuştur (Meâlen):

"Nihayet, Ye'cüc ile Me'cüc'ün önündeki sed açıldığında, her tepeden saldırmağa başlarlar." (Enbiya 96).



IBNÜ SAYYAD


4978 - Muhammed ibnül-Münkedir anlatıyor: "Câbir ibn-i Abdillah RA, İbn-i Sayyad'in Deccal olduğu hususunda yemin ederdi. Ben:

"--Sen Allah'a yemin de ediyorsun ha!" dedim. Bana şu cevabı verdi:

"--Nasil etmeyeyim? Ömer ibnül-Hattab RA'ın, Rasûlüllah SAS'in yanında İbn-i Sayyad'in Deccal olduğu hususunda yemin ettiğini işittim. Buna rağmen, SAS kendisini reddetmem işti."

Buhari, I'tisam 23; Müslim, Fiten 94, (4929), Ebû Dâvud, Melahim 16, (4331).


4979 - İbn-i Omer RA anlatıyor:

"Omer İbnül-Hattab RA, ashabdan bir grup içerisinde Rasûlüllah SAS'la birlikte İbn-i Sayyad'a dogru gittiler. Onu, Benî Megale şatosunun yanında çocuklarla oynar buldular. O sıralarda büluğa yaklaşmış durumdaydı. İbn-i Sayyad, SAS, eliyle sirtina vuruncaya kadar (onların geldiğini) hissetmed i. SAS, omuzuna vurup:

"--Benim Allah'ın Rasûlü olduğuma şehadet ediyor musun?" diye sordu.

İbn-i Sayyad ona bakıp:

"--Şehadet ederim ki, sen ummîlerin peygamber isin!" dedi.

İbn-i Sayyad da Rasûlüllah'a:

"--Sen, benim Allah'ın rasûlü olduğuma şehadet eder misin?" dedi.

SAS onu reddetti ve:

"--Ben Allah'a ve onun rasulleri ne iman ettim!" buyurdu ve sonra sordu:

"--Pekiyi, ne göruyorsun?"

"--Bana bir doğru sözlü (sadık), bir de yalancı (kâzib) gelmekted ir." diye cevap verdi.

Bunun üzerine SAS:

"--Sana bu iş karıstırıldı! (Sıdkı kizb; kizbi sıdk ile karıstırıyorsun.)" buyurdula r.

Sonra da SAS ona:

"--Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" dedi.

İbn-i Sayyad:

"--O dumandır!" diye cevap verdi.

SAS:

"--Sus, sen kendi kadrini hiçbir vakit aşamayacaksın!" buyurdula r.


Bunun uzerine Hz. Omer radiyalla hu anh:

"--Ey Allah'ın Rasûlü! Bana müsâade buyurun, şunun boynunu vurayım!" dedi.

SAS de:

"--Eğer (Deccal) bu ise, sen ona musallat edilecek değilsin. Eğer bu Deccal değilse, onu öldürmekte sana bir hayr yok!" buyurdula r."

Buhari, Cenâiz 80, Şehâdet 3, Cihad 178, Edeb 97; Müslim, Fiten 85, 95,

(2924, 2930); Ebû Dâvud, Melâhim 16, (4329); Tirmizî, Fiten 63, (2250), 56, (2236).


Tirmizî, "Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" sözünden sonra şu ibareyi ilâve etti:

"'Şimdi sen, semânın apaşikâr bir duman getireceği günü gözetle (Habibim!)' (Duhan 10) ayetini gizlemişti."


4980 - Hazret-i Câbir RA anlatıyor:

"İbn-i Sayyad, Harre savaşı sırasında kaybedild i."

Ebû Dâvud, Melâhim 16, (4332).


7250 - Ebû Said RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS (bir gün) yanımıza geldi. Biz o sırada Mesih Deccal'i müzakere ediyorduk . Dediler ki:

"--Ben size, nazarımda sizin için Mesih Deccal'den daha ürkütücü bir şeyi haber vereyim mi?"

"--Evet! Ey Allah'ın Rasûlü, söyleyin!" dedik.

"--Şirk-i hafîdir (gizli şirk). Meselâ, kişi kalkar, namaz kılar, bu namazını kendisine bakanlar sebebiyle güzel kılar. (İşte bu, gizli şirke bir örnektir.)" buyurdula r.


5461 - Zeyd ibn-i Sâbit RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS, bizimle birlikte, Benî Neccar'a ait bir bahçede bulunduğu sırada bindiği katır, onu aniden saptırdı, nerdeyse (sırtından yere) atacaktı. Karşısında beş veya altı kabir vardı. SAS Efendimiz:

"--Bu kabirleri n sahipleri ni bilen var mı?" buyurdula r.

Bir adam:

"--Ben biliyorum!" deyince, SAS:

"--Ne zaman öldüler?" dedi.

Adam:

"--Şirk devrinde. .." deyince, SAS;

"--Bu ümmet kabirde fitneye mâruz kılınacak. Eger birbirini zi defnetmem enizden korkmasay dım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah'a dua ederdim." buyurdula r ve sonra şunları şöylediler:

"--Kabir azabından Allah'a sığının!" Oradakile r:

"--Kabir azabından Allah'a sığınırız." dediler.

SAS:

"--Cehennem azabından da Allah'a sığının!" dedi

"--Cehennem azabından Allah'a sığınırız." dediler.

"--Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah'a sığının!" dedi.

"--Acik ve kapalı her çeşit fitneden Allah'a sığınırız!" dediler.

"--Deccal'in fitnesind en Allah'a sığının!" buyurdu.

"--Deccal'in fitnesind en Allah'a sığınırız." dediler."

Müslim, Cennet 67, (2867).


5012 - Hazret-i Muaz ibn-i Cebel RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS (bir gün):

"Beytül-Makdis'in imarı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harabı melhameni n (savaşın) çıkmasıdır. Melhame Istanbul'un fethidir, Istanbul'un fethi Deccal'in çıkmasıdır!" buyurdula r.

Sonra elini konuşmakta olduğu kimsenin dizine vurdular ve:

"--Bu şöylediğim kesinlikl e hakîkattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi!" buyurdula r.

Hazret-i Muaz burada kendisini kasdetmek tedir. (Yâni SAS'in konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse, Muaz ibn-i Cebel RA'tır.)"

Ebû Dâvud, Melâhim 3, (4294).


5013 - Abdullah ibn-i Busr RA anlatıyor: "Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardir. Yedinci yılda da Mesih Deccal çıkar."

Ebû Dâvud, Melahim 4, (4296); İbn-i Mace, Fiten 35, (4093).


1784 - İbn-i Abbas RA Hazretler i anlatıyor: "Rasûlüllah SAS, teşehhüdden sonra şunu okurdu:

(Allàhümme innî ezü bike min azâbi cehennem, ve ezü bike min azabil-kabri ve ezü bike min fitnetid-deccâl, ve ezü bike min fitnetil-mahyâ vel-memât.)

"Allahım, ben cehennem azabından sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. Deccal fitnesind en de sana sığınırım. Hayat ve olum fitnesind en de sana sığınırım."

Ebû Dâvud, Salât 184, (984).


4812 - Huzeyfe RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Her ümmetin mecûsîleri vardir. Bu ümmetin mecûsîleri 'Kader yoktur!' diyenlerd ir. Bunlardan kim ölürse cenazeler inde hazır bulunmayın! Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın! Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e ilhak etmek, Allah üzerine bir haktır."

Ebû Dâvud, Sunnet 17, (4692).


5998 - İbn-i Omer RAÊanlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"İleride genç bir grup ortaya çıkacak. Bunlar Kur'an'ı okuyacakl ar, ancak okudukları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Onlardan bir grup çıktıkça, kökleri kazınacaktır."

İbn-i Ömer der ki: "Rasûlüllah SAS'in:

"Onlardan bir grup çıktıkça kökleri kazınacaktır." ibaresini yirmi kereden fazla işittim."

(İbn-i Ömer, Rasûlüllah'tan işittiği sözleri şöyle tamamladı:)

"Nihayet bu cemaatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında, Deccal çıkacaktır."


4504 - Hz. Ebû Hüreyre RA anlatıyor: "Benî Temîm'i, haklarında Rasûlüllah SAS'dan isittiğim üç seyden sonra hep sever oldum. Demisti ki:

"--Onlar Deccal'e karşı ümmetimin en siddetlis idirler."

Onların zekâtları gelmişti. SAS:

"--Bu, kavmimizi n zekâtlarıdır!" buyurdula r.

Hz. Aişe RA'nın yanında onlardan bir esire kadın vardı. Hazret-i Aişe'ye:

"--Onu azad et, çünkü o, Hazret-i İsmâil evlâtlarındandır!" buyurdula r."

Buhari, Itk 13, Megazi 67; Müslim, Fezailu's-Sahabe 198, (2525).


35 - Hz. Enes RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdu ki:

"Üç şey vardır ki imanın aslındandır:

1. Lâ ilâhe illallah diyene saldırmamak. İşlediği herhangi bir günahı sebebiyle bu kimseyi tekfir etme! Herhangi bir ameli sebebiyle de İslâm'dan dışarı atma!

2. Cihad. Bu, Allah'ın beni peygamber olarak gönderdiği günden, bu ümmetin Deccal'e karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir . Onu, ne imamın zalim olması, ne de adil olması ortadan kaldıramayacaktır.

3. Kadere iman."

Ebû Dâvud, Cihad 35, (2532).


4492 - İmran ibn-i Husayn RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Ümmetimden bir grup (taife), hak uzerine savaşmaya devam edecekler dir. Onlar kendileri ne meydan okuyanlar a karşı muzafferd irler. Öyle ki, bunların sonuncula rı Mesih-Deccal'le de savaşırlar."

Ebû Dâvud, Cihad 4, (2484).


1554 - İbn-i Ömer RA anlatıyor:

"Rasûlüllah SAS aramızda olduğu halde biz veda haccından bahsederd ik ve veda haccının ne olduğunu bilmezdik . Veda haccında Rasûlüllah SAS Allah'a hamd ve sena edip, sonra da Mesih Deccal'i mevzubahi s etmişti. Sözü onun hakkında epeyce uzatıp şunları da şöylemisti:

"Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Hazret-i Nuh Aleyhisse lâm ve ondan sonra gelen bütün peygamber ler onunla korkuttul ar.

Bilesiniz o, aranızdan çıkacaktır. Onun şe'ninden (yapacağı icraatler) hiçbir sey size gizli kalmayaca k. Çünkü sizlere gizlemez. Rabbinizi n gözü kör değildir, halbuki onun sağ gözü kördür. Onun gözü pertlek bir üzüm gibidir.

Haberiniz olsun! Allah sizlere birbirini zin kanını, malını haram kıldı. Bunlar şu günlerinizin, şu beldenizd eki haramlığı gibi haramdır.

--Acaba tebliğ ettim mi?"

Rasûlüllah SAS'in bu sorusuna cemaat hep bir ağızdan:

"--Evet..." diye cevap verdi.

Bunun üzerine üç sefer:

"--Ya Rab, şâhid ol! Ya Rab, şâhid ol! Ya Rab şâhid ol!" dedi ve tekrar cemaate yönelerek:

"--Vah size (veya eyvah size)! Benden sonra dönüp birbirler inizin boyunlarını vuran kâfirler olmayın!" dedi."

Buhàrî, Hac 132, Edeb 43, 95, Hud 9, Diyât 2, Fiten 8; Müslim, İman 119, (66).


7110 - İbn-i Abbas RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS, Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi şu duayı bize öğretmişti:

"Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccal'in fitnesind en, hayat ve ölüm fitnesind en sana sığınırım."


7187 - Hazret-i Enes ibn-i Mâlik RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Şu altı seyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin:

1. Günesin battığı yerden doğması,

2. Duhan,

3. Dabbetül-arz,

4. Deccal,

5. Herbirini ze mahsus olan ölüm,

6. (Sizin sâlih amelinize mânî olacak) amme hizmeti."


1673 - İbn-i Ömer RA anlatıyor: Hayır, Allah'a kasem olsun ki, Rasûlüllah SAS Hazret-i İsâ'nın kızıl çehreli olduğunu söylemedi. Ancak şunu şöyledi:

"Ben bir keresinde uyumuştum. Rüyamda Beytullah'i tavaf ediyordum . O sırada düz saçlı, kumral benizli, başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında gitmekte olan birisini gördüm.

'--Bu kim?' dedim.

'--Meryem'in oğlu!' dediler.

Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim .

Kızıl, iri, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı.

'--Bu kim?' dedim.

'--Bu, Deccal!' dediler.

İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbn-i Katan'di."

Zuhrî der ki: "İbn-i Katan, câhiliye devrinde vefat eden Huzaalı bir kimseydi."

Buhàrî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libas 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169);

Muvatta, Sıfatun-Nebî 2, (2, 920).


608 - Hazret-i Ebû Hüreyre RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Kıyametin üç alâmeti vardir, onlar zuhur edince, daha önce inanmamış olanların artık inanmaları da onlara fayda vermez." (En'am, 158)

1. Güneşin battığı yerden doğması,

2. Deccal,

3. Dabbetül-arz."

Müslim, İman 249, (158); Tirmizî, Tefsir, En'am (3074).


4216 - Zeyd ibn-i Sabit radiyalla hu anh anlatıyor:

"Rasûlüllah SAS Uhud'a çıktığı zaman, (bir müddet sonra) onunla beraber çıkanlardan bir kısmı geri döndü. (Bunlar hakkında) Rasûlüllah SAS'in ashabı ikiye ayrıldı. Bir grup: "Bunları öldürelim!" diyordu. Öbür grup ise: "Hayır onları öldürmeyelim!" diyordu. Bu ihtilaf üzerine şu ayet nâzil oldu:

"(Ey Müslümanlar!) Münafiklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları yaptıklarından dolayı baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsu nuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayac aksın!" (Nisa: 88).

Rasûlüllah da şöyle buyurdu:

"--Burası Taybe'dir. Deccal'i sürer çıkarır, tıpkı körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi."

Buhari, Megazi 17, Fedàilu'l-Medine 10, Tefsir, Nisa 15; Müslim, Munafikun 6, (2776); Tirmizi, Tefsir, Nisa (3031).


4492 - İmran ibn-i Husayn RA anlatıyor: Rasûlüllah SAS buyurdula r ki:

"Ümmetimden bir grup (taife), hak üzerine savaşmaya devam edecekler dir. Onlar kendileri ne meydan okuyanlar a karşı muzafferd irler. Öyle ki, bunların sonuncula rı Mesih-Deccal'le de savaşırlar."

Ebû Dâvud, Cihad 4, (2484).

DECCAL VE ARMEGEDON 2.BÖLÜMÜN SONU LÜTFEN 3. BÖLÜMÜ OKUYUNUZ

« Son Düzenleme: Aralık 08, 2011, 12:23:26 ÖS Gönderen: administratör » Logged
« Yanıtla #2 : Aralık 08, 2011, 12:25:13 ÖS »
admin
Ziyaretçi
DECCAL VE ARMEGEDON - 3. BÖLÜM - KONU İÇİN TIKLAYINIZ

DECCAL VE ARMEGEDON - 3.BÖLÜM

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9630/hz-isa-kiyamet-kopmadan-once-tekrar-yeryuzune-inecek-mi.html

Bir mu’cize eseri, babasız olarak Hz. Meryem’den yaratılan Hz. İsâ, dört büyük peygamber den biridir. Otuz yaşına geldiğinde kendisine peygamber lik verilmiş, üç sene sonra da Yahudîlerin sûikastlarına maruz bırakılmadan Allah tarafından gökyüzüne çıkarılmıştır. Mesih ünvanıyla da anılır. Meshedere k hastalıkları iyileştirdiği, Hz. Zekeriya kendisini meshettiği, yeryüzünü meshedeceği, yani katedeceği gibi hususlar yüzünden bu ünvanın verildiği belirtili r. Rivayetle re göre Hz. İsa, âhirzamanda tekrar yeryüzüne inecek ve ümmet-i Muhammed’den olacaktır.

Hz. İsa’nın çarmıha gerilme iddiâsı

Günümüz İncillerine baktığımızda bu konuda tutarlı, üzerinde ittifak edilmiş bir görüş bulmak mümkün değildir. İncil'e göre, Hz. İsa meşrû ve haklı mücadelesinde bir kısım engellerl e karşılaşmış, halkı kışkırtmakla suçlanmış ve Yahudîlerin ısrarlı "Haça germe" teklifler i karşısında Roma İmparatorluğunun Yehudiye bölgesinin 6. valisi Platus (Filatos) tarafından haça gerilmiştir. Luka İncili'nde, Platus'un, Yahudîlerin istekleri ne boyun eğdiği(1) ve Hz. İsa’yı, Yahudîlerin yüksek dinî mahkemesi Sanhedrin tarafından idama mahkûm ettirdiği kaydedilm iştir.

İncillere göre, Hz. İsa'nın yerinin bilinmediği, ancak 12 Havarîden birisi olan Yehuda İskaryot'un 30 gümüş gibi az bir para karşılığında onun yerini bildirdiği, Allah'ın da ceza olarak onun sûretini Hz. İsa'ya benzettiği anlatılır.(2)

Hıristiyanlarca, Hz. İsa'nın âkıbeti ise ihtilâflıdır. Onun çarmıha gerildiği ağırlıklı görüş olmakla birlikte, çarmıha gerilmediğini kabul eden Hıristiyanlar da vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhepler i gibi. Kur'an-ı Kerimi İngilizceye çeviren George Sale, "Bazı Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeme fikrinin Hz. Muhammed tarafından îcad edildiğini söylerlerse de, bu doğru değildir. Daha önceden de Basilid, Cerinthi, Carpocrat i gibi mezhepler bu görüşteydi. Photius, Resûllerin Seyahatla rı adlı eserde şu cümlenin yazılı olduğunu okumuştu: 'İsa çarmıha gerilmedi, bir başkası onun yerine çarmıha gerildi. Onun için onu çarmıha gerenlere güldü.'"

Ekser Hıristiyanlar ise, onun Platus zamanında çarmıha gerildiği, sonra da diriltili p gökyüzüne çıkarıldığına inanırlar. Onun yerini gösteren 12 Havarîden İskaryot, sonradan hiyanetin den pişmanlık duymuş ve kendini asmıştır. Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi konusunda Hıristiyanlar üç gruba ayrılmışlardır. Melkâiye denilen grup, Hz. İsa’nın hem bedenen, hem de rûhen çarmıha gerildiğini, fakat bu ölümün ruhuna doğrudan değil de temasla ve hissen vâkî olduğuna inanırlar. Yakubiye denilen diğer bir grup iki cevherden meydana gelen cevher-i Mesih'in idam edildiğini, Nasurîler denilen üçüncü grup ise bedenen öldürüldüğünü, fakat ruhunun göklere yükseldiğini söylerler.(3)

Kur’ân’da Hz. İsa’nın sonu

Kısaca, İncillerin ve Hıristiyanların Hz. İsa'nın âkıbeti konusunda ki görüşleri böyle. Kur'an ise, bu konuda gâyet net ve kesin açıklamada bulunmakt adır. Konuyla ilgili bazı âyetler şu meâldedir:
 

"Yahudîler, İsa'yı öldürmek için hile yaptılar. Allah da onları kurdukları tuzağa düşürdü ve İsa diye kendileri nden birini öldürttü. Allah, hileyi hileyle cezalandıranların en hayırlısıdır.

"O vakit Allah buyurdu ki: 'Ey İsa! Seni ecelin geldiğinde öldürecek olan Benim. Seni Ben semaya yükselteceğim, Yahudîlerin suikastından tertemiz kurtaracağım ve sana uyanları Kıyamete kadar, seni inkâr edenlere üstün kılacağım.'"(4)


Diğer bir âyette ise, meseleye daha da açıklık kazandırılmakta ve şöyle buyurulma ktadır:
 

"Onlar, İsa'yı inkâr etmeleri, Meryem'e pek büyük bir iftirada bulunmala rı ve 'Allah'ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa'yı biz öldürdük' demeleri sebebiyle de lânete uğramışlardır. Onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat başkası ona benzetild i de onu öldürdüler. Muhakkak ki, bu hususta ihtilâfa düşenler, İsa'yı öldürüp öldürmedikleri hakkında şüphe içindedirler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur; kapıldıkları şey, ancak bir zan ve tahminden ibarettir .

"Hakikatte ise, Allah, onu Kendi huzuruna yükseltti. Allah'ın kudreti herkese gâliptir ve Onun her işi hikmet iledir." (5)


Âyette, açıkça Hz. İsa'nın asılmadığı, ona benzetile n başka birinin öldürüldüğü anlatılmaktadır. Âyeti tefsir eden âlimler, bu hususu şöyle yorumlamışlardır: Yahudîler, Hz. İsa'yı öldürmek maksadıyla yanına girdikler inde onu bulamadılar. Çünkü Cenab-ı Hak, onu gökyüzüne çıkarmıştı. Telaşlanan ve halkın karışmasından korkan Yahudîler, bir kişi tutup onu Hz. İsa diye çarmıha gerdiler. Halk çarmıha gerilen adamı ismen tanısa da şahsen tanımamaktaydı.

Diğer bir görüşe göre ise, Yahudîler, Hz. İsa'nın bir evde bulunduğunu öğrenmiş, öldürmek maksadıyla eve gitmişlerdi. Başlarındaki Yehuda, Taytayus adında birini öldürmesi için içeri gönderdi. Cenab-ı Hak ise, İsa Aleyhisse lâmı göğe kaldırmış, o adamı da İsa'ya benzetmiş, Yahudîler de Hz. İsa diye onu asmışlardı.

Bu rivayetle re ilave olarak, Havarîlerden birinin münafıklık edip casusluk yaptığı, Allah'ın da ceza olarak onu Hz. İsa'ya benzettir ip astıkları şeklinde bir rivayeti daha bulunmakt adır.

Bu âyetler açıkça göstermektedir ki, Hz. İsa'yı öldürme teşebbüsüne geçen Yahudîler onu öldürememiş, Cenab-ı Hak onların tasallûtundan onu kurtarıp gökyüzüne çıkarmıştır.

Hz. İsa’nın yeryüzüne inişi

Ümmet-i Muhammed (a.s.m.) birçok yönleriyle övülen bir millettir . Kur’ân’da da, diğer İlâhî kitaplard a da övülmüştür.

Hz. İsâ, İncil’de, bu ümmetin övgü dolu sıfatlarını gördüğünde, onlardan eylemesi için Allah’a duâ etmiş, Allah da onun duâsını kabul etmiştir. Günü geldiğinde müceddit olarak yeryüzüne inmesi bunun içindir.(6)

Âlimler, İsâ Aleyhisse lâmın yeryüzüne inişinin Kitap, Sünnet ve icma ile sabit olduğunu(7) ve bunun mütevatir hadislere dayanan bir inanç meselesi haline geldiğini, inkâr edenin küfrüne hükmedileceği kanaatine varmışlardır.(Karizmatik

Şevkânî’ye göre, İsâ Aleyhisse lâmın yeryüzüne ineceğini bildiren hadisleri n toplamı 29’u bulmakta ve tevatür derecesin e ulaşmaktadır.(9) Sahih-i Müslim’de de aynı kayıt vardır.(10) Şöyle der:
 

“Beklenen Mehdî, Deccal hakkında rivayet edilen hadisler olduğu gibi Hz. İsa bin Meryem'in (a.s.) ineceği hakkındaki hadisler de tevatür derecesin e ulaşmıştır.”(11)


İbni Kesir Tefsirind e, Zuhruf Sûresinin 61. âyetinde geçen İsa Aleyhisse lâmın Kıyamet alâmeti oluşu hakikatin i açıklarken, onun Kıyamet kopmadan önce ineceğini bildiren rivayetle rin tevatür derecesin e geldiğini bildirmek tedir. Şeyh Abdülfettah Ebû Gudde de, Hz. İsa’nın yeryüzüne inip Deccalı öldürüceğine dair rivayetle rin tevatür derecesin i bulduğunu belirtir.(12) Allame muhaddis Kittânî’nin de Nazmü’l-Mütenâsır isimli eserinde(13) aynı görüşleri savunduğu görülür.

İbni Hacer’in Fethu'l-Barî'sinde de, Hz. Mehdînin bu ümmetten olacağı, Hz. İsa'nın (a.s.) onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili hadisleri n mütevatir oldukları kaydı da yer almaktadır.(14)

Sadeddin Taftazanî de, Şerhu'l-Makasıd’ında, Hz. İsa'nın inişiyle ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu ve bunların mütevatirü'l-mânâ olduğunu kaydeder.(15)

Bir kısım âyet ve hadislerd e, Kıyamet alâmetlerinin anlatıldığını görürüz. Bunlar hadis kitaplarında olsun, İslâm âlimlerinin eserlerin de olsun, "Kıyamet alâmetleri" başlığı altında toplanmıştır. Bu alâmetlerden biri de, Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesidir . Yani İsa Aleyhisse lâm, Kıyamet kopmadan önce yeryüzüne inecektir . Cenab-ı Hak, bir âyetinde, "İsa'nın inişi Kıyamet alâmetlerindendir"(16) buyurarak bu hakikate işaret etmiştir. Resûl-i Ekrem de (a.s.m.), birçok hadisleri nde, Hz. İsa'nın ineceğini bildirmişlerdir. Bunlardan bir kısmı şöyledir:
 

"Sizler on alâmeti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz. ... Biri de İsa Aleyhisse lâmın inmesi..."(17)

 

"Hayatım Kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adaletli bir hâkim olarak içinize inmesi yakındır."(18)


Bilindiği gibi, Hz. İsa, gökyüzünderi ve üçüncü hayat tabakasında bulunmakt adır. Bizim gibi yiyip içmeye, beşerî bir kısım ihtiyaçlara gerek duymamakt a, nuranî, yıldız misal, melek gibi bir hayat sürmektedir. Peygamber imizin, “Hz. İsa âhirzamanda gelecek, şeriat-ı Muhammedi ye ile amel edecek”(19) müjdesi gereğince yeryüzüne bir insan olarak inecektir .

Mâdem hikmet-i İlâhiye onun yeryüzüne inmesini gerekli görmektedir. Öyleyse çok önemli bir kısım vazifeler yapmalıdır. Bunların bir kısmını sıralayalım:

Hz. İsa' nın Faaliyetl eri

a. Hz. Mehdî’ye tâbî olması
Hz. İsâ geldiğinde islâm şeriatıyla amel edecektir . "Eğer İsa hayatta olsa, bana uymaktan başka birşey yapmaz"(20) buyuran Allah Resûlü, Müslim'de yer alan bir hadisleri nde de onun Sünnet-i Seniyyeye tâbi olacağını açıkça belirtmek tedir.(21)

İmam-ı Nevevî, "Hz. İsâ, ümmet-i Muhammed’e ayrı bir peygamber olarak değil, şeriat-ı Mahmmediy eyi tatbik etmek için gelecekti r"(22) der.

İmam-ı Rabbanî de (r.a.), Hz. İsa’nın yeryüzüne inip peygamber lerin sonuncusu Resûlullah Efendimiz in (a.s.m.) şeriatına tâbi olacağını söyler.(23)

Kadı İyaz ise, onun halkın terk ettiği Şeriat hükümlerini ihya etmek için ineceğinin sahih hadislerl e sâbit olduğunu belirtir.(24)

Bilindiği gibi Hz. Muhammed (a.s.m.) hâtemülenbiyadır, yani son peygamber dir. Böyle olunca Hz. İsa'nın yeni bir peygamber olarak değil, ancak Resûl-i Ekreme ümmet olarak gelmesi ve Şeriat-ı Muhammedi yeye göre amel etmesi düşünülebilir. Âlimler derler ki:

"Hz. İsa, Şeriat-ı Muhammedi yeyi tekrar ve tecdidle görevlidir. İslâmla amel edecek tek peygamber, Hz. İsa'dır. O, dinin hor ve hakir görüldüğü, itildiği bir zamanda gelip âdil bir hâkim olarak vazife yapacaktır. Yeryüzüne inmeden önce o günün şartlarında İslâmla ilgili gerekli her türlü bilgiyi öğrenmiş olarak gönderilecek ve geldiğinde bunları tatbik edecektir ."(25)

Tevatür derecesin de olan Hz. İsa'nın Hz. Mehdî'nin arkasında namaz kılması(26) tarzındaki hadisler de onun İslâma tâbi olacağını göstermektedir. Bu konuda birçok rivayet vardır. Bir kısmı şöyledir:
 

“Hz. Mehdî imam olur, Hz. İsa da ona uyar.”(27)


Buharî ve Müslim'deki diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulur:
 

"İmamınızın sizden olduğu bir anda Meryem oğlu İsa, yanınıza inip namazda ona uyduğunda ne yaparsınız?"(28)


Ahmed'in Cabir'den rivayet ettiği Müsned’de yer alan bir hadis-i şerifte, Hz. İsa'ya, “İmamete geç, ey Ruhullah” diye namaz kıldırması teklif edilince, “Sizin imamınız öne geçsin ve namaz kıldırsın” diyeceği belirtili r.(29)

Konuyla ilgili rivayetle rden birisinde de şöyle buyurulur:
 

“İsa bin Meryem'in (a.s.) sabah şafağının attığı bir sırada Beyt-i Makdis'e ineceği vakte kadar, bu ümmetin içinde hak için çarpışan bir cemaat muhakkak bulunacak tır. İsa bin Meryem (a.s.) Hz. Mehdî'nin yanına iner. Kendisine, ‘Geç öne ey Allah'ın peygamber i! Bize namaz kıldır!’ denilir. O da, ‘Hayır, Allahu Teâlanın bir ihsanı olarak siz birbirini zin emiri kılınmışsınızdır’ der.”(30)


İbni Mâce’de Ebû Ümame’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise imamlık Hz. İsa’ya teklif edilince o, “Sen geç, bu görev sana verildi” der.

Konuyla ilgili diğer bir rivayet de şöyledir:
 

“Hz. Mehdî, mü’minlerle beraber Beytü’l-Makdis’te sabah namazı kılarken o sırada nüzûl eden İsa’yı (a.s.) öne geçirecek ve Hz. İsa, ellerini onun omuzlarına koyarak, ‘Namazın kàmeti senin için getirilmiş, bu yüzden sen kıldır’ diyecek ve nihayet Hz. Mehdî, İsa (a.s.) ve mü’minlere imam olarak namazı kıldıracaktır.”(31)


Fıkhü'l-Ekber Aliyyü'l-Karî Şerhinde ise mesele biraç daha netleştirilir:
 

"İsa Aleyhisse lâm, Mehdî (r.a.) ile buluşacak. Bu arada namaz kılınacak. Mehdî namazı kıldırması için İsa Aleyhisse lâma işaret edecek, fakat İsa Aleyhisse lâm, 'Bu namaz senin için kılınıyor' diyerek mazeret belirtece k ve 'Sen bu namazı kıldırmaya benden daha lâyıksın' diyecek. İsa Aleyhisse lâmın Hz. Peygamber in şeriatına uyduğu ortaya çıkması için Mehdî'ye uyacak, böylece beraber namaz kılacaklardır."(32)


Hz. İsa'nın namazda Hz. Mehdî'ye uyması şeklindeki bütün bu rivayetle r, onun İslâma tâbi olacağını göstermektedir. Yani Hz. İsa yeni bir dinle gelmeyece ktir. Ayrıca Hıristiyanlıkla İslâmiyetin ittifak edeceğine, hakikat-i Kur’âniyenin metbûiyetine ve hâkimiyetine işaret etmektedi r.(33)

Hz. İsa’nın Şeriat-ı Muhammedi ye ile amel etmesinin bir sırrı da şöyle tecellî etmektedi r: Âhirzamanda tabiat felsefesi nden kaynaklan an küfür cereyanı ve Allah’ı inkâr fikrine karşı İsevîlik, hurafeler den arınıp İslâmiyete dönüşecek ve İsevîliğin şahs-ı mânevîsi vahy-i semavî kılıncıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürecektir. Yani Hz. İsa, İsevîliğin şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı, yani onun yaydığı Allah’ı inkâr fikrini öldürecektir.(34)

b. Hıristiyanlığı hürafelerden arındırması
Hz. İsa'nın diğer önemli bir vazifesi de, az önce kısaca temas ettiğimiz gibi Hıristiyanlığı sonradan içerisine sokulan birkısım hurafeler den, bilhassa teslisten arındırması, Tevhide dönüştürmesidir. Çünkü çağın, ilmin, insanî ve medenî duyguların bunca gelişmesi karşısında insaf ve hakperest liği esas alan insanlarc a, Hıristiyanlığın eski haliyle ayakta kalması mümkün değildir. Ya sönüp gidecek, ya da asliyetin e dönüşecek, hurafeler den arınacaktır.

Bir kısım inkılâplardan geçen Hıristiyanlık, önce Prutluğa, sonra mutlak dalâlete düşerken, bir kısmı ise Tevhide yaklaşmış, onunla teneffüs etmeye başlamıştır. Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarından itibaren, bilhassa son yıllarda yeni birkısım değişikliklere uğrayan Hıristiyanlık teslisten Tevhide geçişin sancılarını yaşamaktadır. Hıristiyan bir grup tarafından çıkarılan ve sekiz milyon insana hitap eden "Plain Truth" dergisi, teslisin Hıristiyanlığa sonradan ilâve edildiğini açıkça söyleyebiliyor. Nice rûhanî, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamber liğini kabul etmekte tereddüt etmedikle rini ifade edebiliyo r. Vatikan gibi bir yerde bile Michael Lelong isimli Müslümanlarla Münasebetler Bölümü Başkanının bunu açık açık belirtmes i, bu yolda büyük mesafe alınmış olduğunu göstermiyor mu?

d. Küfrü yok etmesi
Hz. İsa küfre çetin bir savaş açar. Küfür, kendisind e onun karşısında durabilec ek tâkât bulamaz. Rivayete göre, “onun nefesini duyan her kâfir ölecek, nefesi de gözün görebildiği mesafeye kadar ulaşacaktır.”(35) Yani o, İslâmın hayat verici hakikatle rini bayrak edindiği için, o müdellel hakikatle r karşısında hiçbir küfrî görüş dayanak noktası bulamayac ak, yıkılmak zorunda kalacaktır.

Hz. İsa’nın küfrü yok etmesi demek, küfrün temsilcis i olan Deccalı ve inançsızlığa dayanan köhne sistemini ve şahs-ı mânevîsini yerle bir etmesi demektir.

c. Barışı sağlaması
Yeryüzünde kırk yıl adaletli bir idareci olarak kalan Hz. İsa,(36) barışı da hâkim kılacak,—barış hâkim kılındığı için de—kılıçları tırpan olarak kullanaca ktır.(37)

Evet, onun döneminde kılıçlar kınına girecek, silah kullanmay a gerek kalmayaca ktır.

İsa Aleyhisse lâm, yeryüzünde kaldığı süre içerisinde, her türlü kötülüğün kaynağı olan küfrü yok ederken, onun yerine bütün güzelliklerin kaynağı olan îmanı yerleştirecektir. Böylece îmanın gereği olan adalet, eşitlik, bolluk, huzur ve saadet boy gösterecektir. Rivayetle rde bu gerçeklere bir bir dikkat çekilir. O geldiğinde "düşmanlıklar, boğazlaşmalar, kıskançlaşmalar yok olacak,"38 gerçek huzur ve saadet ortamı teşekkül edecek, “Tek bir secde dünya ve içindekilerden hayırlı görülecek.” (39)

Evet, o dönemde insanlar öylesine düzelecek, îmanları öylesine kuvvetleşecek ve hayırlı amellere öylesine koşacaklar ki, tek bir secdeyi dünya ve içindeki herşeyden daha üstün tutacakla r.(40)

Şu rivayet de o günki mânevî atmosferi göstermesi bakımından oldukça enteresan dır:
 

"İsa bin Meryem, ümmetim içinde bulunacak, adaletli bir hâkim ve âdil bir imam olacak. Haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. Cizyeyi kaldıracak, zekâta ise dokunmaya caktır. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri sökülüp alınacaktır. Hattâ küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyece ktir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayaca ktır da arslan ona zarar vermeyece ktir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap suyla dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemele rini) bırakacak."(41)


Müslim’de yer alan bir rivayette de aynı şekilde onun, "domuzu öldüreceği, haçı kıracağı, cizyeyi kaldıracağı"(42) belirtilm ektedir.

Bu ve diğer rivayetle rde geçen haçı kırma, Hz. İsa’nın, akla, ilme ve hakikate ters hurafeler le aslı değiştirilen Hıristiyanlığı bunlardan arındırıp İslâmiyete dönüştüreceğine, teslisten kurtaracağına işaret eder.

Cizyeyi kaldırması ise, zamanında malın bollaşacağını gösterir. O geldiğinde mal öylesine bollaşır ki, cizye almaya bile gerek kalmaz. Bunu, Hıristiyanların, İslâmı kabul edecekler i şeklinde yorumlaya nlar da vardır. Çünkü Müslüman olanlarda n cizye alınmaz.

Zehirli hayvanların zehirleri nin alınması, kurtla kuzunun bir arada gezmesi gibi ifadeler barış atmosferi nin belirtile ridir. “Savaş da ağırlıklarını, yain silah ve malzemele rini bırakacak” ifadeleri nde olduğu gibi.

d. Deccalı öldürmesi
Hz. İsa'nın en büyük muvaffaki yetlerind en biri ise, Deccalı öldürmesidir. Hz. Mehdî’yle birlikte bunu gerçekleştirecektir.

Deccal'ın çıkışı, icraatı nasıl dehşetliyse, öldürülmesi de o ölçüde önemli ve sevindiri cidir.

Rivayete göre Resûl-i Ekrem (a.s.m.) Miraca çıktığında Hz. İsa'yla görüşmüş; Deccal söz konusu olmuş ve Hz. İsa şöyle demişti:
 

"Rabbim bana Deccalın çıkacağını haber verdi. Yanımda kadib ağacından yapılmış iki ok bulunacak . Deccal onları görünce kurşunun erimesi gibi eriyecekt ir."(43)


Bu hakikati, Resûl-i Ekrem Efendimiz de (a.s.m.) şöyle haber vermiştir:
 

"Allah'ın düşmanı olan Mesih-i Deccal, İsa Aleyhisse lâmı görünce, tuzun suda eridiği gibi erir. Hz. İsa, onu terk edip bıraksa bile helâk oluncaya kadar eriyip gidecekti r. Lâkin Allah, onu bizzat İsa Aleyhisse lâmın eliyle öldürür."(44)


Diğer birkaç rivayet de şöyledir:
 

“İsa (a.s.) gökten inecek, Deccalı öldürecek veya Hz. Mehdî’nin Deccalı öldürmesine yardım edecek.”(45)
“Mehdî, İsa (a.s.) ile beraber çıkacak, Filistin topraklarında Bab-ı Lüdd’e Deccalı öldürecek, Mehdî’nin Deccalı öldürmesine yardım edecektir ."(46)


Acaba bu hakîkat nasıl tecellî edecektir?
Önce Deccal çıkar, kademe kademe plânladığı sinsî icraatını yapmaya başlar. Istıraplı bir dönem başlar. Son derece sıkıntılı günler yaşanır.(47)

Evet, onun döneminde mü'minler şiddetli sıkıntı ve açlık çekerler. Afik Akabesine veya Şam'daki Duhan tepesine sığınmak zorunda kalırlar. İşte böyle bir zamanda Hz. İsa bir sabah namazı vakti gelir, Deccal onu görünce kurşunun eridiği gibi erir.(48)

Deccalın öldürüleceği yerin Afik Akabesi olması da enteresan dır. Hz. İsa burada şeytanla mücadele etmiş, sonunda Cenab-ı Hakkın yardımıyla gâlip gelmişti. Aynı yerde aynı şekilde Deccalı mağlup edecektir .(49)

İsa bin Meryem, iki eli iki meleğin omuzunda olarak Şam'ın doğusundaki minareye inecektir . Nefesinin ulaştığı her kâfir ölecektir. Deccalı da arayıp bulacak ve Lüd* kapısında öldürecektir.(50)

İbni Kesir'in belirttiğine göre Hz. İsa, hakkı temsil etmektedi r. Gün gelecek, onun sayesinde hak kuvvet bulacak ve Deccalizm i mağlup edecektir . Hadiste Lüd kapısının özellikle zikredilm esi İslâmın Yahudîlere (Deccal da Yahudîdir) galebe çalacağını göstermektedir. Çünkü Yahudîler en geniş şekliyle Deccalizm i temsil etmektedi rler ve Lüd onların hâkimiyeti altında bulunmakt adır.(51)

Fitneyi uyandırmak ve hâkimiyet kurmak maksadıyla dünyayı dolaşan, bir kısım istidracî harikalar gösteren Büyük Deccal, bütün bunlara rağmen Hz. İsa’nın elinden kurtulama yacaktır.

Rivayetle r, ayakbastığı her yeri, uğradığı her bölge insanını mânen bozup toplum hayatı için birer felâket unsuru haline getiren Deccal ve taraftarl arının dördüncü devrede artık iş yapamaz hale geleceğini, durumunu muhafazay a çalışacağını göstermektedir. Onun hakkından Hz. İsa gelecekti r. Evet, büyük Deccalı, o öldürecektir.

Bu nasıl gerçekleşecektir?

Bediüzzaman Hazretler inin belirttiğine göre bunun iki tevili vardır:
 

"Sihir ve manyetizm a ve ispirtizm a gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden (büyüleyip emri altına alan) o dehşetli Deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mûcizatlı ve umumun makbûlü bir zât olabilir ki; o zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamber i olan Hz. İsa Aleyhisse lâmdır.

İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisse lâmın kılıncı ile maktûl olan şahs-ı Deccalın, teşkil ettiği dehşetli maddiyunl uk (maddecili k) ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedece k, ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevînin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcedere k o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. "(52)


Evet, Hıristiyanlık dini üçlü bir Allah inancından kurtulup tek bir Allah inancına yönelecek, bir kısım hurafe ve saçmalıklardan arınacak, İslâmiyete inkılâb edecek, Kur'ân'a teslim olacak ve birlikte büyük bir kuvvet kazanarak dinsizlik fikrini yok edecekler dir.

Ancak herşey sebepler tahtında yürüyecektir. Çünkü sebepler dünyasında yaşıyoruz. Olup bitenleri n olağanüstü olarak gerçekleşeceği beklenmem elidir. Resûl-i Ekremin (a.s.m.) bile bütün işleri harika değildi. Ara sıra ve ihtiyaç ânında mûcize göstermekte, diğer zamanlard a nasıl davranmak gerekiyor sa öyle davranmak taydı. Yerine göre aç kalıyor, yerine göre de sıkıntılara göğüs geriyordu .

Hz. İsa'nın da bütün işlerinin olağanüstü olmasını beklememe liyiz. Yeri gelince elbet harikulâdelikler gösterecektir. Diğer zamanlard a ise günün şartlarını dikkate alacak, nerede, ne zaman ve nasıl davranılacaksa öyle davranaca ktır.

Deccal, dinsizliğin temsilcis i olduğu, onun bir komitesi, sistemi, rejimi bulunduğu ve bugün de bunun komünizm olarak tecellî ettiği bilindiğine göre, Hz. İsa'nın en büyük mücadelesinin dinsizlik, îmansızlığa ve komünizme karşı olacağı unutulmam alıdır.

Evet, Hz. İsa, dinsizliğin kökünü kurutacak, fikriyâtını yok edecektir . Bazı müfessirler, Nisa Sûresinde yer alan, "Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin"(53) âyetine dayanarak Ehl-i Kitabın, Hz. İsa'ya inanacakl arını belirtirl er. Aliyyü'l-Karî, bu âyeti izah ederken, Hz. İsa yeryüzüne indiğinde bütün dünyanın tek bir İslâm milleti haline geleceğini(54) belirtir. Mehmet Vehbi Efendi de Hz. İsa'nın Deccal çıktığı zaman gökyüzünden inip Deccalı öldüreceğini, sonra da bütün milletler in Hz. İsa'ya îman edip dünyanın ehl-i İslâm olacağını kaydeder.(55)

Âhirzamanda maddecili k ve tabiatçılığın kuvvet bulup yaygınlaştığı, Allah'ı inkâr edecek dereceye geldiği ve Deccal, bizzat bu komitenin başına geçtiği bir zamanda Hz. İsa vazifeye başlar. Allah'ı ve dini inkâr eden bu grubun kuvvetli göründüğü bir anda Hz. İsa'nın mânevî şahsiyetinden ibaret olan hakikî Hıristiyanlık dini, ortaya çıkan bu dinsizliğe karşı mücadele verir. Hz. Mehdî ile birleşerek Deccalı öldürürler. Yani hürafelerden arınmış Hıristiyanlıkla İslâm ittifak ederek Deccalın fikr-i küfrîsini öldürürler.

Bu durumu Bedîüzzaman Said Nursî, bizzât kendi ifadeleri yle şöyle anlatır:
 

"O cereyan (dinsizlik cereyanı) pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hz. İsa Aleyhisse lâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiye semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakîkate karşı tasaffî edecek, hürafattan ve tahrifatt an sıyrılacak, hakàik-i İslâmiye ile birleşecek; mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâb edecektir ... Ve Kur'ân'a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi, tâbi; ve İslâmiyet metbû (tâbi olunan) makamında kalacak. Din-i hak bu iltihak neticesin de azîm (büyük) bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan İsevîlik ve İslâmiyet; ittihad neticesin de, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisse lâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Küll-i Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadîr-i Küll-i Şey vaadetmiş, elbette yapacaktır."(56)

Evet, "Alem-i insaniyet te inkâr-ı ulûhiyet (Allah'ı inkâr) niyetiyle medeniyet ve mukaddesa t-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesin i, Hz. İsa Aleyhisse lâmın din-i hakikîsini İslâmiyet hakikatıyla birleştirmeğe çalışan hamiyetkâr ve fedâkâr bir İsevî cemaati nâmı altında ve ‘Müslüman İsevîleri’ ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesin i, Hz. İsa Aleyhisse lâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaraca ktır."(57)


Asıl mesele bir virüsle ölebilecek Deccalın şahsını öldürmek değil, mesleğini, kurduğu dinsizlik sistemini öldürebilmektir. Bu hususa da Şuâlar’da şöyle açıklık getirilir:
 

“Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesin e ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebattar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiş. Meselâ: ‘O kadar kuvvetlid ir ve devam eder; yalnız Hz. İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz” rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek; ancak semavî ve halis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hz. İsâ Aleyhisse lâmın nüzûlü ile o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.”(58)


Hz. İsa, Deccalı öldürdükten sonra insanlar ekseriyet le hak dine girecek, hak din bütün ağırlığıyla varlığını hissettir ecek, az önce geçen âyette belirtile n gerçek kendini gösterecektir.

Bütün bu bilgiler ışığında diyebilir iz ki, Hz. İsa, icraatını şahs-ı mânevîye dayanarak bir bir gerçekleştirmektedir. Dinsizliği yaymaya çalışan Deccal ve komitesi, onun ve Hz. Mehdînin karşısında bir buz gibi eridi ve erimeye devam edecek.

Yetmiş sene dünyaya kan kusturan, Rusya’nın bin yıllık mahsûlâtını bir çırpıda yıkan, mukaddes namına tahrip etmedik bir şey bırakmayan ateist rejim komünizmin uğradığı sevindiri ci âkibet, bu rivayetle rin bir nevi tasdiki, gözler önüne serilmesi değil midir?

Evet, fıtrata, âdetullaha zıt dinsizlik ölmek zorundaydı ve öldü. Rusya’nın bizzât kendisi de bu hakikat karşısında fazla direnemey ecektir. Çünkü, "İki dehşetli Harb-i Umûmînin neticesin de beşerde hâsıl olan bir intibah-ı kavî (kuvvetli uyanma) ve beşerin uyanması cihetiyle kat'iyyen dinsiz bir millet yaşamaz, Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakîkata dayanan hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur'an ile bir müsalaha (barış yapar) veya tâbî olabilir"(59) müjdesinin gerçekleşmeye başladığını bugün açık seçik görüyoruz..

e. Yahudîleri öldürmesi

"Deccal, beraberin de yetmiş bin Yahudî olduğu halde, gelecek. Hepsi de süslü kılınç kuşanmış, yeşil şallı olacaklar dır. Deccal, İsa Aleyhisse lâma bakınca, tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisse lâm da ona, 'Sana öyle bir darbem olacak ki, sen bundan kurtulama yacaksın' diyecek ve Lüdd'ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah, Yahudîleri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah'ın yarattığı yaratıklardan, arkasında bir Yahudînin saklanıp da Allah'ın konuşturmayacağı hiçbirşey kalmayaca ktır. 'Ey Allah'ın Müslüman kulu! Gel, onu öldür' demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan kalacaktır. Yalnız, 'Garkad' denilen ağaç müstesna. Bu, onların ağaçlarındandır. Konuşmayacaktır."(60)


Müslim'de yer alan bir hadiste de şöyle buyurulma ktadır:
 

"Müslümanlar ile Yahudîler arasında çok kanlı bir muharebe olmadıkça Kıyamet kopmaz. O muharebed e Müslümanlar, Yahudîleri tamamıyla kırıp öldürürler. Hattâ (bu kırıp öldürme o dereceye varır ki), bir Yahudî taş veya ağaç arkasına saklansa, o taş veya ağaç, 'Ey Müslüman! Ey Allah'ın kulu! Şu arkamdaki kişi bir Yahudîdir. Gel, onu öldür' diyecek olmasın. Garkad ağacı (büyük bir ağaç) müstesna. Çünkü o Yahudî ağacı nevindend ir."(61)


Dinsizlik rejimi olan komünizmin darbe yemesi demek, tarih boyunca yeryüzünü fesada veren; bozguncul uk ve karıştırıcılığıyla tanınan ve çağımızda da komünizmi dünyanın başına musallat eden Yahudîlerin darbe yemesi demek değil midir?

Kur'ân'da belirtild iği gibi, yaptıkları şer ve tahribat sebebiyle Allah'ın gazabına müstehak olan, zillet ve meskenat damgası yiyen bu milletin çağımızdaki fesadları geçmiş çağlardakileri topyekûn kusacak boyutta olduğu için, İlâhî cezaya da—sanıyoruz—o ölçüde müstehak hale gelmişlerdir. Komünizmin iflasıyla unutamaya cakları bir darbe yiyen Yahudîlerin, müstehak oldukları diğer cezaları ne zaman ve nasıl çekeceklerini zaman gösterecek.

f. Bolluk ve berekete vesile olması

Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber imiz, “Mesih’ten sonraki yaşayışa ne mutlu!” buyururla rken, bunun sebebini de anlatırlar: O gün geldiğinde gök yağmurlarını yağdırır, yer bitkileri ni bitirir. Öyle ki tohumu kaskatı bir taşın üstüne dahi atsan bitirir."(62)

Bu hadis-i şerif, Hz. Mehdî zamanında görülecek bu bolluğun sonra da devam edeceğini göstermektedir.

Evet, Hz. İsa’nın hâkimiyeti döneminin mazhar olduğu güzelliklerden sadece birkaçı bunlar. Bu güzelliklerden biri de bir rivayette belirtild iği gibi malın bollaşmasıdır.(63) Hem de öylesine bollaşacaktır ki, onu kabul edecek kimse bulunmaya caktır.(64)

İnsanlar şükre yöneldikleri için Allah da onlara bol bol vermekted ir. Diğer bir önemli sebep de savaşa harcanan paraların halkın hizmetine sunulmasıdır. Ayrıca o dönemde teknoloji geliştiği, tarım ve sanayide hamleler gerçekleştirildiği için üretim kat kat artacaktır.

Hz. İsa geldi mi?

Bediüzzaman, Hıristiyanlığın ya söneceğini, ya da hurafeler den arınıp Tevhide dönüşececeğini, İslâma terki silah edeceğini söyler.

Kanaati ikinci şıkkın gerçekleşeceği noktasındadır. Bunun gerçekleşmesi yolunda, Hıristiyanlığın geçmişten bugüne geçirdiği evreleri ise şöyle anlatır:
 

“Mükerreren (tekrar tekrar) yırtıldı, purutluğa tâ geldi, purutlukt a görmedi ona salâh verecek.
“Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü. Bir kısmı lâkin yakınlaştı Tevhide; onda felâh görecek,
“Hazırlanır şimdiden... Yırtılmaya başlıyor. Sönmezse safvet bulup İslâma mal olacak.
“Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz ve işaret: Fahr-i Resûl demişti: ‘İsa Şer’im (Şeriatim) ile amel edip ümmetimden olacak.’”(65)


Yukarıda bu hakikatin nasıl gerçekleştiğinin bir kısım örneklerini vermiştik. Bediüzzaman eserlerin de bu konuda oldukça örnekler verir. Bir eserinde, “Âhirzamanda Hz. İsa’nın (a.s.) din-i hakikisi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek”(66) der. Kur’ân, Asr-ı Saadette olduğu gibi, Ehl-i Kitabı yalnız Allah’a ibadet etme, Ona ortak koşmama gibi tek kelimede birleşmeye(67) davet etmekteyd i. Bu âyet asrımızda eskiye göre büyük ölçüde tatbikat bulmaya başladı. Cehalet ve körü körüne taklitçiliğin kırılıp yerini akıl, ilim, insaf ve hakperest liğe bırakmaya başladığı günümüzde, Hıristiyanlık dünyası da artık Kur’ân’ın bu emrine kulak vermeye başladılar.

Resûlullah, tâ Asr-ı Saadetten bu günleri görüp, “Âhirzamanda İsevîlerin hakiki dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacak larını”(68) bildirmişti. Konuyla ilgili hadis-i şeriflerden biri de şöyle:
 

“İstikbalde Rum ile emniyeti temin eden bir sulh akdedecek siniz ve birlikte ikinize de muhalif olan bir düşmana karşı savaşacaksınız.”(69)


İbni Mâce’de yer alan bir hadiste ise, savaşlar başgösterdiğinde Arap olmayanla rdan atları cins atların en kıymetlisi, silahları silahların en iyisi olan bir ordunun İslâmı teyid edeceği bildirilm ektedir.(70) Bu ordu, âhirzamanın büyük savaşları ânında, İslâma destek olan harp teknoliji si yüksek Hıristiyan bir devletin ordusu olamaz mı?

Nitekim Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşı esnasında komunizmi temsil eden Rusya’ya karşı mücadele veren, “Allah’a istinad edip dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim” diyen Almanya ve Bolşeviklere gâlibâne ve öldürücü darbe vuran içerisindeki muharip gruptan sitayişle söz etmiş, Hz. İsa’nın şahs-ı mânevîsinin bir nevi temsilcis i olduğunu zikretmiştir.(71)

Yetmiş-seksen yıldır ateizm adına hareket eden komünizmle ne İslâm ülkeleri ve ne de Hıristiyan ülkeler tek başlarına mukabele edebildil er. Onun için de ittifak zaruret oldu. Nato, Cento gibi kuruluşlar da bunun sonucunda doğdu.

Zaman bu zamandı. Bunu çok iyi hisseden Bediüzzaman, ehl-i îmana da, dindar ruhanîlere de bazı hakikatle ri hatırlatma ihtiyacı hissetmişti:
 

“Şimdi ehl-i îman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar rûhanîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilâf meseleler i nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor.”(72)

 

“Şu zamanda ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimi ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakiki dindar rûhanîleri ile dahi medar-ı ihtilâf noktaları, muvakkate n medar-ı münakaşa ve niza etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizler e karşı ittifaka muhtaçtırlar.”(73)


Misyonerl er, Hıristiyan ruhânîleri ve Kur’ân hizmetkârları çok dikkat etmeliydi ler. Çünkü Kuzeyden çıkan dinsizlik cereyanı, İslâmla İsevîliğin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek için Müslümanlarla misyonerl erin ittifakını bozmaya çalışıyordu. Bu cereyan, İslâmın halkı kollaması, zekâtı farz, fâizi haram kılması ve zulümden sakındırması gibi esaslarını kullanara k Müslümanları aldatıp onlara bir imtiyaz verip kendi tarafına çekebilirdi.(74)

İkinci Cihan Savaşının bir cephesind e dinsizlik rejimi komünizm vardı. Bir tarafta da Hıristiyan devletler i. Bediüzzaman bu yönüyle harbi değerlendirirken, “... Çünkü bu cihan harbinde iki hükümet küre-i arzın hâkimiyeti için mürafaa ve muhakeme dâvâsında bulunmala rı içinde iki muazzam dinin musalaha ve sulh mahkemesi ne barışmak dâvâsı açılarak ve dinsizliğin dehşetli cereyanı da semavî dinlerle mücahede-i azîmesi (büyük mücahedesi) başladı.”(75)

Durum nazikti. Düşman ise büyük ve dehşetli. İhtilâf edenler ne kadar kuvvetli olurlarsa olsunlar az kuvvetle alt edilebili rlerdi. “Deccalâne” cereyan ise iş başındaydı. Buna karşı Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak içerisinde olmaları gerekmekt eydi. Şöyle diyordu Bediüzzaman:
 

“Ehemmiyet li bir endişe ve bir tesellî kalbime geliyor ki: Bu geniş boğuşmaların neticesin de eski Harb-i Umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyet in istinadı, menbaı olan Avrupa’da Deccalâne bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi tesellîye medar; âlem-i İslâmın tam intibahıyla Yeni Dünyanın, Hıristiyanın hakiki dinini düstûr-u hareket ittihaz etmesiyle ve âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur’ân’la ittihad edip tâbi olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muâvenetle dayanıp inşaallah galebe eder.”(76)


Bu Deccalâne cereyan komünizmden başka birşey değildi. Dünya kurulalıdan bu yana “Din afyondur” zırvasını esas alıp bütün dinlere, mukaddesl ere böylesine savaş açan ikinci bir sistem görülmemişti. Nemrutlar a, Firavunla ra, Şeddatlara taş çıkartan bu sistem, önüne geleni yutarak gelişmiş, kuvvet bulmuş, dünyanın önemli bir kısmını istilâ etmişti. Böyle bir zamanda ne hak din mensupları olan Müslümanlar ve ne de Hıristiyanlar tek başlarına karşı koyabilec ek güce sahip değillerdi. Müslüman-Hıristiyan ittifakından başka yol olamazdı.

Eskiden Hıristiyan devletler i İttihad-ı İslâma taraftar değillerdi, fakat komünistlik ve anarşistlik çıktığı için hem Amerika, hem de Avrupa devletler i ittihad-ı İslâma da taraftar olmaya mecburdul ar.(77) söyler.

İttihad-ı İslâmın teşekkül etmesi demek ise Hz. Mehdî’nin şahs-ı mânevîsinin üç önemli vazifesi îman, hayat ve şeriatten ibaret olan üçüncüsü vazifesin in gerçekleşmesi demekti. Çünkü Hz. Mehdî’nin üçüncü vazifesi, hilafet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma binâ ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar a fedâkârlarla tatbik edilebili rdi.(78)

13 Aralık 1992’de papalık 627 sayfalık bir kitap yayınladı. Bütün kiliseler e dağıtılan bu kitaptan sadece Fransa’da 200 bin adet satıldı. Kitapta Hıristiyanlık İslâmiyet doğrultusunda yorumlanıyor. Fatiha Sûresinin de yer aldığı bu kitapta şöyle deniliyor:
 

“İnsanlar, diğer insanların yaptıkları kànunlara değil, İlâhî kanunlara itaat etmelidir ler.”


Tevhid inancının tüttüğü eserde teslis ise şöyle ele alınıyor:
 

“Teslis akidesini tek Allah inancına göre izah etmek imkânı kalmamıştır. Hazreti İsa, sadece Allah’ın kendisine tebliğ ettikleri ni nakleden bir peygamber dir.”


1967’den bu yana papalık “Dinler Arası Diyalog Konseyi Başkanı” sıfatıyla Müslümanların Ramazan bayramlarını tebrik ediyor. 1992 yılında yayınladığı tebliğ şöyleydi:
 

“Aziz Müslüman hemşireler ve kardeşler!

Sizlerin oruç ve namaza bağlılığınıza saygı duyan biz İsevîler, Allah’ın bir nimeti olan barış ve huzura kavuşmak için birlikte çalışmayı arzu ediyoruz.

Sizler mü’min ve Müslümanlar olarak farz olan Ramazan orucunu tutmanın verdiği yüksek duyguyla gâyet iyi biliyor ve idrak ediyorsun uz ki, gerçek huzur ve barışın temini Allah’tan gelen bir yardım ve nur olmadıkça mümkün değildir. O Allah ki, huzur, saadet ve barışın yegâne Rabbidir.

Cenab-ı Allah’a duâ ederiz ki, bizlere Müslümanlar ve İsevîler olarak karşılıklı yardımlaşma ve diyalog ile huzur ve barışı temin etmek için zorluklar a dayanacak bir güç ve kuvvet ihsan etsin.”


1996 yılında Dinlerara sı Diyalog Papalık Danışma Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze ise, Ramazan Bayramı münasebetiyle İslâm dünyasına yönelik mesajında, hem Müslümanların bayramlarını tebrik ediyor, hem de Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki ilişkilerin geliştirmesi, birbirler ine tahammülden öte daha ileri ve derin bir seviyeye varması gerektiğinden söz ediyordu. Papa Jean Paul’ün “Biz Hıristiyan ve Müslümanlar, genellikl e birbirimi zi yanlış anlamış ve geçmişte bazan birbirimi ze karşı gelmiş ve hatta polemik ve savaşlarla kendimizi tüketmişizdir” şeklindeki sözlerini nakleden Arinze, “Hafızalarımızı geçmişin olumsuz kalıntılarından kurtarma ve istikbale bakma vakti gelmiştir. Kim diğerini üzmüşse, buna pişman olarak af dilemelid ir. Karşılıklı olarak birbirimi zi affetmeli yiz” diyordu.(79)

Hz. İsa icraatını perdeler arkasında yürütüyor sanki. Demek ki gelmiş. Tabii ki imtihan sırrı gereği herkes onu tanıyamıyor. Onu ancak ona çok yakın olanlar tanıyabilecek.

Dipnotlar
---------------------------------------------------------
1. Luka İncili, 23.
2. Matta, 26:14-16.
3. Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, 3:1517-1518.
4. Al-i İmran Sûresi, 54-55.
5. Nisa Sûresi, 157-158.
6. Hz. İsa (a.s.) Peygamber Efendimiz (sav)’e ümmet olmak için inecektir . Hakiki İncil’de Muhammed aleyhissa latü vesselamın üstünlüklerini gören Hz. İsa, onun ümmetinden olmak için dua etmiş, Allah duasını kabul buyurmuş. (bk. Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Feza Gazetecil ik, 1996, 14/74; Herkese Lazım Olan İman, Ebü’l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. Ahmed Halid-i Bağdadi, 1242/1827 ; Trc: Kemahlı Feyzullah Efendi, 6. bsk., İstanbul, 1989)
7. Said Havva, A.g.e., 9:336.
8. A.g.e., s. 420.
9. İbni Mâce, 10:338.
10. Müslim, 2:58.
11. Sıddık Hasan Han, es-Seyyid Muhammed Sıddık el-Kannucî, el-İzaa (Kahire: 1407/1986), s. 114; Said Havva, A.g.e., 9:335-336, 446.
12. Said Havva, A.g.e., 9:445.
13. Kittânî, A.g.e., s. 147.
14. İbni Mâce, 10:338.
15. et-Teftazanî, Mes’ûd bin Ömer bin Abdillah, Şerhu'l-Makasıd (İstanbul: 1277), Hatime: 8; 2:307.
16. Zuhruf Sûresi, 61.
17. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 39.
18. Buharî, Büyû: 102; Mezalim: 31; Enbiya: 49; Müslim, Kitabü'l-İman: 242; Ebû Davud, Melahim: 14.
19. Buharî, Mezalim: 31; Büyu’: 102; Müslim, Îman: 242-243; İbni Mâce, Fiten: 33.
20. Müsned, 3:387; el-Fıkhü'l-Ekber Aliyyü'l-Karî Şerhi Terc., s. 284.
21. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 34.
22. el-Heytemî, A.g.e., s. 68.
23. İmam-ı Rabbanî, Mektûbât, 2:1309.
24. İbni Mâce, 10:338.
25. Şârânî, Muhtasaru Tezkiretü'l-Kurtubî Terc., s. 500.
26. Said Havva, A.g.e., 9:338.
27. Sahih-i Buharî Terc. 1:83 (H. 1406, 5:208); el-Fethu’l-Kebîr, 2:143.
28. Buharî, Kitabü'l-Enbiya (Babü nüzûl-i İsâ): 60, 4:324; Müslim, 2:56.
29. İbni Hacer, el-Feth, 6:491.
30. Müslim, Îman: 247; Suyûtî, Celaleddi n Abdurrahm an, el-Havî li’l-Fetâvâ, I-II (Beyrut: 1983), 2:83.
31. el-Heytemî, A.g.e., s. 64.
32. el-Fıkhu'l-Ekber Aliyyü'l-Karî Şerhi Terc., s. 284.
33. Şuâlar, s. 507.
34. Nursî, Mektûbât, s. 13.
35. İbni Mâce, 10:323.
36. Müsned, 2: 437; 6:75.
37. Müsned, 2:482-483.
38. Müslim, Kitabü'l-İman: 243.
39. Buharî, Büyû: 102; Mezalim: 31; Enbiya: 49; Müslim, Kitabü'l-İman: 242; Ebû Davud, Melahim: 14.
40. Canan, A.g.e., (İstanbul: Feza Gazetecil ik A.Ş., 1996), 14:73.
41. Müsned, 2:437; Muh. Tezkiretü'l-Kurtubî, s. 498.
42. Müslim, Kitabü'l-İman: 243.
43. Abdullah bin Mes'ûd, Tefsîru İbni Mes'ûd, s. 243.
44. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 34.
45. Kittânî, A.g.e., s. 145.
46. Kitabü’l-Bürhan, s. 105.
47. Müsned, 6:125, 435; Müslim, Fiten: 110.
48. Müsned, 3:368; 4:216-217.
49. Sarıtoprak, A.g.e., s. 128.
* Lüd, Kudüs'e 68 km uzaklıkta on beş bin nüfuslu bir kasabadır.
50. Müslim, Fiten: 110; Tirmizî, Fiten: 59, 62; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 2:66; 6:455-456.
51. İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye, 1:158.
52. Nursî, Şuâlar, s. 506-507.
53. Nisa Sûresi, 61.
54. el-Fıkhu'l-Ekber Aliyyü'l-Karî Şerhi Terc., s. 284.
55. Mehmet Vehbi, Hülasatü'l-Beyan, 3-4: 1109.
56. Mektûbât, s. 54.
57. Nursî, Mektûbât, s. 413.
58. Nursî, Şuâlar, s. 581.
59. Nursî, Emirdağ Lâhikası, 2:71.
60. İbni Mace, Fiten: 33.
61. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 82.
62. el-Münavî, Feyzü’l-Kadîr, 4:275.
63. Müslim, Kitabü'l-İman: 243.
64. Tirmizî, 4:93; İbni Mâce, 10:340.
65. Nursî, Sözler, s. 723.
66. Nursî, Kastamonu Lahikası, s. 111.
67. Âl-i İmran Sûresi, 64.
68. Nursî, İhlas Risaleler i, s. 24.
69. Tac Tercümesi, H. 960; İbni Mâce, H. 4089.
70. İbni Mâce, H. 4090.
71. Nursî, Kastamonu Lâhikası, 53-54.
72. Nursî, Emirdağ Lâhikası, 1:206.
73. Nursî, İhlas Risaleler i, s. 24; Lem’alar, s. 151.
74. Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 159.
75. Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 191.
76. Nursî, Emirdağ Lâhikası, 1:53.
77. A.g.e., 2:54.
78. Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 11.
79. 17 Şubat 1996, Yeni Asya.
Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
LinkBacks Enabled by LordReco | FoRuMBoL Themes